Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan

Girişim aynı zamanda ABD’nin Suriye’de kullandığı askeri üs olan et-Tanf Askeri Üssü’nün lağvedilmesini, Suriye’nin yeniden inşasını ve yaptırımların kaldırılmasını öngörüyor

Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan
TT

Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan

Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan

İbrahim Hamidi

Majalla’nin bir kopyasına ulaştığı Ürdün’ün Suriye girişimi, Amman ve onu doğrudan destekleyen Arap ülkelerinin ve onu sessizce destekleyen Batı ülkelerinin, yaptırımların kaldırılması, Suriye'nin yeniden inşası ve ABD’nin Suriye topraklarından çekilmesi karşılığında İran'ın Suriye'den çıkışının halen nihai hedefleri olduğunu ortaya koyuyor.

Girişim, somut teklifler ve teşvikler sunan Arap ve Batı ülkelerinin belirli taleplerini yerine getiren ‘Suriye hükümetini’ de içeren bir değişim programına göre ‘adım adım’ yaklaşımını destekliyor. Girişim, insani boyuttan başlayıp askeri-güvenlik boyutuna ve nihai siyasi boyuta kadar uzanan üç aşamadan oluşuyor.

Ürdün girişimindeki programlarla ilişkin bir takvim belirtilmese de ‘Suriye’nin kuzeydoğusu ve ABD’nin Suriye topraklarında kullandığı askeri üs olan et-Tanf Askeri Üssü de dahil olmak üzere 2011 yılından sonra Suriye topraklarına giren tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların çekilmesi, yaptırımların kaldırılması ve Suriye'nin yeniden inşası için bağış fonu oluşturulması’ karşılığında Şam ve müttefiklerinden beklenen adımların ‘İran'ın tüm askeri ve güvenlik oluşumlarının yanı sıra Hizbullah’ın Suriye'den çekilmesi’ şart koşuluyor.

Majalla, Ürdün hükümetinin resmi bir yazı hazırladığı 2021 yılına dayanan girişimin İngilizce bir nüshasına ulaştı. Metin, Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı ayrı toplantılarda paylaştığı ve tartıştığı Suriye çözümüne ilişkin düşüncesini de ortaya koyuyor.

Metin, Suriye gerçeğine ilişkin bir okuma ve bu aşamada adım adım yaklaşımı içeriyordu.

Arap ülkeleriyle normalleşme kapsamında son dönemde atılan adımların hız kazanması ve Suriye’deki ve bölgedeki gerçekliğin değişmesiyle birlikte Amman, Arap ve Batı ülkeleriyle istişarelerin ardından metinde bir değişiklik yaptı. ‘Suriye rejimi’ yerine ‘Suriye hükümeti’ ifadesinin kullanıldığı yeni versiyonun hazırlanması için Şam'dan ve diğer başkentlerden atılması gereken adımları doğru bir şekilde tanımladı.

​Girişimin bazı maddeleri, Suriye'nin 7 Mayıs'ta Arap Birliği (AL) üyeliğine dönmesinden önceki döneme ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in 19 Mayıs'ta Cidde'deki AL Zirvesi'ne katılmasına kadar uzanırken, Ürdün'ün Arap, uluslararası ve Batılı taraflarla yaptığı istişarelerin ardından başlatılan girişim, mevcut durumdan nasıl çıkılacağına dair düşünceleri yansıtıyor.

Şu an Suriye, topraklarındaki en az beş yabancı ordu, milisler ve yabancı askeri üslerle üç ‘devlete’ bölünmüş durumda. Şam, hava sahasının ve sınırlarının çoğunu kontrol edemiyor ve Suriye nüfusunun yarısından fazlası halen evlerinden ve üçte biri de ülkelerinden uzakta. Öte yandan Tahran ve Moskova'nın Şam'a desteği ve askeri güçlerinin Suriye'deki varlığının yanı sıra ABD liderliğindeki Batı ülkelerinin askeri güçlerinin yer aldığı Uluslararası Koalisyon, Şam'a uygulanan yaptırımlar, tecrit ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı uyarınca Suriye’de siyasi bir çözüme varılmadan yeniden yapılanmaya katkıda bulunmama kararı var.

Girişim, Şam'ın, müttefiklerinin ve muhaliflerinin bağlı olduğu Suriye krizinin tüm unsurlarını birbiriyle ilişkilendirerek, yıllardır devam eden çıkmazdan adım adım yaklaşımına göre çıkmak için bir çözüm vizyonu sunuyor. Tam 12 yıl süren bu çıkmaz hem Suriyelilere hem de komşu ülkelere pahalıya mal oldu.

Majalla’nın bugün tam metnini yayınlamakta olduğu bu girişim, Suriye için ideal bir çözümün unsurlarını içeriyor:

“Ürdün’ün girişimindeki programlarıyla ilgili belirli bir takvim yer almazken Şam ve müttefiklerinden ‘İran’ın tüm askeri ve güvenlik oluşumlarının ve Hizbullah’ın Suriye'den çekilmesi’ adımlarının atılması bekleniyor.”

​Neredeyiz? Ne talep ediliyor?

Ürdün girişimi, mevcut duruma ilişkin bazı noktaların belirtilmesiyle başlıyor ve 12 yıl sonra 6,7 milyonu mülteci konumuna gelen, 6,8 milyonu Suriye içinde yerinden edilen, 15,3 milyonu insani yardıma muhtaç olan ve yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriye halkının çektiği ıstırabın şiddetlenmesiyle ne krizi çözmek için bir ufuk ne de siyasi bir çözüme ulaşmak için entegre bir strateji olduğunu söylüyor.

