Suriye: Avrupa ve Araplar arası anlamlı diyalog için ortak bir zemin bulunabilir mi?

Suriye sivil toplumunun uluslararası müzakerelerde sunabileceği bir şeyler var.

Reuters
Reuters
TT

Suriye: Avrupa ve Araplar arası anlamlı diyalog için ortak bir zemin bulunabilir mi?

Reuters
Reuters

Daniel Gerlach

Arap Birliği'nin Suriye konusundaki yeni yaklaşımı, Avrupalıları Suriye krizini ele alırken daha enerjik bir politika benimsemeye teşvik edebilir. Avrupa ve Arap yaklaşımlarındaki farklılığa rağmen, her iki taraf da Suriye sivil toplumunun isteklerinin daha fazla dikkate alınması dahil olmak üzere bazı ortak referanslara dayanabilir.

12 yıllık izolasyonun ardından Suriye, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in 19 Mayıs'ta Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılımıyla Arap Birliği'ne yeniden döndü. Bir süredir bölgedeki lider güç rolünü yeniden kazanmaya çalışan Suudi Arabistan önderliğindeki üye devletler, Suriye kriziyle başa çıkmada ‘oldu bitti’ yaklaşımını benimsemek ve birkaç Arap ülkesinin yıllarca Esed rejimini istikrarsızlaştırmaya çalışmasının ardından Suriye'yi Arap Birliği’ne yeniden entegre etti. Bu yeni stratejik hesaplamalar, Arap ülkelerinin aslında çoğu Batılı ülkenin aksine belirgin bir Suriye politikasına sahip olduğunu kanıtlıyor.

Fransa'nın eski Suriye Büyükelçisi Michel Duclos’un 9 Mayıs'ta yayınladığı makalede, bu yeni Arap yaklaşımının güdüleri ve meydan okumaları dikkatli bir şekilde analiz ediliyor. Duclos makalesinde, Batılı ülkelerin Suriye meselesine yıllarca ilgi göstermemesinin bıraktığı boşluğu doldurmak için bir Arap dirilişinden bahsediyor ve daha cesur bir Avrupa politikası çağrısında bulunuyor. Bununla birlikte Avrupa Birliği (AB) ülkeleri Suriye konusunda ortak bir tutum benimsemekten çok uzak. Bazıları Şam'la yakınlaşmayı savunurken, diğerleri rejimle normalleşmeyi ve yaptırımları kaldırmayı reddetmekte ısrar ederek Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e hâlen ‘hayır’ diyor. Esed iktidarda olduğu süre boyunca Suriye'nin yeniden inşası için Avrupa fonlarını reddetti ve Suriye hapishanelerindeki tutukluların serbest bırakılması da dahil olmak üzere siyasi tavizler vermeye yönelik gerçek bir irade göstermedi.

“12 yıllık izolasyonun ardından Suriye, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in 19 Mayıs'ta Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılımıyla Arap Birliği'ne yeniden döndü. Bir süredir bölgedeki lider güç rolünü yeniden kazanmaya çalışan Suudi Arabistan önderliğindeki üye devletler, Suriye kriziyle başa çıkmada ‘oldu bitti’ yaklaşımını benimsemek ve birkaç Arap ülkesinin yıllarca Esed rejimini istikrarsızlaştırmaya çalışmasının ardından Suriye'yi Arap Birliği’ne yeniden entegre etti.”

Avrupalı devletlerin tümü değil, yalnızca bazı AB ülkeleri Suriye ile anlaşmalar imzaladı. Bu adım, Suriye kriziyle başa çıkma politikasında ortak bir Arap mutabakatı veya anlaşması karşılığında Avrupa'nın bölünmüşlüğünü gözler önüne seriyor. Aslında Arap ülkeleri, Arap Birliği'nin benimsediği yaklaşım konusunda birbirleriyle tam olarak aynı fikirde değiller. Ancak her ülkede farklılık gösteren bu ilişkilerin doğasına halel getirmeksizin Şam ile ilişkilerin yeniden kurulmasına çoğunluk tarafından karar verildi. Duclos’un söz konusu yazısında bahsettiği gibi bu değişiklik ‘gerçekten çok sembolik’ olabilir.

Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılan liderler toplu halde. (AP)
Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılan liderler toplu halde. (AP)

Bu aşamada çok sayıda cevaplanmamış soru varlığını sürdürüyor ve Arap Birliği üye devletleri bu soruları şimdiye kadar cevapsız bırakmayı tercih ediyor. Dolayısıyla Suriye'nin Arap Birliği'ne yeniden entegre edilmesi adımına sembolik bir değişim olarak bakarsak, Avrupa yaklaşımının Arap dünyasının yaklaşımından pek de uzak olmadığını söyleyebiliriz. Söz konusu Avrupa yaklaşımının ana hatları büyük ölçüde sembolik kaldığından ve üye devletlerin her biri onu kendi tarzında yorumladığından, buna çok benziyor.

Avrupa siyaseti neden ‘daha cesur’ olsun? Avrupa'nın ‘güney komşu ülkeler’ üzerindeki etkisini ne zaman kaybettiğini uzun uzadıya tartışabiliriz. Peki, bu durumu tersine çevirmek mümkün mü? Gerçekçiliğin, Avrupa'nın diğer ülkeleri etkilemek istemeyi bırakması ve seyirci rolünü kabul etmesi gerektiği fikrini de destekleyebiliriz.

Politik olarak uyum sağlayabilmek -ister Suriye'de ister başka bir yerde olsun- halen gerekli. Arap dünyası da burada önemli yer tutuyor. Avrupa'da hâlâ yaygın olan ve tekrar eden krizlerin yatağı olduğu imajı, artık jeopolitik gerçekliğe tekabül etmiyor.

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı, komşularımızı bizim seçmediğimizi, ancak onların var olduğunu açıkça gösterdi.

Göç, iç ve dış güvenlik, iklim değişikliği ve enerji kaynakları gibi tüm bu stratejik konular Arap dünyasıyla ilişkilerimizden ayrılamaz. Bu nedenle Ortadoğu, Avrupalıların sürdürülebilir stratejik ilgisini gerektiriyor ve bahsettiğimiz sorunların çoğunun orada olduğu düşünülürse, Suriye burada belirleyici bir faktör olmaya devam ediyor.

“Arap ülkeleri, Arap Birliği'nin benimsediği yaklaşım konusunda birbirleriyle tam olarak aynı fikirde değiller. Ancak, her ülkede farklılık gösteren bu ilişkilerin doğasına halel getirmeksizin, Şam ile ilişkilerin yeniden kurulmasına çoğunluk tarafından karar verildi.”

Arap ülkeleriyle Suriye konusunda hangi temelde diyalog kurulmalı? Temel farklılıklarına rağmen, Avrupalılar ve Arap ortakları belirli ilkeler üzerinde anlaşmaya varabilirler. Farklılıklarına rağmen hem Avrupalılar hem de Arap ortakları, Suriye'de siyasi bir çözüme duyulan ihtiyacı vurgulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararına olan bağlılıklarını şimdiden yeniden teyit ettiler. Suriye toplumu tarafından formüle edilen ilkelere güvenerek veya temsilcilerinden oluşan büyük bir grubu transfer ederek daha da ileri gidebilirler. Burada ‘Suriyelilerin Bir Arada Yaşaması İçin Davranış Kuralları’nı kastediyoruz.

Suriyelilerin Bir Arada Yaşaması için Davranış Kuralları, 2017 sonbaharında Berlin'de imzalanan ve başta Aleviler ve Sünniler olmak üzere çeşitli Suriye mezheplerinin temsilcileri tarafından Ocak 2018'de açıklanan anayasa üstü bir belgedir. Bu belge on bir basit ve anlaşılması kolay madde içermektedir. Uluslararası basın tarafından sık sık alıntılanan bu tüzüğün en öne çıkan hükümlerinden biri, Suriye krizinde ‘kazanan veya kaybeden yoktur’ hükmüdür. Bu, Suriye halkının kaybeden olduğu ve toplumdaki hiçbir grubun açık ya da zımnen kendisini galip görme hakkına sahip olmadığı anlamına gelir.

Diğer ilkeler ise şunlar: İşlenmiş suçlar için bireysel hesap verebilirlik, mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin geri dönme hakkı, mülklerin restorasyonu ve el konulan malların iade edilmesi, mahkumların, kayıp kişilerin ve mağdurların akıbetinin gün yüzüne çıkarılması, Suriye toplumu içindeki dini, etnik ve kültürel çeşitliliğin kabul edilmesi.

Bu belgeyi benzersiz kılan, ortaya çıkış koşulları ve ilk imzalayanların kimliğidir. Suriye halkının çeşitli bileşenlerinden toplum liderleri, aşiret liderleri, eski yetkililer ve aydınlar, yeni bir toplumsal sözleşmenin temellerini müzakere etmek için yurtdışında gizlice bir araya geldi. İmzacılar arasında, bu yıl vefat eden Bayan Basma Kodmani gibi Fransız mandasına karşı ilk bağımsızlık hareketi olan Ulusal Blok hareketinin bir parçası olan ailelere mensup üyeler de var. Bununla birlikte, tüzüğü imzalayanlar herhangi bir demokratik yetki veya meşruiyet iddiasında bulunmuyorlar. Çünkü Suriye'deki kritik durum, onların Suriyeli hemşerileri adına hareket etmelerine izin verdi.

Suriye Tüzüğü Konseyi, bu çalışmalardan doğan bir harekettir ve bugün tüm çeşitliliğiyle Suriye toplumunun sesini yükseltmek için bir platformu temsil etmektedir. Üyelerinin ayrıca Körfez ülkeleri, Levant ve Avrupa'daki karar vericilerle de iyi ilişkileri bulunuyor. Konsey, oturumlarında ülkenin geleceği ve Suriye toplumunun onu şekillendirmede oynayabileceği rol hakkında sakin, açık ve siyasi olarak sınırsız tartışmalar yürütüyor.

“Farklılıklarına rağmen hem Avrupalılar hem de Arap ortakları, Suriye'de siyasi bir çözüme duyulan ihtiyacı vurgulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararına olan bağlılıklarını şimdiden yeniden teyit ettiler.”

Suriye Tüzüğü Konseyi üyeleri arasındaki siyasi farklılıklara rağmen, bazıları erken devrimciler, bazıları pragmatik ‘gri’ ve diğerleri Suriye devletinin halk tabanını temsil ediyor. Ancak Suriye krizi kadar derin bir krizi uluslararası siyasetin tek başına çözemeyeceği, ülkenin parçalanmasında önemli rol oynayan toplumun da çözümde önemli rol oynaması gerektiği konusunda anlaştılar.

Suriye Tüzüğü Konseyi açıklamalarında, taahhüdünü yalnızca toplumun -insan düzeyinde ve ötesinde- çıkarının motive ettiği konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla Dergisi’nden çevirdiği analize göre bu amaca ulaşmak için gerekli araçları yabancı güçlere dikte etme iddiasında bulunmuyor. Bunun yerine sadece siyasi aktörlere vaatlerini ve taahhütlerini hatırlatıyor. Bazı güçler yalnızca Suriye ile diplomatik ilişkiler kurmanın Suriye halkının ıstırabını hafifletebileceğine inanırken, diğerleri Suriye'nin yeniden entegrasyonunu stratejik bir hata, hatta tehlikeli bir emsal olarak görebilir. Ancak konsey üyelerinin kesinlikle kişisel görüşleri vardır ve bu konuda katı bir görüş empoze etmeye çalışmazlar.

Suriyelilerin Bir Arada Yaşaması İçin Davranış Kuralları, bize göre esnek bir araç olarak kalırken, Avrupa-Arap iş birliği için ortak bir temel ve etik bir başlangıç ​​noktası sağlıyor. Avrupalı ​​ve Arap güçler ondan ilham alabilir, hatta onu ‘Anayasal Komite’ çerçevesinde BM’nin çabalarını tamamlayan ve onlarla rekabet etmeyen ‘anayasa üstü’ nitelikte bir belge olarak resmen tanıyabilir. Avrupalı ​​ve Arap güçler, Şam'la resmi ilişkilerine ilişkin kararları her ne olursa olsun, bunu bir referans olarak kullanabilir ve Suriyeli liderlerin, Suriyeli erkeklerin ve kadınların yararına olan herhangi bir siyasi eylemi inceleme görevlerini yapmada ısrar edebilirler.

(foto altı) Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Şam sokaklarına asılmış fotoğrafları, Mayıs 2021. (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Şam sokaklarına asılmış fotoğrafları, Mayıs 2021. (Reuters)

“Suriye Tüzüğü Konseyi üyeleri arasındaki siyasi farklılıklara rağmen, Suriye krizi kadar derin bir krizi uluslararası siyasetin tek başına çözemeyeceği, ülkenin parçalanmasında önemli rol oynayan toplumun da çözümde önemli rol oynaması gerektiği konusunda anlaştılar.”

