Tunus'ta siyasi durum istikrar kazanacak mı?

Ülke bir beka sınavında

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

Tunus'ta siyasi durum istikrar kazanacak mı?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'in ülkede olağanüstü hâl (OHAL) ilan etmesinin dördüncü yıldönümünde, başkent Tunus'ta protesto gösterisi düzenleyen protestocular, 25 Temmuz 2025 (Reuters)

Sabina Henneberg

Tunus’ta Cumhurbaşkanı Kays Said'in liderliğindeki hükümetin 2011 sonrası ortaya çıkan demokratik sistemin yeniden şekillendirilmesinden dört yıl sonra ilk kez seçilmesinin üzerinden altı yıl geçti ve halen büyük ölçüde sağlam bir konuma sahip görünüyor. Cumhurbaşkanı Said, iktidarına yönelik doğrudan bir tehditle karşı karşıya değil, çünkü muhaliflerinin ve onu eleştirenlerin çoğu ya sürgünde ya da hapiste. Geri kalanlar ise oldukça dikkatli davranıyor. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı Said, sosyal adalet konusundaki vaatlerini yerine getirememesi ve bunu gerçekleştirmek için net bir planının olmaması nedeniyle popülaritesinin düşerken bu düşüşün devam etmesi bekleniyor. Aynı zamanda, muhalefete yönelik dozu giderek yükselen sert uygulamaları nedeniyle Kays’a duyulan öfke de giderek büyüyor.

Tunus’ta ulaştırma sektöründe üç gün süren bir grev yapıldı. Daha önce geniş bir nüfuza sahip olan ve iç çatışmalar nedeniyle kamuoyundan uzun bir süre uzak kalan Tunus Genel İşçi Sendikası (UGTT) ile Cumhurbaşkanı Said arasında ağustos ayı başlarından itibaren yıllardır yapılan bu ilk grev nedeniyle gerginlik tırmanmaya başladı. Grev, taraflar arasında karşılıklı olarak sert suçlamaların yapılmasına neden oldu. Burada akıllara Cumhurbaşkanı Said'in rakiplerini susturmak için yargı organlarını yeniden kullanmayı başarıp başaramayacağı ve bu köklü ve geniş güvene sahip kuruma karşı eleştirilerinin kendisine yönelik daha kapsamlı bir seferberliği tetikleyip tetiklemeyeceği soruları geliyor.

Birçok gözlemci, devletin idari yapısının son derece kırılgan olduğunu düşünüyor. Cumhurbaşkanı Said, tam kontrole sahip olduğu yanılsamasını sürdürmeye çalışsa da birçok kişi onun devlet içinde sınırlı sayıdaki kuruma bağlı olduğunu düşünüyor. Bunların başında, tutuklama emirlerini uygulayan ve yasadışı göçle mücadele kampanyalarını yürüten polis geliyor. Göçle mücadele, Said yönetiminin insan hakları siciliyle ilgili Avrupa’nın daha katı eleştirilerinden kaçınmasını sağladı. Said’e yöneltilen eleştiriler arasında, bireylerin adil yargılanma hakkından mahrum bırakılması da bulunuyor. Ayrıca, cumhurbaşkanını korumakla görevli Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’nın, bazı muhaliflerin hapsedilmesi için bahane olarak kullanılan komplo iddialarının arkasında olduğundan şüpheleniliyor. Aynı muhalifler, Cumhurbaşkanlığı Muhafızları’nın bazı üyelerinin çıkarlarına tehdit oluşturabilecek kişiler. Ancak bu kurumlardan birinin cumhurbaşkanına karşı ayaklanması halinde tüm siyasi yapının çökeceğine şüphe yok.

“Siyaset veya siyasi elitler arasındaki tartışmalarla ilgilenmeyen kesimler arasında dahi halk desteği olduğuna dair hiçbir işaret bulunmuyor.

Siyaset veya siyasi elitler arasındaki tartışmalarla ilgilenmeyen kesimler arasında dahi halk desteği olduğuna dair hiçbir işaret bulunmuyor. Güvenilir anket verilerinin yokluğunda seçimlere katılımın çok düşük olması, Cumhurbaşkanı Said'in halktan geniş tabanlı bir destek toplayamadığını gösteriyor. Son olarak Bizerte şehrinin bir bölgesinde yapılan yerel seçimlerde katılım oranı yüzde 2'yi geçemedi. Dahası, Said’in yönetim stratejisi yaşam koşullarını iyileştirmede de başarısız olurken yoksulları desteklediği söylenen bazı politikalar ters sonuçlar doğurdu. Örneğin, işverenleri geçici çalışanların sözleşmelerini doğrudan kalıcı sözleşmelere dönüştürmeye zorlayan yeni iş kanunu, uygulanmasının zorluğu nedeniyle binlerce kişinin işten çıkarılmasına yol açtı. Raporlara göre temizlik ve güvenlik işleri için büyük ölçüde geçici işgücüne bağımlı olan bazı yerel ve uluslararası şirketler Tunus'tan ayrıldı veya ayrılmayı planlıyor. Bu arada Cumhurbaşkanı Said, güvenilir ve tutarlı bir ekonomik vizyon sunmakta da başarılı olamadı.

Görsel kaldırıldı.
Cumhurbaşkanı Kays Said, Tunus Parlamentosu önünde ikinci dönemi için yemin ederken, 21 Ekim 2024 (Reuters)

Bazı Tunuslular, devletin zayıflığı nedeniyle vatandaşlara yönelik kötü muamelenin arttığına dair işaretler olduğuna dikkati çekiyor. Aşırı kalabalık olan hapishanelerde sadece iki hafta içinde üç mahkum gerekli tıbbi bakımı alamadıkları için öldü.

İdeolojik ve şahsi görüş ayrılıklarının aşılması gerektiği hissediliyor, ancak bazı sol akımlar siyasal İslamcılarla iş birliği yapmayı hâlâ reddediyor.

Ancak olası bir kaosun patlak vermesine yönelik işaretlere rağmen, diğer faktörler mevcut durumun en azından öngörülebilir gelecekte devam edeceğini gösteriyor. Said, Tunus kamuoyunun bazı kesimleri için çekici kılan bazı özelliklerini halen koruyor. Birçok Tunuslu, Said'in kurumsallık karşıtı geçmişini ve adalete bağlılık iddiasını, 2011 sonrası dönemde yaşanan aşırılıklarla bir kopuş olarak görüyor. Kısacası, Tunuslular ona karşı büyük bir coşku göstermiyor olsa da onu tamamen reddetme konusunda da güçlü bir istek göstermiyorlar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Cumhurbaşkanı Said’in dış aktörlerle sürdürdüğü iş birliği, zaman zaman Batı karşıtı söylemleriyle eylemlerini uyumlu hale getirme ve ulusal egemenliği koruma konusundaki ısrarıyla çelişse de iç krizlerden çıkması için geçici bir fırsat sunabilir. Burada özellikle Tunus ile İtalya arasında deniz altından elektrik kablosu döşenmesini amaçlayan, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen ELMED projesi öne çıkıyor. Bu proje, Tunus'un Cezayir’den ithal edilen doğalgaza olan bağımlılığının azaltılmasına ve birçok kişinin sorunlu bulduğu iki ülke arasındaki ilişkinin niteliğini değiştirmesine yardımcı olabilir. Zira aynı kişiler, Cezayir'in Tunus'un kırılgan mali durumunu, siyasi kazançlar karşılığında doğalgaz ve finansman sağlamak için kullandığını düşünüyor. Bu tür projeler, uzun vadeli ve nispeten sakin nitelikleri sayesinde, hükümeti büyük veya tartışmalı adımlar atmaya zorlamadan bu bağımlılığı azaltabilir. Ayrıca, 2023 yılında AB ile Tunus arasında imzalanan ve geniş çaplı itirazlara neden olan göç anlaşması gibi önceki anlaşmaların getireceği risklerden kaçınmasını da sağlayabilir.

Görsel kaldırıldı.
Başkent Tunus'taki bir oy verme merkezinde oy kullanan Tunuslu bir kadın, 6 Ekim 2019 (AFP)

Öte yandan geleneksel siyasi muhalefet hâlâ ciddi bölünmeler yaşıyor. Bazı muhalefet liderleri son zamanlarda Cumhurbaşkanı Said'e karşı ortak bir cephe oluşturmak için ilk adımları atmaya başlamış ve farklı muhalefet grupları arasında görüşmeler yapıldığına dair haberler artmış olsa da bu adımlar halen sınırlı kalmaya devam ediyor. İdeolojik ve şahsi görüş ayrılıklarını aşmanın gerekliliği konusunda bir farkındalık oluşmaya başlasa da bazı sol akımlar, siyasi projelerinin önündeki engel olarak gördükleri siyasal İslamcılarla iş birliği yapmayı reddetmeye devam ediyor.

Bu karmaşık tablo karşısında, yakın ve orta vadede üç olası senaryo söz konusu. Bunlardan birincisi, muhalefetin zayıflığı ve net bir alternatifin olmaması. İkincisi, temel hizmetlerin gerilemesi ve satın alma gücünün krizinin derinleşmesi halinde, özellikle sendikaların devreye girmesi veya protestoları destekleyen yeni muhalefet ittifaklarının ortaya çıkması halinde, toplumsal bir patlamanın yaşanması olasılığıyken üçüncü senaryo ise, güvenlik güçleri veya yönetim bileşenleri arasında anlaşmazlıklar çıkması durumunda, yönetici elit içinde bölünme olasılığıdır. Bu da ani bir iktidar krizine yol açarak beklenmedik bir çatışmanın kapılarını açabilir.

Tunus bugün, liderlik değişikliğinin ötesinde, sosyal sözleşmenin yeni temeller üzerine yeniden inşa edilmesini gerektiren bir beka sınavıyla karşı karşıya.

Böylece Tunus, ekonomik krizin baskısı ve siyasi kutuplaşmanın tehlikeleri arasında sıkışıp kalırken, hükümet ve muhalefet daha fazla bölünmeye tahammül edemeyecek kadar kırılgan bir zeminde hareket ediyor.

Tunus siyasetinde gelecekte çeşitli şekillerde radikal bir dönüşüm yaşanabilir. Olası senaryolardan biri, sistemin bileşenleri arasındaki güvensizlik nedeniyle sistemin içinden bir ayaklanma çıkması. Tunus geçmişte benzer durumlar yaşamış ve bunların bazıları başarılı bazılarıysa başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu tür bir iç değişim, geleneksel bir askeri darbe şeklinde olmasa bile, güç dengelerinde ani bir değişime yol açabilir, ancak muhtemelen daha demokratik bir hükümetin kurulması yerine daha otoriter bir yönetimin önünü açabilir.

Görsel kaldırıldı.
Tunus’ta Cumhurbaşkanı Said'in ilan ettiği OHAL’in dördüncü yıldönümünde düzenlenen protesto gösterilerinden bir kare, 25 Temmuz 2025 (Reuters)

Bir diğer olası senaryo da sosyal ve ekonomik koşulların sürekli kötüleşmesi sonucu geniş çaplı halk protestolarının patlak vermesi. Tunus'ta ‘protesto mevsimi’ genellikle eylül ayında başlar ve ocak ayında zirveye ulaşır. Ancak yeni bir ayaklanma bu takvimin dışında spontane olarak gerçekleşebilir ve muhtemelen ayaklanma olayları yaşanabilir. Bu bağlamda, halkın öfkesini düzenli bir değişim sürecine yönlendirebilecek birleşik bir liderliğin olmaması, özellikle siyasi ve sendikal güçlerin zayıflığı ve rejimin tekrarlanan baskı kampanyalarıyla korku ortamı yaratmayı başarması nedeniyle, en önemli zorluklardan biri olmaya devam ediyor.

Olası üçüncü senaryo ise en iyimser olanı olsa da aynı zamanda gerçekleşmesi en zor olanı. Bu senaryoda muhalefetin yaşadığı derin bölünmeleri aşarak, uygulanabilir bir geçiş planı hazırlayabilecek etkili bir ittifak kurması olasılığı yer alıyor. Böyle bir ittifak iktidarla müzakereler yoluyla veya artan halk baskısı ve siyasi baskı altında Said'in çekilmesiyle gerçekleşebilir. Ancak bu senaryo, gerçekleşse bile, siyasi elitlere karşı devam eden güven kaybından, halkın 2011 sonrası kaosun tekrarlanmasından duyduğu korkuya ve kapsamlı krizden çıkmak için net ve ikna edici bir vizyonun yokluğuna kadar birçok zorlukla dolu olmaya devam edecek.

Temel sorun, mevcut iktidarın düşmesinin sürdürülebilir bir çözüme ulaşmayı garanti etmemesi. Net bir alternatifin olmaması, bölünmelerin devam etmesi ve halkın reformlara olan ilgisinin azalması, herhangi bir siyasi değişimi riskli bir maceraya dönüştürüyor. Bu yüzden Tunus'un bugün liderlik değişikliğinin ötesinde, istikrar ihtiyacı ile demokratik dönüşüm gereklilikleri arasında denge kuran yeni temeller üzerinde sosyal sözleşmeyi yeniden inşa etmeyi gerektiren bir beka sınavıyla karşı karşıya olduğu söylenebilir. Bu zorlu bir denklem olsa da imkansız değil.



Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
TT

Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)

Ukrayna barış görüşmeleri dün Cenevre'de başladı ve gözlemciler bu görüşmelerin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ve son dönemde üzerinde değişiklikler yapılan plana dayalı siyasi çözüm için temel bir çerçeve oluşturulması açısından çok önemli olacağını öngörüyor.

Bu, Rusya, Ukrayna ve Amerika Birleşik Devletleri'ni bir araya getiren üçüncü doğrudan müzakere turu. Daha önce Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de düzenlenen iki tur müzakere, çözümsüz kalan konularda görüşleri uzlaştırmada başarısız olmuştu.

Kremlin, erken tahminlerden kaçınılması gerektiğini belirterek, "Taraflar çarşamba günü (bugün) çalışmalarına devam edecekler" dedi.

