Şam'da Şalom sesleri: Suriyeli Yahudiler ve tersine göç

Bundan sekiz ay önce, çeşitli akımların liderinin göçmenleri ‘artık durum güvenli’ diyerek geri dönmeye teşvik ettiği bu manzara hayal bile edilemezdi

Başkent Şam'da Yahudi mahallesine giden sokaklardan bir kare (Independent Arabia)
Başkent Şam'da Yahudi mahallesine giden sokaklardan bir kare (Independent Arabia)
TT

Şam'da Şalom sesleri: Suriyeli Yahudiler ve tersine göç

Başkent Şam'da Yahudi mahallesine giden sokaklardan bir kare (Independent Arabia)
Başkent Şam'da Yahudi mahallesine giden sokaklardan bir kare (Independent Arabia)

Mustafa Rustem

Eski Şam'ın kapılarından biri olan Bab-ı Şarki çevresi sakinleri ve esnafı, Yahudi mahallesine giden dar sokaklardan geçerek miras aldıkları evlerine ve saraylarına varan Yahudi cemaatini, İbranice'de ‘barış’ anlamına gelen ‘Şalom’ kelimesiyle selamlıyor. Son yüzyılın sonlarındaki son göçleri sırasında sahipleri tarafından terk edilen evlere ve saraylara ulaşan Yahudi cemaati ardından, onlarca yıl kapalı kaldıktan sonra yeniden açılan sinagogda dua etmeye gittiler.

Sekiz ay önce, bu manzara hayal bile edilemezdi, çünkü genç nesiller, geleneksel kıyafetler giymiş bir Yahudi din adamının şehrin sokaklarında yürürken mahalle sakinlerinin onunla selamlaştığını hiç görmemişlerdi. Kısacası, Şamlıların dediği gibi, bu ‘yeni Suriye’ydi.

Sinagogda dua

Yabancı ülkelerden zaman zaman Yahudilerin gelmesiyle, durum şaşkınlık ve şokun ötesine geçerek, Şam'daki Yahudiler ve onların sadece turist olarak da olsa geri dönüşü konusunda niteliksel bir gelişme gösterdi. Bu heyetlerin sonuncusunda, iş adamı Dov Bleich'in eşlik ettiği Haham Moşe Klein de yer aldı. İkisi Şam'daki merkez sinagogda dua ettikten sonra, 16. yüzyılın en önde gelen hahamlarından Hayyim ben Joseph Vital’in mezarını ziyaret etmek için Yahudi mezarlığına gittiler.

y6yju
Yahudi cemaatine bağlı İbn Me'mun Okulu (Independent Arabia)

Suriye'deki Yahudi cemaatinin lideri Bakhour Chamntoub, Independent Arabia’ya bu arka arkaya yapılan ziyaretler yaptığı yorumladı.

Chamntoub, şunları söyledi:

“Bunlar, Şam'ın eski mahallelerinde yaşayan ve 1980'lerde Hafız Esed'in uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle göç etmek zorunda kalan Şamlı Yahudilerin kalplerinde iyi bir izlenim bıraktı. Şimdi, cemaat üyelerinin arka arkaya yaptığı ziyaretlerle, işlerin normale döndüğü ve durumun iyileştiği söylenebilir.”

Göç eden topluluk üyelerine eve dönmeleri için teşvik edip etmediğine ilişkin bir soruya verdiği yanıtta Chamntoub, “Evet, azınlıklar hakkında söylenenlere bakılmaksızın Suriyeli ve Suriyeli olmayan Yahudileri Şam'a gelmeye teşvik ediyorum, çünkü şu anda durum güvenli” dedi.

Chamntoub’a göre Yahudi turistlerin en çok ziyaret ettiği yerler sinagog, mezarlık, Yahudi mahallesi ve Gopler Sinagogu olurken tüm turistik noktalar ise istisnasız olarak herkesin ziyaretine açık.

