Tahran'ın savaş komuta kadrosu: Görünüşte yeni, özde eski

Savaşların ortaya çıkardığı zafiyetler ışığında eski sistemin yeniden inşası

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

Tahran'ın savaş komuta kadrosu: Görünüşte yeni, özde eski

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Alex Vatanka

İran, bu hafta 48 saatlik süre zarfında savaşın yıprattığı askeri ve güvenlik kurumlarının zirvesini yeniden şekillendiren ve en önemli altı komuta kademesini kapsayan atamalar gerçekleştirdi. Genelkurmay Başkanlığı'na Tümgeneral Ali Abdullahi getirilirken, yardımcısı olarak Tuğgeneral Kiyumers Haydari atandı. Şubat ayında savaşın patlak vermesinden bu yana İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) fiili olarak yöneten Tümgeneral Ahmed Vahidi DMO Genel Komutanlığı görevini, Tümgeneral Mustafa İzedi ise yardımcılığını üstlendi. Aynı kararname paketi, temmuz ayı başlarından bu yana DMO Deniz Kuvvetleri’ne komuta eden Tuğamiral Ali Ozmayi’yi de kapsarken Hüseyin Taib, on yedi yıl aradan sonra paramiliter Besic güçlerinin komutanlığına geri döndü. Bundan bir gün önce ise 1981 ile 1997 yılları arasında görev yaparak DMO’nun en uzun süre görevde kalan eski komutanı olan Muhsin Rızai, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak karar alma mekanizmasının merkezine geri döndü.

Bütün bu atama kararları, Ali Hamaney'in 28 Şubat'ta savaşın ilk saldırılarında öldürülmesinin ardından mart ayında babasının yerine Dini Lider olarak geçen Mücteba Hamaney adına yayımlandı. Mücteba Hamaney, göreve gelmesinin üzerinden aylar geçmesine rağmen, büyük ölçüde gizemini koruyan bir figür olmaya devam ediyor. İran resmi basını, onun adına yapılan toplantıların ve yayımlanan kararnamelerin haberlerini geçiyor, ancak bağımsız olarak doğrulanabilecek herhangi bir şekilde kamuoyunun karşısına çıkmaması, İran'ın yönelimlerini onun kişisel görüşleri üzerinden okumayı oldukça riskli bir iş haline getiriyor. Ancak atamaların kendisi, durumu analiz etmek için çok daha sağlam bir zemin sunuyor. Bu atamalara, makam sahiplerinin kariyer geçmişleri ve kendilerine verilen görevler çerçevesinden bakıldığında, müzakere seçeneğinden vazgeçtiğine dair herhangi bir kanıt sunmaksızın, art arda yaşanan savaşlardan dersler çıkaran ve uzun süreli güvensizlik dönemine hazırlanan bir sistemin hatları netleşiyor.

DMO eski liderleri

Yeni kadroda en çok göze çarpan nokta, isimlerin çoğunun DMO kadrolarından oluşması. Rejim, yeni bir nesli ön plana çıkarmak yerine İran İslam Cumhuriyeti'nin eski emektarlarına geri döndü. Rızai, İran-Irak savaşının büyük bir bölümünde DMO’ya komuta etmişti. Vahidi ise daha sonra Savunma ve İçişleri bakanlıkları görevlerini üstlenmeden önce DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün ilk komutanlarından biriydi. Abdullahi’ye gelince, DMO’nun kara ve hava kuvvetleri komuta kademelerinde görev yapmış, Semnan ve Gilan valiliklerini yürütmüş, İçişleri Bakanlığı'nda güvenlik alanında görev üstlenmiş, ardından da Hatemu'l-Enbiya Karargahı'nın ortak komutanlığına geçmişti. Taib ise devrimin ilk yıllarında güvenlik teşkilatına girdikten sonra, on üç yıl boyunca DMO istihbaratını yönetmişti. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu hamlenin, yönetici seçkinleri yenileme arzusunu yansıtmaktan ziyade, kurumsal hafızaya dayanan acil bir yeniden inşa süreci olduğu ortada.

Bu tercihin elbette haklı gerekçeleri var. Zira İslam Cumhuriyeti, bir yıldan kısa süre içinde üst düzey yetkililerinden olağanüstü sayıda ismi kaybetti. Öyle ki, 2025 yılında 12 gün süren savaşta DMO Genel Komutanı Hüseyin Selami, Silahlı Kuvvetler Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri ve DMO’nun çok sayıda üst düzey komutanı öldürüldü. Ardından geçtiğimiz şubat ayında başlayan savaş, aralarında bizzat Dini Lider Ali Hamaney'in de bulunduğu bir başka komuta kadrosunu daha alıp götürdü. Bu nedenle mevcut atamalar, sadece birilerinin yerine başkalarını getirme meselesinin ötesine geçerek, ülke hala ağır askeri ve ekonomik baskılar altında ezilirken, komuta yapılarını yeniden inşa etmeye yönelik daha geniş kapsamlı bir çabanın bağlamında gerçekleşiyor.

Abdullahi'ye verilen görev bunun en net örneğini teşkil ediyor. Zira kendisi, silahlı kuvvetlerde planlama ve koordinasyondan sorumlu Genelkurmay Başkanlığı ile savaş zamanı harekât merkezi olan Hatemu'l-Enbiya Karargahı'nın entegrasyonunu sağlamakla görevlendirildi. İran'da yapılan değerlendirmeler bu birleşmeyi, komuta yapısının İran-Irak savaşından sonra tanık olduğu en önemli dönüşümlerden biri olarak nitelendirdi. Son atamasından önce Hatemu'l-Enbiya Karargahı'nın komutanlığını yürüten Abdullah, bu sayede şu anda birleştirmekle görevlendirildiği her iki kurum hakkında doğrudan bilgi sahibi olma avantajını elinde bulunduruyor.

Öyle görünüyor ki Tahran'ın çıkardığı ders; silah ve personel sayısının ötesine geçerek son derece önemli başka bir unsura uzanıyor, o da hız. Zira defalarca kez lider kadrosunu hedef alan saldırılara maruz kalan bir komuta sisteminin, üst düzey subayları aniden ortadan kaybolduğunda dahi işlevini (operasyonel kabiliyetini) sürdürebilmesi gerekiyor.

Tahran’ın savaştan çıkardığı derslerin içeriye de uzandığını ortaya koyuyor. Bu derslerden biri de Taib'in geri dönüşü.  Zira kendisi, tartışmalı 2009 seçimlerini takip eden on üç yıl boyunca DMO istihbaratını yönetmişti.

Vahidi'ye verilen görevler de benzer bir sonucu gözler önüne seriyor. Kendisinden DMO’yu ‘güçlü saldırı operasyonları’ yürütmeye hazırlamasının yanı sıra ‘en yüksek düzeyde caydırıcılık’ sağlamaya çalışması, komuta becerileri ile modern yetenekleri geliştirmesi ve gücün farklı birliklerindeki ideolojik bütünlüğü güçlendirmesi istendi. Buradaki amaç, DMO’nun kayıplarını telafi etmenin ve gücünü yeniden inşa etmenin ötesine geçerek, inisiyatif alma konusundaki hazır bulunuşluğunu artırmayı da kapsıyor.

sdcf
Epaminondas gemisi, DMO tarafından Hürmüz Boğazı'nda alıkonulduğu sırada, (Reuters)

Vahidi'nin kariyer geçmişi de bu tür bir güvenlik ortamına oldukça uygun görünüyor. Geçmişte Kudüs Gücü komutanlığı yapmış, Savunma ve İçişleri bakanlıkları görevlerini üstlenmişti. İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde, devletin 2022 yılındaki protestolara verdiği tepkinin merkezinde yer alıyordu. Bu tecrübe, iç ve dış tehditler arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği bir güvenlik gerçekliğiyle de örtüşüyor.

Azimayi'nin DMO Deniz Kuvvetleri komutanlığına getirilmesi de aynı doğrultuda yer alıyor. Zira Hürmüz Boğazı'nın aynı anda hem bir çatışma sahası hem de müzakere kozu haline gelmesi; denizlerdeki operasyonel hazırlığı İran'ın askeri stratejisinin, ekonomik dayanıklılık kapasitesinin ve diplomatik hesaplarının kesişim noktasına yerleştiriyor.

Katı muhafazakarların arasındaki pragmatist

Rızai'nin dönüşü, Tahran'ın sorunlarının askeri komutanlığın ötesine uzandığını düşündüğünü gösteriyor. Öyle ki Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'ndeki selefi Muhammed Bakır Zulkadir, bu görevde yalnızca birkaç ay kalabilmiş; vefatından önce Pezeşkiyan, hükümetin çözmeye çalıştığı ‘anlaşmazlıkların’ varlığını kamuoyu önünde kabul etmişti. Son değişikliklerin yansıttığı atmosferin aksine, Rızai'yi tek bir kalıba sığdırmak oldukça zor. Rızai, İran İslam Cumhuriyeti'nin bekasına son derece bağlı olmakla birlikte, önceki dönemlerde kayda değer düzeyde taktiksel esneklik de sergilemişti. Örneğin, eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın bazı politikalarını eleştirmiş ve bir dönem, katı görüşlülerin kabul etmeye yanaşacağının çok ötesine geçen nükleer düzenlemeleri değerlendirmeye hazır görünmüştü. Ne var ki, Hürmüz Boğazı konusundaki söylemleri mevcut savaş sırasında dikkat çekici bir şekilde sertleşti.

Hükümetin, Dışişleri Bakanlığı’nın ve güvenlik birimlerinin her zaman tek ses olarak konuşmadığı bir dönemde Rızai, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi'ne farklı kurumların (kanatların) geneline uzanan bir ağırlık ve nüfuz taşıyarak geri dönüyor. Ayrıca, 1994 yılında Arjantin'de yaşanan AMIA merkezi bombalaması nedeniyle Interpol tarafından arandığını da hatırlatmak gerekir. Bu durum, onun bu göreve atanmasının İran dışında nasıl okunacağını etkileyecek bir meseledir.

Bu nokta özellikle önem taşıyor. Zira son değişiklikler, Tahran'ın diplomasiden vazgeçerek savaştan yana karar kıldığı anlamına gelmiyor. Nitekim ateşkes konusundaki önceki müzakerelere ilişkin raporlar, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi içindeki ezici çoğunluğun, üst düzey askeri yetkililer de dahil olmak üzere, Washington ile bir anlaşmaya varılmasını desteklediğini ortaya koymuştu. Asıl anlaşmazlık, müzakerelerin neyi başarması gerektiği ve buna ne kadarlık bir askeri baskının eşlik etmesi gerektiği etrafında dönüyor. Pezeşkiyan ve Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, güç ve diplomasiyi birbirini tamamlayan iki unsur olarak ele aldılar. Bunlardan ilki baskı. Baskı, güç kozları yaratır. İkincisi ise müzakere. Müzakere de bunları kazanımlara dönüştürür. Rızai, bu iki süreci tek ve tutarlı bir politika çerçevesinde birleştirme konusunda selefinden daha yetenekli olabilir.

Mahalli gözetim

Taib'in dönüşü, Tahran'ın savaştan çıkardığı derslerin içeriye de uzandığını ortaya koyuyor. Zira kendisi, tartışmalı 2009 seçimlerini takip eden on üç yıl boyunca DMO’nun istihbarat teşkilatını yönetmiş ve bu süre zarfında teşkilatı İran'ın en güçlü iç güvenlik kurumlarından biri haline getirmek için çalışmıştı. DMO istihbaratı, aralarında Washington Post gazetesi muhabiri Jason Rezaian, Nazanin Zaghari-Ratcliffe, Nizar Zaka ile Siyamek ve Bakır Namazi'nin de bulunduğu aktivistlerin, gazetecilerin ve çifte vatandaşların peşine düşmüştü. Taib, İsrail'in sızdığına dair cevapsız kalan soruların gölgesinde ve bir dizi suikast ve sabotaj eyleminin ardından 2022 yılında görevinden ayrılmıştı.

Yerini Muhammed Kazımi'ye bırakan Taib, sonraki dört yılı sistemin dışına çıkmadan DMO Genel Komutanı'nın üst düzey danışmanı olarak geçirdi. Onun bugün geri dönmesi, 2022'deki uzaklaştırılma kararından geri adım atıldığı anlamına gelmiyor. Zira kendisi karşı casusluk teşkilatına değil, Hamaney'in DMO istihbaratının yetki alanını genişletmek üzere kendisini görevlendirmeden önce 2009 yılına kadar komuta ettiği Besic Gücü’nün başına geri döndü. Görünen o ki, bugün onun tecrübesine farklı bir amaç için ihtiyaç duyuluyor. Mücteba Hamaney ile olan ilişkisi ise resmi makamların ötesine geçiyor. Çünkü ikili, İran-Irak savaşı sırasında ‘Habib Taburu’nda birlikte görev yapmışlardı. Yeni görevi, Besic'e bağlı Halk İstihbarat Ağı’nı inşa etmeyi, bu ağın mahallelerde, üniversitelerde ve iş yerlerindeki varlığını genişletmeyi ve bu alanlarda ‘direniş’ kültürünü derinleştirmeyi kapsıyor.

Besic, resmi istihbarat teşkilatlarının ulaşamadığı alanlara erişim sağlayabiliyor. Sahip olduğu bu gayri resmi ağın güçlendirilmesi, yönetimin hem dış sızmalardan hem de iç karışıklıklardan aynı anda endişe duyduğu bir dönemde, güvenlik devletine daha fazla göz ve kulak kazandıracaktır.

Muhalefet bunu, olası bir sonraki ayaklanmayı bastırmaya yönelik hazırlık olarak görüyor. Zira Taib'in sicili de bu ihtimali uzak kılmıyor. Ancak bu görevlendirme, rejimin zihniyetindeki daha geniş bir yönelimle de örtüşüyor. Zira resmi söylem, dış saldırıları, iç karışıklıkları, sızma ve sabotaj eylemlerini giderek artan bir şekilde tek bir tehdit ortamı içindeki birbirine bağlı unsurlar olarak ele alıyor. Bu bakış açısı, İsrail istihbaratının İran'ın içlerine defalarca sızma kabiliyetini kanıtladığı yılların pekiştirdiği bir vizyondur. Belki de buradaki hesaplardan biri, Besic'in resmi istihbarat teşkilatlarının ulaşamadığı alanlara erişim sağlayabilmesidir. Sahip olduğu bu gayri resmi ağın güçlendirilmesi; yönetimin hem dış sızmalardan hem de iç karışıklıklardan aynı anda endişe duyduğu bir dönemde, güvenlik devletine daha fazla göz ve kulak kazandıracaktır.

Ancak bu durum, yönetim kurumunun kendi içindeki tüm katı eğilimleri serbest bıraktığı anlamına da gelmiyor. Çünkü Hamaney ailesine evlilik yoluyla akraba olan din adamı Muhammed Bakır Harrazi bu ay yaptığı bir açıklamada, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın yirmi sekiz kez istifa etme tehdidinde bulunduğunu ve Mücteba Hamaney'in onu bir sonraki istifasının kabul edileceği yönünde uyardığını iddia etti. Ancak Rehberlik (Dini Liderlik) Ofisi bu iddiayı yalanlayarak, söylenenleri ‘tamamen asılsız’ olarak nitelendirdi.

Bir başka olayda Harrazi, İran İslam Cumhuriyeti'nin daha katı bir ‘dinci hükümet’ ile değiştirilmesi çağrısında bulunması ve hükümet binalarını kuşatmak amacıyla 250 bin kişilik bir ağı harekete geçirme planlarını ifşa etmesi üzerine Din Adamları Özel Mahkemesi'ne ifade vermeye çağrıldı. Bu iki olay, katı görüşlü çevrelerde dahi eleştirilere yol açtı. Bu durum, yönetim kurumlarının bir yandan farklı alanlarda baskıcı araçlarını güçlendirirken, diğer yandan savaş zamanında kendi bütünlüğünü tehdit edebilecek radikal unsurları kontrol altında tutmaya çalıştığının göstergesidir.

csd
Tahran'da, İran'da her yıl düzenlenen Ordu Günü vesilesiyle düzenlenen askerî geçit töreninden, 18 Nisan 2025 (AFP)

Sonuç olarak, bu atamaların bütünü iktidarın zirvesinde ideolojik bir dönüşüm olarak değerlendirilemez. Ayrıca, Mücteba Hamaney'in varlığı ve rolü hakkında bağımsız olarak doğrulanabilecek bilgilerin az olduğu göz önüne alındığında, bu atamalar onun kişisel vizyonu hakkında fazla bir bilgi ortaya koymuyor. Bununla birlikte bu tablo, İran İslam Cumhuriyeti'nin bu aşamada ihtiyaç duyduğunu düşündüğü kadroların net bir haritasını çiziyor. Bu tabloda, Milli Güvenlik Yüksek Konseyi içinde daha sıkı koordinasyon, daha hızlı bir askeri komuta zinciri, hem saldırı hem de caydırıcılık kabiliyetine sahip bir DMO Hürmüz Boğazı çevresinde daha yüksek bir donanma (deniz) hazırlığı ve İran toplumu içinde daha derin istihbarat nüfuzuna sahip bir Besic yer alıyor. Bu görevler için derhal işe koyulabilecek isimler tercih edildi. Çünkü bu durum, söz konusu isimlerin birçoğunun aslında rejimin dışına hiç çıkmamış olmasını da açıklıyor.

Bu tercihlerin işaret ettiği gidişat, yalnızca savaş ve barış ikilemine indirgenemez. Zira İran bir yandan Washington ile dolaylı görüşmeleri sürdürürken diğer yandan yeni bir çatışma turuna hazırlanıyor. İçeride baskı araçlarını güçlendirirken, yetkilileri ise dışarıda müzakere seçeneğini savunmaya devam ediyor. Kendi adına yayımlanan kararnamelerin arkasında Mücteba Hamaney'in oynadığı kişisel rol ne olursa olsun, kurumsal tercihin; savaşların ortaya çıkardığı zafiyetlerin gölgesinde eski sistemi yeniden inşa etmek ve bu görevi, hâlâ ayakta olan en tecrübeli emektarlara emanet etmek olduğu yeterince net bir şekilde anlaşılıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Koalisyon: Husilerden Suudi Arabistan’daki üç kente saldırı

Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)
Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)
TT

Koalisyon: Husilerden Suudi Arabistan’daki üç kente saldırı

Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)
Yemen'de Meşru Hükümeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki (Şarku'l-Avsat)

Yemen’de meşruiyeti destekleyen koalisyon, dün Suudi Arabistan’ın güneyindeki 3 kentin Husilerin “haince” olarak nitelendirdiği saldırılarına maruz kaldığını açıkladı. Bu saldırılar, İran destekli milislerin salı günü Suudi Arabistan’daki 4 kente düzenlediği ve bazı yangınlara yol açan ve 73 sivilin yaralanmasına neden olan saldırıların ardından geldi.

Koalisyon, Suudi Arabistan’ın egemenliğini ve ulusal kaynaklarını, siviller ile sivil yerleşim ve tesisleri “haince” saldırılardan korumak amacıyla saldırılara sorumlu bir şekilde karşılık vereceğini bildirdi. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki tarafından yapılan açıklamada, tehditlere karşılık verilirken, “uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi uyarınca meşru müdafaa ilkesiyle ve uluslararası insancıl hukuk ile teamül hukukuna uygun hareket edileceği” vurgulandı.

Açıklamada, saldırıların sürmesinin “terörist Husi milislerinin gerilimi artırma ve sivilleri hedef alma konusundaki yaklaşımını ve aşırılıkçı zihniyetini kanıtladığı” belirtildi.

Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu da salı günü yaptığı açıklamada, ülkenin egemenliğini savunma, vatandaşların ve ülkede yaşayanların güvenliğini koruma ve ulusal kaynaklarını muhafaza etme konusundaki kararlılığını yineledi. Kurul, Yemen’in ve Arap ve İslam dünyasının çevresinin istikrarını tehdit eden aşırılıkçı Husi milislerinin sürdürdüğü düşmanca tutum ve suç teşkil eden eylemleri kesin bir dille reddetti.

Kurul, söz konusu saldırılarda yaralananlara en üst düzeyde tıbbi bakım ve sağlık hizmeti sağlanması talimatını vermeden önce yaptığı açıklamada, Husilerin Abha, Humeys Meşit, Cizan ve Necran’daki sivil ve ekonomik hedeflere yönelik “haince bir saldırı” gerçekleştirdiğini belirtti. Açıklamada ayrıca Husilerin Kızıldeniz’de ticari gemileri hedef almaya ve uluslararası deniz ulaşımının güvenliğini tehdit etmeye devam ettiği ifade edildi.


أغسطس 2026 كان الشهر الأكثر حرا على الإطلاق في العالم

آثار التغيرات المناخية تتصاعد حول العالم (جامعة بروك)
آثار التغيرات المناخية تتصاعد حول العالم (جامعة بروك)
TT

أغسطس 2026 كان الشهر الأكثر حرا على الإطلاق في العالم

آثار التغيرات المناخية تتصاعد حول العالم (جامعة بروك)
آثار التغيرات المناخية تتصاعد حول العالم (جامعة بروك)

أعلن مرصد «كوبرنيكوس للمناخ التابع للاتحاد الأوروبي، أن أغسطس (آب) 2026 كان الشهر الأكثر حرا على الإطلاق على مستوى العالم، وأن فصل الصيف في أوروبا الغربية كان الأكثر دفئا منذ بدء تسجيل البيانات.

وذكر كوبرنيكوس أن متوسط درجات حرارة الهواء العالمية في أغسطس بلغ 16,96 مئوية، متجاوزا بذلك بمقدار 0,01 درجة الرقم القياسي السابق المسجل في يوليو (تموز) 2023، وأن أوروبا الغربية شهدت «أكثر فصول الصيف حرا على الإطلاق».

يظهر مقياس حرارة ضخم مثبت على جدار مقر اتفاقية الأمم المتحدة الإطارية بشأن تغير المناخ درجة حرارة 39 مئوية خلال موجة حر في جميع أنحاء أوروبا ببون في ألمانيا (رويترز)

وقالت سامانثا بورغس المسؤولة الاستراتيجية لشؤون المناخ في المركز الأوروبي للتوقعات الجوية المتوسطة المدى، وهو منظمة حكومية دولية تدير مرصد كوبرنيكوس، الخميس في تقرير المرصد: «لقد كان أغسطس 2026 شهرا استثنائيا في تاريخ المناخ العالمي».

وأضافت في تصريح لوكالة الصحافة الفرنسية: «لم يشهد البشر درجات حرارة مرتفعة كتلك المسجلة اليوم منذ ما لا يقل عن 100 ألف عام، على الأرجح».

من نيويورك إلى طوكيو مرورا بروما ونيودلهي، اتسم صيف 2026 بدرجات حرارة قصوى في كل أنحاء نصف الكرة الشمالي، ما أدى إلى قلب الحياة اليومية رأسا على عقب لكل من عمال التوصيل بالدراجات وعمال مواقع البناء والمصطافين على الشواطئ أو حتى الأشخاص الأكثر عرضة للمخاطر داخل منازلهم.

- 16,96 درجة مئوية -

بمتوسط درجة حرارة هواء بلغ 16,96 مئوية، يُعد أغسطس 2026 الشهر الأكثر حرا على الإطلاق، وفقا لحسابات كوبرنيكوس التي تعود بياناته إلى العام 1940.

ويأتي تموز/يوليو 2023 في المرتبة الثانية بمتوسط حرارة بلغ 16,95 درجة مئوية وأوضح المرصد أنه يضعهما في «مرتبة متساوية" نظرا إلى الفارق الضئيل جدا بينهما.

عامل بمطعم وجبات سريعة يحاول تبريد شخص برش الماء على رأسه خلال موجة حر شديدة في طوكيو يوم 22 يوليو 2026 (رويترز)

وأفاد كوبرنيكوس بأن الفترة الممتدة من حزيران/يونيو إلى أغسطس تُعد أيضا الأكثر حرا على الإطلاق على مستوى العالم، بالتساوي مع العام 2024، وذلك غداة إعلان وكالة الأرصاد الجوية الأميركية تسجيل الصيف الأكثر حرا في البلاد منذ بدء عمليات الرصد قبل أكثر من 130 عاما.

وتتيح مصادر أخرى للبيانات المناخية للعلماء تعزيز استنتاجاتهم بالاستناد إلى أدلة تعود إلى حقبة أقدم بكثير. فوفقا لهم، يرجح أن تكون الفترة الحالية هي الأكثر حرا التي شهدتها الأرض على مدى السنوات الـ125 ألفا الماضية.

وقال الأمين التنفيذي لاتفاقية الأمم المتحدة الإطارية بشأن تغير المناخ سيمون ستيل الخميس في بيان: «ما دامت البشرية تواصل حرق كميات هائلة من الفحم والنفط والغاز، فإن التلوث الناجم عن ذلك سيستمر في رفع حرارة كوكبنا، وستواصل موجات الحر الشديد تحطيم الأرقام القياسية المطلقة».

وأضاف «الحلول واضحة" ذاكرا خصوصا «الانتقال الأسرع نحو الطاقة النظيفة وحماية غاباتنا ومحيطاتنا».

وتتسبب ظاهرة «إل نينيو» المناخية هذا العام أيضا برفع درجات حرارة المحيطات بشكل دوري، ما يؤدي إلى موجات جفاف وفيضانات. ويخشى العلماء أن تؤدي هذه الظاهرة إلى تفاقم احترار المناخ مع زيادة حدة الظواهر الجوية المتطرفة.

- ارتفاع درجات الحرارة في أوروبا -

أفاد كوبرنيكوس أيضا بأن متوسط درجة الحرارة العالمية في أغسطس كان أعلى بمقدار 1,65 مئوية مقارنة بما كان عليه قبل الثورة الصناعية، وهي نسبة تتجاوز الحد الأكثر طموحا الذي حُدِّد في اتفاقية باريس للمناخ عام 2015، وذلك للمرة الأولى منذ نوفمبر (تشرين الثاني) 2025. غير أن حد الـ1,5 درجة مئوية هذا يُقاس كمتوسط على مدى سنوات.

امرأة تتبرد تحت رذاذ الماء خلال مهرجان موسيقى وسط موجة حر في بوردو بجنوب غرب فرنسا (أ.ف.ب)

وخلال هذا الصيف الخانق، شهدت أوروبا الغربية سلسلة من موجات الحر المبكرة والمتواصلة والشديدة بشكل استثنائي، وسجلت الصيف الأكثر حرا في تاريخها متجاوزة صيف 2003، وفق كوبرنيكوس.

وعلى مستوى القارة، بلغ متوسط درجة حرارة الهواء 20,26 مئوية في أغسطس، أي أعلى 1,10 درجة مئوية من مستويات ما قبل الثورة الصناعية، ما يجعله ثالث أكثر فصول الصيف حرا على الإطلاق.

وطالت موجات الحر المحيطات أيضا بشكل كبير، وفق كوبرنيكوس، إذ بلغ متوسط درجة حرارة سطح المحيطات الشهري، باستثناء المناطق القطبية، أعلى مستوياته على الإطلاق، مسجلا مستويات مشابهة لما كانت عليه في مارس (آذار) 2024.


ترمب يعد كل أميركي بـ5 آلاف دولار إذا احتفظ الجمهوريون بالسيطرة على الكونغرس 

الرئيس الأميركي دونالد ترمب يلقي كلمة في المؤتمر الجمهوري في دالاس (ا.ب)
الرئيس الأميركي دونالد ترمب يلقي كلمة في المؤتمر الجمهوري في دالاس (ا.ب)
TT

ترمب يعد كل أميركي بـ5 آلاف دولار إذا احتفظ الجمهوريون بالسيطرة على الكونغرس 

الرئيس الأميركي دونالد ترمب يلقي كلمة في المؤتمر الجمهوري في دالاس (ا.ب)
الرئيس الأميركي دونالد ترمب يلقي كلمة في المؤتمر الجمهوري في دالاس (ا.ب)

وعد الرئيس دونالد ترمب، اليوم، بدفع 5000 دولار لكل مواطن بالغ إذا حافظ حزبه على السيطرة على مجلسي الكونغرس عقب انتخابات منتصف الولاية في نوفمبر (تشرين الثاني).

وقال ترمب للجمهوريين في تكساس فيما يتعثر الحزب في استطلاعات الرأي أمام الديموقراطيين «إذا فاز الجمهوريون، فستفوزون معنا وستحصلون على 5000 دولار. سيطلق على ذلك اسم +أرباح ترمب+» من دون توضيح مصدر الأموال.