Mısır: Hac ve kurbanda borç almakla 'öncelikler fıkhı' ihlal mi ediliyor?

Ailelerin çoğu, farz ibadetini yerine getirmenin yükümlülüklerini karşılayamaz hale gelirken kredi ve taksit düşüncesinin meşruiyeti tartışılıyor

Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP
Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP
TT

Mısır: Hac ve kurbanda borç almakla 'öncelikler fıkhı' ihlal mi ediliyor?

Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP
Mısırlıların hac farizasını yerine getirme hayali, bazılarını borç almaya itiyor / Fotoğraf: AFP

Emine Hayri 

41 yaşındaki Ahmed Fethi'nin aylık maaşı, 10 bin Mısır cüneyhi (324 ABD doları). Buna eşinin maaşı da eklenince ailenin toplam geliri ayda yaklaşık 17 bin cüneyh (551 ABD doları) yapıyor. 

Ahmed'in ailesi, birkaç yıl öncesine kadar ekonomik ve sosyal bakımdan sınıf piramidinin üst kısmına yerleştiriliyor ve 2017 yılında ailenin aylık geliri yaklaşık 960 ABD dolarını buluyordu.  

Bugün gelir, 25 bin cüneyhe ulaştı ancak bu miktarın yaklaşık 800 ABD doları olduğu tahmin ediliyor.

Bununla da bitmiyor. Geçen mart ayındaki enflasyon oranı, yüzde 327 oldu ki bu, ekonomik açıdan "şimdiye kadarki en yüksek rekor oran" olarak niteleniyor. 

Bozulma var, ama…

Üç çocuk şu ana kadar özel okullarda okuyor. Bu okullar, öğrenim ücretlerini son 6 yılda yaklaşık yüzde 100 oranında artırdı ve bununla aynı zamanda gıda, kıyafet, özel ders, sağlık hizmetleri ve diğer aylık temel harcama kalemlerinin fiyatı da yükseldi.

Yani ailenin geçim dengesi bozuldu, alım gücü düştü ve harcama öncelikleri köklü bir şekilde yeniden düzenlendi. Sıkıntı ise devam ediyor. 

Buna rağmen şu sıralar aile içinde evin hanımının bağlı olduğu "kurban taksitleri" konusunda tartışma yaşanıyor ve tartışma, kurban hissesi satın almanın hiç kurban kesmemekten evla olup olmadığı etrafında dönüyor.

Evin hanımı bunun için her türlü dinî, toplumsal, hatta ekonomik gerekçeleri ve delilleri seferber etmiş.

O kadar ki 8 bin cüneyh (259,2 ABD doları) değerindeki yerli et yerine, 5 bin cüneyh (162 ABD doları) değerindeki ithal kurbanlık hayvan hissesine razı olduğunu bile duyurmuş.  

Evin beyi ise "öncelikler fıkhına" bağlı kalıyor. Nitekim aile, çocuklarının okuluna sona eren eğitim-öğretim yılı için 3 taksit borçlu ve taksitlerden her biri 6 bin cüneyh (194,4 ABD doları).

Üstelik yeni akademik yılın taksitleri var daha. Liste böyle uzayıp gidiyor… Ona göre listenin uzunluğuna bakınca bu konuda aileden yükümlülük kalkıyor.

Zira bu ve bunun gibi milyonlarca Mısırlı aile ne kurbanlık ne de bir buzağı, koyun ve hatta bir keçi satın almaya artık güç yetiremiyor. Bazıları, onlarca yıldır bu halde. 

Fetva makamına başvurma

Evin beyi, ailenin ilan edilen kurban desteğini alması caiz olan aileler sınıfına girmek üzere olduğunu söylerken, evin hanımı ya kendi ya da eşinin babasından kurban hissesi değerinde borç ya da bankadan kredi alması bile gerekse bunu yapacağını söylüyor.

Kocası, "Peki, ödeme nasıl olacak?" dediğinde de kendinden emin bir şekilde "Rabbimiz kolaylaştırır inşallah" diyor. 

Alevlenen tartışma çıkmaza girince taraflar, fetva makamına başvurup kurban kesmek için borçlanma konusunda görüş almaya karar vermiş.

Evin hanımı fetva makamının 2023 yılındaki görüşünü benimserken, evin beyi 2020, 2021 ve 2022 yılındaki görüşünü benimsemiş.  

Mısır Fetva Kurumu 2020, 2021 ve 2022 yıllarında bir Müslümanın kurban kesmek için borçlanmaması gerektiğini ve bunun istenmediğini, zira kurban kesmenin vacip değil müstehap sünnet olduğunu söylemiş.

Aynı şekilde kurban kesmenin, satın almaya güç yetirebilenler için sünnet olduğunu ve bunun için kişinin, kendisinin asli ihtiyaçlarıyla bakımından sorumlu olduğu kişilerin yiyecek, içecek ve giyecek gibi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kurbanlık hayvan satın alabilecek paraya sahip olması gerektiğini belirtmiş.

Dolayısıyla kişi kurbanlık satın almak için borçlanmamalıdır, çünkü şeriat onu bu konuda yükümlü kılmamıştır. Bununla birlikte borç ya da kredi taksitlerini ödeyebileceğini biliyorsa kurban kesebilir.

"Ya ödeyemezsek?"

Ancak 2023 yılında fetvalar ve alim görüşleri, kurban kesme "sünnetini" eda etmek için kredi alma ya da taksit yapma düşüncesine daha fazla imkân tanımaya yöneldi.

Fetva Kurumu'ndaki Fetva Genel Sekreteri Halid Umran, gücü yeten kişinin Allah'a yaklaştığı bir ibadet olan kurbanın bedelinin taksitler halinde ödenmesinin caiz olduğunu belirtiyor.

Ona göre güç yetirebilen bunu yapsın; gücü yetmeyen ve bu günlerde bir vesileyle yakınlaşmak isteyen kişi ise kendisine daha kolay gelen şeyle yakınlık arasın. İmkânı ve gücü yoksa kurban kesmeyebilir.

Ancak taksitleri ödeyebilecek kaynaklara sahip olduğunu düşünen kişi, kurban kessin ve borcu ödesin; taksit yapmak için bir engel yok. 

Fetva Kurumu'nun tutumları, ekonominin zayıf olduğu yıllarda kurban kesmeye gücü yeten ile yetmeyen ama bu konuda kendisi için bir sıkıntı oluşmayan kişi arasında rahatlatıcı bir dengenin kurulduğu kurban ilkesine doğru yakınlaşıyor.

Ancak borçlanma, kredi alma ya da taksitlendirme fikrinin benimsenmesi konusunda gönülsüzce kabul edenler ile gönül rahatlığıyla kabul edenler arasında farklı görüşlerin ortaya çıkmasıyla birlikte aile içindeki anlaşmazlıklar arttı. 

"Ya ödeyemezsek?" ibaresi sakinleri okul taksitleri, özel dersler, uğrunda bir ömür harcadıkları dairenin bedeli ve gerek inşaatı durduran emlak şirketi gerek ödemeyi durduran aile gerekse stratejik harcama ve hayati öncelikler listesi olsun, her taraftan engellerle karşılaşan küçük bahçeli evin ön ödemesinin yükü altında ezilen evdeki laf dalaşının ana başlıklarından biri haline geldi. 

Ödeyemezsek ya da zaten ödeyemediysek ne olacak?

Ya çocuklardan biri hastalanır da zorlu ekonomik koşullar sebebiyle zaten tekrar düzenlenen öncelikler listesi yine baştan düzenlenirse ne olacak?

Ya baba veya anne ölür de aile kendisini 'bir kilo et' taksiti ödemekle yükümlü bulursa ne olacak?

Kurban kesmenin gururu

Her yıl Kurban Bayramı'nda kestiği kurbanla övünmeye, pohpohlanmaya veya kestiği kurbanı sergilemeye alışmış pek çok Mısırlı hanede "ya ödeyemezsek" varsayımları yankılanırken buna benzer varsayımlar, bu defa "güç yetirebilenler için" hac ibadeti konusunda yürütülüyor.

Zira bir kilo pastırmanın yanında 10 adet yenilebilir yöresel somun ekmek fiyatına yarım kilo Rumi peyniri almaya "güç yetirebilen kişilerin" ekonomik koşullar altında hem sayıları hem imkânları azaldı.

Bazıları, kolay taksitlerle hac fikrini ortaya attı. İlginç olansa bu fikir sahiplerinin bir kısmının Mısır devlet bankalarında bulunması.

Bu bankalar, ödeme bakımından değil de vakit açısından uygun taksit imkânlarıyla hac ve umre ilanları ve teklifleri vermeye başladı ve buna "Hac ve Umre İçin Murabaha* Programı" adını koydu.

