Suriye’nin dönüşünün bölgesel ve uluslararası sonuçları

2011’de gösterilerin başlamasından Arap Devletleri Ligi’nin (Arap Birliği) Şam’ın üyeliğini etkinleştirmeye karar vermesine kadar geçen zaman aralığında Arap tutumunun gelişim aşamaları ve sebepleri

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru
TT

Suriye’nin dönüşünün bölgesel ve uluslararası sonuçları

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

Remzi İzzeddin Remzi

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in Riyad’daki Arap Zirvesi’ne katılması, Suriye’nin doğal Arap ortamına dönüşünün bir ifadesiydi. Suriye’deki istikrarı sağlamak için zorlu çalışma şimdi başlıyor. Bu, çatışan bölgesel ve uluslararası çıkarlar sebebiyle karmaşık bir mesele.

Suriye’nin Arap Birliği’nden çıkış ve sonra geri dönüş yolculuğu, 12 yıl sürdü. Bu, maalesef ki Arap Birliği’nin, üyelerinden birinin karşı karşıya kaldığı bir krizle başa çıkmadaki başarısızlığını temsil eden bir dönemdir. Bundan dolayı Suriye’nin üyeliğinin askıya alınıp daha sonra tekrar etkinleştirilmesinin koşulları ile sebeplerini araştırmak uygun olabilir. Bunu yaparken Arap tutumunun nasıl geliştiğine ışık tutmak da önemlidir.

Arap tutumunun üç aşaması

İlk aşamada (Mart 2011-Şubat 2012) Arap ülkeleri, çatışmayı sonlandırıp siyasi bir çözüme varmak için gösterilen çabalara öncülük etti.

İkinci aşama (Mart 2012-2018) eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Mart 2012’de hem BM hem de Arap Birliği adına bir ortak elçi atamasıyla başladı. Bu aşamada Araplar, girişimden vazgeçerek meseleyi BM, Suriye Dostları Grubu (FSG), Uluslararası Suriye Destek Grubu (ISSG) ve Astana Platformu’na bıraktı.

Üçüncü aşama ise görünürde 2018 yılında, merhum Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim’in Umman Sultanlığı’nı ziyaretiyle başladı. Ancak bunun öncesinde, 2015’ten itibaren Arap başkentlerinde Suriye hükümetiyle ilişkilerin yeniden değerlendirildiğine dair işaretler vardı.

“Suriye’nin Arap Birliği’nden çıkış ve sonra geri dönüş yolculuğu, 12 yıl sürdü. Bu, maalesef ki Arap Birliği’nin, üyelerinden birinin karşı karşıya kaldığı bir krizle başa çıkmadaki başarısızlığını temsil eden bir dönemdir.”

Arap Baharı’nın doruğa çıktığı bir zamana denk gelen ilk aşamada Arap ülkeleri, ateşkes ve siyasi çözüm için baskı yapmaya başladı. Arap Birliği’nin ilk müdahalesi, Ağustos 2011’de, yani krizin patlak vermesinden yaklaşık 6 ay sonra “Arap Girişimi” başlatıp bunu yürütmek için bir eylem planı ortaya koyduğunda başladı. Girişim, diğer meselelerin yanı sıra Arap Birliği Genel Sekreteri’nin Şam’a gönderilmesi, ateşkesin sağlanması, hükümet ile muhalefet arasında temas kurulması, Baas Partisi’nden lider rolünden vazgeçmesinin talep edilmesi ve seçimlere hazırlık için geçici bir ulusal birlik hükümeti oluşturulması için çağrıda bulundu.

Ekim ayında bir bakanlar heyeti, eylem planının uygulanmasını takip etmek için Şam’ı ziyaret etti. Suriye hükümetinin Arap Birliği’nin çabalarına olumlu bir tepki vermemesi üzerine 12 Kasım’da “Suriye’nin Arap Birliği’nin toplantılarına katılımının askıya alınması” yönünde bir karar benimsendi. Askıya alma kararına rağmen çeşitli Arap başkentleri ile Şam arasındaki temaslar devam etti ve nihayetinde Şam, eylem planının uygulanmasını takip edecek Arap gözlemcileri kabul etmeye ikna edildi.

