İsrail ve Üçüncü Körfez Savaşı'nın süregelen yansımaları

Eski Ulusal Güvenlik Danışmanı The Independent Arabia için yazdı: Bölgesel sahne aynı değil

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Büyük İsrail hakkındaki açıklamalarıyla tartışmalara yol açtı (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Büyük İsrail hakkındaki açıklamalarıyla tartışmalara yol açtı (AFP)
TT

İsrail ve Üçüncü Körfez Savaşı'nın süregelen yansımaları

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Büyük İsrail hakkındaki açıklamalarıyla tartışmalara yol açtı (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Büyük İsrail hakkındaki açıklamalarıyla tartışmalara yol açtı (AFP)

John Bolton

İsrail'in Gazze Şeridi'nde Hamas'a yönelik askeri harekâtı şiddetini artırırken, Ortadoğu'daki siyasi söylem de yoğunlaştı. Önde gelen İsrailli liderler, modern Yahudi devletinin kuruluşuna kadar uzanan eski bir slogan olan “Büyük İsrail” projesine desteklerini açıklarken, Arap liderler ve bölge dışından birçok kişi, yine uzun süredir var olan “iki devletli çözüm” sloganına bağlı kalmaya devam etti.

Hamas'ın vahşi saldırısı sahneyi değiştirdi ve artık farklı bir dünyayla karşı karşıyayız. Daha da önemlisi, haziran ayında İran'ın nükleer silah ve balistik füze programlarını hedef alan İsrail-Amerikan saldırılarının çok daha derin ve etkili sonuçları oldu.

Hamas başta olmak üzere İran'ın vekilleri, Tahran'ın “ateş çemberi stratejisi” olarak adlandırdığı ve yankıları bugün de devam eden bir stratejiyi İsrail'e karşı uygulamaya koymuşlardı. Sonuçlar göz önüne alındığında, Tahran'daki Ayetullahlar ve vekilleri için bundan daha feci bir sonuç hayal etmek zor. Ancak acı gerçek şu ki, gerçekten “Üçüncü Körfez Savaşı” olarak adlandırılabilecek süreç henüz bitmedi. Birinci Körfez Savaşı'nda, ABD ve müttefikleri, Kuveyt'i dönemin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in işgalinden kurtararak önceki statükoyu yeniden tesis etmişlerdi. İkinci Körfez Savaşı ise Saddam'ın devrilmesine yol açtı ve Birinci Körfez Savaşı'nın başaramadığını fiilen tamamladı.

Irak'ın bölgesel tehdit denkleminden çıkarılmasıyla İran, büyük bir tehdit olarak öne çıktı ve bu da bölgenin stratejik hesaplarını kökten değiştirdi. Üçüncü Körfez Savaşı birçok cephede devam ettiği için, uzun vadeli etkileri hakkında henüz kesin bir yargıya varılamaz. Ancak, bölge içindeki ve dışındaki tüm tarafların, bölgesel sahnenin artık aynı olmadığını ve ister İsrail'e karşı tüm Arap savaşlarının başarısızlıkla sonuçlandığı 1948-1973 dönemi, ister barışa giden diplomatik yolların farklı sonuçlar verdiği 1973-1990 dönemi olsun, “eski zihniyetler” dönemini geride bıraktığımızı anlamaları çok önemli.

Stratejik bakış açısına göre en önemli gerçek, Ayetullahların Tahran'da iktidarda kalmaya devam ettikleridir. Vatandaşlarının güvenini giderek kaybeden bir rejimi korumak için umutsuz bir çabayla geniş çaplı bir iç baskı uygulamaya devam ediyorlar. Ancak, son iki yılın olayları - özellikle de ABD-İsrail saldırıları- İran rejiminin zayıf noktalarını açığa çıkardı ve çöküşünün artık bir olasılık değil, bir zaman meselesi olduğu yönündeki yaygın inancı pekiştirdi.

Suriye'de İran'ın en yakın müttefiki olan Beşşar Esed diktatörlüğünün devrilmesi, Tahran'ın nüfuzunu sona erdirmekle kalmadı, aynı zamanda Suriye ile İsrail arasında kalıcı bir barış ve hatta belki de Suriye’nin İbrahim Anlaşmaları'na katılma olasılığının kapısını açtı; ancak bununla ilgili bir yargıya varmak için henüz çok erken.

Lübnan'da, onlarca yıldır eşi benzeri görülmemiş bir İsrail-Lübnan iş birliğine dair haberler arasında, Hizbullah'ın askeri gücünü dağıtma çabaları devam ediyor. Lübnan ve İsrail arasında halen düşmanlık olsa da, iki başkentin Hizbullah'ı askeri ve terörist bir tehdit olarak etkisiz hale getirme konusunda şüphesiz güçlü bir çıkarı olduğu açık. Ama burada bile sonuç belirsizliğini koruyor.

Yemen'de Husi militanları, yalnızca İsrail ve komşu Arap devletleri için değil, aynı zamanda Kızıldeniz'deki uluslararası seyrüsefer için de bölgesel bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Bu tehdidi durdurma çabalarının tüm dünya için henüz sonuçlanmadığı açık.

Gazze Şeridi ve Batı Şeria'ya gelince, Hamas ve diğer Filistinli terör örgütlerine karşı savaş devam ediyor. Ancak silahlı çatışmayla ilgili yönlere odaklanmak, Gazze halkının karşı karşıya olduğu insani krizin şiddetini veya onun için güvenli ve onurlu bir gelecek sağlama ihtiyacını hiçbir şekilde hafifletmez. Gerçekten de insani, siyasi ve askeri düzeylerde tek sürdürülebilir çözüm, Hamas'ın sürdürülebilir bir siyasi ve askeri oluşum olarak ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Bu kanser ortadan kaldırılmazsa, 7 Ekim 2023'te ortaya çıktığı şekliyle yeniden ortaya çıkma olasılığı yüksek ve bu durum hem İsrail'i hem de komşu Arap devletlerini bir kez daha tehdit etmektedir.

İki devletli çözüm fiilen 7 Ekim'de sona erdi ve ben sık sık Gazze'nin yeniden Mısır yönetimine döneceği, İsrail ve Ürdün'ün ise Batı Şeria'daki sınır ve güvenlik sorunlarını çözüme kavuşturacağı “üç devletli çözüm” çağrısında bulundum. İster Mısır ister İsrail olsun, Gazze'yi kimin kontrol ettiği veya kimin kontrolünü paylaşacağı sorusu, Hamas'ın (veya diğer terör örgütlerinin) Kahire veya Kudüs'ü tehdit etmesini engelleme ihtiyacından daha az önemlidir. Bunu başarmak için, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) himayesinde ve köklü insani ilkeleri doğrultusunda, mültecileri yeniden yerleştirme yoluyla Gazze nüfusunu önemli ölçüde azaltmak gerekebilir. Bu, zaman ve kaynak gerektiren bir süreç ve hiçbir ciddi gözlemci, 1948'de İsrail'in kuruluşundan bu yana herkesin gözünden kaçan kolay ve hızlı bir çözümün bulunduğunu iddia edemez.

Son olarak, tüm tarafların siyasi söylemlerini yatıştırmaları son derece faydalı olacaktır. Mısır ve İsrail, geçmişte İsrail ile komşularından biri arasında ilk tam diplomatik ilişkiler kuran tarihi Camp David Anlaşması’nı imzalamışlardı. Ortak dostların desteğiyle, iki taraf Gazze konusunda da benzer atılımlar gerçekleştirebilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.