Astana turuyla bağlantılı olarak Suriye’nin kuzeyinde gerginlik tırmanıyor

Türkiye, SDG’yi hedef almaya devam ediyor ve Şam, Halep’teki güçlerini takviye ediyor

Suriye’nin kuzeyindeki Tel Şair’de bir Türk İHA’sı tarafından hedef alındıktan sonra yanan bir araba (Hawar News- Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Tel Şair’de bir Türk İHA’sı tarafından hedef alındıktan sonra yanan bir araba (Hawar News- Reuters)
TT

Astana turuyla bağlantılı olarak Suriye’nin kuzeyinde gerginlik tırmanıyor

Suriye’nin kuzeyindeki Tel Şair’de bir Türk İHA’sı tarafından hedef alındıktan sonra yanan bir araba (Hawar News- Reuters)
Suriye’nin kuzeyindeki Tel Şair’de bir Türk İHA’sı tarafından hedef alındıktan sonra yanan bir araba (Hawar News- Reuters)

Suriye’de siyasi bir çözüme ilişkin Astana sürecinin 20. turunun başlamasıyla eş zamanlı olarak Suriye’nin kuzeyinde gerginlik atmosferi hâkim. Astana turu çerçevesinde Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakan yardımcıları, Ankara-Şam ilişkilerinin normalleşmesi için Moskova tarafından hazırlanan yol haritasını görüşmek üzere bir araya geliyor.

Türkiye, Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgeleri hedef almaya devam etti. Ayrıca Türk güçlerinin geçtiğimiz günlerde bu ilin kuzeyindeki bazı üslerini hedef alması üzerine Suriye ordusu Halep’e takviye kuvvet gönderdi.

Salı günü bir Türk insansız hava aracı (İHA), Haseke’nin kuzey kırsalındaki Kamışlı ve Amuda şehirleri arasındaki Tel Şair köyü yolunda, SDG tarafından kontrol edilen bölgelerde Kürt Özerk Yönetim’e bağlı bir aracı hedef aldı ve 3 kişiyi öldürdü.

Kürt medyasına göre saldırıda, Kamışlı’daki Özerk Yönetimi’nin Eşbaşkanı Yusra Derviş ve 2 kişi öldü, yardımcısı Kabi Şamun da yaralandı.

Bu yılın başından bu yana Türk kuvvetleri, Suriye’nin kuzey ve kuzeydoğusundaki Özerk Yönetim bölgelerine 25 İHA saldırısı düzenleyerek 39 kişinin ölmesine ve yaklaşık 30 kişinin yaralanmasına neden oldu.

Millî Savunma Bakanlığı, salı günü yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeydoğusundaki ‘Suriye Millî Ordusu’ olarak bilinen Türk kuvvetleri ve onlara bağlı Suriyeli grupların kontrolündeki ‘Barış Pınarı’ bölgesini hedef alma girişimleri sırasında SDG’nin en büyük bileşeni olan Kürt Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) 2 silahlı üyesinin öldürüldüğünü duyurdu.

Bakanlık yaptığı açıklamada, Türk kuvvetlerinin ‘nerede olursa olsun terörü hedef almaya’ devam edeceğini vurguladı.

FOTOĞRAF: Pazar günü Halep kırsalındaki Habat el-Baraka kampında yerinden edilmiş Suriyeliler (Reuters)
Pazar günü Halep kırsalındaki Habat el-Baraka kampında yerinden edilmiş Suriyeliler (Reuters)

Öte yandan Türk istihbaratı, Terörden Arananlar Listesi’nde mavi kategoride yer alan PKK/YPG Şehba Bölge Sorumlusu Karker Tolhildan’ın Halep’in kuzey kırsalındaki Tel Rıfat’ta düzenlenen bir güvenlik operasyonunda öldürüldüğünü açıkladı. Karker Tolhildan, Rıdvan Ulugana, Karker Savanka ve Tolhildan Afrin olarak da biliniyor.