Girişim, yıllardır süregelen istikrarsızlığın Suriye sınırları boyunca uyuşturucu kaçakçılığında artışa, terör örgütlerinin yeniden canlanmasına ve İran etkisinin artmasına, çok az sayıda mültecinin ve sığınmacının geri dönüş ihtimalinin ve mülteciler ile ev sahibi ülkelere yönelik küresel desteğin azalmasına neden olduğunu gösteriyor.

Suriye Devlet Başkanı Esed, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi’yi Şam'da kabul etti, 15 Şubat 2023 (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Esed, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi’yi Şam'da kabul etti, 15 Şubat 2023 (Reuters)

Beş ilke

Girişim, yapılması gerekenin BMGK’nın 2254 sayılı kararı temelinde kapsamlı, insani ve siyasi bir çözüm bulmak olduğunu ortaya koyuyor. Herkes, yani ilgili dış taraflar, şu beş noktada hemfikir:

1- Kriz için askeri bir çözüm yolu yok

2- Rejim değişikliği etkili bir hedef değil

3- BMGK’nın 2254 sayılı kararı ileriye dönük en iyi yoldur.

4- Mevcut durum, Suriyeliler için ek sıkıntılara neden oluyor ve muhalifleri güçlendiriyor.

5- Yeni bir müdahale ya da erteleme geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açar

Girişim önce BM Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen tarafından sunulan BMGK’nın 2254 sayılı kararına dayalı siyasi bir çözüme ulaşmak için adım adım yaklaşımının desteklenmesini, benzer şekilde düşünen Arap ülkeleri, bölgesel ve uluslararası ortakların yeni bir girişimi desteklemelerinin sağlanmasını ve talepler ve teklifler temelinde Suriye hükümetinin müdahil olması için bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varılması ve bu yaklaşım için Rusya'nın onayının istenmesini öneriyor.

“Arap ülkeleriyle Suriye arasındaki normalleşmede son dönemde atılan adımların hız kazanması ve Suriye’deki ve bölgedeki gerçekliğin değişmesiyle birlikte Amman, Arap ve Batı ülkeleriyle istişarelerin ardından metinde bir değişiklik yaptı ve ‘Suriye rejimi’ yerine ‘Suriye hükümeti’ ifadesinin kullandı”

Üç düzey

Girişim, siyasi olarak ‘talepler’ ve ‘teklifler’ dahilinde üç aşama sıralıyor. Kapsamlı hedef, Suriye'nin birliğini, bütünlüğünü ve egemenliğini koruyan, krizin tüm sonuçlarını kademeli olarak ele alan ve Suriye'nin güvenliğini, istikrarını ve bölgesel statüsünü geri getiren bir siyasi çözüme ulaşmak olduğu belirtildi. Arap ülkelerinin önderliğindeki bu yaklaşımın kademeli olması ve öncelikle Suriyelilerin acılarını hafifletmeye odaklanması gerektiği vurgulanan girişimde bir dizi Arap ülkesinin Suriye hükümetiyle doğrudan bir angajman kurması öngörüldü. Ayrıca terörle mücadele çabalarını destekleyecek, İran’ın nüfuzundaki artışı sınırlayacak ve ortak çıkarlara zarar veren bozulmayı durduracak adımların belirlenmesi gerektiğinin altı çizildi.

 Arap Birliği Dışişleri Bakanları Sudan ve Suriye krizini görüşmek üzere Kahire'de toplandı, 7 Mayıs 2023 (EPA)
Arap Birliği Dışişleri Bakanları Sudan ve Suriye krizini görüşmek üzere Kahire'de toplandı, 7 Mayıs 2023 (EPA)

Girişim, güvenlik ve askeri açıdan, tüm Suriye topraklarında yabancı savaşçılar sorununu, İran'ın Suriye’deki varlığını ve uyuşturucu kaçakçılığı meselesi gibi komşu ülkelerin endişelerini ele alan bir ateşkesin yürürlüğe girmesi çağrısında bulunuyor.

Girişim, insani açıdan ise ‘Suriye halkının çıkarına özenle belirlenmiş teşvikler karşılığında Suriye hükümetinin davranışını kademeli olarak değiştirmeyi ve yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin gönüllü olarak geri dönmelerine elverişli bir ortam oluşturmayı ve böylece BM’nin tüm insani yardımların ulaştırılmasının sorumluluğunu üstlenmesini’ hedefliyor.   Daha sonra anlaşmanın BM tarafından yayınlanan bir karara dahil edilmesi olasılığı da tartışılabilir.

Üç aşama

Girişim, genel bir takvimden bahsetmezken ‘kısa, orta ve uzun’ vadeli üç düzeyin her biri için üç eylem aşamasından bahsediyor.

Birinci aşamanın başlangıcı, BMGK’nın 2254 sayılı kararının 10. paragrafı (Suriye'deki tüm tarafların siyasi sürecin gelişmesi ve kalıcı bir ateşkese katkıda bulunmak için güven artırıcı adımlar atılması gerektiğini vurguluyor) uyarınca güven artırıcı adımları öngörüyor ve tüm ülkeleri barış sürecini, güven artırıcı adımları ve ateşkesi ilerletmek için Suriye hükümeti ve Suriye muhalefeti üzerindeki nüfuzlarını kullanmaya çağırıyor. Güven artırıcı adımların atılması, güven sorununun ortadan kaldırılması ve BM’nin bu aşamada rol alması gerektiği vurgulanan girişimde uluslararası toplumdan birtakım teşviklerde bulunulması karşılığında Suriye hükümetinin davranışını kademeli olarak olumlu yönde değiştirmeye yönlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Suriye, en az beş yabancı ordu, milisler ve yabancı askeri üslerle üç mini ‘devlete’ bölünmüş durumda. Şam, hava sahasının ve sınırlarının çoğunu kontrol edemezken Suriyelilerin yarısından fazlası halen evlerinden ve üçte biri de ülkelerinden uzakta.

İnsani talep

Girişim, Şam’ı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (UNHCR) ve BM’nin diğer ilgili kurumlarına kontrolü altındaki tüm alanlara erişim izni vermeye çağırarak, insani dosyayla ilgili konuları şöyle detaylandırıyor:

1- Suriye'nin güneyinde (Ürdün sınırı yakınlarında) pilot projelerle sınır ötesi ve erken kurtarma projeleri başta olmak üzere her türlü insani yardımın kolaylaştırılması.

2- Uluslararası ve yerel insani yardım ve kalkınma kuruluşlarının ve uygulama ortaklarının Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgelere erişiminin kolaylaştırılması.

3- BM kurumlarıyla, bağışçıların yardımın amaçlanan nihai yararlanıcılara ulaşmasını sağlamalarına izin verecek bir mekanizma üzerinde bir anlaşmaya varılması.

4- Suriye'de bulunan BM kurumları aracılığıyla yerinden edilenlerin kaldığı kamplarda yaşayanların insani yardıma erişiminin kolaylaştırılması.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke ilindeki Kahtaniye kasabası yakınlarındaki bir petrol sahasında Rus ve Amerikan askeri devrilerinin yollarının kesiştiği an, 8 Ekim 2022
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke ilindeki Kahtaniye kasabası yakınlarındaki bir petrol sahasında Rus ve Amerikan askeri devrilerinin yollarının kesiştiği an, 8 Ekim 2022

Öte yandan girişimi başlatanlar, BMGK’nın 2642 sayılı kararında belirtildiği gibi, Suriye'deki su, hijyen, sağlık, eğitim ve barınma alanları başta olmak üzere insani yardımlara ihtiyaç duyulan bölgelerde erken iyileştirme projelerine yatırım yapılmasını, Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgeler ve Suriye'nin güneyindeki bölgeler de dahil olmak üzere Suriye'ye yapılan insani yardımların arttırılmasını ve Suriye içindeki projeler ve yardımların ulaştırılması konusunda BM kurumlarının Suriye hükümeti ile koordinasyon kurmasının önerdiler. İnsani yardım ve havale işlemlerini kolaylaştırmak için insani yardım kuruluşlarının ve sivillerin Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgelere para transfer etmesine izin veren güvenli bir kanal oluşturulmasını ve bazı ilaçlar, hastane ekipmanları, tarımsal malzemeler ve (çok amaçlı oldukları için şu an yasaklı olan) farmasötik malzemeler gibi kalemlerin sivil kullanım için Suriye'ye ihraç edilmesine izin veren özel bir insani mekanizma oluşturulmasını öneriyorlar.

Girişim sürecinin takibi

Girişim, şu an insani yardım dosyasına, özellikle de mültecilerin dönüşüne odaklanan Arap düşüncesini büyük ölçüde yansıtıyor. Girişime, BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths’in Suriyelilerin Batı ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımlardan ‘kurtarılmasına’ yönelik önceki yetkinin ötesinde projelerin finanse edilmesi için bir BM fonu oluşturmak amacıyla Suriye Devlet Başkanı Esed, Ürdün ve Arap ülkelerinden yetkililerle yaptığı görüşmeler gibi pek çok kişiyle duyurusu yapılmadan gerçekleşen toplantıların yanı sıra Şam’ın Türkiye üzerinden insani yardımların tedariki için iki sınır kapısının açılmasına izin vermesi ve bunu sürmesi ile Washington'ın yaptırımlardan muafiyet tanıma kararının gelecek Ağustos'ta uzatılması beklentisi eşlik ediyor.

Pratikte ise Arap ülkeleri, Şam ve müttefiklerinin garantileri karşılığında yaptırımlardan muafiyet karşılığında mültecilerin geri dönüşü konusuna öncelik vererek Ürdün'den bin Suriyeli mülteciyi uluslararası destek ve finansmanla ülkelerine geri döndürmek için öncü bir proje başlattılar.

Tutuklular ve kayıplar

Kısa vadeli birinci aşama ayrıca Şam’ın, geçtiğimiz yıl Esed tarafından çıkarılan cumhurbaşkanlığı affından yararlananlar, yani serbest bırakılanların sayısı ve aftan yararlanma süreci hakkında BM’ye ayrıntılı bilgi vermesinin yanı sıra cumhurbaşkanlığı affı çerçevesinde keyfi olarak gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmasını, bu çerçevede birkaç yüz kişiden oluşan grupların serbest bırakılması için bir program belirlenmesi ve kayıpların ve kaçırılanların nerede olduklarını ve akıbetlerini öğrenmek için Uluslararası Kızıl Haç Komitesi ile iş birliği yapılması da dahil olmak üzere, tutukluların kademeli olarak serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasını öngörüyor.

Şam’a ne teklif edildi?

Girişim, Suriye ordusu ve Suriye hükümeti personelinin de aralarında bulunduğu  tutukluların serbest bırakılması için tüm Suriyeli tarafların ve Türkiye’nin iş birliği yapmaya çağrılması, UNHCR’nin ve BM’nin ilgili kurumlarının serbest bırakılanların toplumlarına yeniden entegre olmalarını kolaylaştırmak için destek ve yardım sağlanmasını ve Uluslararası Kızıl Haç Komitesi ve ilgili BM kurumlarının, Suriye hükümetiyle iş birliği yaparak kayıplar ve cumhurbaşkanlığı affından yararlananlar hakkındaki bilgileri yayınlanmasını talep ediyor.

Türkiye sınırı yakınlarındaki Tel Abyad ilçesinin eteklerindeki el-Haşişe köyünde ortak devriyeye katılan ABD askeri konvoyu içindeki Türk askeri araçları, 4 Ekim 2019 (AFP)
Türkiye sınırı yakınlarındaki Tel Abyad ilçesinin eteklerindeki el-Haşişe köyünde ortak devriyeye katılan ABD askeri konvoyu içindeki Türk askeri araçları, 4 Ekim 2019 (AFP)

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Genel Kurulu aracılığıyla Suriye'de kayıp olduğu düşünülen kişilerin akıbetlerini ve nerede olduklarını açıklığa kavuşturmak ve onlara, ailelerine ve kurbanların ailelerine uygun desteği sağlamak amacıyla yeni bir uluslararası kurumun kurulmasını tavsiye eden bir rapor yayınladı.

Mültecilerin ve sığınmacıları geri dönüşü

Arap ülkeleri, pratikte Şam ve müttefiklerinin sağlayacağı garantiler karşılığında yaptırımlardan muafiyet karşılığında mültecilerin geri dönüşü konusuna öncelik vererek Ürdün'den bin Suriyeli mülteciyi uluslararası destek ve finansmanla ülkelerine geri döndürmek için öncü bir proje başlattılar.

Girişim teoride ise Suriye hükümetinin mültecilerin BM gözetimi altında gönüllü olarak geri dönüşlerini kolaylaştırmak için ayrıntılı bir plan geliştirmesi, geri dönüşün ardından UNHCR’ye ve ilgili BM kuruluşlarına ailelere erişim izni vermesi ve UNHCR’nin izleme yetkisini kabul etmesi gerektiğini söylüyor. Suriye Devlet Başkanı Esed, geri dönenlerin güvenliğini garanti eden ve geri dönenlerin, mültecilerin ve yerinden edilenlerin topraklarına ve mülklerine ilişkin haklarını tanıyan ve onlara kimlik kartları ve diğer sivil belgelerin verilmesinin yanı sıra geri dönenler için idari talep sürecini ve yerinden edilenlerin evlerine dönüşünü kolaylaştıran bir kararname çıkardı.

Öte yandan bağışçılar ve ilgili BM kuruluşları, Suriye hükümeti ile koordinasyon halinde, geçim kaynaklarının dayanıklılığını artırmak için mültecilerin geri dönmesinin beklendiği alanlara yatırım yapıyor ve Suriye'nin güneyinden başlayarak mültecilerin ve yerinden edilenlerin geri dönüşü için bir pilot proje tasarlıyor. (Burada zorunlu askerlik görevinin olmadığı ve güvenlik güçleri tarafından takip edilmeyen bir yaş grubundaki bin kişiden bahsediliyor)

Bir diğer teşvik ise Arap ülkelerinin, mültecilerin ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin beklendiği bölgelerde kamu tesislerini ve hizmetlerini sürdürmesi konusunda Suriye hükümetini desteklemesi ve UNHCR ve insani yardım kuruluşlarının mültecilerin dönüşü konusunda Suriyeli yetkililerle koordinasyon sağlaması yönünde.

Suriye’nin konsolosluklarının ve büyükelçiliklerinin olduğu ülkelerin, Suriye ile konsolosluk ilişkileri kurması, yurtdışındaki Suriyelilere hizmet verecek yeni konsoloslukların açılmasına izin verilmesi ve halihazırda Batı ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımların kapsadığı elektrik santralleri ve barajlar gibi insani amaçlı tesislerin ‘bakım projeleri’ için mekanizmalar sağlanması kolaylaştırılacak.

Girişim, Şam'dan UNHCR’ye ve BM’nin ilgili organlarına hükümetin kontrolü altındaki tüm bölgelere erişim izni vermesini ve her türlü insani yardımı kolaylaştırmasını talep ettiğinden, insani dosyayla ilgili konuları detaylandırıyor.

İkinci aşama: İran ve uyuşturucu

Birinci aşamanın başarıyla tamamlanmasının ardından işin güvenlik ve askeri boyutuyla ilgili ikinci aşamaya geçiliyor. İkinci aşama ilgili ülkeler arasında üzerinde anlaşmaya varılması gereken birtakım adımları içeriyor.

Bu adımlar ise şöyle sıralanıyor:

1- Şam'ın, tüm Suriye topraklarını kapsayan bir ateşkesi kabul etmesi

2- Muharebe eğitim operasyonları dışında silahlı çatışmayla ilgili tüm askeri operasyonların durdurulması

3- Zorunlu askerliğin en az bir yıl süreyle dondurulacağının ilan edilmesi

4- Sivil bölgelerde kontrol noktalarının sayısının azaltılması ve üzerinde anlaşmaya varılanların kalması

Esed, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'yi başkent Şam’da ağırladı, 3 Mayıs 2023 (AP)
Esed, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'yi başkent Şam’da ağırladı, 3 Mayıs 2023 (AP)

Bu aşama aynı zamanda İran'ın Suriye'deki varlığını ele almak için aşağıdakileri şu adımları da içeriyor:

1- İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının ve unsurlarının sınır dışı edilmesi.

2- Suriyeli olmayan tüm askeri ve güvenlik unsurlarının komşu ülkelerle olan sınır bölgelerinden çekilmesi.

3- İran yanlısı milislerin insansız hava araçları (İHA) ve sınır ötesi saldırılar için Suriye'yi bir merkez olarak kullanmasının önlenmesi.

4- İran’ın Suriye’deki askeri teçhizatının coğrafi konum ve silah kalitesi açısından azaltılması.

İkinci aşamada yer alanlar arasında ayrıca sınır güvenliği ile ilgili olarak komşu ülkelerin güvenlik endişelerinin yanı sıra uyuşturucu kaçakçılığı şebekelerinin ortadan kaldırılması, terörün yenilgiye uğratılması için iş birliği yapılması, terörist gruplar ve bunların uluslararası üye kazanma ve finansman ağlarıyla bağlantıları hakkında güvenlik bilgilerini paylaşarak yabancı savaşçılar sorununu ele alıyor.

a

Öte yandan, Ürdün girişimini başlatanlar ve destekleyenler, Suriye'nin kuzeydoğusunu kontrol edenler de dahil olmak üzere Suriyeli tüm tarafları Suriye topraklarının tamamında ilan edilen ateşkese uymaları çağrısında bulunmayı taahhüt ediyorlar.

Söz konusu ateşkes, BMGK’nın bir kararı ve Suriye'nin kuzeyindeki okulların Suriye müfredatını takip etmesi, sınır güvenliğinin sağlanması ve terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi sınır ötesi tehditlerin üstesinden gelmek için Suriye ordusu ve güvenlik teşkilatları ile komşu ülkelerdeki muadilleri arasında koordinasyon kanalları oluşturması şartıyla, Suriye’deki kamu kuruluşlarının ve Suriye'nin kuzeyindeki sivil hizmet çalışmalarının yeniden canlandırılması yoluyla ilan edilebilir.

Beklenenin aksine, burada uyuşturucu konusuna medyada ve sosyal medyada aktarılanlardan daha az önemli görünüyordu.

Girişimde şu ifadeler yer alıyor:

“Başta Suriye'de askeri varlığı bulunanlar olmak üzere ilgili tüm taraflar ilan edilen ateşkese saygı göstermeliler. Muharebe eğitimi operasyonları dışında Suriye üzerindeki hava hareketlerinin durdurulması, DEAŞ savaşçılarının ve ailelerinin el-Hol Kampı’nda ve Suriye'deki diğer gözaltı kamplarında tutulması sorununun ele alınması için Suriye hükümeti ile koordinasyon sağlanması, DEAŞ’tan kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması ve Suriye içinde kontrolü dışındaki alanlarda Suriye hükümetinin otoritesini korunması için çeşitli projelerin finanse edilmesi gerekiyor.”

Üçüncü aşama: Uzlaşı ve reform

Bu aşama iki boyuttan oluşuyor. Bunlardan birincisi içsel durumla ilgili. Girişim, Şam'dan beklenen adımları sıralıyor. Bunlar arasında ‘iyi yönetim ve zulmü önlemeye yönelik reformların benimsenmesi, (Suriye içindeki) eski muhalefet ve Suriye toplumunun çeşitli kesimleriyle uzlaşıya varılması ve Suriye’de daha kapsamlı bir yönetimin önünü açacak özgün bir formül üzerinde anlaşma yapılması, insan hakları ihlallerinin soruşturulmasında ve hesap verebilirlik önlemlerinin oluşturulmasında iş birliğine gidilmesi, BM gözetiminde seçimlerin yapılması ve Suriye'nin Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) ile tam iş birliği yaparak Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC) kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda mutabık kalınması yer aldı.

Esed, Cidde'deki AL Zirvesi'nde konuşurken, 19 Mayıs 2023 (Reuters)
Esed, Cidde'deki AL Zirvesi'nde konuşurken, 19 Mayıs 2023 (Reuters)

Teşvikler arasında, üçüncü şahıslar aracılığıyla ticaretin kolaylaştırılmasıyla başlayarak Suriye'ye yönelik yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi ve Merkez Bankası, devlet kurumları ve yetkililer de dahil olmak üzere Suriye kamu hizmetlerine yönelik yaptırımların kaldırılması ve AL üyesi ülkelerin, Suriyeli yetkilileri bölgesel toplantılara ve tartışmalara davet ederek Suriye'yi ortak bir siyasi düzeye çekmesi yer alıyor.

Son madde biraz eski olabilir. Çünkü AL 7 Mayıs'ta Suriye'nin AL üyeliğine geri dönmesi kararı aldı ve Suriye Devlet Başkanı Esed, 19 Mayıs'ta Cidde'deki Arap zirvesine katıldı.

Girişim, Arap Birliği’nin, özellikle gıda ve ilaç olmak üzere ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından uygulanan yaptırımlardan muaf tutulan mallar için Suriye ile ticaretin yanı sıra  Suriye'nin kuzeydoğusundaki Suriyeli taraflar ile Suriye hükümeti arasındaki diyaloğu kolaylaştırmasını öngörürken Suriye hükümetinin söz konusu kuruluşlara ve uluslararası topluma karşı yükümlülüklerini yerine getirmek için iş birliği yapması durumunda, Suriye konusunun uluslararası forumların ve kuruluşların gündeminden çıkarılması olasılığını ele alıyor.

Girişim, yıllarca süren istikrarsızlığın Suriye sınırları boyunca uyuşturucu kaçakçılığında artışa, terör örgütlerinin yeniden ortaya çıkmasına ve İran’ın nüfuzunun artmasına yol açtığını vurguladı.

Uzun Vade: Geri Çekilme ve Birleşme

Uzun vadeli üçüncü aşama, yabancı güçlerin rolünü ilgilendirdiği için en karmaşık aşama olmanın yanı sıra Şam ve müttefiklerinden, askeri ve güvenlik açısından bir talep içeriyor. Bu talepte, BM tarafından belirlenen taraflara yönelik muharebe eğitim operasyonları dışında, Suriye'deki silahlı çatışmayla ilgili tüm askeri operasyonların sona erdiğinin ilan edilmesi istenirken İran'ın tüm askeri ve güvenlik yapılarını Suriye'den geri çekmesi, Hizbullah ve Şii milislerin Suriye'den çekilmesi ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrara olumlu ve etkili katkıda bulunmanın taahhüt edilmesi öngörülüyor.

ABD askerleri, Bradley (BFV) aracıyla Suriye'nin kuzeydoğusunda, Türkiye sınırı yakınlarındaki el-Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezerken, 4 Aralık 2022 (AFP)
ABD askerleri, Bradley (BFV) aracıyla Suriye'nin kuzeydoğusunda, Türkiye sınırı yakınlarındaki el-Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezerken, 4 Aralık 2022 (AFP)

Girişim, Şam’a ve müttefiklerine ‘tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların, Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölgeler ve e-Tanf Askeri Üssü dahil olmak üzere 2011'den sonra girdikleri tüm Suriye topraklarından çekilmesini ve her ülkenin ulusal yasa ve düzenlemelerine uygun olarak ve bağışçıların Suriye'nin yeniden inşasını finanse etmesi için Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılmasını’ öngören bir teşvik öne sürüyor.

Girişim, askeri operasyonların sona ermesinin ardından son aşamanın siyasi bütünleşme olmasını öneriyor. Suriye hükümeti, tüm ülkelerin Suriye ile diplomatik ilişkilerini sürdürmesi ve Suriye'nin Arap Birliği’nden sonra uluslararası forumlara dönüşünü memnuniyetle karşılaması karşılığında, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrara olumlu ve etkili bir şekilde katkıda bulunmaya kararlı.

*Majalla’da yer alan bu analizin çevirisi Şarku’l Avsat’a aittir.



Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
TT

Cezayir ile doğu komşusu Tunus’un arasını kim bozmaya çalışıyor?

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said, Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’u  Tunus-Kartaca Uluslararası Havalimanı'nda karşılıyor, 22 Nisan 2024 (AFP)

Rabia Abdusselam

Bugünlerde sosyal medya platformları, kamuoyunu manipüle etmeyi ve Tunus ile Cezayir’in arasını bozmayı amaçlayan yanıltıcı çıkarımlar ve sahte veya hileli hesaplarla dolup taşmış durumda. Bazı Tunuslu analistler ile eleştirel seslerin, Cezayir'den İtalya'ya gönderilen ve Tunus topraklardan geçen doğalgazın transit ücretlerine ilişkin imzalanan anlaşmaların “yeniden gözden geçirilmesini” talep etmesi, tamamen beklenmedik bir gelişmeydi. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin Cezayir'e yaptığı son ziyaretin ardından gelen bu talepler, mali ve lojistik transit ücretlerinin “gözden geçirilmesi”ne odaklanıyor.

Bu hikaye, Tunus'taki hükümet karşıtı ve mevcut otoriteye muhalif tutum sergileyen partilerin çoğunun, Tunus-Cezayir anlaşmasıyla ilgili uydurma bir belge etrafında yürüttüğü dezenformasyon ve yalan kampanyasından farklı değil. Cezayir ve Tunus muhalefetine bağlı sosyal medya ve internet sitelerinde yayınlanan ve “çok gizli” ibaresi taşıyan bu uydurma belge, “Cezayir ordusuna ciddi iç karışıklık, isyan, darbe girişimi veya kurumsal istikrarı ve mevcut anayasal düzenin devamlılığını tehdit edebilecek herhangi bir durumda Cumhurbaşkanı Kays Said rejimini korumak için müdahale etmesi yetkisi verildiğini” iddia eden bir belge. Söz konusu belge, önceden koordinasyon sağlanmadan bu anlaşmanın hükümleriyle ilgili güvenlik veya savunma alanlarında yabancı bir tarafla herhangi bir anlaşma veya ortaklık kurulmasını da yasaklıyor. Bir diğer maddesi ise, “birinci tarafın askeri ve güvenlik birimlerinin, ikinci tarafın yetkili makamlarıyla önceden koordinasyon sağladıktan sonra, tehlikeli terörist unsurları takip etmek ve etkisiz hale getirmek amacıyla sınır hattından 50 kilometreyi geçmeyecek bir mesafeye kadar ikinci tarafın topraklarına girebileceğini” öngörüyor.

Cezayir'e karşı keskin bir düşmanlık

Yukarıda zikredilen maddeler, Cezayir'in bağımsızlığından bu yana dış politikasını yöneten en önemli ilke olan komşu ülkelerin iç işlerine karışmama ilkesiyle tamamen çelişiyor. Ayrıca, mevcut anayasanın 31. maddesi, ordunun ülke sınırları dışında herhangi bir operasyona katılmasını yasaklamaktadır. Madde şu şekildedir: “Cezayir, diğer halkların meşru egemenliğini ve özgürlüğünü ihlal etmemek için savaşa başvurmaktan kaçınır ve uluslararası anlaşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek için çaba gösterir. Cezayir ayrıca, Birleşmiş Milletler, Afrika Birliği ve Arap Birliği çerçevesinde ve bunların ilke ve amaçlarına tam uyum içinde, yurtdışı barış koruma operasyonlarına katılabilir.”

En sıradan okuyucu bile belgenin geçersizliğini ve aleyhindeki güçlü kanıtları teyit edebilir. Son maddedeki BM'ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören yazılı ifade de bunun kanıtı

Cezayirli gazeteci Osman Lahyani

Bu “sahte” belge, anlaşmanın özünü gizlemesine rağmen, Tunus muhalefeti için değerli bir kaynak olmaya devam ediyor. Bu durum, jeopolitik konulara ve Cezayir'in uluslararası ilişkilerine (özellikle Fransa ile Tunus ve Libya gibi komşu ülkelerle) odaklanan yazılarıyla tanınan Cezayirli gazeteci ve yazar Osman Lahyani tarafından da doğrulandı. Yerel “el-Haber TV” kanalında yayınlanan “Sağ ve Sol” programına konuk olarak katıldığında, “Ekim 2025'te imzalanan askeri anlaşma, 2002'de imzalanan önceki anlaşmanın bir güncellemesidir. Bu güncelleme, elbette, terör tehditlerinin yeni biçim ve yöntemleri, kontrolsüz silah ve uyuşturucu kaçakçılığı ve insan kaçakçılığı ile ilgili güvenlik ve askeri değişikliklerden kaynaklanmaktadır” açıklamasını yaptı. “Bu tehditler, sadece Cezayir ve Tunus değil, tüm komşu ülkelerin ortak sınırlarını güvence altına almak için askeri anlaşmalarını güncellemesini gerektiriyor. Bunu Suudi Arabistan ve Pakistan örneğinde de gördük; 17 Eylül'de, yakın güvenlik ittifakı kurmak için ortak bir stratejik savunma anlaşması imzalandı ve taraflardan birine yönelik herhangi saldırının diğerine de yönelik saldırı olarak kabul edileceği belirtildi” diye ekledi. Lahyani sözlerine şöyle devam etti: “En sıradan okuyucu bile belgenin sahte olduğunu teyit edebilir. Son maddedeki BM’ye bir kopyasının teslim edilmesini öngören ifade bunun inkar edilemez bir kanıtıdır.”

fdvbdf
Tunus askerleri, Batı Tunus'taki Cebel-i Şambi bölgesinden görüldüğü üzere, Cezayir sınırına yakın bir yerde devriye geziyor, 11 Haziran 2013 (Reuters)

Zaman zaman, bazı Tunuslu elitlerden sert eleştiriler geliyor. Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki'nin, kuruluşundan beri Arap Mağrip Birliği'ne egemen olan donukluk ve tıkanmadan sürekli olarak Cezayir'i sorumlu tutması buna bir örnek teşkil ediyor. Muhalif siyasi aktivist ve eski cumhurbaşkanı adayı Safi Said'in pozisyonları ve her zaman tartışma yaratan eski Tunus Dışişleri Bakanı Ahmed Venis'in “iddiaları” da önemli.

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık güvensizlikle bakıyorlar

Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun'un  30 Aralık 2025'te iki kanadı ile parlamentoya yaptığı konuşma, Tunuslular için normal ya da geçici değildi. Görünüşte sıradan olan konuşması, hem doğrudan hem de dolaylı mesajlar içeriyordu. Nitekim “Cezayir ve Tunus arasında parayla satın alınmış kişiler kullanılarak anlaşmazlık yaratma girişimleri olduğunu” vurguladı. “İki ülke arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan tehlikeli bir komplo” konusunda uyardı. Anlaşmanın şartlarına atıfta bulunarak, “Cezayir ordusunun Tunus topraklarına ayak basmadığını ve basmayacağını” vurguladı. Ayrıca, bu provokasyonların nihai amacının “iki taraf arasında siyasi çekişme çıkarmak olduğunu ve asıl hedefin Tunus Cumhuriyeti olduğunu” belirtti. Sonra da, “Tunus'a zarar vermek isteyen herkes önce Cezayir'i aşmak zorundadır” diye etti. Bu, Cezayir'in Libya, Mali ve Burkina Faso gibi komşu ülkelerde meydana gelen ve özellikle düzensiz göçmen akını nedeniyle sosyal düzeyde ciddi sonuçlar doğuran darbe senaryolarının tekrarlanmasından duyduğu korkuyu açıkça yansıtıyor.

Düşmanlığın arka planı ve sırları

Cumhurbaşkanının konuşmasında ilettiği mesajlar arasında, “Tunus çok güçlü ve bazıları onu kolay av olarak göstermeye çalışıyor, ancak Cezayir'in komşusu olduğu için bunda yanılıyorlar. Cumhurbaşkanı Kays Said ne İsrail ile ilişkileri normalleştirenlerden ne de bunun peşinde koşanlardandır” vurgusu da yer alıyordu. İşte meselenin özü de burada yatıyor. Cezayir Cumhurbaşkanı Tunuslulara, ülkelerini ve Cezayir ile ilişkilerini hedef alan, Batılı güçler tarafından organize edilen ve temel amacı bölgeyi parçalamak ve İsrail ile “normalleşmeyi” pekiştirmek olan bir komplodan açık ve net olarak bahsetti. Cezayir'in güneydoğusundaki Biskra Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Profesörü olan Nur Sabah Aknuş yaptığı değerlendirmede, “Cezayir ve Tunus arasındaki organik bağı ve sistematik entegrasyonu koparmak ve her ikisini de zayıflatmak için çalışan kilit ülkeler var. Böylece Cezayir, jeopolitik derinliği olan kardeş ve müttefik Tunus'tan izole edilirken, diğer yandan Tunus, içine sızmayı kolaylaştırmak için zayıflatılmak isteniyor” dedi. Ona göre, iki ülkenin sürekli ve tekrarlanan bir şekilde hedef alınmalarının temel nedeni: “İsrail'i tanımayı ve ilişkileri normalleştirmeyi reddeden tutumları, dünya çapındaki haklı davalara verdikleri destek ve neo-kolonyal güçlere karşı duruşlarıdır. Ne Tunus ne de Cezayir, resmi veya halk düzeyinde, iç krizlerini kullanarak onları normalleşme yönünde tavizler vermeye iten dış baskılara rağmen, Filistin davasını destekleyici tutumlarından vazgeçmediler.”

Cezayir ve Tunus cumhurbaşkanları, Tunus'taki muhalefet grubuna büyük bir şüphe, kaygı ve gerilim ile karışık bir güvensizlikle bakıyorlar. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre stratejik ve güvenlik çalışmaları konusunda uzman Cezayirli araştırmacı Zenasni Muhammed, konuyu şöyle açıkladı: “Cezayir, bazı Tunuslu grupların, özellikle de muhalefet bloğuna bağlı olanların, dış güçlerden destek arayışında olmalarından endişe ediyor. Cumhurbaşkanı Tebbun daha önce Tunuslu güçleri, diğer ülkelerde gördüğümüz gibi, çoğu zaman kötü niyetli olan ve ülkeyi istikrarsızlaştıran dış baskılara boyun eğmemeleri konusunda uyarmıştı.”

