Arap Birliği Zirvesi öncesi gündemdeki zorluklar ve özlemler

En başta, değişen uluslararası dengeler ve küresel savaşın sinyalleri çerçevesinde güvenlik ve ekonomi geliyor

Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)
Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)
TT

Arap Birliği Zirvesi öncesi gündemdeki zorluklar ve özlemler

Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)
Cezayir'de düzenlenen 31. Arap Birliği Zirvesi’nden bir kare (AFP)

Nebil Fehmi

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad, istikrarsız siyasi koşullarda 19 Mayıs’ta 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak. Zirvede ülkeleri bir gelişme ve yeniden şekillenme aşamasında olan ve mevcut bölgesel ilişkiler ve uluslararası arenadaki düzenlemeler açısından içerideki sosyal denklemin yeniden formüle edindiği Arap dünyası için bazı önemli ve hassas meseleler ele alınacak. Arap dünyasında nüfusun çoğunluğunu genç ve sömürgecilikten kurtuluş dönemi sonrası doğanlar oluşturuyor. Tüm olumlu yönleri ve politikaları ile küreselleşme çağındayız. Sosyal medya siteleri üzerinden önemli ve zengin bilgilerin yanı sıra yanlış, sahte ve zararlı bilgilerle bir birimizle iletişim kuruyoruz.

Bölge, geçtiğimiz onlarca yıl boyunca, bölgesel dengelerde Arapların aleyhine radikal bir değişime tanık oldu. Bunun yanında Sovyetler Birliği'nin dağılmasından, Afganistan ve Irak'a kadar birçok uluslararası değişimi gördük. Bu değişimler, ABD’yi Ortadoğu ülkelerinin gözünde güvenlik konusunda daha isteksiz, ilgisiz ve kararsız hale getirdi. Bunlara birçok küresel ekonomik ve sosyal değişikliğin yanı sıra Rusya’nın rolünün değişmesi ve Çin nüfuzunun artması da eklendi.

Arap dünyasının son yarım yüzyılda toprak işgali, istikrarsızlık, baskılar, yabancı sömürüsü vb. gibi zorlu deneyimler yaşadığına kimsenin şüphesi yok. Herkesin akıllı politikalar ve akılcı yönetim gerektiren arzulanan hedeflere ve özlemlere ulaşmak için gidileceği daha çok yolu var. Cezayir, Tunus, Filistin, Lübnan ve Irak'ta siyasi istikrar bekliyoruz. Çatışmaların durmasını ve Libya ve Yemen'de siyasi bir ulusal mutabakata varılmasını umuyoruz. Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere nüfuz sahibi Arap ülkeleri, dünyanın karşı karşıya olduğu ciddi zorluklar çerçevesinde bölgesel rollerinin yeniden canlandırılmasını ve geliştirilmesini sağlamalı.

Bazı olumlu işaretler görüyorum. Bunların en önemlisi Arap ülkelerinin kendi iç koşullarında daha iyi bir denge sağlamak, vizyonlarını güncellemek ve daha iyi bir gelecek amacıyla gerçek bir umut elde etmek için ulusal ve bölgesel meselelerde inisiyatif almaları gerektiğinden daha emin hale gelmeleri geliyor.

Örneğin, daha önce Irak ve Umman’da birkaç müzakere turunun gerçekleştiği İran ile Suudi Arabistan arasında Çin’in arabuluculuğunda bir anlaşma imzalanması ve Körfez ülkeleri ile Tahran arasında çeşitli temasların gerçekleşmesi, yetkililerin karşılıklı ziyaretleri, Yemen’deki ateşkesin uzatılması ve çatışmanın sona ermesine yönelik mutabakat haberleriyle Türkiye ile Mısır arasında normalleşme gibi işaretler söz konusu.

Arap ülkelerinin uluslararası ilişkilerinde, özellikle geçmişte geleneksel olarak Batı'ya daha yakın olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından Çin'e açılımla çeşitlenme, genişleme ve gelişme yer alıyor. Aynı durum Mısır ve bazı Arap Mağrip ülkeleri için de geçerli. Rusya, ABD ve Batı ülkeleri ile ilişkiler, çoğunluğun işgaline karşı olduğu Ukrayna'daki olaylara göre ayarlanacak ve dengelenecektir.  Herkes çeşitli taraflarla iyi ilişkilerini sürdürüyor. Bu ilişkiler de insani yardımlar ve mahkumların serbest bırakılması gibi meselelerin çözümüne katkıda bulunuyor.

Birkaç gün sonra düzenlenecek Arap Birliği Liderler Zirvesi ayrı bir önem arz ediyor. Zirve eğer başarılı olursa, olumlu jestler ve Arapların güveniyle beslenecektir. Bu da ABD’nin bazı abartılı ifadeleri ve petrol fiyatlarını düşürmek için üretimin artırılması, Ukrayna'ya insani mali destek sağladığı bir zamanda Rusya’dan büyük miktarlarda dizel satın alınması, çatışan taraflardan buğday ve gıda maddeleri ithal edilmesinin yanı sıra Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın oluşturduğu BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi sınırlı üyeliğe sahip kuruluşlara üye olma ya da üyelikle ilgilenme gibi hırslarının bunlarla ters düşmeden püskürtülmesinin ardından daha etkili ve dengeli, yenilenmiş bir Arap pratiği kurmaya başlamak için bir fırsattır.

Öte yandan Arap dünyasının meşru hedeflerine ulaşmasının ve bölgenin güvenli bir ortama ve istikrara kavuşmasının önünde pek çok zorluk ve engel bulunuyor. Eğer zirveden ikna edici sonuçlar çıkmazsa, Arap dünyasında genel olarak hüsrana yol açacaktır. Arap dünyasının düşmanlarını mevcut konumlarında kalmaya itecektir. Bunların başında Filistinlileri öldüren, onları yerinden etmek için evlerini yıkan, Yahudi yerleşimcilerin Mescid-i Aksa'ya baskın yapmasına ve askerlerin saygısızlığına izin veren İsrail aşırılığının dizginlenmesi ihtiyacı geliyor. Zirve, bu konuda Arap ve İslam dünyasının tüm bu eylemleri reddettiğini teyit etmek için güçlü bir duruş sergilemeli ve uluslararası toplumu bu konuda somut adımlar atmaya motive etmeli.

Bunun yanı sıra Arap ülkeleri, sonra Araplar ve Arap olmayan Ortadoğu ülkeleri arasında iletişim ve diyalog kanalları açılarak acilen bölgesel dengenin yeniden sağlanması gerekiyor. Bu da Suriye'nin Arap Devletleri Ligi (AL) üyeliğine geri dönüşü, çeşitli Arap ülkeleri üzerinde nüfuz sahibi olan İran ve Türkiye ile uzlaşı ve Filistin, Suriye ve Lübnan topraklarını işgal eden İsrail'in tutumunu değiştirme konulu müzakereden yararlanma girişimleri de dahil olmak üzere birçok karar alınmasını ve tutum sergilenmesini gerektiriyor.

Bu yüzden AL üyesi ülkelerin Suriye'nin AL üyeliğine geri dönüşü kararını büyük bir memnuniyetle karşıladım. Umarım gelecekte yabancılaştırma politikalarından kaçınırız. Aynı zamanda görüş ayrılıklarına yol açan eylemlerden ve uygulamalardan kaçınmak için dersler çıkarmadan eski halimize dönmeyi de yeterli görmüyorum. Diğer taraftan Arap ülkelerinin girişimlerini ve önerilerini, özellikle Ürdün ve Suudi Arabistan’ın Suriye ve Arap ülkeleri arasında kademeli olarak karşılıklı adımlar atılmasına ilişkin fikirlerini destekliyorum. Suriye’nin AL üyeliğine dönmesi ve atılan yeni adımlar hem Suriye'nin hem de Arap dünyasının çıkarınadır.

Zirvede, Sudanlı çatışan taraflar arasında Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde başlayan temasları ve toplantıları desteklenme ve ayrıca bölgedeki su kaynaklarının yönetimi konusundaki koordinasyonu canlandırma ve Arap ülkelerinin tutumunu netleştirme çağrısı yapılmalı. Başta Mısır, Suriye, Irak, Ürdün ve işgal altındaki Filistin toprakları olmak üzere birçok ülke su sıkıntısı çekiyor. Bu yüzden Arap ülkelerinin daha geniş ve daha güçlü bir tutum sergilemeleri ve bu bağlamda uluslararası kararları destekleyen ve bu kararlardan uzaklaşmayan bir bölgesel iş birliği için kurallar belirlemeleri gerekiyor.

Arap ülkelerinin, koronavirüs pandemisi ve Ukrayna savaşının yansımaları ve bunlardan çıkarılan dersler sonrasında hammadde, pazar ve yatırımlar açısından kendi malları ile üretim ve hizmet yetenekleri arasındaki sürdürülebilirliği ve ekonomik dengeyi sağlamak için gelişmiş ve çeşitlendirilmiş teknolojik yöntemlerle, özellikle ulusal ve bölgesel gıda güvenliğinin sağlanmasıyla ekonomi mekanizmalarını gözden geçirmeleri gerekiyor.

Arap Birliği Liderleri Zirvesi’nde bölge ülkelerinin kitle imha silahlarıyla ilgili taahhütleri ve yetenekleri arasındaki büyük uyuşmazlığın yanı sıra İsrail'in nükleer imkanlara, siber yeteneklere ve büyük askeri araçlara sahip olduğu ve nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlarla ilgili uluslararası anlaşmaların hiçbirine taraf olmadığı göz önüne alındığında Ortadoğu ülkeleri için eşit uluslararası ve bölgesel yükümlülüklerle ilgili çabaların canlandırılması da ele alınmalı. İran, İsrail’in taraf olmadığı bu anlaşmalara katılmış ve bu alanlarda uzun yıllar yaptırımlara maruz kalmış buna karşın gelişmiş askeri teknolojilere sahip olmuştur. Türkiye de gelişmiş milli askeri yeteneklere sahiptir ve bir NATO üyesidir.

Arap ülkelerinin gelecekteki bölgesel güvenlik meseleleriyle ilgili vizyonlarını netleştirmeleri gerekiyor. Belirli bir güvenlik şemsiyesinden çıkıp belirsiz bir güvenlik durumuna girdikten sonra büyük ülkelerin güvenlik alanının daralmasıyla bölge ülkelerinin güvenliklerini sağlamada daha fazla sorumluluk üstlenmeleri gerektiği gerçeğiyle bu durum daha da önemli ve acil hale geldi. ABD’nin mevcut duruma ve gerekli olanlara dair değerlendirmesi de varoluşsal tehditlerle sınırlıdır. Zirve’de Ortadoğu için gelecekte yeni bir güvenlik haritasının oluşturulması amacıyla siyasi anlaşmazlıkların çözülmesi, acil krizlere çözüm getirilmesi, yasadışı silahların kontrol edilmesi, silahsızlanma, güvenlik ve iş birliğinin inşası olmak üzere beş ana kategorinin tartışılmasını öneriyorum. Ortadoğu’yu nükleer silahların ve kitle imha silahlarının tehlikelerinden korumanın yanı sıra bölgenin güvenliğini, istikrarını ve yatırım cazibesini korumak için su yollarının güvenliğini sağlayacak bölgesel düzenlemelere ulaşmanın önemine özellikle dikkati çekmek istiyorum.

Zirvede Ortadoğu için bölgesel ve küresel komşularımızla diyaloglarımızı başlatabileceğimiz bir vizyonun belirlenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Dünyanın yeni bir küresel soğuk savaşın başlaması endişesi, bölgedeki tüm ülkelere kendi işlerini kendilerinin görmesini gerektiriyor. Bu aynı zamanda hem geleceğimizi şekillendirmede söz sahibi olmamız için bir fırsat hem Arap ülkelerinin ağırlıkları, güçleri ve zenginlikleri ile istikrarsız, zayıf ve fakir ülkelerle el ele vermesini gerektiriyor. Mısır yıllardır geleneksel olarak arabuluculuk rolünü üstlenirken Suudi Arabistan’ın da bu hassas tarihi süreçte Arap Birliği’nin dönem başkanı olması ayrı bir önem arz ediyor.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.