Güvenlik kaynaklarına göre Ulugana, 2007 yılında terör örgütü olarak sınıflandırılan Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kırsal yapılanmasına katıldı ve bu süreçte Irak’ta örgütün özel güç biriminde sabotaj eğitimi aldı. 2011-2013 yıllarında Amanoslar’da faaliyet yürüten Ulugana bu dönemde bölgedeki eylemlere katıldı. 2014 itibarıyla Suriye’ye geçerek örgüt adına Afrin’de Operasyon Kuvvetler Komutanlığı ismiyle kurulan birimde tabur komutanı oldu.

Kaynaklar, 2018’den 2023’e kadar Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgelerinde Türk özel kuvvetlerini hedef alan operasyonların birçoğunun talimatını kendisinin verdiğini belirtti.

FOTOĞRAF: İdlib’in dış mahallelerine yönelik Rus hava saldırısı sonucunda oluşan yıkım, 20 Haziran (AFP)
 İdlib’in dış mahallelerine yönelik Rus hava saldırısı sonucunda oluşan yıkım, 20 Haziran (AFP)

Halep’te gerginlik

Türk kuvvetleri ve Millî Ordu grupları, Halep’in kuzey kırsalındaki eş-Şavarga köyü ve Afrin kırsalındaki Şerava ilçesindeki Abyan köyü çevresini ağır toplarla bombaladı. Bombardımanla eş zamanlı olarak Suriye ordusuna ait büyük askeri takviye kuvvetleri, Şam kırsalından Halep- Şam Uluslararası Karayolu (M5) üzerinden Halep kırsalına ulaştı.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), takviye kuvvetlerin çeşitli türlerde ağır silahlar, tanklar ve toplar ile Suriye ordusu ve özel kuvvetlerin çeşitli oluşumlarından yüzlerce asker içerdiğini bildirdi.

Cumhuriyet Muhafızları’ndan gelen bu takviye kuvvetlerin büyük bir kısmı, kuvvetleri askeri noktalara dağıtmaya hazırlık olarak, Halep’in doğusunda Suriye güçleri ile SDG tarafından kontrol edilen bölgeleri ayıran Münbiç şehri ile Arima kasabasının yakınlarına ulaştı.

Takviyeler, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki SDG ve Suriye güçlerinin mevzilerine yönelik saldırılarının yeniden başlamasının ardından gönderildi. Türkiye, geçen pazar günü Halep kırsalındaki Cebrin’deki bir Türk üssüne ve Türkiye’nin güneyindeki sınır eyaleti Kilis’te bulunan bir polis karakoluna düzenlenen saldırının ardından İHA’larla saldırılara başladı.

Türk topçusu ve silahlı insansız hava araçları özellikle Münbiç ve Tel Rıfat’a odaklandı. Millî Savunma Bakanlığı, Cebrin Üssü ve Kilis Polis Karakolu’nun hedef alınmasına tepki olarak 69 SDG mensubunun öldürüldüğünü duyurdu.

Bu çerçevede SOHR, Türk İHA’larının Halep kırsalındaki çeşitli noktalara düzenlediği 5 saldırıda Suriye güçlerinin 5 üyesinin öldüğünü ve 9 kişinin de yaralandığını bildirdi. Halep’in kuzeyinde bir Rus askeri konvoyunun geçişiyle eş zamanlı olarak düzenlenen Türk topçu bombardımanında 1 Rus askeri öldü, 4 asker de yaralandı.

Rusya, Türkiye ve İran’ın garantör ülkeler olarak desteklediği bir süreç olan, Suriye’de siyasi bir çözüme ilişkin Astana müzakerelerinin 20. turu öncesinde kuzey Suriye’de gerginlik tırmandı.

FOTOĞRAF: Suriyeliler, 24 Mayıs'ta Halep kırsalındaki Cerablus yakınlarında Türkiye tarafından finanse edilen bir konut kompleksinin açılışına katıldı (AFP)
Suriyeliler, 24 Mayıs'ta Halep kırsalındaki Cerablus yakınlarında Türkiye tarafından finanse edilen bir konut kompleksinin açılışına katıldı (AFP)

Astana öncesi gerginlik tırmandı

Dün başlayan ve iki gün sürecek olan tur, Moskova himayesinde Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri normalleştirme haritasını görüşmek üzere Türkiye, Suriye, Rusya ve İran dışişleri bakan yardımcılarının bir araya gelmesine tanık oluyor.

