Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a konuştu: Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan teklifi reddetti

Garang, IGAD girişiminin Sudan krizini çözmedeki başarısızlığının nedenlerini Şarku'l Avsat'a açıkladı.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
TT

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a konuştu: Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan teklifi reddetti

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)

Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki silahlı çatışmada üçüncü aya girilirken Güney Sudanlı üst düzey bir diplomat, Sudan krizini çözmek için Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) girişiminin başarısız olma nedenlerinin Sudan'ın iki öneriyi istişare etmemesinden kaynaklandığını açıkladı. IGAD devlet başkanlarının Cibuti'deki Sudan krizi konulu üçlü zirvesindeki toplantısının sonuçları, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Başkomutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan tarafından reddedildi.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:

Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan komitenin teklifini reddetti. Bu teklif, Burhan Hızlı Destek Kuvvetleri Lideri Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasında doğrudan bir görüşme düzenlenmesini öneriyordu. Ayrıca üçlü zirveden oluşan Dörtlü Komite'ye Kenya Devlet Başkanı William Ruto'nun başkanlık etmesine karşı çıktı. Bunun yerine başkanlığının Güney Sudan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit'e verilmesini talep etti.

Garang, Cibuti toplantısının Sudan krizini çözmek için Sudan ordusunun liderliği için kabul edilebilir bir ön formül sunmayı başaramadığını kabul etti.

Mayardit’in danışmanı, Sudan'daki silahlı çatışmanın süresinin uzamasının ve kabile savaşına dönüşmesinin tehlikeli sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu:

Bu, ülkenin bölgelere ayrılmasına ve komşu ülkeler de dahil olmak üzere durumun yayılmasına neden olabilir, bu durumdan Güney Sudan da etkilenebilir.

Danışman aynı zamanda, Suudi Arabistan-ABD girişimi yanında diğer inisiyatiflerin de katılabileceğini belirtti. Ancak herhangi bir inisiyatifin başarılı olabilmesi için Afrika vizyonu ve Afrika'nın ilgili meseleleri, komşu ülkeleri, IGAD'ı ve Afrika Birliği'ni içermesi gerektiğine dikkat çekti.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda Sudan krizi ve gerek bölgesel gerekse uluslararası arenaya yansımalarına ilişkin merak edilen soruları cevapladı:

- Cibuti'deki üçlü IGAD Zirvesi’nin üç liderinin Sudan kriziyle ilgili toplantısı neden başarısız oldu?

Aslında Cibuti'deki IGAD zirvesinde iki teklif üzerinde anlaşıldı. İlk teklif Etiyopya Başbakan’ının IGAD'ın dört ülke komitesine Etiyopya'nın temsilcisi olarak eklenmesiydi. Bu, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri lideri Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasında doğrudan bir görüşme düzenlemek için bir araya gelmeleri için bir adım olacaktı. Öneri, her ikisiyle ayrı ayrı buluşmalarının ardından ikisinin bir araya getirilerek kalıcı ateşkes için dışarıda görüşmelerinin yapılmasını içeriyordu. Diğer öneri ise Kenyalı Devlet Başkanı William Ruto'nun dörtlü komitenin başkanlığını yapmasıydı. Ancak ne yazık ki her iki öneri de Sudan'a danışılmadan alındığı için başarısız oldu. Sudan Dışişleri Bakanlığı'na göre, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı General Malik Agar, IGAD zirvesinde hazır bulunmuş ve Sudan'ı temsil etmiş olsa da tekliflere danışılmadan karar verilmesi nedeniyle sorun ortaya çıktı. Her iki teklife de Sudan tarafından karşı çıkıldı. Burhan, Hamideti ile görüşmeyi reddetmesinin yanı sıra, Kenyalı Devlet Başkanı William Ruto'nun dörtlü komitenin başkanlığını yapmasını da reddetti. Sudan, IGAD'ın arabuluculuk komitesinin başkanlığının tekrar ele alınmasını ve Kiir'in diğer komite üyelerine göre Sudan'ın sorunlarını daha iyi anladığı gerekçesiyle Salva Kiir Mayardit'e verilmesini talep etti. Bu nedenle, Cibuti toplantısı, Sudan krizini çözmek için Sudan ordusunun liderliğinde kabul edilebilir bir ön koşul belirlemede başarılı olamadı.

Fotoğraf Altı: Sudan'ın başkenti Hartum'un güneyindeki halk, Ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasındaki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etti. (AFP)
Sudan'ın başkenti Hartum'un güneyindeki halk, Ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasındaki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etti. (AFP)

- Sudan krizini çözmek için Güney Sudan hükümetinin vizyonu nedir?

Güney Sudan hükümeti, Sudan krizini, Güney Sudan ve Sudan arasındaki son krizin çözüldüğü aynı yöntemle çözülmesini istiyor. Bu yöntem, Güney Sudan'ın arabuluculuğu aracılığıyla savaşın durdurulmasını kapsıyor. Çünkü Sudan sorununu Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit ve güneylilerden daha iyi anlayan kimse yok. Çünkü herkesin bildiği gibi Sudan'ın sorunları Güney Sudan ile iç içe geçmiş durumda ve Güney Sudan'ın apaçık ya da bilinen ortak çıkarları dışında özel çıkarları yok.

- Savaş nasıl durdurulabilir?

Güney Sudan’ın vizyonu, Arap dünyası, Afrika ülkeleri ve uluslararası toplumun desteğiyle Sudan Cumhuriyeti'nde barışı sağlama misyonunda birlikte çalışmayı hedeflemek. Güney Sudan'ın arabuluculuğun dışında tutulmasını amaçlayan tüm girişimler başarısız oldu. Hatta bazı Arap ülkeleri bile bu veya şu tarafla çıkarları bulunuyor. Başkan Mayardit, Burhan ve Hamideti ile güvene dayalı ilişkilere sahip. Her iki taraf da Güney Sudan'ın tamamen tarafsız olduğunu biliyor. Sıradan insanlar bile Sudan'ın zarar görmesinin Güney Sudan'ı da etkileyeceğini biliyor. Savaşımızda, Sudan'daki siyasi dengeyi koruma ve saygı gösterme konusunda öğrendik.

Fotoğraf Altı: Sudan'ın başkenti Hartum çatışmalar nedeniyle yangınlara sahne oldu. (AFP)
Sudan'ın başkenti Hartum çatışmalar nedeniyle yangınlara sahne oldu. (AFP)

- Ateşkesi sürdürmek için Suudi-ABD girişimiyle iş birliğine ne ölçüde yer var?

Suudi Arabistan-ABD girişiminin Afrika Birliği ve IGAD ülkelerinin iş birliği yapmasında bir engel bulunmuyor. Ancak, önemli olan, ilgili ülkeler arasındaki kolektif çabaların geliştirilmesi ve özellikle Afrika'nın sahip olduğu bir vizyonla arabuluculuk yoluyla bir çözüm bulunmasıdır. Afrika Birliği ve IGAD'ın, inisiyatifle birlikte Afrika vizyonunu taşıyarak bu çabalara dahil olması önemli. Benzer şekilde, ABD’lilerin de herhangi bir kıtada veya ülkede çözümlerin bir parçası olması gerekiyor. Örneğin, Afrika heyeti Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapmaya çalışırken zorluklarla karşılaşıyor. Afrika'nın bu konudaki rolünün önemli olmadığını ‘gizlice’ söyleyen Avrupa ülkeleri var. Batılılar, savaşı durdurmak ve diplomatik yollarla çözüm bulmak gibi önerilerini getirmeden sadece Afrika ülkelerinin Ukrayna meselesine desteğini istiyorlar. Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı Ramaphosa'nın Kiev'deki konuşmasında dediği gibi, "Afrikalıları arabuluculuk çabalarından dışlayanlar Sudan meselesini doğru şekilde anlamamıştır". Çünkü Sudan sorununun etnik yönleri vardır ve Afrika Birliği ülkelerinin burada olmaları, dış çözümün yanlış anlaşılmasını ve anlaşmazlıkların derinleşmesini engellemek için gereklidir. Bu nedenle, Cidde görüşmelerine Güney Sudan'ın dahil edilmesinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, IGAD Arabuluculuk Komitesinin Başkanıdır ve IGAD'in girişimiyle Suudi Arabistan ve ABD girişiminin birleştirilme olasılığı var.

Fotoğraf Altı: Sudan Egemen Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz 2022'de Nairobi'de düzenlenen IGAD'ın 39’uncu olağanüstü zirvesinde konuşma yaptı.
 Sudan Egemen Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz 2022'de Nairobi'de düzenlenen IGAD'ın 39’uncu olağanüstü zirvesinde konuşma yaptı.

-Sudan krizinin uzamasının bölgenin güvenliği ve barışı üzerindeki riskleri nelerdir?

