İngiliz Büyükelçi Oppenheim Şarku’l Avsat’a konuştu: Güvenlik Konseyi aracılığıyla Yemen barışını desteklemeye hazırız

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
TT

İngiliz Büyükelçi Oppenheim Şarku’l Avsat’a konuştu: Güvenlik Konseyi aracılığıyla Yemen barışını desteklemeye hazırız

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim, ülkesinin Yemenli tarafların ulaştığı her türlü kapsamlı siyasi çözümü onaylamaya yönelik her türlü yeni kararı meşrulaştırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) üzerine düşen rolü oynamaya hazır olduğunu açıkladı. Oppenheim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada BMGK’nın Yemen’deki barış çabalarını desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adımı olduğunu ortaya koydu. Oppenheim’a göre bu adımların en önde geleni, BMGK’nın yaptırımların kaldırılmasını onaylaması. İngiltere, BMGK’nın beş daimi üyesinden biri ve Yemen meselesinin kalem sahibi sıfatıyla müzakere sürecine ve kararların yazılmasına öncülük ediyor. İngiliz Büyükelçinin belirttiğine göre Yemen’deki herhangi bir başarılı anlaşmanın, paylaşılabilecek dağınık Yemen kaynaklarını çözmek için bir ekonomik anlaşma içermesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca yaklaşmakta olan herhangi bir siyasi çözümün parçası olarak güneyin geleceği gibi uzun vadeli siyasi meseleleri de ele alması gerektiğini belirtti. Büyükelçi ayrıca, BM Temsilcisinin çabalarının, Suudi Arabistan- İran anlaşması ve bunun Yemen meselesi ve diğer önemli konulara etkisi hakkında da konuştu.

Sürdürülebilir barış

Büyükelçi Oppenheim, Yemen meselesinde tanık olunan son çabaların barışa yönelik önemli adımlar olduğunu vurgularken, “Birleşik Krallık, Suudi ortaklarımızın devam eden ilişkileri ve Ummanlı dostlarımızın sunduğu kolaylıklar için minnettardır. Her iki durumda da bu, BM’nin arabuluculuk çabalarına bir destektir” dedi. Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, geçen hafta sonunda yaptığı açıklamada “Yemen’deki savaş tarafları, sekiz yıl önce patlak veren yıkıcı savaşın sona erdirilmesi konusunda ciddi. Ancak doğrudan görüşmelerin ne zaman gerçekleşeceğini tahmin etmek zor” dedi. Nisan ortalarında Al Caber başkanlığındaki bir Suudi Arabistan heyeti, Husilerin kontrolündeki Yemen’in başkenti Sana’yı ziyaret ederek ‘insani durum, tüm mahkumların serbest bırakılması, ateşkes ve Yemen’de kapsamlı bir siyasi çözüm’ olmak üzere dört ekseni ele aldı. Yemen meselesine ilişkin son olumlu gelişmeler, kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunan kapsamlı bir barış planının sonuçlandırılması, tüm kara, hava ve deniz limanlarının açılması ve temel ekonomik reformlar, Yemen halkına büyük umutlar verdi.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, mevcut ivmeyi korumanın ve tarafların şimdiye kadar kaydettiği ilerlemeyi geliştirmenin önemli olduğunu vurgulamış ve “Bu ancak diyalog, siyasi irade ve her iki taraftan tavizlerle sağlanabilir” demişti. Bu çerçevede İngiliz Büyükelçi, önemli olanın bu aşamada tartışılan her şeyin sürdürülebilir olmasını sağlamak olduğunu söylerken “Bunun BM himayesinde bir Yemenli taraflar arası diyaloğu yoluyla yapılması gerektiği konusunda netiz. Tarafların BM Özel Temsilcisi ile ilişkilerini sürdürmeleri son derece önemli” dedi.

Başarılı bir anlaşma için ekonomik anlaşma

İngiliz Büyükelçi, içerisinde bulunulan dönemin Yemen’deki mevcut çatışmanın başlamasından bu yana barış için en iyi fırsat olduğuna inanıyor. Bu konuda geçmişteki birçok çabaya dikkat çekerek, “Bu çabaların üzerine inşa etmeye odaklanmalıyız. Özünde Yemen’deki herhangi bir başarılı anlaşma, Yemen’in paylaşılabilen dağınık kaynaklarını uzlaştırmak için bir ekonomik anlaşma içermelidir” dedi. Oppenheim, sözlerinin devamında ise “Suudiler ve Husiler arasındaki tartışmaların merkezinde ekonomik konuların yer alması tesadüf değil. Diğer önemli ilkeler, kadınlar ve azınlıklar da dahil olmak üzere tüm Yemenlilere karşı saygı ve kapsayıcılık ile Yemen’in egemenliğine ve hukukuna saygıyı içerir. Herhangi bir siyasi çözümün parçası olarak güneyin geleceği gibi uzun vadeli siyasi meseleleri ele almak da önemli olacaktır” açıklamasında bulundu.

Bilgi sahibi Yemenli bir kaynak, geçen Nisan ayında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kriz için BM himayesinde sonuçlandırılmakta olan ve birkaç aşamaya ayrılmış kapsamlı bir barış taslağına değindi. Kaynak, ülkede kapsamlı bir ateşkesin sağlanması, tüm kara, hava ve deniz limanlarının açılması, Merkez Bankası’nın entegrasyonu, ‘herkese karşılık herkes’ sloganıyla esir takasının tamamlanması’ bu taslağın en önemli konuları olduğunu dile getirdi. Plan ayrıca, Suudi Arabistan desteğiyle kapsamlı bir ekonomik reform sürecine ek olarak, tüm limanların açılmasını, kara, deniz ve hava limanlarındaki kısıtlamaların kaldırılmasını ve ister Husi ister kurtarılmış bölgelerde olsun, normal şekilde çalışmaya geri dönülmesini içeriyor.

Milyar sterlinlik insani yardım

Richard Oppenheim, Londra’nın Yemen’de önemli bir rol oynadığını ortaya koyarken, çatışmanın başlamasından bu yana 1 milyar sterlinin üzerinde insani yardım sağlandığına dikkati çekti. Oppenheim, “Bu mali yılda, ayda 100 binden fazla kişinin beslenmesine yardımcı olacağız. 400 sağlık tesisi aracılığıyla hayat kurtaran sağlık ve beslenme hizmetleri sunacağız. Bu yıl ciddi şekilde yetersiz beslenen 22 bin çocuğu tedavi edeceğiz. Birleşik Krallık, önemli bir mayın temizleme sorununu çözmek için ‘HALO Trust’a fon sağlamaktan gurur duyuyor. Aynı şekilde 8 milyon sterlin taahhüt ederek Safer petrol tankerinin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırma çabalarına öncülük ediyoruz” dedi.

İran’ın davranışlarını takip

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi, ülkesinin Suudi Arabistan- İran anlaşmasını ve bölgedeki gerilimi yatıştıracak her şeyi memnuniyetle karşıladığını belirtirken, İran’ın faaliyetlerinde gerçek bir değişiklik olup olmadığını bilmenin öneminden bahsetti.

İngiliz Büyükelçi, “Yemen’deki çatışmanın birkaç tarafı var ve bölgesel dinamikler, önemli bir unsur. Geçmişte İran’ın Husilere silah ve destek sağlayarak istikrarsızlaştırıcı rol oynadığı konusunda açıktık. Bu, Suudi Arabistan ve BAE’ye yönelik saldırılara yol açtı. Gerginliği yatıştırmaya olanak tanıması halinde anlaşmayı memnuniyetle karşılarız. Ancak İran’ın eylemlerinde gerçek bir değişiklik olup olmadığını bilmek önemlidir” dedi. Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir’in ziyaretleri de dahil olmak üzere Yemenliler arasında barış umutlarını artırmaya yönelik Suudi çabalarını memnuniyetle karşıladığını yineleyen İngiliz Büyükelçi, Ummanlı yetkililere de çabalarından dolayı takdirlerini dile getirdi.

İngiliz Büyükelçi Richard Oppenheim, Şarku’l Avsat’ın Riyad’daki ofisinde, Abdulhadi Habtur ile (Şarku’l Avsat)
İngiliz Büyükelçi Richard Oppenheim, Şarku’l Avsat’ın Riyad’daki ofisinde, Abdulhadi Habtur ile (Şarku’l Avsat)

ABD, İran’ın Yemen’deki rolüne ilişkin korkularını ve geçen Mart ayında Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile imzaladığı anlaşmaya olan bağlılığını dile getirmişti. İki gün önce ABD’nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, “İran, hala çatışma bölgesine silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapıyor. Bu konuda endişeliyiz, sanırım taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceklerini ve Yemen’e silah ve uzman kaçakçılığı yapmayı bırakıp bırakmayacaklarını zaman gösterecek. İran’ın davranışlarını değiştirmesini umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Başkanlık Konseyi’nin onayı

