Şam ile normalleşmeye karşı bir ABD yasa tasarısıhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4325201-%C5%9Fam-ile-normalle%C5%9Fmeye-kar%C5%9F%C4%B1-bir-abd-yasa-tasar%C4%B1s%C4%B1
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Michael McCaul, Suriye rejimini ile‘Rus ve İranlı destekçilerini’ bölgesel güvenliği tehdit etmekle suçladı.
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed (SANA - Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed (SANA - Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin normalleşme çabalarından memnun olmayan ABD’li senatörlerin son günlerde sesleri yükselmeye başladı. Son hamle, hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat partilerin temsilcileri ‘Esed'le normalleşmeye karşı yasa’ başlıklı bir yasa tasarısı hazırladılar. Söz konusu yasa tasarısı, Suriye Devlet Başkanı’nın rejimini ve destekçilerini ‘Suriye halkına karşı işledikleri suçlardan sorumlu’ tutuyor ve rejimle ‘normalleşme’ girişimlerini reddediyor.
Yasa tasarısını sunan ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Michael McCaul, “Esed ile onun Rus ve İranlı destekçileri, Suriye halkına karşı korkunç eylemlerde bulunmaya ve bölgesel güvenliği tehdit etmeye devam ediyor. Onlar, bu suçlardan sorumlu tutulmalı ve hiçbir zaman uluslararası camiaya kabul edilmemeliler” ifadelerini kullandı.
Yasa tasarısı, ABD hükümetinin Esed liderliğindeki herhangi bir Suriye hükümetini tanımasını veya normalleştirmesini engellediği gibi, ayrıca 2020 yılında iki partinin (Demokratlar ve Cumhuriyetçiler) de geniş mutabakatıyla kabul edilen “Sezar Yasası” kapsamındaki yaptırımları genişletiyor.
Çarşamba günü Moskova'da düzenlenen Ankara-Şam normalleşme süreci dörtlü toplantısı (soldan sağa): İran, Rusya, Suriye ve Türkiye dışişleri bakanları (Rusya Dışişleri Bakanlığı - Reuters)
Yasa tasarısı onaylandığı takdirde, Esed rejimiyle normalleşmeyi ele almak için 5 yıllık bir süre boyunca bir strateji dayatıyor, ayrıca ABD federal hükümet kurumlarının Esed'i tanımasını veya onunla normalleşmesini engelliyor. Şarku’l Avsat’ın ulaştığı bilgilere göre Tasarı, Sezar Yasası kapsamındaki yaptırımların Suriye'ye 50 bin doları aşan herhangi bir yardım veya bağışı içerecek şekilde derhal gözden geçirilmesini ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Suriye'ye sağlanan ve Şam'daki rejime aktarılan yardımlar hakkında ayrıntılı bir rapor hazırlanmasını istiyor. Yasa tasarı ayrıca, Baas Partisi'nin destekçileri ve üst düzey yetkililerinin yanı sıra, Suriye Halk Meclisi üyeleri ve ailelerine de yaptırımlar getiriyor.
Yasa tasarısı, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in eşi Esma Esed'e bağlı ‘Suriye Kalkınma Vakfı’ hayır kurumundan da bahsediyor ve söz konusu kuruma Sezar Yasası yaptırımları uygulamayı değerlendiriyor. Ayrıca bu yasa tasarısı ile Suriye Hava Yolları'nın iniş yapmasına izin veren havalimanlarına yaptırım uygulanmasının da önü açılıyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı yasa tasarısı hakkında yorum yapmayı reddetti. Ancak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Vedant Patel, Washington'ın “Esed hükümetiyle normalleşme peşinde koşmadığı ve ortaklarını bu konuda desteklemediği konusunda çok net olduğunu” belirtti.
