Mısır ile İsrail arasındaki sınır olayı geçici mi, yoksa planlı mı?

Bir Mısır askeri, İsrail unsurlarını hedef aldı. Gelecek dönemde Mısır-Ürdün sınırında benzer operasyonların yaşanması bekleniyor

İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP
İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP
TT

Mısır ile İsrail arasındaki sınır olayı geçici mi, yoksa planlı mı?

İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP
İsrail'in ilgisi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi / Fotoğraf: AFP

Tarık Fehmi 

Mısır-İsrail sınırında 4 Haziran'da  yaşananlara ilişkin, "izin verme, üzerini örtme ve yayımlama" konusunda Mısır ve İsrail açıklamaları ve bu açıklamalara dair İsrail medyasının yaptığı açıklamalardan hareketle, neler olduğunu anlatabilecek birkaç önemli gerçek ve gelişme var.

4 Haziran'da meydana gelen sınır olayı, İslami Cihad ve Hamas hareketlerinden iki heyetin Kahire'de kabulüyle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

İsrail medyası, yaşananları genel meseleler ve gelişmeler olarak nitelendirirken, ziyaretin sınırlarda yaşananlarla bağlantısı olmayabileceğini açıkladı. 

İlk açıklamalar

Bu tür acil durumlarda mesele, iki ülke arasındaki barış antlaşmasından bu yana uzlaşı sağlanan Daimî İrtibat Komitesi uyarınca derhal Mısır ve İsrail tarafları arasındaki Doğrudan İrtibat Komitesi'ne taşındı.

İlgili komite, olup bitenleri araştırma, inceleme ve analiz etme, olayı çevreleyen tüm koşulları ve tüm senaryoları nasıl ele alacağını inceleme özgürlüğüne sahip.

Yaşananlarla başa çıkmak için bilinen mekanizmalar var. Barış antlaşması, imzalanmasından bu yana uygulanma aşamalarında her iki tarafın da istekli olduğu ilkeler belirlediği için komitenin tavsiyeleri, iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrarı için kontrolleri ve standartları dikkate alan güvenlik ve siyasi bağlamlarda gerçekleşir.

Bu durum, İsrail'in olanlara verdiği 'resmi' tepkilerde ve iki ülke arasındaki barışın istikrarının teyidinde açıkça görülüyor. 

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun açıklamaları da bunu doğruluyor. Ayrıca Genelkurmay başkanları ve Milli Savunma Bakanı da bu yönde açıklamalarda bulundu.

Öte yandan bazı eski askeri liderler, hükümeti ortak sınırları yönetmekte başarısız olmakla ve eğitimsiz bir grup için geniş sınır noktaları bırakmakla suçlayarak büyük eleştiriler almıştı.

İsrail'in bu eleştirileri, sınırın ihlal edildiğini gören bazı eski askerler açısından olağan şeyler. İsrail sınırları boyunca alınan önlemler çerçevesinde ise bu durum normal değil.

Ancak ilerleyen dönemde Mısır-Ürdün sınırının da benzer duruma bir sahne olabileceği beklentisiyle öyle görünüyor ki tüm ilgi, Mısır ve Ürdün ile olan güvenli ve istikrarlı sınırları hesaba katarak kuzey ve Gazze Şeridi arasındaki sınırlara yöneldi.

Özellikle olay İsrail büyük manevralar gerçekleştirirken ve 'ölümcül yumruk' olarak anılan iki haftalık bir süre içerisinde gerçekleştiği için yaşanan durum, İsrail açısından üzücü. 

Olayın 'ölümcül yumruk' ile aynı zamana denk gelmesi, İsrail'in maruz kaldığı tehlikeli güvenlik açıklarını ortaya koyuyor.

Bu da ilgili tarafları, mutlak güvenlikten ve benzeri görülmemiş önlemlerden bahseden mevcut güvenlik önlemlerini yeniden gözden geçirmeye itiyor. 

Mısır ile sınırda yaşanan olay, güney bölge komutanlığı ve 80. Tümen'e bağlı güvenlik ve askeri takviye çağrısı çerçevesinde şüphesiz İsrail'in ortaya koyduğu tek taraflı tedbirlerle ilerleme ihtiyacına dikkat çekecektir.

İsrail'in, sınır bölgelerini yönetmesi için Golani Tugayı olarak bilinen elit tugayı sevk etmesi muhtemel.

Aynı şekilde Tel Aviv, ortak sınırların derinliklerinde, özellikle kuzey ve güney yönlerinde de çalışmak üzere özel operasyon birimlerinin dağıtılması ve kurulmasına ilişkin olarak alınan bir dizi önlemi de yeniden gözden geçirecek.

İsrail ilişkileri

İsrail'in olaya tepkisi, Başbakan Netanyahu'nun özellikle de 'Şin Bet' ve 'Aman' istihbarat birimleri olmak üzere oluşum liderleri ve teşkilatlarının başkanlarının yanı sıra İsrail Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve Operasyon Komutanlığı ile bir dizi toplantı yapması şeklinde geldi. 

Toplantılar dizisi, olup bitenlerin öncelikle olayın doğasıyla değil, daha çok tekrarlanma korkusuyla ilgili olduğunu gösteriyor.

Bu da Mısır'la olan sınırların on yıllık istikrarın ardından ardına kadar açılmış olmasıyla ilgili olmadığı ve İsrail'in önlemlerinin başarısız olduğu anlamına geliyor. 

Barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana Mısır-İsrail sınırında, ünlü Süleyman Hater olayı dışında herhangi bir çatışma veya herhangi bir müdahale yaşanmadı.

Bu durum, iki ülkenin yetkilileri tarafından defalarca dile getirildi. Ancak İsrail'de yaşananlar çerçevesinde şunlar sorulabilir;

Yaşananlar planlanmış mıydı? Mesele, soğukkanlılıkla ve ortak etkileşim kanallarıyla ele alınabilecek geçici bir olayın ötesinde mi, yoksa başka mesajlar mı taşıyor?

Özellikle de olayın meydana geldiği bölgenin bir 'ateş bölgesi' olması ve 'İsrail askerlerinin öldürülmesinden bağımsız olarak tehlikesi göz önünde bulundurulması gereken' bir sınır karakolu olması nedeniyle İsrail tarafından yapılan soruşturmalar, yaşananları izleme ve öğrenme eğilimindedir.

İsrail tarafının 'askerin keskin nişancı olduğu, İsrail unsurlarını ustaca hedef alabildiği ve İsrail sınırına geçebildiği' yönündeki açıklamaları doğru olamaz.

Olay, Mısır'ın açıklamasına göre kaçakçıların takibi ve fiilen kovuşturulmasıyla bağlantılı. 

Mısır'ın doğrudan konumunu hedef alan olayla ilgili renkli haberlere göre Mısır devletinin olaya gösterdiği ilgilinin bir göstergesi olarak Mısır Savunma Bakanı, İsrailli mevkidaşı ile bir araya geldi. İki yetkili, Kahire ve Tel Aviv arasındaki ilişkilere değindi. 

Yeni bir Süleyman Hater mi?

Olayı, İsrail'in 'yeni bir Süleyman Hater olayı' nitelendirmesiyle ilişkilendirdiğimizde bu, Mısır'ın, her koşulda olayı yorumlamada samimiyetsiz olduğunu ortaya koyuyor.

Mısırlı bir asker olan Süleyman Hater, IŞİD ya da El-Kaide ideolojisinden etkilenmişti ve belirli dini eğilimlere sahipti. 

Dolayısıyla İsrail soruşturmasının sonuçları, İsrail'in Mısır'a değil, sınırlara, hatta Ürdün ve kuzey bölgesine ilişkin önemli bir ihmali olduğunu gösterecektir.

İsrail'in olabileceklerle yüzleşmek için gerçek ve etkili bir stratejiye ihtiyacı var. Bu ihtiyaç da İsrail'i sınırları yeniden güçlendirmeye sevk edecektir.

Knesset'in birkaç gün önce İsrail sınırlarını korumak için önlemler talep etmesi dikkat çekici bir durum.

Bu, bütçenin yakın zamanda yürürlüğe koyulmasına rağmen, hükümeti gerekli kaynakları yönlendirmek için acele etmeye itecektir.

Ayrıca bu mesele de İsrail'de, istikrarsız sınırları güvence altına almak için eğitim ve sağlık tahsislerinin bir kısmını kesintiye uğratmak isteyenler arasında devam eden bir tartışmadır. 

İsrail sınırlarının bölgesel komşularıyla hedef haline gelmesi sonrasında Tel Aviv, yeni anlaşmalar yapmak zorunda kaldı.

Ayrıca bu zorunluluk, güvenlik sistemi ve Mısır ve Ürdün ile stratejik ilişkiler de dahil olmak üzere mevcut güvenlik ve stratejik politikalarının yeniden gözden geçirilmesiyle de baş gösterdi. 

Genelkurmay içindeki bir hareket, iki ülke arasındaki barış anlaşmasında öngörülenler dışında Mısır güçlerinin girişi ve varlığına ilişkin İsrail kararlarının gözden geçirilmesi çağrısı yaptı.

Söz konusu çağrı, iki ülke arasında imzalanan güvenlik protokolünü etkileyen bir durum. 

Bir yanda Mısır ve İsrail, diğer yanda İsrail ve Ürdün arasında ortak güvenlik ve stratejik iş birliği dosyasının da açılması bekleniyor.

Gazze Şeridi ve Batı Şeria ile çatışmaların İsrail'i on yıldır istikrarlı olan cephelerden alıkoymaması gerektiği de belirtiliyor.

İşler farklı bağlamlarda ilerliyor ve ilerleyen dönemde gerçek güvenlik ve stratejik incelemelere ihtiyaç var.

Son notlar

Yaşananların tanımı, güvenlik ve stratejik koşullarının belirlenmesi nasıl olursa olsun İsrail- Mısır sınırı, (İsrail algısına ve soruşturmaların ortaya koyduklarına göre) mevcut ve beklenen politikaların gözden geçirilmesini gerektiren bir ateş hattı haline geldi.

Kahire ile Tel Aviv arasındaki tarihi ilişkiler çerçevesinde ilişkilerin yakınlaşması muhtemel.

Özellikle asi İsrail kamuoyunun karşısında iki ülkenin, yaşananların sonuçlarını onarma eğilimine girmesi, Başbakanı 'Mısır ve Ürdün'ün güvenlik düzeyindeki bazı taleplerini durdurma olasılığı çerçevesinde yaşananlara' yatırım yapmaya sevk edecek.

Bu nedenle bundan sonra gündemde, bazı mevcut pozisyonları ve yönleri gözden geçirme meselesi söz konusu olacaktır.

Ayrıca muhalefetin hükümete ve başkanına yönelttiği suçlamalara rağmen durum, Yair Lapid'i üst düzey güvenlik toplantılarına dahil ederek muhalefeti ve liderini olayın içine çekmeye çalışan hükümete, 'alışılmadık bir önlemle birleşik pozisyonlar oluşturması' için hizmet edebilir.

Bu da olayları tüm mevcut ve beklenen gelişmeleriyle ele alarak, doğal bir mesele gibi sunulabilecek sonuçlar örgüsüyle, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun Mısır'a yönelik diğer politikalarını harekete geçirebilir.

Independent Arabia



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.