Uzun süren savaşlar, gerçekleştiği ülkelerden bağımsız olarak, insanların psikolojisini ve genellikle umutlu insanları umutsuza dönüştürebilen bir değişiklik yaratır. Hartum halkının çoğu, Güney Sudan ve Darfur'da meydana gelen savaşların trajedilerini bilmiyor veya yaşamıyordu. Güney Sudan'da 20 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş araçları ve tezahürleriyle doğrudan temasları dışında, bunu şimdi olduğu gibi bilmiyorlardı. Bu nedenle, Sudan'daki savaş uzarsa, tanınan Sudan karakteri değişecek ve Hartum'u terk edip yurt dışına veya kırsala göç eden çoğu kişi, muhtemelen savaştan sonra Hartum'a geri dönmeyeceklerdir. Çünkü Hartum, işlenen tüm felaketlerle ilişkilendirilmiş durumda. Sudan'dan ayrılan bir kişi, Sudan'ın topraklarında barışın hüküm sürebileceğini kolayca kabul etmeyecektir.

Fotoğraf Altı: Batı Darfur, el-Cenine çarşısında Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan çatışma tahribata neden oldu. (AFP)
Batı Darfur, el-Cenine çarşısında Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan çatışma tahribata neden oldu. (AFP)

-Savaşın gelecekte siyasi sahneye ne gibi etkilerde bulunmasını bekliyorsunuz?

Siyasi açıdan, merkezi hükümet zayıflayacak ve ülkenin birliğini korumak kolay olmayacak. Hatta bazıları tarafından talep edilen Darfur bölgesinin ayrılması durumunda bile Batı Darfur'da barış sağlanmayacak. Çünkü şu anda Darfur'da gördüğümüz soykırım yapılan Masalit kabilesinin yaşadığı gibi olaylar mevcut. Ayrıca, Doğu Sudan da kendi kaderini belirleme hakkı talebiyle sürekli olarak ayrılmaya yönelmekte. Bunun yanı sıra Güney Kordofan meselesinde sessizlik hakim. Eğer Sudanlılar birleşmez ve savaş sorununa hızlı bir çözüm bulmazlarsa, ülke zayıf ve çoklu devletlere bölünecektir. Sudan dışında Arap kimliğine sahip olan insanların, kısa vadeli sahte çıkarlar için Sudan'a sorunlarını ihraç etmeleri muhtemel. Güney Sudan'ın İslam'a ve Müslümanlara karşı olduğu hayali bir anlayış temelinde, Güney Sudan'daki savaşın durdurulması konusunda Arapların rolü zayıftı. Şimdi Sudanlı Müslümanlar iki Nil'in birleştiği yerde savaşıyorlar. Her iki taraf da kardeşinin öldürülmesinde sonraki ‘hayali zaferi’ düşleyerek, kelime-i tevhid ve tekbir getiriyor. Peki, bu nasıl oluyor? Savaş Darfur'a ve belki de Güney Kordofan'a taşındıktan sonra, kabileler arasında çekişme yaratarak Güney Sudan'a yayılmasının önünde hiçbir doğal engel kalmayacak. Şu an Hartum'da hükümete karşı savaşan Arap kabilelerine ait ırki gruplar, Darfur, Batı Kordofan ve Güney Sudan sınırlarındaki aynı kabileler olduğu söyleniyor ve zaman zaman su ve otlaklar üzerinde anlaşmazlıklar yaşanıyor. Afrika Sahel bölgesinde kuraklık artarak kısa bir süre önce yeşil olan alanlara kadar uzandı. Çad Gölü suyunun üçte ikisini kaybetti. İklim değişikliği ile birlikte kuraklık ciddi şekilde artacak ve bunun sonucunda hayvancılıkla uğraşan kabileler bu bölgelerden Nil nehri ve Afrika'daki yeşil alanlara doğru göç etmeye çalışacaklar. Böylece kaynak savaşları yoğunlaşacak. Bu da su ve mera savaşlarının güneye Kongo, Uganda ve Orta Afrika gibi Afrika ülkelerine kadar uzanacağı ve böylece bu toplumların kendilerini savunmak için seferber olacağı anlamına geliyor. Sorunun tamamen Sudan’la sınırlı kalacağını düşünenler dikkatli olmalı. Bu nedenle Başkan Salva Kiir, savaşı genişlemeden şimdi durdurmak istiyor. Çünkü Sudan'da fitne ateşini kimin yaktığını bilenler, sonuçları nedeniyle güvende olamayacaklardır.



Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
TT

Irak bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesi sürecini tamamlıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı yetkilileri, Bağdat’ta güvenlik koordinasyonu amacıyla düzenlenen bir toplantıda. (Arşiv, Resmî medya)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi makamları, bugün Kürt peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilanı dolayısıyla resmî bir tören düzenlemeye hazırlanıyor. Böylece Kürdistan Bölgesi’nde Peşmerge Bakanlığı’nın dışında herhangi bir Kürt silahlı gücünün bulunmadığı yeni bir döneme geçilmesi hedefleniyor.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan (INA) aktardığına göre, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı Sözcüsü Dilşad Şehab, bugün “peşmerge güçlerinin birleştirilmesinin ilan edileceğini ve 21 Eylül’den sonra Peşmerge Bakanlığı bünyesi dışında hiçbir peşmerge gücünün kalmayacağını” söyledi. Şehab, bu adımın güçlerin bakanlık çatısı altında birleştirilmesi için uzun süredir yürütülen çalışmaların sonucu olduğunu belirtti.

Şehab, birleştirme sürecinin 2016 yılında başladığını ve özellikle siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle geçen yıllarda önemli zorluklarla karşılaşıldığını ifade etti. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani’nin yürüttüğü çabaların yanı sıra, koalisyon güçleri ve dost ülkelerin desteğinin bu zorlukların aşılmasına ve birleşme sürecinin tamamlanmasına katkı sağladığını kaydetti.

Şehab ayrıca, sürecin tamamlanmasının ilan edileceği törenin, Kürdistan Bölgesi Başkanı’nın himayesinde ABD Savunma Bakanlığı ile Kürdistan Peşmerge Bakanlığı arasında imzalanan mutabakat zaptının dördüncü yıl dönümünde gerçekleşeceğini belirtti. Söz konusu mutabakat, peşmerge güçlerinin birleştirilmesini ve bu güçlere destek sağlanmasını amaçlıyordu.

Irak’taki bütün silahlı grupların, Irak’a destek veren uluslararası koalisyon güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini tamamlamasının ardından, silahlarını en geç bu ayın 30’una kadar devlete teslim etmeleri bekleniyor.

Irak hükümeti, silahların teslim edilmesi dosyasına ilişkin bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varmak amacıyla başta Hizbullah Tugayları, Ensarullah el-Evfiya, El-Nuceba, Seyyidü'ş Şüheda, Seraya Evliyaü'd Dem ve Ehli Kehf olmak üzere silahlı grupların temsilcileriyle müzakereler yürütüyor.


Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
TT

Halep’in güneyinde Suriye ordusuna ait silah depolarında patlamalar

İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)
İsrail’in Suriye ordusuna ait askeri noktayı hedef alan hava saldırısının ardından Şam’ın bir banliyösünden yükselen dumanlar, (Arşiv-AFP)

Halep’in güney kırsalındaki bölgeler, bugün sabaha karşı Suriye ordusuna ait silah depolarında meydana gelen patlama sesleriyle sarsıldı.

Halep Sivil Savunma Operasyonları Komutanı Faysal Muhammed Ali, “Halep’in güneyindeki el-İys bölgesinde patlamaların devam etmesi, ambulans ve kurtarma ekiplerinin olay yerine ulaşmasını engelliyor” dedi.

Ali, Suriye Haber Ajansı’na (SANA) yaptığı açıklamada, sivilleri patlamaların meydana geldiği bölgeye yaklaşmamaları konusunda uyardı.

Halep Valisi Azzam el-Garib de el-İys ve çevresinde patlamalar meydana gelmesi nedeniyle bölge halkına bölgeye gitmemeleri çağrısında bulundu. Garib, “Herkesten evlerinden çıkmamalarını, patlama bölgelerine gitmemelerini ve güvenlikleri ile müdahale ekiplerinin güvenliği için bu alanların yakınında toplanmamalarını rica ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Garib ayrıca, “Hastaneler ile ambulans ve acil müdahale ekipleri teyakkuz halinde. İlgili makamlar sahadaki durumu takip ediyor ve her türlü acil duruma müdahale ediyor” dedi.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise “el-İys’teki patlamaların ardından Şam-Halep uluslararası yolunun, İbcla Üniversitesi kavşağı ile Han Tuman Köprüsü’nde Halep yönünden trafiğe kapatıldığını” duyurdu.