Birleşik Krallık Yemen Büyükelçisi, Başkanlık Konseyi’nin güney sorununun siyasi çözüm tartışmalarının bir parçası olarak ele alınması gerektiği konusunda net olduğunu dile getirdi. İngiltere de dahil olmak üzere BMGK’nın bu görüşü desteklediğini belirterek, “Bunun nasıl başarılacağına Yemenli taraflar karar verecek. Güney sorunuyla ilgili tartışmanın zamanlamasının, daha geniş barış sürecini baltalamaması veya güney bölgelerindeki istikrarı tehlikeye atmaması gerektiğine inanıyoruz. Başkanlık Konseyi’nin birliği, barış sürecinin potansiyel başarısı için kritik öneme sahiptir” dedi. Başkanlık Konseyi, güneyli üyeleri olan Zubeydi, Bahsani, Uleymi ve Ebu Zara’ya emanet edildi. Üyeler, ana konular kapsamında ele alınmak üzere güney konusuyla ilgili bir kavram belgesi geliştirdi.

Yeni karar ve yaptırımların kaldırılması

Richard Oppenheim, ülkesinin BMGK’nın daimî üyesi ve Yemen dosyasının kalemini elinde bulunduran yetkili sıfatıyla, ‘yeni bir kararın çıkarılması yoluyla bir kapsamlı siyasi çözüm ve hatta üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adım dahilinde yaptırımların kaldırılması’ da dahil olmak üzere, Yemen’deki barış çabalarını desteklemeye hazır olduğunu ifade etti. İngiliz Büyükelçi, “Geçmişte defalarca söylediğim gibi, BMGK’nın tüm taraflarca herhangi bir siyasi uzlaşmayı onaylaması için yeni bir karar alması gerekecek. BMGK, Suudi Arabistan ve Umman’ın Sana’ya yaptığı son ziyareti memnuniyetle karşılayan son bildirisi de dahil olmak üzere her aşamada tarafları barış için desteklemeye çalıştı” açıklamasında bulundu. “BMGK’nın yeni bir karar alınmadan önce barışa ulaşma çabalarını desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adımı vardır. Liste, elbette, yaptırımların kaldırılmasına yönelik BMGK onayını da içerir” diyen Oppenheim, “BMGK’nın bir üyesi olan ve müzakere ve karar alma süreçlerine öncülük eden Birleşik Krallık, bu belgelerin başlatılmasında üzerine düşeni yapmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.



Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
TT

Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)

İsrail, güçlerinin son saatlerde Suriye'nin Beyt Cin kasabasına düzenlediği saldırının terör örgütlerini hedef alan bir güvenlik operasyonu olduğunu savunurken, analistler bu saldırının ardındaki asıl nedenin Şam ile Tel Aviv arasındaki son müzakere turunun başarısız olmasından kaynaklandığını belirtti. Analistlere göre İsrail, ‘güç yoluyla barış’ ilkesi doğrultusunda Suriye topraklarını ilhak etme iradesini dayatmaya çalışıyor.

Söz konusu analistlerin aktardığına göre İsrailli müzakereciler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera hükümetine iki seçenek sundu: Ya Şam, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Golan topraklarından vazgeçecek ve tam kapsamlı bir barış anlaşması yapılacak; ya da İsrail’in kuzeyde Şeyh Dağı’ndan (Hermon Dağı) güneye sınır hattına kadar Suriye topraklarının derinliklerinde yer alan on noktayı işgal altında tutmasına imkân tanıyan aşamalı bir mutabakat anlaşması imzalanacak.

Anlaşmazlığın özünü ise İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, son açıklamalarıyla ortaya koydu. Katz, parlamentonun Dışişleri ve Güvenlik Komitesi’nin kapalı oturumunda yaptığı değerlendirmede, Suriye ile ‘bir barış eğiliminin’ bulunmadığını söyledi. Katz, “Suriye, İsrail’in Golan’dan çekilmesini talep ediyor. Bu imkânsız” ifadelerini kullandı.

Katz ayrıca, İsrail ordusunun Suriye içlerinde operasyon yürütmeye devam etmesi için gerekçeler sundu. Suriye sınırları içinde ‘Golan kasabalarını işgal etmeyi ve buraları İsrail yerleşimlerine saldırı düzenlemek için bir çıkış noktası olarak kullanmayı düşünen güçler bulunduğunu’ ileri sürdü.

Bu güçler arasında Husiler, İran’a bağlı milisler, DEAŞ, Hamas ve başka İslami grupların olduğunu söyleyen Katz, bunların hepsini ‘kuzey İsrail'e karadan yapılacak bir işgal’ için tehdit olarak değerlendirdi.

Söz konusu açıklamalar, Tel Aviv’de bile tepki çekti. Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot gazetesinden aktardığına göre “İsrail daha önce Yemen’deki Husilerin Suriye topraklarından İsrail’e karşı faaliyet yürüttüğünden” hiç söz etmedi. Gazeteye göre Husilerin, Gazze’nin yok edilmesine yol açan savaş nedeniyle son iki yılda İsrail’e füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatmış olmalarına karşın, Suriye’de faaliyet gösterdiklerine dair herhangi bir bilgi de bulunmuyor.

 İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)

Katz, Suriye’deki Dürzi meselesinin ‘İsrailli yetkilileri endişelendiren bir konu’ olduğunu söyledi. Katz, ‘İsrail ordusunun hazır bir planı bulunduğunu, Dürzi Dağı’na (Güney Suriye) yönelik saldırıların yinelenmesi halinde yeniden müdahalede bulunacaklarını ve buna sınırın kapatılmasının da dahil olacağını’ belirterek tehdit etti.

Aynı dönemde İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye’nin iç kesimlerinde işgal ettiği ve 450 kilometrekareyi bulan geniş bölgede varlığını güçlendirdi. İsrail ayrıca Şeyh Dağı’nın tüm zirvelerini kontrol altına aldı ve burada 10 büyük askeri üs kurdu. Rejimin yaklaşık bir yıl önce devrilmesinin hemen ardından İsrail hava kuvvetleri, Suriye’nin havaalanları ve askeri üslerine kapsamlı saldırı düzenleyerek ülkenin hava savunma kapasitesinin yüzde 85’ini imha etmişti. Ardından İsrail, Deyrizor’dan Humus’a, Halep’ten Dera’ya kadar Suriye’nin farklı noktalarına hava saldırıları düzenlemeyi sürdürdü ve ‘terör şüphelisi’ olarak nitelediği kişileri yakalamak için çeşitli bölgelerde operasyonlar gerçekleştirdi. İsrail ordusu, Dürzileri koruma iddiasıyla Suriye’nin güneyindeki iç çatışmalara da müdahil oldu ve çoğunlukla Dürzilerin yaşadığı Süveyda’ya Golan’dan uzanan bir İsrail koridoru açılmasını talep etti.

İsrail, Suriye’nin güneyini iki bölgeye ayırdı. İlk bölge, sınır boyunca 5 ila 7 kilometre derinliğinde bir güvenlik kuşağıydı ve buraya herhangi bir silahlı unsurun girmesi yasaktı. İkinci bölge ise Şam’dan Dera’ya uzanan ve Suriye ordusunun ağır araç sokamadığı silahtan arındırılmış bir alandan oluşuyordu. Bu sınır bölgelerinde İsrail, iki ülkenin üst düzey müzakere heyetlerinin ABD, Türkiye ve Azerbaycan gibi arabulucuların gözetiminde farklı başkentlerde toplandığı bir dönemde dahi zaman zaman saldırılar düzenledi.

İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)

Analistler, İsrail’in son saldırılarının müzakere sürecinin bir parçası olduğunu ve Şam’a taviz kabul ettirmek için baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti.

Son haftalarda İsrail, ordunun komando birlikleri olarak bilinen 55. Tugay’ı Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus bölgesinden çekerek Suriye’ye konuşlandırdı. Bu birliklerin, Gazze’de ve Lübnan’ın Bint Cubeyl kasabasında yürüttüğüne benzer operasyonlar gerçekleştirmesi planlandı. Dün şafak vakti, geniş bir güçle Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasına giren birlikler, İsrail’e karşı saldırı hazırlığında oldukları iddia edilen üç kişiyi gözaltına almak için operasyon düzenledi. Evlerinde yatakta yakalanan üç kişi gözaltına alındı. Birlikler bölgeden çekilmeye hazırlanırken açılan ateş sonucu paniğe kapıldı; bir zırhlı personel taşıyıcı çamura saplandı ve İsrail gücü geri çekilerek geride tank işlevi gören ağır donanımlı bir Hummer aracını bırakmak zorunda kaldı. Araç, silahlı kişilerin eline geçmesinin önlenmesi için havadan imha edildi.

İsrail ordusu, olayda altı asker ve subayın yaralandığını; ikisinin durumunun ağır olduğunu açıkladı. Suriye tarafı ise 13 sivilin yaşamını yitirdiğini bildirdi ve saldırıların yalnızca sivilleri hedef aldığını savundu. İsrail ordusu, operasyonun tamamlandığını, aranan kişilerin gözaltına alındığını ve ‘çok sayıda terör unsurunun etkisiz hâle getirildiğini’ duyurdu. Ayrıca bölgede kuvvetlerin konuşlu olduğunu ve İsrail’e yönelik her türlü tehdide karşı harekete geçileceğini belirtti. İsrailli yetkililer yakalanan kişilerin ‘İslamcı bir gruba mensup militanlar’ olduğunu iddia etse de yerel kaynaklar, gözaltına alınanların herhangi bir örgütsel bağlantısının bilinmediğini, çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen siviller olduğunu söyledi.

Olayın ardından İsrail misilleme saldırılarına başladı. Kuneytra’da işgal güçleri, kentin doğusundaki Tel Ahmer bölgesini topçu ateşiyle vurdu. Ayrıca Kuneytra’nın kuzey kırsalında, Um Batna kavşağı çevresine doğru ilerleyerek üç askeri araçla bölgeye sızdı. İsrail, Beyt Cin’de askerlerinin yaralanmasına karşılık vermek üzere elinde ‘hedef bankası’ bulunduğunu açıkladı.


Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi
TT

Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi

Maruni Patriği Bişara er-Rahi, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının "vatanımızdaki kardeşlerimiz" olan Şiilere yönelik bir saldırı olmadığını belirterek, grubu İran'dan kurtulmaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda er-Rahi, "Parti, silah tekeli konusunda nihai bir karar verildiğinin farkında. Bu nedenle silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmeli ve diğer tüm Lübnan partileri gibi siyasi bir parti olarak yaşamalıdır" ifadelerini kullandı.

İsrail ise 1701 sayılı Karar'a uymadığı gibi, ateşkese de uymamış, sanki Lübnan'ı bir eyaletiymiş gibi her gün vuruyor, bombalıyor, yer yer hedef alıyor. Lübnan, taş yığınına dönüşecek.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ise buna karşılık, "İsrail'in istediği gibi silahsızlanmayı isteyen herkes, İsrail'in çıkarlarına hizmet ediyor ve hedeflerine ulaşmasına yardım ediyor demektir" dedi. Kasım, partinin, komutan Heysem el-Tabtabai suikastına misillemede bulunacağını belirterek, "Bu, apaçık bir saldırganlık ve iğrenç bir suçtur ve karşılık verme hakkımız var. Bu karşılığın zamanlamasını biz belirleyeceğiz" dedi. Kasım, partiye sızan ajanların varlığını kabul ederek, "Düşünmemiz ve ders çıkarmamız gereken hatalar var" ifadesini kullandı.


Gazze: Han Yunus'un doğusunda İsrail ateşi sonucu iki çocuk öldü

Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)
Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)
TT

Gazze: Han Yunus'un doğusunda İsrail ateşi sonucu iki çocuk öldü

Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)
Gazze Şehri'nde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş Filistinli çocuklar ailelerinin barınaklarının yakınında oynuyor (EPA)

Filistin haber ajansı WAFA'nın haberine göre, bu sabah Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'un doğusunda bulunan Beni Süheyla kasabasında İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu iki çocuk hayatını kaybetti.

İsrail'in Han Yunus'un doğusunda çeşitli bölgelerdeki topçu ateşi, Refah şehrine yönelik hava saldırılarının yeniden başlaması ve Refah açıklarındaki donanma gemilerinden açılan ateşle aynı eş zamanlı olarak geliyor.

İki çocuğun öldürülmesiyle birlikte 11 Ekim'de varılan ateşkes anlaşmasından bu yana ölü 354'e yükselirken, yaralı sayısı 896 kişi oldu ve 605 kişinin de cesetlerine ulaşıldı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail uçakları, bugün şafak vaktinden beri Gazze Şeridi'nin doğusundaki çeşitli noktalara topçu ateşi eşliğinde hava saldırıları düzenledi.

WAFA’ya göre, İsrail savaş uçaklarının bu sabah Han Yunus'un doğusundaki Beni Süheyla'da el-Farabi Okulu yakınlarındaki bir bölgeyi bombalaması sonucu iki kardeş yaralandı. Yerel bir kaynak, İsrail savaş uçaklarının Gazze Şehri'nin doğusundaki el-Tuffah semtine de hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

Kaynak, İsrail helikopterlerinin Han Yunus'un doğusundaki Beni Süheyla ve el-Karara kasabalarına makineli tüfeklerle ateş açtığını belirtti.