Şam ile normalleşmeye karşı çıkan ABD yasa tasarısı, Arap Birliği'nin 2011 yılından bu yana uzun bir aradan sonra Suriye'yi birliğe geri döndürme kararı alması ve Şam ile Ankara arasında ilişkileri normalleştirmek için Türkiye-Suriye temaslarının sürdüğü bir dönemde geldi. Bu bağlamda, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanları çarşamba günü Moskova'da 2011'den beri ilk kez gerçekleştirdikleri görüşmede, iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik bir yol haritası çizme konusunda anlaştılar. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Rus mevkidaşları Sergey Lavrov ile İranlı Hüseyin Emir Abdullahiyan'ın yardımcılarından, “dört ülkenin savunma ve istihbarat bakanlıkları ile koordinasyon içinde, Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkileri güçlendirmek için bir yol haritası tasarlamalarını” istediklerini açıkladı. Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, bu kararın Moskova'da “olumlu ve yapıcı bir atmosferde” gerçekleştirilen toplantıda alındığı ifade edildi.
Rusya Dışişleri Bakanı'na göre bu harita, “Suriye hükümetinin tüm ülke toprakları üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmek ve Türkiye ile 900 kilometrelik sınırın güvenliğini sağlamak amacıyla” Şam ve Ankara'nın “kendileri için öncelikli konulardaki konumlarını net bir şekilde belirlemelerine” olanak tanıyacak. Sergey Lavrov, “İki komşu ülke arasında kopan lojistik bağların yeniden tesis edilmesi ve ekonomik iş birliğinin herhangi bir engel olmaksızın yeniden başlamasından da bahsetmek önemlidir” ifadelerini kullandı.
Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçtihttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5306723-ba%C4%9Fdat-dmo-taraf%C4%B1ndan-y%C3%B6netilen-milis-gruplar%C4%B1n%C4%B1n-mevzilerini-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma-%C3%A7%C4%B1kmadan
Bağdat, DMO tarafından yönetilen milis gruplarının mevzilerini çatışma çıkmadan kuşatmak için harekete geçti
Iraklı kaynaklar dün yaptıkları açıklamada, silahların devlet kontrolünde toplanması için tanınan sürenin 30 Eylül 2026’da sona ermesinin ardından hükümetin uygulamaya koymayı planladığı yol haritasının ayrıntılarını açıkladı. Buna göre plan, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) tarafından yönetilen silahlı grupların lider kadrolarına ait mevzilerin ‘çevrelenmesini’ ve ardından bu grupların ‘kademeli olarak dağıtılmasını’ öngörüyor. İranlı yetkililerin ise Bağdat’ın ‘silahlı çatışmaya yol açmayacak bir süreç tasarlamasına’ rağmen planı engellemeye veya ertelemeye çalıştığı belirtildi.
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, gelecek ayın sonunu ABD güçlerinin ülkeden çekilmesi için son tarih olarak belirlemişti. Aynı tarih, silahlı grupların elindeki silahların devletin kontrolüne geçirilmesi için tanınan sürenin de sona ereceği tarih olacak.
Kuşatma planı
Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hükümetin 30 Eylül sonrasına ilişkin planının, ordu, Terörle Mücadele Birimi ve seçkin birliklerden oluşan düzenli güçlerin silahlı gruplara ait operasyon merkezlerinin çevresine ve bu merkezlere ulaşan güzergâhlara konuşlandırılmasını öngördüğünü söyledi. Bu adımla söz konusu merkezlere giriş çıkış yapan sevkiyat ve ikmal hareketlerinin kısıtlanmasının amaçlandığı belirtildi.
Kaynaklar, hükümet güçlerinin aşamalı olarak subayların komutasında kontrol noktaları kurmaya başlayacağını ve silah hareketliliğini takip ederek bunlara el koyacağını ifade etti. Özellikle insansız hava araçları (İHA) ve füzeler üzerinde durulacağı kaydedildi.
Kaynaklara göre hükümet güçleri, silahlı grupların merkezlerinin çevresinde herhangi bir çatışmaya yol açmadan sıkı bir güvenlik çemberi oluşturacak. Operasyonun nihai hedefinin ise grupları ‘ya İHA’ların sevk edilmesi gibi bir hata yapmaya, ya silahlı çatışmaya girmeye ya da tek kurşun atmadan mevzilerini resmî kurumlara bırakmaya’ zorlamak olduğu belirtildi.
DMO tarafından yönetilen grupların silahları konusunda yürütülen hassas görüşmelere yakın bir kaynak, “Hükümet güçleri, bu mevzilerin çevresindeki kısıtlayıcı tedbirleri sistematik biçimde aşamalı olarak artıracak ve sonunda yıllardır girilmesi zor olan bu bölgelerde kontrolü sağlamaya imkân verecek bir aşamaya ulaşacak” dedi.
Bağdat’taki Terörle Mücadele Birimi’nin bir üyesi (Arşiv – AFP)
Askeri ve siyasi liderliklerin, devlet kontrolü dışındaki silahlar konusunda taraflar arasında ‘askeri çatışmayı’ önleyecek bir yöntem üzerinde yürütülen görüşmelerin ardından bu formül üzerinde uzlaştığı belirtildi.
Saha kaynakları, ‘ordu ve Terörle Mücadele Birimi güçlerinin bu haftanın başında planın deneme aşaması kapsamında bazı bölgelerde ve ana yollarda gözetleme noktalarında görev yapmak üzere çok sayıda subayı konuşlandırmaya başladığını’ söyledi.
Kaynaklar ayrıca, bazı gözetleme noktalarının ‘son birkaç hafta içinde Irak’ın farklı bölgelerindeki çeşitli noktalara gönderilen İHA sevkiyatlarını ele geçirmeyi başardığını’ doğruladı.
Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre plan, ağırlıklı olarak başkentin güneyinde bulunan ve Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) bünyesindeki silahlı grupların önemli merkezleri olarak bilinen Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgelerine odaklanıyor. Curf es-Sahr, Ketaib Hizbullah’ın, Curf en-Nedaf ise Nuceba Hareketi’nin kalesi olarak öne çıkıyor.
Curf es-Sahr bölgesi, 2014’ten bu yana silahlı grupların en önemli kalelerinden biri olarak görülüyor. Bölgenin, gruplara ait kamplar, hapishaneler, depolar ile füze ve İHA üretim tesislerini barındıran stratejik bir askeri üsse dönüştüğü düşünülüyor. Ancak çok sayıda kişi, buranın DMO’nun operasyon merkezi olduğuna inanıyor.
Bağdat’ın güneydoğu eteklerinde, Bağdat-Medain yolu yakınında bulunan Curf en-Nedaf bölgesi ise son yıllarda Haşdi Şabi ile bağlantılı silahlı gruplara ait karargâh ve tesislerin bulunduğu bir bölge olarak öne çıktı.
Iraklı güvenlik kaynaklarına göre bölgenin silah ve mühimmat depolama tesisleriyle ve İran yanlısı silahlı grupların askeri faaliyetleriyle bağlantılı olması nedeniyle bölgeye yönelik güvenlik ilgisi de arttı.
Temmuz 2026’da güvenlik kaynakları, ortak bir güvenlik gücünün Curf en-Nedaf bölgesinde Nuceba Hareketi’ne ait olduğu düşünülen bir karargâha baskın düzenlediğini bildirdi. Kaynaklar, söz konusu yerde İHA üretim tesisi bulunduğunu ve buranın çeşitli hedeflere yönelik İHA saldırılarında kullanıldığını belirtti.
Iraklı kaynaklar, “İstihbarat değerlendirmeleri, ele geçirilen veya farklı hedeflere doğru gönderilen İHA sevkiyatlarının bu bölgelerdeki bir kontrol merkeziyle bağlantılı olduğunu ortaya koydu” dedi.