FOTO: Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

24 Kasım’da Arap Birliği Konseyi, Arap Birliği Genel Sekreteri’nden “imzalandıktan sonra Arap ülkelerinden ve Arap insan hakları kuruluşlarından sivil ve asker uzmanları içeren bir heyet kurulup Suriye’de konuşlandırılmasına ilişkin protokol gereği İzleme Heyeti’ni görevini yerine getirmek üzere Suriye’de konuşlandırmasını” talep etti. Birkaç gün sonra 27 Kasım’da Birlik, Suriye’ye yaptırımlar uyguladı. Bu karara rağmen Suriye hükümeti, 19 Aralık’ta protokolü imzaladı. 20 Aralık’ta İzleme Heyeti’nin başkanı olarak tayin edilen Sudanlı Tümgeneral Muhammed ed-Dabi, 24 Aralık’ta Şam’a gitti ve birkaç gün sonra heyetin diğer üyeleri de ona katıldı. Bununla birlikte gözlemciler, Suriye’de beş haftadan fazla kalmadı ve ansızın geri çekildi. Bu daha sonra Arap Birliği Konseyi’nin 12 Şubat 2012 tarihli kararıyla da doğrulandı. Böylece Arap Birliği’nin bağımsız herhangi bir rolü sona erdi ve Suriye krizinin idaresi BM’ye devredildi. Gelişmelerin sırası ve hızı, özellikle de gözlemcilerin aniden geri çekilmesi kararını çevreleyen güdüler ve koşullar, hiç kuşkusuz tartışmalı bir mesele ve hâlâ da farklı yorumlanıyor. Bu yüzden işin aslını anlamak için bir gözden geçirme ve inceleme şart. Ama gözlemcilerin görevine son verilmesini Tümgeneral ed-Dabi’nin önermediği kesin.

Bu dönemde Arap ülkeleri, Suriye’deki gelişmelere karşı farklı tutumlar benimsedi. Bazıları siyasi değişim için “Arap Baharı” akıntısına kapılmak istiyordu. Bazıları da Suriye’yi İran’ın Arap dünyasına yönelik hırslarına karşı koymak için temel bir savaş alanı olarak görüyordu. Bununla birlikte çatışmanın devam etmesinin tam tersi bir sonuca yol açacağını, yani İran’ın Suriye’deki nüfuzunun daha da derinleşeceğini düşünen başka ülkeler de vardı. Hiç şüphesiz daha zayıf kalan bu son görüş, 2018 yılında bir ağırlık kazanarak baskın yönelimi oluşturmaya başladı.

Özetle Arap Birliği kararlarının Arap ülkelerinin tutumunu yansıtması gerekirken gerçekte Suriye meselesinde birleşik bir Arap tutumu yoktu. Bu karışıklığın tezahürleri, Şam’daki Arap diplomatik temsilinin çeşitli biçimlerinde görüldü. Nitekim bazı ülkeler büyükelçiliklerini kapatmayıp farklı düzeylerde temsilciliklerini sürdürdü. Mesela Cezayir, Irak, Sudan ve Filistin, temsilciliğini büyükelçilik düzeyinde sürdürdü. Mısır, temsilciliği maslahatgüzarlık seviyesine indirirken Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle Fas ve Tunus da büyükelçiliklerini kapattı. Ortak bir Arap tutumunun olmaması, Suriye’deki siyasi sürece yönelik Arap çabalarını felce uğrattı.

“12 Kasım’da “Suriye’nin Arap Birliği toplantılarına katılımının askıya alınmasına” karar verildi. Askıya alma kararına rağmen çeşitli Arap başkentleriyle Şam arasındaki temaslar sürdü ve nihayetinde Şam, eylem planının uygulanmasını takip edecek Arap gözlemcileri kabul etmeye ikna edildi”

Ortak bir elçi

Mart 2012’de BM Genel Kurulu’nun Suriye için BM ve Arap Birliği ortak elçilik makamı oluşturmasıyla ikinci aşama (2012-2018) başladı. Bu, Suriye’de bağımsız bir Arap rolünün fiilen sona ermesine yol açtı ve Arap ülkeleri, faaliyetlerini BM, Suriye Dostları Grubu ve Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun çabalarına ortak olarak yürütmekle yetindi. Nihayetinde de siyasi bir çözüm için bireysel veya toplu olarak herhangi bir öneride bulunmaktan kaçındı.

Bu aşamada Araplar gerek ikili gerek BM aracılığıyla insani yardımlar yapmaya, (Suriye Ulusal Konseyi, Devrimci ve Muhalif Güçler Ulusal Koalisyonu, Suriye Müzakere Heyeti gibi) farklı tezahürleriyle siyasi muhalefeti desteklemeye ve 2012 yılında Cenevre Bildirisi ile 2015 yılında BM Güvenlik Konseyi 2254 sayılı kararının çağırdığı şekliyle siyasi bir geçiş başlatmaya odaklandı. Bu esnada bazı Arap ülkeleri de Güvenlik Konseyi’nin daha sonra içlerinden birkaçını terör örgütü olarak sınıflandırdığı bazı silahlı muhalif grupları destekledi.

Bu çerçevede eski BM Genel Sekreteri Kofi Annan, ortak bir elçi atadığında onunla beraber -Arap Birliği tarafından aday gösterilmesine binaen- eski Filistin Dışişleri Bakanı olan yardımcısı Nasır el-Kudve’nin de atandığını hatırlatalım. Ancak Suriye’nin Arap Birliği üyeliğinin askıya alınmasıyla Şam, el-Kudve ile çalışmak istemedi. El-Kudve ayrıca, Fetih Hareketi’nin bir üyesi ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın da yeğeni olup ikisinin de Şam ile ilişkileri yoktu. Bu da Şam’ın el-Kudve ile çalışmaya yönelik itirazını güçlendirdi. El-Kudve’nin Şubat 2014’te sona eren görevi boyunca Suriye hükümeti tarafından hoş karşılanmaması, talihsiz bir durumdu ve Arap Birliği’nin rolünü daha da azalttı.

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

 Şubat 2014’te el-Kudve’nin ve birkaç ay sonra da (Annan’ın halefi) Lahdar İbrahimi’nin istifa etmesiyle Şam, BM ile Arap Birliği’nin ortak elçisini kabul etmeyeceğini, elçinin adının “BM Suriye Özel Temsilcisi” olmasını, ancak yardımcısı Arap Birliği tarafından aday gösterilirse Şam tarafından kabul edileceğini ısrarla belirtti. Bu düzenlemeye dayalı olarak Eylül 2014’te Özel Elçi Yardımcısı olarak ben atandım.

Mart 2019’a kadar devam eden görevim süresince Şam’da bana kapılar iyi bir şekilde açıldı. Nitekim Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim’le birkaç kez ikili görüşme gerçekleştirdim. Bununla birlikte o zamanda Devlet Başkanı ile aramda iletişim kuran kişi Dışişleri Bakan Yardımcısı (mevcut Dışişleri Bakanı) Faysal el-Mikdad’dı. Resmi ve gayri resmi düzeyde de geniş bir ilişkiler ağı oluşturmayı başardım.

Bu, Şam’la yeniden iletişim kurmakla ilgilenen Arap ülkeleri için bir fırsat olabilirdi, ancak ne yazık ki Şam, hiç ilgi göstermedi. Şam, BM’nin arabuluculuk sürecine de gerçek anlamda yardımcı olmadı, zira sürecin hedefinin rejimi değiştirmek olduğuna kanaat getirmişti. Arap ülkeleri, benim gördüğüm hoş karşılamadan ve arabuluculuğun ortak karakterini teyit etmek için Şam’da dokumayı başardığım ilişkilerden istifade etmiş olsaydı elçilik ofisine siyasi çözüm hakkında fikirler sunabilirlerdi. Ancak -bir kez daha- bunu yapmamayı tercih ettiler.

Ben Mart 2019’da ayrılınca ve Arap ülkeleri BM’nin arabuluculuğuna pek ilgi göstermeyince Arap Birliği, benim yerime geçecek bir aday önermedi. Hal böyle olunca BM, elçi yardımcılığı makamına genel sekreterlikten Arap uyruklu üyeler atadı. Bu durum, bu makamdan siyasi herhangi bir rengi kaldırdı ve böylece Özel Elçi Ofisi, Arap Birliği’yle doğrudan bir bağlantıyı kaybetti.

“Şam, BM’nin arabuluculuk sürecine gerçek anlamda yardımcı olmadı, zira sürecin hedefinin rejimi değiştirmek olduğuna inanıyordu”

Üçüncü aşamada ise uluslararası ve bölgesel gelişmelerden ve daha az ölçüde sahadaki gelişmeden etkilenen aşamalı bir süreç yoluyla Suriye’nin Arap sahasına dönüşünün yolu döşendi. Bu dönemde Suriye hükümeti, toprakların çoğunun hâkimiyetini yavaş yavaş ele geçirmeye başladı. Aynı zamanda bölgesel durumların yeniden düzenlenmesi süreci devam ediyordu. Nitekim Katar’ın boykotu sona ermiş ve bir yandan İran ve Türkiye, diğer yandan BAE ve Suudi Arabistan’la yakınlaşma peyda olmuştu. Bunun arka planında ABD’nin bölgeye yönelik ilgisinin azalması vardı.

Aşamalı bir süreç

Ocak 2015’te Suudi Arabistan’ın tutumu değişmeye başladı. Temel hedef hâlâ İran’a karşı koymak iken Şam’daki rejim değişikliği gündemi, arkalara düşmeye başladı. Moskova’nın Suriye Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Memlük için Temmuz 2015’te Suudi Arabistan’a bir ziyaret ayarlamayı başardığına dair haberler yayılıyordu. Aynı şekilde Memlük’ün birkaç defa Kahire’yi ziyaret ettiği de söyleniyordu.

Suudi Arabistan, -o zamana kadar- Suriye Ulusal Konseyi ve ardından Katar ve Türkiye’nin nüfuzu altındaki Devrimci ve Muhalif Güçler Koalisyonu tarafından temsil edilen Suriye siyasi muhalefetine de daha fazla ilgi göstermeye başladı. Riyad’ın bu bağlamda attığı ilk adım 2254 sayılı kararda çağrısı yapılan Suriye siyasi görüşmelerine katılmak üzere birleşik bir heyet oluşturmak amacıyla Aralık 2015’te bir muhalefet konferansına ev sahipliği yapmak oldu. Konferansta Cenevre görüşmelerinde muhalefeti temsil etmek üzere Riyad merkezli bir Yüksek Müzakereler Heyeti kurulması onaylandı. Ancak muhalefetin etkinliği zamanla azaldıkça Riyad da muhalefeti desteklemeye yönelik ilgisini kaybetmeye başladı.

2018 yılında Arap ülkeleriyle temaslar hızlandı. Merhum Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, mart ayında Umman Sultanlığı’nı ziyaret etti ki bu, 2011’den bu yana ziyaret edilen ilk Arap ülkesiydi.

FOTO: BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid en-Nehyan, Abu Dabi’de Esed’i ağırlarken (Reuters)
BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid en-Nehyan, Abu Dabi’de Esed’i ağırlarken (Reuters)

Bu ziyareti, BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayid’in Kasım 2019’daki Şam ziyareti izledi. Bu dönemde resmi ve gayri resmi Suriyeli heyetler, çeşitli Arap ülkelerindeki Arap görüşmelerine katıldı. Aynı şekilde Suriye ve Arap güvenlik teşkilatları arasındaki temaslar da kesilmedi. 2022 Arap Zirvesi’ne ev sahipliği yapan ülke sıfatıyla Cezayir de Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesi için çaba gösterdi, ancak çabaları meyve vermedi.

Bu arada Devlet Başkanı Esed, 2011’den beri ilk defa bir Arap ülkesi ziyareti yapmak üzere Mart 2022’de Abu Dabi’ye gitti. Bunu bir yıl sonra resmi bir ziyaret takip etti.

Bununla birlikte Arap tutumundaki dönüm noktası, Şubat 2023’te yaşanan yıkıcı depremden sonra görüldü. BAE Dışişleri Bakanı, Şam’ı ziyaret eden ilk Arap yetkiliydi. Onun ardından Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safedi ile Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükrü bir ziyaret gerçekleştirdi. Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad da daha sonra Kahire, Amman ve Cidde’ye birer ziyarette bulundu.

FOTO: Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükrü, Suriyeli mevkidaşı Faysal el-Mikdad’la Kahire’de görüşürken (Getty Images)
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükrü, Suriyeli mevkidaşı Faysal el-Mikdad’la Kahire’de görüşürken (Getty Images)

Bu ziyaretlerin yanı sıra ikisi nisan ayında Cidde’de ve biri mayıs ayında Amman’da olmak üzere peş peşe üç toplantı yapıldı ve bu toplantılarda Suriye Dışişleri Bakanı, birkaç Arap dışişleri bakanıyla bir araya geldi. Suriye Dışişleri Bakanı ile Suudi Dışişleri Bakanı’nın 12 Nisan’da Cidde’de gerçekleştirdiği toplantı, üzerinde anlaşmaya varılan öncelikleri belirleyen ortak bir Suudi Arabistan-Suriye açıklamasıyla sonuçlandı. Söz konusu öncelikler ise şunlar: mültecilerin ve yerinden edilmişlerin geri dönüşü, insani yardımların tüm Suriyelilere ulaşmasının sağlanması, terör ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele, Suriye topraklarının birlik ve selametinin güvence altına alınması ve iki ülke arasındaki konsolosluk ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi.

Bundan kısa bir süre sonra 1 Mayıs’ta Amman’da bir toplantı düzenlendi. Toplantıda özellikle mülteciler ve yerinden edilmişlere ilişkin insani meseleler, sınır güvenliği, terörle mücadele, tüm toprakları üzerinde egemen olması için Suriye hükümetine destek verme ve 2254 sayılı kararın uygulanması doğrultusunda Ürdün’ün önerdiği “adıma karşılık adım” önerisine dayalı olarak siyasi süreci ve yeniden yapılanma faaliyetini başlatma konusundaki öncelikler belirlenerek, Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü için yol haritası içeren bir açıklama yapıldı.

“2018 yılında Arap ülkeleriyle temaslar hızlanmaya başladı. Merhum Suriye Dışişleri Bakanı Velid el-Muallim, mart ayında Umman Sultanlığı’nı ziyaret etti ki bu, 2011’den bu yana ziyaret edilen ilk Arap ülkesi oldu”

Üyeliği dondurmanın iptalinden sonra

Bu toplantının ardından, geçen 7 Mayıs’ta Cidde’de Arap Birliği bakanlar düzeyinde istisnai bir toplantı düzenledi. Toplantıda, Amman Bildirgesi’ni teyit eden ve Suriye’nin Arap Birliği toplantılarına katılımını askıya alma kararını iptal eden bir karar benimsendi. Bu, fiilen Suriye’nin Arap Birliği’ne ve Arap kucağına dönüşü anlamına geliyor. Arapların çabaları, Cidde Zirvesi’nde alınan ve Suriye’de çözümün gerçekleşmesinde Arap rolünün etkinleştirilmesini onaylayan bir kararla taçlandırıldı.

FOTO: Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

Kararda ayrıca, krizin Suriye’nin birliğini, dayanışmasını ve egemenliğini muhafaza edecek, halkının beklentilerine karşılık verecek, Suriye’yi terörden kurtaracak, mültecilerin dönüşü için uygun koşulları sağlamasına katkıda bulunacak ve yasadışı yabancı güçlerin ülkeden çıkmasının, insani yardımların ulaşmasına imkân sağlayan adımların devam etmesinin ve ulusal uzlaşmayı hedefleyen siyasi adımlar bağlamında anayasa komisyonu çalışmalarının yeniden başlamasına destek olunmasının yolunu açacak şekilde çözülmesine yönelik pratik ve kademeli adımların atılması için çağrı yapıldı. Aynı şekilde karar, Arap İrtibat Komitesi’ne de Amman Bildirgesi’nin “adıma karşılık adım” yaklaşımına göre ve 2254 sayılı karar uyarınca uygulanmasını takip etmesi için çağrıda bulundu.

Suriye, Arap kucağına döndükten, Arap rolü etkinleştirildikten ve siyasi çözüm bulmak için girişim dizginleri ele alındıktan sonra şimdi Arapların karşılaşacağı zorluk, ABD ile Avrupa Birliği’ni Suriye’de siyasi çözüm bulmak için seçtikleri yola girmeye nasıl ikna edecekleridir. Bununla birlikte asıl engel, yeniden yapılanma sürecinin başlamasının nasıl hızlandırılacağı olacaktır. Buna, istikrarı, erken toparlanmayı ve yeniden iş görür hale getirmeyi sağlamak ve bunları Suriye hükümetinin yapacağı siyasi ve ekonomik reformlarla ilişkilendirmekle başlayarak yeniden yapılanma faaliyetleri yelpazesini belirlemekle başlanabilir.

Andrei Cojocaru
Andrei Cojocaru

Yeniden yapılanma olmadan Suriye’de ne istikrar imkânı ne de yabancı askerî müdahaleyi bitirme fırsatı olacaktır. Başta Körfez ülkeleri olmak üzere Arap ülkelerinin, bu durumu ABD ve AB tarafından dayatılan yaptırımların gölgesinde idare etmesi gerekecek. Hele de bu yaptırımlar arasında ABD Kongresi tarafından onaylanan ve Suriye hükümetine doğrudan ve onunla iş tutanlara ikincil yaptırımlar uygulamayı öngören Sezar Yasası da varken… Ancak işin aslı şu ki Washington’ı ve önemli Avrupa başkentlerini Suriye’nin yeniden yapılanması sürecine başlamak için gerekli esnekliği göstermeye ikna etme konusunda oldukça nüfuzlu Arap ülkeleri de var.

“Suriye’nin Arap kucağına dönmesinden sonra şimdi Arapların yüzleşeceği zorluk, ABD ile AB’yi Suriye’de siyasi çözüm bulmak için seçtikleri yola girmeye nasıl ikna edecekleridir”

Son olarak halkın şikayetlerinin dış müdahalelerle kesiştiği ve bölgesel ve uluslararası çıkarların çatıştığı Suriye krizinin iç yüzü dikkate alınacak olursa bir siyasi çözüm bulmak üzere aktif bir Arap rolünü etkinleştirmede hızlı davranmak önemlidir. Bu, tüm bölgesel tarafların çıkar dengesine dayalı kapsamlı ve birleşik bir bölgesel güvenlik sistemi için ortak bir Arap vizyonunun netleşmesine doğru bir başlangıç noktası olacaktır. Karmaşık ve uzun vadeli bu süreçte mesele, Arap hükümetlerinin ortak tehditleri ve çıkarlarını koruyacak güvenlik yapısı türünü belirleme konusunda istişarelere başlamasını gerektiriyor. Ayrıca nihayetinde bölgesel güvenlik yapısının bir parçası olacak diğer bölgesel ülkelere karşı müzakereci tutumlarını güçlendirecek bir mekanizma ortaya koymada nasıl iş birliği yapılacağı konusunda da anlaşmaya varmak lazım.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından majalla dergisinden çevrilmiştir.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.