İsrail'in desteğiyle Gazze'nin yeniden inşası için hazırlanan Amerikan ve Fransız planları

Planların içeriğinde Gazze Şeridi açıklarındaki potansiyel gaz rezervlerinin geliştirilmesi de yer alıyor. Bu rezervlerin, bölgeye yıllık en az 10 milyar dolarlık bir katkı sağlaması bekleniyor.

Gazze Şeridi'nde çeyrek milyon bina yıkıldı ve on milyonlarca ton moloz ortaya çıktı. (AFP)
Gazze Şeridi'nde çeyrek milyon bina yıkıldı ve on milyonlarca ton moloz ortaya çıktı. (AFP)
TT

İsrail'in desteğiyle Gazze'nin yeniden inşası için hazırlanan Amerikan ve Fransız planları

Gazze Şeridi'nde çeyrek milyon bina yıkıldı ve on milyonlarca ton moloz ortaya çıktı. (AFP)
Gazze Şeridi'nde çeyrek milyon bina yıkıldı ve on milyonlarca ton moloz ortaya çıktı. (AFP)

Emel Şehade

Washington ile Tel Aviv arasında Gazze Şeridi’ndeki savaşı durdurmaya yönelik Trump planının ikinci aşamasına geçilmesi konusunda görüşmeler derinleşiyor. Bu aşama, İsrail’in, Gazze Şeridi’nin yeniden imarına başlanmadan önce Hamas’ın silahsızlandırılması ve bölgenin tamamen silahtan arındırılması şartını içeriyor. Tahminlere göre bu planın maliyeti 50 ila 70 milyar dolar arasında olacak ve en az 10 yıl sürecek. Ancak Filistinliler hâlâ yüzde 80’i yaşanamaz hale gelen bir bölgede, özellikle kış mevsimi yaklaşırken hastalıkların yayılma riskiyle karşı karşıya yaşıyor. Ayrıca, enkaz altında kayıp durumundaki Filistinlilerin bulunduğuna dair bilgiler de yayılıyor.

Raporlara göre, Gideon’un Savaş Arabaları 2 Operasyonu başlamadan önce Gazze Şeridi'nde 245 bin bina yıkıldı, bu da Gazze Şeridi'ndeki binaların yüzde 80'inden fazlasını oluşturuyor. İsrail'in bir raporuna göre, yıkım ve tahrip operasyonları 40 ila 50 milyon ton enkaz bıraktı. Bu durum, İsrail’in ‘Gazze Şeridi’ni yerle bir etme’ yönündeki tehditlerinin somut bir tercümesi olarak değerlendiriliyor. Bazı gözlemciler, Şarm eş-Şeyh Zirvesi ve savaşın durmasından sonra Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan manzarayı, ‘dünyanın sonrasını konu alan bir bilim kurgu filmi setine’ benzetti.

Bu yıkım, binalar ve konutlarla sınırlı değil; asıl büyük tahribat, hayati altyapı sistemlerinde yaşandı. Ana yollar kumla kaplı toprak yollara dönüşürken, elektrik ve su şebekeleri çöktü, pompa istasyonları ve kanalizasyon sistemleri tamamen devre dışı kaldı. Buna ek olarak, hastaneler, eğitim kurumları ve kamu binaları da ağır hasar gördü. Tüm bunların arasında, sanayi bölgeleri ve ticaret merkezleri de büyük ölçüde yok oldu.

dfv
Bazı gözlemciler, Şarm eş-Şeyh Zirvesi ve savaşın durmasından sonra Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan manzarayı, ‘dünyanın sonrasını konu alan bir bilim kurgu filmi setine’ benzetti. (AFP)

Bazı yetkililer, Gazze Şeridi'ndeki durumu ‘tamamen yıkım ve cehenneme benzeyen bir yaşam’ olarak tanımladı. Bu tanım, ABD'li yetkililerin Trump'ın planının uygulanmasını denetlemek ve Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için ilk adımları atmak üzere geçen hafta İsrail'i ziyaret etmesiyle aynı zamana denk geldi.

Bazı İsrailliler, ABD Başkanı Donald Trump’ın Şarm eş-Şeyh Zirvesi’nde söylediği “Gazze Şeridi’ni yeniden inşa etmenin zamanı geldi” ifadesini büyük bir meydan okuma olarak değerlendiriyor. Bunun nedeni, Tel Aviv’in yeniden imarı, Hamas’ın silahsızlandırılması şartına bağlama konusundaki ısrarı. Ancak bu görüşe karşı çıkanlar da var. Onlara göre, Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve iki milyondan fazla Filistinlinin normal yaşamlarına dönmesi, İsrail’in güvenliği ve istikrarı üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır. Ayrıca, İsrail’in bu konudaki ısrarının sonuç vermeyeceği, çünkü ABD’nin Trump planını uygulamakta kararlı olduğu belirtiliyor. Gazze Şeridi’nin yeniden imarı, ABD’nin öncelikli ilgi alanlarından biri olarak görülüyor ve bu girişim geniş bir uluslararası ve Arap desteğine sahip.

İsrail zihniyetli Amerikan-Fransız planları

Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için ayrıntılı haritalar ve maliyet tahminleri de dahil olmak üzere birden fazla plan ortaya konuldu. Şarm eş-Şeyh Zirvesi’nden sonra bu konu gündeme geldiğinde, iki plan İsrail müzakerelerinin ön saflarına geri döndü: ilki RAND Corporation tarafından denetlenen Amerikan planı, ikincisi ise ‘Gazze'yi hayal et - barışı inşa et’ başlığı altında hazırlanan Fransız planıydı.

İsrailli mimar Amnon Direktor'a göre, Amerikan ve Fransız planları İsrail'e ait. Direktor, “Ben bunu İsrail'in Gazze Şeridi'nin yeniden inşası da dahil olmak üzere Gazze'deki işlere elini sürmeye devam etmesinin bir yolu olarak görüyorum” dedi.

Direktor'a göre, en profesyonel ve uygulanabilir plan, New York ve Brüksel'de faaliyet gösteren mimarlık firması ORG Permanent Modernity ile iş birliği içinde geliştirilen RAND Corporation'ın planı. ‘Yerinden Edilme Kamplarından Topluluklara: Savaş Sonrası Konut Çözümleri’ başlığıyla yayınlanan plan, dört rehabilitasyon çözümü içeriyor: Birincisi, Gazze Şeridi'nin yeniden inşasının uzun yıllar süreceği öngörüsüyle, on yıl boyunca hizmet verecek geçici konutların inşasını içeren geçici bir çözüm. İkincisi, yıkılmış alanlar arasındaki açık alanları kullanarak uygun ve modern bir yaşam ortamı yaratmak için mahallelerin tamamının rehabilitasyonu ve yenilenmesi. Üçüncü çözüm, mülteci kamplarının bir kez daha yoksulluk ve aşırı kalabalıklaşmanın yuvası haline gelmemesi, aksine insana yakışır yaşam koşulları ve gelişmiş altyapı sunması için yenilikçi bir planlama modeli geliştirmek. Dördüncü çözüm, öneriye göre, konut seçeneklerini genişletmek ve gelişmiş ve verimli bir kentsel çevre oluşturmak amacıyla Gazze Şeridi'ndeki gelişmemiş arazilerde yeni mahalleler için planlar sunmak.

scdfrgt
Enkaz kaldırma, büyük lojistik ve çevresel zorluklar içeriyor. Bu işlemin, patlayıcıların imhası ve atık yönetimi ile eş zamanlı olarak yürütülmesi gerekiyor. (AFP)

RAND Corporation planının tasarımcılarından biri olan İsrail asıllı ABD’li Kobi Rotenberg, planın amacını şöyle açıkladı: “Planın amacı, tüm karar alıcılar için bir dizi araç ve politika belgesi sunmak, ‘ertesi güne’ hazırlıklı olmak ve Gazze Şeridi’nin yeniden inşası için gerçekçi çözümler üretmek, ayrıca tüm taraflardaki karar alıcıları desteklemektir.”

Planın maliyeti 50 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Rotenberg'e göre bu, Birleşmiş Milletler (BM) ve Dünya Bankası'nın tahminlerine dayanıyor, ancak bu tahminler yapıldıktan sonra çatışmalar devam ettiği için gerçek maliyetin çok daha yüksek olması muhtemel.

Mimar Amnon Direktor ile yapılan bir röportajda, enkaz kaldırmanın büyük lojistik ve çevresel zorluklar içerdiğini belirtildi. Bu işlemin, patlayıcıların imhası ve atık yönetimi ile eş zamanlı olarak yürütülmesi gerektiği, böylece kamu sağlığının korunacağı ve güvenli yeniden inşanın mümkün olacağı vurgulandı. Direktor, planın belirli bir atık bertaraf modeli öngörmediğini, ancak erken planlama, yeniden kullanım ve geri dönüşüme odaklandığını ve bunun da her alanın türüne ve yıkım düzeyine uygun farklı süreçler ve teknikler gerektirdiğini ifade etti.

Rotenberg'e göre plan, zorluklara boyun eğmeden bunları aşmak için tasarlandı ve Gazze Şeridi ile tüm bölge sakinleri için istikrarlı ve sürdürülebilir bir gelecek adına temel oluşturmak amacıyla kullanılabilir.

Fransız planı

‘Gazze'yi hayal et - barışı inşa et’ başlıklı Fransız planı, önümüzdeki on yıl için kapsamlı bir uygulama vizyonu sunuyor ve öncelikle bölge halkının ihtiyaçlarına odaklanıyor.

Bu girişimin ve planın hazırlanmasının arkasında, Fransa'da yaşayan ve Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Ortadoğu ve İsrail-Filistin çatışması danışmanı olan İsrailli Ofer Bronstein bulunuyor.

Amnon Direktor'a göre, Fransız planı İsrail'in izlerini taşıyor ve daha çok rotayı belirlemeye yönelik bir ön yol haritası niteliğinde. Direktor, “Bu aşamada her şey makro düzeyde genel terimlerle yazılmış. Bazı şeyler şekillendiğinde, uzmanlar diğer ortaklarla birlikte çalışmanın merkezinde yer alacaklar” ifadelerini kullandı.

zxsdf
Fransız planında yer alan hususlar arasında, geçici bir Filistin sivil otoritesiyle birlikte çalışacak uluslararası bir yeniden inşa otoritesinin kurulması da bulunuyor. (AFP)

Fransız planında yer alan hususlar arasında, geçici bir Filistin sivil otoritesiyle birlikte çalışacak ve Avrupa Birliği (AB), Dünya Bankası ve ılımlı Arap ülkeleri gözetiminde tam şeffaflık içinde yönetilecek uluslararası bir yeniden inşa otoritesinin kurulması da bulunuyor. Plan, Macron’un danışmanının Direktor’a sunduğu bilgilere göre, bölgesel güvenlik kaynaklarını barışa yatırım yapmaya yönlendirmeye, İsrailliler ile Filistinliler arasında güveni yeniden tesis etmeye odaklanıyor. Ayrıca, Gazze Şeridi’ni ortak kalkınmanın bir modeli ve iki halk arasında gelecekteki siyasi bir çözümün temeli olarak ele alıyor.

Fransız planını Gazze Şeridi'nin yeniden inşası için hazırlanan diğer planlardan ayıran özelliğin ne olduğu sorusuna Bronstein şu cevabı verdi: “Birçok fark var, en önemlisi Filistin halkını odak noktasına koyması. Gazze Şeridi'nin yeniden inşasını bir gayrimenkul projesi olarak değil, istihdam fırsatları, ulaşım, altyapı ve konut dahil olmak üzere Gazzelilerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmış sosyal ve ekonomik bir süreç olarak görüyoruz.”

Söz konusu plan, Körfez ülkeleri, Avrupa ülkeleri ve ABD tarafından finanse edilecek. Bronstein, “Bunu başarmanın bir yolu, Gazze açıklarındaki potansiyel gaz rezervlerini geliştirmek ve bu sayede yılda yaklaşık 10 milyar dolar gelir elde etmektir” dedi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Fransız planı ayrıca, güneş enerjisi sistemleri ve yağmur suyu toplama sistemleri ile düşük karbon ayak izine sahip yerel malzemelerden yapılmış yaklaşık 120 bin çevre dostu konut biriminin inşasını da içeriyor. Bronstein, yeni mahallelerin okullar, klinikler, pazarlar ve yeşil kamusal alanlardan oluşan entegre sistemler olarak inşa edileceğini, bunun geçici bir rehabilitasyon kampı değil, yaşayan, işleyen bir şehir konsepti olduğunu belirtti. Maddi boyutun ötesinde, plan kültürel boyuta da odaklanıyor. Örneğin, Sürdürülebilir Mimarlık için Avrupa-Arap Enstitüsü’nün kurulması, mimarlar ve yeniden inşa ile barış için çalışan sanatçılar için ödüller verilmesi gibi girişimler içeriyor. Bronstein’e göre planlama süreci bile, uzlaşma ve toplumun yeniden inşasının bir parçası olarak görülüyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Çin’in hipersonik seyir füzeleri İran deniz kuvvetleri cephaneliğine giriyor

İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
TT

Çin’in hipersonik seyir füzeleri İran deniz kuvvetleri cephaneliğine giriyor

İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)
İranlı bir adam, Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın bir gazete olan Vatan Emruz’un bir nüshasını elinde tutuyor. Gazetenin ön sayfasında ‘Tahran’da deniz sürprizleri’ başlığı altında bir füze resmi yer alıyor. (EPA)

Tahran, Çin’den hipersonik gemisavar seyir füzeleri satın almak üzere bir anlaşmaya yaklaşırken, ABD bölgesel sulara bir savaş gücü konuşlandırdı. Söz konusu füzelerin alınması, İran topraklarının derinliklerine yönelik olası saldırılara karşı bir önlem olarak değerlendiriliyor.

Reuters’ın müzakereler hakkında bilgi sahibi altı kaynağa dayandırdığı habere göre, Çin yapımı CM-302 tipi füzelerin alımına yönelik anlaşma neredeyse tamamlanmış durumda; ancak teslimat tarihi konusunda henüz bir uzlaşı sağlanmış değil. Hipersonik füzelerin menzili yaklaşık 290 kilometre olup, düşük irtifada yüksek hızla uçacak şekilde tasarlanarak deniz savunma sistemlerinden kaçınabiliyor.

Silahlanma uzmanları, bu füzelerin konuşlandırılmasının İran’ın vurucu kabiliyetlerini önemli ölçüde artıracağını ve bölgedeki ABD donanması için ciddi bir tehdit oluşturacağını belirtiyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, iki yıl önce başlayan Çin’den füze sistemleri alımına yönelik müzakereler, haziran ayında İsrail ile İran arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından önemli ölçüde hız kazandı.

Müzakereler geçen yaz nihai aşamalara girerken, İran’ın üst düzey askerî ve hükümet yetkilileri Çin’e seyahat etti. Bu isimler arasında İran Savunma Bakan Yardımcısı Mesud Ourai de bulunuyor. İki güvenlik yetkilisine göre, Ourai’nin ziyareti daha önce kamuoyuna açıklanmamıştı.

İsrail istihbaratında eski bir subay ve halihazırda İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) bünyesinde İran uzmanı olan Danny Citrinowicz, “İran’ın bölgedeki gemilere hipersonik saldırı kapasitesine sahip olması, köklü bir değişiklik anlamına gelir. Bu füzelerin engellenmesi son derece zor” değerlendirmesinde bulundu.

Reuters’ın raporunda, anlaşma kapsamında kaç füzenin olduğu, İran’ın ödemeyi kabul ettiği miktar ve Çin’in bölgedeki artan gerilimler karşısında anlaşmayı ilerletip ilerletmeyeceği belirtilmedi.

İran Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran’ın müttefikleriyle askeri ve güvenlik anlaşmaları var; şimdi bu anlaşmalardan yararlanmanın zamanı” dedi.

Çin’in Savunma ve Dışişleri bakanlıkları, Reuters’ın yorum talebini reddetti. Beyaz Saray ise ajansın İran-Çin füze sistemi müzakerelerine dair sorusunu doğrudan yanıtlamadı.

dvbth
Geçtiğimiz hafta Umman Denizi’nde düzenlenen ortak deniz tatbikatları sırasında bir Rus savaş gemisi (EPA)

Beyaz Saray’dan bir yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran ile mevcut gerilime atıfta bulunarak, “Ya bir anlaşmaya varırız ya da bir önceki seferde yaptığımız gibi çok sert adımlar atmak zorunda kalırız” şeklinde net bir tutum sergilediğini belirtti.

Bu füzeler, Çin’in İran’a sevk edebileceği en yeni askerî teçhizat arasında yer alıyor ve ilk olarak 2006’da Birleşmiş Milletler (BM) tarafından uygulanan silah ambargosunu zorluyor. Ambargo, 2015’te ABD ve müttefikleriyle yapılan nükleer anlaşma kapsamında askıya alınmış, ancak geçtiğimiz eylül ayında tekrar yürürlüğe konmuştu.

Amerikan kalabalığı

İran ile Çin arasındaki anlaşma, bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde Çin ile İran arasındaki askerî ilişkilerin derinleştiğini doğrulayacak ve ABD’nin İran’ın füze programını kontrol altına alma ve nükleer faaliyetlerini sınırlama çabalarını zorlaştıracak. Aynı zamanda söz konusu anlaşma Çin’in, uzun yıllar ABD askerî hakimiyetinde kalan bölgede varlığını artırma isteğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Çin, İran ve Rusya, her yıl ortak deniz tatbikatları düzenliyor. Geçen yıl ABD Hazine Bakanlığı, bazı Çinli kuruluşlara, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) balistik füze programında kullanılmak üzere kimyasal öncül maddeler sağladıkları gerekçesiyle yaptırım uyguladı. Çin ise bu suçlamaları reddederek, söz konusu yaptırım kapsamındaki durumdan haberdar olmadığını ve çift kullanımlı ürünler için ihracat kontrollerini sıkı bir şekilde uyguladığını belirtti.

Geçtiğimiz eylül ayında İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ı askeri bir geçit töreninde ağırlayan Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, “Çin, İran’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve ulusal onurunu korumasını destekliyor” ifadesini kullandı.

Çin, 18 Ekim’de Rusya ve İran ile ortak bir mesaj yayımlayarak, yaptırımların yeniden uygulanmasının yanlış bir karar olduğunu ifade etti.

İran hükümeti tarafından füze müzakereleri hakkında bilgilendirilen bir yetkili, “İran artık ABD’ye karşı, Rusya ve Çin ile bir karşı karşıya gelme alanı haline geldi” değerlendirmesinde bulundu.

rgbgrb
USS Gerald R. Ford uçak gemisi dün Girit Adası’ndaki Souda Körfezi’ne ulaştı. (Reuters)

Bu anlaşma, ABD’nin İran’a yakın mesafede deniz filosu topladığı bir dönemde gündeme geliyor. Bu filo, USS Abraham Lincoln ve savaş grubu ile USS Gerald R. Ford ve eskort gemilerinden oluşuyor. İki uçak gemisi birlikte beş binden fazla personel ve 150’den fazla uçak taşıyabilir.

İsrailli araştırmacı Danny Citrinowicz, “Çin, İran’da Batı yanlısı bir rejim görmek istemiyor; çünkü bu kendi çıkarlarına tehdit oluşturur. Çin, mevcut rejimin sürmesini umuyor” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump, 19 Şubat’ta İran’a nükleer programıyla ilgili bir anlaşmaya varması için on gün süre tanıdığını, aksi halde askerî operasyon yapılacağını açıklamıştı.

ABD, Trump’ın saldırı emri vermesi durumunda, haftalar sürebilecek sürekli askerî operasyonlar ihtimaline hazırlanıyor.

Tükenmiş cephanelik

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nde (SIPRI) kıdemli araştırmacı olan Peter Wallensteen, ‘CM-302 füzelerinin satın alınmasının, geçen yılki savaşla büyük ölçüde yıpranmış İran cephaneliğinde önemli bir iyileşme sağlayacağını’ belirtti.

Devlete ait Çin Havacılık, Uzay Bilimi ve Sanayi Şirketi (CASIC), CM-302 füzesini, dünyanın en iyi gemisavar füzesi olarak tanıtıyor; füzenin bir uçak gemisini veya destroyeri batırma kapasitesine sahip olduğunu iddia ediyor. Silah sistemi, gemilere, uçaklara veya kara hareketli araçlarına monte edilebiliyor ve kara hedeflerini de vurabiliyor. Şirket, yorum talebine yanıt vermedi.

Altı kaynak, İran’ın ayrıca Çin’den taşınabilir kara-hava füze sistemleri, balistik füze karşıtı silahlar ve uydu karşıtı silahlar satın almak için de görüşmeler yürüttüğünü aktardı.

Çin, 1980’lerde İran’a silah tedarikinde başlıca bir kaynak olmuş, ancak 1990’ların sonlarında uluslararası baskılar nedeniyle geniş çaplı silah sevkiyatları azalmıştı. Son yıllarda ise ABD yetkilileri, bazı Çinli şirketleri İran’a füze ile ilişkili malzeme sağlamakla suçladı; ancak Çin’in tamamen füze sistemleri sağladığını kamuoyuna açıkça iddia etmediler.


Dünyayı sarsan savaş: Ukrayna ve Rusya

Görsel: Pete Reynolds
Görsel: Pete Reynolds
TT

Dünyayı sarsan savaş: Ukrayna ve Rusya

Görsel: Pete Reynolds
Görsel: Pete Reynolds

Christopher Phillips

Rusya'nın 2022 yılının şubat ayında Ukrayna'yı topyekûn savaş ilan etmesinden dört yıl sonra, savaşın derin bir etki yarattığı aşikâr. Bu etkilerin en ağır yükünü Ukrayna'nın üstlendiği de şüphesiz. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin tahminlerine göre savaş boyunca 100 bin ila 140 bin Ukrayna askeri öldü, 500 bini yaralandı. Birleşmiş Milletler (BM), savaş sırasında yaklaşık 15 bin sivilin öldüğünü teyit etse de tahminlere göre gerçek sayı çok daha yüksek. Bunun yanında Ukrayna'nın doğusundaki geniş alanlar Rusya'nın işgali altındaki Kırım Yarımadası'na ilhak edildi, savaşın yıkımından kaçan mülteciler akın etti, şehirler bombalandı ve sistematik olarak yıkıldı. Rusya da özellikle askerleri arasında ağır kayıplar verdi. Tahminlere göre toplam 1,2 milyon kayıp içinde yaklaşık 325 bin Rus askeri öldürüldü. Aynı zamanda, Batı'nın yaptırımları, zorunlu askerlik kampanyaları ve artan siyasi baskı, Ukrayna'yı giderek bir savaş ekonomisi ve toplumuna dönüştürdü. Ancak bu savaş, sadece iki tarafla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda jeopolitiğin temellerini sarsarak, öncekinden radikal bir şekilde farklı olan yeni bir dünya düzeninin ortaya çıkmasına katkıda bulundu.

Çok kutuplu sistemin teyidi

Mevcut çok kutuplu sistemi yaratan, Rusya'nın Ukrayna'yı topyekun işgali ve ardından gelen gelişmeler değildi. Tüm bunlar sadece bu sistemin ortaya çıkışını teyit etti. Bu bakımdan, 1991 Körfez Savaşı ile karşılaştırılabilir. 1980'lerin sonlarında, yapısal bir değişim Soğuk Savaş dönemine hakim olan iki kutuplu sistemi fiilen sona erdirdi, ancak ABD liderliğindeki yeni tek kutuplu dünya düzeni ancak Saddam Hüseyin'in Kuveyt'ten kovulmasından sonra şekillendi. Bu tek kutuplu sistem, iki kutuplu sistemin ani çöküşünden daha yavaş bir hızla çöktü. Washington'ın terörle savaşındaki başarısızlıkları, 2008 küresel finans krizi ve Çin'in yükselişi, ABD'nin uluslararası sahnedeki hegemonyasının kademeli olarak azalmasına katkıda bulundu. 2020’lerin başında, başta Ortadoğu olmak üzere birçok alanda ABD'nin belirgin bir şekilde gerilediği görüldü. Rusya, Çin ve diğer bölgesel güçler ise ABD'nin gündemine giderek daha fazla meydan okudu. Ancak ‘Bu değişimler küresel düzeni nasıl yeniden şekillendirecekti?’ sorusu halen cevap bekliyordu.

Orta güçlerin, Washington ile ittifak halinde kalmalarına rağmen, ulusal çıkarlarıyla çeliştiği durumlarda artık ABD politikasını takip etmek zorunda olmadıklarını düşündükleri açıkça ortaya çıktı.

Ancak 2022 yılında Rusya'nın işgali bu sorunun cevabını açıkça ortaya koydu. O dönemde Joe Biden liderliğindeki Washington, George H.W. Bush'un Kuveyt'in işgalinden sonra yaptığı gibi, dünyayı Moskova'nın saldırganlığını kınamaya çağırmaya çalışırken, dünya değişmişti. Sadece Japonya ve Güney Kore dahil olmak üzere ABD'nin Batılı müttefikleri Biden'a katılarak Rusya'ya yaptırım uyguladı. Çin, Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Küresel Güney ülkeleri katılmayı reddetti. Ortadoğu da aynı yolu izledi. İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi önemli ABD müttefikleri bile tutumlarından geri adım attı; son ikisi, Avrupalıların Rus gazı arzındaki kaybını telafi etmek için petrol üretimini artırma yönündeki Biden'ın talebini reddetti. Bu orta güçlerin, Washington ile ittifak halinde kalmalarına rağmen, ulusal çıkarlarıyla çeliştiği durumlarda artık ABD politikasını takip etmek zorunda olmadıklarını düşündükleri açıkça ortaya çıktı.

Avrupa kurumları, savaş başlamadan sadece birkaç yıl önce öngörülemeyen şekillerde uyum sağladı.

Rusya ve Ukrayna dışında, işgalin en önemli etkisi Avrupa'da hissedildi. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, Avrupa ülkeleri güvenlik tehditlerinin azaldığına inanarak yüksek savunma harcamalarını azaltmalarını sağlayan ‘barış getirisinden’ yararlandılar. Ancak, 2008 yılında Gürcistan'ın işgali, Kırım'ın ilhakı ve 2014-2015'te Donbas'ın işgali sonrasında Rusya'nın 2022'deki topyekun işgali, Avrupalı liderleri rahatlıklarından uyandırdı ve Baltık ülkeleri, Polonya ve Doğu Avrupa'daki diğer ülkelerin sıradaki hedefler olacağına dair korkularını körükledi. Avrupa'nın Washington ile koordineli olarak verdiği ilk tepki, Kiev'e askeri ve ekonomik destek sağlamak ve Moskova'ya yaptırımlar uygulamak olsa da daha derin bir değişim zihniyetin kendisinde yaşandı. Savunma harcamaları, 2021'de Avrupa Birliği genelinde yaklaşık 218 milyar eurodan 2025'te yaklaşık 381 milyar euroya sıçradı. 2014 yılında, sadece üç NATO üyesi, ittifakın gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 2'sini savunma harcamalarına ayırma hedefini gerçekleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bugün, NATO üyesi 32 ülkenin tamamı bu hedefi karşılıyor ve Rusya'nın genişlemesinden en çok korkan ülkeler olan Polonya, Baltık ülkeleri ve Norveç, savunma harcamaları açısından ABD'li muadillerini geride bırakıyor.

Bu değişimle birlikte Avrupa kurumları da birkaç yıl önce hayal bile edilemeyecek şekilde uyum sağladı. Öncelikle siyasi ve ekonomik örgüt olan Avrupa Birliği (AB), kıtayı savunmada kilit bir rol üstlenerek, üye ülkelerin yeniden silahlanmasını desteklemek için Avrupa Barış Fonu gibi mekanizmaların kapsamını genişletti. Bunun yanında Rusya'nın tehditlerinden korkan Finlandiya ve İsveç, tarihi tarafsızlık politikalarını terk ederek sırasıyla 2023 ve 2024 yıllarında NATO'ya katıldılar.

dfvrgth
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Kiev'de Devlet Günü'nü kutlayan tören sırasında Ukrayna Savunma Şehitleri Anıt Duvarı'na çelenk bıraktı, 15 Temmuz 2025 (AFP)

Ancak Avrupa’daki bu dayanışma, Batı ittifakının genel gücünü tam olarak yansıtmıyordu. Viktor Orban liderliğindeki Macaristan, sınırlı ağırlığına rağmen, Moskova'ya sempati duyduğunu ifade ederek ve Avrupa'nın Rusya’ya misilleme paketini geciktirmeye ve azaltmaya çalışarak, AB’nin ortak çabalarını defalarca kez engelledi. NATO üyesi Türkiye, çatışmada tarafsızlığını koruyarak hem Kiev hem de Moskova ile yakın ticari ilişkilerini sürdürdü ve hatta İsveç ve Finlandiya'nın Kürt ayrılıkçılara destek verdikleri gerekçesiyle ittifaka katılımlarını engelledi.

Önemli bir gelişme olarak, Donald Trump'ın yeniden başkan olarak seçilmesi ABD'nin tutumunu yeniden şekillendirdi ve “Amerika'yı Yeniden Büyük Yap” (Make America Great Again/MAGA) hareketi, Ukrayna ve Avrupa'yı desteklemenin yararını ve hatta gerekliliğini geniş çapta sorguladı. Burada sorulacak soru şu: ABD, bu yaklaşımı resmi olarak benimseyecek mi? Washington, Kiev'e verdiği desteği kesecek mi, yoksa Moskova'nın lehine bir barış anlaşması imzalamaya zorlayacak mı? Ancak kesin olan ise savaşın popülist sağın retoriğinde merkezi bir konu haline geldiği ve bu durumun Batı ittifakının içeriden kırılganlığını artırdığı gerçeğidir.

Çin ve orta güçler faydalandı

Ancak, çatışmanın neden olduğu jeopolitik değişimlerin tümü kötü sonuçlar doğurmadı. Uluslararası sahnede, özellikle Küresel Güney ülkelerinde yeni faydalanıcılar ortaya çıktı. Bunların başında Çin geliyor. Rusya'nın Batı ile ilişkilerinin çöküşü, Moskova'nın ticaret ve stratejik emtia alanlarında Pekin'e olan bağımlılığını derinleştirerek, on yıl önce nispeten eşit olan ilişkilerini, açıkça Çin'in lehine olan bir ilişkiye dönüştürdü. Rusya'nın uluslararası izolasyonu, 2024 yılında Mısır, Etiyopya, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) katılımıyla BRICS grubunun genişlemesine de destek sağladı. Bu genişleme, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi diğer güçlerin artan katılımıyla birlikte, bu orta güçlere, 2022'den önce bu tür fırsatların bulunmadığı uluslararası arenada çıkarlarını desteklemek ve manevra alanlarını genişletmek için ilave bir platform oluşturdu.

Rusya'nın Ukrayna'daki savaşla meşgul olması, küresel etkisini zayıflattı ve diğer güçlerin geleneksel olarak Moskova'nın hakimiyetinde olan bölgelerdeki boşluğu doldurmalarına olanak sağladı.

Aynı zamanda, Rusya'nın Ukrayna'daki savaşla meşgul olması, küresel etkisini zayıflatırken diğer güçlerin geleneksel olarak Moskova'nın hakim olduğu alanlardaki boşluğu doldurmalarına kapı açtı. Bu, Rusya'nın değerli kaynaklarını ikinci kez Beşşar Esad'ı kurtarmak için harcayamadığı ve aslında harcamak istemediği Suriye'de açıkça görülüyor. Bu durum, Beşşar Esed rejiminin 2024 yılında düşüşüne yol açtı. Şam rejiminin düşüşüyle birlikte Rusya'nın etkisi keskin bir şekilde azaldı ve yerini Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın artan etkisi aldı. Benzer şekilde, Moskova'nın Libya ve Sudan'daki konumu da zayıfladı. Bu durum Kremlin'in Ukrayna dışındaki etkisinin azaldığını gösteriyor.

rfv
Donetsk bölgesindeki Druzhkivka yakınlarında gizli bir konumda Rus mevzilerine BM-21 Grad roketatarlarla ateş açan Ukraynalı askerler, 21 Ocak 2026 (AFP)

Rusya'nın küresel zayıflığının ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor. Trump yönetimi, tartışıldığı gibi Kiev ile Moskova arasında tatmin edici bir anlaşma sağlarsa, Rusya eski etkisinin bir kısmını hızla geri kazanabilir. Ancak savaş devam ederse, bu durum kaynakları ciddi şekilde tüketecek ve hatta Putin'in iç politikadaki konumunu tehdit edebilir.  Ancak savaşın yol açtığı diğer değişiklikler daha kalıcı görünüyor. Çok kutupluluk artık bir gerçeklik ve taraflar Ukrayna'da nominal bir barışa ulaşsalar bile, Avrupalı liderlerin yeniden silahlanma çabalarını durduracak kadar Rusya'ya güvenmeleri olası görünmüyor. Batı ittifakını bölen çatlaklar, Trump'ın ayrılmasıyla iyileşebilir. Ancak o zamana kadar Avrupalılar, çıkarlarını Washington'daki karar vericilerin keyfi kararlarına tekrar maruz bırakmayacaklardır. Kesin olan bir şey varsa, o da çatışmanın sonucu ne olursa olsun, küresel siyasetin manzarasını geri dönülmez bir şekilde değiştirdiği gerçeğidir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali: ‘Suça sürüklenmiş’ gençler için çıkarılan cumhurbaşkanlığı affı, eş-Şebab'ın boynundaki ilmeği sıkılaştırıyor

Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)
Somali ordusu, Orta Şabelle eyaletinin Hawadle bölgesinde eş-Şebab’la çatışıyor (Somali Haber Ajansı)

Somali Cumhurbaşkanlığı, eş-Şebab Hareketi’ne katılan ‘suça sürüklenmiş gençlere’ radikal ideolojiyi terk etmeleri şartıyla af ilan ederek yeni bir adım attı. Şarku’l Avsat’a konuşan Somalili bir Afrika meseleleri uzmanı, bu adımın, entegrasyon ve rehabilitasyon dahil olmak üzere birkaç koşulun yerine getirilmesi şartıyla, eş-Şebab'ın etrafındaki çemberi daraltma şansını artıracağına inanıyor.

Somali Haber Ajansı SONNA dün, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'un, (yerel olarak eş-Şebab'ı ifade etmek için kullanılan bir terim olan) Havaric milislerinin saflarında radikal ideoloji ile aldatılmış gençlere, aşırıcı ideolojiyi terk etmeleri halinde af kararı verdiğini bildirdi.

SONNA, devletin bu gençlere yeni bir hayat ve geleceklerini inşa etme fırsatları sunarak, onların toplumun ayrılmaz bir parçası olmalarını sağlayacağını da ifade etti.

SONNA’nın pazar günkü haberine göre Somali ordusu, ‘terörizmi ortadan kaldırmak için devam eden çabalar çerçevesinde, Orta Şabelle eyaletinin Hawadli bölgesinde saklanan Havaric milislerinin hücrelerini’ hedef alan planlı bir askeri operasyon başlattı.

dfvfbf
Hiran bölgesinde eş-Şebab Hareketiyle bağlantılı silahlı militanlar hedef alındı (Somali Haber Ajansı)

Somali, Afrika Birliği Somali Misyonu'na (AMISOM) ev sahipliği yapıyor. AMISOM, 15 yıldır Somali'de terörist faaliyetlerini artıran eş- Şebab Hareketi ile mücadelesinde Somali'ye destek sağlamak amacıyla 2024 yılının aralık ayında Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) kabul edilen kararın ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında resmi olarak faaliyete geçti.

Somali uzmanı Abdulvali Jama Barre, Başbakan Şeyh Mahmud'un af kararının güvenlik, sosyal ve stratejik olmak üzere üç açıdan yorumlanabileceğini belirtti. Bu önemli bir araç, ancak tamamlayıcı politikalarla desteklenmedikçe başarısı garanti edilemez.

Barre, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Af, özellikle de birçok gencin yanlış yönlendirme veya zorlama sonucu örgüte katılmış olması ve güvenli bir çıkış yolu bulmanın muhalifleri örgütü terk etmeye teşvik etmesi nedeniyle geri dönüşün önünü açan olumlu bir adımdır. Bu aynı zamanda, devletin sert çizgideki liderlerle yanlış yönlendirilmiş gençleri birbirinden ayırdığını gösteren insani ve siyasi bir mesajdır ve hükümetin intikamcı olmayan bir kuluçka merkezi olduğu imajını pekiştirir.”

Bu durum, eş-Şebab Hareketi’nin operasyonlarının yoğunlaştığı bir dönemde ortaya çıktı. Ezher Aşırılıkla Mücadele Gözlemevi, eş-Şebab Hareketi’nin sivilleri terörize etme ve sınır ötesi saldırılar düzenleme yönündeki kanlı stratejisi çerçevesinde Ramazan ayında Somali-Kenya sınırında terör tehdidini artırdığını açıkladı.

Gözlemevi tarafından dün yapılan açıklamada, “Bu gerginliğin artışı cumartesi gecesi terörist hareketin üyeleri Cuba'nın merkezindeki Bawali ve Somali'nin güneyindeki Aşağı Şabelle eyaletine bağlı Konyabarow bölgelerinde 10 sivili kurşuna dizerek infaz etmesiyle başladı” ifadeleri yer aldı. Gözlemevi, eş-Şebab’ın Ramazan ayı boyunca genel dini duyguları istismar etmek için şu anda faaliyetlerini yoğunlaştırdığını kaydetti.

Barre ise eş-Şebab Hareketi’nin dini duyguları istismar ettiğini belirterek “Bu yüzden eş-Şebab'ı sürekli dini ve fikri rehberlik, ekonomik entegrasyon ve akıllı güvenlik izleme yoluyla başarılı bir şekilde kontrol altına almak için, af kararı tek başına yeterli olmaz. Bu kararın gerçek rehabilitasyon programlarıyla bağlantılı olması gerekir” değerlendirmesinde bulundu.