Türkiye Milli Güvenlik Kurulu, geçen hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yaptığı toplantıda Türk güçlerinin ülke sınırları içinde ve dışında terörle mücadelesini kararlılıkla sürdüreceğini dile getirdi.

Gözlemciler, SDG’nin yakın zamanda hedef alınmasına yanıt olarak Türk saldırılarının, dörtlü normalleşme müzakereleri sırasında Suriye ve müttefiki Rusya’ya baskı yapmak için geldiğine inanıyor.

FOTOĞRAF: Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı- DPA)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye Cumhurbaşkanlığı- DPA)

Mültecilerin dönüşü

Öte yandan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriyeli mültecilerin gönüllü ve güvenli bir şekilde geri dönüşlerini sağlamak için çalışılması gerektiğini yineledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, her yıl 20 Haziran’a denk gelen Dünya Mülteciler Günü münasebetiyle yayınladığı mesajda, başta Türkiye’nin bulunduğu coğrafya olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde insanların terör, çatışma, iç savaş ve açlık gibi nedenlerle göç etmek zorunda kaldığını söyledi.

Erdoğan, “Asırlardır hiçbir ayrım yapmadan zulümden kaçanlara sahip çıkan Türk milleti, aynı vicdani duruşu Suriye’den Ukrayna’ya kadar bölgedeki krizler karşısında da bir kez daha göstermiştir” dedi.

“İnsanlık ve komşuluk görevini her zaman yerine getiren Türkiye, sığınmacıların güvenli, gönüllü ve onurlu bir şekilde ana vatanlarına geri dönüşlerini desteklemekte, bunun için gerekli projeleri hayata geçirmektedir” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı, “Batılı ülkelerde kök saldıktan sonra zehirli bir sarmaşık misali diğer toplumlara da yayılan mültecilere yönelik nefret söylemlerini, Neonazi ideolojisini, Müslüman ve yabancı düşmanlığını reddediyoruz” açıklamasında bulundu. 



İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail, Hizbullah'ın etki alanlarını "ateş altına alıyor"

Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde İsrail bombardımanı sonucu isabet alan binalardan duman yükseliyor (DPA)

İsrail, Beyrut'un güney banliyölerinde, güneyde ve Bekaa Vadisi'nde onlarca hava saldırısı düzenleyerek Hizbullah'ın etki alanlarını ateşe verdi; bu saldırılar sonucunda onlarca kişi öldü ve banliyölerde en az 26 bina yıkıldı.

Şarku’l Avsat’a konuşan saha kaynaklarına göre, İsrail ordusu Lübnan'daki savaş çabalarını topçu ateşine çevirdi; buna karşılık, ordunun Lübnan sınırında askeri yığılması ve çeşitli noktalarda sınırlı girişlerle kara savunmasının test edilmesine rağmen, kara harekatının ivmesi azaldı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, "komuta karargahı ve on yüksek binaya" saldırıldığı belirtilerek, bu binaların "Hizbullah'a ait askeri altyapı içerdiğini ve partinin yürütme kurulu merkezini hedef aldığını" belirtti. Lübnan'da 500'den fazla hedefe yönelik saldırılar olduğunu belirten açıklamada, "Hizbullah"ın dün İsrail'e 70 roket fırlattığı ifade edildi.


Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
TT

Hizbullah, Lübnan-Suriye sınırında İsrail güçleriyle çatışmalar yaşandığını duyurdu

İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)
İsrail tankları Lübnan sınırında yığıldı (EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı bugün, İsrail askerlerinin Lübnan-Suriye sınırında bir çıkarma operasyonu girişiminde bulunduğunu ve Hizbullah savaşçılarının onlarla çatışmaya girdiğini bildirdi.

Ajans, Lübnan Sağlık Bakanlığı'na atıfta bulunarak, İsrail'in Nebi Şit bölgesine düzenlediği hava saldırılarında en az 3 kişinin öldüğünü ve 16 kişinin yaralandığını belirtti.

Tahran destekli Hizbullah'ın İran dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak pazartesi günü İsrail'e roket saldırısı düzenlemesinin ardından, İsrail ordusundan konuyla ilgili henüz bir açıklama gelmedi. İsrail, Lübnan'a çok sayıda hava saldırısı düzenlemiş ve kara birlikleri göndermişti.

Bu haberler doğrulanırsa, bu olay, İsrail'in Hizbullah militanı olarak tanımladığı İmad Amhaz'ın Kasım 2024'te kuzeydeki Batroun kentinden kaçırılmasından bu yana İsrail güçlerinin Lübnan'a yaptığı en derin müdahale olacaktır.

Ulusal Haber Ajansı, "İsrail'in çıkarma girişimlerini püskürtmek için Lübnan-Suriye sınırındaki doğu dağlık bölgesinde, Nebi Şit-Ham bölgesinde çatışmalar yaşandığını" bildirdi; bu bölgede Hizbullah önemli bir varlığına sahip.

Hizbullah ise yaptığı açıklamada, “düşman İsrail ordusuna ait dört helikopterin Suriye yönünden gelerek Yahfufa, el-Haribe ve Marabun beldelerinin dağlık üçgen bölgesine bir piyade birliği indirdiğini” tespit ettiklerini belirtti.

Açıklamaya göre İsrail piyade birliği daha sonra Nebi Şit kasabasının doğu mahallesine doğru ilerledi ve mezarlık bölgesine ulaştığında Hizbullah savaşçılarıyla hafif ve orta silahlarla çatışmaya girdi.

Hizbullah, çatışmanın İsrail birliğinin ortaya çıkmasının ardından daha da şiddetlendiğini, İsrail’in birliklerini bölgeden çekebilmek için savaş uçakları ve helikopterlerle yaklaşık 40 hava saldırısı yaparak yoğun bir ateş kuşağı oluşturduğunu bildirdi.

Örgüt ayrı bir açıklamada ise İsrail güçlerinin geri çekilmesi sırasında savaşçılarının roketler fırlattığını belirtti.

Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde ise havaya yoğun şekilde ateş açıldığı görüldü.

Şarku’l Avsat’ın Ulusal Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Nebi Şit kenti dün en az 13 İsrail hava saldırısının hedefi oldu. Lübnan Sağlık Bakanlığı saldırılarda en az 9 kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.


Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
TT

Petrol kralının ölümü, Irak'taki  Curf es-Sahr imparatorluğu’nu ortaya çıkardı

Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.
Halk Seferberlik Güçleri tarafından 2014 yılında yayınlanan ve Bağdat'ın güneyindeki Jurf el-Sakhr kasabasında üyelerini gösteren bir fotoğraf.

Yetkililer ve yerel kaynaklara göre, İran'la devam eden savaş bağlamında yakın zamanda gerçekleşen, Iraklı silahlı grubun üst düzey bir yöneticisine düzenlenen gizemli suikast, Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr’da faaliyet gösteren büyük bir petrol kaçakçılığı ağının ayrıntılarını gün yüzüne çıkardı.

Kaynaklara göre, “Ebu Seyf” lakabıyla bilinen ve gerçek kimliği açıklanmayan milis liderinin öldürülmesiyle sonuçlanan “büyük bir olay” yaşandı. Ebu Seyf’in, kaçak petrol ticareti, ilkel yöntemlerle rafine edilmesi ve petrol türevlerinin satışına ilişkin ticari faaliyetlerin başlıca sorumlusu olduğu değerlendiriliyor.

Kimliklerinin açıklanmamasını isteyen yetkililer, güvenlik hassasiyetleri nedeniyle konuşurken, Ebu Seyf’in Irak’ta İran’a yönelik savaşın yarattığı güvenlik gerilimi sırasında bir insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla hedef alınmış olabileceğini belirtti.

Kaynaklar, ABD veya İsrail’in bu operasyonu gerçekleştirmiş olabileceğini değerlendiriyor. Geçen hafta boyunca Irak’ın birçok bölgesi üzerinde yoğun askeri uçak hareketliliği gözlendi. Söz konusu uçuşların, savaşa fiilen katılan grup ve kişileri tespit etmeyi amaçladığı ifade ediliyor.

28 Mart 2026’dan bu yana Irak semaları; ABD ve İsrail ile İran ve Irak’taki müttefikleri arasında süren bölgesel çatışma nedeniyle İHA’lar, saldırı helikopterleri ve füze hareketliliğiyle yoğun bir askeri faaliyet alanına dönüştü.

Milis ekonomisinin kilit ismi

Kaynaklara göre Ebu Seyf, kamuoyunda fazla tanınmayan, perde arkasında faaliyet gösteren gizemli bir isimdi. Kariyerine, Iraklı Şii lider Mukteda es-Sadr’a bağlı milis gücü Mehdi Ordusu saflarında başladı. Daha sonra bazı silah arkadaşlarıyla birlikte gruptan ayrılarak bugün Irak’ta güçlü nüfuza sahip başka silahlı yapılara katıldı.

Son on yılda Ebu Seyf’in, özellikle petrol ticaretine dayanan özel operasyonların yönetiminde merkezi bir figüre dönüştüğü belirtiliyor. Kuzey ve batı Irak’taki aracılarla kurduğu ağ sayesinde, kendi milis bağlantısını gizleyerek “Irak’ın büyük gölge petrol piyasası” içinde faaliyet yürüttü.

Irak’taki paralel petrol piyasasını yakından takip eden bir kaynak, Ebu Seyf’i “İran’a yakın milislerin paralel ekonomisinin sinir merkezlerinden biri” olarak tanımladı.

Ebu Seyf, zaman içinde büyüyen ticaret ağıyla birlikte; petrolün arıtılması, yerel piyasada satılması veya Irak Kürdistan Bölgesi’ne gönderilmesi gibi faaliyetleri yöneten geniş bir sistem kurarak ülkenin “petrol krallarından biri” haline geldi.

Kaçak “Mobil Rafineriler”

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, yıllardır yerel olarak “fırınlar” olarak bilinen mobil rafinerileri kontrol ediyordu. Bu sistemde ham petrol, ana boru hatlarına açılan kaçak deliklerden çekiliyor ve bu küçük rafinerilerde işleniyordu.

Eski bir petrol mühendisine göre bu mobil rafineriler, taşınabilir küçük rafinaj üniteleri olarak tasarlanıyor. Sistem; ısıtma tankı, küçük damıtma kuleleri, soğutma sistemi ve ayrı depolama tanklarından oluşuyor. İşlem sonucunda benzin, kerosen, dizel ve diğer petrol ürünleri elde ediliyor.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu ilkel yöntem, güvenlik ve çevre standartlarından yoksun olmasına rağmen yüksek kâr sağlıyor. Ancak patlama riski taşıyor ve ciddi çevre kirliliğine yol açıyor. Üretilen yakıtın kalitesi de genellikle düşük olduğundan araç motorlarına zarar verebiliyor.

Bu tür faaliyetlerin izleri, kurulduğu bölgelerde toprak ve yeraltı sularında bıraktığı büyük siyah lekelerden anlaşılabiliyor.

Curf es-Sahr’daki ağ

Güvenlik kaynakları, mobil rafinerilerin özellikle 2014 sonrası güvenlik boşluğu yaşanan bölgelerde yaygınlaştığını belirtiyor. Bu tesisler, küçük petrol kuyularından veya ana boru hatlarından kaçak olarak çekilen ham petrolü işlemek için kullanılıyor.

Ancak Curf es-Sahr’a yıllardır gazeteciler ve araştırmacıların girişinin büyük ölçüde yasaklı olması nedeniyle sahada bağımsız doğrulama imkanı oldukça zor.

Bağdat’ın güneyindeki Curf es-Sahr, güneydeki petrol sahalarını orta ve kuzey Irak’taki rafinerilere bağlayan stratejik boru hatlarının geçtiği bölge olarak öne çıkıyor.

Bölge, 2014’te DEAŞ kontrolünden geri alınmasının ardından, Iraklı Şii milis grupların en önemli kalelerinden biri haline geldi. DEAŞ’ın çıkarılması sonrasında yaklaşık 120 bin sivil bölgeden ayrılmak zorunda kaldı.

Tarım ağırlıklı bir kasaba olan Curf es-Sahr, sonraki yıllarda milis grupların askeri ve istihbarat operasyonlarını yönettiği karmaşık bir merkez haline dönüştü. Tarım arazileri içinde mobil rafineriler, tanker filoları ve çeşitli ekipmanların gizlendiği ileri sürülüyor.

“Petrol Kralı”nın Ağı

Kaynaklar, Ebu Seyf’in ağının nasıl çalıştığını ise şöyle açıklıyor. Mobil rafinerilerde üretilen petrol ürünleri, resmi taşıma izinleri bulunmayan tankerlerle taşınıyor. Bu ürünler daha sonra özel rafinerilere veya asfalt gibi petrol türevleri kullanan tesislere satılıyor.

Normal şartlarda tankerlerin eyaletler arası kontrol noktalarından geçebilmesi için resmi belgeler taşıması gerekiyor. Ancak Ebu Seyf’in nüfuzu sayesinde bu ürünlerin güvenlik güçlerinin müdahalesi olmadan taşındığı ifade ediliyor.

Operasyonun farklı aşamalarında yer alan çok sayıda müteahhit ve aracı, bu kaçak ekonominin parçası olarak çalışıyor. Bu ağın önemli bir kısmının özellikle Irak’ın kuzey ve batı şehirlerinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor.

Son büyük anlaşma

Kaynaklara göre Ebu Seyf, öldürülmesinden yaklaşık bir ay önce son büyük anlaşmasını gerçekleştirdi. Bu anlaşma ile ağ, yaklaşık 600 bin ton petrol ürünü satarak 120 milyon dolar gelir elde etti. Bunun yaklaşık yarısı Irak iç piyasasına yapılan satışlardan oluşuyordu.

fdfbf
Iraklı milis grupları, 2014 yılında Cerf es-Sahr’da DEAŞ’e karşı askerî operasyonlar gerçekleştirdi ve binlerce sivili bölgeden ayrılmaya zorladı (Halk Seferberlik Güçleri Medyası).

Elde edilen gelirlerin nerede tutulduğu veya nasıl aklandığı bilinmiyor. Ancak petrolün boru hatlarından yasa dışı olarak elde edilmesi nedeniyle bu satışların hemen hemen tamamının “net kâr” olduğu belirtiliyor.

ABD, 2018’den itibaren Irak’taki milis grupların kaçak petrol ekonomisine odaklanmaya başladı. Washington, bu faaliyetlerle ilgili olduğu iddiasıyla birçok Iraklı iş insanına yaptırım uyguladı.

Bölgesel ağlar ve savaş bağlantısı

Kaynaklara göre Ebu Seyf’in ağı, özellikle ağır yakıt ve fuel-oil türü ürünleri bölgesel ağlara satıyordu. Bu ürünler daha sonra İran petrolüyle karıştırılarak farklı belgelerle uluslararası piyasalara gönderiliyordu.

Siyasi kaynaklar, Ebu Seyf suikastının İran’a yönelik savaşın ortasında gerçekleşmesinin, onun sadece ticari faaliyetlerle değil aynı zamanda askeri operasyonlarla da bağlantılı hale gelmesinden kaynaklanmış olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.

İddialara göre İran’daki dini liderin öldürülmesinin ardından İran Devrim Muhafızları, Irak’taki müttefik milislere, ABD ve müttefiklerine zarar verecek saldırılar düzenleme talimatı verdi.

Bu bağlamda Curf es-Sahr’dan İHA’larla düzenlenen saldırılar da planlanmış olabilir.

“Curf İmparatorluğu”

Kaynaklara göre Curf es-Sahr’da milis gruplar tarafından kurulan yapı adeta gizli bir “imparatorluk” niteliği taşıyor. Bölgede:

  • Füze ve İHA depoları
  • Yerel patlayıcı üretim ve test tesisleri
  • Mobil petrol rafinerileri
  • Komuta ve istihbarat merkezleri
  • Güçlendirilmiş hapishaneler
  • Balık çiftlikleri ve tarım arazileri

bulunuyor.

Ayrıca bölgenin, Hizbullah unsurları ve Devrim Muhafızları danışmanları için alternatif bir bölgesel merkez olarak kullanıldığı da iddia ediliyor.