Suriye Tüzüğü Konseyi son yıllarda Avrupa ve Arap ülkeleri tarafından iyi karşılanmanın faydasını gördü. Bu hareket, Suriye krizinin çözümü için güvenilir bir başlangıç ​​noktası oluşturacak kadar bağımsız fikirlere sahip ve Suriye toplumunun önemli bir bölümünü temsil ediyor. Şüphe yok ki Suriye toplumu, bugünkü işgal güçleri ve siyasetçilerin gitmesinden sonra da Suriye'de kalacak. Görünüşe göre Konsey bu gerçeği doğrulamak için ünlü Palmira Tetrabionu’nu bir sembol olarak seçmiş, çünkü bu sembol, Suriye çölünü geçenler için binlerce yıldır bir dönüm noktası ve bir işaret olmuştur.

Suriye toplumuna uluslararası müzakerelerde önemli bir rol ve geçmişte olduğu gibi yalnızca danışma veya sembolik bir rolün ötesine geçerek, gerçek önemini yansıtan uygun bir yer vermenin zamanı geldi. Suriye Tüzüğü Konseyi'nin açıkça belirttiği gibi Suriye toplumu, karşılığında uluslararası topluluğa sunacak değerli bir şeye sahiptir.



ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
TT

ABD ordusu, personelinin bir kısmına bugün el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri yönünde tavsiyede bulundu

İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)
İran'ın Katar'daki el Udeyd hava üssünü hedef alan bir füzesi engellendi (Reuters)

Üç diplomat Reuters'e, bazı kişilere bu akşama kadar Katar'daki ABD ordusunun el Udeyd Hava Üssü'nü terk etmeleri tavsiye edildiğini söylerken, Doha'daki ABD Büyükelçiliği konuyla ilgili henüz bir yorumda bulunmadı. Katar Dışişleri Bakanlığı, Reuters'in doğrulama veya yorum talebine yanıt vermedi.

El Udeyd Hava Üssü, yaklaşık 10 bin askere ev sahipliği yapan Ortadoğu'daki en büyük ABD üssüdür.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bir diplomat verdiği demeçte, "Bu bir tahliye değil, duruş değişikliği" dedi ve değişikliğin belirli bir nedeninden haberdar olmadığını ifade etti.

İranlı üst düzey bir yetkili daha önce Reuters'a, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a müdahale etme tehdidinin ardından Tahran'ın, ABD tarafından saldırıya uğraması halinde, bölgedeki ülkeleri ABD askeri üslerini hedef alacağı konusunda uyardığını söylemişti.

Haziran ayında, ABD'nin İran'a hava saldırıları başlatmasından bir haftadan fazla bir süre önce, bazı personel ve aileleri Ortadoğu'daki ABD üslerinden tahliye edildi. Haziran ayında ABD'nin saldırılarının ardından İran, Katar'daki ABD üssüne füze saldırısı ile yanıt verdi.


Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
TT

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için adı geçen Ali Şaas hakkında neler biliyoruz?

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)
Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Filistinli Ali Şaas, Gazze Yönetim Komitesi’nin başkanlığı için öne çıkan aday olarak dikkat çekiyor. Komitenin üyelerindeki değişiklikler ve geniş çaplı siyasi hareketlilik, Hamas’ın Gazze Şeridi’nin yönetimini devretmesinin yaklaştığını işaret ediyor.

Gazze, ABD Başkanı Donald Trump’ın himayesinde yürütülen ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasına geçmek üzere. Söz konusu aşama, bölgedeki süreci yönetecek teknokratlardan oluşan bir komitenin kurulmasını içeriyor ve bu komitenin Hamas yönetiminin yerine geçmesi planlanıyor.

Komitenin görevleri ve yöneticileri, hem Filistinli gruplar arasında (özellikle Hamas ve El Fetih arasında) hem de arabulucular, Amerikalılar ve İsrail arasında yoğun tartışmalara ve anlaşmazlıklara yol açtı.

Daha önce komiteyi yöneteceği öngörülen bazı tanınmış isimler konuşulurken, Gazze sakinleri ve gözlemciler, yeni adayların öne çıkmasıyla şaşırdı. Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı bilgilere göre Ali Şaas komitenin başkanlığı için en güçlü aday olarak öne çıkıyor.

Ali Şaas kimdir?

Ali Şaas, 1958 yılında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus bölgesinde doğdu. Köklü bir Filistin ailesine ve bölgede etkili bir aşirete mensup olan Şaas’ın ailesi, ulusal ve siyasi çalışmalarda önemli rol oynamış olup, çoğunluğu El Fetih Hareketi’ne bağlı.