Geri dönüş haritası üzerine

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Şam'dan birçok Yahudi, evlerini ziyaret etmek veya ibadet yerlerini görmek için geri dönmeye çalışıyor ve atalarının yaşadığı ülkeyi tanımak için çocukları ve torunlarıyla birlikte Şam ve çevresini ziyaret ediyor. İstikrarın sağlanmasının ardından turizmin yeniden canlanması konusunda iyimserliğini gizlemeyen Tur rehberi George Marjana, “Suriye kapılarını herkese yeniden açtı. Şimdi Yahudilerin topluca ziyaretlerine tanık oluyoruz. Bu geçmişte düşünülemezdi. Turizm şirketlerinin, dünyanın dört bir yanındaki Yahudilerin Suriye'yi ziyaret etmeleri için programlar hazırlaması bekleniyor” ifadelerini kullandı.

frtgyu7
Başkentteki bir restoranda öğle yemeği ziyafetine katılan Yahudi ziyaretçiler (Independent Arabia)

Şam’da, savaş sırasında yıkılan Cobar mahallesindeki bir sinagog da dahil olmak üzere sekizden fazla sinagog bulunuyor. En önemli sinagoglardan biri, Franks Sinagogu olarak bilinen Farhi Sinagogu.  Bu sinagog, 16. yüzyılda, Endülüs'ün düşüşünden sonra kaçan ve Şam'a ulaşana kadar zulüm gören Yahudiler tarafından inşa edildi. Aynı Yahudiler Şam'da, şehrin diğer topluluklarıyla barış içinde yaşamışlar. Bu sinagog, Yahudi inancının hayatta kalmasının bir kanıtı ve kalan Yahudilerin ibadet edebilmeleri için açık kaldı.

Eski Şam surlarının dışında bir Yahudi sinagogu ve Marimya Kilisesi'nin karşısında bir başka sinagog daha bulunuyor. Yahudi mahallesinde, şu anda kapalı olan, ancak cephesinde halen tabelası bulunan İbn Me’mun Okulu'nun içinde de bir sinagog yer alıyor. 1944 yılında kurulan bu okulda eskiden Yahudi cemaatinin oğullarına ve kızlarına eğitim veriliyordu.

En önemli Yahudi mekanlarından biri, dinin öğretilerini kodlamak ve aktarmak konusunda temel bir rol oynayan Haham Hayyim ben Joseph Vital (1542–1630) mezarıdır. Pri Etz Chaim (Hayat Ağacı) adlı kitabı, Yahudi mistisizminin en önemli referanslarından biri olarak kabul edilir ve mezarı Yahudi mirasının bir parçası haline gelmiştir.

Buna karşılık, sürgündeki Yahudilerin Cobar mahallesindeki sinagogu yeniden inşa etme niyetinde oldukları belirtiliyor. İki bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olan bu sinagog, Ortadoğu'nun en önemli ve en eski Yahudi tapınaklarından biri. Bombardıman ve çatışmalar sonucunda ciddi hasar gören Sinagog’tan eski el yazması Tevratlar da dahil olmak üzere bazı eşyalar çalındı.

Şam dünyayı ağırlıyor

Öte yandan Esed'in düşüşünün ardından iktidara gelen yeni Suriye yönetimi, Şam'da kalan Yahudi cemaatine karşı açık tutumunu gizlemedi. Bu cemaat, Eski Şehir'de, özellikle de Yahudi mahallesinde yaşayan yedi kişiden ibaretti. Cemaatin lideri Bakhour Chamntoub, Suriye'nin özgürleştirilmesinden sonra yetkililerden oluşan bir heyetin kendisini ziyaret ettiğini ve Yahudi cemaatine güven verici mesajlar ilettiğini söyledi.

tyuı8
Şam’da kalan Yahudi cemaatinin lideri Bakhour Chamntoub, Şam Sinagogu'nda Haham Hamra ile tokalaşırken Independent Arabia)

