Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a konuştu: Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan teklifi reddetti

Garang, IGAD girişiminin Sudan krizini çözmedeki başarısızlığının nedenlerini Şarku'l Avsat'a açıkladı.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
TT

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a konuştu: Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan teklifi reddetti

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)
Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang. (Şarku'l Avsat)

Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki silahlı çatışmada üçüncü aya girilirken Güney Sudanlı üst düzey bir diplomat, Sudan krizini çözmek için Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) girişiminin başarısız olma nedenlerinin Sudan'ın iki öneriyi istişare etmemesinden kaynaklandığını açıkladı. IGAD devlet başkanlarının Cibuti'deki Sudan krizi konulu üçlü zirvesindeki toplantısının sonuçları, Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordusu Başkomutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan tarafından reddedildi.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda şunları söyledi:

Korgeneral Abdulfettah el-Burhan, IGAD zirvesinden çıkan komitenin teklifini reddetti. Bu teklif, Burhan Hızlı Destek Kuvvetleri Lideri Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasında doğrudan bir görüşme düzenlenmesini öneriyordu. Ayrıca üçlü zirveden oluşan Dörtlü Komite'ye Kenya Devlet Başkanı William Ruto'nun başkanlık etmesine karşı çıktı. Bunun yerine başkanlığının Güney Sudan Cumhuriyeti Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit'e verilmesini talep etti.

Garang, Cibuti toplantısının Sudan krizini çözmek için Sudan ordusunun liderliği için kabul edilebilir bir ön formül sunmayı başaramadığını kabul etti.

Mayardit’in danışmanı, Sudan'daki silahlı çatışmanın süresinin uzamasının ve kabile savaşına dönüşmesinin tehlikeli sonuçlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu:

Bu, ülkenin bölgelere ayrılmasına ve komşu ülkeler de dahil olmak üzere durumun yayılmasına neden olabilir, bu durumdan Güney Sudan da etkilenebilir.

Danışman aynı zamanda, Suudi Arabistan-ABD girişimi yanında diğer inisiyatiflerin de katılabileceğini belirtti. Ancak herhangi bir inisiyatifin başarılı olabilmesi için Afrika vizyonu ve Afrika'nın ilgili meseleleri, komşu ülkeleri, IGAD'ı ve Afrika Birliği'ni içermesi gerektiğine dikkat çekti.

Güney Sudan Devlet Başkanı'nın Cumhurbaşkanlığı İşlerinden Sorumlu Danışmanı Castillo Garang, Şarku'l Avsat’a verdiği röportajda Sudan krizi ve gerek bölgesel gerekse uluslararası arenaya yansımalarına ilişkin merak edilen soruları cevapladı:

- Cibuti'deki üçlü IGAD Zirvesi’nin üç liderinin Sudan kriziyle ilgili toplantısı neden başarısız oldu?

Aslında Cibuti'deki IGAD zirvesinde iki teklif üzerinde anlaşıldı. İlk teklif Etiyopya Başbakan’ının IGAD'ın dört ülke komitesine Etiyopya'nın temsilcisi olarak eklenmesiydi. Bu, Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri lideri Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) arasında doğrudan bir görüşme düzenlemek için bir araya gelmeleri için bir adım olacaktı. Öneri, her ikisiyle ayrı ayrı buluşmalarının ardından ikisinin bir araya getirilerek kalıcı ateşkes için dışarıda görüşmelerinin yapılmasını içeriyordu. Diğer öneri ise Kenyalı Devlet Başkanı William Ruto'nun dörtlü komitenin başkanlığını yapmasıydı. Ancak ne yazık ki her iki öneri de Sudan'a danışılmadan alındığı için başarısız oldu. Sudan Dışişleri Bakanlığı'na göre, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı General Malik Agar, IGAD zirvesinde hazır bulunmuş ve Sudan'ı temsil etmiş olsa da tekliflere danışılmadan karar verilmesi nedeniyle sorun ortaya çıktı. Her iki teklife de Sudan tarafından karşı çıkıldı. Burhan, Hamideti ile görüşmeyi reddetmesinin yanı sıra, Kenyalı Devlet Başkanı William Ruto'nun dörtlü komitenin başkanlığını yapmasını da reddetti. Sudan, IGAD'ın arabuluculuk komitesinin başkanlığının tekrar ele alınmasını ve Kiir'in diğer komite üyelerine göre Sudan'ın sorunlarını daha iyi anladığı gerekçesiyle Salva Kiir Mayardit'e verilmesini talep etti. Bu nedenle, Cibuti toplantısı, Sudan krizini çözmek için Sudan ordusunun liderliğinde kabul edilebilir bir ön koşul belirlemede başarılı olamadı.

Fotoğraf Altı: Sudan'ın başkenti Hartum'un güneyindeki halk, Ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasındaki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etti. (AFP)
Sudan'ın başkenti Hartum'un güneyindeki halk, Ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasındaki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etti. (AFP)

- Sudan krizini çözmek için Güney Sudan hükümetinin vizyonu nedir?

Güney Sudan hükümeti, Sudan krizini, Güney Sudan ve Sudan arasındaki son krizin çözüldüğü aynı yöntemle çözülmesini istiyor. Bu yöntem, Güney Sudan'ın arabuluculuğu aracılığıyla savaşın durdurulmasını kapsıyor. Çünkü Sudan sorununu Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit ve güneylilerden daha iyi anlayan kimse yok. Çünkü herkesin bildiği gibi Sudan'ın sorunları Güney Sudan ile iç içe geçmiş durumda ve Güney Sudan'ın apaçık ya da bilinen ortak çıkarları dışında özel çıkarları yok.

- Savaş nasıl durdurulabilir?

Güney Sudan’ın vizyonu, Arap dünyası, Afrika ülkeleri ve uluslararası toplumun desteğiyle Sudan Cumhuriyeti'nde barışı sağlama misyonunda birlikte çalışmayı hedeflemek. Güney Sudan'ın arabuluculuğun dışında tutulmasını amaçlayan tüm girişimler başarısız oldu. Hatta bazı Arap ülkeleri bile bu veya şu tarafla çıkarları bulunuyor. Başkan Mayardit, Burhan ve Hamideti ile güvene dayalı ilişkilere sahip. Her iki taraf da Güney Sudan'ın tamamen tarafsız olduğunu biliyor. Sıradan insanlar bile Sudan'ın zarar görmesinin Güney Sudan'ı da etkileyeceğini biliyor. Savaşımızda, Sudan'daki siyasi dengeyi koruma ve saygı gösterme konusunda öğrendik.

Fotoğraf Altı: Sudan'ın başkenti Hartum çatışmalar nedeniyle yangınlara sahne oldu. (AFP)
Sudan'ın başkenti Hartum çatışmalar nedeniyle yangınlara sahne oldu. (AFP)

- Ateşkesi sürdürmek için Suudi-ABD girişimiyle iş birliğine ne ölçüde yer var?

Suudi Arabistan-ABD girişiminin Afrika Birliği ve IGAD ülkelerinin iş birliği yapmasında bir engel bulunmuyor. Ancak, önemli olan, ilgili ülkeler arasındaki kolektif çabaların geliştirilmesi ve özellikle Afrika'nın sahip olduğu bir vizyonla arabuluculuk yoluyla bir çözüm bulunmasıdır. Afrika Birliği ve IGAD'ın, inisiyatifle birlikte Afrika vizyonunu taşıyarak bu çabalara dahil olması önemli. Benzer şekilde, ABD’lilerin de herhangi bir kıtada veya ülkede çözümlerin bir parçası olması gerekiyor. Örneğin, Afrika heyeti Rusya ve Ukrayna arasında arabuluculuk yapmaya çalışırken zorluklarla karşılaşıyor. Afrika'nın bu konudaki rolünün önemli olmadığını ‘gizlice’ söyleyen Avrupa ülkeleri var. Batılılar, savaşı durdurmak ve diplomatik yollarla çözüm bulmak gibi önerilerini getirmeden sadece Afrika ülkelerinin Ukrayna meselesine desteğini istiyorlar. Güney Afrika Cumhuriyeti Başkanı Ramaphosa'nın Kiev'deki konuşmasında dediği gibi, "Afrikalıları arabuluculuk çabalarından dışlayanlar Sudan meselesini doğru şekilde anlamamıştır". Çünkü Sudan sorununun etnik yönleri vardır ve Afrika Birliği ülkelerinin burada olmaları, dış çözümün yanlış anlaşılmasını ve anlaşmazlıkların derinleşmesini engellemek için gereklidir. Bu nedenle, Cidde görüşmelerine Güney Sudan'ın dahil edilmesinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Devlet Başkanı Salva Kiir Mayardit, IGAD Arabuluculuk Komitesinin Başkanıdır ve IGAD'in girişimiyle Suudi Arabistan ve ABD girişiminin birleştirilme olasılığı var.

Fotoğraf Altı: Sudan Egemen Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz 2022'de Nairobi'de düzenlenen IGAD'ın 39’uncu olağanüstü zirvesinde konuşma yaptı.
 Sudan Egemen Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan, 5 Temmuz 2022'de Nairobi'de düzenlenen IGAD'ın 39’uncu olağanüstü zirvesinde konuşma yaptı.

-Sudan krizinin uzamasının bölgenin güvenliği ve barışı üzerindeki riskleri nelerdir?

Uzun süren savaşlar, gerçekleştiği ülkelerden bağımsız olarak, insanların psikolojisini ve genellikle umutlu insanları umutsuza dönüştürebilen bir değişiklik yaratır. Hartum halkının çoğu, Güney Sudan ve Darfur'da meydana gelen savaşların trajedilerini bilmiyor veya yaşamıyordu. Güney Sudan'da 20 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş araçları ve tezahürleriyle doğrudan temasları dışında, bunu şimdi olduğu gibi bilmiyorlardı. Bu nedenle, Sudan'daki savaş uzarsa, tanınan Sudan karakteri değişecek ve Hartum'u terk edip yurt dışına veya kırsala göç eden çoğu kişi, muhtemelen savaştan sonra Hartum'a geri dönmeyeceklerdir. Çünkü Hartum, işlenen tüm felaketlerle ilişkilendirilmiş durumda. Sudan'dan ayrılan bir kişi, Sudan'ın topraklarında barışın hüküm sürebileceğini kolayca kabul etmeyecektir.

Fotoğraf Altı: Batı Darfur, el-Cenine çarşısında Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan çatışma tahribata neden oldu. (AFP)
Batı Darfur, el-Cenine çarşısında Sudan Ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında yaşanan çatışma tahribata neden oldu. (AFP)

-Savaşın gelecekte siyasi sahneye ne gibi etkilerde bulunmasını bekliyorsunuz?

Siyasi açıdan, merkezi hükümet zayıflayacak ve ülkenin birliğini korumak kolay olmayacak. Hatta bazıları tarafından talep edilen Darfur bölgesinin ayrılması durumunda bile Batı Darfur'da barış sağlanmayacak. Çünkü şu anda Darfur'da gördüğümüz soykırım yapılan Masalit kabilesinin yaşadığı gibi olaylar mevcut. Ayrıca, Doğu Sudan da kendi kaderini belirleme hakkı talebiyle sürekli olarak ayrılmaya yönelmekte. Bunun yanı sıra Güney Kordofan meselesinde sessizlik hakim. Eğer Sudanlılar birleşmez ve savaş sorununa hızlı bir çözüm bulmazlarsa, ülke zayıf ve çoklu devletlere bölünecektir. Sudan dışında Arap kimliğine sahip olan insanların, kısa vadeli sahte çıkarlar için Sudan'a sorunlarını ihraç etmeleri muhtemel. Güney Sudan'ın İslam'a ve Müslümanlara karşı olduğu hayali bir anlayış temelinde, Güney Sudan'daki savaşın durdurulması konusunda Arapların rolü zayıftı. Şimdi Sudanlı Müslümanlar iki Nil'in birleştiği yerde savaşıyorlar. Her iki taraf da kardeşinin öldürülmesinde sonraki ‘hayali zaferi’ düşleyerek, kelime-i tevhid ve tekbir getiriyor. Peki, bu nasıl oluyor? Savaş Darfur'a ve belki de Güney Kordofan'a taşındıktan sonra, kabileler arasında çekişme yaratarak Güney Sudan'a yayılmasının önünde hiçbir doğal engel kalmayacak. Şu an Hartum'da hükümete karşı savaşan Arap kabilelerine ait ırki gruplar, Darfur, Batı Kordofan ve Güney Sudan sınırlarındaki aynı kabileler olduğu söyleniyor ve zaman zaman su ve otlaklar üzerinde anlaşmazlıklar yaşanıyor. Afrika Sahel bölgesinde kuraklık artarak kısa bir süre önce yeşil olan alanlara kadar uzandı. Çad Gölü suyunun üçte ikisini kaybetti. İklim değişikliği ile birlikte kuraklık ciddi şekilde artacak ve bunun sonucunda hayvancılıkla uğraşan kabileler bu bölgelerden Nil nehri ve Afrika'daki yeşil alanlara doğru göç etmeye çalışacaklar. Böylece kaynak savaşları yoğunlaşacak. Bu da su ve mera savaşlarının güneye Kongo, Uganda ve Orta Afrika gibi Afrika ülkelerine kadar uzanacağı ve böylece bu toplumların kendilerini savunmak için seferber olacağı anlamına geliyor. Sorunun tamamen Sudan’la sınırlı kalacağını düşünenler dikkatli olmalı. Bu nedenle Başkan Salva Kiir, savaşı genişlemeden şimdi durdurmak istiyor. Çünkü Sudan'da fitne ateşini kimin yaktığını bilenler, sonuçları nedeniyle güvende olamayacaklardır.



Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.


Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.