Buna göre müşteri, turizm şirketinden ya da organize eden taraftan hac veya umre fiyatı alıyor, sonra banka, müşteri ile banka arasında "üzerinde anlaşmaya varılan bir kâr marjı" ile "murabaha" işleminin gerçekleştirilmesi üzerine hac veya umre masraflarını organize eden tarafa ödüyor. 

Bu teklifler, artmaya ve yayılmaya başladı. O kadar ki iş, kapalı kapılar ardında sadece tanıdıkların ya da tanıdıkların tanıdıklarının girdiği WhatsApp grupları yoluyla hac masraflarını taksitlendirme tekliflerine ve borcu, "üzerinde anlaşmaya varılan kâr marjı" eklenerek birkaç defada ödeme anlaşmalarına kadar vardı. 

Faiz tartışmaları

Teklif, öyle olmadığı halde "murabaha" adı altında sunulsa bile üzerinde mesele, anlaşmaya varılan faizin ya da kârın haram mı helal mi olduğunun ötesine geçerek bazılarının girmeye bayıldığı son tartışmalara kadar uzandı. 

Dünyanın doğusunda ve batısında maaşların ve mali işlemlerin çoğunluğu modern bankalar yoluyla yürütülse de taksitle hac veya umre düşüncesi, esasında umreye ya da hacca giden kişinin buna gücünün yetmediği anlamına geliyor. 

2021 yılında Mısır cüneyhinin birinci ve ikinci dalgalanmaları arasında Fetva Kurumu, hacca gitmek için borçlanmanın hükmüne ilişkin bir soruya, koşullara ve durumlara göre şartlarla izin vermek ile kısıtlamalarla engellemek arasında gidip gelen uzun bir yanıt verdi.

Ancak cevabın sonunda kurum şöyle dedi:

Mükellef kişinin hac ibadeti için borç alması, kendisine veya bakmakla yükümlü olduğu kişilere gücünü aşan bir yük bindirecekse ya da kendisini ya da sorumlu olduğu kişileri fitneye ya da kaldıramayacakları şeylere maruz bırakacaksa, o zaman o kişi için borçlanma haramdır denebilir. Ödenecek parayı tahsil etmek, onu nafile ibadetlerden, güzel ahlaktan ve yüce işlerden alıkoyacaksa, o zaman o kişi için borçlanma mekruhtur denebilir. Ne ilk ne de ikinci ihtimal söz konusuysa ve ödemenin kendisine de sorumlu olduğu kişilere de zararı olmayacağına güçlü bir şekilde inanıyorsa, o kişi için borçlanma ne haramdır ne de mekruhtur; caizdir.

Gerçeklik ve umut

Mısır sokaklarında ve hac, hatta umre ibadetini eda etmeyi isteyen ve uman kalabalıklar arasında durum genellikle kurumun öne sürdüğü ilk ihtimale, yani "mükellef kişinin hac ibadeti için borç alması kendisine veya bakmakla yükümlü olduğu kişilere gücünü aşan bir yük bindirecekse ya da kendisini ya da sorumlu olduğu kişileri fitneye ya da kaldıramayacakları şeylere maruz bırakacaksa…" ihtimaline işaret ediyor.

Kurum bu ihtimalde borçlanmanın haramlığına hükmediyor. 

Gariptir ki "Allah'ın Evi'ni ziyaret etmek" için bankalardan kredi ve eş, dost, akrabadan borç alma tartışmalarında birçok kişi bunun barınma, eğitim ve sağlık masrafları ile gıda, elektrik, su ve gaz faturalarını ödemekten daha öncelikli olduğunu düşünüyor.

Çoğunlukla "Rabbin, rızık verendir" ve "Niyetini halis tut, Allah seni hesap etmediğin yerlerden rızıklandıracaktır" gibi kaderci düşüncelerin ağır bastığı bu tartışmalar, yakın tarihe uzanmıyor. 

2016 yılında Mısır cüneyhinin dolar karşısında 8,88 cüneyhten 15,77 cüneyhe düştüğü ve daha sonra Mart 2022'de daha da değer kaybederek 19,7 cüneyhe düştüğü birinci ve ikinci dalgalanmalar arasında Fetva Kurumu, kendisine ve sorumlu olduğu kişilere gücünün üstünde yük bindirecek olanların hac için borçlanmasının haramlığı yönünde fetva verdiyse şu an ne yönde fetva verir?

Öyle ya Mısırlılar, Ekim 2022'de 1 doların 24,7 Mısır cüneyhine denk olduğu üçüncü dalgalanmayı atlattıktan sonra geçtiğimiz ocak ayında dolar, 32 cüneyhe yükseldi. 

Mevcut yaşam koşullarının kötüleştiği ve yakın ve uzak gelecek konusunda öngörülerin belirsiz olduğu bir durumda bazıları Fetva Kurumu'nun hac ibadeti için borçlanmanın ya da taksitlendirmenin haram olduğuna hükmedeceğini beklerken, Fetva Kurumu birkaç gün önce "taksitle ve iki taraf arasında bir ön anlaşmayla hacca ya da umreye gidilmesinin şer'an caiz olduğunu" belirtti ve bunun "şeriata göre mübah olan murabaha kabilinden olup, faiz kapsamına girmediğini" açıkladı. 

Bankadan kredi ya da eş dosttan borç almanın ve tutarı "bir faizle ya da kararlaştırılan bir farkla" geri ödemenin faiz olduğunu söyleyenler ile böyle olmadığını söyleyenler arasındaki geleneksel polemik bir yana; Mısır toplumunun hallerine vâkıf olan kişi umre ve haccın ama özellikle de haccın pek çok âdeti, geleneği ve toplumdaki saygınlık kabullerini içeren dinî kültürel bir halk anlayışı olduğunu bilir.

Yaşlılar başta olmak üzere pek çok kişinin hedefinin ve tek temennisinin bu olduğundan bahsetmiyorum bile. 

Haccın kıymeti

Bu olgu, Beyt-i Haram ziyaretinden evine dönen hacının duvarlarında yer alan ve onu diğer duvarlardan ayıran popüler resimlerde açıkça görülür.

Ayrıca günahlardan temizlenmeyi ve kerim olan Allah'la dünyanın ağırlıklarından sıyrılmış bir şekilde karşılaşmayı hayal eden başta yaşlılar olmak üzere pek çok kişinin tekrarladığı dualar listesinde de buna rastlarız.

Aralarında borç almaya tam anlamıyla hazır olan ve hatta borcu ya da faizi ödemeden Hakk'ın rahmetine kavuşan çok kişi vardır. 

Hac ve umre söz konusu olduğunda "Rabbin, rızık verendir", "Allah'a tevekkül et" ve "O sizi bilmediğiniz yerlerden rızıklandırır" anlayışı, kendini gösteriyor.

Ancak bu yılki hac o kadar maliyetliydi ki bazıları, başlangıçta bunun bir şaka olduğunu düşündü. 

Bu yılın hac fiyatları, ekonomik hac için 130 bin cüneyh (4 bin 200 ABD doları) ve turistik veya lüks hac için yaklaşık 1,5 milyon cüneyh (48 bin 471 ABD doları) arasında değişiyor.

Peki ekonomik bir hac için 10 yıllık taksit yapan bir hacı, taksitleri ödemeden önce ölürse ne olur? 

Geri döndükten sonra "Rabbimizin halledeceği" taksitleri ödemeye hazır olmak ile hac veya umre ya da bir buzağı veya kurbanlık hissesi için kredi veya borç alanları ahmaklık, bencillik veya mantıksızlıkla suçlamak arasında gidip gelen popüler tartışmada kopan fırtınada kişi bu soruyu nadiren soruyor.

Bu noktada da benzer tartışmalar yaşanıyor, ancak dinî bir sakıncadan bağımsız bir şekilde. Bu tartışmanın başlığı, fıkıh ilminin dinî bir boyuta sahip olması şart olmaksızın, "öncelikler fıkhıdır". 

Mısırlıların gündelik hayatı, kâh mallara uygulanan vergileri artırmak kâh hizmet tarifelerini yükseltmek gibi konularda tacirlerin aklından geçenlere ve resmî kararların benimsediklerine göre öncelikleri yeniden sıralamaya dayalı hale geldi.

Okullar, üniversiteler, sağlık ve eğlence hizmeti sunanlar gibi vatandaşların ceplerinin boşalmasında pay sahibi olan diğer unsurlar da var. 

Düzenleme ve yapılandırma

Milyonlarca Mısırlı hane ekonomik haritadaki konumlarına göre her gün harcama önceliklerini yeniden düzenlemekten harap oldu.

Kimileri, harcamaları doğru mecralara akıtmak suretiyle yeniden düzenleme yapmakla yetinirken, kimileri de öngörülebilir gelecekte geri getirme ihtimalleri azalmakla birlikte harcama kalemlerini tümden siliyor. 

Rakamlara ve yüzdelik oranlara bakmak, tabloyu açıklamaya yetmez. Rakamlara göre geçtiğimiz nisan ayında yüzde 306'ya varan yüksek enflasyon oranları, gıda harcamalarını artırdı ki gıda, farklı düzeylerdeki ailelerin mutlak çoğunluğunun harcamalarında temel ve en önemli kalemdir.

Elbette bu artış, daha büyük miktarlarda veya daha pahalı türlerin tüketimini yansıtmıyor. Daha ziyade gıda malzemelerinin fiyatlarının sürekli olarak arttığı anlamına geliyor ve bu da diğer harcama kalemlerini olumsuz yönde etkiliyor. 

Kurban Bayramı yaklaşırken Mısırlıların hanelerinde yeniden yapılandırma süreçleri hızlanıyor.

Zira halk arasında "et bayramı" olarak da bilinen bu bayramda kurban kesmeye ilişkin tartışmalar artık buzağı mı kesilsin kuzu mu yoksa hisse mi alınsın, soruları etrafında dönmüyor.

Tartışmanın sorusu artık, "Bayramdan önce et alsak mı?" oldu. Cevap "evet" ise de kaç kilo etin bütçeyi zora sokmayacağı tartışılıyor.   

Mısır'da kasap dükkânlarına, Mısırlıların kimsenin uğramadığı yerler veya etkinlikler için kullandığı bir isim takılıyor.

Bu isim, fırtınaya hazırlanan ve kalabalıkların kin ve özlem karışımı bakışları tarafından izlenen şeyi de tarif eder.

Bayram, kaçınılmaz olarak geliyor ve kurbanlık hayvan, hisse ve taksit konusundaki tartışma, belirli gruplarla sınırlı kalıyor.

Bazıları sınıf piramidinin üstünden ortalara düşerken bazıları da ortadaki üst sıralardan az veya çok aşağıya kaydı.

Ancak diğerleri orta sıraları tutma yeteneğini kaybederek tabana doğru düştü. Bunlar, bayram sofrası işini fiyatı 400 cüneyh (13 dolar) sınırını aşan bir kilo etle hallediyor. 

Merkezî Kamu Seferberliği ve İstatistik Ajansı'na göre 2022 yılında Mısır'da bir kişinin yıllık ortalama gelirinin 20 bin 271 cüneyh, yani ayda yaklaşık bin 600 cüneyh (52 ABD doları) olması ve bunun da 4 kilo ete karşılık gelmesi dikkat çekici.  

Zorluklara, sıkıntılara ve öncelikler fıkhı alanına girmeye rağmen mesele, "büyük bayram" ve bu bayramın bedeli ister tamamen ister uygun taksit sistemiyle ödenmiş olan kurbanlık hayvanlar veya et parçalarıyla süslenmiş tabaklar açısından taşıdığı anlam olunca, mantık büyük ölçüde ortadan kaybolur.

Dehalarıyla tanınan ve birkaç cüneyhi pek çok ihtiyaca yetecek şekilde idare edebilen doğuştan yetenekler, "hacı" unvanı taşıma hayali karşısında dağılıyor.

Bu unvan, Allah'ın Evi'ni hac yoluyla ziyaret edenlere verildiği gibi umre yaparak ziyaret edenlere de veriliyor. Gerçi umre yapanlara gönlü hoş etmek için veriliyor ama olsun, belki uygun ya da uygun olmayan taksitlerle daha hayırlısı için bir dua yerine geçer. 

 

*Murabaha, alış fiyatı veya maliyet üzerine belirli bir kâr eklenerek yapılan bir tür güvene dayalı satış sözleşmesi anlamındaki fıkıh terimidir. 

 

Independent Türkçe



İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
TT

İran’a karşı tırmanan savaşa rağmen Husiler neden tereddüt ediyor?

Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)
Yemen'in ele geçirilen başkenti Sana'da bir Husi üyesi, Hamaney'in fotoğrafını öpüyor (AFP)

28 Şubat 2026’da bölge yeni bir tarihsel döneme girdi. ABD ve İsrail İran’a karşı açık savaş ilan ederken, ilk saldırı birçok açıdan sıra dışıydı. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in yanı sıra onlarca üst düzey askeri komutan da öldürüldü.

28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk günlerinden itibaren ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılarda Hamaney’in öldürülmesi dikkat çekerken, ikinci haftasına giren çatışmalar şu soruyu gündeme getirdi:
İran’ın müttefikleri Lübnan ve Irak’taki gruplar çatışmaya katılmışken, Husiler neden hâlâ tereddüt ediyor?

Bölge eşi görülmemiş bir gerilim yaşıyor. İran’dan İsrail’e ve bazı Körfez ülkelerine doğru füzeler fırlatılırken, ABD ve İsrail de bir haftadır İran’a yoğun saldırılar düzenliyor. Çatışmanın daha da uzaması ve genişlemesi bekleniyor.

Bu gelişmelere rağmen İran’ın en güçlü bölgesel müttefiklerinden biri olan ve Batı ile İsrail çıkarlarına ciddi zarar verme kapasitesine sahip bulunan Yemen’deki Husi hareketinin henüz aktif olarak savaşa katılmaması dikkat çekiyor. Lübnan’daki Hizbullah ve İran yanlısı bazı Iraklı milisler çatışmaya dahil olmuş durumda.

Son iki yıl boyunca İsrail’e ve Kızıldeniz’deki gemilere yönelik hava ve deniz saldırıları düzenleyen Husiler, bu süreçte binin üzerinde insansız hava aracı (İHA) ve füze kullanmıştı. Buna rağmen hareketin lideri Abdulmelik el-Husi, yalnızca Sana’da gösteriler düzenlenmesi çağrısı yaptı, Hamaney’in öldürülmesini kınadı ve “gelişmelere göre ellerimizin tetikte olduğunu” ifade etti.

Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).Husiler, şu ana kadar İran'ın yanında savaşa girmelerini engelleyen zorlu hesaplamalar yaptılar (EPA).

Yemen'deki siyasi ve halk çevrelerinde, hatta uluslararası çevrelerde bile Husilerin bu tutumunun niteliği hakkında sorular artarken, başlangıçta Güney Arap Yarımadası'ndaki "İran eli" olarak bilinen grubun bu tavrının nedenlerine ilişkin yorumlar farklılık gösteriyor.

Şok etkisi ve iletişim kanalları

Bazı analistler, Husilerin savaşa girmemiş olmasını taktiksel tercih değil, yönetimsel karmaşa olarak değerlendiriyor.

Yemenli akademisyen ve araştırmacı Faris el-Beyl, İran yönetiminin ilk saldırıdaki büyük kayıplar nedeniyle ciddi sarsıntı yaşadığını belirterek şöyle diyor:

“Husilerin henüz savaşa girmemesi taktikten ziyade İran’ın komuta yapısında yaşanan şok ve karmaşanın sonucu olabilir. Liderlik kadrosunun ve askeri kapasitenin ilk saatlerde hedef alınması, operasyonel yapıyı ciddi şekilde sarstı.”

Beyl’in değerlendirmesinde göre İran’ın füze saldırıları da bu karmaşanın bir yansıması olarak “dağınık ve kontrolsüz bir operasyonel tepki” görüntüsü veriyor.

Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)Sana'da İran'ı desteklemek amacıyla düzenlenen gösteri sırasında Husi destekçileri (EPA)

Sana Araştırmalar Merkezi’nden Yemenli araştırmacı Tevfik el-Cend ise sorunun örgütsel boyutu olabileceğini ifade ediyor:

“Husilerin İran’la koordinasyon sağlayan iletişim kanallarının kesilmiş olabileceği ve acil talimat alamamaları ihtimali var.”

Askeri konular uzmanı Adnan el-Cebrani de Husilerin savaşa katılma kararının birçok faktöre bağlı olduğunu belirterek, bu kararın “direniş ekseninin operasyon odasında günlük olarak değerlendirildiğini”söylüyor.

 El-Cebrani'ye göre bu faktörler arasında, ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'da rejim değişikliği konusundaki ısrarı da yer alıyor.

