Ateşkesin sona ermesinin ardından Hartum'da çatışmalar yoğunlaştı ve topçu bombardımanı başladı

Sudan ordusu, ABD yaptırımlarının ardından başkentteki güçlerini takviye etti

Hartum'un kuzeyinde 1 Mayıs’ta gerçekleşen bir hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum'un kuzeyinde 1 Mayıs’ta gerçekleşen bir hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
TT

Ateşkesin sona ermesinin ardından Hartum'da çatışmalar yoğunlaştı ve topçu bombardımanı başladı

Hartum'un kuzeyinde 1 Mayıs’ta gerçekleşen bir hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)
Hartum'un kuzeyinde 1 Mayıs’ta gerçekleşen bir hava saldırısının ardından dumanlar yükseliyor (Reuters)

Başkente takviye kuvvetler getiren Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki ateşkesin bozulmasının ardından çatışmalar yoğunlaşırken, dün (Cuma) Hartum semalarında topçu ve hava bombardımanı sesleri yankılandı. Diğer yandan Washington, çatışmanın her iki tarafına da yaptırımlar uygulandığını duyurdu.

Görgü tanıkları, Omdurman banliyösünde Sudan Radyo ve Televizyon Kurumu binasının çevresinden top sesleri duyduklarını bildirdiler. Hartum'un batısındaki el-Lamab bölgesi, savaşan iki taraf arasında ağır silahların kullanıldığı şiddetli çatışmalara tanık oldu. Hartum ve çevresi, 15 Nisan'dan bu yana Korgeneral Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki ordu ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki HDK arasında şiddetli çatışmalara sahne oluyor.

15 Nisan'dan beri devam eden çatışmalarda bin 800'den fazla kişi öldü. Birleşmiş Milletler (BM), 1,2 milyondan fazla kişinin ülke içinde yerinden edildiğini ve yarım milyondan fazla kişinin yurt dışına sığındığını bildirdi. İki taraf, en son Suudi Arabistan ve ABD'nin arabuluculuğunda Cidde kentinde yapılan görüşmelerde olmak üzere birden fazla ateşkes anlaşmasına vardı. Ancak her seferinde ateşkes hızla bozuldu ve özellikle Hartum ve ülkenin batısındaki Darfur bölgesinde çatışmalar yeniden başladı.

(foto altı) Sudan ordusunun askerleri başkent Hartum’un bir mahallesinde (AFP)
Sudan ordusunun askerleri başkent Hartum’un bir mahallesinde (AFP)

Ordu takviye kuvvetleri

Sudan ordusu, şiddetin daha da artma ihtimalini gösteren bir girişimle dün  Hartum'un merkezindeki operasyonlara destek için takviye kuvvetler getirdiğini duyurdu. Gözlemciler, ordunun ‘yakında HDK’ye karşı büyük bir saldırı başlatmayı planladığına ve bu nedenle Cidde'deki müzakerelerden çekildiğine’ dikkat çekiyor.

Ordunun çarşamba günü yaptığı açıklamada, HDK’yi ateşkese uyma yükümlülüklerini yerine getirmemek, hastanelerden ve vatandaşların evlerinden çekilmemekle suçlayarak haftalarca süren müzakerelere katılımını askıya aldığını duyurdu.

Sudan ordusu, Suudi Arabistan ve ABD taraflarını karşı tarafı ateşkes şartlarını uygulamaya ikna etme çabalarını sürdürmeye çağırdı. Sudan Silahlı Kuvvetleri Resmi Sözcüsü, Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, “Silahlı kuvvetler, Cidde görüşmelerini kabul etmelerinin, devam eden operasyonlar sonucunda vatandaşlarımızın acılarını hafifletmek için insani yönleri kolaylaştırmanın yollarını tartışmayı ve isyanı sona erdirecek ve ülkemizi demokratik dönüşüm yoluna döndürecek askeri düzenlemelere ulaşmayı amaçladığını defalarca teyit etti. İsyancıların sorumluluklarını yerine getirmemesine rağmen birden fazla ateşkes teklifinde de anlaştık. Karşı taraf Cidde Anlaşması'nda imzalanan hususlardan herhangi birini uygulamamakla birlikte, ateşkesi tekrar tekrar ihlal etmeye devam etti. Söz konusu anlaşma maddelerinin en önemlileri yerleşim yerlerinden çıkılması, vatandaşlarımızın canlı kalkan olarak kullanılmaması, hastanelerin, kamu kurumlarının, hizmet tesislerinin, karakolların boşaltılması ve yolların açılmasıdır” ifadeleri yer aldı.

Sudan ordusu müzakere heyetinin “arabuluculuğun üzerinde anlaşmaya varılan hususlara bağlı kalmayı garanti eden adil ve daha etkili bir yaklaşım benimsemesi umuduyla” Cidde'de kaldığı belirtilen açıklamanın devamında “Delegasyonumuz, perşembe günü arabulucularla gayrı resmi istişarelerde bulunulan bir görüşmede anlaşmanın müzakerelerin devamını sağlayacak şekilde uygulanmasına yönelik bir teklif sundu. Ancak arabuluculuk, tamamen görmezden geldiği ve açıklamasında değinmediği tekliflerimize yanıt vermeden görüşmeleri askıya aldığını belirterek bizi şaşırttı. Bu, halkımızın güvenlik ve barış konusundaki isteklerini karşılayan adil çözümlere ulaşmaya yardımcı olmayacaktır. Halkımızın mağduriyetinin giderilmesini temenni ediyor, arabuluculuğun karşı tarafı ateşkes ve geçici ateşkesin gereklerini yerine getirmeye ikna etme çabalarını sürdürmesini istiyoruz. Yeniden müzakere yoluna dönmemizi sağlayacak şekilde, arabuluculuğa da krizi çözme girişiminden dolayı teşekkürlerimizi yineliyoruz.” denildi.

(foto altı) Geçen hafta nispeten sakin bir dönemde Hartum'un güneyindeki bir pazarda alışveriş hareketliliği (AFP)
Geçen hafta nispeten sakin bir dönemde Hartum'un güneyindeki bir pazarda alışveriş hareketliliği (AFP)

Müzakere öncesi kazançlar

Washington, Cidde'deki ateşkesin ve müzakerelerin çökmesinden çatışmanın iki tarafını sorumlu tuttuktan sonra, perşembe günü bazı şirketlere yaptırımlar uygulandığını ve çatışmanın iki tarafıyla bağlantılı yetkililerin giriş vizelerine kısıtlamalar getirildiğini duyurdu. Ekonomik yaptırımlar, orduyu destekleyen Sudan Master Technology şirketi de dahil olmak üzere sanayi, savunma ve silahlanma sektörlerindeki birçok şirketi hedef alıyor.

HDK’ye gelince; Washington, Darfur bölgesinde çok sayıda altın madeni işleten ve bu güçlere fon sağlayan el-Cuneyd Maden Şirketi’ne yaptırım uyguladı. Analistler, onları atlatmaya çalışan iki tarafa karşı ABD yaptırımlarının uygulanabilirliğini sorguluyor. Ayrıca, 2019'da bir askeri darbeyle devrilmeden önce ülkeyi otuz yıl boyunca yöneten eski Cumhurbaşkanı Ömer El Beşir döneminde de uluslararası yaptırımlar uygulanmıştı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, perşembe günü Hartum ve Darfur'daki “kan banyosunun korkunç boyutlara ulaştığını” söyledi. Sullivan, son ateşkesin ihlalinin ‘uzun vadeli bir çatışma ve Sudan halkı için büyük bir acıya ilişkin korkuları artırdığına’ işaret etti.

Çatışmaların başlangıcından bu yana, her iki taraf da diğerinin pahasına somut bir ilerleme kaydetmedi veya güç dengesinde bir kırılma sağlamadı. Analistler, ordunun müzakere masasında “konumunu iyileştirmek amacıyla gelecekteki herhangi bir görüşmeye başlamadan önce bazı askeri kazanımlar” elde etmek istediğine inanıyor. Ordu, Cidde müzakerelerine katılımının askıya alındığını açıkladıktan kısa bir süre sonra, çarşamba günü Hartum'un güneyindeki HDK birimlerinin mevzilerini ağır toplarla bombaladı. Bir halk pazarını hedef alan bombalı saldırıda 17 sivil öldü.

(foto altı) Sudanlılar, Darfur'daki şiddet olaylarından dolayı komşu ülke Çad'a kaçıyor (Reuters)
Sudanlılar, Darfur'daki şiddet olaylarından dolayı komşu ülke Çad'a kaçıyor (Reuters)

Mültecileri hedef almak

Cidde görüşmeleri, sivillerin savaş bölgelerini terk etmeleri ve insani yardımın ulaşması için güvenli koridorlar sağlamayı amaçlıyordu. Yüzbinlerce Sudanlı, Darfur bölgesiyle sınır komşusu Çad da dahil olmak üzere komşu ülkelere kaçtı. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) dün Çad'a giden mültecilerin, “silahlı adamların kaçmak isteyen insanlara ateş açtığını, köylerin yağmalandığını ve yaralanan insanların tıbbi müdahale olmamasından dolayı öldüğünü” söylediklerini aktardı.

Sınır Tanımayan Doktorlar Acil Durum Koordinatörü Christophe Garnier, yağmur mevsiminin başlamasının ek zorluklarla tehdit ettiği konusunda uyardı. Garnier, “Yağmur mevsiminin başlamasıyla birlikte kamplarda zaten istikrarsız olan yaşam koşulları daha da kötüleşecek ve nehirlerin taşması hareket ve ikmal olasılığını zorlaştıracak” dedi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) dün, görevi bugün sona erecek olan Sudan’daki BM Entegre Geçiş Yardım Misyonu’nun (UNITAMS) görev süresini oy birliği ile 6 ay daha uzattı.

El-Burhan, BM Genel Sekreteri'nden, üyelerinin çoğunluğu çatışmanın patlak vermesinden kısa bir süre sonra ülkeyi terk eden UNITAMS Başkanı Volker Peretz'i görevden almasını istemişti. Ülke, yardım çalışmaları, güvenli geçişlerin olmaması, hava yoluyla gelen yardımın gümrükte engellenmesi ve kaçmak veya evlerine sığınmak zorunda kalan yerlilerin sıkıntısını telafi etmek için yabancı işçilere giriş vizesi verilmemesi gibi birçok zorlukla karşı karşıya. Özellikle uluslararası kuruluşların merkez ve depolarına yönelik yağma ve hırsızlıklar devam ediyor.

Dünya Gıda Programı (WFP) İcra Direktörü Cindy McCain, “Kuzey Kordofan Eyaleti’nde bulunan el-Ubeyd kentinde WFP’nin varlıklarının ve yiyeceklerinin yağmalanmasını” kınadı. McCain Twitter hesabı üzerinden perşembe günü yaptığı açıklamada “Depolarımız saldırıya uğradı ve 4,4 milyon insanın yiyeceği risk altında” ifadelerini kullandı. BM'ye göre, çatışmadan önce bile dünyanın en çok acı çeken ülkelerinden biri olan Sudan, hastanelerin dörtte üçünün hizmet dışı kalmasıyla bir ‘felaket’ durumuyla karşı karşıya. Sudan’da 25 milyon insan (nüfusun yarısından fazlası) insani yardıma muhtaç.  WFP, ihtiyaç duyduğu 2,6 milyar doların yalnızca yüzde 13'ünün temin edildiğini bildirdi.



Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
TT

Refah Sınır Kapısı yaklaşık 20 aydır süren kısıtlamaların ardından bir atılım bekliyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Reuters)

Yaklaşık 20 aydır İsrail ordusu tarafından kapalı tutulan Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına ilişkin beklenti sürüyor. Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas’ın kapının bu hafta açılacağını açıklamasının ardından gözler, konuyu ele almak üzere toplanacak olan Binyamin Netanyahu hükümetine çevrildi.

Söz konusu sınır kapısının, 7 Ekim 2023’te başlayan savaş öncesinde olduğu gibi Filistinlilerin düzenli şekilde giriş ve çıkış yapabildiği bir noktaya dönüşmesi bekleniyor. Şarku’l Avsat’a konuşan bir uzmana göre, yaklaşık 20 ay süren İsrail kısıtlamalarının ardından açılış kararının duyurulması, Gazze krizinin çözüm sürecindeki en büyük engel ve tıkanıklığın aşılması anlamına geliyor. Uzman, Refah Sınır Kapısı’nın ABD’nin İsrail üzerindeki baskılarıyla açılmasının muhtemel olduğunu, bunun ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenilirliğinin zedelenmemesi açısından da önem taşıdığını ifade etti. Öte yandan Netanyahu’nun, paralel bir geçiş noktası oluşturulması, girişlerin tamamen engellenmesi ya da yeni kısıtlamalar getirilmesi gibi adımlarla süreci zorlaştırabileceği ihtimali de göz ardı edilmiyor.

Refah Sınır Kapısı’nın açılması maddesi, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında yer alıyor. Ancak Netanyahu, kapının açılmasına defalarca karşı çıktı; son olarak 6 Ocak’ta bu tutumunu yineleyerek, açılışı Hamas’ın elindeki son İsrailliye ait cesedin teslim edilmesi şartına bağladı. Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari ise o dönemde Doha’da düzenlenen basın toplantısında, “Siyasi şantajı reddediyoruz. Refah Sınır Kapısı’nın açılması için ortaklarla temaslar sürüyor” açıklamasında bulundu.

ABD, ocak ayı ortasında Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından yapılan açıklamada, planın ikinci aşamasına geçildiğini duyurdu. Bu aşamada, İsrail’in Gazze Şeridi’nden askerlerini çekmesinin ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesinin öngörüldüğü belirtildi.

Ancak perşembe günü Davos’ta Barış Konseyi’nin ilan edilmesinden bu yana Refah Sınır Kapısı dosyasında yeni gelişmeler yaşanıyor. Yedioth Ahronoth gazetesi, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner’ın, İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelerek Refah Sınır Kapısı’nın açılmasını ve Gazze Şeridi’nin yeniden imar sürecinin başlatılmasını ele alacağını yazdı. Haberde, ABD tarafının, Washington’ın Ran Gvili’nin cesedini bulmak için azami çaba göstereceği taahhüdü karşılığında, İsrail’den kapıyı bu cesedin teslim edilmesinden önce açmasını talep ettiği kaydedildi.

İsrail Kanal 12 televizyonu da dün İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, bugün yapılması planlanan Güvenlik Kabinesi toplantısında gündemin Gazze olacağını ve Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının ele alınacağını aktardı.

Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü ABD Başkanı’nın himayesinde Barış Konseyi’nin ilanı sırasında yaptığı açıklamada, Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta içinde iki yönlü olarak yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail medyası ise cuma günü, kapının her iki yönde açılacağını açıklama görevinin, ABD tarafından Komite Başkanı Ali Şaas’a verildiğini bildirdi.

efrgtyu
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi ve eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Reha Ahmed Hasan, Washington’ın, Barış Konseyi’nin ilanının ardından Başkan Donald Trump’ın güvenilirliğini korumak ve bir başarı elde etmek amacıyla Refah Sınır Kapısı’na ilişkin çıkmazı aşmak için baskı yapmasını beklediğini söyledi. Hasan, bunun Witkoff’un ziyareti ve bugün yapılacak toplantıyla da net biçimde görüldüğünü ifade etti.

Refah Sınır Kapısı’nın açılma ihtimali artarken, Arap basınında yer alan sızıntılar olası yeni engellere işaret ediyor. İsrail Yayın Kurumu, perşembe günü yayımladığı haberde, İsrail’in Mısır ile Gazze arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın işletilmesine ilişkin dosyayı netleştirdiğini ve mevcut kapının bitişiğinde, bizzat kendisinin işleteceği ‘Refah 2’ adlı ek bir geçiş noktası kuracağını bildirdi. Haberde, yeni kapının Şin-Bet tarafından denetleneceği, yüz tanıma sistemi ve kimlik kontrolünü içeren uzaktan İsrail güvenlik taramasına tabi olacağı belirtildi.

Hasan, İsrail’in her zamanki gibi sürecin başında engeller koyduğunu ve paralel bir kapı, sıkı aramalar ya da giriş-çıkış sayılarını kontrol etme gibi yöntemlerle her türlü girişimi sekteye uğratmak istediğini savundu. Hasan’a göre, Binyamin Netanyahu hükümeti, iktidarını sürdürmek amacıyla bu tür manevralara devam edecek.

Söz konusu engellerin, İsrail’in Mayıs 2024’te Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinden bu yana yaşananlardan çok da farklı olmadığı belirtiliyor. İsrail’in i24 News kanalı, geçtiğimiz aralık ayında, İsrail’in Refah Sınır Kapısı’nı Gazze’den Filistinlilerin Mısır’a çıkarılması için açma niyetini açıklamasının ardından, İsrail ile Mısır arasında sert bir diplomatik krizin patlak verdiğini aktarmıştı. Kahire bu adıma karşı çıkarak, ‘Refah Sınır Kapısı’nın tek yönlü açılmasının Filistinlilerin zorla yerinden edilmesini kalıcı hale getireceği’ uyarısında bulunmuştu.

Ocak 2025’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından, sınır kapısının açılmasına karar verilmesiyle Refah Sınır Kapısı üzerinden Gazze’den yaralı ve hastaların çıkışına izin verilmişti. Ancak söz konusu anlaşmanın Mart 2025’te İsrail kararıyla çökmesinin ardından kapı yeniden kapatıldı.

Refah Sınır Kapısı, Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki sınırda yer alan, insani yardımların bölgeye girişini ve yaralıların çıkışını kolaylaştıran hayati bir güvenlik hattı olarak değerlendiriliyor. İsrail’in 7 Mayıs 2024’te kapının Filistin tarafının kontrolünü ele geçirmesinin ardından Mısır, bu konuda İsrail ile herhangi bir koordinasyon yürütmeyeceğini açıkladı. Kahire, bu tutumunu ‘işgalin meşrulaştırılmaması’ gerekçesine ve 2005 yılında Tel Aviv ile Ramallah arasında imzalanan, Refah Sınır Kapısı’nın Filistin Yönetimi tarafından işletilmesini öngören sınır kapıları anlaşmasına dayandırdı.

Hasan, söz konusu engellerin, İsrail’in Filistin tarafını kapatmasından bu yana izlediği politikanın bir devamı niteliğinde olduğunu belirterek, İsrail’in ekim ayında imzalanan Gazze anlaşmasının ilk aşamasında Refah Sınır Kapısı’nı açma taahhüdüne uymadığını ve bunu ‘asılsız gerekçelerle’ geciktirdiğini ifade etti. Hasan, Washington’ın baskılarının, arabulucuların çabalarına yanıt olarak İsrail kaynaklı tüm engellerin aşılmasında belirleyici olacağı öngörüsünde bulundu.


Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.