Babu’l Mendeb mücadelesi: İsrail, ABD için önemini güvence altına almaya mı çalışıyor?

Kızıldeniz'in kontrolü, bir yanda Amerika Birleşik Devletleri, diğer yanda Çin, Rusya ve Avrupa arasında yaşanan ticaret savaşlarının bir parçasıdır.

Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)
Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)
TT

Babu’l Mendeb mücadelesi: İsrail, ABD için önemini güvence altına almaya mı çalışıyor?

Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)
Son yıllarda Kızıldeniz, dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi (AFP)

Enes bin Faysal el-Hacci

İsrail'in 26 Aralık'ta Somaliland’ı bağımsız bir oluşum olarak resmen tanıması ve bu adımı atan ilk BM üyesi devlet olması ışığında, bu gelişme Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb'deki hayati öneme sahip deniz yolları için verilen mücadelenin bir parçası olarak öne çıkıyor. Bunun küresel ticaret ve bölge ülkelerine yönelik casusluk faydalarının yanı sıra, İsrail'in Babu’l Mendeb'deki varlığından elde edeceği en önemli kazanım, Amerikan politikasının Körfez ülkelerine doğru kaydığını ve İsrail'den uzaklaştığını gösteren son gelişmelerin ışığında, ABD için önemli ve etkili bir müttefik olarak kalmasıdır. Başka bir deyişle, İsrail şimdi, özellikle Cumhuriyetçiler ve Trump destekçileri arasında ünlü sunucu Tucker Carlson ve diğerlerinin önderliğindeki düşmanlık dalgasının gölgesinde, gelecekteki Amerikan yönetimlerinin kendisini terk etmemesi için ABD'ye baskı yapmanın yollarını arıyor.

Somaliland, Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Babu’l Mendeb Boğazı'na bitişik, Aden Körfezi kıyısında yer alıyor. Bu durum, ABD'nin önemli bir müttefiki olan İsrail'e, bu hassas bölgede seyrüseferi denetleme ve güvenliğini sağlama konusunda stratejik bir konum kazandırıyor. Teorik olarak, Somali ve Afrika Birliği de dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki başkentlerden gelen geniş çaplı bir uluslararası kınamaya yol açan bu tanıma, Husi saldırıları gibi tehditlerle mücadelede ABD-İsrail ittifakının etkisini güçlendiriyor. Aynı zamanda, ortak üslerin kurulması veya boğazın ortak bir şekilde denetlenmesi de dahil olmak üzere potansiyel askeri iş birliğine kapıyı açarak, özellikle ham petrol, petrol ürünleri, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG), kömür, rüzgar ve güneş enerjisi santralleri için Çin'in Avrupa ve diğer ülkelere ihraç ettiği gerekli tüm ekipmanları içeren enerji ticareti başta olmak üzere küresel ticaret üzerindeki kontrolünü derinleştiriyor. Yeni gelişme, İsrail'in kendisini ABD'nin ve belki de Avrupa Birliği'nin stratejik bir müttefiki olarak konumlandırmasıdır; zira Filistin'deki mevcut konumu, Somali ve Yemen gibi diğer bölgelere kıyasla stratejik olarak o kadar önemli değil. Bu bağlamda, daha önce bu köşede Kızıldeniz ve Babu’l-Mendeb Boğazı'nın önemi hakkında yazdıklarımı tekrarlıyor ve meselenin Husilerden çok daha büyük olduğunu vurguluyorum. Ve bugün gerçekten de buna şahit oluyoruz. Daha önce yazdıklarımı tekrarlamadan önce, son günlerde sıkça sorulan bir soruyu yanıtlamak gerekiyor: Somaliland önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip mi? Bu konu, “İsrail'in Somaliland'ı tanımasının ardından Somaliland'daki petrol ve doğalgaz hakkında ne biliyorsunuz?” başlıklı bir rapor ile uzman bir enerji platformu tarafından ele alındı.

Son yıllarda, özellikle geleneksel enerji kaynakları ve enerji geçişi ile iklim değişikliği politikaları için gereken her şey göz önüne alındığında, Kızıldeniz dünyanın en önemli ticaret yolu haline geldi. Tarihsel olarak, Kızıldeniz'de, Akdeniz'deki Süveyş Kanalı yakınlarında, Aden Körfezi'ndeki Babu’l Mendeb Boğazı'nda ve Hint Okyanusu'nda konuşlandırılmış savaş gemisi ve uçak gemisi sayısı sınırlıydı ve bir elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar azdı. Husi saldırılarından sonra, çeşitli ülkelere ait savaş gemisi ve uçak gemisi sayısı önemli ölçüde arttı. Ancak, Husilerin saldırılarına karşı seyrüseferi koruma bahanesiyle Kızıldeniz'deki Amerikan varlığı, dramatik bir şekilde arttı, öyle ki bu savaş gemisi ve uçak gemilerinin ateş gücü tüm ülkeleri yakıp yıkmaya yetecek bir kerteye vardı. Bu, Husi meselesinin ikincil bir mesele olduğunu ve olmaya devam ettiğini gösteriyor. Kızıldeniz ve Yemen'deki son gelişmeler de bunu destekliyor. Gerçek şu ki, gemileri, petrol ve LNG tankerlerini Kızıldeniz'den uzaklaştırıp Afrika kıtasının etrafından dolaştırmak sadece tek bir ülkeye fayda sağlıyor: ABD. Burada ne bir komplo teorisinden bahsediyorum, ne de Husilerin Amerikalılar ile bu komploya katıldıklarını söylüyorum. Sadece şunu söylüyorum: Amerikalılar Kızıldeniz'in önemini fark ettiler ve onu kontrol etmeye karar verdiler, ancak bir bahaneye ihtiyaçları vardı ve Husiler bu bahaneyi sağladılar. İsrail'in Somaliland’ı tanımasıyla, bu kontrol daha kapsamlı hale geliyor, çünkü İsrail, Amerikan desteğiyle bölgedeki askeri varlığını güçlendirebilir. Bu da Mısır ve komşu ülkelerin güvenliğini tehdit ediyor ve İsrail’in ticaret yolları üzerindeki kontrolünü güçlendiriyor. Yahut İsrail bu sayede Amerikalıları, bölgedeki en önemli stratejik müttefikleri olarak kendisini terk edemeyeceklerine ikna edebilir.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Kızıldeniz'i kontrol eden, Çin, Hindistan, Japonya, Rusya, Avrupa ve Ortadoğu'nun ticaretini kontrol eder. Kızıldeniz'i kontrol eden aynı zamanda BRICS ülkelerinin ticaretinin büyük bir bölümünü de kontrol eder. Dolayısıyla, ABD sadece Kızıldeniz'i kontrol ederek pazarlarını korumak, ekonomik ve stratejik kazanımlar elde etmekle kalmıyor, aynı zamanda ABD dolarını gelecek on yıllar boyunca diğer para birimlerinin rekabetinden de koruyor. Burada İsrail, özellikle Çin ile ilgili yeni gelişmeler karşısında Amerikan çıkarlarını koruduğunu Amerikalılara kanıtlamaya çalışıyor.

Kızıldeniz'in kontrolü, bir tarafta ABD, diğer tarafta Çin, Rusya ve Avrupa arasındaki ticaret savaşlarının bir parçası. Birçok Çin ürününe uygulanan ticari kısıtlamalar ve yüksek gümrük tarifeleri, Çin'in ekonomik ve ticari genişlemesini engellemek ve onu kuşatmak için yapılan girişimlerden başka bir şey değil. Bunun kanıtı, Çin hükümetinin ülke ekonomisini canlandırmak için yakın zamanda sunduğu büyük mali teşviklerin zayıf etkisi. Çünkü Çin'de ekonomik büyümeyi sağlayabilecek sektörler ihracat odaklı ve bu sektörler ticaret savaşlarından ve yüksek gümrük tarifelerinden en çok etkilenen sektörler. Bu nedenle Çin, mali teşvikleri büyümeye katkısı daha az olan diğer sektörlere yönlendirdi. İsrail, Amerikalılara Amerikan çıkarlarını koruduğunu göstermek isterken, aynı zamanda kendi çıkarlarını gerçekleştirmek için Çin'e baskı uygulayabilme olanağına da sahip olmak istiyor.

Kızıldeniz'deki küresel ticaretteki gelişmeler

Kızıldeniz'deki gemi trafiğinin büyük kısmı Süveyş Kanalı'ndan geçtiği için, verileri son yıllardaki gelişmeleri doğru bir şekilde yansıtıyor. Süveyş Kanalı'nın genişletilmesi ve iki yeni gemi geçiş yolunun eklenmesi, geçiş yapan gemi sayısında önemli bir artışa katkıda bulunarak kanalın gelirlerinin 2023 yılında rekor seviyelere ulaşmasına yardımcı oldu. Kovid-19 karantinalarının sona ermesinin ardından yaşanan ekonomik toparlanma, küresel ticareti ve dolayısıyla kanal ile Kızıldeniz'deki gemi trafiğini artırdı. Ancak burada diğer gelişmeler de bir rol oynadı:

Birincisi, iklim değişikliği politikaları, enerji geçişi ve Çin'in bu sektörlerdeki artan etkisi, Çin'in güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve elektrikli araç bataryaları üretmek için gerekli minerallere olan bağımlılığını artırdı. Afrika ve Latin Amerika'daki yoksul ülkelerden çıkarılan bu minerallerin çoğu Çin'de işleniyor. Bu durum, bu minerallerin küresel ticarette yükselişinin, büyük kısmı Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı'ndan geçen deniz taşımacılığı faaliyetlerinde artışın önünü açtı.

 İkincisi, Çin dünyanın en büyük güneş paneli, elektrikli araç bataryası ve elektrikli araç üreticisi ve ihracatçısıdır. Özellikle Avrupa'ya ve önemli bir kısmı ABD’ye yapılan bu ihracat, Babu’l Mendeb Boğazı, Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’ndan geçiyor ve bu da bölgedeki deniz trafiğinin artmasını sağlıyor.

Üçüncüsü, Kovid-19 karantinalarının ardından Avrupa ve Asya ekonomilerinin toparlanmasıyla birlikte petrol ve petrol ürünlerine olan talep arttı ve bu da her iki yönde de petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerlerin sayısında bir yükselişe neden oldu.

Dördüncüsü, daha önce büyük ölçüde Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı üzerinden gerçekleşen Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerinin ABD petrolü ve LNG ithalatı arttı. Bu durum, bu su yollarında deniz trafiğinin artmasını ve ABD'nin ham petrol, petrol ürünleri ve LNG üretiminde önemli bir artışı sağladı.

Beşincisi, Ukrayna ve Gazze'deki olaylardan ve Husilerin gemilere yönelik saldırılarından önce, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Umman'da üç büyük rafinerinin inşa edildiği ve BAE'deki bir rafinerinin genişletildiği herkes tarafından biliniyordu. Bu gelişmeler, özellikle Avrupa rafinerilerinin kapanması ve kalanların kapasitelerinin azalması göz önüne alındığında, söz konusu ülkelerin rafine ettikleri ürünlerin bir kısmını Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa'ya ihraç edecekleri anlamına geliyordu.

Altıncısı, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısı ve G7 ile Avrupa Birliği tarafından uygulanan yaptırımlar, Rus petrolünün Avrupa'dan Asya pazarlarına kaymasına neden oldu. Bu, Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı'ndan geçen Rus petrolünün hacmini üç kattan fazla artırdı. Bununla birlikte, Avrupa'nın Rus petrolünü kaybetmesi, Körfez ülkelerinden Avrupa'ya yapılan ve yine Kızıldeniz'den geçen ihracatın artması anlamına geliyordu ve bu da Kızıldeniz'in petrol sektöründeki önemini önemli ölçüde artırdı.

Yedincisi, Rusya'nın Avrupa'ya doğalgaz ihracatındaki düşüş nedeniyle, Katar gibi bazı ülkeler, Avrupa'ya yönelik yine Kızıldeniz'den geçen LNG ihracatını artırmaya başladı.

Yukarıdakileri kanıtlamak istersek, Süveyş Kanalı İdaresi verileri, 2016 yılında kanaldan 16.833 geminin geçtiğini, bu sayının 2023 yılında yüzde 57 artarak 26.434'e yükseldiğini gösteriyor. 2019 yılının ilk dokuz ayında Süveyş Kanalı'ndan geçen petrol tankerlerinin sayısı 3.645 iken, bu sayı 2023 yılının ilk dokuz ayında yüzde 70 artarak 6.383'e yükseldi. Bu rakamlar, Süveyş Kanalı'na girmeden Kızıldeniz'de seyreden ve Ayn Sukhna Limanı’na petrol taşıyan Suudi petrol tankerlerini kapsamıyor ki bu tankerlerin sayısında da artış yaşandı. Ayrıca, Batı limanlarından Asya'ya petrol ve petrol ürünleri taşıyan tankerleri de kapsamıyor. Deniz taşımacılığı takibi konusunda uzman en büyük şirket olan Kpler'in verilerine göre, Suudi Arabistan'ın Batı limanlarından ihracatı 2019'da günde 1,3 milyon varilden 2022'de günde 1,6 milyon varile yükseldi; bu da yüzde 23'lük bir artış anlamına geliyor. Peki karşılaştırma için neden 2019 yılını seçtim? Çünkü Kovid-19 karantinalarından önceydi. Peki neden sadece ilk dokuz ayı seçtim? Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlediği saldırı ile başlayan Gazze'deki savaşın etkilerinden kaçınmak için, çünkü ekim 10’uncu ay. Peki Suudi Arabistan’ın ihracatını karşılaştırmak için neden 2023 yerine 2022'yi seçtim? Çünkü OPEC+ üretim kesintileri nedeniyle Suudi Arabistan'ın üretimi ve ihracatı 2023 yılında önemli ölçüde azaldı. Rus petrol ihracatına gelince, kanaldan geçiş yapan Rus petrolü 2016 yılında günde ortalama 130 bin varil iken, 2023 yılında günde yaklaşık 3,5 milyon varile yükseldi.

Özetle mesele küresel ticaret yollarının kontrolüdür ve Husiler Amerikalılara bu gerekçeyi sunmuştur. Husileri ve İran'ı bahane ederek, İsrail şimdi bölge devletleri ve ABD üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. İsrail'in Somaliland'ı tanımasıyla bu kontrol daha da pekişiyor, çünkü İsrail Babu’l Mendeb Boğazı üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmak ve ABD için hayati önem taşımaya devam etmek için Somaliland'ın stratejik konumundan faydalanabilir.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.