Ebu Gayt: Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki anlaşma, Arapların durumunda köklü bir değişikliğe yol açıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/4362476-ebu-gayt-suudi-arabistan-ve-m%C4%B1s%C4%B1r-aras%C4%B1ndaki-anla%C5%9Fma-araplar%C4%B1n-durumunda-k%C3%B6kl%C3%BC
Ebu Gayt: Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki anlaşma, Arapların durumunda köklü bir değişikliğe yol açıyor
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt. (Mısır merkezli eXtra kanalı)
Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, Suudi Arabistan Krallığı ile Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve özellikle Kuzey Afrika'daki diğer bazı Arap ülkeleri arasındaki anlaşmanın, tüm Arap ülkelerindeki genel durumda ve dış dünyada köklü bir değişikliğe yol açabileceğini vurguladı.
Perşembe akşamı Mısır merkezli eXtra kanalına röportaj veren Ahmed Ebu Gayt, Mısır'ın 2011 sonrası aşamaya geçişini takip eden yıllarda Mısır ile Körfez ülkeleri arasındaki yakınlaşmanın Arap sahnesinde önemli bir etki noktası oluşturduğuna işaret ederek şunları söyledi:
“Bugün bölgeyi kurtarmak için ortak Arap eyleminin önemine dair büyük bir Arap farkındalığı var. Başta Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere önde gelen Arap ülkeleri, Arap yıkımının ardından diasporalarını bir araya getirip Arap meselelerine yönelik yabancı müdahaleyi durdurma yönündeki kararlılıklarını pekiştirebildi.”
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Gayt, ‘Arap yıkımı’ ifadesi ile Arap Baharı’na işaret etti.
Kendi deyimiyle bazıları tarafından yeni bir Arap rejimi hakkında ileri sürülen sözlerin gerçekçilikten yoksun olduğunu vurgulayan Gayt, “Var olan korunmalı, daha sonra geliştirilmeli ve ilerletmeliyiz” vurgusunda bulundu. İran, Türkiye, Etiyopya ve İsrail'in Arap çerçevesine dahil edilmesi yoluyla Arap sistemini bir Ortadoğu oluşumu olacak şekilde genişletme çağrısını ise mantıksız bularak reddettiğini vurguladı.
Cidde'deki Arap zirvesinde, Mısır ve Türkiye hattında ile Suudi Arabistan ve İran hattında zirve öncesinde atılan adımlara cevaben yayınlanan bildiride Türkiye ile İran'a ilişkin kararların yumuşatıldığına işaret eden Gayt “Bu sakinlik son Arap zirvesinde alınan kararlara da yansıdı. Arap olmayan bölge ülkeleri ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerde sabitlere ulaşmak için şu an ulaşılanlar üzerine inşa edilebilir” ifadelerini kullandı.
Gayt’ın gündeminde Sudan’daki çatışmalar da vardı. Böyle bir çatışmanın bir yıl öncesinden beklendiğine değinen Ebu Gayt, gerek Sudan Silahlı Kuvvetleri gerek ise herhangi bir Arap ülkesindeki bir silahlı kuvvetin kendi topraklarında silahlı milislerin varlığına izin veremeyeceğini vurguladı. Aynı zamanda, ulusal devletin meşru resmi kurumlarının her zaman korunması gerektiğini kaydetti.
Şam'ın Arap Birliği'ndeki yerini geri kazanması ardından Suriye'nin Arap rolüne vereceği tepkiye ilişkin beklentileri hakkında ise Suriye'nin göstereceği performansın sakin ve dengeli olacağı beklentisini dile getirdi.
Suriye heyetinde veya Suriye'nin Arap Birliği’ne yönelik performansında herhangi bir keskinliğin olmaması yönündeki umudunu dile getiren Gayt şunları söyledi:
“Zirâ Arap Birliği, Arap iradesinin bir yansımasıdır. 2011 ve 2012'de, hepimizin muzdarip olduğu bir durum ve Suriye'ye dış müdahale şemsiyesi altında bir tutum takınan Arap ülkeleri oldu. Zor bir durumdaki Suriye ise 2011'den bu yana henüz toparlanamadı.”
Uluslararası gelişmelerin ise son derece tehlikeli olduğuna işaret eden Gayt, dünya sahnesinde olanların iki dünya savaşı öncesinde yaşananlara benzetti. Nükleer devletler arasında artan çatışma olasılıkları ışığında vaziyetin daha da tehlikeli bir hal alabileceğine işaret eden Gayt, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın insanlık için tehlikeli olduğunu vurguladı.
Dünya sahnesinde yeni uluslararası güçlerin ortaya çıkacağı tahmininde bulunan Gayt, Rusya ile Çin arasındaki organik ittifak yoluyla Ukrayna sınırından Pasifik Okyanusu'na veya Çin'in doğu kıyısına uzanan yeni bir Avrasya bloğunun ortaya çıkma olasılığına değindi. Ekonomik açıdan daha güçlü başka bir blok olan, Avrupa Birliği ve ABD tarafından temsil edilen Batı bloğuyla karşı karşıya kalacağını belirten Gayt, Çin'in mevcut gelişmeleri yakından izlediğine ve önümüzdeki yıllarda olası bir yüzleşmeye hazırlandığına olan inancını da dile getirdi.
Dün serbest bırakılan mahkumlardan biri ailesinin yanında (Mısır İçişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, çeşitli davalardan hüküm giymiş 602 mahkum hakkında af kararı aldı.
Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Sina Yarımadası'nın kurtuluş yıl dönümü kutlamaları vesilesiyle ve Cumhurbaşkanı Sisi'nin af koşullarını karşılayan bazı mahkûmlar hakkında aldığı af kararı doğrultusunda Toplumsal Koruma Dairesi (eski adı Cezaevleri Dairesi), af hakkını kazanan mahkumları belirlemek amacıyla ülke genelindeki cezaevlerinde tutuklu dosyalarını incelemek üzere komisyonlar kurdu" ifadelerine yer verildi.
Bakanlığın açıklaması şöyle devam etti:
“Komisyon çalışmaları, 602 tutukluya af kapsamında tahliye kararının uygulanabilir olduğu sonucuyla tamamlandı.”
Mısır, her yıl 25 Nisan'da Sina Yarımadası’nın kurtuluşunu kutluyor. Bu tarih, 1982 yılında İsrail'den geri alınan Sina Yarımadası'nda Mısır bayrağının göndere çekildiği ve barış antlaşması gereği son İsrail askerinin de bölgeden çekildiği tarih.
Mısır'da cumhurbaşkanlığı affı kapsamında tahliye edilen mahkumlar (Mısır İçişleri Bakanlığı)
İçişleri Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, tutukluların tahliyesinin Bakanlığın modernite anlayışıyla ceza politikasını uygulamaya, Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri sakinlerine çeşitli bakım hizmetleri sunmaya ve topluma yeniden kazandırılmaya hazır hale getirilen mahkûmların serbest bırakılması yöntemlerini etkin biçimde uygulamaya verdiği önemin bir yansıması olduğu vurgulandı.
Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından daha önce yapılan bir açıklamada, tüm Islah ve Rehabilitasyon Merkezleri'nin, ceza sisteminde uluslararası insan hakları standartlarının en üst düzeyine uygun olarak gerçekleştirilen gelişme ve modernleşme süreci çerçevesinde tahliye olan hükümlülere eksiksiz yaşam ve sağlık imkânları sunduğunu ve bu merkezlerin yargı denetimine tabi olduğunu teyit edilmişti.
Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşımhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5266568-irak%E2%80%99taki-milis-g%C3%BC%C3%A7lerini-%E2%80%98tasfiye-etmek%E2%80%99-i%C3%A7in-5-ad%C4%B1ml%C4%B1-bir-yakla%C5%9F%C4%B1m
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
Irak’taki milis güçlerini ‘tasfiye etmek’ için 5 adımlı bir yaklaşım
Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) lideri Falih el-Feyyad ile Genelkurmay Başkanı Ebu Fedek’in arasında yürüyor. (Hükümet medyası)
ABD’nin Iraklı yetkililere silahlı grupları dizginleme ve dağıtma yönündeki süregelen çağrılarına rağmen, gözlemciler bu dosyanın Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin toplantılarında neredeyse tamamen gündem dışı kaldığına dikkat çekiyor. Bu durumun, yeni hükümetin ABD desteğini kaybetme riski doğurabileceği belirtilirken, uzmanlar ülkenin en karmaşık güvenlik-siyasi dosyalarından birinin çözümü için beş adımlı bir yaklaşım öneriyor.
ABD’nin milis güçlerinin tasfiyesine yönelik ısrarı, son dönemde atılan bir dizi cezai adımla daha da belirgin hale geldi. Bu kapsamda Washington, Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayanlara 10 milyon dolar ödül koydu. Ardından yedi farklı grup yaptırım ve terör listesine alınırken, son olarak Ketaib Seyyid eş-Şuheda lideri Ebu Ala el-Velai hakkında bilgi verenler için de benzer bir ödül açıklandı.
Öte yandan, yaklaşık üç ay önce silahlı grupların silahsızlandırılması ve Halk Seferberlik Güçleri’nin (Haşdi Şabi) yeniden yapılandırılması yönündeki tartışmaların aksine, Koordinasyon Çerçevesi bileşenleri sessizliğini koruyor. Bu durum, söz konusu grupların İran’la yürütülen çatışmalara fiilen katılması ve Irak içinde ve Körfez ülkeleri dahil olmak üzere dış hedeflere yönelik yüzlerce roket saldırısı gerçekleştirmesiyle aynı döneme denk geliyor.
Savaş, çabaları baltaladı
Koordinasyon Çerçevesi içinden üst düzey bir kaynak, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın ‘silahlı grupların entegrasyonu olarak adlandırılabilecek çabaları zayıflattığını’ söyledi.
Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Koordinasyon Çerçevesi, dosyanın ele alınmasına yönelik mekanizmalar hakkında ilk tartışmaları başlatmıştı. Ancak savaş tüm bu süreci ortadan kaldırdı. Çünkü bu durum, gruplara silah bırakmayı reddetmeleri için uygun bir gerekçe sundu; zira savaş, onlar açısından varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor” ifadelerini kullandı.
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargâhını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)
Aynı kaynak, Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin ABD taleplerinin taşıdığı risklerin ve ciddiyetin farkında olduğunu, ancak silahlı gruplar ve İran’ın etkisi nedeniyle bu konuyu görmezden gelmek zorunda kaldıklarını belirtti. Kaynak ayrıca, bazı siyasi güçler ve silahlı gruplara sahip aktörlerin unsurlarını orduya entegre etme ve Halk Seferberlik Güçleri’ni yeniden yapılandırma yönünde gerçek bir isteğe sahip olduğunu, ancak hızla değişen bölgesel gelişmeler ve hükümet kurma sürecindeki tıkanıklık nedeniyle somut adım atmakta zorlandıklarını ifade etti.
Finansman sisteminin çökertilmesi
Siyasi analist ve araştırmacı Dr. Basil Hüseyin, silahlı grupların tasfiyesinin ‘finansman sistemi’ olarak adlandırdığı yapıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Şarku’l Avsat’a konuşan Hüseyin, Koordinasyon Çerçevesi’nin ‘tek parça ve uyumlu bir blok olmadığını, aksine farklı çıkarların kesiştiği ve çeşitli görüşlerin çekiştiği kırılgan bir koalisyon’ olduğunu ifade etti.
Hüseyin’e göre silahlı gruplar, yalnızca siyasi partilerin bir uygulama aracı değil; çoğu zaman bu partilerin ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan belkemiğini oluşturuyor. Bu çerçevede müteahhitlik ağları, sınır kapıları, paralel limanlar ve sözleşmelerin bu gruplarla ‘organik biçimde iç içe geçtiğini ve ayrılmasının mümkün olmadığını’ vurguladı.
Herhangi bir ciddi tasfiye girişiminin, söz konusu finansman ağının bütünüyle çözülmesi anlamına geleceğini belirten Hüseyin, bunun da böyle bir adımı atanlar için ‘siyasi intihar’ anlamına gelebileceğini söyledi. Bu nedenle tasfiye çabalarının eksik ve seçici kalacağını, milis yapıların nüfuzunun temelini oluşturan unsurlara dokunmaktan kaçınacağını dile getirdi.
Hüseyin ayrıca, silahlı grupların tasfiyesinin yalnızca Irak’a ait bir karar olmadığını, bunun aynı zamanda İran’ın stratejik yaklaşımıyla bağlantılı olduğunu ifade etti. Tahran’ın bu grupları uzun süredir ileri savunma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğünü belirten Hüseyin, İran’ın bu karttan ancak Washington ile olası kapsamlı bir uzlaşma çerçevesinde vazgeçebileceğini kaydetti.
Son olarak Hüseyin, ABD baskısının artması ve hareket alanının daralması durumunda grupların gönüllü değil zorunlu olarak geri adım atabileceğini belirterek, bu durumda ‘biçimsel çözümlere’ yönelinebileceğini ifade etti. Buna göre gruplar isim değiştirip yapıyı koruyabilir, görünürde devlet kurumlarına entegre olurken gerçekte kendi ağlarını, silahlarını ve bağlılıklarını denetim dışı şekilde sürdürmeye devam edebilir.
Çözüm için 5 adım
Musul Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi ve İran çalışmaları uzmanı Firas İlyas, silahlı grupların tasfiyesi için beş aşamalı bir yaklaşım önerdi. İlyas, Irak’taki silahlı fraksiyonların geleceğinin doğrudan Tahran ile Washington arasındaki savaşın seyrine bağlı olacağını belirterek, bu grupların ‘savaşın sonucundan doğrudan etkileneceğini’ ifade etti.
Şarku’l Avsat’a konuşan İlyas, silahlı gruplarla başa çıkmanın pratik yollarının, savaş sonrası döneme uygun yeni bir yaklaşım gerektirdiğini vurgulayarak, çözümün ‘ani bir tasfiye değil, devlet üzerinden kademeli bir güç yeniden mühendisliği’ olduğunu söyledi.
2 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’taki Tahrir Meydanı’nda İran'ı destekleyen bir gösteri sırasında nöbet tutan Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) mensupları (AFP)
İlyas’a göre Koordinasyon Çerçevesi hükümeti kurmayı başarır ve ABD baskısı artarsa, beş temel hat üzerinden hareket edebilir. Buna göre ilk adım, Halk Seferberlik Güçleri’nin resmi bir kurum olarak silahlı gruplardan ayrıştırılması olacak. Devletten maaş alan yapının yalnızca başkomutana bağlı olması sağlanırken, bağımsız karar alma veya dış bağlantılarını sürdüren unsurlar devlet dışı aktör olarak değerlendirilecek.
İkinci adımın ‘silah öncesi finansal kontrol’ olacağını belirten İlyas, maaşlar, sözleşmeler, sınır kapıları, şirketler ve mali transferler üzerinde denetimin artırılmasının kritik olduğunu ifade etti. Gayriresmi gelir kaynaklarının kesilmesiyle birlikte grupların hareket kabiliyetinin azalacağına dikkat çekti.
Üçüncü aşamada ise liderlik yapısının yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Bu kapsamda Halk Seferberlik Güçleri içindeki kritik görevlerin değiştirilmesi, bazı birliklerin sınır bölgelerinden uzaklaştırılması, seçili unsurların ordu veya federal polise entegre edilmesi ve disiplinsiz komutanların emekliye sevk edilmesi ya da sembolik görevlere atanması planlanıyor.
Dördüncü adımın ‘çatışma yerine içeriden çözülme’ yaklaşımına dayandığını belirten İlyas, hükümetin grupları üç kategoriye ayırabileceğini söyledi: entegrasyona açık olanlar, siyasi olarak kontrol altına alınabilecek olanlar ve tamamen karşı çıkanlar. Buna göre disiplinli gruplara teşvikler sağlanırken, karşı çıkanlar izole edilecek ve yasa dışı faaliyetlere karışanlara hukuki baskı uygulanacak.
Beşinci ve son aşama ise ABD baskısının iç politikada bir kaldıraç olarak kullanılması. İlyas’a göre hükümet, silahlı gruplara ‘ya devlet içinde disipline olma ya da yaptırımlar, mali ve güvenlik izolasyonuyla karşı karşıya kalma’ mesajını verebilir. Bu çerçevede ABD’nin sert tutumu, dış baskıdan ziyade hükümetin elini güçlendiren bir araca dönüşebilir.
Tüm bu senaryolara rağmen İlyas, Koordinasyon Çerçevesi’nin silahlı grupları tek hamlede tasfiye etmesinin beklenmediğini vurguladı. Bunun yerine, bu yapıların askeri ve mali bağımsızlığının kademeli olarak zayıflatılması ve Halk Seferberlik Güçleri çatısı altında daha disiplinli ve kurumsal bir yapının korunmasının hedeflenebileceğini ifade etti.
Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şarthttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5266562-l%C3%BCbnan-i%CC%87srail-ile-m%C3%BCzakere-%C3%B6ncesinde-ate%C5%9Fkesin-kal%C4%B1c%C4%B1-hale-getirilmesi-%C5%9Fart
Lübnan: İsrail ile müzakere öncesinde ateşkesin kalıcı hale getirilmesi şart
Lübnan'ın güneyindeki el-Hayam köyünde meydana gelen patlamalardan sonra yükselen duman (AFP)
Lübnan, İsrail ile herhangi bir doğrudan müzakereye girmeden önce ateşkesin kalıcı hale getirilmesini temel koşul olarak öne sürmekteki kararlılığını sürdürüyor. Bu tutum, diplomatik hareketliliğe temkinli bir bekleyiş ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn arasında Washington'da gerçekleşmesi olası görüşmeye ilişkin çelişkili bilgilerin gölgesinde şekilleniyor.
Şarku’l Avsat'a konuşan bakanlık kaynakları ateşkesin kırılganlığının devam ettiğini ve askeri operasyonlar ile tahribatın tamamen sona erdirilmesinin henüz sağlanamadığını belirtirken ‘ateşkesin kalıcı hale getirilmesinin her türlü müzakere süreci için zorunlu başlangıç noktası’ olduğunu vurguladılar.
Kaynaklar ayrıca ‘Hizbullah'ın hareketini İsrail’in ihlallerine bağladığına’ dikkati çekerek müzakerelerin başlatılabilmesi ve uygun siyasi ve güvenlik koşullarının oluşturulabilmesi için bu gerekçenin ortadan kaldırılması gerektiğini ifade ettiler.
Öte yandan milletvekili ve bakanlık kaynakları ile siyasi çevreler, Arap ülkelerinin, Meclis Başkanı Nebih Berri ve Başbakan Nevvaf Selam başta olmak üzere üst düzey yetkililerle gerçekleştirilen temaslar ve görüşmeler aracılığıyla iç istikrarı desteklemeye ve Lübnan'ın tutumunu birleştirmeye yönelik kayda değer bir destek sağladıklarını teyit ettiler. Bu diplomatik hareketlilik, devletin temel kurumları arasındaki uyumu güçlendirmeyi ve anayasal mekanizmaları işler kılmayı hedefliyor. Böylece hem iç gerilimin azaltılması hem de istikrarın yeniden tesisi ve İsrail'in Lübnan topraklarından geri çekilmesi için bir daha ele geçmeyebilecek müzakere pozisyonunun sağlamlaştırılması amaçlanıyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة