İngiliz Büyükelçi Oppenheim Şarku’l Avsat’a konuştu: Güvenlik Konseyi aracılığıyla Yemen barışını desteklemeye hazırız

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
TT

İngiliz Büyükelçi Oppenheim Şarku’l Avsat’a konuştu: Güvenlik Konseyi aracılığıyla Yemen barışını desteklemeye hazırız

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)
Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim (Fotoğraf: Meşal el-Kadir)

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi Richard Oppenheim, ülkesinin Yemenli tarafların ulaştığı her türlü kapsamlı siyasi çözümü onaylamaya yönelik her türlü yeni kararı meşrulaştırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) üzerine düşen rolü oynamaya hazır olduğunu açıkladı. Oppenheim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada BMGK’nın Yemen’deki barış çabalarını desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adımı olduğunu ortaya koydu. Oppenheim’a göre bu adımların en önde geleni, BMGK’nın yaptırımların kaldırılmasını onaylaması. İngiltere, BMGK’nın beş daimi üyesinden biri ve Yemen meselesinin kalem sahibi sıfatıyla müzakere sürecine ve kararların yazılmasına öncülük ediyor. İngiliz Büyükelçinin belirttiğine göre Yemen’deki herhangi bir başarılı anlaşmanın, paylaşılabilecek dağınık Yemen kaynaklarını çözmek için bir ekonomik anlaşma içermesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca yaklaşmakta olan herhangi bir siyasi çözümün parçası olarak güneyin geleceği gibi uzun vadeli siyasi meseleleri de ele alması gerektiğini belirtti. Büyükelçi ayrıca, BM Temsilcisinin çabalarının, Suudi Arabistan- İran anlaşması ve bunun Yemen meselesi ve diğer önemli konulara etkisi hakkında da konuştu.

Sürdürülebilir barış

Büyükelçi Oppenheim, Yemen meselesinde tanık olunan son çabaların barışa yönelik önemli adımlar olduğunu vurgularken, “Birleşik Krallık, Suudi ortaklarımızın devam eden ilişkileri ve Ummanlı dostlarımızın sunduğu kolaylıklar için minnettardır. Her iki durumda da bu, BM’nin arabuluculuk çabalarına bir destektir” dedi. Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir, geçen hafta sonunda yaptığı açıklamada “Yemen’deki savaş tarafları, sekiz yıl önce patlak veren yıkıcı savaşın sona erdirilmesi konusunda ciddi. Ancak doğrudan görüşmelerin ne zaman gerçekleşeceğini tahmin etmek zor” dedi. Nisan ortalarında Al Caber başkanlığındaki bir Suudi Arabistan heyeti, Husilerin kontrolündeki Yemen’in başkenti Sana’yı ziyaret ederek ‘insani durum, tüm mahkumların serbest bırakılması, ateşkes ve Yemen’de kapsamlı bir siyasi çözüm’ olmak üzere dört ekseni ele aldı. Yemen meselesine ilişkin son olumlu gelişmeler, kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunan kapsamlı bir barış planının sonuçlandırılması, tüm kara, hava ve deniz limanlarının açılması ve temel ekonomik reformlar, Yemen halkına büyük umutlar verdi.

BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, mevcut ivmeyi korumanın ve tarafların şimdiye kadar kaydettiği ilerlemeyi geliştirmenin önemli olduğunu vurgulamış ve “Bu ancak diyalog, siyasi irade ve her iki taraftan tavizlerle sağlanabilir” demişti. Bu çerçevede İngiliz Büyükelçi, önemli olanın bu aşamada tartışılan her şeyin sürdürülebilir olmasını sağlamak olduğunu söylerken “Bunun BM himayesinde bir Yemenli taraflar arası diyaloğu yoluyla yapılması gerektiği konusunda netiz. Tarafların BM Özel Temsilcisi ile ilişkilerini sürdürmeleri son derece önemli” dedi.

Başarılı bir anlaşma için ekonomik anlaşma

İngiliz Büyükelçi, içerisinde bulunulan dönemin Yemen’deki mevcut çatışmanın başlamasından bu yana barış için en iyi fırsat olduğuna inanıyor. Bu konuda geçmişteki birçok çabaya dikkat çekerek, “Bu çabaların üzerine inşa etmeye odaklanmalıyız. Özünde Yemen’deki herhangi bir başarılı anlaşma, Yemen’in paylaşılabilen dağınık kaynaklarını uzlaştırmak için bir ekonomik anlaşma içermelidir” dedi. Oppenheim, sözlerinin devamında ise “Suudiler ve Husiler arasındaki tartışmaların merkezinde ekonomik konuların yer alması tesadüf değil. Diğer önemli ilkeler, kadınlar ve azınlıklar da dahil olmak üzere tüm Yemenlilere karşı saygı ve kapsayıcılık ile Yemen’in egemenliğine ve hukukuna saygıyı içerir. Herhangi bir siyasi çözümün parçası olarak güneyin geleceği gibi uzun vadeli siyasi meseleleri ele almak da önemli olacaktır” açıklamasında bulundu.

Bilgi sahibi Yemenli bir kaynak, geçen Nisan ayında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kriz için BM himayesinde sonuçlandırılmakta olan ve birkaç aşamaya ayrılmış kapsamlı bir barış taslağına değindi. Kaynak, ülkede kapsamlı bir ateşkesin sağlanması, tüm kara, hava ve deniz limanlarının açılması, Merkez Bankası’nın entegrasyonu, ‘herkese karşılık herkes’ sloganıyla esir takasının tamamlanması’ bu taslağın en önemli konuları olduğunu dile getirdi. Plan ayrıca, Suudi Arabistan desteğiyle kapsamlı bir ekonomik reform sürecine ek olarak, tüm limanların açılmasını, kara, deniz ve hava limanlarındaki kısıtlamaların kaldırılmasını ve ister Husi ister kurtarılmış bölgelerde olsun, normal şekilde çalışmaya geri dönülmesini içeriyor.

Milyar sterlinlik insani yardım

Richard Oppenheim, Londra’nın Yemen’de önemli bir rol oynadığını ortaya koyarken, çatışmanın başlamasından bu yana 1 milyar sterlinin üzerinde insani yardım sağlandığına dikkati çekti. Oppenheim, “Bu mali yılda, ayda 100 binden fazla kişinin beslenmesine yardımcı olacağız. 400 sağlık tesisi aracılığıyla hayat kurtaran sağlık ve beslenme hizmetleri sunacağız. Bu yıl ciddi şekilde yetersiz beslenen 22 bin çocuğu tedavi edeceğiz. Birleşik Krallık, önemli bir mayın temizleme sorununu çözmek için ‘HALO Trust’a fon sağlamaktan gurur duyuyor. Aynı şekilde 8 milyon sterlin taahhüt ederek Safer petrol tankerinin oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırma çabalarına öncülük ediyoruz” dedi.

İran’ın davranışlarını takip

Birleşik Krallık’ın Yemen Büyükelçisi, ülkesinin Suudi Arabistan- İran anlaşmasını ve bölgedeki gerilimi yatıştıracak her şeyi memnuniyetle karşıladığını belirtirken, İran’ın faaliyetlerinde gerçek bir değişiklik olup olmadığını bilmenin öneminden bahsetti.

İngiliz Büyükelçi, “Yemen’deki çatışmanın birkaç tarafı var ve bölgesel dinamikler, önemli bir unsur. Geçmişte İran’ın Husilere silah ve destek sağlayarak istikrarsızlaştırıcı rol oynadığı konusunda açıktık. Bu, Suudi Arabistan ve BAE’ye yönelik saldırılara yol açtı. Gerginliği yatıştırmaya olanak tanıması halinde anlaşmayı memnuniyetle karşılarız. Ancak İran’ın eylemlerinde gerçek bir değişiklik olup olmadığını bilmek önemlidir” dedi. Suudi Arabistan’ın Yemen Büyükelçisi Muhammed Al Cabir’in ziyaretleri de dahil olmak üzere Yemenliler arasında barış umutlarını artırmaya yönelik Suudi çabalarını memnuniyetle karşıladığını yineleyen İngiliz Büyükelçi, Ummanlı yetkililere de çabalarından dolayı takdirlerini dile getirdi.

İngiliz Büyükelçi Richard Oppenheim, Şarku’l Avsat’ın Riyad’daki ofisinde, Abdulhadi Habtur ile (Şarku’l Avsat)
İngiliz Büyükelçi Richard Oppenheim, Şarku’l Avsat’ın Riyad’daki ofisinde, Abdulhadi Habtur ile (Şarku’l Avsat)

ABD, İran’ın Yemen’deki rolüne ilişkin korkularını ve geçen Mart ayında Çin’in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile imzaladığı anlaşmaya olan bağlılığını dile getirmişti. İki gün önce ABD’nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, “İran, hala çatışma bölgesine silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapıyor. Bu konuda endişeliyiz, sanırım taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceklerini ve Yemen’e silah ve uzman kaçakçılığı yapmayı bırakıp bırakmayacaklarını zaman gösterecek. İran’ın davranışlarını değiştirmesini umut ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Başkanlık Konseyi’nin onayı

Birleşik Krallık Yemen Büyükelçisi, Başkanlık Konseyi’nin güney sorununun siyasi çözüm tartışmalarının bir parçası olarak ele alınması gerektiği konusunda net olduğunu dile getirdi. İngiltere de dahil olmak üzere BMGK’nın bu görüşü desteklediğini belirterek, “Bunun nasıl başarılacağına Yemenli taraflar karar verecek. Güney sorunuyla ilgili tartışmanın zamanlamasının, daha geniş barış sürecini baltalamaması veya güney bölgelerindeki istikrarı tehlikeye atmaması gerektiğine inanıyoruz. Başkanlık Konseyi’nin birliği, barış sürecinin potansiyel başarısı için kritik öneme sahiptir” dedi. Başkanlık Konseyi, güneyli üyeleri olan Zubeydi, Bahsani, Uleymi ve Ebu Zara’ya emanet edildi. Üyeler, ana konular kapsamında ele alınmak üzere güney konusuyla ilgili bir kavram belgesi geliştirdi.

Yeni karar ve yaptırımların kaldırılması

Richard Oppenheim, ülkesinin BMGK’nın daimî üyesi ve Yemen dosyasının kalemini elinde bulunduran yetkili sıfatıyla, ‘yeni bir kararın çıkarılması yoluyla bir kapsamlı siyasi çözüm ve hatta üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adım dahilinde yaptırımların kaldırılması’ da dahil olmak üzere, Yemen’deki barış çabalarını desteklemeye hazır olduğunu ifade etti. İngiliz Büyükelçi, “Geçmişte defalarca söylediğim gibi, BMGK’nın tüm taraflarca herhangi bir siyasi uzlaşmayı onaylaması için yeni bir karar alması gerekecek. BMGK, Suudi Arabistan ve Umman’ın Sana’ya yaptığı son ziyareti memnuniyetle karşılayan son bildirisi de dahil olmak üzere her aşamada tarafları barış için desteklemeye çalıştı” açıklamasında bulundu. “BMGK’nın yeni bir karar alınmadan önce barışa ulaşma çabalarını desteklemek için üzerinde anlaşmaya varılabilecek bir dizi adımı vardır. Liste, elbette, yaptırımların kaldırılmasına yönelik BMGK onayını da içerir” diyen Oppenheim, “BMGK’nın bir üyesi olan ve müzakere ve karar alma süreçlerine öncülük eden Birleşik Krallık, bu belgelerin başlatılmasında üzerine düşeni yapmaya hazırdır” ifadelerini kullandı.



Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.


ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.