Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?

Tanıdık bir sima değildi ve Avrupa'daki kumarhanelerde poker oynuyordu.

Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?
TT

Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?

Ali Duba nasıl oldu da Hafız Esed’in ‘korku efsanesine’ dönüştü?

Menaf Saad

Suriye’nin eski Cumhurbaşkanı Hafız Esed’in generallerinden Ali duba geçtiğimiz 21 Haziran 2023 Çarşamba günü vefat etti.

Yirmi yılı aşkın bir süre önce emekli olmasına rağmen Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı olarak uzun yıllar görev yapması, onu duyan veya dönemini yaşayan herkesin yüreğine korku salmaya yetti. Son yıllarda birkaç fotoğrafı sosyal paylaşım sitelerinde yer alana kadar, yüzü bilinmiyordu.

Ali Duba kimdir? Cumhurbaşkanı Hafız Esed ile ilişkisi nedir? Neden Beşşar Esed döneminde göreve devam etmedi?

Ali Duba, Suriye'nin batısında, kıyı şehri Lazkiye'nin güneyinde bulunan Kurfays köyünde 1933 yılında doğdu. Mütevazı alevi bir aileden gelen Duba, Lazkiye'deki ‘Kutsal Topraklar Okulu'na gitti. Ardından 1955 yılında Hama Askeri Koleji'nden mezun oldu.

Ali Duba hayatının bu döneminde, Suriye'nin Lazkiye şubesini yöneten genç doktor ve siyasetçi Vehib el-Ganem'in liderliğindeki Baas Partisi'ne katıldı. Bu parti sayesinde, genç pilot Hafız el-Esed ile tanıştı ve aralarında Suriye’nin ve bölgenin tarihini değiştirecek bir dostluk doğdu.

Hafız Esed, Ali Duba'dan üç yaş büyüktü ve birlikte askerlik hizmetine girdiler. Esed Hava Kuvvetleri'nde, Duba ise o dönemde ‘İkinci Büro’ olarak bilinen askeri istihbarat biriminde göreve başladı. Kırsal ve mezhebi kökenleri, Baas Partisi'nde birlikte çalışmaları, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdunnasır'a olan inançları, Süveyş Kanalı'nın millileştirilmesi ve 1956'daki üçlü saldırıya karşı duruşları, 1958'de Suriye-Mısır Birliği'nin kurulması onları bir araya getirdi.

Ali Duba'nın askerlik kariyeri başlarda kayda değer bir olaya tanık olmadı. Herhangi bir askeri darbeye katılmamış ve Esed'in de üyesi olduğu Baas’ın askeri komitesine girmemişti.

Ali Duba'nın askerlik kariyeri bu yıllarda kayda değer bir olaya tanık olmadı. Herhangi bir askeri darbeye katılmadı ve Esed'in de üyesi ve daha sonra Suriye tarihinde önemli bir rol oynayan ‘Baas’ partisinin askeri komitesinde yer almadı.

Ancak 8 Mart 1963 darbesi sırasında Baas partisinin iktidara gelmesi ve Suriye'de iç güvenlik şube başkan yardımcılığına atanmasıyla Duba görünür hale gelmeye başladı. 1964 yılında Londra'daki Suriye Büyükelçiliği'ne askeri ataşe olarak atandı. Bu onu, Tümgeneral Salah Cedid'in Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız'a karşı gerçekleştirdiği ve 23 Şubat 1966 darbesi olarak bilinen, aşırılık yanlısı Baas kanadının ılımlı kanadını mağlup ettiği darbenin arifesindeki olaylardan uzak tuttu.

Salah Cedid onu yurtdışında tutmaya devam etti ve Londra'dan sonra 1968'e kadar kalacağı Bulgaristan'a gönderildi. ‘67 yenilgisi’ olarak bilinen Haziran 1967 (Altı Gün) savaşına katılmadı. Lazkiye'deki Askeri İstihbarat Şubesi’nin başına atanmak üzere Şam'a çağrıldı ve Ocak 1970'de Şam Askeri İstihbarat Şubesi'nin başına atanana kadar burada görev yaptı.

Yeni görevinde eski dostu ve 1966'da Savunma Bakanı olan Hafız Esed ile iş birliği yaparak, 17 Kasım 1970'te gerçekleşen ve ‘Düzeltici Hareket’ adını verdikleri darbede yer aldı.

Ali Duba'nın karar alma çevrelerindeki olağanüstü yükselişi başladı. Bu, onu Hafız Esed'in iktidarda kaldığı otuz yıl boyunca en etkili ve güçlü subaylardan biri yaptı.

Ali Duba'nın, Hafız Esed'in iktidarda geçirdiği otuz yıl boyunca onu en etkili ve güçlü subaylardan biri haline getiren, karar alma çevrelerinde olağanüstü yükselişi buradan başladı. 1971 yılının Mart ayında Esed’in iktidara gelmesiyle, askeri istihbarat başkan yardımcılığına, ardından 1973'te askeri istihbarat başkanlığına atandı.

Ali Duba, 1973 Ekim Savaşı'na katıldı 1978 yılında Baas Partisi Merkez Komitesi üyesi olarak seçildi. Bu dönemde Esed ile Müslüman Kardeşler örgütü arasında kanlı çatışmalar patlak verdi. Bu örgütün yasaklanması ve üyelerinin suçlanmasıyla ilgili yasa o dönemde çıkarıldı.

Esed, Duba'yı Müslüman Kardeşler'in hücrelerini dağıtmak ve mensuplarını yakalayıp tutuklamakla görevlendirdi. Müslüman Kardeşler, 1964'ten beri Suriye rejimiyle askeri bir çatışma içindeydi. Örgüt, 1970’li yılların ikinci yarısında birçok suikast ve operasyonla geri döndü.

Ali Duba'nın adı bir tür efsane haline geldi. Kimse onu görmüyor, kimse tanımıyor ve halka açık hiçbir yerde bulunmuyordu.

Müslüman Kardeşler örgütü, Ali Duba'ya yönelik bir suikast girişiminde bulundu. Ardından 1982 yılının Şubat ayında Hama şehrinde büyük bir çatışma yaşandı. Duba'nın birlikleri, geçen yıl ölen Ali Haydar liderliğindeki Özel Kuvvetler ve Esed'in kardeşi Rıfat'ın liderliğindeki Savunma Birlikleri’nin yardımıyla isyanı tamamen bastırmayı başardılar. Ancak bu süreçte şehrin büyük bir kısmı tahrip edildi ve birçok masum sivil öldürüldü.

Bu aşamada ‘Ebu Muhammed’ olarak tanınan Ali Duba'nın adı efsaneye dönüştü. Kimse onu görmüyor, kimse tanımıyor ve halka açık hiçbir yerde görünmüyordu.

1984 yılında kardeşinin hastalığından yararlanarak onu devirmeye çalışan Savunma Tugayları komutanı kardeşi Rıfat ile girdiği savaşta, yeniden Hafız Esed'in yanında yer aldı. Ali Duba, her şeyi borçlu olduğu Cumhurbaşkanı'na tam bağlılığını ilan ederek, Rıfat'la yüzleşmeye tamamen hazır bir şekilde adamlarına sokaklara çıkmalarını emretti. Sonunda hiçbir askeri çatışma yaşanmadı ve Esed, Rıfat'ı Moskova'ya ve ardından Avrupa'ya sürmeden önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak atayıp durumu düzeltmeyi başardı. (Rıfat, aylar önce Şam'a döndü ve mevcut Rejim Lideri Beşşar Esed ve kardeşi Mahir ile birlikte bir aile fotoğrafında yer aldı.)

Böylece Ali Duba, Suriye'de iktidardaki rejime üç kez hizmet etmiş oldu: Birincisinde 1970'teki darbede Hafız Esed'ın yanında yer aldı. İkincisinde, Müslüman Kardeşler'le savaştı ve son olarak Hafız Esed, kardeşi Rıfat ile karşı karşıya geldiğinde yanında durdu.

Fotoğraf Altı: Yakınlarının sosyal medyada paylaştığı Ali Duba'nın eski bir fotoğrafı
Yakınlarının sosyal medyada paylaştığı Ali Duba'nın eski bir fotoğrafı

Ali Duba, 1 Ocak 1993 tarihinde Genelkurmay Başkan Yardımcılığına terfi ettirildi ve 1999 yılının Temmuz ayına kadar görevinde kaldı. Ancak Hafız Esed'in, son yıllarında gerçekleştirdiği tasfiye ve yer değiştirme kampanyası olan ‘Eski Muhafızları’ ortadan kaldırma sürecinden Duba da nasibini aldı. Bu aşama, Hafız Esed'in oğlunun iktidara geçişi için hazırlık olarak gerçekleştirilmişti.

Askeri İstihbarat'ın Keşif Teşkilatına başkanlık eden Tümgeneral Gazi Kenan, Suriye Kuvvetlerinin 2005'te geri çekilmesine kadar Lübnan'da önemli bir rol oynamaya devam etti.

Ali Duba'nın sürekli olarak Lübnan ve Avrupa ülkelerine seyahat ettiği ve gece hayatının içinde yer aldığı biliniyordu. Suriyeli gazeteci Marvan Mahayni, Facebook hesabında yaptığı paylaşımda "Görevine başladığından beri, onun hakkında bir şeyler duyuyor ve onu gece kulüplerinde uzaktan görüyordum. 1991'de bir tesadüf eseri Paris'teki bir kumarhanede, ortak bir arkadaşla birlikteyken onunla yakından tanışma imkânı buldum. Bana, hemen orayı terk etmemi, çünkü beni görürse Şam'da hesap soracağını söyledi. Rus ruleti ve poker oynarken bile korkutucuydu” ifadelerine yer verdi.

Esed 10 Haziran 2000'de öldüğünde, Duba tamamen emekli olmuştu ve askeri güvenlik aygıtındaki etkisi yetmiş yaşının eşiğine gelmeden önce azalmıştı.

Fotoğraf Altı: Duba'nın, memleketi Lazkiye kırsalındaki Kurfays köyündeki cenaze töreninden bir fotoğraf (Lazkiye Valiliği basın ofisi)
Duba'nın, memleketi Lazkiye kırsalındaki Kurfays köyündeki cenaze töreninden bir fotoğraf (Lazkiye Valiliği basın ofisi)

Ali Duba, o zamandan sonra ortadan tamamen kayboldu. Adı yaklaşık 13 yıl sonra, Suriye iç savaşının başlangıcında yeniden duyuldu. 24 Ağustos 2011'de Avrupa Birliği, onu Suriye Devlet Başkanı'nın ‘danışmanı’ olması nedeniyle yaptırım uyguladığını duyurdu. Bu doğru olmayan bir iddia idi. Çünkü Ali Duba'nın sağlığı çok ciddi şekilde kötüleşmiş ve herhangi bir danışmanlık veya saha görevini yerine getirecek durumda değildi. Gerçek şu ki, asla iktidara dönmedi. 21 Haziran 2023 Çarşamba günü ölene kadar Beşşar Esed'e sadık kaldı.

En son 2021'deki son seçimlerde Rejim Lideri Esed'in lehine oy kullandığı zaman görüldü. Ayrıca sosyal medyada ailesiyle çekilmiş fotoğrafları paylaşıldı. Ölüm haberi, Suriyeliler arasında büyük bir tartışmaya yol açtı. Esed taraftarları, askeri ve istihbarat görevi sırasındaki rolünü vurgularken, muhalifler ise hapishanelerde maruz kaldıkları ihlallere dikkat çekerek eleştirdiler.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.