Baskına Bağdat Operasyonlar Komutanlığı, federal polis ve Haşdi Şabi Güvenlik Müdürlüğü güçleri katılırken, operasyon güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesi ve karargâhta arama yapmamasıyla sonuçlandı.
Siyasi bir kaynak ise “Curf en-Nedaf karargâhına düzenlenen baskının başarısız olması, askeri yönetime planı karargâhlara doğrudan baskın düzenlemek yerine bu noktaları kuşatma ve buralara erişim kapasitesini kısıtlama yönünde değiştirmesi için yeterli fikir verdi” ifadesini kullandı.
Daha geniş çaplı konuşlandırma
Silahlı grupların varlığı, Bağdat’ın güneybatısında bulunan Curf es-Sahr ve Curf en-Nedaf bölgeleriyle sınırlı değil. Ancak bu iki bölge, stratejik önemleri ve başkente yakınlıkları nedeniyle özel bir odak noktası oluşturuyor.
Grupların Bağdat’ın kuzeyindeki Salahaddin vilayetinde bulunan Tuzhurmatu ve Amirli’de de çeşitli mevzileri bulunuyor. Ayrıca Bağdat’ın kuzeydoğusundaki Diyala vilayetinde Eşref Kampı ile başkentin güneydoğusunda yer alan Vasit vilayetinin merkezi Kut kentinde de silahlı gruplara ait noktalar bulunuyor.
Üst düzey bir siyasi yetkiliye göre, DMO tarafından yönetilen grupların iki temel görevi öne çıkıyor. Bunlardan ilki, gerektiğinde hızlı müdahale edebilme kapasitesini güvence altına almak amacıyla Bağdat’a çok yakın noktalarda konuşlanmak. Grupların başkent çevresindeki çok sayıda noktada yoğun şekilde varlık göstermesi de bu durumla açıklanıyor.
İkinci görev ise Sünni bölgelerin, özellikle Suriye sınırına yakın stratejik coğrafi geçiş noktalarının kontrolünü ele geçirerek bu bölgeler üzerindeki baskıyı artırmak.
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi (AFP)
Kaynaklar, “DMO tarafından yönetilen grupların tesislerinin çevresinde güvenlik çemberi oluşturulması ve hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, Haşdi Şabi’ye bağlı tüm tugayların bütün şehirlerden çıkarılmasını ve grupların liderlerinden bağımsız olarak askeri komutanlık tarafından belirlenecek bir plan doğrultusunda yeniden konuşlandırılmasını içeren daha kapsamlı bir planın parçası” dedi.
Üst düzey bir siyasi yetkili Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hükümet planı, gruplarla silahlı çatışmadan kaçınacak şekilde tasarlandı. Ayrıca ileri bir aşamada silahlı grupların statüsü ve mensuplarının geleceği konusunda yetkililerle ulusal bir çerçevede ciddi müzakerelere girmesini hedefliyor” ifadelerini kullandı.
İran için ‘uygun zaman değil’
Şu ana kadar İran’ın müttefiki olan Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid eş-Şuheda ve Nuceba Hareketi’nin tamamı silahlarını devlete teslim etmeyi reddediyor. Bu gruplara yakın aktivistler, “Direniş ekseni, Amerikalılar ülkeden çekildikten sonra dahi silahlarını teslim etmeyecek” derken, meydan okuyan bir tutumla açıkça ‘devletin silahlarının grupların elinde toplanması’ çağrısında bulundu.
Hükümetin planı, grupların elinde bulunan stratejik silahların yanı sıra DMO’ya bağlı İranlı danışmanların görev yaptığı komuta ve kontrol merkezlerinin akıbeti konusunda İranlı yetkilileri endişelendirdi.
İki siyasi kaynağın aktardığına göre İranlı yetkililer, Koordinasyon Çerçevesi ittifakı liderlerine harekâtın zamanlamasının son derece kötü olduğunu bildirdi. Yetkililer, bölgesel durumun müttefiklerin, özellikle de Irak’taki müttefiklerin, silahlarını ellerinde tutmasını gerektirdiğini savundu.
Şii bir siyasi parti liderine yakın siyasi bir kaynak, söz konusu liderin İranlıları Başbakan üzerindeki baskıyı daha fazla artırmamaya ikna etmeye çalıştığını söyledi. Kaynak, Başbakan’ın silah meselesi nedeniyle zaten ABD’nin karşı baskısı altında olduğunu belirterek, “Bu hükümetin başarısız olması, Koordinasyon Çerçevesi ittifakının ve ağır bir mali krizle karşı karşıya bulunan genç hükümetinin de sonu anlamına gelecek” dedi.
Kaynak sözlerini şöyle sürdürdü: “İranlılar, hükümeti planın uygulanmasını ertelemeye zorlamak amacıyla Koordinasyon Çerçevesi’ne baskı yapıyor. Gruplar ise nihayetinde yerel ve bölgesel güç dengeleri değişene ve askeri varlıklarının konuşlandığı noktaları değiştirebilecekleri bir ortam oluşana kadar zaman kazanmaya çalışacak.”
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Lübnan’a Özel Askerî Koordinasyon Grubu (MCG4L) Başkanı General Joseph Clearfield’ı, ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Michel Issa ile birlikte kabul etti. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Parlamentosu tarafından dün kabul edilen “genel af yasası”, bazıları yargılanmadan 10 yılı aşkın süre cezaevinde tutulan İslamcı tutuklular sorununu çözmeye yönelik süreci başlattı. Parlamento, yasa tasarısını geniş bir çoğunlukla kabul ederken, Hizbullah ve Özgür Yurtsever Hareketi milletvekilleri, geçmişteki güvenlik olayları sırasında Lübnan ordusu mensuplarını öldürmekle suçlanan kişileri de kapsadığı gerekçesiyle oylamadan çekildi.
Bir yargı kaynağı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilk aşamada yaklaşık 2 bin 300 mahkûmun serbest bırakılabileceğini belirtti. Kaynağa göre bunlar, genel aftan yararlanma şartlarını taşıyan ve çeşitli suçlardan yargılanan kişilerden oluşuyor.
Bu arada, Lübnan Özel Askerî Koordinasyon Grubu Başkanı Amerikalı General Joseph Clearfield, Beyrut ile Tel Aviv arasında mekik diplomasisi yürüterek güvenlik ve operasyonel konularda görüşmeler gerçekleştiriyor. Söz konusu temaslar, İsrail'in süreci ağırdan alması ve Lübnan'ın taleplerini yerine getirmekte isteksiz davranması karşısında, “çerçeve anlaşmasını” kurtarmaya yönelik Amerikan baskısının bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5306457-t%C3%BCrkiye-libya%E2%80%99daki-devlet-kurumlar%C4%B1n%C4%B1-birle%C5%9Ftirme-%C3%A7abalar%C4%B1nda-koordinat%C3%B6r
Türkiye, Libya’daki devlet kurumlarını birleştirme çabalarında koordinatör rolü üstlenmeyi hedefliyor
Müşir Halife Hafter ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün Bingazi'deki görüşmeleri sırasında (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dün yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘Libya’daki devlet kurumlarını birleştirmeyi hedefleyen çabaları destekleme’ konusundaki kararlılığını vurgulayarak, Ankara'nın uluslararası çabaların koordinasyonunda rol oynama ve ‘Libya'daki kurumsal bölünmüşlüğü sona erdirmeyi amaçlayan ABD girişimini destekleme’ arzusunu dile getirdi.
Fidan, bu açıklamaları, Libya ziyaretinin ikinci gününde Bingazi'de Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter, Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter ve Genelkurmay Başkanı Halid Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmeler sırasında yaptı.
Ziyaretine salı günü Trablus'tan başlayan Fidan, ülkenin doğusundaki üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Bingazi'ye geçmeden önce, geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekale ile bir araya gelmişti.
