İsrail hükümeti sığınağa girdi, esir takası gündemden düştü

Yemen Başbakanı Ahmed Galib er-Rehavi ve Hamas’ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde’nin öldürülmesine ve Gazze'deki operasyonların genişlemesine misilleme olarak Husilerin ve Hamas’ın roketli saldırılar düzenlemesi bekleniyor

Netanyahu ve hükümetindeki bakanlar, Hamas ile kısmi bir anlaşma önerisini değerlendirmeyi reddettiklerini açıkça ifade ettiler (AFP)
Netanyahu ve hükümetindeki bakanlar, Hamas ile kısmi bir anlaşma önerisini değerlendirmeyi reddettiklerini açıkça ifade ettiler (AFP)
TT

İsrail hükümeti sığınağa girdi, esir takası gündemden düştü

Netanyahu ve hükümetindeki bakanlar, Hamas ile kısmi bir anlaşma önerisini değerlendirmeyi reddettiklerini açıkça ifade ettiler (AFP)
Netanyahu ve hükümetindeki bakanlar, Hamas ile kısmi bir anlaşma önerisini değerlendirmeyi reddettiklerini açıkça ifade ettiler (AFP)

Emel Şehade

İsrailliler pazar sabahına İsrail'in İran'a saldırısının ardından yaşanan dönemi ve güvenlik gerginliğinin aniden artmasını anımsatan savaş benzeri bir atmosferle uyandılar. İsrailli siyasi ve askeri yetkililer, Gazze ve Yemen'e yönelik olağanüstü saldırıların yanı sıra içerideki protestoların ve siyasiler ile ordu arasındaki anlaşmazlıkların tırmandığı bir dönemde, İsrail Hava Kuvvetleri'nin Yemen'e düzenlediği ve atanmış hükümetin Başbakanı Ahmed Galib er-Rehavi ile bazı bakanların ölümüne yol açan saldırılara misilleme olarak İsrail'in yoğun bir roket saldırısına maruz kalacağını öngören güvenlik raporlarının ardından Yemen füzelerinin tehdidinden korunmak için Aksa Tufanı Operasyonu’ndan sonra başlayan savaşın başlarında kurulan siperlere geri dönülmesi kararı aldılar. Öte yandan Gazze'ye yönelik saldırılar daha da yoğunlaştı ve Hamas'ın askeri kanadı İzzettin el-Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde’yi hedef alan bir operasyonda binalar ve yerleşim alanları bombalandı. Ebu Ubeyde öldürüldü, onlarca kişi yaralandı. Bunun yanında Gazze şehrine ateş hattı uygulandı ve işgal için şehir sakinlerinin tahliyesinin tamamlanması yönünde ilerleme kaydedildi.

Kuzey cephesinde, özellikle Lübnan sınırındaki kasabalarda yaşayanlar, Lübnan ile ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana eşi benzeri görülmemiş büyük patlama sesleriyle uyandılar. Onlarca kişi patlamaların korkusuyla derhal güvenli yerler arayışına girdi. Daha sonra ordu aracılığıyla, bunların İsrail'in Hizbullah'ın kendisini saldırı kapasitesini güçlendirmek için kullandığını iddia ettiği altyapı ve tünelleri hedef alan saldırılar sonucu Lübnan'ın güneyinde meydana gelen patlamaların sesleri olduğu anlaşıldı.

Yemen'in hesabı İran'ınkine benziyor

İsrail, Yemen'e yönelik askeri operasyonun yoğunlaştırırken, hedeflerini Husilerin askeri altyapısını ve füze cephaneliğini yok etmekten suikastlara çevirdi. Tüm bunlar, İsrail'in Husilere karşı savaşı kazanmanın çok zor olduğunu kabul eden raporlarına rağmen gerçekleşti, çünkü bu savaş İsraillilerin ‘gerilla savaşı’ olarak adlandırdığı bir yapıda gerçekleşiyor.