Başkan Trump ise Kiev'i müzakereye ve "hızlı bir şekilde" anlaşmaya varmaya çağırdı.


85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
TT

85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler'de 85 ülke, işgal altındaki Batı Şeria'da "yasadışı varlığını genişletmeyi" amaçlayan yeni önlemler aldığı gerekçesiyle dün İsrail'i ortak bir bildiriyle kınadı ve Filistin topraklarının ilhakının "demografik değişikliklere" yol açabileceği endişesini dile getirdi.

İsrail'in yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştıran önlemleri onaylamasından bir hafta sonra, İsrail hükümeti pazar günü, 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da arazi kayıt sürecini hızlandırmaya karar verdi.

Fransa, Çin, Suudi Arabistan ve Rusya da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler'in 85 üye ülkesi ve Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi çok sayıda kuruluş, "İsrail'in Batı Şeria'daki yasadışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve eylemlerini" kınadı.

New York'ta yayınlanan açıklamada ülkeler, "bu kararların İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmadığını ve derhal geri alınması gerektiğini" belirterek, her türlü ilhak biçimine kesin olarak karşı olduklarını ifade ettiler.

 Ayrıca, "her türlü ilhak biçimine şiddetle karşı olduklarını" yinelediler.

Açıklama şöyle devam etti: “1967’den beri işgal altında olan Filistin topraklarının, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, demografik yapısını, karakterini ve yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm önlemleri reddettiğimizi yineliyoruz.”

“Bu politikalar uluslararası hukukun ihlalini teşkil etmekte, bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik devam eden çabaları baltalamakta ve çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşmasına ulaşma olasılığını tehdit etmektedir” uyarısında bulundu.

BM Genel Sekreteri António Guterres pazartesi günü İsrail'i "sadece istikrarsızlaştırıcı olmakla kalmayıp, Uluslararası Adalet Divanı'nın da teyit ettiği gibi yasadışı olan yeni önlemlerini derhal geri çekmeye" çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yerleşim faaliyetleri 1967'den bu yana tüm İsrail hükümetleri altında devam etti, ancak özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşından bu yana, İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olan Binyamin Netanyahu'nun mevcut hükümeti altında hızı önemli ölçüde arttı.

İsrail'in işgal edip ilhak ettiği Doğu Kudüs dışında, Batı Şeria'da yaklaşık üç milyon Filistinlinin arasında 500 binden fazla İsrailli yaşıyor ve bu yerleşim yerleri Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediliyor.


İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek
TT

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

İran ve Rusya yarın Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde askeri tatbikat gerçekleştirecek

 

İran yarın müttefiki Rusya ile birlikte Umman Denizi’nde ortak deniz tatbikatı düzenleyecek. Bu bilgi, İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’nın (ISNA) bugün aktardığı askeri yetkili beyanıyla duyuruldu. Tatbikat, ABD ile İran arasında gerçekleştirilen görüşme oturumunun hemen ardından geliyor.

Askeri Sözcü Hasan Maksudlu, ortak deniz tatbikatının Umman Denizi ve Hint Okyanusu’nun kuzeyinde yapılacağını ve ‘bölgedeki deniz güvenliğini ve iki ülkenin donanma birlikleri arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi’ amaçladığını açıkladı. Sözcü, tatbikatın süresine dair bir bilgi vermedi.

İran, iki gün önce (pazartesi), stratejik Hürmüz Boğazı’nda Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) denetiminde başlayan tatbikatları duyurmuştu.

İranlı yetkililer, özellikle Tahran ile Washington arasındaki gerilimin yükseldiği dönemlerde, dünyanın önemli petrol ve gaz nakil güzergâhlarından biri olan bu boğazı kapatmakla tehdit etmişti. İran televizyonu, askeri tatbikatlar sırasında boğazın dün birkaç saatliğine ‘güvenlik’ gerekçesiyle kapatıldığını bildirdi.

ABD, İran ile devam eden görüşmeler sırasında iki ülke arasında anlaşmaya varılamaması durumunda askeri müdahale tehdidi çerçevesinde, Arap Körfezi sularına büyük bir donanma gücü yerleştirdi.

Görüşmeler, şubat ayı başında Umman himayesinde yeniden başladı. Bu, haziran ayında Israil’in İran’a yönelik yürüttüğü savaşın ardından yapılan ilk oturumdu. O dönemde Washington, İran’ın nükleer tesislerini bombalamış; Tahran ise karşılık olarak İsrail ve bölgedeki Amerikan üslerini hedef almıştı.

İran, görüşmelerin yalnızca nükleer programla sınırlı olduğunu vurgularken, Washington, görüşmelere İran’ın balistik füze programı ve Ortadoğu’daki silahlı gruplara -özellikle Hizbullah- desteğinin de dahil edilmesini talep ediyor.