ABD'nin İran'a karşı kara savaşına dair beş senaryo

Karmaşık coğrafi koşullar, net ve güvenli geçiş yollarının önünde engel teşkil ediyor

CENTCOM bölgesine ulaşan USS Tripoli gemisindeki ABD Deniz Kuvvetleri birlikleri, 27 Mart 2026 (AP)
CENTCOM bölgesine ulaşan USS Tripoli gemisindeki ABD Deniz Kuvvetleri birlikleri, 27 Mart 2026 (AP)
TT

ABD'nin İran'a karşı kara savaşına dair beş senaryo

CENTCOM bölgesine ulaşan USS Tripoli gemisindeki ABD Deniz Kuvvetleri birlikleri, 27 Mart 2026 (AP)
CENTCOM bölgesine ulaşan USS Tripoli gemisindeki ABD Deniz Kuvvetleri birlikleri, 27 Mart 2026 (AP)

Araş Reisinezhad

ABD’nin İran’a yönelik kara saldırısı, onlarca yıldır en üst seviyede bir tırmanış olarak görülüyordu. Çünkü bu seçenek, gerçekleşmesini engelleyecek kadar yüksek maliyetli ve sonuçlarını kontrol etmeyi zorlaştıracak kadar istikrarı tehdit edici olarak değerlendiriliyordu. Ancak bu algı bugün yavaş yavaş ortadan kalkıyor. ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşının tırmanmasıyla birlikte, dün imkânsız görünen şey bugün olası bir ihtimal haline geldi. Tartışma artık sadece bir kara saldırısının patlak verip vermeyeceği ile sınırlı değil, olası başlangıç noktasına ve bu saldırının gerçek stratejik kazanımlar sağlayıp sağlayamayacağına kadar uzanıyor.

İlk bakışta İran, Körfez ve Umman Körfezi'nden batı sınırlarına kadar birçok olası giriş yolu sunuyor gibi görünse de bu izlenim sadece bir yanılsamadan ibaret. Görünüşte bir saldırıyı mümkün kılan coğrafya, aynı zamanda onu stratejik bir yenilgiye de dönüştürüyor.  Bölgenin askeri yapısı, herhangi bir saldırı gücünü kıyıdaki darboğazlar, enerji tesisleri ve sınır geçişleri gibi dar geçitlere yönlendiriyor. Bu noktalar zafere götürmekten çok, daha kapsamlı bir tırmanışa kapıyı aralıyor. Seçenekler çokmuş gibi görünse de bu aslında sadece sonuçları ağır olan bir coğrafya.

Bu mantık Hark Adası, Hürmüz Boğazı, Ebu Musa Adası, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, Çabahar-Konar geçidi ve Abadan-Hürremşehr ekseni olmak üzere beş ana düğüm noktasında açıkça ortaya çıktı. Bu düğüm noktaları ilk bakışta olası girişler gibi görünse de hiçbiri açık bir stratejik başarıya götürmüyor.

Hark Adası

Şark’ul Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hark Adası, görünürdeki üstünlüğün nasıl stratejik bir çıkmaza dönüştüğünü açıkça somutlaştırıyor. Ada, İran'ın petrol ihracatının ana damarı ve ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90'ı buradan geçiyor. Bu da onu klasik bir darboğaz haline getirmekte ve buradaki bir aksaklık geniş çaplı bir felce yol açıyor. Ada, İran anakarasından nispeten izole bir konumda. Yaklaşık 8 kilometre uzunluğunda ve 5 kilometre genişliğinde ve hayati öneme sahip tesislerle dolu. Bu da onu açıkta kalan küçük bir alan haline getiriyor.

fvdebfr
İran'ın Hark Adası'ndaki bir petrol istasyonunun uydu görüntüsü, 25 Şubat 2026 (Reuters)

Dolayısıyla burası İran'ın ekonomik ağırlık merkezini temsil ediyor; ekonomik gücün unsurları burada toplanırken, aynı zamanda kırılganlık noktaları da burada ortaya çıkıyor. Tamamen operasyonel bakış açısıyla bakıldığında, burası İran topraklarına ani ve derin bir şekilde girmeye gerek kalmadan en fazla kargaşayı yaratabilecek hedef gibi görünüyor.

İran'a yönelik kara saldırısı teorik olarak gündemde olsa da bu saldırı büyük kayıplara yol açar ve gerçek anlamda stratejik bir kazanç sağlamaz.

Ancak tam da bu durum, bu eylemi son derece tehlikeli kılan unsurdur. Hark Adası’na yapılacak saldırı, yerel bir askeri operasyon olarak kalmaz. Çünkü İran'ın petrol ihracatının ana damarını hedef almak, küresel enerji piyasalarını anında sarsar ve Körfez'deki altyapı güvenliği konusunda daha geniş çaplı endişeler uyandırır. Daha da önemlisi, böyle bir saldırı daha geniş çaplı gerilime yol açar. Zira İran'ın bölgedeki enerji tesislerini hedef alarak karşılık vermesi muhtemeldir. Buradaki çelişki açıkça ortada. Hark Adası’nı cazip bir hedef yapan faktör, yani İran ekonomisindeki merkezi konumu, aynı zamanda buraya yapılacak herhangi bir saldırının çatışmayı hızla uluslararası boyuta taşıyacağı anlamına da geliyor. Burası sadece askeri bir hedef değil, aynı zamanda tüm çatışmanın gidişatını değiştirebilecek bir kıvılcımdır.

Hürmüz Boğazı

Hürmüz Boğazı, bu çatışmanın en hassas alanı olmaya devam ediyor. Küresel petrol akışının yaklaşık beşte biri bu dar su yolundan geçiyor, bu da onu dünyanın en önemli enerji darboğazı yapıyor. Sık sık, muazzam stratejik nüfuz sağlayan bir kontrol aracı olarak görülüyor.

Ancak bu algı yanıltıcıdır. Hürmüz Boğazı, ele geçirilebilecek tek bir nokta değil, karmaşık bir bölgesel deniz alanıdır. Boğazı kontrol altına almaya yönelik ciddi bir girişim, İran'ın en büyük limanının bulunduğu Bender Abbas'ı ve ülkenin en büyük adası olan Keşm Adası'nı hedef alan operasyonların yapılmasını gerektirir.

fdbfd
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın ortasında, BAE’nin Resu'l-Hayme kentinden görülen Hürmüz Boğazı yakınlarındaki bir yük gemisi, 11 Mart 2026 (Reuters)

Bu iki bölge, İran’ın Körfez’deki savunma yapısının temel taşlarını oluşturuyor. Bu bağlamda, boğazı kontrol altına almak pratikte karada savaşmak anlamına geliyor.

Hark Adası'na yönelik saldırı, enerji piyasalarını tehdit edip çatışmayı tırmandırırken, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü, kesin sonuç garantisi olmaksızın geniş çaplı bir savaşa yol açabilir.

İşte burada temel bir çıkmaz ortaya çıkıyor. Kontrolü elinde tutmak, kıyı savunmasını zayıflatmayı, füze kapasitesini kısıtlamayı ve dengesiz deniz savaş araçlarını etkisiz hale getirmeyi gerektirirken, aynı zamanda şiddetli çatışmaların yaşandığı ortamda kalıcı bir askeri varlığı sürdürmeyi de gerektiriyor. Kapsamlı bir işgal olmaksızın nüfuzunu dayatmanın aracı gibi görünen bu durum, kısa sürede kaynakları tüketen uzun bir operasyona dönüşür, İran'ın bölgesel savunma yapısıyla doğrudan çatışır ve küresel enerji piyasalarında ve tedarik zincirlerinde kronik bir kargaşaya yol açar.

Üç ada

Ebu Musa Adası ile Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, Hürmüz Boğazı’na açılan stratejik batı kapısını oluşturuyor. Hark Adası ve Hürmüz Boğazı’nın aksine, bu adaların önemi büyük bir ekonomik ağırlıktan değil, sembolik değerlerinden ve jeopolitik konumlarından kaynaklanıyor.

Bu adaların kontrolünün ele geçirilmesi, askeri güç dengesinde belirleyici bir değişime yol ve İran'ın iç kesimlerine bir geçişin önünü açmaz. Ancak, bu adaların İran'ın egemenlik alanı ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) eski bir bölgesel iddiasının kesiştiği noktada yer alması, adalara karşı yapılacak herhangi bir harekâtın ciddi siyasi sonuçlar doğurmasına neden oluyor.

s vscd
İran'ın güneydoğusundaki Çabahar Limanı, ABD yaptırımlarına rağmen ticaret için hayati bir geçit, 25 Şubat 2019 (AFP)

Dolayısıyla maliyet açısından sınırlı ve sembolik adım gibi görünen bir hareket, ABD’nin stratejik konumunda herhangi bir somut iyileşme sağlamadan savaşın kapsamını genişletebilir. Bu, daha geniş bir eğilimle uyumludur; bu tür hedeflerin kolay ulaşılabilir olması, daha fazla fayda anlamına gelmez; aksine, daha az stratejik getiri ve elverişsiz koşullarda savaşın genişleme olasılığının daha yüksek olması anlamına gelebilir.