Bir rapora göre İsrail Hava Kuvvetleri, Husilerin askeri faaliyetlerinin niteliği ve füzelerin bilinmeyen yeraltı tesislerinde saklandığı gerekçesiyle Husilerin füze cephaneliğini imha edemeyecekti. Ancak, hükümet ve İsrail'in Güvenlik İşleri İçin Küçültülmüş Bakanlar Kurulu (KABİNET) toplantılarının yapıldığı yerin değiştirilmesine ilişkin karar alınmadan önce, Savunma Bakanı Yisrael Katz Yemen'e yönelik gerilimin dozunu yüksek tutarak yaptığı açıklamada, İsrail Hava Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırıların ‘Yemen'deki Husi terör örgütünün üst düzey güvenlik ve siyasi liderlerini hedef almada’ başarılı olduğunu övünerek söyledi. Katz, operasyonu ordunun ‘cesur ve parlak’ bir hamlesi olarak nitelendirdi.

Yemen'in yönetiminin ‘Tahran yönetimi gibi olduğunu’ söyleyen Katz, düzenlenen operasyonun başlangıç olmadığını, daha geniş ve daha yoğun operasyonların geleceğini belirtti.

İsrailli Bakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Husiler İsrail'i tehdit eden ve zarar verenlerin birçok kez acı çekeceğini zor yoldan öğrenecekler ve bu operasyonların ne zaman sona ereceğini belirlemeyecekler. Karar verdik ve tüm alanlarda ‘seni öldürmek için ayağa kalkan varsa, onu önce sen öldür’ şeklindeki tek bir net mesajla saldırgan bir politika uygulamaya devam edeceğiz.”

Tevrat'ta geçen bir terim kullanarak, Mısır'da yaşanan on beladan biri olarak Mısırlıların tüm ilk doğan oğullarının öldüğü belanın geleceği uyarısında bulunan Katz, “İşte buradayız, uyarıyı yerine getiriyoruz. Husi başbakanı ve bakanların çoğunu ve diğer üst düzey yetkilileri ortadan kaldırdık, birçok kişi de yaralandı” dedi.

Anlaşma arayışı yok

Bir yandan Katz'ın tehditlerinin, diğer yandan patlama seslerinin körüklediği savaş ortamında İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ni işgal etme planını başlatmasıyla Gazze, İsrail için en büyük tehdit olmaya devam ediyor. Öte yandan Gazze Şeridi’nde tutulan İsrailli rehinelerin kurtarılması için düzenlenen protesto gösterilerinin organizatörleri, Rehine Aileleri Forumu ve İsrailli destekçileri yakın gelecekte bir anlaşmanın olacağına dair tüm umutlarını yitirirken protestolarını sürdürüyorlar.

Karar vericileri bir anlaşmaya varmaya ikna etme çabaları yoğunlaşırken İsrail güvenlik servislerinin başkanları tarafından siyasi liderlere sunulan bir güvenlik raporunda, Gazze'deki işgalin tırmanmasının halen tünellerde hayatta olan 20 rehine ve savaş sahasındaki askerler için tehlikelerine işaret edildi.

‘Gizli ve güvenli’ bir sığınakta düzenlenen KABİNET toplantısına katılmaya karar veren güvenlik kurumlarının başkanları, planlanan operasyonların Gazze'deki askerler ve rehinelerin hayatları için tehlike oluşturduğuna inanan Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir'i destekleyen ortak bir tutum sergilediler. Sundukları raporda, hiçbir askeri operasyonun rehinelerin kurtarılmasını sağlamayacağı aksine plan dahilindeki çatışmaların ve operasyonların yoğunlaşmasının rehinelerin hayatlarını tehdit ettiğini belirttiler.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre güvenlik kurumlarının başkanları, acil bir anlaşma üzerinde çalışarak Gazze'nin işgaline alternatif bir çözüm önerdiler ve karar vericilerden İsrail'de gündeme getirilen ‘hükümet Hamas'ın iki haftayı aşkın bir süre önce verdiği yanıtı neden tartışmadı ve karar vericiler orduya gerçekleştirmesini tavsiye ettikleri askeri operasyon için ne gibi garantiler verdi?’ sorusunu yanıtlamalarını istediler.

Başbakan Binyamin Netanyahu ve hükümetindeki bakanlar, anlaşma için kısmi önerileri değerlendirmeyi reddettiklerini açıkça belirtirken savaşın İsrail'in şartlarına göre sona ermesi koşuluyla, hayatta olan ve ölen 48 rehineyi tek seferde iade edecek kapsamlı bir anlaşmayı görüşmeye hazır olduklarını açıkladılar.

Öte yandan İsrailli güvenlik yetkilileri, hükümetin ve bakanların, Gazze'yi işgal etmek için onaylanan plan çerçevesinde artan askeri operasyonların Hamas'ı önemli bir baskı altına alarak İsrail'in anlaşma şartlarını kabul etmeye zorlayacağı yönündeki görüşüne karşı çıktılar. Güvenlik yetkililerine göre bu tür bir düşünce ve savaşın sürdürülmesi, kaçırılanların ve askerlerin hayatlarıyla kumar oynamak anlamına geliyor.

Kabinet, Gazze'deki savaşın yanı sıra Fransa, İngiltere, Kanada ve Avustralya başta olmak üzere Batılı ülkelerin eylül ayında yapılması planlanan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul toplantıları sırasında Filistin devletini tanıyacaklarına dair yaptıkları açıklamalara misilleme olarak İsrail'in atacağı adımları da görüştü.

Bakanların kamuoyu önünde açıkladıkları adımlar arasında Batı Şeria'daki toprakların ilhak edilmesi, Filistin Yönetimi'ne yaptırımlar uygulanması veya uluslararası muhalefete rağmen Kudüs'ün doğusundaki Han el-Ahmar köyünün yıkımına devam edilmesi yer alıyor.

Gazze cephesini sakinleştirmeye yönelik alternatifler

Bu arada İsrail ordusu, Hava Kuvvetleri’nin son suikastlarına karşı Yemen'in misillemede bulunması olasılığına karşı hazırlıklı olduğunu açıklarken, Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde’yi hedef alan operasyona misilleme olarak Gazze'den roketli saldırılar ve İsrail'in iç kesimlerinde saldırı eylemleri düzenlenmesi olasılığını da hesaba katıyor.

Ebu Ubeyde’yi hedef alan operasyon, İsrail istihbaratının doğrudan gözetiminde hassas bombalar ve büyük miktarda patlayıcı kullanılarak gerçekleştirildi. Güvenlik yetkilileri, Ebu Ubeyde’nin hareketlerini ve nerede olduğunu izlemeye yardımcı olan Gazze'deki bazı ajanların operasyonda önemli rol oynadığını ima etti. Ajanslara göre Ebu Ubeyde kısa bir süre önce kiraladığı ve ailesiyle birlikte taşındığı bir evde kalıyordu.

Ancak Gazzelilere göre operasyon er-Rimal Mahallesi’ndeki kalabalık nüfuslu bir binayı hedef alırken onlarca kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden oldu. Hamas, yaptığı açıklamada saldırıyı ‘tam anlamıyla bir savaş suçu ve yok etme savaşında bir tırmanış’ olarak nitelendirdi.

Suikast girişimi, Ebu Ubeyde’nin İsrailli askerlere karşı operasyonlar düzenleyeceği ve onları esir alacağı tehdidinde bulunmasının ve İsrail'in Gazze şehri ve diğer geniş bölgelere yönelik saldırılarının yoğunlaşması nedeniyle hayatta kalan esirlerin tehlikede olduğu uyarısında bulunmasının ardından gerçekleşti.

İsrail'de hazırlanan güvenlik operasyonlarına göre operasyon Ebu Ubeyde ve bir dizi aile üyesinin öldürülmesiyle başarılı oldu ve ordu liderleri bunu bir suikast olarak değerlendirdi. Hamas onun ölümünü doğrularsa, liderlik konumu ve ahlaki etkisi nedeniyle hareket için çifte darbe olacak. İsrailli askeri yetkililere göre Ebu Ubeyde, sadece Kassam Tugayları’nın sözcüsü değil, aynı zamanda önde gelen bir figür ve merkezi karar alıcılardan biriydi.

Öte yandan İsrail hükümetinin gizli ve güvenli bir yerde düzenlenen toplantısında Ebu Ubeyde’nin hedef alındığı operasyona değinen Netanyahu, operasyonun başarısıyla övündü. Netanyahu, İsrail'in resmi açıklamaları beklediğini ancak Hamas'ın suikastı duyurmakta gecikmesinin nedeninin ‘belki de onun adına konuşacak kimse kalmadığı için’ olabileceğini öne sürdü.

Savunma sistemleri bir kez daha devreye sokuldu

Netanyahu, İsrail’in son saldırılarının ardından askeri ve güvenlik kurumları tarafından tartışılan güvenlik değerlendirmelerine ve senaryolara göre Hava Kuvvetleri’nin önceliklerini yeniden düzenlediğini ve ani bir tırmanışa hazırlık olarak İsrail yapımı Arrow ve Amerikan yapımı Thaad savunma sistemleri dahil olmak üzere çeşitli bölgelere sistemler konuşlandırdığını açıkladı.

Gazze'deki rehinelerin karşı karşıya olduğu tehlike ve Gazze'de kaybolan cesetler nedeniyle Gazze sorununu en önemli öncelik olmaya devam ederken karar vericilere Gazze'nin işgaline ve hükümetin önerdiği kapsamlı anlaşmaya alternatifler sunuldu.

Eski Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı (yedek) General Giora Eiland, Hamas'ın kısmi ama acil bir esir takası konusunda üzerinde anlaşmaya vardığı önerinin kabul edilmesi çağrısında bulundu. İsrail'in bazı savaş hedeflerinden taviz vermesi karşılığında tüm esirlerin iade edilmesini öngören kapsamlı bir öneriyi kabul etmeyi, başka bir deyişle Hamas iktidarda kalsa bile savaşın sona ermesini kabul etmeyi öneren Eiland, Gazze şehrinin işgali için şu anda bir milyonluk nüfusunun tahliyesini beklendiğini belirterek “Bugüne kadar bu sayının sadece yüzde biri şehri terk etme çağrısına yanıt verdi” dedi.

Öyleyse, bu ara hedef nasıl gerçekleştirilebilir? Eiland, bu soruya iki alternatif önererek yanıt verdi. Eiland’a göre ya nüfusu tahliye etme şartını bırakıp, orada yüzbinlerce insan olsa bile önceden belirlenmiş bir takvime göre şehir işgal edilecek ya da şehri işgal etmeyip etkili bir abluka uygulanacak.

Eiland ‘uluslararası toplumun İsrail'in Gazze Şeridi'nde işgalci bir güç olduğu iddiasına nasıl karşı çıkılabilir? Böyle bir güç olarak, İsrail'in sadece nüfusa gıda sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda bölgedeki sivil altyapıyı yeniden inşa etme sorumluluğu da var mı?’ sorusuna verdiği yanıtta hükümeti savundu.

Eiland'a göre hükümetin halkın çoğunluğunun görüşüne, kaçırılanların ailelerinin tutumuna ve hatta ordunun tavsiyesine aykırı kararlar alması meşru. Ancak, hükümetin gerçek bir tartışma yapmadan böylesine önemli bir karar alması meşru değil. Çünkü böyle bir tartışma, başbakan tarafından desteklenmeyenler de dahil olmak üzere, uygulanabilir alternatiflerin sunulmasını gerektirir.

Eiland, karar vericilerin Gazze ile ilgili tartışmalarını şehrin işgalinin askeri boyutuna odaklamaları gerektiğini vurguladı.



Nijerya'nın kuzeybatısında düzenlenen saldırıda en az 38 kişi öldürüldü

Nijerya ordu devriyesi (Arşiv- Reuters)
Nijerya ordu devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Nijerya'nın kuzeybatısında düzenlenen saldırıda en az 38 kişi öldürüldü

Nijerya ordu devriyesi (Arşiv- Reuters)
Nijerya ordu devriyesi (Arşiv- Reuters)

Polis ve yerel yetkililerin bugün AFP'ye verdiği bilgiye göre, Nijerya'nın kuzeybatısındaki Zamfara eyaletinde bir köyde perşembeyi cumaya bağlayan gece silahlı kişiler en az 38 kişiyi öldürdü.

Zamfara polis sözcüsü Yezid Abubakar, “Köy ıssız bir yerde ve ulaşımı sağlayan çok az yol var. Bölgeye şu an sükunet geri döndü ve devriyeler devam ediyor” dedi.

Yerel yetkili Hamiso Faru ise 50 ölümden bahsetti ve çetelerin "ayrım gözetmeksizin ateş açtığını ve kaçmaya çalışan sakinleri öldürdüğünü" belirtti.


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.


Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
TT

Trump İran’la savaşa doğru ilerliyor... Danışmanları ekonomiye odaklanmasını tavsiye ediyor

 ABD Başkanı Donald Trump (EPA)
ABD Başkanı Donald Trump (EPA)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, İran’a sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi. Pentagon ise İran’a yönelik haftalar sürebilecek bir operasyon için hazırlıklarını sürdürüyor; operasyonun güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da hedef alabileceği belirtiliyor.

Reuters’ın analizine göre, olası saldırı haberleri, Trump’ın danışmanlarının ekonomik kaygılara odaklanması için baskı yaptığı bir döneme denk geliyor. Bu durum, bu yıl yapılacak ara seçimler öncesinde herhangi bir askeri tırmanışın siyasi risklerini öne çıkarıyor.

Trump, Ortadoğu’daki Amerikan birliklerinin yoğun şekilde takviye edilmesini ve İran’a olası bir hava saldırısına hazırlanılmasını emretti; operasyonun haftalar sürebileceği belirtilse de detay verilmedi.

Uzmanlar, Trump’ın İran’a odaklanmasını, ikinci döneminin ilk 13 ayında dış politikanın -özellikle askeri gücün geniş kullanımının- iç politika konularının önüne geçtiğinin en somut göstergesi olarak değerlendiriyor. Bu dönemde ABD halkının çoğunluğunun önceliği olan yaşam maliyeti gibi iç meseleler büyük ölçüde gölgede kaldı.

Trump’ın danışmanları, seçim öncesinde ekonomiye odaklanılması çağrısında bulundu

Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Trump’ın agresif söylemine rağmen yönetim içinde İran’a saldırı konusunda henüz ‘destek’ bulunmadığını açıkladı. Kimliği açıklanmayan yetkili, Trump’ın danışmanlarının, kararsız seçmenlere ‘karışık mesajlar’ vermekten kaçınmanın ve ekonomiye öncelik vermenin önemini de fark ettiklerini belirtti.

Beyaz Saray danışmanları ve Cumhuriyetçi Parti kampanya yetkilileri, Trump’ın ekonomik konulara odaklanmasını istiyor. Geçen hafta bazı kabine üyeleriyle yapılan özel bir brifingde de bu konunun kampanyanın en önemli meselesi olduğu vurgulandı; toplantıya Trump katılmadı, ancak kaynak toplantıya katılanlardan biri olarak bilgi verdi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre başka bir Beyaz Saray yetkilisi yaptığı açıklamada, Trump’ın dış politika gündeminin ‘doğrudan Amerikan halkı için kazançlar’ sağladığını söyledi. Yetkili, “Başkanın tüm adımları (ister dünyayı daha güvenli hale getirmek, ister ülkemiz için ekonomik kazanımlar sağlamak olsun) ABD’yi önceliklendiriyor” dedi.

Kasım ayında yapılacak seçimler, Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin Kongre’nin her iki kanadındaki kontrolünü koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Demokratların bir veya her iki meclisi kazanması, Trump için kalan başkanlık döneminde ciddi bir siyasi engel oluşturabilir.

Cumhuriyetçi stratejist Rob Godfrey, İran ile uzun süreli bir çatışmanın Trump ve Cumhuriyetçiler için büyük bir siyasi tehdit oluşturacağını söyledi. Godfrey, “Başkan, üç kez art arda Cumhuriyetçi Parti’den aday olmasını sağlayan siyasi tabanı göz önünde bulundurmalı; bu taban dış politikaya şüpheyle bakıyor ve dış çatışmalara karışılmasına karşı; çünkü ‘sonsuz savaşları bitirme’ vaat edilmiş açık bir seçim taahhüdüydü” dedi.

Cumhuriyetçiler, seçim kampanyasında geçen yıl Kongre tarafından onaylanan vergi indirimleri ile konut maliyetlerini ve reçeteli bazı ilaçları düşürmeye yönelik programları öne çıkarmayı planlıyor.

Venezuela’dan daha güçlü bir düşman

Bazı muhalif seslere rağmen, Trump’ın izoleci yaklaşımını savunan MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketinin destekçileri, geçen ay Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden alan ani müdahaleyi destekledi. Ancak ABD, İran ile bir savaşa girerse Trump daha güçlü bir direnişle karşılaşabilir.