Ziyaret, Libya'da yürütme erki ile ülkedeki bölünmüş kurumların birleştirilmesine yönelik yeni bir formül geliştirilmesini amaçlayan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşleri Başdanışmanı Massad Boulos'un öncülük ettiği ABD girişimi etrafında temasların yoğunlaştığı hassas bir dönemde gerçekleşti.
Girişimin detaylarına dair basına yansıyan bilgilere göre bu plan, ülkenin doğusu ile batısındaki başlıca güç merkezlerini bir araya getirmeyi hedefleyen bir formül çerçevesinde yürütme erkinin yeniden şekillendirilmesini, Başkanlık Konseyi Başkanlığı'nın LUO Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'e verilmesini ve Dibeybe'nin başbakan olarak görevde kalmasını öngörüyor.
LUO Genel Komutanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Fidan, Hafter ile gerçekleştirdiği görüşmede onun üstlendiği role duyduğu takdiri dile getirerek, bu ziyaretin Türkiye ile Libya arasındaki ilişkileri geliştirme sürecinin bir uzantısı niteliğinde olduğunu belirtti. Bakan Fidan ayrıca, yeni bir Türk konsolosun atanmasının ardından Bingazi'deki Türk Konsolosluğu'nun faaliyetlerine başladığına da dikkati çekti.
Fidan, pazartesi günü Bingazi'nin el-Havari mahallesinde aracını hedef alan bombalı bir saldırıyla suikasta uğrayan Libya'nın doğusundaki Askeri İstihbarat İdaresi Müdürü Korgeneral Fevzi el-Mansuri'nin vefatı dolayısıyla Hafter'e taziyelerini iletti.
Hafter ise ‘Libya ile Türkiye arasındaki ilişkilerin sağlamlığını ve kaydettiği gelişimi’ vurgulayarak, Türk şirketlerinin yeniden imar projelerindeki katkısına ve iki ülke arasındaki ticaret hacminin yükselişine işaret etti.
LUO Genel Komutanlığından yapılan açıklamaya göre taraflar, ikili ilişkilerin ortak çıkarlara hizmet edecek şekilde pekiştirilmeye ve güçlendirilmeye devam edilmesinin önemini teyit etti.
Anadolu Ajansı'nın (AA) bildirdiğine göre görüşmenin ardından Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih, Hakan Fidan’ı Bingazi'deki meclis binasında bulunan makamında kabul etti.
Saddam Hafter, dün Bingazi’de Fidan’ı karşıladı (LUO Genel Komutanlığı Basın Ofisi)
Fidan'ın Libya'nın doğusuna ve batısına gerçekleştirdiği ziyaret, 2019 ve 2020 yıllarındaki Trablus savaşı sırasında Türkiye'nin üstlendiği rolün Libya'nın batısındaki eski Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ile sıkı ilişkilerinin ardından, Ankara'nın ülkedeki muhtelif güç merkezlerine yönelik artan açılımını yansıtıyor.
Libya’daki devlet kurumlarının birleştirilmesi dosyası, Fidan'ın salı günü Trablus'ta Dibeybe ile gerçekleştirdiği görüşmelerin ana gündem maddesiydi.
Öte yandan Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Fidan ile görüşmesinde muhtelif çabaların devlet kurumlarının birleştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguladı. Menfi, geçiş süreçlerini sona erdirecek ve sürdürülebilir bir istikrar tesis edecek seçimlere ulaşmak maksadıyla, her türlü girişimin veya mutabakatın devlet kurumlarına ve ulusal egemenliğe saygı duyulması ile ‘siyasi sürecin Libyalılar tarafından sahiplenilmesi’ esasına dayanması gerektiğinin altını çizdi.
Fidan ayrıca Tekale ile de görüştü. Görüşmeye dair fazla detay paylaşılmazken, görüşmede siyasi süreçte uzlaşıyı ve istikrara doğru ilerletmeyi hedefleyen çabalar ele aldı.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة