Suriye: Avrupa ve Araplar arası anlamlı diyalog için ortak bir zemin bulunabilir mi?

Suriye sivil toplumunun uluslararası müzakerelerde sunabileceği bir şeyler var.

Reuters
Reuters
TT

Suriye: Avrupa ve Araplar arası anlamlı diyalog için ortak bir zemin bulunabilir mi?

Reuters
Reuters

Daniel Gerlach

Arap Birliği'nin Suriye konusundaki yeni yaklaşımı, Avrupalıları Suriye krizini ele alırken daha enerjik bir politika benimsemeye teşvik edebilir. Avrupa ve Arap yaklaşımlarındaki farklılığa rağmen, her iki taraf da Suriye sivil toplumunun isteklerinin daha fazla dikkate alınması dahil olmak üzere bazı ortak referanslara dayanabilir.

12 yıllık izolasyonun ardından Suriye, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in 19 Mayıs'ta Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılımıyla Arap Birliği'ne yeniden döndü. Bir süredir bölgedeki lider güç rolünü yeniden kazanmaya çalışan Suudi Arabistan önderliğindeki üye devletler, Suriye kriziyle başa çıkmada ‘oldu bitti’ yaklaşımını benimsemek ve birkaç Arap ülkesinin yıllarca Esed rejimini istikrarsızlaştırmaya çalışmasının ardından Suriye'yi Arap Birliği’ne yeniden entegre etti. Bu yeni stratejik hesaplamalar, Arap ülkelerinin aslında çoğu Batılı ülkenin aksine belirgin bir Suriye politikasına sahip olduğunu kanıtlıyor.

Fransa'nın eski Suriye Büyükelçisi Michel Duclos’un 9 Mayıs'ta yayınladığı makalede, bu yeni Arap yaklaşımının güdüleri ve meydan okumaları dikkatli bir şekilde analiz ediliyor. Duclos makalesinde, Batılı ülkelerin Suriye meselesine yıllarca ilgi göstermemesinin bıraktığı boşluğu doldurmak için bir Arap dirilişinden bahsediyor ve daha cesur bir Avrupa politikası çağrısında bulunuyor. Bununla birlikte Avrupa Birliği (AB) ülkeleri Suriye konusunda ortak bir tutum benimsemekten çok uzak. Bazıları Şam'la yakınlaşmayı savunurken, diğerleri rejimle normalleşmeyi ve yaptırımları kaldırmayı reddetmekte ısrar ederek Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'e hâlen ‘hayır’ diyor. Esed iktidarda olduğu süre boyunca Suriye'nin yeniden inşası için Avrupa fonlarını reddetti ve Suriye hapishanelerindeki tutukluların serbest bırakılması da dahil olmak üzere siyasi tavizler vermeye yönelik gerçek bir irade göstermedi.

“12 yıllık izolasyonun ardından Suriye, Devlet Başkanı Beşşar Esed'in 19 Mayıs'ta Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılımıyla Arap Birliği'ne yeniden döndü. Bir süredir bölgedeki lider güç rolünü yeniden kazanmaya çalışan Suudi Arabistan önderliğindeki üye devletler, Suriye kriziyle başa çıkmada ‘oldu bitti’ yaklaşımını benimsemek ve birkaç Arap ülkesinin yıllarca Esed rejimini istikrarsızlaştırmaya çalışmasının ardından Suriye'yi Arap Birliği’ne yeniden entegre etti.”

Avrupalı devletlerin tümü değil, yalnızca bazı AB ülkeleri Suriye ile anlaşmalar imzaladı. Bu adım, Suriye kriziyle başa çıkma politikasında ortak bir Arap mutabakatı veya anlaşması karşılığında Avrupa'nın bölünmüşlüğünü gözler önüne seriyor. Aslında Arap ülkeleri, Arap Birliği'nin benimsediği yaklaşım konusunda birbirleriyle tam olarak aynı fikirde değiller. Ancak her ülkede farklılık gösteren bu ilişkilerin doğasına halel getirmeksizin Şam ile ilişkilerin yeniden kurulmasına çoğunluk tarafından karar verildi. Duclos’un söz konusu yazısında bahsettiği gibi bu değişiklik ‘gerçekten çok sembolik’ olabilir.

Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılan liderler toplu halde. (AP)
Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen 32. Arap Birliği Liderler Zirvesi'ne katılan liderler toplu halde. (AP)

Bu aşamada çok sayıda cevaplanmamış soru varlığını sürdürüyor ve Arap Birliği üye devletleri bu soruları şimdiye kadar cevapsız bırakmayı tercih ediyor. Dolayısıyla Suriye'nin Arap Birliği'ne yeniden entegre edilmesi adımına sembolik bir değişim olarak bakarsak, Avrupa yaklaşımının Arap dünyasının yaklaşımından pek de uzak olmadığını söyleyebiliriz. Söz konusu Avrupa yaklaşımının ana hatları büyük ölçüde sembolik kaldığından ve üye devletlerin her biri onu kendi tarzında yorumladığından, buna çok benziyor.

Avrupa siyaseti neden ‘daha cesur’ olsun? Avrupa'nın ‘güney komşu ülkeler’ üzerindeki etkisini ne zaman kaybettiğini uzun uzadıya tartışabiliriz. Peki, bu durumu tersine çevirmek mümkün mü? Gerçekçiliğin, Avrupa'nın diğer ülkeleri etkilemek istemeyi bırakması ve seyirci rolünü kabul etmesi gerektiği fikrini de destekleyebiliriz.

Politik olarak uyum sağlayabilmek -ister Suriye'de ister başka bir yerde olsun- halen gerekli. Arap dünyası da burada önemli yer tutuyor. Avrupa'da hâlâ yaygın olan ve tekrar eden krizlerin yatağı olduğu imajı, artık jeopolitik gerçekliğe tekabül etmiyor.

Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığı, komşularımızı bizim seçmediğimizi, ancak onların var olduğunu açıkça gösterdi.

Göç, iç ve dış güvenlik, iklim değişikliği ve enerji kaynakları gibi tüm bu stratejik konular Arap dünyasıyla ilişkilerimizden ayrılamaz. Bu nedenle Ortadoğu, Avrupalıların sürdürülebilir stratejik ilgisini gerektiriyor ve bahsettiğimiz sorunların çoğunun orada olduğu düşünülürse, Suriye burada belirleyici bir faktör olmaya devam ediyor.

“Arap ülkeleri, Arap Birliği'nin benimsediği yaklaşım konusunda birbirleriyle tam olarak aynı fikirde değiller. Ancak, her ülkede farklılık gösteren bu ilişkilerin doğasına halel getirmeksizin, Şam ile ilişkilerin yeniden kurulmasına çoğunluk tarafından karar verildi.”

Arap ülkeleriyle Suriye konusunda hangi temelde diyalog kurulmalı? Temel farklılıklarına rağmen, Avrupalılar ve Arap ortakları belirli ilkeler üzerinde anlaşmaya varabilirler. Farklılıklarına rağmen hem Avrupalılar hem de Arap ortakları, Suriye'de siyasi bir çözüme duyulan ihtiyacı vurgulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararına olan bağlılıklarını şimdiden yeniden teyit ettiler. Suriye toplumu tarafından formüle edilen ilkelere güvenerek veya temsilcilerinden oluşan büyük bir grubu transfer ederek daha da ileri gidebilirler. Burada ‘Suriyelilerin Bir Arada Yaşaması İçin Davranış Kuralları’nı kastediyoruz.

Suriyelilerin Bir Arada Yaşaması için Davranış Kuralları, 2017 sonbaharında Berlin'de imzalanan ve başta Aleviler ve Sünniler olmak üzere çeşitli Suriye mezheplerinin temsilcileri tarafından Ocak 2018'de açıklanan anayasa üstü bir belgedir. Bu belge on bir basit ve anlaşılması kolay madde içermektedir. Uluslararası basın tarafından sık sık alıntılanan bu tüzüğün en öne çıkan hükümlerinden biri, Suriye krizinde ‘kazanan veya kaybeden yoktur’ hükmüdür. Bu, Suriye halkının kaybeden olduğu ve toplumdaki hiçbir grubun açık ya da zımnen kendisini galip görme hakkına sahip olmadığı anlamına gelir.

Diğer ilkeler ise şunlar: İşlenmiş suçlar için bireysel hesap verebilirlik, mültecilerin ve ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin geri dönme hakkı, mülklerin restorasyonu ve el konulan malların iade edilmesi, mahkumların, kayıp kişilerin ve mağdurların akıbetinin gün yüzüne çıkarılması, Suriye toplumu içindeki dini, etnik ve kültürel çeşitliliğin kabul edilmesi.

Bu belgeyi benzersiz kılan, ortaya çıkış koşulları ve ilk imzalayanların kimliğidir. Suriye halkının çeşitli bileşenlerinden toplum liderleri, aşiret liderleri, eski yetkililer ve aydınlar, yeni bir toplumsal sözleşmenin temellerini müzakere etmek için yurtdışında gizlice bir araya geldi. İmzacılar arasında, bu yıl vefat eden Bayan Basma Kodmani gibi Fransız mandasına karşı ilk bağımsızlık hareketi olan Ulusal Blok hareketinin bir parçası olan ailelere mensup üyeler de var. Bununla birlikte, tüzüğü imzalayanlar herhangi bir demokratik yetki veya meşruiyet iddiasında bulunmuyorlar. Çünkü Suriye'deki kritik durum, onların Suriyeli hemşerileri adına hareket etmelerine izin verdi.

Suriye Tüzüğü Konseyi, bu çalışmalardan doğan bir harekettir ve bugün tüm çeşitliliğiyle Suriye toplumunun sesini yükseltmek için bir platformu temsil etmektedir. Üyelerinin ayrıca Körfez ülkeleri, Levant ve Avrupa'daki karar vericilerle de iyi ilişkileri bulunuyor. Konsey, oturumlarında ülkenin geleceği ve Suriye toplumunun onu şekillendirmede oynayabileceği rol hakkında sakin, açık ve siyasi olarak sınırsız tartışmalar yürütüyor.

“Farklılıklarına rağmen hem Avrupalılar hem de Arap ortakları, Suriye'de siyasi bir çözüme duyulan ihtiyacı vurgulayan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 2254 sayılı kararına olan bağlılıklarını şimdiden yeniden teyit ettiler.”

Suriye Tüzüğü Konseyi üyeleri arasındaki siyasi farklılıklara rağmen, bazıları erken devrimciler, bazıları pragmatik ‘gri’ ve diğerleri Suriye devletinin halk tabanını temsil ediyor. Ancak Suriye krizi kadar derin bir krizi uluslararası siyasetin tek başına çözemeyeceği, ülkenin parçalanmasında önemli rol oynayan toplumun da çözümde önemli rol oynaması gerektiği konusunda anlaştılar.

Suriye Tüzüğü Konseyi açıklamalarında, taahhüdünü yalnızca toplumun -insan düzeyinde ve ötesinde- çıkarının motive ettiği konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmıyor. Şarku’l Avsat’ın Majalla Dergisi’nden çevirdiği analize göre bu amaca ulaşmak için gerekli araçları yabancı güçlere dikte etme iddiasında bulunmuyor. Bunun yerine sadece siyasi aktörlere vaatlerini ve taahhütlerini hatırlatıyor. Bazı güçler yalnızca Suriye ile diplomatik ilişkiler kurmanın Suriye halkının ıstırabını hafifletebileceğine inanırken, diğerleri Suriye'nin yeniden entegrasyonunu stratejik bir hata, hatta tehlikeli bir emsal olarak görebilir. Ancak konsey üyelerinin kesinlikle kişisel görüşleri vardır ve bu konuda katı bir görüş empoze etmeye çalışmazlar.

Suriyelilerin Bir Arada Yaşaması İçin Davranış Kuralları, bize göre esnek bir araç olarak kalırken, Avrupa-Arap iş birliği için ortak bir temel ve etik bir başlangıç ​​noktası sağlıyor. Avrupalı ​​ve Arap güçler ondan ilham alabilir, hatta onu ‘Anayasal Komite’ çerçevesinde BM’nin çabalarını tamamlayan ve onlarla rekabet etmeyen ‘anayasa üstü’ nitelikte bir belge olarak resmen tanıyabilir. Avrupalı ​​ve Arap güçler, Şam'la resmi ilişkilerine ilişkin kararları her ne olursa olsun, bunu bir referans olarak kullanabilir ve Suriyeli liderlerin, Suriyeli erkeklerin ve kadınların yararına olan herhangi bir siyasi eylemi inceleme görevlerini yapmada ısrar edebilirler.

(foto altı) Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Şam sokaklarına asılmış fotoğrafları, Mayıs 2021. (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Şam sokaklarına asılmış fotoğrafları, Mayıs 2021. (Reuters)

“Suriye Tüzüğü Konseyi üyeleri arasındaki siyasi farklılıklara rağmen, Suriye krizi kadar derin bir krizi uluslararası siyasetin tek başına çözemeyeceği, ülkenin parçalanmasında önemli rol oynayan toplumun da çözümde önemli rol oynaması gerektiği konusunda anlaştılar.”

Suriye Tüzüğü Konseyi son yıllarda Avrupa ve Arap ülkeleri tarafından iyi karşılanmanın faydasını gördü. Bu hareket, Suriye krizinin çözümü için güvenilir bir başlangıç ​​noktası oluşturacak kadar bağımsız fikirlere sahip ve Suriye toplumunun önemli bir bölümünü temsil ediyor. Şüphe yok ki Suriye toplumu, bugünkü işgal güçleri ve siyasetçilerin gitmesinden sonra da Suriye'de kalacak. Görünüşe göre Konsey bu gerçeği doğrulamak için ünlü Palmira Tetrabionu’nu bir sembol olarak seçmiş, çünkü bu sembol, Suriye çölünü geçenler için binlerce yıldır bir dönüm noktası ve bir işaret olmuştur.

Suriye toplumuna uluslararası müzakerelerde önemli bir rol ve geçmişte olduğu gibi yalnızca danışma veya sembolik bir rolün ötesine geçerek, gerçek önemini yansıtan uygun bir yer vermenin zamanı geldi. Suriye Tüzüğü Konseyi'nin açıkça belirttiği gibi Suriye toplumu, karşılığında uluslararası topluluğa sunacak değerli bir şeye sahiptir.



Sudan'da çatışmanın iki tarafı arasında ‘İHA’lar savaşı’ patlak verdi

Kuzey Kordofan'ın el-Abyad kentinde İHA saldırısında yaralanan Sudanlılar (Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Abyad kentinde İHA saldırısında yaralanan Sudanlılar (Reuters)
TT

Sudan'da çatışmanın iki tarafı arasında ‘İHA’lar savaşı’ patlak verdi

Kuzey Kordofan'ın el-Abyad kentinde İHA saldırısında yaralanan Sudanlılar (Reuters)
Kuzey Kordofan'ın el-Abyad kentinde İHA saldırısında yaralanan Sudanlılar (Reuters)

Sudan'daki savaş, özellikle her iki tarafın da cumartesi günü, bu ay onlarca sivilin ölümüne neden olan bir dizi saldırıda insansız hava araçlarını düşürdüklerini açıklamasıyla tırmandı.

Alman Basın Ajansı DPA’nın aktardığına göre Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından dün yapılan açıklamada, Güney Kordofan eyaletinin el-Ferşaye bölgesinde Türk yapımı Bayraktar insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğünü belirtildi.

HDK’nın açıklamasında, ‘sivilleri korumaya ve uluslararası hukuk ve normları açıkça ihlal eden, yerleşim bölgelerini, kamu tesislerini ve altyapıyı hedef alan insansız hava araçlarıyla yapılan hava saldırılarına kararlılıkla yanıt vermeye’ yönelik kararlılık vurgulandı.

Uluslararası topluma, bölgesel kuruluşlara ve insan hakları kuruluşlarına bir kez daha “silahsız vatandaşlara karşı işlenen bu sistematik suçları kınamaları ve nüfuslu bölgelere yönelik tekrarlanan saldırıları durdurmak için acil önlemler almaları” çağrısında bulundu.

Bu çağrı, Sudan gazetesi Al-Mashhad'ın saha kaynaklarına dayandırdığı haberinde ‘Sudan ordusunun kara savunma birimlerinin, yerleşim bölgelerini tehdit etmek amacıyla Güney Kordofan eyaletindeki Dilling şehrini hedef alan bir kamikaze İHA’yı durdurup düşürmeyi başardığını’ bildirmesinin ardından yapıldı.

Gazeteye göre edinilen ilk bilgilere göre ‘İHA yüksek hassasiyetle izlendiği ve kontrol altına alındı, şehir içinde herhangi bir insan veya maddi kayıp yaşanmamasının sağladı ve böylece saldırı girişiminin hedefine ulaşmadan engellendi.

Bu gelişme, Güney Kordofan bölgelerine yönelik İHA saldırılarının arttığı, bölgede yaygın hedef alma ve artan güvenlik tehditleri korkusunun yaşandığı bir dönemde yaşanırken Sudan güçlerinin şehirleri ve nüfuslu bölgeleri korumada ek zorluklarla karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Sudan Doktorlar Ağı, Güney Kordofan eyaletinin Dilling kentinde HDK ve Halk Hareketi tarafından düzenlenen bir protesto yürüyüşüne düzenlenen saldırıda bir erkek ve bir kadın iki sivil öldürüldüğünü, onlarca kişinin de yaralandığını duyurdu.

Sudan Doktorlar Ağı tarafından dün yapılan basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“HDK ve Abdulaziz el-Hilu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (SPLM-N) Güney Kordofan eyaletinin Dilling kentindeki Fethurrahman mahallesini hedef alan kamikaze İHA saldırısı düzenledi. Saldırı, sivil hedefleri vurmayı durdurma yönündeki tüm uluslararası çağrıları açıkça ihlal eden, yerleşim bölgelerine ve sivil tesislere yönelik kasıtlı bir saldırıydı. Saldırıda biri kadın ve biri erkek olmak üzere iki sivil hayatını kaybetti, çok sayıda sivil yaralandı.”

Uluslararası topluma, Birleşmiş Milletlere (BM) ve insan hakları örgütlerine yasal ve ahlaki sorumluluklarını üstlenmeleri ve HDK liderlerine Dilling şehrindeki kuşatmayı kaldırmaları için acil baskı uygulamaları çağrısında bulunan Sudan Doktorlar Ağı, adaletin sağlanması ve cezasızlığın önlenmesi için sivilleri hedef almayı derhal durdurmalarını, insani yardıma engelsiz erişim sağlanmasını ve bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermelerini talep etti.

Sudan, Abdulfettah el-Burhan liderliğindeki Sudan ordusu ile eski yardımcısı ve Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki HDK arasında kanlı bir iktidar mücadelesine sahne oluyor.

Savaşan taraflar, çeşitli eyaletlerde sivil altyapı ve nüfusu hedef alan saldırıların tırmanması sonucu düzinelerce sivilin ölüm ve yaralanmasından sorumlu oldukları yönünde birbirlerini suçluyorlar.


Askeri yığınak, Suriye'de çatışmaların yeniden başladığının sinyali

Dün Rakka kırsalındaki Ayn İsa'dan çekildikten sonra SDG tarafından boşaltılan bir tünelde Suriye haritasının önünde duran Suriye hükümeti güçlerinin iki üyesi (AP)
Dün Rakka kırsalındaki Ayn İsa'dan çekildikten sonra SDG tarafından boşaltılan bir tünelde Suriye haritasının önünde duran Suriye hükümeti güçlerinin iki üyesi (AP)
TT

Askeri yığınak, Suriye'de çatışmaların yeniden başladığının sinyali

Dün Rakka kırsalındaki Ayn İsa'dan çekildikten sonra SDG tarafından boşaltılan bir tünelde Suriye haritasının önünde duran Suriye hükümeti güçlerinin iki üyesi (AP)
Dün Rakka kırsalındaki Ayn İsa'dan çekildikten sonra SDG tarafından boşaltılan bir tünelde Suriye haritasının önünde duran Suriye hükümeti güçlerinin iki üyesi (AP)

Suriye’nin kuzey ve doğusundaki cephe hatlarının her iki tarafında askeri yığınakların yapıldığı bir dönemde Şam, Kürtlerin ağırlıkta olduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) salı gecesi ilan edilen ateşkesi dört gün daha uzatma talebinde bulunarak ‘zaman kazanmaya çalışmakla’ suçladı. SDG ise Şam hükümetini ‘savaşa doğru itmekle’ suçlayarak, iki taraf arasında çatışmaların yeniden başlamasına dair endişeleri artırdı.

Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Haseke ilinin geleceğine ilişkin hükümet tarafından yapılan önerilere SDG'den herhangi bir olumlu yanıtın gelmediği belirtildi. Bakanlık, SDG'nin zaman kazanmak için uzatma ve ateşkes talep ettiğini ve devleti zor durumda bırakabileceği inancıyla ateşkesin uzatılmasına ilişkin söylentiler yaymaya çalıştığını kaydetti.

Bakanlık, SDG'nin ateşkese uymaması ve Suriye hükümeti tarafından sunulan önerilere yanıt vermemesinin, kendi saflarındaki bölünmelere atfedilebileceğini belirterek, tüm ağır, hafif ve orta silahların devletin elinde olması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan SDG, yaptığı açıklamada, Suriye hükümet güçlerinin ülkenin en kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde ve Halep'in doğu kırsalındaki Ayn el-Arab (Kobani) bölgesinde askeri yığınak yaptığını ve lojistik hareketlilik gözlemlediğini belirtti. SDG, güçlerinin ateşkes anlaşmasına bağlılığını teyit ederek, Şam'ı ‘ateşkesi bozmak ve siyasi çözümler yerine savaşa doğru itmekle’ suçladı.


Irak’ta Maliki, tüm çekincelere rağmen başbakanlığa aday gösterildi

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki (X)
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki (X)
TT

Irak’ta Maliki, tüm çekincelere rağmen başbakanlığa aday gösterildi

Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki (X)
Eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki (X)

Koordinasyon Çerçevesi dün, eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki'nin başbakanlığa aday gösterildiğini duyurdu. Bu adımın ardından siyasi güçler, çekincelerinin dile getirirken bazı uyarılarda bulundular. Siyasi güçler, ‘ulusal kabulün’ dikkate alınmasını ve istikrarı sağlamada ‘yetersizliklerini kanıtlamış’ önceki deneyimlere geri dönülmemesini talep ettiler.

Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin liderleri dün Bedir Örgütü lideri Hadi el-Amiri’nin ofisinde genişletilmiş bir toplantı düzenlediler ve bu toplantıda siyasi sahnedeki gelişmeleri ve yaklaşan anayasal süreleri tartıştılar.

Koordinasyon Çerçevesi tarafından yayınlanan bir açıklamada, ‘derinlemesine ve kapsamlı tartışmaların’ ardından, katılımcıların çoğunluk oyuyla, siyasi ve idari tecrübesi ve devlet yönetimindeki önceki rolüne dayanarak, en büyük parlamento bloğunun adayı olarak Maliki’yi başbakanlık için aday göstermeye karar verdikleri belirtildi.

Açıklamada, çerçevenin anayasal sürece tam bağlılığı ve çeşitli ulusal güçlerle işbirliği yaparak, zorluklarla başa çıkabilecek, hizmet sunabilecek ve Irak'ın güvenliğini ve birliğini koruyabilecek ‘güçlü ve etkili bir hükümet’ kurma konusundaki kararlılığı teyit edildi ve Temsilciler Meclisi'nden anayasal takvim içinde cumhurbaşkanı seçimine ayrılmış oturumu yapması çağrısında bulunuldu.

Siyasi çekinceler

Öte yandan Iraklı Sünnilerin çatı oluşumu Ulusal Siyasi Konsey, Koordinasyon Çerçevesi liderlerine başbakan adaylarını seçerken ‘tarihi sorumluluklarını’ üstlenmeleri çağrısında bulundu.

Ulusal Siyasi Konsey tarafından yapılan açıklamada, Irak'ta etkileri hala belirgin olan güvenlik, siyasi ve ekonomik krizlerle bağlantılı siyasi deneyimlerin tekrar kullanılmasının tehlikelerine karşı uyarıda bulundu.

efvev
Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin toplantılarından bir kare (INA)

Konsey yaptığı açıklamada, Irak’ın içinde bulunduğu hassas dönemin, ülkenin ve halkın çıkarlarını diğer tüm hususların üzerinde tutan ulusal kararlar alınmasını gerektirdiğini belirtti.

Özellikle savaş ve terör sebebiyle ağır darbe alan illerde, görev süreleri ciddi güvenlik başarısızlıklarıyla damgalanan isimlerin yeniden ortaya çıkması konusunda yaygın bir endişe olduğunun altı çizilen açıklamaya göre bu başarısızlıklar, terör örgütlerinin ülkenin geniş bölgelerini kontrol altına almasına, milyonlarca vatandaşın yerinden edilmesine ve şehirlerin tamamen yıkılmasına yol açtı.

Açıklamada, söz konusu dönemde Irak'ın bölgesel ve uluslararası ilişkilerinde komplikasyonlar yaşandığı, yatırım ve ekonomik kalkınma fırsatlarında düşüş olduğu, ayrıca kayıp ve saklananlar sorunu da dahil olmak üzere insani sorunların adil çözümler bulunamadan devam ettiği kaydedildi.

Bu tutumların ‘mezhepçi nedenlere dayalı olmadığını’ vurgulayan Ulusal Siyasi Konsey, Necef'teki en yüksek dini otorite ve diğer dini otoritelerin değişim, krizleri yönetebilecek liderlerin seçilmesi, ulusal ortaklığın güçlendirilmesi ve sosyal barışın korunması yönündeki çağrılarını hatırlattı.

Yolsuzlukla mücadele, yeniden yapılanma ve kurumlar ve hukuk devletinin inşasını önceliklerinin en üstüne koyacak, uzlaşmacı ve dışlayıcı olmayan bir ismin seçilmesi çağrısı yapılan açıklamada, önceki deneyimlere geri dönülmesinin bölünmeleri derinleştirebileceği ve halkın siyasi sürece olan güvenini zayıflatabileceği uyarısında bulunuldu.