Trump, İran’ın nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varılmaması durumunda ülkeyi bombalamakla defalarca tehdit etti. Dün de uyarısını tekrarlayarak, “Onlar için adil bir anlaşma yapmaları en iyisi” dedi.

İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)İran Dini Lideri Ali Hamaney (AFP)

ABD, geçtiğimiz haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri hedef aldı ve Tahran’ı, tekrar bir saldırıya uğraması durumunda sert bir yanıt vermekle tehdit etti.

Trump destekçileri ‘kararlı ve sınırlı önlemleri’ destekliyor

Trump, 2024 yılında ikinci başkanlık dönemini kazanırken büyük ölçüde ‘Önce Amerika’ yaklaşımına dayandı; bu yaklaşım yüksek enflasyonu düşürme ve maliyetli dış çatışmalardan kaçınma taahhütlerini içeriyordu. Ancak anketler, yüksek fiyatları düşürme konusunda Amerikan halkını ikna etmekte zorlandığını gösteriyor.

Buna karşın Cumhuriyetçi stratejist Lauren Kole, Trump’ın destekçilerinin, eylem belirleyici ve sınırlı olduğu takdirde İran’a karşı askeri adımları destekleyebileceğini söyledi. Kole, “Beyaz Saray, atılacak her adımı Amerikan güvenliği ve iç ekonomik istikrarla açık şekilde ilişkilendirmeli” dedi.

Ancak anketler, halkın başka bir dış savaşa girme konusunda isteksiz olduğunu gösteriyor. Trump’ın seçmenlerin ekonomik kaygılarını tamamen çözme vaadini yerine getirmedeki zorlukları göz önüne alındığında, İran ile olası bir tırmanış, başkan için ciddi riskler taşıyor. Trump, Reuters ile yaptığı son röportajda, partisinin ara seçimlerde zorluklarla karşılaşabileceğini kabul etmişti.

Savaşın çeşitli nedenleri

Tarih boyunca dış politika nadiren ara seçimlerde seçmenler için belirleyici bir konu olmuştur. Ancak Trump, Ortadoğu’ya iki uçak gemisi, savaş gemileri ve savaş uçaklarını içeren büyük bir güç sevk edince, İran önemli tavizler vermediği sürece askeri bir harekât gerçekleştirmekten başka seçeneği kalmamış olabilir. Aksi takdirde uluslararası alanda zayıf görünme riskiyle karşı karşıya.

Trump’ın olası bir saldırı için sunduğu gerekçeler ise belirsiz ve çeşitli. Ocak ayında, İran hükümetinin ülke genelindeki halk protestolarını bastırma kampanyasına yanıt olarak saldırı tehdidinde bulundu, ancak daha sonra geri adım attı.

"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Son dönemde ise askeri tehditlerini İran’ın nükleer programını sona erdirme talepleriyle ilişkilendirdi ve ‘rejim değişikliği’ fikrini gündeme getirdi. Ancak kendisi ve yardımcıları, hava saldırılarının bunu nasıl gerçekleştireceğini açıklamadı.

Beyaz Saray’daki ikinci yetkili, Trump’ın ‘her zaman diplomasiyi tercih ettiğinin ve İran’ın geç olmadan anlaşmaya varması gerektiğinin’ açık olduğunu söyledi. Yetkili, başkanın ayrıca İran’ın ‘nükleer silaha sahip olamayacağını, üretim kapasitesi bulunamayacağını ve uranyum zenginleştiremeyeceğini’ vurguladığını bildirdi.

Birçok gözlemci, Trump’ın bu belirsizliğini, Başkan George W. Bush’ın 2003’te Irak’ı işgal etme gerekçesiyle ortaya koyduğu net hedeflerle karşılaştırıyor.

Bush, ülkenin kitle imha silahlarını yok etmeyi amaçladığını açıkça belirtmişti; ancak bu hedeflerin daha sonra yanlış istihbarat ve asılsız iddialara dayandığı ortaya çıkmıştı.

Godfrey, ara seçimlerde belirleyici rol oynayan bağımsız seçmenlerin, Trump’ın İran ile nasıl başa çıktığını yakından izleyeceğini söyledi. Godfrey, “Seçmenler ve başkanın tabanı, Trump’ın argümanlarını sunmasını bekleyecek” dedi.