Irak ve federalizme dönüş

Irak Kürdistan özerk bölgesi, Kürt siyaset sahnesinin şekillenmesine ve içindeki siyasi ve partizan güçlerin sahadaki ağırlıklarının belirlenmesine katkı sağlayabilecek kritik bir dönemeçle karşı karşıya.

Irak ve federalizme dönüş
TT

Irak ve federalizme dönüş

Irak ve federalizme dönüş

Hasan Fahs

Irak siyaset sahnesindeki dengelerin “ana omurgası” bozuldu ve kendisini 2003 sonrası Irak siyasi hayatında iktidara, idareye ve siyasete dair herhangi bir oluşumda ya da denklemde aşılamaz ya da atlatılamaz bir oyuncu olarak kabul ettirebilen “Kürt dengesi” zayıfladı mı?

Büyü, büyücünün kendisine mi musallat oldu? Yoksa KDP lideri Mesud Barzani, kendisini Irak denkleminde zor bir figür haline getiren ve ona siyasi sürecin kaderini büyük oranda kontrol etme gücü veren parlaklığını ve ışıltısını mı kaybetti?

Bu ve başka soru işaretleri, Irak devletinin genel üçlü bütçesini tartışma ve onaylama oturumlarına (2023-2025) eşlik eden olayların tanık olduğu siyasi tartışmanın ortamında belirdi ve daha önce olmayan yeni bir siyasi gerçekliğin kendini göstermeye başladığını ortaya çıkardı. Bu yeni gerçeklikte Bağdat ve kararı elinde tutan güçler, Kürt iradesine ve özellikle de Mesud Barzani’nin iradesine mahkûm pek çok tutumun yükünü azaltabilir. Mesud Barzani, son yirmi yılda kendisini Irak denkleminin zorlu bir figürü haline getirmeyi başarabilmiş ve siyasi süreçteki ortaklarını hacimleri ve hedefleriyle aşan bölgesel ve uluslararası ilişkiler ve ittifaklar örerek nüfuzunu yaymaya çalışmış bir liderdir. Çabası, bölgesel denklemler haritasında kendine bir yer açma veya bölgesel güçler ile uluslararası toplum arasında ve özellikle bir yanda İran’daki İslamcı rejim ile ABD yönetimi ve diğer yanda Tahran ile Tel Aviv arasındaki krizlerde rol kapma hedefine dönüktü. Bunun için Irak sahnesindeki konumunu ve rolünü seferber etti.

Bu hedefler, Irak’ın sahne olduğu tecrübeler, krizler ve karışıklıklar neticesinde Irak denklemine yerleşmiş gerçeklere dayanıyordu. Ancak 2017’den ve özellikle de Barzani’nin tutunduğu ve sonuçlarına dair tüm dahili, bölgesel ve uluslararası tavsiyeleri duymazdan gelerek gerçekleştirdiği bağımsızlık referandumuna tepki olarak, federal hükümetin Kerkük şehri üzerine verdiği hâkimiyet mücadelesinden sonra bu hedeflerde geri adım atılmaya başlandı. Zira dahili ve bölgesel durum Barzani’yi bölünmeye dönük hedefinden vazgeçmeye zorladı. Bağımsız bir Kürt devleti ve Kürt toplumunun bu hedef üzerine düşünme, çalışma ve çabalama hakkına sahip olabileceği hayali, bölgesel güçlerin çıkarlarıyla çatıştı. Bölgesel güçler bunu kendi toprak bütünlükleri için bir tehdit ve etnik ve ulusal bileşenleri arasındaki iç savaşlara açılan bir kapı olarak görüyordu.

Açık çatışma

Bölgedeki denklemlere hükmeden jeopolitik ve jeostratejik gerçekleri kabul etmemek, Barzani’yi ve Irak Kürdistanı’nı komşu İran’la açık bir çatışmaya soktu. İran, bölgeyi ve özellikle İsrail teşkilatlarının Kürt bölgesiyle sınırlarının yakınında sahip olduğu hareket özgürlüğünü kendi ulusal güvenliği ve stratejik çıkarları için tehdit kaynağı olarak görüyordu. 10 Ekim 2021’de yapılan erken meclis seçimleri öncesinde ve sonrasında sahne daha da karmaşık bir hal aldı. Barzani, Şii bileşen adına Sadr Hareketi Lideri Mukteda es-Sadr ve Sünni bileşen adına Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi ile üçlü bir ittifak kurma konusunda ısrarcı oldu. Tahran’a göre tehlike ve tehdit edici olmak bakımından bu ittifakın, Barzani’nin daha önce girdiği maceralardan aşağı kalır yanı yoktu. Zira bu ittifak, kendisiyle müttefik ya da dost tüm güçleri siyasi sürecin dışında tutmayı ve böylece onu oradan çıkarmanın yolunu hazırlayarak Irak sahasındaki rolünü kısıtlamayı hedefliyor. Bununla birlikte İran baskısının etkisi ve merkezleri hedef alan füzeler ve insansız hava araçlarının sesi altında Tahran, İsrailli Mossad’ın Irak’ı İran’ın derinliklerine yönelik operasyonlarının merkezi olarak kullandığını söyledi. Ayrıca İranlı Kürt muhalefet partilerinin genel merkezi de es-Sadr ile ittifakını dağıtma ve devleti ana rakibi Şii “Koordinasyon Çerçevesi” ile idare etmek için bir koalisyon kurmak üzere siyasi ve kota temelli bir anlaşma çerçevesinde hareket etme yoluna girdi.

Bugünlerde Irak parlamentosunun salonlarındaki bütçe tartışmalarında tanık olunanlar şaşırtıcı olmayabilir. Asıl şaşırtıcı olan, Barzani’nin Bağdat’a uğrunda çabaladığı hedeflere ulaştırmayan eski araçlar ve tasavvurlarla gidip, Bağdat’ta belirmeye ve şekillenmeye başlayan yeni bir ruhu görmemesi ve bu gelişmeyi dikkate almayan eski dil ve yöntemlerin artık fayda sağlamadığını, dolayısıyla aynı eski mekanizmalar tekrarlanırsa farklı sonuçlar elde edilemeyeceğini anlamamış olmasıdır.

Başkan Barzani’nin, işlerin geldiği noktadan ve parlamentoda olup bitenlerden duyduğu üzüntüyü dile getirmesi ve Bölge Hükümeti Başkanı olan oğlu Mesrur Barzani’nin diğer Kürt ortağını, yani Pavel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’ni ihanetle suçlama yoluna gitmesi, aslında Erbil liderliği ile Kürdistan Demokratik Partisi’nin bölgenin federal hükümetle ilişkisine ilişkin bütçe maddelerinin sonuçlarıyla uğradığı şokun bir ifadesidir. Özellikle de bölge petrolünün mali getirileri ile kara ve hava sınır geçitlerinin gelirlerine ilişkin sonuçlar, bölgenin bu gelirlerin tasarrufunda bağımsızlığını gerçekleştirmek için girdiği uzun bir girişim sürecine ağır bir darbe vurdu.

Derin devletin eklemlerine sıkı sıkıya tutunduğunu ispat eden Bağdat’taki siyasi güçler, Barzani ile bölge hükümetini tamamen yenilgiye uğratmayı amaçlamayarak, tabiri caizse “yarı zaferi” yeterli gördü. Nitekim onaylandığı takdirde bölge hükümetini bölge halkıyla ciddi bir meşruiyet krizine sokması beklenen bütçe maddeleri değişikliğini onaylamadan yolu kasıtlı olarak yarıda kestiler. Değişiklik onaylanmış olsaydı Erbil’in bölge memurlarının maaşlarından keserek hazinesinde biriktirmiş olduğu paraları bırakması gerekir. Bu da bölgeyi açık bir çatışma haline sokabilecek ve başa çıkması zor talep hareketleri için bir sahneye dönüştürebilecek öldürücü bir darbe mesabesinde olacaktır. Hele de bölge içindeki vaziyet, büyük oranda küllerin altındaki kora benzerken…

Derin devlet

Öte yandan Bağdat ve onun derin devleti, Kürt bölgesinin iç işlerine ve Kürdistan Demokratik Partisi (Barzani) ile Kürdistan Yurtseverler Birliği (Talabani) başta gelmek üzere kutupları arasındaki çatışmaya karışan etkili bir oyuncu haline geldi. Devlet, bölgeyle ilişkileri düzenleyen maddeleri Pavel Talabani ile kurduğu ittifak olmadan geçiremezdi. Talabani, Şii “Koordinasyon Çerçevesi” ile kurulan ittifak sayesinde iki Barzani’nin liderliğindeki Erbil’in dayattığı siyasi kuşatmayı kırabildi ve böylece Kürt bölgesinin iç denkleminde yeniden zorlu ve temel bir figür oldu. Bu onun, uzun bir süre kenarda oturduktan, pek çok uzaklaştırma ve kuşatma girişimine maruz kaldıktan ve Kürt denkleminden tamamen çıkarılmanın eşiğine geldikten sonra bölge idaresine katılım tabanını genişletmesine ve hükümetinin kararlarının merkezine girmesine imkân tanıyor.

İster Bağdat ile ilişkide ister Erbil-Barzani ve Süleymaniye-Talabani arasındaki rekabette olsun, güç dengelerinde ve denklemlerde meydana gelen bu gelişme ve değişimler hiç şüphesiz Kürt Lider Mesud Barzani’yi, bu değişimin yansımalarını kavramak için hesaplarını gözden geçirmeye mecbur edebilir. Nihayetinde kartların yeniden karılması, Barzani ile Kürt güçlerin, hazırlanmasında ve Irak’a referandum için bir giriş noktası olarak bu anayasada yapılacak herhangi bir değişiklik için Kürtlerin onayının dayatılmasında başrolü oynadığı Irak anayasasının desteklediği federalizm yerine konfederalizmin gelişmiş bir türüne ulaşma yolunda harcanan tüm çabaları boşa çıkarabilir. Hele de şimdi bölge, Kürt sahnesinin şekillenmesine ve buradaki siyasi ve partici güçlerin ağırlıklarının belirlenmesine katkı sağlayabilecek kritik bir aşamayla karşı karşıya iken. Bu aşamada bölgenin parlamento seçimleri ile beraber belediye seçimleri yapılacak. Talabani ve Yurtseverler Birliği Partisi’nin bu defa Erbil’in en büyük temsil payını almasını ve hükümet ile kurumlarını tek başına idare etmesini kabul etmeyeceği düşünülüyor. Barzani, bir emrivaki olarak bağlı kaldığı eski politikalarında ısrar ederse Talabani’yi Bağdat’taki müttefikleri ve Koordinasyon Çerçevesi ile önermeye başladığı şu seçeneğe itebilir: bölgeden ayrılıp federal hükümete dönme ya da Yurtseverler Birliği liderliğinde Süleymaniye’yi, Kerkük’ü ve yeni Halepçe vilayetini içine alan yeni bir bölge oluşturma. Ancak bu arzu, Bağdat ve yeni bir Kürt bölgesinin sebep olduğu bir krizle karşı karşıya kalmak istemeyen derin devletin endişeleriyle çatışır. Üstelik bu mesele, diğer bileşenlerin de kendileri için bir bölge oluşturma taleplerine giden yolu açar. Bu arzu, liderleri bu konuyu dillendirmekten çekinmeyen Sünni bileşenin batı illerinde kendini göstermeye başladı bile.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabai'dan çevrilmiştir.



İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
TT

İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı olduğunu açıkladı. Alluş, özellikle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşu bulunan yolcuların, seyahatlerini sürdürebilmeleri için Humus kırsalındaki Cusiye Sınır Kapısı üzerinden geçiş yapabileceklerini belirtti.

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı itibarıyla Cideyde Yabus Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu.

Bu karar, İsrail ordusunun Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı ile bu kapıya ulaşan M30 karayolunu hedef alacağı yönündeki uyarısının ardından geldi.

Alluş, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın yalnızca sivillerin geçişi için kullanıldığını, herhangi bir askerî amaçla kullanılmadığını vurguladı.

İsrail ordusu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye–Lübnan sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde bulunanlara ve M30 yolunu kullananlara bölgeyi derhal boşaltmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, bölgenin hedef alınacağı belirtilerek, Hizbullah’ın söz konusu geçiş noktasını askerî amaçlarla ve silah kaçakçılığı için kullandığı iddia edildi.

fdvfdv
İsrail bombardımanından kaçan Suriyeliler ve Lübnanlılar, Lübnan ile Suriye arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda (Şarku’l Avsat)

Bir Lübnan güvenlik kaynağı da uyarının ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda tahliye sürecinin başlatıldığını doğruladı.

Alluş, gece saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada ise sınır kapısının tamamen sivil amaçlarla kullanıldığını, herhangi bir silahlı grup ya da milis varlığının bulunmadığını ve yasal çerçeve dışı faaliyetlere izin verilmediğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere konuşan Alluş, “Mevcut uyarılar ışığında ve yolcuların güvenliği için, olası riskler ortadan kalkana kadar sınır kapısından geçişler geçici olarak durdurulacaktır. Durumun istikrara kavuşmasının ardından faaliyetlerin yeniden başladığı duyurulacaktır” dedi.

vrrv
Bir çocuk, sırtında eşyalarını taşırken 4 Ekim 2024’te İsrail bombardımanının oluşturduğu çukurun yanında, Masnaa Sınır Kapısı’ndan geçiyor (AP)

Suriye ile Lübnan arasındaki sınır kapılarında, özellikle İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından ülkelerine dönen Suriyelilerin oluşturduğu yoğun bir geçiş trafiği yaşanıyor. Saldırılarda çok sayıda Suriyeli hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

rbrg
Humus kırsalında, Lübnan sınırındaki Cusiye Sınır Kapısı (SANA)

Masnaa Sınır Kapısı, iki ülke arasındaki ana geçiş noktası olmasının yanı sıra, ticaret açısından hayati bir arter ve Lübnan’ın bölgeye açılan başlıca kara kapısı konumunda bulunuyor. İsrail, söz konusu sınır kapısını daha önce Ekim 2024’te İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sırasında hedef almıştı. Kapı, o dönemdeki ateşkesin ardından yaklaşık bir ay sonra başlatılan onarım çalışmalarıyla yeniden açılmıştı.


Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
TT

Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)

Rabia Abdusselam

Cezayir’deki yetkililerin ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarını dinleyen ya da yayınladıkları bildirileri okuyanlar, ‘sert güç’ olarak bilinen olguya ve uluslararası ortamın hiçbir kuralın geçerli olmadığı açık bir alana dönüşmesine yönelik ‘endişe ve gerginliği’ hissedebilir. Buna komşu ülkelerdeki (Libya, Mali ve Afrika Sahel Bölgesi) güvenlik istikrarsızlığından kaynaklanan karmaşık bölgesel tehditler de ekleniyor.

Bu bağlamda Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha, Ramazan Bayramı vesilesiyle komutanlarla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmanın büyük bir bölümünü, yumuşak güç araçları yerine askeri ve savunma varlıklarına öncelik veren ‘güç savaşları’ veya ‘sert güç’ olarak bilinen konuya değindi. General Şangariha konuşmasında, “Silahlı kuvvetler mensupları, uluslararası durumun tanık olduğu ve savaş seçeneğinin geri dönüşü, askeri müdahaleler, çok taraflı kuruluşların konumunun gerilemesi ve uluslararası hukuk kurallarının göz ardı edilmesi ile karakterize edilen, devletlerin egemenliğini ve ulusal tercihlerini etkileyen hızlanan jeopolitik dönüşümlerin gerçeklerini kavramaya davet ediliyor” dedi.

General Şangariha, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Jandarma komutanları ile ordunun merkezi kurum ve birimlerinin komutanlarının da katıldığı toplantıda şunları söyledi:

“Ortadoğu’da yaşanan kaos ve şiddetli askeri gerginlik, ‘herkesin, dünyanın yaşadığı derin jeopolitik dönüşümler, özellikle de bunların Güney ülkeleri üzerindeki etkileri konusunda, yüksek profesyonellik ve öngörülü bir proaktiflikle farkındalık düzeyini artırmasını’ gerektiriyor.”

Aynı söylem, bir süredir ülkedeki siyasi liderler tarafından da tekrarlanıyor. Bu bağlamda, solcu İşçi Partisi lideri ve eski cumhurbaşkanlığı adayı Louisa Hanoune, başkent Cezayir’de Siyasi Büro ile yaptığı toplantıda, “Eğer dostlarına vurulduğunu görürsen, bunun sana da ulaşacağını bil” deyişini kullandı. Bu atasözü, ülkede başkalarına (arkadaşlara) gelen kötülük veya zarardan ders çıkarmaya ve tedbirli olmaya teşvik etmek için kullanılır. Zira Hanoune da öncelikle İran'a ve ayrıca ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ adı verilen ABD askeri müdahalesine sahne olan Venezuela'ya atıfta bulunuyordu. Söz konusu operasyon, artan jeopolitik gerginlikler ortasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin tutuklanıp ABD’ye götürülmesiyle sonuçlanan bir operasyondu.

Hanoune’a göre Cezayir'in şu anda iç istikrarı ve toplumsal uyumu koruması gerekiyor. Zira arka arkaya gelen uluslararası krizler, devletlerin dış baskılara karşı koyabilecek güçlü bir iç cepheye sahip olmasının önemini teyit ediyor ve kanıtlıyor. Ayrıca bu durum ‘geniş çaplı bir siyasi seferberlik ve ulusal bilincin güçlendirilmesini’ de gerektiriyor.

Öte yandan (Cezayir'in en eski muhalefet partisi) Sosyalist Güçler Cephesi’nin birinci sekreteri Youcef Aouchiche, başkentte düzenlenen parti kadroları toplantısında yaptığı konuşmada, Ortadoğu'da tırmanan gerginliklerin ‘yüksek düzeyde uyanıklık ve ulusal sorumluluk’ gerektirdiğini vurguladı. Aouchiche, ulusal egemenliğin savunulması ve devletin stratejik direncinin güçlendirilmesinin, kalkınma ve demokrasiye dayalı bir ulusal proje gerektirdiğine dikkati çekti.

fvf
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, başkent Cezayir’de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi ağırladı, 25 Mart 2026 (AFP)

Cezayir, tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyuyor ve bunun için şu an çok uygun bir fırsat bulunuyor.

Daha önce 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Youcef Aouchiche’e göre bir devletin gücü askeri kapasitesi veya doğal kaynaklarıyla değil, esas olarak toplumunun uyumu ve vatandaşlarının kurumlarına duyduğu güvenle ölçülür. Ayrıca Aouchiche, halkın kamu hayatına fiilen katılımı ve demokratik meşruiyete dayalı bir yönetimin varlığı olmadan hiçbir devletin güçlü, istikrarlı ve güvenli olmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Aouchiche, dış zorluklar ve baskılarla mücadelenin, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin sağlamlaştırılması, ekonomik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi ve başta gıda, enerji, teknoloji ve dijital güvenlik olmak üzere hayati alanlarda kendi kendine yeterliliği sağlayabilecek bir ulusal ekonominin inşa edilmesi sayesinde gerçekleştirilebileceğini de sözlerine ekledi.

Endişenin sebebi ne?

Cezayir’deki askeri yetkililer ve parti liderleri arasında endişeli açıklamaların dikkat çekici şekilde artması, ‘İran’a karşı savaş, neden resmi yönetici kesimleri ve ülkenin siyasetçilerini endişelendiriyor?’ şeklindeki temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre uzmanlar, Cezayir’in bugün, on binlerce kurbanın verildiği ve ülkenin 1990’lı yıllarda yaşadığı ‘kara on yıl’ diye adlandırılan döneme hakim olan türden bir ‘siyasi parçalanma’ ya da ‘çatışma’ yaşamadığı ve kurumsal bir kriz bulunmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış faktörler güçlü bir şekilde kendini hissettiriyor. Stratejik çalışmalar uzmanı Prof. Muhammed Zenasni, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, Cezayir’in dengeleyici bir bölgesel aktör olarak büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve bugün egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için karşı karşıya olduğu bu büyük tehditlerin farkında olduğunu, bu sebeple Cezayir’in askeri ve siyasi liderliğinin, herhangi bir acil duruma karşı iç cepheyi sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi konuşma başlattığını belirtti.

Prof. Zenasni'ye göre Cezayir'in temel korku ve endişesinin arkasında, toplumsal güvenliği sarsmak amacıyla toplumu mezheplere bölme girişimleri yoluyla toprak bütünlüğüne ve toplumsal uyuma yönelik olası tehdit yatıyor. Bu da değerler düzeyindeki güvenliği sarsmaktan geçiyor. Bu yüzden Cezayir'den, liderleri ve halkı, sosyal güvenliğin bir emniyet valfi olarak fikri, değerler ve hukuki güvenliği sağlamaları ve böylece ulusal uyumu güçlendirmeleri bekleniyor.

Cezayir’in tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyduğunu, bunun için diplomatik iletişim kanallarını açık tutmanın yanı sıra şu an çok uygun bir fırsatın olduğunu belirten Prof. Zenasni, “Şu and, kapsayıcı diplomasi uygulamanın, bazı düşman güçlerin hesaplanamayan tırmanışlarını önlemenin ve başta enerji dosyası olmak üzere mevcut tüm kozları kullanmanın en uygun zamanı” yorumunda bulundu.

Cezayir, bir enerji ülkesi olarak, petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak fayda sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında, büyük savaşların küresel ekonomik belirsizliğe yol açtığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu çok iyi biliyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora sahibi Nabila Ben Yahya, Cezayir’deki askeri liderlikte güç savaşlarının şiddetlenmesi konusunda artan endişeye ilişkin özel bir açıklamada bulundu. Al Majalla’ya konuşan Ben Yahya, “Cezayir’deki resmi ve askeri elitler arasında artan endişe, yapısal, bölgesel ve iç olmak üzere üç analitik düzeyin kesişimi üzerinden açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Bunlardan birincisinin yapısal düzey olduğunu ifade eden Ben Yahya'ya göre Cezayir, ‘İran'a karşı savaşın sadece geleneksel bir çatışma olmadığını, aksine uluslararası sistemin doğasında, uluslararası hukuk kurallarının etkisinin azalarak sert güç dengelerinin öne çıktığı, yasal çerçevelerin dışındaki (güç savaşları) mantığına doğru bir dönüşümü yansıttığının’ farkında. Bu dönüşüm, Cezayir dahil olmak üzere orta büyüklükteki ülkeleri tehdit ediyor. Çünkü bu, müdahalelerin ve önleyici saldırıların meşrulaştırılmasına kapı açarak, 2003'ten beri bölgede tanık olduğumuz kaos modellerini yeniden üretiyor.

dfbfgb
Başkent Cezayir’deki sahil şeridi boyunca dalgalanan Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Ben Yahya’ya göre ikincisi olan bölgesel düzeyde ise Cezayir, ulusal güvenliğinin stratejik derinliği olarak bölgesel istikrarı sağlamak için mevcut tüm mekanizmaları kullanıyor. Ben Yahya, Ortadoğu'da yaşanacak herhangi bir büyük patlamanın diğer etkileşimleri yeniden şekillendirebileceğini ve bölgedeki askerileşmenin artırabileceğini, bunun da özellikle zaten kırılgan olan Afrika Sahel bölgesinde uluslararası aktörlerin geri dönüşü için elverişli bir ortam yaratabileceğini söyledi.

Cezayir, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini de kapsayan askeri tırmanışı kınadı ve İran-ABD müzakerelerinin tıkanmasından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın daha önceki bir açıklamasında Cezayir, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen ve birçok kişinin İran-ABD müzakerelerinde barışçıl bir çözüme ulaşılabileceğine dair büyük umutlar beslediği müzakerelerin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Ben Yahya, üçüncü ve son olan iç düzeydeki endişenin ise ekonomik ve sosyal dengelerin yönetilmesiyle ilgili olduğunu ifade etti. Ben Yahya bu ayrıntıyı açıklarken Cezayir'in bir enerji ülkesi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak faydalanabileceğini, ancak bunun karşılığında büyük savaşların küresel ekonomik belirsizlik yarattığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu tam olarak farkında olduğunu belirtti. Ben Yahya’ya göre bu durum, gelişmekte olan ülkelerin istikrarı pahasına büyük güçlerin önceliklerini yeniden düzenleyebilir. Bunun yanında, düzensiz göç veya sınır ötesi ağların büyümesi yoluyla bir ‘güvenlik bulaşması’ endişesi de bulunuyor.

Bu yüzden Cezayir'in güvenlik doktrini, saldırganlığı reddetme ve devletlerin egemenliğini destekleme üzerine kurulu ilkesel bir tutum benimsiyor. Bu da Cezayir'in, hegemonyayı meşrulaştırabilecek ve adalet dengesindeki bozulmayı pekiştirebilecek herhangi bir savaşa endişeyle bakmasına neden oluyor.


Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA