Lübnan, Brüksel'de Suriyeli yerinden edilme dosyasına ilişkin görüşünü sunuyor

Sadece yüzde 12'sini aldığı 25 milyar dolarlık kayıp için tazminat istiyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP
TT

Lübnan, Brüksel'de Suriyeli yerinden edilme dosyasına ilişkin görüşünü sunuyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR), Lübnan'da yerinden edilmiş kişilerin yüzde 91'inin aşırı yoksulluk sınırının altında olduğunu belirtiyor / Fotoğraf: AFP

Tony Bouloss

Lübnan, "Suriye ve Bölgenin Geleceğinin Desteklenmesi" başlığı altında yedincisi düzenlenen Brüksel Konferansı'nda, hükümetin daha önce hazırladığı belgeye uluslararası desteği seferber etmek için fırsat kollamaya çalışıyor.

Belge, Lübnan hükümeti ile BMMYK arasındaki ilişkideki gerilimler ışığında, Suriyeli mültecilerin aşamalı olarak evlerine gönüllü dönüşünü içeriyor.

Konferans sırasında bağışçı ülkeler, ülke içinde ve dışında Suriye halkını desteklemek için hibe ve kredi şeklinde 9,6 milyar euroluk (10,3 milyar dolar) taahhütte bulundu.

Bu, Birleşmiş Milletler tarafından talep edilene yakın bir miktar ve yurtdışındaki 15 milyon mülteciye ve Suriye'de ülke içinde yerinden edilmiş kişilere yardım edilmesini garanti ediyor.

3 boyutlu

Lübnan'a dönüldüğünde, önerilen plan, Suriyeli mültecilerin dört kategoriye ayrılmasını içeriyordu; ilki 2011-2015 yılları arasındaki siyasi sığınmacıları, ikinci kategori ise 2015'ten sonra gelen Suriyelileri içeriyor.

Üçüncü kategori Lübnan-Suriye sınırında gelip gidenleri, dördüncü kategori ise 24 Nisan 2019 tarihinden sonra Lübnan topraklarına gizlice giriş yapanları içermekte.

Suriye tarafına, ilk partide, yani geri dönüşün başlamasından sonraki ilk altı ay içinde yerinden edilmiş 180 bin kişiyi geri gönderme teklifini şart koşuyor.

Bunu, ayda 15 bin yerinden edilmiş kişi takip ediyor. Ayrıca Suriye topraklarında 480 barınma merkezini donatma da talep ediliyor.

Plan, uluslararası toplumu Lübnan'ın 2013'ten bu yana maruz kaldığı ve ancak yüzde 12'sini aldığı 25 milyar doları bulan kaybını telafi etmeye çağırdı.

Bu, özellikle sağlık, eğitim, enerji, su, tarım ve çevre sektörlerinde katı atık, sanitasyon ve diğer bazı hususlar açısından devlete ve kamu hizmetlerine yönelik mali maliyetin artmasına neden oldu.

Planda, kısa vadede uluslararası kuruluşlarla işbirliğine gidilerek, hibe veren ülkelerden eğitim, sağlık, enerji, altyapı, çevre, iletişim, büyümenin teşviki ve istihdam yaratma sektörlerinde yardım isteneceği belirtildi.

Orta vadede ise plan, Lübnan'da yerinden edilmiş Suriyeliler ve kaydı olmayanlar için onaylanan yeni doğumların kaydedilmesi ve bu kısıtlamaların tanınması çalışmalarını içeriyor.

Ayrıca yerinden edilen Suriyelilerin ülkelerine dönmelerini teşvik etmek için gerekli kararların alınması için Suriye tarafıyla koordinasyon sağlanmasını da içeriyor.

Uzun vadede Arap Birliği, uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlar arasında net, şeffaf ve kademeli bir yol haritasının geliştirilmesi için çalışmalar yapılacağını belirtti.

Bu çalışmaların, Suriye krizine objektif ve yapıcı diyaloga dayalı siyasi bir çözüme ulaşmak ve Lübnan'ın uluslararası anlaşmalara saygı gösterme taahhüdünü teyit etmek için yapılması isteniyor.

Gasp ve yolsuzluk

Edinilen bilgiye göre Lübnan çalışma belgesi, konferansın oturum aralarında gerçekleştirilen ikili görüşmelerde eleştirilerin ortaya çıkmasına neden oldu.

