Mısır’ın Nil’deki su sorununda müttefikleri kimler?
Kahire, Afrika Birliği’nin performansını eleştirdi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni tekrar başvurmayacağını belirtti
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şukri’ye göre Mısır, Nil Nehri üzerindeki Nahda Barajı ile ilgili anlaşmazlıkta bağlayıcı bir yasal anlaşmaya varılmasını sağlamak için Etiyopya’ya baskı yapacak ‘uluslararası ortaklara’ güveniyor. Mısır’ın şu anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne tekrar başvurmayacağını söyleyen Bakan, Afrika Birliği’nin önceki müzakerelerdeki performansını da eleştirdi.
Etiyopya 2011’den bu yana, Nil Nehri’nin ana kolu üzerinde Nahda Barajını inşa ediyor. Su kaynaklarının yüzde 90’ı için bu nehirden gelen suya güvenen Mısır, barajın su kaynaklarını etkilemesinden korkuyor. Kahire, Hartum ile birlikte barajın doldurulmasını ve işletilmesini düzenleyen bağlayıcı bir yasal anlaşma imzalama çağrısında bulunurken, Addis Ababa su kaynaklarının işletilmesi yoluyla kalkınma hakkını kullanmayı öne sürerek, hidroelektrik barajının inşasında ısrar ediyor.
Mısır, Etiyopya’nın Etiyopya halkının ihtiyaç duyduğu kalkınma projelerini engellediği yönündeki suçlamalarını reddediyor. Bakan Şukri Çad ziyareti sırasında salı akşamı televizyonda yaptığı açıklamalarda, ülkesinin ‘Etiyopya’da kalkınmayı başlatan aynı zamanda da Mısır’ın su güvenliğini koruyan bağlayıcı bir yasal anlaşmaya varmaya çalıştığını’ söyledi.
Mısır, Sudan ve Etiyopya bu konuda bir anlaşmaya varma amacıyla 10 yılı aşkın bir süre müzakerelerde bulundu ancak müzakereler sonuçsuz kaldı. Bu da müzakerelerin Nisan 2021’den bu yana askıya alınmasına neden oldu. Ayrıca Afrika Birliği’nin müzakerelerde arabuluculuk yapmada başarısız olması, Mısır’ı, BM Güvenlik Konseyi'ne gitmeye ve tüm tarafları tatmin eden bir anlaşmayı kabul etmesi için uluslararası ortaklar aracılığıyla Etiyopya'ya baskı talep etmeye sevk etti.
Mısır’ın Güvenlik Konseyi’ne başvurması siyasi bir seçenek olarak kalırken, Etiyopya’nın baraj rezervuarını yaz ayında 4. kez anlaşma olmaksızın doldurmaya hazırlanmasıyla birlikte, Şukri ülkesinin ‘Güvenlik Konseyi’ne bir daha başvurmama’ niyetinde olduğunu açıkladı. Ayrıca, birkaç yıldır müzakerelere arabuluculuk yapan Afrika Birliği’nin performansını da eleştirdi.
Mısır Dışişleri Bakanı, “Afrika Birliği, Etiyopya barajı dosyasında başarılı olmayarak Etiyopya’yı müzakerelerde esnek olmaya ikna edemedi” ifadelerini kullandı. Mısır’ın bu aşamada yeniden Güvenlik Konseyi’ne başvurmasının söz konusu olmadığını belirtti.
Güvenlik Konseyi (Reuters)
Anlaşmazlıkla başa çıkmak üzere olası alternatiflerle ilgili olarak, Şukri “Mısır, Etiyopya baraj dosyasında, kabiliyetleri nedeniyle uluslararası ortaklarla görüşmeye devam edecek ve aynı zamanda, Etiyopya barajı dosyasında da halkının zarar görmesine izin vermeyecektir” ifadelerini kullandı.
Eski Mısır Dışişleri Bakanı ve Mısır Dışişleri Konseyi Başkanı Büyükelçi Muhammed Urabi, Mısır’ın büyük güçler arasındaki iç anlaşmazlık gölgesinde Güvenlik Konseyi’ne güvenini kaybettiğini belirtti. Kıta krizlerinin çoğunda başarılı olamadığı gibi hiçbir şey yapamayan Afrika Birliği için de aynı durumun söz konusu olduğunu söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan ve Urabi’ye, Kahire’nin bireysel olarak başta ABD, Rusya ve Çin olmak üzere uluslararası dostlara ve ortaklara güvenebileceğini ayrıca her bir tarafla ikili ilişkilerinin, toplu bir Güvenlik Konseyi kararından daha etkili hale geldiğini belirtti.
Mısırlı diplomat, “Mısır ile bu ülkeler arasında ikili yaklaşımlar var. Ayrıca, Avrupa Birliği’nin yanı sıra bu üç ülkenin her birinin Etiyopya ile ilişkilerde belirli bir stratejisi bulunuyor. Mısır, iç içe geçmiş uluslararası ilişkilerden ve su haklarını koruyan tüm araçlardan faydalanmalıdır” ifadelerini kullanıldı.
Urabi Mısır’ın ‘hala kartlarını elinde tuttuğunu ve Afrika iş birliğine yeni bir olumsuz gerçeklik dayatan sorunla başa çıkmak için tüm planlarını açıklamadığını’ vurguladı. Ayrıca anlaşmazlığın sürmesinin sadece Mısır ve Sudan’a değil, Afrika kıtasına da zarar vereceğini ve Afrika Birliği’nin iş birliğine dayalı tüzük ve ilkelerini tehdit ettiğini vurguladı.
Eski Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı Dr. Muhammed Nasreddin Allam, bazı aktif Arap ülkelerinin anlaşmazlığın çözümünde etkili bir rol oynayabileceğini düşünüyor. Allam Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda “Mısır, Etiyopya’da geniş yatırımları ve sorunu çözecek araçlara sahip olan bazı Arap ülkelerine güvenebilir” dedi.
Önümüzdeki aylarda, Etiyopya baraj rezervuarını doldurmanın dördüncü aşamasına başlamayı planlıyor ve doldurma sürecini başlatmak için ‘ön izin’ almayı reddediyor. Ancak Mısır Dışişleri Bakanı, ülkesinin ‘konuyu kontrol altına almaya yönelik planları’ olduğunu söyledi. Ayrıca devlet liderliğine ve kurumlarının Mısır’ın su güvenliğini korumak için tüm önlemleri alacağına yönelik güvenini dile getirdi.
Şukri, “Mısır, kendisinin ve Sudan’ın su güvenliğini koruyacak şekilde Etiyopya’nın ekonomik çıkarlarını dikkate alıyor” dedi. Bu bağlamda “Etiyopya’nın uzlaşmazlığı ve devleti aşan bir şekilde ortak bir su kaynağı üzerinde egemenlik uygulamaya yönelik anormal fikirleri bir anlaşmaya varılmasını engelliyor” ifadelerini de sözlerine ekledi.
Kahire Üniversitesi Su Kaynakları ve Jeoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Abbas Şaraki, dördüncü dolumun, son üç yılda toplam depolanan miktara eşit olarak 18 milyar metreküp aralığında olacağını hamin etti ve ‘bu yıl Nil Nehri su gelirinin Etiyopya’da depolanacağını, bunun Mısır ve Sudan'a su dağıtımında karışıklığa yol açacağını’ vurguladı.
Babul Mendeb: İran Kızıldeniz'deki kozunu kaybettikten sonra ne olacak?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5328443-babul-mendeb-i%CC%87ran-k%C4%B1z%C4%B1ldenizdeki-kozunu-kaybettikten-sonra-ne-olacak
Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
Babul Mendeb: İran Kızıldeniz'deki kozunu kaybettikten sonra ne olacak?
Yemen hükümetine bağlı Sahil Güvenlik birlikleri, stratejik Babul Mendeb Boğazı yakınlarındaki Taiz’in batısında hükümetin kontrolündeki Muha şehrinin açıklarında Kızıldeniz'deki bir devriye botunu izliyor, 12 Aralık 2023 (AFP)
Enver el-Ansi
Yemen hükümetine bağlı Amalika Tugayları, Babul Mendeb Boğazı'nı geri alarak gerçekleştirdiği bir dizi askeri başarıyı taçlandırdı. Bu gelişme, İran destekli Husi milisleriyle son derece zorlu koşullar altında günlerce süren şiddetli çatışmaların ardından yaşandı. Çatışmalar, Taiz şehrinin batı kesimindeki el-Vaziye bölgesinden, Kahbub Dağları'nın engebeli zirvelerine kadar geniş bir coğrafi alanda yaşandı ve boğazın kalbindeki Perim (Mayyun) Adası'nın ele geçirilmesiyle sonuçlandı.
Bu mutlak başarıyla birlikte, Amalika Tugayları, bir önceki yılın 10 Eylül'ünde bazı hükümet güçlerinin yaşadığı geri çekilmelerin ardından yeni bir sayfa açtı. Ayrıca, Husi milislerinin yanılsamaları ile İran Devrim Muhafızları'nın hayallerini de yıktı. Milisler ve Muhafızlar, stratejik ve ideolojik bölgedeki en hayati önemdeki ikinci su koridorunu kontrol etme hedeflerine ulaştıklarına inanıyorlardı, ama bu hayalleri suya düştü. Zira konumu itibarıyla, Babul Mendeb, Arap Körfezi'nin girişindeki Hürmüz Boğazı'ndan çok daha kritik.
Şüphesiz, Husi milislerinin Babul Mendeb'den kovulmasının ardından, bölgedeki ve dünyadaki birçok kişi rahat bir nefes aldı. Söz konusu zafer ile Yemen'in batı kıyısının tamamen özgürleştirilmesinin önü açıldı ve Zubab'dan başlayıp, ardından Muha'ya ve nihayetinde yakın gelecekte Hudeyde şehri ve üç limanına (tarihsel öneme sahip Hudeyde Limanı, ticari Salif Limanı ve Ras Isa petrol terminali) kadar tüm kasaba ve şehirlerin özgürleştirilmesinin zeminini hazırladı.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Amalika Tugayları’nın boğaza nazır yüksek Kahbub dağlarından hızlı ve beklenmedik ilerleyişinin ardından, cuma sabahı erken saatlerde Babul Mendeb'de yaşananlar bazılarını şaşırtmış olabilir. Buradan harekete geçen Amalika Tugayları unsurları Yemen anakarasından yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta, dağın batısında bulunan Perim Adası'na ulaştılar. Milislerin adayı ve Kızıldeniz'in güneyindeki Yemen kıyılarını ele geçirmesinden bu yana geçen bir aydan kısa bir süre içinde, İran Devrim Muhafızları'nın desteğiyle Husiler, boğaz üzerindeki kontrollerini pekiştirmek için hızla tahkimatlar kurmaya, tüneller inşa etmeye ve radar sistemleri kurmaya başlamıştı. Ayrıca, Babul Mendeb Boğazı'nı kontrol etmelerinin, ilettikleri tehditlere göre Suudi Arabistan’a ait gemiler hariç, Kızıldeniz'de seyredecek Amerikan ve İsrail gemileri dahil diğer gemiler için bir tehdit oluşturmayacağına dair Washington'u temin etmek amacıyla Umman'ın başkenti Maskat'taki ABD Büyükelçiliği yetkilileriyle görüşmeye de çalıştılar.
Birçok Yemenli, Babul Mendeb Boğazı'na ve içindeki veya çevresindeki adalara nazır Yemen'in batı kıyılarını, vazgeçilemez ve kimsenin herhangi bir dış çatışmada manevra veya pazarlık için kullanamayacağı Yemen toprakları olarak görüyor
Ancak Yemen güçlerinin boğazı hızla geri alması, Suudi Arabistan liderliğinde meşru Yemen hükümetini destekleyen koalisyonun desteğiyle, Yemen Hava Kuvvetleri'nin hem savaş uçakları hem de insansız hava araçlarıyla gerçekleştirdiği yoğun saldırılar altında ve saatler içinde gerçekleşti. Bu zafer, batı kıyısından Taiz şehrinin merkezindeki bölgelere binlerce savaşçısını nakleden ve el-Vaziye bölgesi ile Kahbub yaylaları üzerinde kontrol kurarak boğazda ve çevresinde varlıklarını güvence altına alabileceklerine inanan milislerin umutlarını yerle bir etti.
Bu, milislerin Babul Mendeb'deki ilk yenilgisi değildi. Daha önce 2014 ve 2015 yılları arasında Yemen'in güneybatı kıyısı boyunca ilerlediklerinde de geri püskürtülmüşlerdi. Ancak bu yenilgi farklı bir öneme sahip. Bu sefer Babul Mendeb'e, ABD ile büyük bir askeri çatışma beklentisiyle, İran Devrim Muhafızları ile yıllarca süren planlamanın, hazırlığın, onun desteğinin ve eğitiminin ardından ulaşmışlardı. Bu plan kapsamında İranlılar, Hürmüz Boğazı'nın kontrolü ile birlikte vekilleri Husilerin Babul Mendeb dahil olmak üzere Yemen'in güney batı kıyısını ele geçirmesini, seyrüsefer ve küresel ticaret yollarını etkilemek için ek bir araç olarak kullanmalarına olanak sağlamasını umuyorlardı. Bu, sadece Amerika Birleşik Devletleri için değil, tüm dünya için savaşın maliyetini artırmayı amaçlayan Hürmüz Boğazı'ndaki eylemlerine benziyor. Birçok İranlı siyasi ve askeri yetkili, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına karşılık Babul Mendeb Boğazı'nı kastederek, başka bir boğazın kapatılacağını ima etmişti.
Güneyli Devler (Amalika) Tugayları tarafından yayınlanan bir videodan alıntılanan kare, Taiz’e bağlı Zubab bölgesindeki bir yolda askeri bir konvoy içinde ilerleyen bir aracı gösteriyor, 6 Ekim 2026 (AFP)
Yemen halkının büyük çoğunluğu, Babul Mendeb'in ABD-İran çatışmasında bir pazarlık kozu olarak kullanılmasını ve Husi grubunun kendisini, topraklarını ve destekçilerini kendi savaşı olmayan bir savaşta İran'a hizmet etmek için kullanmasını reddediyor. Zira bu durum, tıpkı İsrail'in Gazze Savaşı sırasında Husi milislerinin direniş ekseninin İsrail’e karşı savaşına katılmasına karşılık olarak Yemen topraklarına düzenlediği saldırılarda olduğu gibi, Yemen'i hedef haline getirebilir ve kaynaklarına, sivil altyapısına ciddi zararlar verebilir. Yahut ABD'nin, Husi milislerinin ABD'nin Gazze Şeridi'ndeki İsrail savaşına ilişkin tutumuna misilleme olarak ABD gemilerini hedef almasının ardından, grubun kontrolündeki bölgelere karşı 53 gün süren hava harekatı başlatmasının ardından yaşanan yıkım gibi bir yıkıma maruz bırakabilir. Husi milisleri, Yemen devletinden bir yetki almadan ve İran'ın o savaş sırasında benimsediği “arenalar birliği” stratejisi doğrultusunda çatışmaya dahil olmuştu.
Babul Mendeb'in sembolizmi ve geri alınmasının önemi
Birçok Yemenli, Babul Mendeb'e nazır Yemen'in batı kıyısını, içindeki ve çevresindeki adalarla birlikte, Arap ulusal güvenliğinin çıkarlarına aykırı herhangi bir dış çatışmada manevra veya pazarlık aracı olarak kullanılamayacak Yemen toprakları olarak görüyor. Bu duruma örnek olarak, 6 Ekim 1973’teki Arap-İsrail savaşında, Kızıldeniz'e ve güney giriş kapısına kıyısı olan Arap devletlerinin tam mutabakatıyla Yemen ve Mısır arasında yapılan stratejik güvenlik anlaşmasıyla boğazın İsrail'e kapatılması verilebilir. Bu kapatma, Arap çıkarlarını korumaya ve savaş sırasında işgalci İsrail devletinin boğazı militarize etmesini önlemeye yönelik stratejik bir hamleydi.
Yemen'e bağlı Perim Adası arasında Babul Mendeb Boğazı, her iki tarafında yaklaşık 3 kilometre genişliğindedir. Maksimum derinliği yaklaşık 30 metredir ve bu da onu büyük ticari gemilerin ve dev petrol tankerlerinin geçişi için uygunsuz hale getirmektedir
Çoğu Yemenli için Babul Mendeb Boğazı, hem ulusal, hem bölgesel, hem de uluslararası düzeyde özel bir sembolik değere sahip. Bu nedenle boğazın, İran Devrim Muhafızları tarafından planlanan ve Husi milisleri tarafından uygulanan son savaşın başlığı haline gelmesine izin verilmemesi gerektiğinde ısrar ediyorlar. Bazılarına göre, planlama ve uygulamadan önce, bu sembolik önemi zayıflatmak ve tüm bölge üzerinde İran hegemonyasını kurmak için uzun süredir devam eden bir çaba vardı.
Bu nedenle, Yemenliler, Kızıldeniz'in güneyinde Husi milisleriyle devam eden çatışmada ülkelerinin egemenliğinin ve bağımsızlığının öncelik olmasını talep ettiler. Bilgili bir kaynağa göre, diğer herhangi bir askeri eylemden önce birincil amacın, “İran ve Husi milislerinin bu bölgede savaş ve çatışmadaki güç dengesini değiştiren ve böylece dünyanın bu hayati bölgesinde İran'ın yayılmacı projesine hizmet eden bir askeri gerçeklik kurmasını engellemek” olması çağrısında bulundular. Kaynak şunu da ekledi: “Birçok Yemenli ve Arap, operasyonun tamamını zorlaştıracak bir durum ortaya çıkmadan önce Babul Mendeb'in acilen geri alınması çağrısında bulundu. Zira Husiler Yemen’in Babul Mendeb kıyılarını ele geçirdikten sadece birkaç saat sonra, İran Devrim Muhafızları’ndan bazı uzmanlar hemen oraya giderek inceleme yapıp nasıl kullanılacağını belirlediler. Husilerin boğaz üzerindeki kontrolünü pekiştirmek ve sürdürmek için acil bir strateji geliştirmek üzerinde çalıştılar.”
Babul Mendeb: Alan ve önemi
Babul Mendeb Boğazı'nın genişliği ve derinliği her iki tarafta da farklılık gösteriyor. Yemen'in Perim Adası’nın ikiye böldüğü kısmında, doğu İskender Kanalı Yemen anakarasına doğru uzanır ve yaklaşık 3 kilometre genişliğe ulaşır. Bu kanalın maksimum derinliği yaklaşık 30 metredir ve bu da onu büyük ticari gemilerin ve dev petrol tankerlerinin geçişi için uygunsuz hale getirmektedir. “Batı Perim Kanalı” olarak bilinen, ada ile Afrika kıyıları arasında uzanan kanalsa, yaklaşık 25 kilometre genişliğinde ve yaklaşık 310 metre derinliğindedir.
Yemen'deki çatışmanın başlamasından bir yıl sonra, 2016'da, askeri amaçlarla kullanılmak üzere bir hava üssü ve pist olarak hizmet vermek üzere, Babul Mendeb Boğazı'ndaki Perim Adası'na küçük bir havaalanı inşa edildi
Boğaz, bir tarafta Aden Körfezi ve Arap Denizi'ni, diğer tarafta ise Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz ve Akdeniz'i birbirine bağlıyor. Önemi, tüm bu denizleri ve su yollarını birbirine bağlayan hayati bir bağlantı ve ulaşım merkezi olmasından kaynaklanıyor. Boğaz, İran da dahil olmak üzere Körfez bölgesinden gelen petrol tankerleri için Güneydoğu ve Batı Asya ile Kuzeybatı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasında bir köprü görevi görüyor. Normal şartlar altında, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12'si ve konteyner ticaretinin yüzde 30'u, ayrıca deniz yoluyla taşınan petrol ve ürünlerinin yaklaşık yüzde 10'u Babul Mendeb ve Kızıldeniz'den geçmektedir. Husi saldırılarının 2023 sonlarında başlamasıyla birlikte, nakliye şirketleri gemilerini Ümit Burnu’na yönlendirmeye başlayınca, boğazdaki gemi trafiği keskin bir şekilde azaldı. Babul Mendeb Boğazı'nın kapatılması, Asya ve Avrupa arasındaki nakliye sürelerine 10-14 gün daha ekleyebilir, ulaşım ve sigorta maliyetlerini artırabilir ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara yol açabilir.
Perim Askeri Havaalanı
Yemen'de çatışmanın başlamasından bir yıl sonra, 2016'da, Zubab bölgesinin bir parçası olan ve doğrudan Babul Mendeb Boğazı'na bakan Perim Adası'nda küçük bir havaalanı inşa edildi. Burası askeri amaçlarla kullanılan bir hava üssü ve pist olarak hizmet veriyor.
Bir videodan alınan bir karede, Yemen'in Taiz şehrinde Husi milislerine ait teçhizatı ve hareketliliği hedef alan saldırılar sırasında meydana gelen bir patlamadan yükselen duman görülüyor, 1 Ekim 2026 (Reuters)
Askeri kaynaklara göre, pist 1,85 ila 3 kilometre uzunluğunda olup, “askeri uçaklar, kargo bombardıman uçakları veya uzun menzilli uçaklar da dahil olmak üzere” çeşitli uçak tiplerini barındırabiliyor. Bu havaalanı, gelişmiş askeri altyapının yanı sıra beton ve çelikten inşa edilmiş uçak hangarları ve sığınakları içerecek şekilde tasarlandı. Perim Adası'ndaki havaalanı, boğaz ve güney Kızıldeniz bölgesinde boğaza nazır stratejik Yemen limanları ve adaları boyunca uluslararası seyrüsefer rotalarını izlemek, takip etmek ve güvence altına almak amacıyla inşa edildi.
BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5328220-bm-yemen-%C3%B6zel-temsilcisi-husilerin-suudi-arabistan%E2%80%99-y%C3%B6nelik-sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1
BM Yemen Özel Temsilcisi: Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları bölgesel güvenliği tehdit ediyor
BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg (Birleşmiş Milletler)
Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının tehlikeli bir gerilim anlamına geldiğini ve bölgesel güvenlik için ciddi tehdit oluşturduğunu belirtti. Grundberg, saldırıların şiddet döngüsünü sürdürdüğünü ve Yemen’de barış çabalarını daha da karmaşık hâle getirdiğini ifade etti.
Grundberg, Husilerin Suudi Arabistan’daki sivil altyapıya yönelik devam eden saldırılarını şiddetle kınadı. Bu saldırılar arasında, dün Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na düzenlenen ve 12 kişinin hayatını kaybetmesine, 309 kişinin yaralanmasına yol açan saldırının da bulunduğunu belirtti.
BM Özel Temsilcisi, söz konusu saldırının hafta başında Riyad ve Abha havalimanlarını hedef alan, sivillerin ölümüne ve yaralanmasına neden olan saldırıların ardından gerçekleştiğine dikkat çekti.
Grundberg, bugün yaptığı açıklamada Husilere saldırıları durdurma çağrısında bulunurken, sivillere ve sivil varlıklara yönelik saldırıların yasaklanması da dâhil olmak üzere uluslararası insancıl hukuka uyulması gerektiğini yineledi.
Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5328206-darfur-valisi-milis-gruplar%C4%B1n%C4%B1n-%C3%A7o%C4%9Falmas%C4%B1-sudan%E2%80%99%C4%B1-tehdit-ediyor
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Hartum:Behram Abdulmunim
TT
Hartum:Behram Abdulmunim
TT
Darfur Valisi: Milis gruplarının çoğalması Sudan’ı tehdit ediyor
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, Şarku’l Avsat gazetesine konuştu. (Şarku’l Avsat)
Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi, milislerin ve devlet kurumlarının dışında faaliyet gösteren paralel güçlerin yayılmasının Sudan’ın birliğini tehdit ettiğini ve ülkeyi birbiriyle çatışan nüfuz bölgelerine dönüştürebileceğini söyledi. Minawi, bütün silahlı oluşumların hukuka tabi kılınması ve birleşik bir ulusal ordunun kurulması gerektiğini vurguladı.
Aynı zamanda Sudan Kurtuluş Hareketi’nin liderliğini yürüten Minawi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, sahada üstünlüğün ordunun elinde olduğunu ve güç dengesinin ordu lehine değiştiğini belirtti. Çatışmalarda karşılıklı ilerleme ve geri çekilmelerin sürdüğünü kaydeden Minawi, mensubu olduğu Ortak Güçler’in Sudan Silahlı Kuvvetleri ile koordinasyon içinde savaştığını ifade etti. Güvenlik düzenlemelerinin tamamlanması için kurumların reformdan geçirilmesi, silahlı güçlerin orduya entegre edilmesi ve yeniden yapılandırılması gerektiğini ifade etti.
Minawi, olası bir ateşkesi sivillerin korunmasını, yerinden edilen kişilerin geri dönüşünü ve ülkenin bölünmesinin önlenmesini sağlayacak güvencelere bağladı. Sudanlıların özgürce ve eşit koşullarda katılımını güvence altına alacak şartlar oluşana kadar siyasi diyaloğun ertelenmesi çağrısında bulundu. Paralel yönetimlerin kurulmasına karşı da uyarıda bulunan Minawi, dış müdahaleler ve bölgesel çıkarlar karşısında ülkenin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladı.
Minawi, generallerin çıkarlarının ötesine geçilerek, Sudan halkının sorunlarına ve devletin birliğine odaklanan çözümler geliştirilmesi çağrısı yaptı. Savaşın genişleyerek daha fazla aktörün dahil olduğu bir çatışmaya dönüştüğünü belirten Minawi, mevcut durumun artık yalnızca iki askeri lider arasındaki bir mücadele olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Sahra bölgesi, Libya, Yemen ve Somali’deki çatışma deneyimlerine atıfta bulunan Minawi, savaşın sonuçlarını kalıcılaştıran ve ülkenin bölünmesini pekiştiren bir ateşkesin tehlikelerine dikkat çekti. Böyle bir ateşkesin sivilleri korumak ve ülkede güvenlik ile istikrarı yeniden tesis etmek yerine mevcut ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısında bulundu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة