Kronikleşen sorunlar ve eve dönme hayali arasında mülteciler

Nüfusunun yarısı sığınmacı olan İdlib halen önemli bir sığınak olmaya devam ediyor.

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
TT

Kronikleşen sorunlar ve eve dönme hayali arasında mülteciler

Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sığınmacılar hayatlarını kamplarda, zor şartlar altında sürdürmeye çalışıyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Suriye’nin bazı bölgeleri, güvensizlik nedeniyle yeni yerinden edilmelere tanık oldu. Komşu ülkelerdeki az sayıda sığınmacı ve mülteci gönüllü olarak ülkelerine dönmeyi seçerken Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib, dört milyonluk nüfusunun yarısını oluşturan yerinden edilenler için halen büyük bir sığınak olmaya devam ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye’deki ülke içinde yerinden edilmiş kişilerin sayısının 6,7 milyona ulaştığını tahmin ediyor. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA), 2020 yılında yerinden edilen yaklaşık 448 bin kişinin ülkelerine geri döndüğü tahmininde bulunuyor. Bu sayı, 2019 yılında geri döndüğü bildirilen 494 binden biraz daha az. İdlib ve Halep illeri, Suriye içinde yerinden edilen milyonlarca aileye ev sahipliği yapıyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) desteğiyle 1 milyon 430 bin 563 Suriyeli kimlik, aile cüzdanı ve doğum belgesi aldı. Ayrıca 239 bin 161 mülteci, sığınmacı ve geri dönen kişi de resmi yardımlardan yararlandı. Bu kişilerden çadırlarda yaşayanlar artık kronikleşen sorunlarla boğuşuyorlar. Birkaç yıl önce başlayan bu yaşam koşullarında karşılaştıkları bu kronik sorunların başında, özellikle yanlış ısıtma yöntemlerinden kaynaklanan yangınlar geliyor.

Resmi olarak tanınan mülteci kamplarının yalnızca yüzde 37’sinde kanalizasyon alt yapısı var. Bunlar rastgele kurulmuş kampları ise kapsamıyor. Daha çok açık kanalizasyon kanalları olan kamplar, buralarda kalan savaş mağdurlarının çektiği sıkıntıları daha da katlıyor.

“BM’nin tahminlerine göre Suriye'de ülke içinde yerinden edilenlerin sayısı 6,7 milyona ulaşırken OCHA’nın tahminlerine göre 2020 yılında yerinden edilen yaklaşık 448 bin kişi ülkelerine geri döndü.”

Üçüncü sırada ise kampların yüzde 47'sinde temiz ve içilebilir suyun olmaması sorunu geliyor.

Bu da cilt hastalıklarının artmasına ve haşeratların yaygınlaşmasına yol açarken yüz binlerce Suriyeli temiz ve içilebilir su kıtlığı sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Kampların yüzde 67’den fazlasında çocuklara zorunlu eğitim verilen bir nokta ya da okul bulunmuyor. Bu yüzden çocuklar eğitim ve öğretim için uzun mesafeler kat etmek zorunda kalıyorlar.

Asıl sorun ise gıda güvenliği. Kampların yüzde 81'i, insani yardımların yetersiz olması nedeniyle gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya.

Mültecilerin geri dönüşü için uygun koşullar oluştu mu?

Mülteci sorunu Suriye krizinin merkezinde yer alırken bu, Arap ülkelerinin dışişleri bakanları, Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen Arap Birliği (AL) Zirvesi hazırlık toplantıları sırasında ele alınan başlıca konulardan biriydi. 7 Mayıs 2023 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında Suriye'nin AL üyeliğine dönüşü kararında da mülteci sorunun çözülmesi şart koşuldu.

Fotoğraf Altı: Suriye’deki asavaş ardında büyük bir yıkım ve insani dram bıraktı. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Suriye’deki asavaş ardında büyük bir yıkım ve insani dram bıraktı. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Suriye'ye komşu ülkeler, 5,6 milyondan fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. Diğer ülkelerde de çok sayıda Suriyeli mülteci bulunuyor. Dünyadaki en fazla mülteci sayısını Suriyeliler oluşturuyor. Çoğu, Türkiye, Ürdün ve Lübnan gibi komşu ülkelerin yaşarken Irak ve Mısır'da daha az sayıda Suriyeli mülteci olarak barınıyor.

Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Faysal Mikdad, Cidde Zirvesi öncesi yaptığı ve Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığı açıklamasında şunları söyledi:

“Suriyeli mültecilerin anavatanlarına dönmeleri gerekiyor. Bunun için de bazı imkanların oluşturulmalı. Fakat Batı ülkeleri onları geri dönmeye teşvik mi ediyor yoksa engelliyor mu? Suriye tüm evlatlarına kucağını açıyor.”

Sığınmacıların bir külfet olduğunu belirten Mikdad, “Ancak Suriye, mülteci olan tüm evlatlarının anavatanlarına dönmesini istiyor. Böylece bu yük başkalarına değil, kendi vatanlarının yükü olur” ifadelerini kullandı.

Suriye'nin birçok bölgesi yıllardır hiçbir çatışmaya tanık olmasa da temel güvenlik koşullarının sağlanamamasının toplu olarak geri dönüşlere yardımcı olmayacağını vurgulayan UNHCR, ülkeyi halen ‘güvensiz’ olarak sınıflandırıyor. Yine de gönüllü olarak ve onurlu bir şekilde geri dönmeye karar veren mültecilere bireysel olarak yardımcı olacağı açıklandı.

BM, Suriye'deki duruma entegre olamayan ya da anavatanlarına güvenli bir şekilde dönemeyen bazı mültecilere üçüncü bir ülkeye yerleştirilmelerine yardımcı olabilir. Yeniden yerleşim için uygunluk, ırk, etnik köken, cinsiyet, medeni hal, eğitim düzeyi ve din dikkate alınmaksızın belirlenir. Ancak, bir kişinin yeniden yerleşim için seçilebilmesi için yeniden yerleşim kriterlerini karşılaması gerekir.

Yeniden yerleştirme, yalnızca çok özel durumlarda ve çok az sayıda mülteciye sunulan bir çözüm. Ülkelerin yeniden yerleştirilmesi planlanan mültecileri kabul etme gibi bir zorunluluğu bulunmuyor. UNHCR, yeniden yerleştirmeye uygun mültecileri değerlendirirken en savunmasız olanlarını önceliyor.

Yüzbinlerce Suriyeli su yetersizliği nedeniyle cilt hastalıklarının artması ve haşeratların yaygınlaşması gibi sorunlarla karşı karşıya. Ayrıca Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı habere göre kampların yüzde 67'sinden fazlasında çocukların zorunlu eğitimi alabilecekleri noktalar ya da okullar bulunmuyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, UNHCR'nin mültecilerin dönüşüne elverişli koşulların oluşturulmasına yardımcı olmak için Suriye hükümetiyle çalışmaya devam ettiğini açıkladı.

UNHCR, mültecilerin endişesinin askeri operasyonların yeniden başlaması korkusundan ve mevcut insani koşullardan kaynaklandığını ve Şam ile birlikte çalışarak bu korkuları dağıtmaya çalıştığını vurguladı.

Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana insani yardım ihtiyacı ve güvenlik riskleri devam ediyor. BM’nin tahminlerine göre Suriye’de dört milyondan fazlası çocuk olmak üzere yaklaşık 13 milyon kişinin insani yardıma ihtiyacı var. Suriye'de 500 bin çocuk yetersiz besleniyor ve bu artık kronikleşmiş sorunlardan birini teşkil ediyor.

Ülkedeki siyasi ve ekonomik zorlukların yanı sıra koronavirüs salgını, Suriye lirasının değer kaybetmesi ve yakıt sıkıntısı daha fazla insani yardım ihtiyacı doğurdu.

BM, Suriye genelinde ve komşu ülkelerde mümkün olduğu kadar çok mülteciye insani yardım sağlamak için daha fazla finansmana ihtiyaç duyulduğunu açıkladı.

İnsani yardım kuruluşlarına göre Suriye'nin kuzeydoğusundaki mülteci kamplarında yaşayan yaklaşık 100 bin kişinin temel hizmetlere erişimi yok ve evlerine bir an önce dönme umutları giderek azalıyor.

Başka yerlerde de hayatları savaşla alt üst olan birçok Suriyeli, zorlu ekonomik koşullar nedeniyle ailelerinin gıda ihtiyacını karşılamak için insani yardımlara bağımlılar.

Fotoğraf Altı: Savaşın en acı etkileri çocuklar üzerinde görülüyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Savaşın en acı etkileri çocuklar üzerinde görülüyor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

BM göre bu yıl, Suriye’de yapılacak insani yardımların için 3,3 milyar dolar, komşu ülkelerdeki Suriyeli mültecilere ve ev sahibi topluluklara yardım için 5,2 milyar dolar finansman gerekiyor.

BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu, son raporunda, Suriyelilerin 12 yıllık çatışmanın ölümcül sonuçları ve kuzey cephesinde artan gerilimin sonucu olarak sıkıntılarla ve zorluklarla karşı karşıya olduğu konusunda uyardı.

Raporda, şu ifadeler yer aldı:

“Bugün Suriyeliler, bu uzun çatışmanın enkazı altında yaşayan, artan ve dayanılmaz zorluklarla karşı karşıyalar. Kaynaklar kıtlaşırken ve bağışçıların ilgisizliği artarken, milyonlarca insan mülteci kamplarında acı çekiyor ve ölüyor.”

Gıda güvensizliği

BM’ye bağlı Dünya Gıda Programı (WFP), Suriye'de yaklaşık 12,1 milyon insanın, yani nüfusun yarısından fazlasının şu an gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.

Gıda güvensizliği, birkaç nedenden kaynaklanıyor. Bunlar arasında, daha önceleri gıda üretiminde kendi kendine yeten bir ülkeyken şimdi gıda ithalatına aşırı bağımlı bir ülke olması yer alıyor. Buna 12 yılı aşkın bir süredir devam eden savaş ve savaşın etkilerinin yanı sıra birkaç ay önce Suriye’yi ve Türkiye'yi vuran depremlerin neden olduğu yıkım da ekleniyor.

Ölümcül hastalıklar

WFP’ye göre savaş belasından kurtulan Suriyeliler, bu kez de ülkenin altı ilinde yaygın olarak görülen kolera gibi ölümcül hastalıklarla boğuşuyor.

12 yıllık iç savaşın Suriyeliler üzerinde yıkıcı etkileri oldu. Hastanelerin sadece yüzde 64'ü ve birinci basamak sağlık merkezlerinin yüzde 54'ü tam olarak hizmet veriyor. Sağlık çalışanlarının yaklaşık yüzde 70'i ülkeyi terk etti. Bugün 20 binden fazla çocuk yetersiz beslenme sorunu yaşıyor.

“Kampların yüzde 81'i, insani yardımların yetersizliğinden ötürü gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya olduğundan, gıda güvenliği başlıca sorunlardan biri olmaya devam ediyor.”

Suriye'de ölen sivil sayısı

UNHCR, 2022 haziranında 2011 yılının mart ayından bu yana Suriye'de yaşanan çatışmalar sırasında en az 306 bin 887 sivilin, yani savaştan öncesi nüfusun yaklaşık yüzde 1,5'inin öldüğünü açıklarken bu sayının 600 bin olabileceği tahmin ediliyor.

UNHCR, bu rakamın yalnızca doğrudan savaş nedeniyle yaşamını yitirenleri kapsadığından ‘toplam ölü sayısının yalnızca bir kısmını’ temsil ettiğini ve sivil olmayanlar arasındaki can kayıplarını kapsamadığını kaydetti.

Savaşın çocukları ve kurbanları

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) yayınladığı son verilere göre savaşın başlangıcından bu yana ölen ya da yaralanan toplam çocuk sayısı ise yaklaşık 13 bine ulaştı.

Suriye’de 2011 yılından bu yana yaklaşık 5 milyon çocuk dünyaya geldi. Bu çocuklar savaş ve çatışmadan başka bir şeye tanık olmadılar. Suriye'nin birçok bölgesinde şiddet, mayın ve savaş kalıntılarından kaynaklanan korkuyla yaşamaya devam ediyorlar. UNICEF tarafından geçtiğimiz yıl yapılan bir ankete göre çocukların üçte biri psikolojik sıkıntı belirtileri gösteriyordu.

Sinir hastalıkları, depresyon ve bağımlılık

Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) bir raporuna göre Suriyeliler, 12 yılı aşkın bir süredir günden güne daha da kötüleşen yaşam ve hizmet koşullarının bir sonucu olarak psikolojik rahatsızlıklardan giderek daha fazla mustarip oluyor.

Suriye’de akıl ve ruh hastalıkları için sadece iki hastane bulunuyor.

Suriye lirası dolar karşısında değer kaybetti

Suriye lirası savaş yıllarında ciddi değer kaybetti. Suriye lirası geçtiğimiz ay dolar karşısında 2011'den bu yana en düşük seviyeye gerilerken çeşitli emtia fiyatlarında önemli artışlar oldu.

Dolar kuru 12 yıl önce 46 lira iken bugün yaklaşık 9 bin liraya ulaştı. Suriye, ticari faaliyetlerinin çoğunda Şam'ın 2011'den sonra protestoları bastırmasına yanıt olarak para birimini yaptırım uygulamak için kullanan Washington liderliğindeki Batı yaptırımlarının mihenk taşı olan ABD dolarını kullanıyor.

Suriyelilerin çoğu karaborsaya bağımlı hale geldi. Yurt dışından aldıkları havaleleri döviz şirketlerine ve bürolarına gönderiyorlar. Bu şirketler ve bürolar da Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgelere dışarıdan havale yapıyorlar.

Fotoğraf Altı: Ekmek dahil teme gıda maddelerine ulaşım Suriyeliler için halen oldukça zor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)
Ekmek dahil teme gıda maddelerine ulaşım Suriyeliler için halen oldukça zor. (İllüstrasyon: Manon Biernacki)

Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar Suriye ekonomisini halen olumsuz etkiliyor. Tahran, Moskova ile birlikte Şam'ın en önde gelen müttefiklerinden biri olarak kabul ediliyor ve son yıllarda Şam hem askeri hem siyasi hem de ekonomik destek sağlıyor.

Savaş ve savaşın etkileri Suriye ekonomisini büyük ölçüde zayıflattı. Batı ülkelerinin yaptırım uygulamasına, savaş ağalarının ortaya çıkmasına ve yolsuzluğa yol açtı.

Suriye’de savaş başlamadan önce ortalama aylık maaşlar 300 ile 600 dolar arasında değişirken şu an 20 ile 50 dolar arasında. WFP’ye göre Suriyelilerin yüzde 67'si açlıkla baş edebilmek için aylık olarak düzenli yapılacak yardımlara muhtaç. Batı ülkelerinin Suriye’ye uyguladığı yaptırımları arasında Suriye bankalarıyla iş yapmayı yasaklayan ve Suriye hükümetiyle mali iş birliği yapan şirketlere ve bireylere ağır cezalar getiren ‘Caesar (Sezar) Yasası’ adlı ABD’nin çıkardığı bir yasa da yer alıyor. Sezar Yasası ayrıca Suriye ile iş yapan herhangi bir yabancı şirketin cezalandırılmasını da öngörüyor.

Suriye ile mali ilişkilere getirilen yasak, birçok ülkeden aralarında gıda ve ilaçların da olduğu çok sayıda ürünün Suriye'ye ulaşmasını engelliyor. Yasaya, 2011-2014 yılları arasında Suriye'deki işkence kurbanlarının bilgilerini ve fotoğraflarını sızdırdığı iddia edilen kişiye takılan takma ad olan Sezar adı verildi. BM’nin tahminine göre savaş, Suriye ekonomisine yaklaşık 388 milyar dolara mal oldu.

Suriyelilerin yüzde 90'ı yoksulluk sınırının altında yaşıyor

BM geçtiğimiz yıl tahminlere göre yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriyelilerin sayısının ülkenin toplam nüfusunun yüzde 90'ından fazlasını oluşturduğunu açıklamış ve birçoğunun hayatlarını idame ettirebilmek için çok zor seçimler yapmak zorunda kaldığını belirtmişti.

BM, uluslararası toplumu acilen ‘hayat kurtarıcı’ bir yardımda bulunmaya ve bunu Suriye'nin kuzeybatısındaki ihtiyaç sahibi milyonlarca insana, geçimlerini şereflerini koruyarak sağlayabilmeleri için etkili ve şeffaf bir şekilde ulaştırmaya çağırdı.

BM’ye göre Suriye artan yoksulluk, su krizi ve kötüleşen gıda güvenliği krizinin yanı sıra koronavirüs vakalarının yeniden ortaya çıkma riskiyle karşı karşıya.

“Mülteci sorunu, Suriye krizinin merkezinde yer alırken bu, Arap ülkeleri dışişleri bakanlarının Cidde’de gerçekleşen Arap Birliği Zirvesi hazırlık toplantısında ele aldıkları başlıca konulardan biriydi.”

UNHCR tarafından yayınlanan bir rapora göre geçtiğimiz yıl 13,4 milyon olan yardıma muhtaç Suriyeli sayısı bugün 14,6 milyona yükseldi.

Savaş yılları ekonomiyi ve ekonominin çarklarını felç ederken Suriye lirasının ciddi değer kaybetmesi nedeniyle hükümetin temel ihtiyaçları karşılama gücü de giderek azalıyor.

UNHCR’ye göre geçtiğimiz yıla kıyasla yüzde 10'luk bir artışla ailelerin yüzde 76'sı temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumdalar.

UNHCR, 2021 yılının ocak ayından önce yerinden edilmeyen ya da memleketlerine geri gönderilmeyenler de giderek temel ihtiyaçlarını karşılayamaz oldular. UNHCR, bu durumu, krizin daha da genişlediğinin bir ‘göstergesi’ olarak gördü.

BM’nin tahminlerine göre 2021 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 44'lük bir artışla en savunmasız durumdaki 9,2 milyon kişi yardıma muhtaç. Bu da ekonomik gerilemenin, çatışmalardan ve yerinden edilmelerden daha az etkilenen kesimler üzerindeki önemli etkisini gösteriyor.

Suriye, nüfusunun yarısından fazlasının ciddi gıda güvensizliği yaşıyor olmasıyla, dünyanın gıda güvencesizliği en yüksek olan ülkeleri arasında yer aldı.

Yaklaşık 12,4 milyon insan, günlük minimum kalori alımını karşılamak için halka açık fırınlardan gelen ekmeğe muhtaçlar.  BM Kalkınma Programı (UNDP) ve ortakları, İnsani Müdahale Planı çerçevesinde yıllarca süren çatışmalar nedeniyle ciddi şekilde kesintiye uğrayan buğdaydan ekmeğe uzanan besin zincirini güçlendirmek için insani girişimler başlattı.

Bu girişimler arasında Humus’ta bulunan ülkedeki tek kamuya ait maya fabrikasının tadilatı da yer alıyor. Krizden önce Suriye'nin devlete ait dört fabrikası vardı. Ülke genelindeki geniş bir ekmek fırını ağına günlük olarak yaklaşık 113 ton maya temin ediyordu.

Bugünse sadece ülkenin orta kesimlerinde Humus’ta yer alan fabrika eskiye kıyasla çok daha düşük kapasitede faaliyet gösteriyor. Suriye dışında veriler ise Suriyeli mülteciler arasındaki yoksulluk oranının bölgeden bölgeye değiştiğini, ancak bazı ülkelerde yüzde 60'ı aştığını gösteriyor.

BM, ev sahibi toplulukların bu krizden etkilendiğini ve mültecilerin yüzde 93'ünün kamplarda değil, ev sahibi ülkelerin sakinleri arasında yaşadığını söylüyor. En fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan ülke ise Türkiye.

BM, genellikle ihtiyaç duyulan fonun yalnızca yüzde 58'ine ulaşabildiğinden bağışçılara daha fazla insani yardımda bulunmaya çağırdı.

BM, sivillerin acılarını sona erdirmek için tek çarenin siyasi bir çözüm olduğunun altını sık sık çiziyor.

Suriye’deki çatışma, 2011 yılı mart ayında Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed rejimine karşı başlayan barışçıl protestolarla patlak vermiş, bölgesel ve küresel güçlerin müdahalesiyle çok sayıda taraf arasında uzun soluklu bir çatışmaya dönüşmüştü. Yılladır birçok cephede çatışmalar durmuş olsa da şiddet ve insani kriz, yerinden edilen milyonlarca insan ve mülteciyle birlikte devam ediyor.

Suriye'nin yeniden inşası çok zor bir görev

Suriye hükümeti, 12 yılı aşkın bir süre devam eden savaşın ardından ve son yıllarda yakın müttefikleri olan Rusya ve İran tarafından yapılan yardımla elde ettiği askeri ‘zaferlerin’ ardından ülkenin yüzde 70'inden fazlasının kontrolünü yeniden ele geçirdi. Ancak ülkenin yeniden inşası, ekonomik olarak çökmüş bir ülkede yüz milyarlarca doları bulabilecek oldukça zor bir görev.

OCHA’ya göre savaş, elektrik hatları, yakıt ve su kaynakları da dahil olmak üzere ülkenin altyapısının büyük bir bölümünü yok etti. Her üç okuldan biri hasar gördü. Hastanelerin, kliniklerin ve dispanserlerin yarısı çalışmaz halde. Ayrıca evlerin yüzde 7'si yıkıldı ve yüzde 20'si tahribata uğradı.  

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, geçtiğimiz şubat ayında, BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths ile yaptığı görüşmede uluslararası toplum,a yeniden yapılanmaya yardımcı olmak için çaba göstermesi çağrısında bulundu. Suriye hükümeti, Batı ülkeleri tarafından uluslararası yeniden yapılanma çabalarını güçleştiren bir tecritle karşı karşıya.

Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlara rağmen Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgeler, büyük çoğunluğu Şam'da bulunan BM kuruluşları aracılığıyla, uluslararası yardımlardan yararlanıyorlar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) sınır ötesi yardımla ilgili kararı çerçevesinde Türkiye üzerinden gelen yardımlar ise Bab el-Hava Sınır Kapısı’ndan geçerek İdlib'e ulaştırılıyor. Geçtiğimiz şubat ayında yaşanan depremlerin ardından açılan iki sınır kapısının faaliyete devam etmesi için 13 Mayıs’ta uzatma kararı alındı.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Majalla’dan çevrildi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.