Çabahar-Konar

En az kullanılan giriş noktaları İran'ın güneydoğu kıyısında yer alıyor. Burada Çabahar-Konar koridoru, farklı bir ilerleme yolu olarak öne çıkıyor. Askeri varlığın yoğun olduğu Körfez'e kıyasla, bu bölge coğrafi olarak daha açık, daha az kalabalık ve görünüşte dış operasyonlar için daha elverişli görünüyor.

Adaların kontrolü, kazanç sağlamadan siyasi gerginliğin tırmanmasına yol açan uzun süreli bir yıpratma sürecini gerektirirken, birleşme ise görünüşte daha kolay bir yol gibi görünse de karmaşıklıklarla dolu.

Ancak bu elverişlilik, temel bir kısıtlamayı da beraberinde getiriyor. Çünkü Çabahar, erişim imkânı sunarken herhangi bir nüfuz sağlamıyor. Hark Adası’nın aksine, İran’ın petrol arterinin tam kalbinde yer almıyor ve Hürmüz Boğazı gibi, kritik bir küresel darboğazı kontrol etmiyor. Körfez kıyısına kıyasla, bu bölge doğal savunma engellerinden yoksun olmasa da hayati altyapıdan daha azına sahip.

Ancak asıl temel sorun mesafe. Çünkü saldırı gücü orada bir ayak basma noktası oluşturmayı başarsa bile, İran'ın siyasi ve ekonomik ağırlık merkezlerinden uzak kalacak ve bu da bu ilk ilerlemeyi lojistik açıdan uzun ve maliyetli bir harekâta dönüştürecek. Dolayısıyla stratejik açıdan en zayıf olan, operasyonel açıdan en kolay görünen yol.

Abadan-Hürremşehr

Kara saldırısı daha ciddi bir hal alırsa, İran'ın güneybatısındaki petrol zengini Abadan-Hürremşehr ekseni en olası yol olabilir. Bu eksen, Körfez'i stratejik öneme sahip topraklara bağlayan en kısa koridoru oluşturuyor.

dfvfd
İran-Irak Savaşı'nın anısına yapılan Hürremşehir’deki savaş müzesini ziyaret eden öğrenciler, 14 Mart 2007 (Reuters)

Ancak bu eksen, çevresinden bağımsız olarak ele alınamaz. Bu yönde atılacak herhangi bir adımın büyük olasılıkla Kuveyt'ten başlayıp, güney Irak ve Basra'dan geçerek Huzistan (Ahvaz) bölgesine gireceği düşünülüyor. Bu güzergâh, Saddam Hüseyin'in 1980'de İran'a savaş açarken izlediği yolu akla getiriyor.

Çabahar ulaşımı kolay ancak verimliliği düşükken, Abadan-Hürremşehr ekseni en kısa yol olmakla birlikte karmaşık ve risklerle dolu bir güzergahtan geçiyor.

Ancak bugün, kırk altı yıl sonra, Irak toprakları artık sadece tarafsız bir geçiş yolu değildir. Herhangi bir harekât, ABD güçleri İran topraklarına ulaşmadan önce İran yanlısı milislerin, özellikle de Haşdi Şabi’nin baskısıyla karşılaşacak. Savaş alanı, iki ülke arasındaki geleneksel bir savaşla sınırlı kalmayacak, aksine Irak'ın güneyinden İran'ın güneybatısına uzanan, birbirine bağlı Şii jeopolitik alanda parçalı ve çok katmanlı bir çatışma şeklinde olabilir.

Böylece, İran'ın içlerine en yakın görünen yol, aynı zamanda en kolay alev alabilecek yoldur; zira bu yol, Irak ve İran'ı kapsayan daha geniş bir savaşın kapılarını açabilir. Bu ekseni operasyonel açıdan cazip kılan özelliklerin aynısı, onu siyasi ve askerî açıdan son derece tehlikeli kılan özelliklerdir. İşte burada, kesin zafer hayali doruk noktasına ulaşırken, tehlike de zirveye çıkar. Dikkate alınması gereken bir başka unsur da bu beş senaryodan herhangi birinde Kürtlerin oynayabileceği olası roldür. Herhangi bir Amerikan ilerlemesi, İran'ın batı sınırları boyunca bir Kürt ayaklanmasıyla eşzamanlı olabilir; bu da İran'ın savunma kapasitesini zorlayarak, onu birden fazla cephede savaşmaya zorlayabilir.

sdv
El-Kaim'de Irak-Suriye sınırını gözetleyen bir Haşdi Şabi üyesi, 23 Ocak 2026 (AFP)

İran'ın batı sınırları, İran Kürdistan Demokratik Partisi (DPK-I), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) ve Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komele) gibi Kürt gruplarla uzun süredir çatışmalara sahne oluyor. Bu grupların, Tahran'a karşı mücadelelerinde daha fazla koordinasyona yöneldikleri söyleniyor.

Irak, Huzistan Savaşı'nda tarafsız bir geçit değil ve herhangi bir kara harekâtı, milis güçleriyle karşılaşacak ve bölgesel bir gerginliğe yol açar.

Ancak bu seçeneğin önünde büyük engeller bulunmaktadır. Bu gruplar bölünmüş durumdadır, yetenekleri arasında belirgin bir eşitsizlik vardır ve Tahran ile geniş çaplı bir çatışmaya girmeye ne kadar hazır oldukları halen belirsiz. Bunun yanı sıra Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY), bunun doğurabileceği tepkiler nedeniyle tırmanışı önlemek için güçlü nedenleri var. Buna karşın, Irak'taki İran yanlısı milisler bu bölgeyi bir yan çatışma alanı haline getirebilir. Türkiye'nin Kürtleri silahlandırmaya karşı çıkması da bir başka kısıtlama getiriyor. Daha da önemlisi bu strateji, İran içinde ters tepkiler doğurabilir. Çünkü bu, çatışmayı ülkenin birliğini savunma olarak yeniden sunabilir ve devleti zayıflatmak yerine ulusal uyumu güçlendirebilir.

Toplu olarak bakıldığında, bu giriş noktaları zafere giden bir yol sunmaktan çok, gerilimin bir haritasını ortaya koyuyor. Her biri bir çıkış yolu açsa da sonuçları öngörülebilecek sınırlı bir eylem imkânı sunmuyor. Girişi mümkün kılan yollar, başarıya ulaşmayı son derece zorlaştıran ve bunu sürdürmeyi daha da zor hale getiren yollarla aynı. Etkili bir baskı yaratabilecek hedefler, aynı zamanda daha geniş bir ekonomik ve bölgesel kargaşaya yol açabilirken, çatışmayı sınırlar içinde tutmaya yönelik girişimler ise belirleyici bir stratejik etki yaratmıyor. Bu şekilde, tüm bu seçenekler ya sınırlı bir etkiyi kabul etmek ya da kontrol edilemeyen bir tırmanışa sürüklenmek şeklindeki tek bir ikileme indirgeniyor.

dve
Donald Trump, Katar’daki el-Udeyd Askeri Üssü’nde ABD askerlerine hitap ederken, 15 Mayıs 2025 (Reuters)

Bu tür bir gerginliğin Körfez’deki daha geniş çaplı enerji sistemine de sıçrayacağına ve Babu’l-Mandeb Boğazı’nda ters bir baskı yaratacağına şüphe yok. Zira Yemen’deki İran yanlısı Husiler halen deniz trafiğini aksatma gücüne sahip. Sonuçta, birden fazla darboğazda yayılan ve küresel sonuçları olan bir kriz ortaya çıkacak.

Bir başka tehlike: Tuzağa düşme olasılığı

Ulusal Terörle Mücadele Merkezi'nin (NCTC) eski direktörü Joseph Clay Kent, Hürmüz Boğazı'ndaki adaların ele geçirilmesinin, ABD güçlerini bir güç unsurundan açık hedef haline getirebileceği ve onları mayınlar, füzeler ve insansız hava araçları (İHA) karşısında savunmasız ve zayıf bir durumda bırakabileceği uyarısında bulundu.

