Lübnan plajları sadece zenginlere ve turistlere açık

Beyrut Havalimanı’na günlük 15 bin turistin gelmesi bekleniyor.

Lübnan’ın güneyindeki Ghazieh halk plajı, zengin olmayanların girebildiği nadir plajlardan biri. (Şarku’l Avsat)
Lübnan’ın güneyindeki Ghazieh halk plajı, zengin olmayanların girebildiği nadir plajlardan biri. (Şarku’l Avsat)
TT

Lübnan plajları sadece zenginlere ve turistlere açık

Lübnan’ın güneyindeki Ghazieh halk plajı, zengin olmayanların girebildiği nadir plajlardan biri. (Şarku’l Avsat)
Lübnan’ın güneyindeki Ghazieh halk plajı, zengin olmayanların girebildiği nadir plajlardan biri. (Şarku’l Avsat)

Lübnan’da bu yıl halkın büyük bir kısmı plajlara gidemeyecek gibi görünüyor. Sektör çalışanlarından bazıları, plajlara ve deniz tatil yerlerine giriş biletlerinin ABD doları üzerinden satılması ve fiyatların yüksek olması nedeniyle denizlerin sadece zenginler için olduğunu belirtti.

 

Yaz mevsiminde ülkede ikamet eden ve yurt dışına seyahat etme imkanı olmayan Lübnanlılar için tek rahatlama yolu plajlardı. Ancak bu yıl plajlara girişte oldukça yüksek fiyatlar istenmesi göz önüne alındığında, artık bunu yapmaları da zorlaştı.

Ailesini plajlara götüremeyen Rabi “Monte Carlo'da mıyız?” diye sorarak giriş biletlerinin dolar cinsinden fiyatlandırılmasına tepki gösterdi. Rabi açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Lübnan’daki deniz, kıyafet, gıda ürünleri, araba parçaları gibi ithal değil. Az sayıda ücretsiz plaj var. Onlar da kirlilik veya hijyen sıkıntısı nedeniyle çocukların girmesi için uygun değil. Bunun yanı sıra plajlardaki su ve yiyecek, yabancı ülkelerle karşılaştırılabilir fiyatlara ulaştı.”

İşletmeciler dolar üzerinden fiyatlandırmanın nedeninin malların ithal olmasına bağlıyor. Tesis sahipleri, havuz temizleyicilerinden elektriğe ve çalışanların maaşlarına kadar tüm hizmetlerin fiyatlarının artık dolar cinsinden olduğunu, bunun da tatil yerlerine giriş fiyatlarının yükseltilmesi için ek bir neden olduğunu belirtti. Sahillerdeki ihlaller nedeniyle herkese açık olan, kullanılabilecek halk plajlarının az olması sebebiyle dört kişilik bir ailenin giriş masrafı artık asgari ücretle çalışan bir ailenin aylık gelirine yakın bir seviyeye yükseldi.

Genç mühendis Saad, tatil yerlerindeki fiyatların durumunu denetimin olmamasına bağladı. Saad, “Zorluklar içerisinde yaşıyoruz” diyerek turizm merkezlerine giriş ücretlerinin varlığından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Bir diğer vatandaş Elyan da turizm merkezlerine giriş ücretlerinin varlığından rahatsızlık duyduğunu kaydetti. Elyan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Yabancı ülkelerde ve yazlık olarak bilinen yerlerde böyle bir şey yokken Lübnan’daki turizm beldeleri plajların tüm Lübnanlılara ait olduğunu unutuyor. Hafta içi 15 ve 20 dolardan az olmayan sahildeki tatil köylerine giriş ücreti, hafta sonunda 40 ile 30 dolar arasında değişiyor bu da maaşını halen Lübnan lirası ile kazanan ortalama bir vatandaş için sahile gitmeyi imkansız hale getiriyor.”

Şarkul Avsat, Lübnan sahillerinde yaptığı araştırmada Beyrut’ta fiyatların kişi başı 15 ila 40 dolar, kuzeyde yer alan tatil köylerinde giriş ücretinin 10 ila 20 dolar, güneydeki fiyatların ise hafta ortasında 16 ila 40 dolar arasında değiştiğini gözlemledi.

Aile babası Muhammed de söz konusu pahalılığa dikkat çekti:

 “Karım ve iki erkek çocuğumla sahilde bir gün geçirmek için gereken para, küçük bir hesapla, yiyecek ve içecek harici sadece giriş için 120 dolar olacak. Bütün yiyecek ve içeceklerin fiyatları dolar üzerinden. Çocuklar öğle yemeği yemek isterse ne yapacağız? Almayacak mıyız?”

Tatil yeri sahipleri ise bu fiyatların normal olduğunu savunuyor. Bir sahil tesisi sahibi, ‘tesisinin sağladığı hizmetler, lüks yemekler ve hizmet kalitesi nedeniyle tatil yeri beş yıldızlı olduğunu, ayrıca dolar cinsinden fiyatların yüksek olmadığını’ vurguladığı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Plajlara giriş ücretleri bu yıl, tesisin veya havuzun sunduğu hizmetler, temizlik, konum ve tesisin puanı başta olmak üzere birçok faktöre göre değişiyor. Elektrik, mazot ve su dolarla fiyatlandırılıyor.”

Tesis sahibi, hizmetlerinden yerel halktan çok gurbetçilerin ve maaşlarını dolar olarak alanların yararlanabildiğini ise inkar etmedi.

Diğer yandan Lübnan, bu sezonda çok sayıda ziyaretçi ve turist ile günde 15 bin kişinin gelmesini bekliyor.

Lübnan’daki Turizm Sendikaları Federasyonu Başkanı ve Ulusal Turizm Konseyi başkanı Pierre Aşkar, ülkeye gelenlerin çoğunun Lübnanlı gurbetçilerden olduğunu belirtti. “Bu yaz, özellikle 450 bin Lübnanlının yaşadığı Arap ülkeleri ve 250 bin Lübnanlının yaşadığı Afrika’nın yanı sıra Lübnanlıların sayısının 200 bin civarında olduğu Kıbrıs, Türkiye, Fransa ve Yunanistan’dan büyük gruplar gelecek” dedi.

Aşkar, otel, kafe ve tatil köylerinde şu an rezervasyonların tamamlanmadığını ancak geçen yıla göre yüzdelerinin çok yüksek olacağını söyledi. Doluluk oranının yüzde 100’e ulaşmasını beklediğini belirtti.

Aşkar Avrupalı Avrupa ülkelerinden rezervasyonlar alındığını söylediği açıklamasının devamında ayrıca ‘Meksika, Venezuela ve Brezilya’daki büyük Lübnanlı gurbetçi grupların da bu yaz ülkeyi ziyaret etmek için yer ayırttığını’ kaydetti.

Her bütçeye ve her kesime hitap eden ücretler olduğunu belirten Aşkar  ‘restoran ve otellerde sadece yüksek değil, makul fiyatların da bulunduğunu söyledi. Ayrıca popüler olan oteller ve misafirhanelerde rezervasyon için dijital uygulama seçeneklerin de yer aldığı bilgisini paylaştı.



SDG Halep'ten ayrılmayı reddediyor

Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
TT

SDG Halep'ten ayrılmayı reddediyor

Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)
Suriye İçişleri Bakanlığı'na bağlı güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çatışmaların ardından kontrolünü ele geçirdikleri Eşrefiye mahallesinde devriye geziyor... Halep, 9 Ocak 2026 (Reuters)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) bugün yaptıkları açıklamada, yetkililerin ateşkes kapsamında saatler içinde tahliye edileceklerini duyurmasına rağmen Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinden çekilmeyi reddettiklerini bildirdi. Söz konusu ateşkes, günler süren kanlı çatışmaların ardından sağlanmıştı.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye Halk Meclisi tarafından yayımlanan açıklamada, “Şam hükümeti güçlerinin halkımıza ve güvenlik güçlerimize yaptığı çağrı bir teslimiyet çağrısıdır. Ancak bu mahallelerdeki halkımız, yaşadığı yerlerde kalma ve onları savunma konusunda kararlıdır” denildi. Açıklamada ayrıca, “Mahallelerimizde kalma ve onları savunma yönünde kararımızı aldık” ifadesine yer verildi.

ı8
Suriye'nin kuzeyindeki Halep şehrinde, Şeyh Maksud mahallesine girmek ve SDG milislerini iki bölgeden tahliye etmek için sıraya giren otobüsler, 9 Ocak 2026... (AFP)

Halep’teki yerel yetkililer bugün erken saatlerde yaptıkları açıklamada, kentte kuşatma altında bulunan SDG  milislerinin saatler içinde Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelere nakledileceğini duyurmuştu.

Halep Valiliği Basın Müdürlüğü tarafından yayımlanan açıklamada, ‘Savunma Bakanlığı’nın günler süren kanlı çatışmaların ardından ateşkes ilan etmesinin akabinde, önümüzdeki saatlerde SDG unsurlarının hafif bireysel silahlarıyla birlikte Fırat’ın doğusuna nakledileceği’ belirtildi. Açıklamada, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde Kürt güçleri ile hükümet güçleri arasında yaşanan çatışmaların binlerce sivili yerinden ettiği kaydedildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise bugün şafak vakti yayımladığı açıklamada, ateşkesin gece yarısından sonra saat 03.00’te yürürlüğe girdiğini bildirdi. Açıklamada, mahallelerdeki silahlı gruplardan ateşkesin başlamasından itibaren cuma sabahı saat 09.00’a kadar bölgeyi terk etmeleri istendi. Bakanlık, silahlı unsurların yalnızca hafif bireysel silahlarını yanlarına alarak ayrılabileceklerini belirterek, Suriye ordusunun ‘kendilerine eşlik etmeyi ve ülkenin kuzeydoğusundaki bölgelere güvenli şekilde ulaşmalarını sağlamayı taahhüt ettiğini’ duyurdu.

dfrgthy
Suriye iç güvenlik güçleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile şiddetli çatışmaların ardından 8 Ocak 2026 günü geç saatlerde Halep'in Eşrefiye mahallesine girerken sokakları güven altına alıyor. (AFP)

Yetkililer, söz konusu adımın ‘bu mahallelerdeki askerî durumu sona erdirmeyi, hukukun ve resmî kurumların yeniden tesis edilmesini sağlamayı, ayrıca evlerinden zorla ayrılmak zorunda kalan sivillerin geri dönerek güven ve istikrar ortamında normal hayatlarına dönmelerine imkân tanımayı’ amaçladığını açıkladı.

Açıklamada, herkesin güvenliğinin sağlanması ve sahada herhangi bir sürtüşmenin önlenmesi için belirlenen süreye titizlikle uyulması çağrısında bulunulurken, silahlı grupların mahallelerden Suriye’nin kuzeydoğusuna çıkışının, iç güvenlik güçleri ile Suriye ordusundaki operasyonlar biriminin koordinasyonunda düzenleneceği bildirildi.

Öte yandan Suriye ordusuna bağlı birliklerin, açıklamadan saatler önce Halep’te SDG’nin kontrolünde bulunan mahallelerden biri olan Eşrefiye’nin büyük bölümünde kontrolü sağladığı belirtildi. Suriye İçişleri Bakanlığı Sözcüsü, Eşrefiye mahallesinin “güvenli hale geldiğini, diğer eksenlerde de ilerlemenin sürdüğünü” söyledi. Sözcü ayrıca, SDG güçlerinin evleri ve iş yerlerini mayınladığını belirterek, bakanlık birliklerinin Eşrefiye mahallesini mayınlardan arındırmak için çalışmalar yürüttüğünü ifade etti.


Suriye ve Rusya yakınlaşırken neler oluyor?

Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
TT

Suriye ve Rusya yakınlaşırken neler oluyor?

Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)
Putin'in geçtiğimiz ekim ayında Şara ile yaptığı görüşme, Suriye'deki siyasi değişimin ilişkilerin yeniden kurulmasını engellemeyeceğini gösterdi (AFP)

Mustafa Rustem

Akdeniz’in sıcak sularında kalma hayali Rusları cezbetmeye devam ediyor. Suriye'de neredeyse on yıldır süren çatışmalardan sonra, Şam'ın Moskova'ya karşı tutumu Suriyelileri şaşkına çevirdi. Zira durum yeni Şam yönetimi ile Kremlin arasında beklenmedik ve sorunsuz bir yakınlaşmaya dönüştü. Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ardından yaşanan bu ani değişim, Rusya'nın rolünün geri dönüşüne işaret etse de bunun bazı sınırları var.

Yeni sahnenin düzenlenmesi

Karar verme sürecinde her zamanki titizliğini gösteren Kremlin, Suriye'nin coğrafi ve zamansal boyutunda hamleler yaparken, Kasiyun Sarayı'nın ev sahibi yeni uluslararası ittifaklar kurma arzusuyla hareket ediyor. Dış politika ise Kremlin'e ve Beyaz Saray'a giden yolda döşenen mayınları etkisiz hale getiriyor. Suriye gemisi, iç sahadaki gelişmelere (çatışmalar, mezhepçilik ve iç savaş) kayıtsız kalarak yoluna devam ederken, gücün dışarıdan geldiği ilkesine göre dış ilişkilerin yeniden kurulmasına odaklanıyor.

Rusya, 8 Aralık 2024 tarihinden sonraki ilk aylarda, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in Moskova'ya kaçtığı dönemde olduğu gibi gözlem yapmakla yetinmeyerek, sahnenin ön saflarında yer alıyor. Enerji, ulaştırma ve liman sektörlerindeki yatırım şirketleri aracılığıyla Suriye sahnesine geri dönüşünü müjdelemeye hazırlanan Rusya, ayrıca, eski rejimle olan sözleşmelerini yürürlükte tutuyor ve askeri üslerini yeniden inşa platformlarına dönüştürerek, yeni Suriye yönetimi ile ortaklaşa yönetiyor.

dfvgth
Kuneytra'nın güneyindeki Ebu Diyab Askeri Üssü’nde Suriye ve Rusya bayraklarının dalgalandığı bir gözetleme kulesi (AFP)

Suriye'de, savaş sırasında uçak ve füzelerle sivil evleri bombalayan Rusya'nın, yeniden inşa sürecine destek vermeye başlaması büyük şaşkınlık yarattı. Gözlemciler, bunun gerçekleşmesi halinde “garip ve tuhaf” bir dönüşüm olacağını söylüyor. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) eski sözcüsü ve Suriye Milli Kurtuluş Cephesi Başkanı Fahd el-Mısri, Rusya ile ilişkilerin başarılı bir şekilde yeniden kurulmasını, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın komşu ülkeler ve dünya ile sorunları yumuşatmayı içeren siyasi stratejisine bağlıyor.

Mısri bunun, ulusal çıkarları gözeten, güvenliği ve istikrarı yeniden tesis etmeye yardımcı olan ve Suriye'yi parçalamak ve balkanlaştırmak isteyen diğer yerel ve bölgesel gündemlerin önünü kesen akıllıca bir strateji olduğunu ifade etti.

Suriye-Rusya ilişkileri Esed döneminin bir ürünü değil, bağımsızlıktan bu yana kurulmuş bir ilişkidir. İki ülke önemli stratejik çıkarları paylaşıyor. Rusya önemli bir uluslararası güç ve Güvenlik Konseyi üyesidir ve bölgede askeri varlığı bulunuyor. Mısri, mevcut sahneyi, Moskova'nın ülkede yaşanan değişimi ve bunun sonucunda Esed yönetiminin düşüşünü kolaylaştırmada önemli bir rol oynadığını ve yaygın kaos ve iç savaşa yol açacak bir silahlı çatışmayı önlediğini dikkate alarak böyle özetledi.

Ancak Mısri, iki taraf arasındaki ilişkilerin doğru yönde ilerlediğini ve önemli ekonomik çıkarların yanı sıra, askeri kurumun yeniden yapılandırılması ve Şam'ın sahip olduğu Rus ekipmanlarının onarılması yoluyla bu ilişkileri askeri iş birliği alanlarına dönüştürmenin gerekli olduğunu savundu.

Güçlü konum

Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Amerikan Üniversitesi'nde uluslararası hukuk profesörü olan Amir Fahuri Rusya'nın Suriye'deki varlığını, Batı ile güçlü bir konumdan müzakere etmesini sağlayan etkisine bağlıyor. Suriye'deki varlığı, bölgedeki herhangi bir siyasi veya güvenlik çözümünün Moskova'nın katılımı olmadan gerçekleşemeyeceği anlamına geliyor. Fahuri'ye göre bu askeri ve siyasi yapıların birleşimi, Rusya’ya Ukrayna, NATO ile ilişkiler ve Batı'nın yaptırımları gibi diğer konularda önemli bir pazarlık kozu sağlıyor.

Rusya'nın Suriye'de kalmak istemesinin nedeni ise Fahuri’ye göre askeri üsleri koruma fikrinin ötesine geçiyor, çünkü Moskova için Suriye’nin, Rusya'nın yurtdışındaki başarılı nüfuzunun bir modelini temsil ettiğini söyledi. Fahuri’ye göre burası, Rusya'nın Batı ile bir denge kurmayı başardığı ve müttefiklerini koruyan ve onları terk etmeyen bir güç olarak göründüğü bir arena. Ayrıca, Suriye'deki varlığı, Rusya'nın bölgedeki, özellikle Irak ve Doğu Akdeniz'deki ABD hareketlerini izlemesine ve kısıtlamasına olanak tanıyor.

Fahuri, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Moskova, Suriye'yi bir yük olarak değil, uzun vadeli stratejik bir yatırım olarak görüyor, çünkü karşılığında kalıcı bir nüfuz, Ortadoğu'nun kalbinde askeri varlık, doğal kaynaklar ve Batı'ya baskı uygulamanın bir aracı kazanıyor. Şam ise bu iş birliğini, boğucu uluslararası izolasyon karşısında hayatta kalmanın ve askeri ve siyasi dengesini yeniden kurmanın bir yolu olarak görüyor. Bu karşılıklı denklemle ittifak, bir silah anlaşması olarak değil, öngörülebilir gelecekte kırılması zor olacak bir etki ve iç içe geçmiş çıkarlar ortaklığı olarak devam ediyor.”

Karşılıklı saygı

Rusya ordusu, 2015 yılının eylül ayında Suriye’deki çatışmaya müdahil oldu ve başta Lazkiye'nin batısındaki Cebele kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü’nde olmak üzere ülke genelinde askeri karakollar ve üsler kurdu. Ancak bundan önce, 2011 yılında Suriye'de devrim ve halk ayaklanmasının başlamasıyla rejimi desteklemek için müdahale eden Rusya, Esed rejiminin protestoları bastırmak için aşırı şiddet kullanmasını kınayan tüm uluslararası kararları Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) veto etme hakkını kullanmak yerine, düzenli orduya askeri teçhizat desteği sağlamıştı. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Esed rejimi, müttefikleri Rusya ve İran’ın desteğiyle, ülkenin üçte biri kontrolünden çıktıktan sonra bile iktidarda kalmayı ve devam etmeyi başardı.

Öte yandan iki ülke arasındaki görüşmeler diplomatik kanallar aracılığıyla uzlaşı yönünde ilerliyor. Son olarak, 2024 yılının aralık ayında Savunma Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan askeri ve diplomatik yetkililerden oluşan bir heyet, dikkatli bir yakınlaşma girişimi kapsamında Rusya'yı ziyaret etti ve zaman geçtikçe adımların hızlandığı görüldü.

jukı
Moskova, Suriye'yi bir yük olarak değil, karşılığında kalıcı bir etki elde ettiği için uzun vadeli bir stratejik yatırım olarak görüyor (AFP)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, iki ülke arasında ‘karşılıklı saygıdan’ bahsederek, Rusya'nın vesayetinin sona erdiğini ima etti ancak aynı zamanda Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile düzenlediği ortak basın toplantısında, hükümetinin yabancı yatırımları çekme çabalarını gizlemedi ve bu konuda Rusya'dan yardım istedi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi (RIAC) Program Direktörü Ivan Timofeev, geçtiğimiz ekim ayı ortalarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmenin, Suriye'deki siyasi değişimin bu ilişkilerin yeniden inşası ve geliştirilmesini engellemeyeceğini gösterdiğini, özellikle de Rusya'nın yeniden inşa konusunda sunabileceği çok şey olduğunu belirtti.

Öte yandan uluslararası ilişkiler araştırmacısı Firas Buzan, ‘iki ülke arasındaki ilişkilerin yavaş ama istikrarlı bir şekilde geliştiğini’ değerlendiriyor. Moskova'dan gelen son haberler, Moskova ve Şam'ın Rusya’nın Suriye’deki üsleri konusunda anlaşmaya yakın olduğunu ve Rus şirketi Stroytransgaz’ın iştiraki olan STG'nin Suriye hazinesinin en önemli döviz kaynaklarından biri olan Suriye fosfatına yatırım ve pazarlama çalışmaları yapmak üzere geri dönmesi konusunda anlaşmaya vardığını gösteriyor.

Kıyı şeridi

Suriyeliler, Suriye kıyılarının yeniden patlak verebileceğinden endişe duyuyor ve durumu yatıştırmak ve çözüm bulmak için Rusya'nın rolünü sorguluyor. Bu konuda Mısri, Rusya'nın kıyı bölgelerinin istikrarını sağlama ve Suriye ile bir çözüm bulma konusunda rol oynayacağına ve özellikle Moskova'nın İsrail ile olan güçlü ilişkisi göz önüne alındığında, Suveyda ilindeki durumu kontrol altına almaya yardımcı olacağını düşünüyor.

Siyasi vizyonu çerçevesinde yeni Suriye'nin tüm bölgesel ve uluslararası çatışmaların ve anlaşmazlıkların dışında kalması gerektiğini ve silahların ve sınır ötesi radikalizmin geçiş noktası veya durağı olmaması gerektiğini belirten Mısri, “Dış politika, yapıcı ve olumlu tarafsızlığa dayalı olmalıdır ve Esed rejiminin düşüşünden bu yana gördüğümüz şey, bölge ülkeleri ve dünyadaki ülkelerle ilişkiler de bu siyasi vizyonla tam bir uyumdur” değerlendirmesinde bulundu.

Uluslararası ilişkiler araştırmacısı Buzan, Rusya'nın Suriye'deki istikrarsızlıkla ilgilendiğini düşünmüyor. Aksine Buzan’a göre Rusya, özellikle Suriye'ye uygulanan yaptırımların kaldırılmasının ardından yeniden yapılanma sürecine katılma arzusunda olduğu için Şam'da doğrudan iletişim kurabileceği merkezi bir taraf istiyor. Gözlemciler her halükarda, Moskova ile Şam arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasının esasen Suriye ordusunu silahlandırmaya hizmet ettiğine inanan Buzan, Suriye ordusunun, stratejik silahlarının ve başta hava savunma sistemleri olmak üzere tüm savunma sistemlerinin yaklaşık yüzde 80'inin kullanılamaz hale getirildiğini ve İsrail'in sürekli olarak Suriye’nin hava sahasını ihlal ettiğini hatırlattı.

Türkiye ile birlikte, Rusya ile de silahlanma, eğitim ve uzmanlık konusu gündeme gelebilir. Zira her iki ülkenin Savunma Bakanlıkları, bu konuda karşılıklı ziyaretler gerçekleştiriyor. Ruslar, ekonomik kazançlar karşılığında silahlanma dosyasını enerji, fosfat ve liman sektörlerine yatırım kapılarını açmak için bir araç olarak kullanmaya çalışıyorlar.


Yemen Enformasyon Bakanı: Güney sorunu, salt siyasi manevralardan daha derin bir mesele

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)
TT

Yemen Enformasyon Bakanı: Güney sorunu, salt siyasi manevralardan daha derin bir mesele

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani (SABA)

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani, güney davasının “adil ve gerçek” olduğunu vurgulayarak, bunun “bireylerden daha büyük, kurumlardan daha geniş ve geçici siyasi görevlerden daha derin olduğunu ve devletin zihniyeti, sorumluluk ruhu ve kapıları kapatmak yerine açan diyalog ile yönetilmeyi hak ettiğini” belirtti.

El-Eryani, bugün sosyal medya platformu “X”deki hesabında yaptığı paylaşımda, “Bu açıdan bakıldığında, Riyad'a yapılan davete yanıt veren güneyli liderler ve şahsiyetler, ulusal cesaretin ileri bir modelini sergilediler. Güney Yemen'i ve geleceğini korumanın, dışlama veya görüş ya da kararı tekelleştirmekle değil, kamu yararını önceliklendirmek ve ortaklık kurmakla başladığına dair sağlam inanca dayanarak, rasyonel ve sorumlu bir seçenek olarak diyalog yolunu seçtiler.”

Bakan, “Riyad'a gitmek bir uyumun ifadesi değil, daha çok Suudi Arabistan'ın Yemen'e genel olarak, özellikle de güneyine karşı oynadığı samimi kardeşlik rolüne olan siyasi olgunluğu ve bilinçli güveni yansıtıyor” ifadesini kullandı ve şunları kaydetti: “Bu rol, her zaman insanları bir araya getirmek, adalet ve karşılıklı saygı ruhu içinde sorunları ele alan dengeli yollar oluşturmak üzerine kurulmuştur.”

El-İryani, “yaklaşan diyalogun resmi bir adım veya geçici bir çözüm değil, güney meselesini kapsamlı Yemen siyasi diyaloğunun ana ve gerçek bir parçası haline getirmek, onun kalıcı varlığını ve sürdürülebilir çözümleri sağlamak için temel bir giriş noktası olduğunu, bu diyalogun hakimiyet veya zorla gerçekleri dayatma mantığından uzak olduğunu” vurguladı.

Yemenli bakan şöyle devam etti: “Deneyimler, herhangi bir iç bölünme veya taraflar arası çatışmanın yalnızca İran destekli Husi projesine hizmet ettiğini, devletin yeniden kurulmasını geciktirdiğini ve güney halkının ve tüm Yemenlilerin fedakarlıklarını boşa harcadığını kanıtlamıştır.” Şöyle sürdürdü: “Ayrıca, meseleyi küçümsemek veya temsilini tekelleştirmek, onu zayıflatır ve adalete veya geleceğe hizmet etmez.”

El-İryani konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Güney davası taleplerinde haklıdır ve devletin himayesinde, samimi kardeşlerin desteğiyle ve herkese açık, vatanın dışlama yoluyla değil ortaklık yoluyla inşa edildiğine ve kaosla değil, tüm evlatlarını kucaklayan adil bir devletle korunduğuna inanan bilinçli bir güney iradesiyle ve diyalog yoluyla adil bir çözüme ulaşacaktır.”