Avrupa Birliği temsilcileri, bu "planın" Lübnan'a yapılan uluslararası yardımın değerini yükseltmek için sadece bir şantaj kartı olacağından duydukları endişeyi dile getirdiler.

Onlara göre planda belirtilen rakamlar, özellikle bu yardımın değeri dikkatle incelendiği için gerçeğe yakın değil, ancak hükümetin kötü yönetilmesi, hükümet rakamlarının bahsettiği rakam farkının nedeni olabilir.

Bilgiler aynı zamanda Lübnan heyetine, Lübnan'daki mültecilerin sayısı konusunda şeffaflığın olmamasıyla ilgili eleştiriler yöneltildiğini gösteriyor.

BMMYK rakamları yaklaşık 880 bin iken, Lübnan'daki resmi raporlarda belirtilen rakamlar bir buçuk milyon ile yaklaşık iki buçuk milyon yerinden edilmiş kişi arasında değişmekte.

Lübnan-Suriye sınırındaki kaosun ve denetimsizliğin Lübnan devletinin sorumluluğunda olduğu düşünüldüğünde, sonuç olarak, uluslararası yardımın olmamasından ve yüzde 91'i aşırı yoksulluk sınırının altında olan Suriyelilerin ihtiyaçlarını karşılayamamasından Lübnan hükümeti sorumlu.

Tehlikeler ve gerilimler

Konferans sırasında Lübnan Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib, Lübnan'ın yerinden edilmiş Suriyelilere ilişkin bildirisini teslim etti ve Brüksel konferansında yaptığı konuşmada, Lübnan'ın Suriye'deki çatışmanın başlamasından bu yana yerinden edilmiş bir buçuk milyon Suriyeliyi kabul ettiğini belirtti.

Bakan, yerinden edilenler krizinin artık ülkedeki siyasi durumu etkilediğine ve bunun da Lübnan modelini tehdit ettiğine dikkat çekti.

Bakan ayrıca "Suriyelilerin yerinden edilmesinin ekonomiyi ve çevreyi etkilediği ve Dünya Bankası'na göre Lübnan'ın yılda yaklaşık 5 milyar dolar kazandığı" gerçeğine odaklandı.

Ayrıca "Kriz ve iş bulma mücadelesi nedeniyle Lübnanlılar ile yerinden edilmiş Suriyeliler arasında gerilim ve şiddetin artması tehlikesi olduğunu" ortaya koydu.

Bunun yanında "Lübnan'ın yerinden edilmiş Suriyeliler için geniş bir alana dönüşemeyeceğini" vurgulayarak, BM'nin Suriye kararının ölü bir mektuba dönüşmesinden korktuğunu dile getirdi.

Destek karşılığında iltica

Konferans, Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell le Lübnan Sosyal İşler Bakanı Hector Hacar arasında, Suriye'nin komşu ülkelerindeki mültecilerin durumuna Avrupa yaklaşımının arka planına karşı bir tartışmaya tanık oldu.

Borrell, Avrupa Birliği'nin Arap Birliği'nin yaptığı gibi Suriye rejimiyle ilişkilerini normalleştirme yolunu seçmeyeceğini belirterek, Avrupa Birliği'nin tavrını değiştirecek koşulların bulunmadığı da düşünüldüğünde uluslararası toplumun bu mültecilerin içinde bulunduğu kötü durumu görmezden gelemeyeceğini vurguladı.

Avrupa Birliği’nin "Suriye halkını desteklemekten geri adım atmayacağını" vurguladı ve ev sahibi ülkelere mali destek sözü verdi.

Filistin meselesinde beklenen siyasi çözümün üzerinden 75 yıl geçtiğini ve Filistinlilerin hala dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda olduğunu belirten Hacar’dan Borrell’e yanıt geldi.

Lübnan'ın 12 yıl önce Suriye sığınmacılarının yükünü çektiğine ve şu anda Lübnan nüfusunun yüzde 30'unu mültecilerin oluşturduğuna işaret ederek, Avrupa seçeneğini eleştirdi.

Hacar, "Suriye krizine sizin standartlarınıza göre kabul edilebilir net bir siyasi çözüm formüle ettikten sonra ülkelerine geri göndermeniz şartıyla, yerinden edilmiş yaklaşık yedi milyon Suriyeliyi Avrupa'ya kabul etmeye karar verirseniz, bunu desteklemeye hazırız" ifadelerini kullandı.

Talebin gerçekleştirilmesi

Lübnan Dışişleri Bakanlığı'nın kaynakları, Avrupalıların Lübnan çalışma belgesini hoş karşıladıklarını, ekonomik kriz ışığında Lübnan'ın demografi ve ekonomik yetenekleriyle ilgili endişelerinin anlaşıldığını gösterdiğini belirtiyor.

Kaynaklar, Avrupa Birliği'nin Lübnan'da yerinden edilmiş Suriyeliler gerçeğine ilişkin benimsediği politikaları gözden geçirmeye hazır olduğunu ortaya koydu.

Aynı kaynaklara göre Avrupa Birliği, Suriyeli öğrencilerin tercih edilmesi konusunda son yıllarda yaşananların aksine, Lübnanlıların Lübnanlı ve Suriyeli öğrenciler arasında eşit yardım ödemesi talebini kabul etmeye niyetli gibi görünüyor.

Ayrıca kaynaklara göre, Lübnan, Ürdün, Türkiye, Mısır ve Irak heyetleri arasında Suriyelilerin yerinden edilmesinin yansımalarına ilişkin talep, endişe ve korkuların benzer olduğunu ortaya koydu.

Bu, Lübnan'ın işini kolaylaştırmakta ve uluslararası toplum üzerinde baskı oluşturmakta.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, 2011'den bu yana 14 milyondan fazla Suriyelinin evlerini terk ettiğini söylüyor.

Neredeyse tüm nüfusun yoksulluk sınırının altında yaşadığı Suriye'de hala yaklaşık 6,8 milyon yerinden edilmiş insan var ve yaklaşık 5,5 milyon Suriyeli mülteci Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır'da yaşıyor.

Suriyelilerin entegrasyonu

Lübnanlı milletvekili Gade Eyyüb ise, Suriyelileri Lübnan toplumuna entegre etmek için çalışan sekiz bin sivil toplum kuruluşunun olduğunu ortaya koyarak, yerinden edilmiş Suriyeliler dosyasına olası çözümler geliştirmek için hızlı hareket edilmesi çağrısında bulundu.

Bir de devletten geçmeden doğrudan bu derneklere ulaşan ve değeri sekiz milyar dolar olduğu tahmin edilen bir finansman var.

Milletvekili, Lübnan'da gerçekleşen ve ne Suriye büyükelçiliği ne de başka bir yolla kaydedilmeyen doğumlar olduğuna dikkat çekti.

Ayrıca 1994 yılında çıkarılan vatandaşlığa alma kararnamesinin kayıtsızlık sorununu çözdüğünü ve bu konunun ele alınmasının idari ve hukuki bir mesele haline geldiğini kaydetti.

Ancak bunun, gerçekleşen doğumlar için geçerli olmadığına, bunun Sağlık Bakanlığı ve bakımevlerindeki sağlık kayıtları ile kontrol edilebileceğine dikkat çekti.

 

 

Independent Türkçe



Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
TT

Avn ve Selam, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakereye hazır olup olmadığını görüştü

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (Reuters)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevvaf Selam bugün yaptıkları görüşmede, Lübnan’ın İsrail ile doğrudan müzakerelere hazır olup olmadığını ele aldı. Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre görüşme, ülkenin güneyine yerinden edilenlerin akınının sürdüğü ve Hizbullah ile İsrail arasında ikinci gününe giren ateşkes süreciyle eş zamanlı gerçekleşti.

Açıklamada, Avn ve Selam’ın ‘ateşkes sonrası aşamaya ve bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik çabalara dair değerlendirme’ yaptığı, ayrıca İsrail ile yapılması beklenen müzakereler için ‘Lübnan’ın hazırlık durumunu’ ele aldığı belirtildi.

Görüşme, Avn’ın bir gün önce Lübnan halkına ve adını anmadan Hizbullah’a hitaben yaptığı sert tonlu konuşmanın ardından geldi. Avn konuşmasında, Lübnan’ın İsrail ile ‘kalıcı anlaşmalar’ hedefiyle yeni bir aşamanın eşiğinde olduğunu ifade ederken, doğrudan müzakerelerin ‘taviz’ anlamına gelmediğini vurguladı.