Patlamaların meydana geldiği bölgeye yakın el-İys ve ez-Zerbe sakinleri, durumu korkutucu olarak nitelendirdi. Bölge sakinleri, onlarca füzenin havada uçtuğunu ve patlamaların bölgede büyük paniğe yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Halep’in güneyindeki el-İkarda bölgesinde yaşayanlar, “el-İys ve Tel Hediye beldelerinde şiddetli patlama sesleri duyuluyor. Füzelerin havada uçtuğu ve patladığı görüldü” dedi.

Bölge sakinleri ayrıca, “Hiç kimse askeri mevzilere yaklaşamıyor. Mevziilerde çok sayıda asker bulunuyor ancak onlardan ne durumda olduğu bilinmiyor” ifadelerini kullandı.

Halep kentinde yaşayanlar da patlama seslerinin kentten yaklaşık 30 kilometre uzaklıktaki el-İys beldesinden açıkça duyulduğunu belirtti.

El-İys bölgesi ve Halep’in güneyindeki diğer bölgelerin, muhalif grupların Halep’e girmesinin ardından İdlib vilayetine ve buradan Şam’a doğru ilerlediği dönemde İran Devrim Muhafızları ve Lübnan Hizbullahı güçlerinin kontrolünde olduğu belirtiliyor.


Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
TT

Dera’da bir DEAŞ hücresi ele geçirildi... Suriye’de örgütten geriye ne kaldı?

Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)
Dera’nın es-Sanameyn kentinde, aralarında DEAŞ’a bağlı bir hücrenin de bulunduğu bir dizi suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenlendi. (Suriye İç Güvenlik Güçleri’nin X hesabı)

İsmail Derviş

Suriye İçişleri Bakanlığı perşembe günü, ülkenin güneyindeki Dera vilayetinde emniyet güçlerinin yürüttüğü takip ve kovuşturma operasyonları sonucunda, es-Sanameyn şehrinde üç personelin öldürülmesinden sorumlu hücreye ulaşıldığını açıkladı.

Dera Emniyet Müdürü Tuğgeneral Hüsam Memun et-Tahhan, Suriye resmi haber ajansı SANA’ya yaptığı açıklamada, güvenlik takibinin hücrenin Muhsin el-Heymed ile ‘el-Keşki’ lakaplı Ahmed el-Osman tarafından yönetildiğini ortaya çıkardığını belirtti. Tahhan, arama ve tarama faaliyetleri sırasında güvenlik güçlerinin söz konusu iki şahsın evinde silah, mühimmat, patlamaya hazır el yapımı patlayıcılar ve patlayıcı yapımında kullanılan ekipmanlar ele geçirdiğini bildirdi.

Suriye güvenlik kaynaklarından yapılan açıklamada ise “Emniyet güçleri, Dera’nın es-Sanameyn şehrinde aralarında DEAŞ terör örgütüne bağlı bir hücrenin de bulunduğu birkaç suç hücresine yönelik güvenlik operasyonları düzenledi… Bu suç hücreleri arasında yakın bir koordinasyon olduğu tespit edildi. Aranan beş kişi gözaltına alındı ve yakın zamanda adalete teslim edilecekler” ifadelerine yer verildi.

Perşembe günü erken saatlerde, Dera’nın kuzey kırsalındaki es-Sanameyn’de aranan bir kişiyi yakalamaya yönelik güvenlik görevi icra edilirken Suriye emniyet güçlerinden üç personel hayatını kaybetmiş, diğerleri de yaralanmıştı. Yerel kaynaklara göre hayatını kaybeden kişilerin Mustafa Saadettin, Sallum el-Masalime ve Nail es-Safadi olduğu bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Dera’daki operasyonda DEAŞ isminin öne çıkması, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) dosyasının kapanması, yapının feshedilerek Suriye devletine tamamen entegre edildiğinin duyurulmasıyla birlikte son aylarda eylemleri önemli ölçüde azalan terör örgütü tehlikesini yeniden gündeme taşıyor. Ancak bu durum akıllara şu soruyu getiriyor: DEAŞ saflarını yeniden düzenlemeye mi çalışıyor, yoksa kendisiyle mücadele eden Uluslararası Koalisyon’a üye olan Suriye hükümetine yönelik eylemlerini sürdürmeyi mi hedefliyor?

Yeni gerçekliğe uyum sağlama aşaması

Askerî ve siyasi araştırmacı İsmet el-Absi, “DEAŞ terör örgütünün arazi kontrolü sağlayan bir yapı olarak geleneksel anlamda geri dönüşünden söz edilemez. Ancak yeniden konumlanma ve uyum sağlama çabası içeren bir evreyle karşı karşıyayız. Es-Sanameyn şehrinde ve başka yerlerde yaşananlar, terör örgütünün geri döndüğünün bir göstergesi değil; aksine, örgütün uyuyan ve dağınık bir hücre ağına dönüştüğünün bir kanıtıdır. Dera’da meydana gelen olaylar ise örgütün, Suriye hükümetinin hızlı yanıt verme kapasitesinin sınırlarını test etme girişimiydi” değerlendirmesinde bulundu.

El-Absi sözlerine şöyle devam etti: “SDG dosyasının çözüme kavuşturulmasının ardından örgütün eylemleri ciddi oranda azaldı; ancak asıl gerileyen şey görünür operasyonlar oldu. Bu durum, değişen bölgesel ve uluslararası güvenlik ortamıyla bağlantılıdır. Nitekim ABD ve Uluslararası Koalisyon’un askerî üslerden çekilerek buraları Suriye hükümetine devretmesi, güvenlik sorumluluğunu tamamen Şam’a yükledi. Bu değişim, örgütü yeni kurulan birleşik Suriye ordusundan gelecek nokta atışı darbelerden kaçınmak amacıyla taktiksel bir sessizlik veya operasyonel fetret dönemine girmeye zorladı.”

Yapısı olmayan hücreler

Diğer yandan Suriyeli gazeteci Muhammed Beşir Derbike, “DEAŞ bazı ağlarını yeniden inşa etmeye çalışıyor ancak kendisini askerî bir güç olarak tanımlayacak şekilde yapılandırmıyor. Dera’da yaşananlar, sınırlı çatışmalara girebilecek hücrelerin varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Yine de örgütün Suriye’nin güneyinde veya ülke genelindeki başka bir bölgede büyük bir varlığa sahip olduğu söylenemez; aksine, merkezî komuta yapısıyla bağı bulunmayan ve merkeziyetsiz bir sistemle hareket eden bazı uyuyan hücreler söz konusu” ifadelerini kullandı.

Derbike değerlendirmesini şöyle sürdürdü: “Suriye toprakları son aylarda DEAŞ açısından neredeyse tam bir sessizlik dönemine tanıklık etti; nitekim Dera’daki son çatışmadan önce büyük etki yaratan herhangi bir eyleme rastlamadık. Bu gözden kayboluş süreci, SDG’nin entegrasyon aşamalarının başlamasıyla start aldı. Bunun temel nedeni ise kuzey ve doğudaki güvenlik boşluğunun büyük ölçüde ortadan kalkmasıdır. Zira SDG’nin feshedilerek devlet kurumlarına entegre edilmesi, DEAŞ’ın aralarındaki rekabetten faydalandığı güç haritasını değiştirdi. Örgüt geçtiğimiz şubat ayında, ‘Geçici Suriye Hükümeti’ne karşı yeni bir eylem safhası’ adını verdiği süreci ilan etmişti; ancak bu eylemler mart ayından itibaren geriledi veya durma noktasına geldi. Yine de eylem sayısındaki düşüş ile örgüt tehdidinin tamamen sona ermesini birbirine karıştırmamak oldukça önemli.”

DEAŞ’ın Suriye’deki geleceği ne olacak?

Derbike değerlendirmesini şu ifadelerle noktaladı: “Mevcut veriler ışığında DEAŞ’ın kısa ve orta vadeli geleceği; örgütlü bir yapıdan ziyade birbirinden bağımsız, hareketli hücreler şeklinde olacaktır. Uzun sessizlik dönemlerinin ardından zaman zaman sınırlı bir eyleme veya saldırıya tanık olabiliriz. Bir başka deyişle, örgütün son derece zayıf olduğunu ancak fırsatları ve güvenlik açıklarını kollayıp istismar etmeye çalıştığını söyleyebiliriz. Buna karşılık, Suriye devleti güvenlik birimlerini birleştirmeyi, sınırları ve çöl bölgelerini denetim altına almayı, cezaevleri ile kamplar sorununu çözmeyi başardıkça örgütün hareket alanı da daralacaktır. Ancak yeni güvenlik boşlukları veya yerel çatışmalar ortaya çıkarsa DEAŞ bunlardan sızmaya ve bunları kullanmaya çalışacaktır. Dolayısıyla Dera’da son yaşananlar örgüt açısından medya propagandası bakımından önemli olsa da askerî açıdan bir kazanım sağlamamaktadır.”