Ali Şaas, 1982 yılında Kahire’deki Ayn Şems Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği lisans derecesi aldı. 1986’da aynı üniversiteden yüksek lisansını tamamladı ve 1989 yılında Birleşik Krallık’taki Queen’s Üniversitesi’nden inşaat mühendisliği alanında doktora unvanını aldı. Uzmanlık alanı, altyapı planlaması ve kentsel kalkınma.

Şaas, Filistin Yönetimi’nde çeşitli üst düzey görevlerde bulundu ve yıllardır teknik uzman olarak tanınıyor.

Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)Gazze Yönetim Komitesi başkanlığı için öne çıkan adaylardan Filistinli Ali Şaas (fotoğrafı ailesi tarafından yayınlandı)

Ali Şaas, derin bir şekilde siyasi partilerle iç içe olmadı. Üstlendiği görevler arasında, Filistin Ulusal Otoritesi’nin kuruluş döneminde eski Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Nabil Şaas ile birlikte çalışarak Filistin devleti için stratejik kalkınma planlarının hazırlanmasına katkıda bulunması yer alıyor.

Ayrıca Ali Şaas, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığı’nda müsteşarlık görevini yürüttü ve altyapı ile yol ağlarıyla ilgili kritik projeleri denetledi. Filistin Endüstri Kentleri Genel Müdürlüğü’nde CEO olarak bölgelerin yönetimi ve geliştirilmesinde önemli rol oynadı; Filistin Konut Konseyi ve Filistin Liman Otoritesi başkanlıklarını üstlendi. Bunun yanında Filistin Kalkınma ve İmar Kurumu’na danışmanlık yaptı ve emekli olmasına rağmen Filistin Ulusal Otoritesi’nde Konut ve Kamu İşleri Bakanı’na danışmanlık görevini sürdürdü.

Siyasi alanda üstlendiği görevler arasında 2005 yılında nihai statü müzakereleri komitelerinde üyelik yer alıyor. Uzmanlığı, sınır ve deniz kapıları gibi teknik konulara odaklanıyor; ekonomik kalkınma ve yeniden imar alanındaki deneyimi, onu teknokrat komitenin başkanlığı için uygun bir aday hâline getiriyor.

Ali Şaas’ın ailesinden kaynaklar, onun yıllardır Batı Şeria’da yaşadığını ve Gazze’ye yönelik savaş öncesinde orada ikamet ettiğini belirtti. Kaynaklar, Şaas’ın kariyeri boyunca siyasi veya partisel çalışmalara yönelmediğini, görevlerini tamamen teknik uzman olarak yürüttüğünü vurguladı.


DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
TT

DYK, BM'nin reddetmesine rağmen seçim komisyonuna yeni atamalar yaptı

DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)
DYK Başkanı Muhammed Takala, UBH Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi’yi ağırladı (DYK)

Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK), Birleşmiş Milletler'in (BM) tüm uyarılarına rağmen ‘adil ve şeffaf bir seçim süreci’ olarak nitelendirdiği süreçte, ülkenin batı ve güney bölgelerinden Yüksek Seçim Komisyonu'na üç yeni üyenin atandığını duyurdu.

Öte yandan Temsilciler Meclisi, Merkez Bankası yetkililerinin celpnamelerini ertelemek ve likidite, döviz kurları ve maaşları izlemek üzere bir teknik komite kurulması kararı aldı.

DYK, Muhammed Takala başkanlığındaki oturumunda, onaylanmış siyasi anlaşmalar çerçevesinde ve Libya halkının beklenti ve hedeflerine uygun bir şekilde, Temsilciler Meclisi ile mutabık kalınarak ‘egemen pozisyonlara’ atama rolünü yerine getirdiğini değerlendirdi.

DYK’nın bu hamlesini kısa bir süre önce kamuoyu önünde açık bir şekilde reddeden ve uyaran üç taraf, yani Yüksek Seçim Komisyonu, Temsilciler Meclisi ve BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL), konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunmadı.

DYK Başkanı Takala, pazartesi akşamı, başkent Trablus'ta Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Ulaştırma Bakanı ve Mali Danışmanı Muhammed eş-Şuhubi ile bu yılın devlet bütçesinin onaylanmaması durumunda önümüzdeki dönemde izlenecek mali durum ve ödeme mekanizması hakkında görüş alışverişinde bulundu. Görüşmede ayrıca Trablus Uluslararası Havalimanı'nda tamamlanan aşamalar, ülkenin çeşitli bölgelerinde şu anda uygulanmakta olan bazı projeler ve bu projelerde elde edilen tamamlanma oranları ele alındı.

Öte yandan Temsilciler Meclisi dün ülkenin doğusundaki Bingazi şehrindeki genel merkezinde Akile Salih başkanlığında, birinci ve ikinci başkan yardımcıları ile raportörünün katıldığı kapalı bir oturum düzenledi.

Pazartesi akşamı yapılan oturumun sonlarında, Temsilciler Meclisi, Libya Merkez Bankası Başkanı Naci İsa Belkasım, yardımcısı Meri Berasi, bankanın yönetim kurulu üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad hükümeti ve Ulusal Petrol Şirketi yetkililerinin çağrılmasını gelecek bir oturuma ertelediğini duyurdu ve çeşitli nedenlerle özür diledikten sonra hazırlık yapmaları için onlara zaman tanıdı.

DYK ayrıca, çoğunluk oyuyla, Merkez Bankası Başkanı, Başkan Yardımcısı ve Yönetim Kurulu ile bir teknik komite oluşturulmasına karar verdi. Bu komite, likidite sıkıntısı, döviz kuru, maaş gecikmeleri ve bunların nasıl çözüleceği gibi DYK’nın yanıtlaması gereken konuları görüşmek ve bir sonraki oturuma katılmak üzere, raporunu mümkün olan en kısa sürede DYK’ya sunmakla yükümlü. DYK, görüşülmesi için önerilen ‘Kara Para Aklama ve Terörle Mücadele Yasası’nı gelecek bir oturuma erteledikten sonra oturumu kapattı.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin (AB) Libya Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nicola Orlando, salı günü Trablus'ta Suudi Arabistan'ın Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Abdullah es-Salimi ile Libya ve bölgedeki güncel gelişmeleri görüştüğünü söyledi. Orlando, siyasi süreci ilerletmek ve Libya'nın istikrarını, birliğini ve refahını teşvik etmek için BM'nin kolaylaştırdığı yol haritasını desteklemenin önemi konusunda mutabık kaldıklarını belirtti.

rgty
Mareşal Halife Hafter ile LUO komutanlarının Bingazi'de yaptığı toplantıdan bir kare (LUO Genel Komutanlığı)

Öte yandan, ülkenin doğusunda bulunan Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutanı Mareşal Halife Hafter, Bingazi'deki karargahında, oğlu Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halid Hafter ve diğer komutanların katıldığı genişletilmiş bir toplantı düzenleyerek, son askeri ve güvenlik gelişmelerini görüştü. Toplantıda, tüm askeri birimlerde savaş etkinliğini artırmak ve sürekli hazırlığı güçlendirmek amacıyla gelecekteki eylem planları da gözden geçirildi.

Yurt içinde ve yurt dışında Libya vatandaşlarını korumanın LUO liderliğinin en önemli önceliği olduğunu vurgulayan Mareşal Hafter, ülkenin doğusundaki Bingazi'de, güneydeki Kufra kentinin ileri gelenlerinden oluşan bir heyetle yaptığı görüşmede, LUO’nun ‘her zaman tüm Libyalılar için koruyucu kalkan olmaya devam edeceğini ve onların güvenliğini ve emniyetini sağlamak için her türlü önlemi almaktan çekinmeyeceğini’ belirtti.

Heyet, Çad sınırında kısa süre önce gözaltına alınan Kufralılar için LUO liderliğinin müdahalesi ve çabaları ile bu çabaların sonucunda onların serbest bırakılmasından duydukları memnuniyeti iletti.

Diğer taraftan UBH ve Ankara arasındaki iş birliği çerçevesinde UBH Ekonomi ve Ticaret Bakanı Muhammed el-Huveyc, Trablus'taki bakanlık merkezinde Türk iş adamları ve sanayicilerden oluşan bir heyetle, iki ülke arasındaki ekonomik ve ticari iş birliği ile yatırım ve ortaklık fırsatlarının geliştirilmesi konusunda görüşmelerde bulundu.

Bakanlık tarafından pazartesi akşamı yapılan açıklamada, toplantıda Libya-Türkiye ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinin yollarının ele alındığı, Libya pazarındaki umut vaat eden yatırım fırsatlarının gözden geçirildiği, ayrıca ulusal ekonominin desteklenmesi, yatırım için cazip bir ortam yaratılması ve Türk özel sektörüyle stratejik ortaklıkların güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde sanayi, tarım, şehir planlama ve fuar ve konferansların düzenlenmesi alanlarında iş birliği mekanizmalarına değinildiği belirtildi.