Suriye’nin dönüşünün bölgesel ve uluslararası sonuçları

2011’de gösterilerin başlamasından Arap Devletleri Ligi’nin (Arap Birliği) Şam’ın üyeliğini etkinleştirmeye karar vermesine kadar geçen zaman aralığında Arap tutumunun gelişim aşamaları ve sebepleri

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru
TT

Suriye’nin dönüşünün bölgesel ve uluslararası sonuçları

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

Remzi İzzeddin Remzi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Riyad’daki Arap Zirvesi’ne katılması, Suriye’nin doğal Arap ortamına dönüşünün bir ifadesiydi. Suriye’deki istikrarı sağlamak için zorlu çalışma şimdi başlıyor. Bu, çatışan bölgesel ve uluslararası çıkarlar sebebiyle karmaşık bir mesele.

Suriye’nin Arap Birliği’nden çıkış ve sonra geri dönüş yolculuğu, 12 yıl sürdü. Bu, maalesef ki Arap Birliği’nin, üyelerinden birinin karşı karşıya kaldığı bir krizle başa çıkmadaki başarısızlığını temsil eden bir dönemdir. Bundan dolayı Suriye’nin üyeliğinin askıya alınıp daha sonra tekrar etkinleştirilmesinin koşulları ile sebeplerini araştırmak uygun olabilir. Bunu yaparken Arap tutumunun nasıl geliştiğine ışık tutmak da önemlidir.

Arap tutumunun üç aşaması

İlk aşamada (Mart 2011-Şubat 2012) Arap ülkeleri, çatışmayı sonlandırıp siyasi bir çözüme varmak için gösterilen çabalara öncülük etti.

İkinci aşama (Mart 2012-2018) eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Mart 2012’de hem BM hem de Arap Birliği adına bir ortak elçi atamasıyla başladı. Bu aşamada Araplar, girişimden vazgeçerek meseleyi BM, Suriye Dostları Grubu (FSG), Uluslararası Suriye Destek Grubu (ISSG) ve Astana Platformu’na bıraktı.

Üçüncü aşama ise görünürde 2018 yılında, merhum Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim’in Umman Sultanlığı’nı ziyaretiyle başladı. Ancak bunun öncesinde, 2015’ten itibaren Arap başkentlerinde Suriye hükümetiyle ilişkilerin yeniden değerlendirildiğine dair işaretler vardı.

“Suriye’nin Arap Birliği’nden çıkış ve sonra geri dönüş yolculuğu, 12 yıl sürdü. Bu, maalesef ki Arap Birliği’nin, üyelerinden birinin karşı karşıya kaldığı bir krizle başa çıkmadaki başarısızlığını temsil eden bir dönemdir.”

Arap Baharı’nın doruğa çıktığı bir zamana denk gelen ilk aşamada Arap ülkeleri, ateşkes ve siyasi çözüm için baskı yapmaya başladı. Arap Birliği’nin ilk müdahalesi, Ağustos 2011’de, yani krizin patlak vermesinden yaklaşık 6 ay sonra “Arap Girişimi” başlatıp bunu yürütmek için bir eylem planı ortaya koyduğunda başladı. Girişim, diğer meselelerin yanı sıra Arap Birliği Genel Sekreteri’nin Şam’a gönderilmesi, ateşkesin sağlanması, hükümet ile muhalefet arasında temas kurulması, Baas Partisi’nden lider rolünden vazgeçmesinin talep edilmesi ve seçimlere hazırlık için geçici bir ulusal birlik hükümeti oluşturulması için çağrıda bulundu.

Ekim ayında bir bakanlar heyeti, eylem planının uygulanmasını takip etmek için Şam’ı ziyaret etti. Suriye hükümetinin Arap Birliği’nin çabalarına olumlu bir tepki vermemesi üzerine 12 Kasım’da “Suriye’nin Arap Birliği’nin toplantılarına katılımının askıya alınması” yönünde bir karar benimsendi. Askıya alma kararına rağmen çeşitli Arap başkentleri ile Şam arasındaki temaslar devam etti ve nihayetinde Şam, eylem planının uygulanmasını takip edecek Arap gözlemcileri kabul etmeye ikna edildi.

FOTO: Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

24 Kasım’da Arap Birliği Konseyi, Arap Birliği Genel Sekreteri’nden “imzalandıktan sonra Arap ülkelerinden ve Arap insan hakları kuruluşlarından sivil ve asker uzmanları içeren bir heyet kurulup Suriye’de konuşlandırılmasına ilişkin protokol gereği İzleme Heyeti’ni görevini yerine getirmek üzere Suriye’de konuşlandırmasını” talep etti. Birkaç gün sonra 27 Kasım’da Birlik, Suriye’ye yaptırımlar uyguladı. Bu karara rağmen Suriye hükümeti, 19 Aralık’ta protokolü imzaladı. 20 Aralık’ta İzleme Heyeti’nin başkanı olarak tayin edilen Sudanlı Tümgeneral Muhammed ed-Dabi, 24 Aralık’ta Şam’a gitti ve birkaç gün sonra heyetin diğer üyeleri de ona katıldı. Bununla birlikte gözlemciler, Suriye’de beş haftadan fazla kalmadı ve ansızın geri çekildi. Bu daha sonra Arap Birliği Konseyi’nin 12 Şubat 2012 tarihli kararıyla da doğrulandı. Böylece Arap Birliği’nin bağımsız herhangi bir rolü sona erdi ve Suriye krizinin idaresi BM’ye devredildi. Gelişmelerin sırası ve hızı, özellikle de gözlemcilerin aniden geri çekilmesi kararını çevreleyen güdüler ve koşullar, hiç kuşkusuz tartışmalı bir mesele ve hâlâ da farklı yorumlanıyor. Bu yüzden işin aslını anlamak için bir gözden geçirme ve inceleme şart. Ama gözlemcilerin görevine son verilmesini Tümgeneral ed-Dabi’nin önermediği kesin.

Bu dönemde Arap ülkeleri, Suriye’deki gelişmelere karşı farklı tutumlar benimsedi. Bazıları siyasi değişim için “Arap Baharı” akıntısına kapılmak istiyordu. Bazıları da Suriye’yi İran’ın Arap dünyasına yönelik hırslarına karşı koymak için temel bir savaş alanı olarak görüyordu. Bununla birlikte çatışmanın devam etmesinin tam tersi bir sonuca yol açacağını, yani İran’ın Suriye’deki nüfuzunun daha da derinleşeceğini düşünen başka ülkeler de vardı. Hiç şüphesiz daha zayıf kalan bu son görüş, 2018 yılında bir ağırlık kazanarak baskın yönelimi oluşturmaya başladı.

Özetle Arap Birliği kararlarının Arap ülkelerinin tutumunu yansıtması gerekirken gerçekte Suriye meselesinde birleşik bir Arap tutumu yoktu. Bu karışıklığın tezahürleri, Şam’daki Arap diplomatik temsilinin çeşitli biçimlerinde görüldü. Nitekim bazı ülkeler büyükelçiliklerini kapatmayıp farklı düzeylerde temsilciliklerini sürdürdü. Mesela Cezayir, Irak, Sudan ve Filistin, temsilciliğini büyükelçilik düzeyinde sürdürdü. Mısır, temsilciliği maslahatgüzarlık seviyesine indirirken Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle Fas ve Tunus da büyükelçiliklerini kapattı. Ortak bir Arap tutumunun olmaması, Suriye’deki siyasi sürece yönelik Arap çabalarını felce uğrattı.

“12 Kasım’da “Suriye’nin Arap Birliği toplantılarına katılımının askıya alınmasına” karar verildi. Askıya alma kararına rağmen çeşitli Arap başkentleriyle Şam arasındaki temaslar sürdü ve nihayetinde Şam, eylem planının uygulanmasını takip edecek Arap gözlemcileri kabul etmeye ikna edildi”

Ortak bir elçi

Mart 2012’de BM Genel Kurulu’nun Suriye için BM ve Arap Birliği ortak elçilik makamı oluşturmasıyla ikinci aşama (2012-2018) başladı. Bu, Suriye’de bağımsız bir Arap rolünün fiilen sona ermesine yol açtı ve Arap ülkeleri, faaliyetlerini BM, Suriye Dostları Grubu ve Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun çabalarına ortak olarak yürütmekle yetindi. Nihayetinde de siyasi bir çözüm için bireysel veya toplu olarak herhangi bir öneride bulunmaktan kaçındı.

Bu aşamada Araplar gerek ikili gerek BM aracılığıyla insani yardımlar yapmaya, (Suriye Ulusal Konseyi, Devrimci ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonu, Suriye Müzakere Heyeti gibi) farklı tezahürleriyle siyasi muhalefeti desteklemeye ve 2012 yılında Cenevre Bildirisi ile 2015 yılında BM Güvenlik Konseyi 2254 sayılı kararının çağırdığı şekliyle siyasi bir geçiş başlatmaya odaklandı. Bu esnada bazı Arap ülkeleri de Güvenlik Konseyi’nin daha sonra içlerinden birkaçını terör örgütü olarak sınıflandırdığı bazı silahlı muhalif grupları destekledi.

Bu çerçevede eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan, ortak bir elçi atadığında onunla beraber -Arap Birliği tarafından aday gösterilmesine binaen- eski Filistin Dışişleri Bakanı olan yardımcısı Nasır el-Kudve’nin de atandığını hatırlatalım. Ancak Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin askıya alınmasıyla Şam, el-Kudve ile çalışmak istemedi. El-Kudve ayrıca, Fetih Hareketi’nin bir üyesi ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın da yeğeni olup ikisinin de Şam ile ilişkileri yoktu. Bu da Şam’ın el-Kudve ile çalışmaya yönelik itirazını güçlendirdi. El-Kudve’nin Şubat 2014’te sona eren görevi boyunca Suriye hükümeti tarafından hoş karşılanmaması, talihsiz bir durumdu ve Arap Birliği’nin rolünü daha da azalttı.

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

 Şubat 2014’te el-Kudve’nin ve birkaç ay sonra da (Annan’ın halefi) Lahdar İbrahimi’nin istifa etmesiyle Şam, BM ile Arap Birliği’nin ortak elçisini kabul etmeyeceğini, elçinin adının “BM Suriye Özel Temsilcisi” olmasını, ancak yardımcısı Arap Birliği tarafından aday gösterilirse Şam tarafından kabul edileceğini ısrarla belirtti. Bu düzenlemeye dayalı olarak Eylül 2014’te Özel Elçi Yardımcısı olarak ben atandım.

Mart 2019’a kadar devam eden görevim süresince Şam’da bana kapılar iyi bir şekilde açıldı. Nitekim Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim’le birkaç kez ikili görüşme gerçekleştirdim. Bununla birlikte o zamanda Devlet Başkanı ile aramda iletişim kuran kişi Dışişleri Bakan Yardımcısı (mevcut Dışişleri Bakanı) Faysal el-Mikdad’dı. Resmi ve gayri resmi düzeyde de geniş bir ilişkiler ağı oluşturmayı başardım.

Bu, Şam’la yeniden iletişim kurmakla ilgilenen Arap ülkeleri için bir fırsat olabilirdi, ancak ne yazık ki Şam, hiç ilgi göstermedi. Şam, BM’nin arabuluculuk sürecine de gerçek anlamda yardımcı olmadı, zira sürecin hedefinin rejimi değiştirmek olduğuna kanaat getirmişti. Arap ülkeleri, benim gördüğüm hoş karşılamadan ve arabuluculuğun ortak karakterini teyit etmek için Şam’da dokumayı başardığım ilişkilerden istifade etmiş olsaydı elçilik ofisine siyasi çözüm hakkında fikirler sunabilirlerdi. Ancak -bir kez daha- bunu yapmamayı tercih ettiler.

Ben Mart 2019’da ayrılınca ve Arap ülkeleri BM’nin arabuluculuğuna pek ilgi göstermeyince Arap Birliği, benim yerime geçecek bir aday önermedi. Hal böyle olunca BM, elçi yardımcılığı makamına genel sekreterlikten Arap uyruklu üyeler atadı. Bu durum, bu makamdan siyasi herhangi bir rengi kaldırdı ve böylece Özel Elçi Ofisi, Arap Birliği’yle doğrudan bir bağlantıyı kaybetti.

“Şam, BM’nin arabuluculuk sürecine gerçek anlamda yardımcı olmadı, zira sürecin hedefinin rejimi değiştirmek olduğuna inanıyordu”

Üçüncü aşamada ise uluslararası ve bölgesel gelişmelerden ve daha az ölçüde sahadaki gelişmeden etkilenen aşamalı bir süreç yoluyla Suriye’nin Arap sahasına dönüşünün yolu döşendi. Bu dönemde Suriye hükümeti, toprakların çoğunun hâkimiyetini yavaş yavaş ele geçirmeye başladı. Aynı zamanda bölgesel durumların yeniden düzenlenmesi süreci devam ediyordu. Nitekim Katar’ın boykotu sona ermiş ve bir yandan İran ve Türkiye, diğer yandan BAE ve Suudi Arabistan’la yakınlaşma peyda olmuştu. Bunun arka planında ABD’nin bölgeye yönelik ilgisinin azalması vardı.

Aşamalı bir süreç

Ocak 2015’te Suudi Arabistan’ın tutumu değişmeye başladı. Temel hedef hâlâ İran’a karşı koymak iken Şam’daki rejim değişikliği gündemi, arkalara düşmeye başladı. Moskova’nın Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memlük için Temmuz 2015’te Suudi Arabistan’a bir ziyaret ayarlamayı başardığına dair haberler yayılıyordu. Aynı şekilde Memlük’ün birkaç defa Kahire’yi ziyaret ettiği de söyleniyordu.

Suudi Arabistan, -o zamana kadar- Suriye Ulusal Konseyi ve ardından Katar ve Türkiye’nin nüfuzu altındaki Devrimci ve Muhalif Güçler Koalisyonu tarafından temsil edilen Suriye siyasi muhalefetine de daha fazla ilgi göstermeye başladı. Riyad’ın bu bağlamda attığı ilk adım 2254 sayılı kararda çağrısı yapılan Suriye siyasi görüşmelerine katılmak üzere birleşik bir heyet oluşturmak amacıyla Aralık 2015’te bir muhalefet konferansına ev sahipliği yapmak oldu. Konferansta Cenevre görüşmelerinde muhalefeti temsil etmek üzere Riyad merkezli bir Yüksek Müzakereler Heyeti kurulması onaylandı. Ancak muhalefetin etkinliği zamanla azaldıkça Riyad da muhalefeti desteklemeye yönelik ilgisini kaybetmeye başladı.

2018 yılında Arap ülkeleriyle temaslar hızlandı. Merhum Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, mart ayında Umman Sultanlığı’nı ziyaret etti ki bu, 2011’den bu yana ziyaret edilen ilk Arap ülkesiydi.

FOTO: BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid en-Nehyan, Abu Dabi’de Esed’i ağırlarken (Reuters)
BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid en-Nehyan, Abu Dabi’de Esed’i ağırlarken (Reuters)

Bu ziyareti, BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid’in Kasım 2019’daki Şam ziyareti izledi. Bu dönemde resmi ve gayri resmi Suriyeli heyetler, çeşitli Arap ülkelerindeki Arap görüşmelerine katıldı. Aynı şekilde Suriye ve Arap güvenlik teşkilatları arasındaki temaslar da kesilmedi. 2022 Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapan ülke sıfatıyla Cezayir de Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesi için çaba gösterdi, ancak çabaları meyve vermedi.

Bu arada Devlet Başkanı Esed, 2011’den beri ilk defa bir Arap ülkesi ziyareti yapmak üzere Mart 2022’de Abu Dabi’ye gitti. Bunu bir yıl sonra resmi bir ziyaret takip etti.

Bununla birlikte Arap tutumundaki dönüm noktası, Şubat 2023’te yaşanan yıkıcı depremden sonra görüldü. BAE Dışişleri Bakanı, Şam’ı ziyaret eden ilk Arap yetkiliydi. Onun ardından Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükrü bir ziyaret gerçekleştirdi. Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad da daha sonra Kahire, Amman ve Cidde’ye birer ziyarette bulundu.

FOTO: Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükrü, Suriyeli mevkidaşı Faysal el-Mikdad’la Kahire’de görüşürken (Getty Images)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükrü, Suriyeli mevkidaşı Faysal el-Mikdad’la Kahire’de görüşürken (Getty Images)

Bu ziyaretlerin yanı sıra ikisi nisan ayında Cidde’de ve biri mayıs ayında Amman’da olmak üzere peş peşe üç toplantı yapıldı ve bu toplantılarda Suriye Dışişleri Bakanı, birkaç Arap dışişleri bakanıyla bir araya geldi. Suriye Dışişleri Bakanı ile Suudi Dışişleri Bakanı’nın 12 Nisan’da Cidde’de gerçekleştirdiği toplantı, üzerinde anlaşmaya varılan öncelikleri belirleyen ortak bir Suudi Arabistan-Suriye açıklamasıyla sonuçlandı. Söz konusu öncelikler ise şunlar: mültecilerin ve yerinden edilmişlerin geri dönüşü, insani yardımların tüm Suriyelilere ulaşmasının sağlanması, terör ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele, Suriye topraklarının birlik ve selametinin güvence altına alınması ve iki ülke arasındaki konsolosluk ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi.

Bundan kısa bir süre sonra 1 Mayıs’ta Amman’da bir toplantı düzenlendi. Toplantıda özellikle mülteciler ve yerinden edilmişlere ilişkin insani meseleler, sınır güvenliği, terörle mücadele, tüm toprakları üzerinde egemen olması için Suriye hükümetine destek verme ve 2254 sayılı kararın uygulanması doğrultusunda Ürdün’ün önerdiği “adıma karşılık adım” önerisine dayalı olarak siyasi süreci ve yeniden yapılanma faaliyetini başlatma konusundaki öncelikler belirlenerek, Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü için yol haritası içeren bir açıklama yapıldı.

“2018 yılında Arap ülkeleriyle temaslar hızlanmaya başladı. Merhum Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, mart ayında Umman Sultanlığı’nı ziyaret etti ki bu, 2011’den bu yana ziyaret edilen ilk Arap ülkesi oldu”

Üyeliği dondurmanın iptalinden sonra

Bu toplantının ardından, geçen 7 Mayıs’ta Cidde’de Arap Birliği bakanlar düzeyinde istisnai bir toplantı düzenledi. Toplantıda, Amman Bildirgesi’ni teyit eden ve Suriye’nin Arap Birliği toplantılarına katılımını askıya alma kararını iptal eden bir karar benimsendi. Bu, fiilen Suriye’nin Arap Birliği’ne ve Arap kucağına dönüşü anlamına geliyor. Arapların çabaları, Cidde Zirvesi’nde alınan ve Suriye’de çözümün gerçekleşmesinde Arap rolünün etkinleştirilmesini onaylayan bir kararla taçlandırıldı.

FOTO: Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

Kararda ayrıca, krizin Suriye’nin birliğini, dayanışmasını ve egemenliğini muhafaza edecek, halkının beklentilerine karşılık verecek, Suriye’yi terörden kurtaracak, mültecilerin dönüşü için uygun koşulları sağlamasına katkıda bulunacak ve yasadışı yabancı güçlerin ülkeden çıkmasının, insani yardımların ulaşmasına imkân sağlayan adımların devam etmesinin ve ulusal uzlaşmayı hedefleyen siyasi adımlar bağlamında anayasa komisyonu çalışmalarının yeniden başlamasına destek olunmasının yolunu açacak şekilde çözülmesine yönelik pratik ve kademeli adımların atılması için çağrı yapıldı. Aynı şekilde karar, Arap İrtibat Komitesi’ne de Amman Bildirgesi’nin “adıma karşılık adım” yaklaşımına göre ve 2254 sayılı karar uyarınca uygulanmasını takip etmesi için çağrıda bulundu.

Suriye, Arap kucağına döndükten, Arap rolü etkinleştirildikten ve siyasi çözüm bulmak için girişim dizginleri ele alındıktan sonra şimdi Arapların karşılaşacağı zorluk, ABD ile Avrupa Birliği’ni Suriye’de siyasi çözüm bulmak için seçtikleri yola girmeye nasıl ikna edecekleridir. Bununla birlikte asıl engel, yeniden yapılanma sürecinin başlamasının nasıl hızlandırılacağı olacaktır. Buna, istikrarı, erken toparlanmayı ve yeniden iş görür hale getirmeyi sağlamak ve bunları Suriye hükümetinin yapacağı siyasi ve ekonomik reformlarla ilişkilendirmekle başlayarak yeniden yapılanma faaliyetleri yelpazesini belirlemekle başlanabilir.

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

Yeniden yapılanma olmadan Suriye’de ne istikrar imkânı ne de yabancı askerî müdahaleyi bitirme fırsatı olacaktır. Başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap ülkelerinin, bu durumu ABD ve AB tarafından dayatılan yaptırımların gölgesinde idare etmesi gerekecek. Hele de bu yaptırımlar arasında ABD Kongresi tarafından onaylanan ve Suriye hükümetine doğrudan ve onunla iş tutanlara ikincil yaptırımlar uygulamayı öngören Sezar Yasası da varken… Ancak işin aslı şu ki Washington’ı ve önemli Avrupa başkentlerini Suriye’nin yeniden yapılanması sürecine başlamak için gerekli esnekliği göstermeye ikna etme konusunda oldukça nüfuzlu Arap ülkeleri de var.

“Suriye’nin Arap kucağına dönmesinden sonra şimdi Arapların yüzleşeceği zorluk, ABD ile AB’yi Suriye’de siyasi çözüm bulmak için seçtikleri yola girmeye nasıl ikna edecekleridir”

Son olarak halkın şikayetlerinin dış müdahalelerle kesiştiği ve bölgesel ve uluslararası çıkarların çatıştığı Suriye krizinin iç yüzü dikkate alınacak olursa bir siyasi çözüm bulmak üzere aktif bir Arap rolünü etkinleştirmede hızlı davranmak önemlidir. Bu, tüm bölgesel tarafların çıkar dengesine dayalı kapsamlı ve birleşik bir bölgesel güvenlik sistemi için ortak bir Arap vizyonunun netleşmesine doğru bir başlangıç noktası olacaktır. Karmaşık ve uzun vadeli bu süreçte mesele, Arap hükümetlerinin ortak tehditleri ve çıkarlarını koruyacak güvenlik yapısı türünü belirleme konusunda istişarelere başlamasını gerektiriyor. Ayrıca nihayetinde bölgesel güvenlik yapısının bir parçası olacak diğer bölgesel ülkelere karşı müzakereci tutumlarını güçlendirecek bir mekanizma ortaya koymada nasıl iş birliği yapılacağı konusunda da anlaşmaya varmak lazım.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından majalla dergisinden çevrilmiştir.



Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
TT

Irak’ta Maliki’nin adaylığını veto eden ABD’den İran’a sert mesaj

Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)
Irak’ta Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, çekincelere rağmen Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı gösterdi (AP)

Irak’ta yeni hükümetin kurulmasına ilişkin süreç, Nuri el-Maliki’nin başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından Washington’dan gelen itirazlarla kilitlenme riskiyle karşı karşıya kaldı. ABD’nin, “ülkedeki İran nüfuzunu zayıflatmayan” bir hükümetin kurulmasına karşı çıktığı yönündeki mesajları, Maliki’nin görevden dışlanmasına yol açabilecek bir krize işaret ediyor. Washington, mevcut seçeneklerin Tahran’ın olası bir savaşı önleyecek bir anlaşmayı reddetmesi anlamına geldiğini değerlendiriyor.

Şarku’l Avsat, ABD’nin Koordinasyon Çerçevesi’nin pazartesi akşamı yaptığı toplantıya sunulan ve Washington’un başbakan ile diğer kilit görevler için izlenen aday belirleme mekanizmalarına itirazını içeren mesajın metnine ulaştı. Bu gelişme, Maliki’nin iki gün önce mecliste en fazla sandalyeye sahip blok tarafından başbakanlığa aday gösterilmesinin ardından yaşandı.

frgtyu7ı8
Maliki, Kasım 2025’teki son parlamento seçimleri sırasında bir sandık merkezinde (AFP)

Bir kaynak, “Koordinasyon Çerçevesi” içindeki önde gelen bir liderin pazartesi günü şafak vakti sürpriz bir ABD telefonu aldığını, görüşmede Washington’un hükümet kurma süreçlerinde İran’ın süregelen hâkimiyetine itirazının iletildiğini söyledi. Maliki liderliğindeki Kanun Devleti koalisyonundan üst düzey bir isim de ABD mesajının adaylığı sarstığını ve üçüncü dönem yolunu son derece zorlaştırdığını kabul etti.

Daha önce, ülkedeki en büyük Şii ittifak olan Koordinasyon Çerçevesi’nin, Maliki’nin adaylığı açıklanmadan önce ABD’den itiraz sinyalleri alıp almadığı ya da Washington’un tutumunun, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in adaylığı “onayladığı” yönündeki haberlerden sonra mı değiştiği tartışma konusuydu.

Ne oldu?

26 Ocak 2026 sabahı, bir Şii siyasi lider ABD’den aranarak, Koordinasyon Çerçevesi’nin İran’ın onayladığı bir hükümet kurma çağrısının yerel ve bölgesel çekinceleri gözetmediği, Irak’ta İran nüfuzunun süreceğine dair şüpheleri güçlendirdiği ve ülkeyi riskler ile yaptırımlara açık hâle getirdiği mesajını aldı. Mesajda, “Bunu kötü niyetli bir kontrol altındaki hükümet olarak değerlendiririz ve onunla çalışmama hakkımız vardır” denildi.

Geçici hükümetin başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan benzer bir telefon aldığı, Rubio’nun İran’ın kontrolündeki bir hükümetin Irak’ın çıkarlarını önceliklendiremeyeceği ve ülkeyi bölgesel çatışmalardan uzak tutamayacağı uyarısında bulunduğu aktarıldı.

İkinci dönem için siyasi ve idari nüfuzunu seferber eden Sudani’nin, sonunda Maliki lehine geri adım attığı ve onu “en güçlü isim” olarak savunduğu, ancak bu feragat karşılığındaki anlaşmanın hâlâ netleşmediği belirtiliyor.

ABD’nin diplomatik baskısı pazartesi akşamı daha da arttı. ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Kürdistan Demokrat Partisi lideri Mesud Barzani’ye, “İran tarafından dayatılan bir hükümetin, Iraklıların ya da Suriyelilerin beklentileri ve ABD ile etkili bir ortaklık açısından başarılı olamayacağını” iletti.

Barrack’ın Irak ve Suriye halklarına atfı, Maliki’nin Şam’daki değişime yönelik tutumunu hatırlatıyor. Maliki, uzun süre Beşar Esad rejiminin güçlü bir siyasi müttefiki olmuştu.

frgthyu
Kürt lider Mesud Barzani, Cumartesi günü Erbil’in Salahaddin Mahallesi’ndeki Birmam’da ABD’nin Ankara Büyükelçisi Thomas Barrack’la bir araya geldi (Kürdistan Demokrat Partisi)

Barrack-Barzani görüşmesinin ardından, bugün (salı) yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçimi oturumunun ertelendiği açıklandı. Yaygın kanaate göre, Maliki’ye itiraz, Barzani’nin desteklediği bir cumhurbaşkanının seçilmesini de içeren bir uzlaşmayı durdurdu.

Kürt kaynaklar, oturumun Barzani’ye iletilen ABD mesajı sonrası Kürtlerin talebiyle ertelendiğini, Maliki’nin başbakanlığını garanti eden bir anlaşmayla cumhurbaşkanı seçmenin ABD’yi karşıya almak anlamına geleceğini söyledi. Aynı kaynaklar, Barzani’nin iki ay önce Maliki ile hükümet kurma konusunda uzlaştığı yönündeki iddiaların ardından geri attığını ifade etti.

Sert toplantı

26 Ocak akşamı Koordinasyon Çerçevesi, İslami Fazilet Partisi’nin merkezinde toplandı. Şii lider, ABD mesajının içeriğini ittifak üyelerine aktardı. Toplantıda, Maliki’nin adaylığının gözden geçirilmesini isteyenlerle itirazları görmezden gelip süreci sürdürmek isteyenler arasında bölünme yaşandı.

İttifak içinde, yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerden gelen mesajlara dair şüpheler artarken, yapı giderek “gevşek ve dağınık” bir blok olarak tasvir edilmeye başlandı. Karşılıklı güvensizlik ve suçlama atmosferi toplantıya damga vurdu. Bir katılımcının “Hiçbir dış tarafın itirazını dinlemeyeceğiz. Bu aşamada güçlü bir Maliki’ye ihtiyaç var” demesiyle tartışmanın büyüdüğü ve kavgaya dönüştüğü aktarıldı.

Maliki’yi nasıl hatırlıyoruz?

Toplantıda okunan mesaja göre ABD yönetimi, Iraklı liderlerin ülkeyi çatışmalardan uzak tutma yönündeki taahhüdünü destekliyor. Başbakan ve diğer kilit isimlerin seçimi Irak’ın egemen bir kararı olsa da Washington, gelecek hükümete ilişkin kendi egemen kararlarını çıkarları doğrultusunda alacağını vurguluyor.

Mesajda, ABD’nin önceliğinin bireysel isimlerden ziyade çıkarlar olduğu vurgulanıyor. Washington’a göre, güçlü bir ABD-Irak ortaklığı için İran destekli milisleri etkisiz hâle getiren, tehlikeli silahları devlet kontrolüne alan ve ABD tarafından terör örgütü kabul edilen grupları hükümete katmayan bir yönetim gerekiyor. Böyle bir hükümet, iki taraf için karşılıklı fayda sağlayabilir.

Irak’ın tüm toplumsal bileşenlerini kapsayan bir hükümet kurulması, bölgesel ortaklarla açılım politikasının sürdürülmesi ve mezhepsel kutuplaşma ile bölgesel gerilimlerin yaşandığı geçmiş dönemlere dönülmemesi çağrısı yapılıyor.

Mesajda ayrıca, Maliki’nin adaylığının Washington ve bölgede olumsuz hatırlanan önceki dönemleri geri getirebileceği uyarısı yer alıyor. Bu, Irak’ın ABD ile karşılıklı faydaya dayalı bir ortaklık içinde istikrar, refah ve güvenlik arayışında olduğu bir dönemde dile getiriliyor.

ABD kaynaklarından mesajın doğrulanması mümkün olmazken, Koordinasyon Çerçevesi’nden bir yetkili bunun “ABD yönetiminden gelen yeni ve kesin bir tutum” olarak aktarıldığını söyledi. Kanun Devleti ittifakından bir isim ise Maliki’nin adaylığının “artık çalışmayabileceğini” belirterek, “Dün üçüncü dönem ihtimalinin üzerine bir tavan çöktü” dedi.

xdfvgthy
Irak Parlamentosu, Salı günü yapılması planlanan cumhurbaşkanı seçim oturumunu gerçekleştiremedi (AFP)

Öte yandan Kanun Devleti koalisyonu sözcüsü Akil el-Fetlevi, ABD’nin Maliki’nin adaylığından memnun olduğunu ve grupları kontrol edebileceğini savundu. Maliki’ye yakın isimler de görevlendirme şansının kaybedildiği iddialarını reddetti.

Maliki nasıl geçti?

Kaynaklar, cumartesi günü Maliki’nin adaylığının ilan edildiği “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısında, bazı Avrupa ve Arap ülkelerinden, bölgesel istikrarı güçlendirmeyebilecek “sorunlu seçeneklere” yönelik çekincelerin iletildiğini aktardı. Toplantıda bir üyenin “Ne zamandan beri bölgesel ve uluslararası görüşleri dinlemeyi seviyorsunuz?” dediği kaydedildi.

Adaylık açıklanmadan önce, çerçevenin ikinci kademesinden iki isim Tahran’a giderek orada yaşayan üst düzey bir liderle birlikte İranlı yetkililerle görüştü. Hamaney’in adaylığı gerçekten destekleyip desteklemediğini sordular ve “Anlaşmanızı memnuniyetle karşılıyoruz. Devam edin ve hızlanın. Zaman yok” yanıtını aldılar.

ABD’nin itirazının, İran’ın hükümet kurma sürecine doğrudan müdahalesi görünür hâle gelmeden önce Maliki’nin ismine yönelik olmadığı değerlendiriliyor. Bir Batılı diplomat, Hamaney’in Maliki seçeneğini onayladığının açıklanmasının Washington’u rahatsız ettiğini ve bu nedenle son saatlerde baskının artırıldığını söyledi.

Diplomata göre Maliki’nin adaylığı, ABD’nin İran’ı kendi şartlarıyla bir anlaşmaya zorlamak istediği bir dönemde geldi. Washington’un isimlerle genel bir sorunu yoktu; ancak bu aşamada İran’a yakın, tartışmalı bir hükümetin, bölgesel gerilimin tırmanabileceği hassas bir anda kabul edilemez olduğu düşünülüyor.

Diplomat, ABD hamlelerini, Tahran’a siyasi bağlılığını açıkça ilan eden bir Irak hükümetini engelleme, Şii güçleri daha az kışkırtıcı bir uzlaşmaya zorlama ve İran’a “müzakere ederken nüfuzunu genişletme” mesajı verme çabası olarak yorumladı.


Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
TT

Gazze’de silahlı çeteler Hamas’ın güvenlik baskısı altında taktik değiştiriyor

Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar, Han Yunus’ta – 20 Şubat 2025 (DPA)

Gazze Şeridi’nde ortaya çıkan silahlı çeteler, son dönemde örgütlenme ve operasyonel taktiklerini değiştirerek “Hamas” yönetimini güvenlik açısından zorlamaya başladı. İlk aşamada dağınık ve etkisiz yapılar olarak görülen bu gruplar, özellikle son bir ayda gerçekleştirdikleri suikastlarla dikkat çekti.

Başlangıçta dağınık hareket eden çeteler zamanla organize oldular

İlk aşamada “Hamas” yönetimini zorlayabilecek bir güç olarak görülen silahlı çeteler, ilerleyen süreçte beklentilerin gerisinde kaldı. Dağınık yapıları ve sürdürülebilir bir örgütlenme kuramamaları, bu grupların etkisini zayıflattı.

sdfrg
Gazze’de “Hamas” karşıtı silahlı bir gruba liderlik eden Filistinli Yaser Ebu Şebab (Yedioth Ahronoth tarafından yayımlanan fotoğraf)

En fazla ün kazanan yapı, daha önce Hamas yönetimi tarafından adli suçlar nedeniyle tutuklu bulunan Yaser Ebu Şebab’ın liderliğini yaptığı çeteydi. Ebu Şebab, Ekim 2023’te savaşın başlamasıyla serbest kaldıktan sonra, akrabaları ve yakın çevresiyle birlikte insani yardımların yağmalanmasında rol aldı ve Refah’ın doğusunda, İsrail kontrolündeki bölgelerde silahlı bir grup kurdu.

İsrail’in bir süre Ebu Şebab çetesini Hamas’a karşı alternatif bir güç olarak değerlendirdiği, Kerem Ebu Salim Sınır Kapısı’ndan gelen yardımların yağmalanması ve Hamas karşıtı ailelerle yaşanan silahlı gerilimlerde bu grubu dolaylı olarak kullandığı belirtiliyor.

dfrt
Husam el-Esdal (fotoğrafta ortada), Gazze Şeridi’nde çekildiği belirtilen, tarihsiz bir karede silahlı grubunun üyeleriyle birlikte; fotoğraf Facebook’ta yayımlandı (Esdal’ın Facebook sayfası)

Hamas ise her seferinde bu girişimlere sert şekilde karşılık verdi. Çatışmalarda her iki taraftan da kayıplar yaşanırken, özellikle çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bazı aileler ağır bedeller ödedi. Ateşkes sonrasında Hamasın daha da güçlenerek bazı aşiret ve ailelere yönelik operasyonlar düzenlediği, bunun da İsrail’le iş birliği yapanlara yönelik caydırıcı bir mesaj olarak görüldüğü ifade ediliyor.

Yeni çeteler, yeni yöntemler

Bu süreçte Gazze’nin farklı bölgelerinde başka silahlı çeteler de ortaya çıktı. Güney Han Yunus’ta Husam el-Esdal, Gazze kentinin doğusunda Rami Halis, kuzeyde Eşref el-Mansi ve en son olarak Han Yunus’un kuzeydoğusunda Şevki Ebu Nasira’nın liderliğinde gruplar kuruldu. Bu yapılar kendilerini “terörle mücadele güçleri” veya “halk güçleri” gibi adlarla tanımladı.

sdfvgth
Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugayları mensupları, Gazze’nin güneyindeki Refah’ta (Arşiv – Reuters)

Yaser Ebu Şebab’ın Refah’ın doğusunda ailevi bir anlaşmazlığı çözmeye çalışırken öldürülmesinin ardından, grubun fiili liderliğini yardımcısı Gassan ed-Dehini üstlendi. Ancak Ebu Şebab çetesinin etkisi, liderinin öldürülmesiyle birlikte büyük ölçüde azaldı. Bazı üyeleri Hamas tarafından düzenlenen pusularda öldürüldü ya da yakalandı.

gthyyju
Husam el-Esdal (WAFA)

Son dönemde özellikle Rami Halis’in liderliğindeki çetenin taktik değişikliğine gittiği belirtiliyor. Bu grubun, Şucaiyye ve Tuffah mahallelerinde “sarı hat” olarak bilinen bölgeye yaklaşan sivillere ateş açtığı ve bir konut alanını İsrail talebiyle boşalttığı bildirildi. Bu gelişme, çetelerin daha tehlikeli bir aşamaya geçtiği şeklinde yorumlandı.

Suikastlar alarm zillerini çaldırdı

Son bir ay içinde iki Hamas güvenlik yetkilisinin evlerinin yakınında öldürülmesi, dengeleri değiştirdi. İlk suikast 14 Aralık 2025’te Orta Gazze’deki Megazi Mülteci Kampı’nda, İç Güvenlik Teşkilatı mensubu Ahmed Zemzem’e yönelik gerçekleştirildi. İkinci suikast ise 12 Ocak’ta Han Yunus’ta, Hamas hükümetine bağlı istihbarat müdürü Mahmud el-Esdal’ın öldürülmesiyle yaşandı.

dfgt
Gazze’de Hamas mensubu savaşçılar (Arşiv – Reuters)

Saha kaynaklarına göre bu iki saldırı, Şevki Ebu Nasira ve Husam el-Esdal’ın liderliğindeki gruplar tarafından, uzun süreli takiplerin ardından gerçekleştirildi. Operasyonlarda susturucu takılı tabancalar ve vücuda monte edilmiş küçük kameralar kullanıldığı, bunun da İsrail desteğine işaret ettiği ifade ediliyor.

Aynı kaynaklar, bu çetelerin ilk kez İsrail yapımı yeni silahlar, hatta tanksavar mühimmatları temin ettiğini belirtiyor. Daha önce bu düzeyde bir silah desteği, diğer çetelere verilmemişti.

İsrail’le bağlar ve güvenlik kaygısı

Saha bilgilerine göre Ebu Nasira ve Husam el-Esdal, geçmişte Filistin Yönetimi güvenlik aygıtlarında üst düzey görevlerde bulundu. El-Esdal’ın İsrail istihbarat servisleri tarafından eğitildiği ve 2018’de Malezya’da “İzzeddin el-Kassam Tugayları” mensubu mühendis Fadi el-Batş’ın suikastında rol aldığı iddia ediliyor.

dcfrgty
Gazze kentinde bir bölgeyi koruyan Hamas mensubu iki silahlı kişi (Arşiv – AFP)

Bu iki ismin sahip olduğu güvenlik ve istihbarat tecrübesinin, özellikle Hamasın yeni kadroları arasından eleman devşirmelerini kolaylaştırdığı belirtiliyor.

Hamas alarmda

Yaşanan gelişmeler, Hamasın güvenlik alarm seviyesini yükseltmesine yol açtı. Hareket, lider kadrosu ve güvenlik mensuplarına yönelik yeni talimatlar yayımlayarak, günlük hareket güzergâhlarının değiştirilmesini, kişisel güvenliğin artırılmasını ve cep telefonu kullanımının sınırlandırılmasını istedi.

cdfgt
Gazze kentindeki bir caddede Hamas’a bağlı polis unsurları, 1 Ekim 2025 (Reuters)

Hamas kaynakları, İsrail’in istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde, bu silahlı çetelerin yeni suikastlar düzenleyebileceği endişesiyle önlemlerin sıkılaştırıldığını vurguluyor.


Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
TT

Aden, güvenlik, temizlik ve kapsamlı organizasyon kampanyalarıyla sivil yaşamın yeniden tesis edilmesini teşvik ediyor

Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)
Aden'deki diplomatik bölgenin ulusal güvenlik güçlerine devri (X)

Yemen’in geçici başkenti Aden, sivil kimliğini yeniden kazanmak, devletin ve kurumlarının varlığını güçlendirmek amacıyla kapsamlı bir dizi adımı hızla hayata geçiriyor. Güvenlik düzenlemeleri, geniş çaplı temizlik kampanyaları, trafik ve ulaşımın yeniden organize edilmesi ile ekonomik ve kültürel öncelikli dosyaların canlandırılmasını kapsayan bu adımlar, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi hedefliyor.

Söz konusu çalışmalar, hizmet kalitesini artırmayı, istikrarı pekiştirmeyi ve Aden’i birlikte yaşam kenti olarak yeniden konumlandırmayı amaçlayan bütüncül bir vizyon çerçevesinde yürütülüyor.

Bu kapsamda Amalika Tugayları, Başkanlık Konseyi üyesi Abdurrahman el-Mahrami’nin talimatları doğrultusunda, askeri güçlerin Aden dışına yeniden konuşlandırılmasına yönelik planın ikinci aşamasını uyguladı. Buna göre, diplomatik bölgenin güvenliğinin sağlanmasına ilişkin görevler ulusal güvenlik güçlerine devredildi. Bu adım, askeri birliklerin şehir dışına çıkarılması ve kurumsal güvenlik yapısının güçlendirilmesi sürecinde önemli bir aşama olarak değerlendiriliyor.

Teslim edilen bölgeler arasında, çok sayıda büyükelçilik, konsolosluk ve uluslararası kuruluşun merkezlerine ev sahipliği yapan Büyükelçilikler Mahallesi ile el-Urud Meydanı da yer aldı. Bu durum, diplomatik öneme sahip hayati bölgelerde en üst düzey güvenliğin sağlanmasına verilen önemi ortaya koyuyor.

fdvedrv
Aden'deki kampların kaldırılması planının ikinci aşamasının uygulanmasına başlandı. (Hükümet medyası)

Bu adımlar, askeri birliklerin şehirlerin dışına konuşlandırılmasını öngören daha geniş kapsamlı bir planın parçası olarak gerçekleştiriliyor. Amaç, silahlı görüntüleri azaltmak, vatandaşların güvenini artırmak ve sivil yaşam için istikrarlı bir ortam hazırlamak.

Amalika Tugayları, bu ayın başında, Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu ve yerel yönetim ile koordineli olarak, kamu düzeninin korunması ve kamu ile özel çıkarların güvence altına alınmasını desteklemek için müdahalede bulunmuştu. Bu süreçte Suudi Arabistan liderliğindeki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, askeri kamp ve birliklerin şehir dışına çıkarılmasını, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesini ve askeri yapılanmanın yeniden yapılandırılmasını sürdürüyor.

Temizlik ve topluluk ortaklığı

Güvenlik çalışmalarının paralelinde, Aden yerel yönetimi, vilayetin tüm ilçelerinde ‘Güçlü ve Sivil Yeni Aden İçin Birlikte’ sloganıyla kapsamlı bir temizlik kampanyası başlattı. Aden Valiliği Birinci Vekili Muhammed Şazeli’nin başkanlık ettiği geniş katılımlı toplantıda, kampanyanın uygulanma mekanizmaları ele alındı. Toplantıya geniş bir toplum kesimi dahil edilirken, tüm ilçelerde ayda bir gün temizlik günü olarak belirlenmesi kararlaştırıldı.

frgthy
Aden, Yemen'de medeniyetin ve birlikte yaşamanın sembolünü temsil ediyor. (Yerel medya)

Şazeli, kampanyanın temizlik kültürünü ortak bir sorumluluk olarak yerleştirmeyi, toplum temelli çalışmaları güçlendirmeyi, kentin genel görünümünü iyileştirmeyi ve çevrenin korunmasını hedeflediğini vurguladı. Şazeli, gençler, öğrenciler ve kadınlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin sürece dahil edilmesinin önemine dikkat çekti; okullarda farkındalık programlarının desteklenmesi, medyanın aktif rol oynaması ve yerel sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün kampanyanın başarısına katkıda bulunması gerektiğini belirtti.

Buna karşılık, Temizlik ve Kent Geliştirme Fonu’nun İcra Direktörü Kaid Raşid, kampanyanın düzenli ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesi için gerekli teknik ve lojistik imkanları sağlayacağını ve ilgili kurumlarla koordinasyonu üstleneceğini taahhüt etti.

Toplantıda ayrıca, kampanyayı hazırlamak ve denetlemek üzere küçük bir komite kurulması kararlaştırıldı. Kampanya, önce pilot uygulama olarak bir ilçede başlatılacak ve değerlendirme sonrasında diğer ilçelere genişletilecek.

Dosyaları düzenleme ve taşıma

Sivil yaşamın normalleşmesi ve Aden’in sivil kimliğinin yeniden kazanılması çerçevesinde, Aden Valisi ve Devlet Bakanı Abdurrahman Şeyh el-Yafei, kara ulaşımı ofisi ve trafik polisi yönetimi yetkililerinin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, ulaşım ve trafik sektörlerinin düzenlenmesi ele alındı. Vali, kurumsal performansın yükseltilmesinin, özellikle vatandaşların hizmet alma kalitesini artırmada önemli rol oynayacağını vurguladı ve mevcut yaşam zorlukları göz önünde bulundurularak hizmetlerin iyileştirilmesinin önemine dikkat çekti.

fvgfr
Aden'deki trafik ve yolcu taşımacılığı istasyonlarının yeniden düzenlenmesi toplantısından (Hükümet medyası)

Toplantıda, yolcu taşımacılığı istasyonlarının düzenlenmesi, bazı istasyonların şehrin dış mahallelerine taşınarak trafik yoğunluğunun azaltılması ele alındı. Ayrıca, yetkililer resmi taksi plakalarının belirlenmesi, etiketlenmesi ve tüm ulaşım araçlarının güzergâhlarının tespit edilmesi konularını görüştü. Araçların teknik muayene süreçleri ve farklı kategorilere göre ücretlendirme mekanizmaları da değerlendirildi; bu adımların trafik güvenliğini artıracağı ve sektörde düzeni sağlayacağı vurgulandı.

Toplantıda ayrıca, farklı ilçelerden öğrencilere ücretsiz taşımanın yeniden başlatılması planları da ele alındı. Bu uygulamanın, ailelerin ekonomik yükünü hafifletmek ve eğitim sürecini desteklemek amacıyla hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Aden Valisi, Aden Rafinerileri Şirketi’nin mevcut durumunu ve yeniden işletilmesini engelleyen sorunları da inceledi. Vali, karşılaşılan zorlukların Başkanlık Konseyi ve hükümete iletilerek çözülmesini ve rafinerinin faaliyetlerinin hızla yeniden başlatılmasını talep etti.

Kültürel alanda ise Vali, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) projesi yöneticisi Nuno Oliveira ile Aden’in kültürel mirasının korunması ve tarihi mirasının yaşatılması için ortaklığın güçlendirilmesini görüştü. Toplantıda, UNESCO’nun gelecek planları, tarihi evlerin restorasyon projesinde kaydedilen ilerleme ve erken uyarı sisteminin yeniden aktive edilerek risk ve felaketlerin önlenmesine yönelik olasılıklar değerlendirildi.