Seçenekler sınırlı ve bölgesel ayrışmalar ve riskler, bu durumu bir çözüme ulaşamayan bir gerginlik sarmalına dönüştürüyor ve küresel enerji güvenliğini tehdit ediyor.

Elbette ABD, Natanz ve Fordo gibi nükleer tesislere sınırlı hava saldırıları düzenleme seçeneğini seçebilir. Ancak böyle bir operasyon ciddi riskler barındırıyor, zira yaklaşık 400 kilogram zenginleştirilmiş uranyumun halihazırda bilinmeyen yerlere dağıtılmış olabilir. Bu da yanlış değerlendirme olasılığını artırıyor ve gerginliği tırmandırıyor.  Ayrıca Tahran'a hava indirme operasyonları düzenlemeyi de tercih edebilir. Ancak coğrafyayı aşmaya ve çatışmayı basitleştirmeye yönelik herhangi bir girişim, uzun zamandır bu tür senaryolara karşı kendini hazırlamış bir rejimle karşı karşıya kalacak. Devrimle şekillenen ve on yıllarca süren eşitsiz savaşlarla sağlamlaşan İran İslam Cumhuriyeti, baskıyı absorbe etmeye ve yakın mesafeden savaşmaya hazır. Hızlı bir operasyon olarak başlayabilecek süreç, kısa sürede uzun ve merkezi olmayan bir direnişe, hatta ev ev savaşmaya dönüşebilir ve bu da kontrol sorununu ortadan kaldırmak yerine daha da derinleştirebilir.

Bugün İran'a karşı bir kara savaşı, her zamankinden daha gerçekçi görünebilir. Ancak bu algı, coğrafyaya dair yanlış bir anlayışa dayanıyor. İran, zaman içinde coğrafyasına uyum sağlamakla kalmamış, onu bir silaha dönüştürdü. Dağlar, çöller, kıyılar, adalar ve darboğazlar savaş alanında sessiz unsurlar değil, baskıyı emmek, gücü dağıtmak ve bedel ödetmek için tasarlanmış bir savunma stratejisinin aktif araçlarıdır. Bu anlamda İran’ın coğrafyası, askeri operasyonların seyrini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bu operasyonların yankılarının dünyanın dört bir yanında yankılanmasını sağlayacak bir nitelik kazanmasını da sağlar.



Körfez ülkeleri İran hücrelerinin peşinde

Bahreyn'deki bir terör hücresinin üyeleri (BNA)
Bahreyn'deki bir terör hücresinin üyeleri (BNA)
TT

Körfez ülkeleri İran hücrelerinin peşinde

Bahreyn'deki bir terör hücresinin üyeleri (BNA)
Bahreyn'deki bir terör hücresinin üyeleri (BNA)

Şarku’l Avsat tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Körfez ülkelerindeki güvenlik güçleri şu ana kadar 4 Körfez ülkesinde (Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri) İran ve müttefiklerine, özellikle de «Hizbullah»a bağlı 9 hücreyi ortaya çıkardı.

İlk hücre 3 Mart 2026 tarihinde Katar'da ortaya çıkarılırken, sonuncusu ise geçen aynı ayın 30'unda ortaya çıktı. Bu, dokuz hücrenin sadece 27 gün içinde ele geçirildiği anlamına geliyor; yani Körfez ülkeleri geçen ay her 3 günde bir İran'a bağlı bir güvenlik hücresini ortaya çıkardı.

İzleme raporuna göre, yakalanan ve dokuz hücreleri çökertilen kişilerin sayısı yaklaşık 74 kişi. Körfez ülkelerinin resmi verilerine göre bu kişiler «Kuveyt, Lübnan, İran ve Bahreyn» uyruklu. Resmi verilere ve itiraflara göre hedefleri, devletin egemenliğini zedelemek ve güvenliği tehlikeye atmak amacıyla yurt dışındaki terörist unsurlarla iletişim kurmak, terör planları ve eylemlerini gerçekleştirmek için para toplamak, simge ve liderleri hedef alan suikast planları yapmak, yüksek çıkarları zedelemek ve ulusal ekonomiyi sarsmaktı.


Hegseth, Kara Kuvvetleri Komutanı'ndan istifasını istedi

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
TT

Hegseth, Kara Kuvvetleri Komutanı'ndan istifasını istedi

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Pentagon'da düzenlediği basın toplantısında (Reuters)

Bir ABD yetkilisi, dün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in ABD Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı General Randy George'dan istifa etmesini istediğini belirtti.

Randy George, Kara Kuvvetleri komutanıydı. Genelkurmay Başkanı General Dan Keane’dir. Bu kurul, Ordu, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Deniz Piyadeleri, Uzay Kuvvetleri ve Ulusal Muhafız birliklerinin komutanlarından oluşur.

Yetkili, CBS News'in George'dan derhal emekli olması istendiği yönündeki haberini doğruladı.,

General Randy George (Arşiv- Reuters)General Randy George (Arşiv- Reuters)

Bu talebin ardındaki neden henüz bilinmiyor, ancak CBS, konuyla ilgili bilgi sahibi bir kaynağa atıfta bulunarak, Hegseth'in kara kuvvetlerine ilişkin vizyonuna bağlı kalacak bir komutan istediğini belirtti.

George, Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminde görevden alınan son askeri yetkili oldu. İstifası, ABD ile İran arasındaki devam eden çatışmanın ortasında gerçekleşti.

Cumhuriyetçi başkan ayrıca, Şubat 2025'te Genelkurmay Başkanı General Charles Brown'ı ve Deniz Kuvvetleri ile Sahil Güvenlik'teki diğer yüksek rütbeli askeri yetkilileri de neden belirtmeden görevden almıştı.

Savaş Bakanı Pete Hegseth, başkanın bu pozisyon için en uygun gördüğü kişiyi seçtiği konusunda ısrar ediyor, ancak Demokratlar, geleneksel olarak siyasi arenada tarafsızlığıyla bilinen ABD ordusunun potansiyel siyasallaşması konusundaki endişelerini gizlemiyorlar.

Randy George, yaklaşık kırk yıllık askeri kariyeri boyunca birçok görevde bulundu ve Irak ve Afganistan'da hizmet verdi. 2023 yılında Demokrat Başkan Joe Biden döneminde Kara Kuvvetleri Komutanlığı görevini üstlendi.


Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)

İran, Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik ortaklıklara sahip olmasına rağmen, mevcut gerginlik ortamında bu iki ülkenin doğrudan askeri destek sunmamış olması geniş çaplı soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, Moskova ve Pekin’in bu tutumunu, stratejik çıkar hesapları, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma isteği ve çatışmanın uzamasından doğabilecek fırsatları değerlendirme gayretiyle açıklıyor.

Jeopolitik ve ABD güvenliği uzmanı Justin Mitchell, bu değerlendirmeyi National Interest dergisinde yayımlanan raporunda dile getirdi.

Mitchell’e göre, İran izole bir durumda ve varlığını sürdürmek için bir savaş yürütüyor. Buna karşın, İran’ın partnerleri olan Çin ve Rusya, dikkat çeken bir şekilde sahnede yok. Her iki ülke de İran’a yönelik saldırıları kınayıp düşmanlıkların sona ermesini talep etse de, büyük bir askeri destek sunmaktan kaçınıyor. Bu sırada ABD, olası bir kara harekâtına hazırlık kapsamında, bölgeye daha fazla asker sevk ediyor.

Analistler, Çin’in harekete geçmemesini ‘Pekin’in yaşadığı karışıklığın kanıtı’ olarak nitelendirirken, Rusya’nın ‘kritik bir müttefike yardım edememesi’ durumunu da utanç verici olarak değerlendiriyor.

Ancak durum, ilgisizlik veya ihmal değil; her iki ülke de ulusal çıkarlarını daha disiplinli tanımlıyor ve bu da doğrudan müdahalelerini sınırlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de ABD’nin çatışmaya daha fazla karıştığı sürede stratejik kazanç elde etmesi muhtemel.

Çin, dış politika ve askeri stratejisini öncelikli olarak Asya ve yakın çevresi ekseninde şekillendiriyor. Ortadoğu, enerji ve ticaret açısından önemli olsa da, Pekin onu hiçbir zaman Tayvan, Japonya veya Avrupa kadar öncelikli görmedi. Modern tarihinde Çin, resmi ittifaklara girmekten kaçındı; tek güvenlik anlaşması 1961’den beri Kuzey Kore ile ve bu bağın gücü bile sorgulanabilir düzeyde.

Mitchell, Çin’in İran’a yıllar boyunca silah sağladığını ancak bu ilişkinin Çin’in Rusya veya Kuzey Kore ile olan güvenlik ilişkileriyle kıyaslanamayacağını vurguluyor. İran, Çin için derin bir güvenlik ortağı değil ve Çin’in öncelikli sahasında yer almıyor; bu da Pekin’e İran lehine müdahale etmek için sınırlı gerekçeler sağlıyor.

Enerji, Çin’in İran ile ilişkilerinin temel motoru olarak öne çıkıyor. Sadece 2025 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldı. Bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 13,4’üne denk geliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İran ve diğer Körfez ülkelerinin çoğu petrol ihracatını durduracağından, Çin’in enerji dengesi üzerinde doğrudan etkili olacak.

Mitchell’e göre, savaşın devam etmesi ve petrol akışının aksaması, Çin’i Ortadoğu’daki enerji güvenliğini ABD’ye emanet etme stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.

Buna karşın, Çin’in petrol rezervleri, ülkenin ihtiyacını yaklaşık 120 gün boyunca karşılayabilecek kapasitede. Ayrıca Rusya gibi alternatif tedarikçiler, bu şoku hafifletebilir. Petrol piyasasındaki bu çalkantılara rağmen, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinden Körfez’e askeri odak kaydırması ve gücünü yeniden yönlendirmesi, Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet ediyor.

Çin’deki askeri planlamacılar, esasen ülke çevresine odaklanan stratejilerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin askeri gücünü Çin yakınlarından Ortadoğu’ya kaydırmasını memnuniyetle karşılıyor olabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesinden silah ve birlikleri zaten taşımaya başladı; bunlar arasında Güney Kore’den İran’a sevk edilen bir THAAD füze savunma bataryası da yer alıyor. Savaş, ABD’nin sınırlı önleyici füze stoklarını tüketiyor. Diğer yandan Pentagon bölgeden Ortadoğu’ya kara ve deniz kuvvetlerini kaydırdı.

fdewrv
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln’de bulunan savaş uçakları (Reuters)

Rusya ise İran’ı dış politikasında belirleyici bir unsur olarak görmüyor. Rusya’nın 2023 yılında açıkladığı Dış Politika Konsepti, ‘yakın çevreyi’ öncelikli alan olarak belirlerken, İran Ortadoğu ülkeleri arasında alt sıralarda yer aldı. Çin’in aksine Rusya, Ortadoğu’ya petrol ve gaz açısından bağımlı değil ve İran ile ticaret hacmi sınırlı.

Rusya, Belarus ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ülkeleriyle güvenlik düzenlemelerine bağlı, ayrıca Çin ile ‘kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliği’ ilişkisi sürdürüyor. Rusya, İran’a çok sayıda silah satışı gerçekleştirdi. Ancak buna rağmen İran, Rusya için yeterli önemde değil.

Mitchell’e göre, Çin’de olduğu gibi Rusya da bu savaştan özellikle enerji alanında önemli kazançlar elde edebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri Rusya’dan daha fazla petrol ithal etmeye zorlayacak. Küresel enerji fiyatlarındaki keskin artış ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ise fosil yakıtlara dayalı Rus ekonomisi için ihtiyaç duyulan ek gelirleri sağlayabilir.

ABD’nin İran’a müdahalesi aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da dolaylı destek sunuyor. ABD operasyonları özellikle önleyici füzeleri tüketiyor; THAAD, Patriot veya Tomahawk sistemlerinden İran’a yönlendirilen her füze, Ukrayna’daki cephelere ulaşamayacak. Ayrıca Rusya, İran’a ABD güçlerini hedef alırken istihbarat desteği sunarak Ortadoğu’daki Amerikan askeri tesislerinin konumlarını belirlemesine yardımcı olma fırsatına da sahip.

fvvfr
ABD’ye ait USS Delbert D. Black destroyeri, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatırken (Reuters)

Böylece Rusya, ABD ile doğrudan bir çatışmaya girmeden İran’a dolaylı ve uzaktan destek sağlayabilir, savaşın avantajlarından faydalanabilir.

Mitchell’e göre, Çin ve Rusya’nın gösterdiği bu ölçülü tutum, ihmal değil, stratejik bir disiplinin göstergesi. ABD ordusunun kaynaklarının tükenmiş ve çok sayıda cepheye dağıtılmış olması, Çin’in Pasifik bölgesindeki çıkarlarına ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına hizmet ediyor. Savaş ne kadar uzun sürerse, her iki ülke için potansiyel kazançlar da o kadar artıyor.