Gözlemciler bu açılımı, Suriye'de katı çizgideki İslamcıların iktidara gelmesinden korkan İsrail'i yatıştırmak ve uluslararası destek kazanmak için yapılan bir girişim olarak değerlendirdi. Tel Aviv bu yüzden hava saldırılarını yoğunlaştırarak askeri ve stratejik hedefleri bombaladı ve eski düzenli ordunun kapasitesinin yüzde 80'ini, özellikle hava savunma tesislerini ve füze sistemlerini imha ederken, Suriye'nin güneyindeki Kuneytra ve Dera'ya doğru ilerleyerek başkent Şam'ın çevresindeki kırsal bölgelere ulaştı.

Suriye'deki Yahudilerin geçmişi Antik çağlardan, özellikle de Hz. Davud'un zamanından beri burada yaşayan Mizrahim ve 16. yüzyılda İspanya'dan Yahudilerin sürülmesi ve Endülüs'ün düşüşünün ardından buraya gelen Sefaradlar olmak üzere iki gruba dayanıyor. Suriye’deki Yahudiler, 20. yüzyılda göç etmeden önce bile çeşitli zanaatlarda, özellikle altın işçiliğinde ustalıklarıyla tanınıyorlardı.

Geçtiğimiz şubat ayında, Rabbi Yosef Hamra, olağanüstü ve zorlu siyasi koşullar nedeniyle otuz yıl önce terk ettiği Şam'a geri döndü. Ziyareti buzları eritti ve Suriye’nin yeni yetkililerinin nabzını ölçmek için bir test görevi gördü. Arap Ülkelerinde Yahudiler için Adalet Örgütü'nün eşbaşkanı Haham Eli Abadi ise basına yaptığı açıklamalarda, Suriye’de kalan Yahudilerin ayrılmak istemediğini ve Suriye dışında, İsrail ve ABD’de, özellikle New York'ta akrabaları olduğunu söyledi.



Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
TT

Baskı ve caydırıcılık arasında: Tahran, Washington ile açık çatışmasını nasıl değerlendiriyor?

Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)
Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor (AFP)

Hüda Rauf

Son derece karmaşık bir bölgesel dönemde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişki ne topyekun bir savaşa meyleden ne de kalıcı bir çözüme ulaşmayı başaran; gri bir alanda sıkışmış görünüyor. Siyasi, askeri ve ekonomik göstergeler, iki tarafın karşılıklı baskı, dolaylı müzakereler ve hesaplı gerilimi artırma kombinasyonuna dayalı uzun süreli bir çatışmayı yönettiğini gösteriyor.

Eski ABD’li yetkililer ve uzmanların değerlendirmeleri bu gerçeği açıkça yansıtıyor; ne ufukta kapsamlı bir anlaşma görünüyor ne de yeni bir çatışma yaşanması olasılığı tamamen dışlanıyor. Bu iki uç nokta arasında en olası senaryo şekilleniyor; patlamayı erteleyen ancak çözmeyen kısmi ve geçici uzlaşılar.

Öte yandan, İran, sınırlı bir güvenle de olsa diplomasiyi sürdürüyor. İran Dışişleri Bakanı'nın Pakistan, Umman ve Rusya'ya yaptığı ziyaretleri içeren son diplomatik hareketlilik, İran'ın gerilimi azaltmakla ilgilendiğini göstermek için çok kanallı bir müzakere süreci oluşturmayı amaçlıyor. İran'ın bölgesel arabulucular ile kanallar açma gayretinde olduğunu vurguluyor. Ancak bu diplomasi, özellikle Amerikan temsilcilerinin ziyaretlerinin aniden iptal edilmesi ve askeri ve ekonomik baskının devam etmesinin ardından, Washington'un niyetlerine dair derin bir şüphenin gölgesi altında yürütülüyor.

Tahran'ın bakış açısına göre, baskı altında müzakere bir seçenek değil; aksine, özellikle ideolojik olarak kendisine bağlı destekçileri karşısında rejimin meşruiyetini tehdit eden siyasi bir teslimiyet olarak görülüyor. Bu nedenle, herhangi bir diplomatik girişim, deniz ablukasının kaldırılmasına bağlı ve bu koşul şimdiye kadar yerine getirilmemiş görünüyor.

Dahası talepler arasında var olan uçurum, her iki tarafın pozisyonlarının öncelikleri arasında derin bir farklılığı ortaya koyması nedeniyle kapsamlı bir anlaşmanın imkansızlığını gösteriyor. Nitekim İran, yaptırımların kaldırılmasını, deniz ablukasının sona erdirilmesini ve uranyum zenginleştirme hakkının korunmasını talep ediyor. Buna karşılık Washington, nükleer programın kilit unsurlarının ortadan kaldırılmasını, füze geliştirme programının kısıtlanmasını ve İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılmasını şart koşuyor.

Bu uçurum, asgari taleplerle sınırlı olmayıp, karşılıklı koşulların daha geniş bir listesini de kapsıyor ve kapsamlı bir anlaşmaya varmayı imkansız kılıyor. Bunun yerine, en fazla, krizi çözmekten ziyade yönetmeye odaklanan sınırlı ve belirsiz bir anlaşmaya varılabilir görünüyor.

Buna rağmen İran, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne karşılık, ablukanın kaldırılmasını ve savaşın sona erdirilmesini (ve belki de gelecekteki saldırılara karşı garantiler) talep eden revize edilmiş, aşamalı bir teklif sundu. Buna göre nükleer mesele daha sonraki bir aşamada ele alınacak. İran'ın revize edilmiş teklifine bakıldığında çelişkili ve mantıksız görünüyor. Zira Tahran, Boğaz'da seyrüsefer özgürlüğü karşılığında ateşkes ve ablukanın kaldırılması garantisi alarak üzerindeki güvenlik, askeri ve ekonomik baskıyı hafifletmek istiyor. Ama burada seyrüsefer özgürlüğünden ne kastedildiği belirsiz; Boğaz'ın savaş öncesi durumuna geri dönmesi mi, yoksa İran'ın ücret karşılığında geçiş izni verdiği mevcut düzenlemenin artık Amerikan gemilerinin de geçmesine izin vererek sürdürülmesi mi kastediliyor? Bu çelişki, Tahran'ın Boğaz'ın mevcut durumunu yasallaştırmayı ve meşrulaştırmayı amaçlayan mevcut iç icraatları ile daha da öne çıkıyor. Zira İran parlamentosu ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Boğaz'dan mevcut koşullar altında geçişi düzenleyen bir yasa taslağını görüşüyor. Ayrıca İran Merkez Bankası, Boğaz'dan geçiş ücretleri için dört özel hesap açtı. Dolayısıyla Tahran, karşılığında hiçbir şey sunmadan Washington'dan tavizler istiyor. Bu teklif, İranlı karar vericilerin aşırı özgüvenini yansıtıyor gibi görünüyor; ama bu özgüven, her iki taraf için de çıkmaza girmiş durumun yanlış değerlendirilmesiyle gölgeleniyor. İran, Hürmüz Boğazı'nı en önemli pazarlık kozu, Donald Trump ve dünya üzerinde baskı kurma aracı olarak görüyor.

İran, Hürmüz Boğazı'nı sadece bir enerji koridoru olarak değil, bu denklemin merkezinde yer alan ve en önemli stratejik varlığı olarak öne çıkan bir etki aracı olarak görüyor. Boğaz artık sadece petrol geçişi için bir su yolu değil; ekonomik, güvenlik ve siyasi boyutları kapsayan çok boyutlu bir baskı aracına dönüştü.

İran, boğazı kapatarak değil, etki edebilme ve geçiş trafiğini düzenleyebilme gücüyle rolünü yeniden tanımlamaya çalışıyor. Bu yaklaşımın, doğrudan çatışmaya girmeden küresel tedarik zincirlerini tehdit etmeye dayalı alışılmadık bir caydırıcı güç sağladığını düşünüyor.

Tahran ayrıca Hürmüz Boğazı'nı herhangi bir anlaşmada kendi şartlarını dayatmasını ve büyük enerji ithal eden güçlerle diyalog kanalları açabilmesini sağlayacak bir pazarlık kozu olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan Trump, İran'ın teklifini reddetti ve İran'a yönelik ablukayı uzatacağını açıkladı. Trump, ablukanın askeri güçten daha az maliyetli olduğuna ve rejimin uzlaşmaz tavrını sürdürme gücünü zayıflatacağına inanıyor.

Son zamanlarda, ablukanın İran petrol kuyuları ve rezervleri üzerindeki etkisine ilişkin birçok analiz yapıldı. İran'ın söylemine göre abluka petrol kuyularını etkiliyor, ancak kayıplar yönetilebilir durumda.

İranlı petrol uzmanları, petrol ambargosunun Amerikan ekonomik baskısının en önemli araçlarından biri olduğunu belirtiyor. Ancak Tahran, yüksek iç tüketim, sınırlı ulaşım alternatifleri ve petrol sahalarının işletilmesi için esnek politikalar yoluyla bu baskıyı kısa vadede yönetebileceğini söylüyor.

Bazı İran ekonomik raporları, mali kayıpların önemli olduğunu ve yıllık on milyarlarca dolara ulaşabileceğini, ancak petrol sektörünün teknik altyapısının, kısıtlamaların kaldırılmasının ardından üretimin kademeli olarak yeniden başlamasına olanak tanıyarak, tam bir çöküş olasılığını azalttığını belirtiyorlar.

Diplomatik süreç devam etmesine rağmen, askeri hazırlıklar da sürüyor. Haberler, İran'ın olası bir çatışmaya hazırlık olarak saha planları hazırladığına, hedef listeleri oluşturduğuna ve güçlerini yeniden konuşlandırdığına işaret ediyor.

Tahran, herhangi bir gerilimin karşılıksız bırakılmayacağını ve ABD güçleri ile bölge devletlerine ağır bir bedel ödetmeye hazır olduğunu iletmek istiyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ancak bu hazırlık, savaşmak arzusunda olduğunu değil, savaşı tamamen önlemeyi amaçlayan caydırıcı bir stratejiyi ifade ediyor.

Buna karşılık, ABD, müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirmek için bir askeri ve ekonomik baskı kombinasyonunu benimsiyor. Ancak bu yaklaşım, özellikle kamuoyundaki yeni bir savaşa karşı muhalefet ve yönetimin uzun süreli bir çatışmaya girmesini kısıtlayan yasal sınırlamalar gibi iç kısıtlamalarla karşı karşıya bulunuyor.

Dahası, baskının İran'ı taviz vermeye zorlayacağı varsayımı, rejimin doğasına dair yanlış bir okumaya dayanıyor olabilir; zira İran, kırılmaktan ziyade baskıya direnmeye meyillidir.

Çatışan tarafların birbirine tamamen zıt iki vizyonuyla karşı karşıyayız. Diplomatik düzeyde, her iki tarafın talepleri tamamen zıt olup, bir orta yol görünmüyor. Baskı düzeyine gelince, Trump deniz ablukasını uzatmayı savaştan daha az maliyetli görürken, İran altı ay içinde kendisine zarar verecek bir deniz ablukasından ziyade savaşı daha az maliyetli bulabilir.

En olası senaryo, statükonun yani yaptırımların, sınırlı askeri gerilimlerin, aralıklı müzakerelerin ve gerektiğinde kısmi anlaşmaların devam edeceğidir. Bu, “ne savaş ne de anlaşma yok” denklemi olup, dengeyi kırılgan, gerilimde tırmanmaları olası ve barışı ertelenmiş bir halde bırakmaktadır.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
TT

Japonya, Ukrayna’ya silah satabilir mi?

Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)
Tokyo'nun silah ihracatı kısıtlamalarını gevşetmesiyle Japon firmalar, Ukraynalı şirketlerle işbirliğini hızlandırdı (AFP)

Ukrayna, silah ihracatı kısıtlamalarını gevşeten Japonya'yla anlaşma yapmak istiyor.

Kiev'in Japonya Büyükelçisi Yuriy Lutovinov, Reuters'a açıklamasında Tokyo yönetiminin silah ihracatı kısıtlamalarını büyük ölçüde kaldırmasını memnuniyetle karşıladıklarını söylüyor. Rus işgaline karşı direnişte Japonya yönetimiyle işbirliği yapmak istediklerini yeni yayımlanan röportajda belirtiyor:

Bu gelişme ileride yapılabilecek görüşmelerin önünü açtı. Teorik olarak bu çok büyük bir adım.

Sanae Takaiçi hükümeti, ölümcül silah ve savunma ekipmanlarının yabancı ülkelere satışı üzerindeki kısıtlamaları 21 Nisan'da gevşetmişti.

Yeni düzenleme kapsamında savunma teçhizatı "silah" ve "silah dışı" şeklinde sınıflandırılmıştı. Radar sistemleri gibi "silah dışı" ekipmanın ihracatına yönelik sınırlama kaldırılırken, füze gibi "silah" kategorisindeki ekipmanın sadece Japonya'yla savunma anlaşması yapan ülkelere satışına izin verilmişti.

Öte yandan çatışma halindeki ülkelere silah ihracatı yasağının devam edeceği bildirilmişti. Fakat yönetimin ulusal güvenliğin tehlikede olduğunu düşündüğü "istisnai durumlarda" bu satışların gerçekleştirilmesinin de önü açılmıştı.

Rusya'nın 2022'deki saldırılarıyla başlayan Ukrayna savaşında dönemin Japonya Başbakanı Fumio Kişida, "Bugünün Ukrayna'sı, yarının Doğu Asya'sı olabilir" uyarısı yaparak Kiev'in işgalinin Tokyo'nun ulusal güvenliğini de riske attığını vurgulamıştı.

Lutovinov, bu riskin hâlâ geçerli olduğunu savunuyor:

Ukrayna düşerse bu, büyük bir domino etkisi yaratacaktır. Bu yüzden Hint-Pasifik ve Avrupa kıtası güvenlik açısından birbirinden ayrı düşünülemez.

Sanae Takaiçi, Ukrayna'ya silah satışını destekleyeceğine dair herhangi bir işaret vermedi. Ancak kasımda Ukrayna lideri Volodimir Zelenski'yle yaptığı telefon görüşmesinde Moskova'ya karşı Kiev'i desteklediklerini söylemiş, en kısa zamanda savaşın sonlandırılmasını istediklerini belirtmişti.

Japonya, ulusal güvenliğinin tehdit altında olduğunu söyleyerek "istisnai durum" kapsamında Ukrayna'ya silah gönderebilir. Ya da Kiev yönetimi, silah tedariki için Tokyo'yla savunma paktı imzalayabilir. Japon yönetimi, Almanya, Avustralya, Filipinler ve Vietnam dahil 18 ülkeyle böyle bir anlaşmaya sahip.

Ukrayna'nın ABD menşeli Patriot füzelerine bağımlılığını azaltmak için kendi hava savunma sistemini geliştirmeye çalıştığını belirten Lutovinov, Tokyo'nun bu programa finansal destek sağlayabileceğini de söylüyor.

Japon drone üreticisi Terra Drone'dan 28 Nisan'da yapılan açıklamada, Ukraynalı WinnyLab şirketiyle uzun menzilli insansız hava aracı üretimi için işbirliği yapılacağı duyurulmuştu. Terra Drone CEO'su Toru Tokuşige, Japonya'nın silah ihracatı düzenlemesinin süreci kolaylaştırdığını belirtmişti.

Diğer yandan Pekin yönetimi, Tokyo'nun hamlesine tepki göstermişti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Guo Jiakun, Japonya'nın II. Dünya Savaşı sonrasında oluşturduğu barışçıl Anayasa'yı terk etmeye başlayarak "somut adımlarla yeniden silahlanma sürecini hızlandırdığını" söylemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Kyiv Independent, Global Times


İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah’ın drone saldırılarını durduramıyor

İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)
İsrail ordusu, ateşkese rağmen Lübnan'ın güneyindeki işgalini sürdürüyor (Reuters)

Lübnan'da Hizbullah, İsrail birliklerine karşı FVP (First person view/birinci şahıs görüşlü) drone'ları gittikçe daha yoğun şekilde kullanıyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) haberinde Hizbullah militanlarının, pilotun insansız hava aracı (İHA) üzerindeki kameradan gelen görüntüyü anlık olarak izleyebildiği bu drone'larla etkili saldırılar düzenlediği belirtiliyor.

Hizbullah, Haziran 2024'te FPV'leri denemeye başlamış ancak İsrail'in Şii örgüte ait çağrı cihazlarını patlatması üzerine bu operasyonlar askıya alınmıştı.

Örgütün son dönemde düzenlediği saldırılarla FPV drone'lar yeniden gündeme geldi.

Düşük maliyetli drone'larla düzenlenen bu saldırıların, "İsrail ordusu için Gazze ve Lübnan'daki önceki çatışmalarda karşılaşmadığı ciddi bir tehdit oluşturduğu" vurgulanıyor.

Rusya-Ukrayna savaşında sıkça kullanılan yüksek manevra kabiliyetine sahip FPV drone'lar, son dönemde Irak'taki İran destekli Şii milislerin ABD varlıklarına yönelik saldırılarında da görülmüştü.  

Hizbullah, İHA'larla İsrail birliklerine düzenlediği operasyonların propaganda videolarını da yayımlıyor. Uzmanlara göre görüntüler, drone'ların yetenekli pilotlar tarafından kullanıldığını ve örgütün İHA operatörlerinin özel eğitim aldığını ortaya koyuyor.

Analizde, Lübnanlı Şii örgütün fiber optik sisteme sahip FPV'leri kullandığına dikkat çekiliyor. Bunların elektronik saldırılara karşı dayanıklı olduğu ve İsrail ordusunun İHA'lara uzaktan müdahale etmesini zorlaştırdığı vurgulanıyor.

İsrail hükümeti ve ordusu, Ukrayna'daki emsale rağmen FPV drone saldırılarına karşı gerekli önlemleri almadığı için giderek artan eleştirilerle karşı karşıya.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da salı günkü açıklamasında bu tehlikeyle ilgili adım attıklarını duyurmuştu:

İHA tehdidini ortadan kaldırmaya yönelik özel bir proje için birkaç hafta önce talimat verdim. Zaman alacak ama bunları da havaya uçuracağız.

Lübnan'ın güneyinde görev yapan İsrailli bir asker, günde en az 10 drone uyarısı aldıklarını ve Hizbullah'ın bölgede sürekli İHA uçurduğunu söylüyor.

Analist Yigal Levin ise "İsrail, bu operatörleri ortadan kaldırmazsa daha da gelişecekler. Deneyim kazanıyorlar. İHA'ları arızalansa bile bu da bir deneyimdir" diyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Lübnan'la İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren 10 günlük geçici ateşkesin 3 hafta daha uzatıldığını 23 Nisan'da duyurmuştu.

Ateşkese rağmen İsrail ordusu Lübnan'ın güneyindeki operasyonlarını sürdürürken, Hizbullah ise anlaşmayı ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail birliklerine saldırılar düzenliyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Ynet