Hizbullah ile İsrail arasında, ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilen 10 günlük ateşkes kapsamında, perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısından itibaren kırılgan bir ateşkes yürürlükte bulunuyor. 2 Mart’ta başlayan çatışmalarda yaklaşık 2 bin 300 kişi hayatını kaybederken, özellikle Lübnan’ın güneyi ve Beyrut’un güney banliyölerinden olmak üzere 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi.

Hizbullah ve destekçileri, İsrail ile doğrudan müzakerelere karşı çıkmayı sürdürürken, daha önce de 2024 savaşı sonrasında Lübnan hükümetinin örgütün silahsızlandırılmasına yönelik kararını reddetmişti.

Öte yandan Hizbullah Siyasi Konseyi Başkan Yardımcısı Mahmud Kamati Al Jadeed TV’ye verdiği demeçte, “Cumhurbaşkanı’nın sözleri şok ediciydi” ifadesini kullanarak, konuşmada İran’a teşekkür edilmemesini eleştirdi. İran, Lübnan’daki ateşkesin Washington ile varılan ateşkes mutabakatının ‘bir parçası’ olduğunu açıklamıştı.

Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)Lübnan’ın güneyindeki kasaba ve köylerine doğru yola çıkan yerlerinden edilmiş insanların araçları (Reuters)

Ateşkesin ikinci gününde, özellikle Lübnan’ın güneyine doğru, yerinden edilenlerin akını sürüyor. Güneyi birbirine bağlayan sahil yolu, sabahın erken saatlerinden itibaren yoğun trafikle kilitlendi.

Lübnan ordusu ile yerel yetkililer, İsrail bombardımanı nedeniyle kapanan yolları yeniden ulaşıma açmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Beyrut’un güney banliyösünde ise geniş çaplı yıkımın yaşandığı bölgede aileler, evlerini kontrol etmek ve ihtiyaçlarını almak üzere geri dönüyor. Ancak AFP muhabirlerine göre, bölgenin iç kesimlerindeki bazı mahalleler hâlâ büyük ölçüde boş durumda; birçok kişi geri dönmek için beklemeyi tercih ediyor.

Bu kişilerden biri olan ve dört çocuğuyla birlikte Beyrut sahilinde kurulu bir çadırda kalan Semah Haccul, güvenlik endişeleri nedeniyle henüz evine dönmeye hazır olmadıklarını söyledi.

Haccul, “Gece bir şey olmasından ve çocuklarımı alıp kaçamamaktan korktuğumuz için kendimizi güvende hissetmiyoruz” dedi.

Evine kısa süreliğine gittiğini belirten Haccul, Beyrut’un güneyindeki el-Leyleki bölgesindeki evinde hafif hasar tespit ettiğini, ‘çocukları yıkamak ve artan sıcaklıklar nedeniyle yazlık kıyafetler almak’ için eve uğradığını ifade etti. Ateşkesin gidişatını izlemek istediklerini vurgulayan Haccul, “Ateşkes kalıcı hale gelirse evlerimize döneceğiz” dedi ve çevredeki çadırlarda kalan onlarca ailenin de aynı yaklaşımı benimsediğini aktardı.

Selam ise Avn ile görüşmesinde, ateşkesin kalıcı hale gelmesi durumunda yerinden edilenlerin en kısa sürede güvenli şekilde evlerine dönebilmesini umduğunu dile getirdi. Selam, Lübnan devletinin bu dönüşü kolaylaştırmak için ‘yıkılan köprülerin onarılması, yolların açılması ve geri dönüşün mümkün olduğu bölgelerde gerekli ihtiyaçların sağlanması’ yönünde çalıştığını belirtti.


Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
TT

Macron, Lübnan'ın güneyinde bir Fransız askerinin öldüğünü üç askerin yaralandığını belirterek, saldırıdan Hizbullah'ı sorumlu tuttu

Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)
Lübnanlılar güneydeki köylerine geri döndü (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan'ın güneyinde düzenlenen saldırıda bir Fransız askerinin öldüğünü duyurarak, ölümünden Hizbullah'ı sorumlu tuttu.

Macron, X internet sitesinde yayınladığı paylaşımda, üç askerin de yaralandığını ve tahliye edildiğini belirterek, Lübnan hükümetini saldırıdan sorumlu olanlara karşı harekete geçmeye çağırdı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ise Fransız güçlerini hedef alanlardan sorumlu olanların yargılanacağını belirtti.


Gazze anlaşması... Kahire görüşmelerindeki çekincelerin ardından arabulucuların elinde ‘sınırlı fırsatlar’

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşması... Kahire görüşmelerindeki çekincelerin ardından arabulucuların elinde ‘sınırlı fırsatlar’

Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye Mülteci Kampı’nda yıkılmış binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Hamas’ın Kahire’de yapılan görüşmelerde silahsızlanma sürecine ilişkin çekinceler dile getirdiği, İsrail’in ise bu sürecin önce uygulanması şartıyla geri çekilme konusunda taviz vermeme tutumunu sürdürdüğü bildirildi. Taraflar arasındaki ateşkes anlaşmasının, geçtiğimiz şubat ayı sonunda İran savaşıyla birlikte sekteye uğradığı belirtiliyor.

Hamas’ın çekinceleri, Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar tarafından doğrulandı. Uzmanlara göre bu durum, hem Hamas’ın hem de İsrail’in zaman kazanmaya yöneldiğine ve anlaşma maddelerini uygulama ya da silahsızlanma ve geri çekilme süreçlerine başlama konusunda isteksiz olduklarına işaret ediyor. Bu değerlendirmelerde, İsrail’de seçim yılı olması ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun oy kazanma hedefinin etkili olduğu ifade ediliyor.

Uzmanlar, arabulucuların anlaşmayı yeniden canlandırma konusunda sınırlı fırsata sahip olduğunu belirtiyor. Bu çerçevede üç olası senaryo öne çıkıyor: mevcut durumun devam etmesi, İsrail’in askeri tırmanışa gitmesi ya da uluslararası istikrar güçleri ve polis unsurlarının devreye sokulmasıyla Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin faaliyete başlaması ve sahada değişiklikler yapılarak tarafların anlaşma şartlarına uymaya zorlanması.

Sıkışmış müzakereler

Kahire’de yürütülen müzakerelerin de çıkmaza girdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklara göre, Hamas ve diğer Filistinli gruplar, kendilerinden herhangi bir taahhüt talep edilmeden önce İsrail’in ateşkes anlaşmasının ilk aşamasındaki yükümlülüklerini (insani yardım faaliyetleri ve bölgeye yardım tırlarının girişini) yerine getirmesi gerektiğini savunuyor. Buna karşılık İsrail ve ABD, anlaşmanın ikinci aşamasının en kritik maddesi olan ‘silahsızlanma’ sürecine derhal geçilmesi yönünde baskı yapıyor.

Aynı kaynaklara göre, Hamas müzakere heyeti başkanı Halil el-Hayye ile ABD’li diplomat Aryeh Lightstone arasında Kahire’de gerçekleşen görüşmeden somut bir sonuç çıkmadı.

The Jerusalem Post gazetesinin perşembe günü yayımladığı habere göre Hamas, Kahire toplantılarında ABD öncülüğündeki Barış Kurulu tarafından sunulan silahsızlanma planını reddederek üzerinde değişiklik yapılmasını talep etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise kabine toplantısında yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump’ın yabancı bir koalisyonun Hamas’ı silahsızlandırmada başarılı olamayacağını anladığını belirterek, “Bunu bizim yapmamız gerekecek” ifadesini kullandı. Söz konusu açıklamalar İsrail’in Kanal 14 ve i24NEWS kanalları tarafından da aktarıldı.

Gelişmeleri değerlendiren Filistinli siyaset analisti Abdulmehdi Mutava, Kahire görüşmelerinde özellikle Hamas tarafından dile getirilen çekincelerin, taraflar arasındaki güven eksikliğinden kaynaklandığını ifade etti. Mutava’ya göre, Hamas için silahsızlanma maddesinin uygulanması kolay değil. Ayrıca ABD’nin İran dosyasına odaklanması nedeniyle arabuluculuk sürecine yeterince yoğunlaşmadığı ve bu nedenle İsrail üzerinde henüz ciddi bir baskı oluşmadığı belirtiliyor.

Mutava, İsrail’de yaklaşan seçimler nedeniyle Netanyahu’nun Gazze konusunda herhangi bir taviz vermesinin zor olduğunu da vurguladı. Bu nedenle mevcut tıkanmış durumun Netanyahu açısından siyasi maliyetlerden kaçınma imkânı sunduğunu belirten analist, benzer şekilde Hamas’ın da silahsızlanma konusunda kesin kararlar almaktan kaçınması nedeniyle bu durumdan rahatsızlık duymadığını ifade etti.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan geçici kampta su taşıyan bir kız çocuğu (AFP)

Filistin ve İsrail konularında uzman siyaset bilimi profesörü Tarık Fehmi, Kahire’de gerçekleştirilen görüşmeler kapsamında Mısırlı arabulucunun yoğun çabasına rağmen taraflar arasında hâlâ ciddi çekinceler bulunduğunu belirtti. Fehmi’ye göre temel sorun, İsrail’in sahadaki karşı hamlelerinden kaynaklanıyor. İsrail’in Gazze Şeridi’nin derinliklerinde yeni ‘stratejik dayanak noktaları’ oluşturma planı üzerinde çalıştığını ifade eden Fehmi, bu yaklaşımın müzakereleri doğrudan sekteye uğratabileceğini ve bunun bir geri çekilmeden ziyade yeniden konuşlanma anlamına geldiğini vurguladı.

Hamas’ın ise İran-İsrail-ABD hattındaki gelişmelerin sonuçlarını beklediğini belirten Fehmi, İsrail’in Gazze dosyasını daha sonraya bırakma eğiliminde olduğunu söyledi. İsrail’in tüm taraflarla aynı anda karşı karşıya gelmek istemediğini dile getiren Fehmi, sınır kapılarının açılması ve yardım tırlarının girişine izin verilmesini bunun göstergesi olarak değerlendirdi.

Arabulucuların devam eden çabaları

Hamas ve Filistinli gruplardan kaynaklar daha önce Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda, arabulucuların ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında kalan adımların derhal uygulanması için girişimlerde bulunduğunu belirtti. Bu çabaların, ikinci aşamaya ilişkin görüşmelerle eş zamanlı yürütülmesi, İsrail’in ilk aşamadaki yükümlülüklerini tamamlamadan ikinci aşamadan herhangi bir adımın uygulanmaması şartına bağlı olduğu ifade edildi.

Kaynaklardan biri, “Arabulucular, ikinci aşamada özellikle silahsızlanma konusunun kademeli ve ilk aşamanın tamamen uygulanmasına bağlı olacak şekilde ele alınmasını öngören bir formülle taraflar arasındaki farkı kapatmaya çalışıyor” dedi.

Fehmi, mevcut tabloda önemli bir değişiklik beklemediğini belirterek, İsrail’in kapsamlı bir askeri operasyon ya da Gazze Şeridi’ni tamamen işgal etmesinin öngörülmediğini, buna karşılık Hamas’ın kontrol ettiği alanlarda manevra yaparak rolünü yeniden şekillendirmeye çalışacağını ifade etti. Fehmi, özellikle idari yapı, silahlanma ve polis gibi çözümsüz kalan başlıklarda bu sürecin devam edeceğini vurguladı.

Fehmi’ye göre taraflar açısından belirleyici bir sonuç doğurmayan, uzaması muhtemel bir geçiş sürecine girilmiş durumda. Bu süreçte her taraf kendi düzenlemelerini gündeme getirecek, ancak somut bir çözüm ortaya konulamayacak. Bu nedenle Gazze’de mevcut durumun yönetimi, kısa vadede öne çıkan başlık olmaya devam edecek.

Mutava ise tarafların tutumu nedeniyle arabulucuların anlaşmayı yeniden canlandırma şansının sınırlı olduğunu belirtti. Mutava, ilk senaryo olarak mevcut durumun korunacağını, tarafların çekincelerini sürdürerek ciddi bir tırmanış olmadan zaman kazanmaya çalışacağını ifade etti. Buna karşılık, Netanyahu’nun seçim yılı dinamikleri nedeniyle İran ve Lübnan cephelerinden iç politik kazanç elde edememesi halinde çatışmaların yeniden başlayabileceği ihtimaline de dikkat çekti.

Mutava’ya göre üçüncü olası senaryo ise uluslararası güçler ile Filistin polisi unsurlarının sahaya konuşlandırılması ve Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi’nin devreye girerek Hamas ile İsrail’i sahada somut adımlar atmaya zorlayacak yeni bir sürecin başlatılması.