El- Cebrani şöyle devam ediyor: “En açık olan şey, Husilerin şu ana kadarki tutumu ve tereddüdü. Eylemlerindeki belirsizlik onları kontrol ediyor; ne söyleyeceklerini net bir şekilde bilmiyorlar. Bu tökezleme ve kafa karışıklığı, net bir tutum veya net bir gelecek planı olmaksızın Husilerin açıklamalarında bile görülüyordu; bu da henüz tam talimat almadıkları, iletişim ve yönlendirme kanallarının kaybolduğu anlamına geliyor. Bu yüzden Husiler ne yapacaklarını bilmiyormuş gibi görünüyorlar.”

Örgüt içi görüş ayrılıkları ve iç baskılar

Riyad’daki Yemen Büyükelçiliği medya danışmanı Salih el-Beydani ise örgüt içinde görüş ayrılıkları olduğunu belirtiyor.

Beydani’ye göre Husiler arasında Kızıldeniz’de saldırıların yeniden başlatılmasını savunan bir kanat var. Hatta saldırıların yeniden başlayacağına dair bir haber sızdırıldı fakat örgüt içindeki başka bir kanat tarafından kısa süre sonra yalanlandı.

Ayrıca bazı bölgesel arabulucuların Husiler’e şimdilik çatışmaya dahil olmamaları yönünde tavsiyeler verdiği de ifade ediliyor.

Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)Husi lideri, Hamaney'e başsağlığı dilemek, medyaya destek vermek ve gösteri çağrısında bulunmakla yetindi (EPA)

Medya ve iletişim alanında çalışan Yemenli araştırmacı Sadık el-Vasabi, Husilerin zamanlamanın kendileri açısından uygun olmadığını düşündüğünü söylüyor.

Vasabi’ye göre:

*Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik durum çok kırılgan

*Son dönemde aldıkları saldırılar askeri kapasitelerini zayıflattı

*İran’dan gelen mali ve askeri destek azaldı

Hayatta kalma hesapları

Tevfik el-Cend, Husilerin tutumunu varlığını sürdürme hesabı olarak değerlendiriyor.

Ona göre Husiler İran’ı savunan bir güç olarak görünmek istemiyor. Çünkü bugüne kadar yürüttükleri propaganda, eylemlerini “Gazze’ye destek” söylemi üzerine kurmuştu.

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Sanaa'da düzenlenen bir gösteri sırasında Husi militanları Hamenei'nin resimlerini havaya kaldırdı (AFP).

Cend ayrıca önemli bir ihtimali de dile getiriyor:

“İran ve Devrim Muhafızları ağır darbe alırsa, Husiler kendilerini direniş ekseninin yeni merkezi olarak görebilir. Yemen dağları bu eksenin yeni üssü hâline gelebilir.”

Bazı değerlendirmelere göre Abdulmelik el-Husi kendisini yeni bir ideolojik lider konumuna taşımaya bile çalışabilir.

Stratejik değerlendirme

Analistlere göre Husiler, gelişmeleri dikkatle izleyerek günlük stratejik değerlendirmeler yapıyor.

Adnan el-Cebrani, Husilerin ilk günden itibaren müdahaleye hazır olduğunu savunuyor. Ancak İran’ın tüm baskı araçlarını aynı anda kullanmamak için temkinli davrandığını belirtiyor.

Ona göre Husilerin savaşa katılmasını tetikleyebilecek bazı gelişmeler şunlar olabilir:

*Hizbullah’ın ağır bir darbe alması

*Husilere yönelik önleyici saldırı yapılması

*İran’dan doğrudan talimat verilmesi

Bölgesel güvenlik ve savunma uzmanı İbrahim Celal ise İran’ın “direniş ekseni”ni tam da böyle bir savaş senaryosu için kurduğunu söylüyor.

Celal’e göre Husiler de bu stratejinin bir parçası ve çatışmaya katılmaları da oldukça muhtemel.

Husiler savaşa girecek mi?

Analistlere göre yaşananlar, Husiler için kritik bir dönemeç anlamına geliyor. Örgüt ya İran’la ideolojik bağını güçlendirecek ya da Tahran’dan kısmen uzaklaşarak yeni bir strateji benimseyecek.

 Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Sanaa'da bir Husi güvenlik görevlisi İran bayrağını tutuyor (Reuters)

Bazı uzmanlar Husilerin sınırlı saldırılar düzenleyerek “eksene bağlılık” mesajı verebileceğini belirtiyor. Bu saldırılar arasında:

*Kızıldeniz’de gemilere saldırılar

*İsrail’e yönelik insansız hava aracı saldırıları

yer alabilir.

Ancak böyle bir adımın ABD ve İsrail’den çok daha sert karşılık getirmesi bekleniyor.

Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg ise Yemen’in bölgesel bir savaşın parçası hâline gelmemesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu:

“Hiçbir tarafın Yemen’i daha geniş bir çatışmanın içine sürükleme hakkı yoktur.”

Uzmanlara göre Husiler saldırılara tekrar başlarsa, ABD ve İsrail’in yanıtı bu kez çok daha sert olabilir. Çünkü Washington ve Tel Aviv şu anda İran’la varoluşsal bir savaşın içinde bulunuyor.


İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerinde, güneyde ve Bekaa Vadisi'nde onlarca hava saldırısı düzenleyerek Hizbullah'ın etki alanlarını ateşe verdi; bu saldırılar sonucunda onlarca kişi öldü ve banliyölerde en az 26 bina yıkıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynaklarına göre, İsrail ordusu Lübnan'daki savaş çabalarını topçu ateşine çevirdi; buna karşılık, ordunun Lübnan sınırında askeri yığılması ve çeşitli noktalarda sınırlı girişlerle kara savunmasının test edilmesine rağmen, kara harekatının ivmesi azaldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "komuta karargahı ve on yüksek binaya" saldırıldığı belirtilerek, bu binaların "Hizbullah'a ait askeri altyapı içerdiğini ve partinin yürütme kurulu merkezini hedef aldığını" belirtti. Lübnan'da 500'den fazla hedefe yönelik saldırılar olduğunu belirten açıklamada, "Hizbullah"ın dün İsrail'e 70 roket fırlattığı ifade edildi.


Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
TT

Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı bugün, İsrail askerlerinin Lübnan-Suriye sınırında bir çıkarma operasyonu girişiminde bulunduğunu ve Hizbullah savaşçılarının onlarla çatışmaya girdiğini bildirdi.

Ajans, Lübnan Sağlık Bakanlığı'na atıfta bulunarak, İsrail'in Nebi Şit bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 3 kişinin öldüğünü ve 16 kişinin yaralandığını belirtti.

Tahran destekli Hizbullah'ın İran dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak pazartesi günü İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından, İsrail ordusundan konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi. İsrail, Lübnan'a çok sayıda hava saldırısı düzenlemiş ve kara birlikleri göndermişti.

Bu haberler doğrulanırsa, bu olay, İsrail'in Hizbullah militanı olarak tanımladığı İmad Amhaz'ın Kasım 2024'te kuzeydeki Batroun kentinden kaçırılmasından bu yana İsrail güçlerinin Lübnan'a yaptığı en derin müdahale olacaktır.

Ulusal Haber Ajansı, "İsrail'in çıkarma girişimlerini püskürtmek için Lübnan-Suriye sınırındaki doğu dağlık bölgesinde, Nebi Şit-Ham bölgesinde çatışmalar yaşandığını" bildirdi; bu bölgede Hizbullah önemli bir varlığına sahip.

Hizbullah ise yaptığı açıklamada, “düşman İsrail ordusuna ait dört helikopterin Suriye yönünden gelerek Yahfufa, el-Haribe ve Marabun beldelerinin dağlık üçgen bölgesine bir piyade birliği indirdiğini” tespit ettiklerini belirtti.

Açıklamaya göre İsrail piyade birliği daha sonra Nebi Şit kasabasının doğu mahallesine doğru ilerledi ve mezarlık bölgesine ulaştığında Hizbullah savaşçılarıyla hafif ve orta silahlarla çatışmaya girdi.

Hizbullah, çatışmanın İsrail birliğinin ortaya çıkmasının ardından daha da şiddetlendiğini, İsrail’in birliklerini bölgeden çekebilmek için savaş uçakları ve helikopterlerle yaklaşık 40 hava saldırısı yaparak yoğun bir ateş kuşağı oluşturduğunu bildirdi.

Örgüt ayrı bir açıklamada ise İsrail güçlerinin geri çekilmesi sırasında savaşçılarının roketler fırlattığını belirtti.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise havaya yoğun şekilde ateş açıldığı görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Nebi Şit kenti dün en az 13 İsrail hava saldırısının hedefi oldu. Lübnan Sağlık Bakanlığı saldırılarda en az 9 kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.