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama ve egemenliğe karşılıklı saygı temelinde güçlü kalmaya devam ediyor

Tunus'taki siyasi sisteme yönelik artan muhalefetle birlikte, bir siyasi analist şu gözlemde bulunuyor: “Cezayir kendisini zor bir güvenlik ikileminin içinde buldu. Özellikle Tunus, diğer komşularına kıyasla Cezayir'in en güvenli sınırını oluşturduğu için doğu komşusuyla iyi komşuluk ilişkilerini sürdürmek zorunda. Aynı zamanda Cezayir, Tunus'un iç işlerine karışmama ile her iki ülkenin karşı karşıya kaldığı ortak baskılar ve meydan okumalar ile mücadelede dış ittifakların gereklilikleri arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Bu durum, Tunus muhalefetine Cezayir'in Tunus'taki mevcut rejimin tarafını tutuyor gibi görünebilir.”

f
Tunus'un güneyindeki Gabes şehrinde bulunan devlete ait fosfat işleme tesisinin (gübre fabrikası) bacasından tüten duman, 31 Ekim 2025 (AFP)

Zaman zaman görülen sert tutumlara rağmen, iki ülke arasındaki resmi ilişkiler eşitlik, iç işlerine karışmama, egemenliğe karşılıklı saygı ve ortak çıkarları güvence altına almak için yapılan üst düzey ziyaretler temelinde güçlü kalmaya devam ediyor. İki ülke arasındaki stratejik ortaklık, derin tarihi ve ekonomik bağlarla da karakterize ediliyor. Cezayir, Tunus'a yılda yaklaşık 2 milyar metreküp doğalgaz tedarik ederek enerji ihtiyacının büyük bir kısmını karşılıyor.

Şubat 2025'te yayınlanan son raporlar, Cezayir'den yapılan elektrik ithalatının ulusal tüketimin yaklaşık yüzde 14'ünü karşıladığını ortaya koyuyor. Diğer rakamlar, Cezayir'in Tunus'un elektriğinin yüzde 94 ila 96'sını üretmek için kullandığı doğalgazın tedarikinde oynadığı hayati rolü teyit ediyor ki, bu da iki ülke arasındaki enerji entegrasyonunu stratejik hale getiriyor. İki ülke arasındaki anlaşmalar ayrıca Cezayir'in, Tunus toprakları üzerinden İtalya'ya yaptığı doğal gaz ihracatı için Tunus'a yıllık yaklaşık 420 milyon dolar transit ücreti ödediğini de ortaya koyuyor. Bütün bunlar, iki ülke arasındaki ilişkinin ekonomik ve endüstriyel entegrasyonu hedefleyen karşılıklı faydaya dayalı olduğunu açıkça teyit ediyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Mazlum Abdi ve İlham Ahmed entegrasyon sürecini ele almak üzere Şam’da görüşmelerde bulunuyor

Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
TT

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed entegrasyon sürecini ele almak üzere Şam’da görüşmelerde bulunuyor

Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)
Tuğgeneral Ziyad el-Ayiş, SDG komutanı Mazlum Abdi ile Haseke Valisi  Nureddin İsa Ahmed ve bazı askeri ile güvenlik komutanlarının katılımıyla bir toplantı düzenlendi (SANA)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim’in dış ilişkiler sorumlusu İlham Ahmed, Suriye’deki devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin takibi kapsamında Salı günü Şam’a gitti.

29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın uygulanmasından sorumlu başkanlık ekibinin sözcüsü Ahmed Hilali, Kürt yetkililerin Şam’daki temaslarının entegrasyon sürecini takip etmek, şu ana kadar kaydedilen ilerlemeyi değerlendirmek ve sonraki adımları ele almak amacı taşıdığını söyledi.

Hilali, resmi medya platformlarında yayımlanan açıklamasında, Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanlığı temsilcisi Ziyad el-Ayiş ile görüştüğünü, ayrıca Abdi’nin Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ve Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile ayrı ayrı görüşmeler gerçekleştirdiğini belirtti. Bu görüşmelerin öneminin, SDG dosyasının uluslararası ve bölgesel etkiler alanından çıkarılarak ulusal bir iç sürece taşınması olduğunu ifade etti.

29 Ocak anlaşmasının uygulanması kapsamında, Suriye İçişleri Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde Haseke vilayetindeki tüm cezaevlerini devralmaya hazırlandığı bildirildi.

sdvfv
Haseke’de, Suriye hükümetiyle yapılan anlaşma kapsamında SDG tarafından serbest bırakılan tutukluların ardından ailelerinin toplanması (11 Nisan) (Reuters)

Sözcü Hilali daha önce yaptığı açıklamada, hükümetin SDG’den cezaevi dosyasını devralma yönünde ilerleme sağladığını, bunun taraflar arasında daha önce yaşanan düzensiz ve kontrolsüz tahliyeleri sona erdirmeyi amaçladığını söylemişti. Başkanlık gözetiminin bazı tıkanma noktalarını aştığı ve serbest bırakma sürecini hızlandırdığı da belirtildi.

Haseke basın ofisinden yapılan açıklamaya göre SDG kendi kontrolündeki cezaevlerinden altı tutukluyu serbest bıraktı. Bu, dördüncü tahliye grubu olarak kaydedildi. Süreç, başkanlık ekibi ve Tuğgeneral Mervan el-Ali’nin gözetiminde gerçekleştirildi. Böylece hükümet ve SDG cezaevlerinden serbest bırakılanların sayısı yaklaşık 1500’e ulaştı. SDG cezaevlerinde farklı suçlamalarla yaklaşık 500 tutuklu kaldığı, ayrıca SDG’ye bağlı yaklaşık 300 tutuklunun da yakın zamanda serbest bırakılmasının planlandığı aktarıldı.

Rudaw’a konuşan Hilali, sürecin son aşamaya yaklaştığını, sayıların mutlak kesinlik taşımadığını çünkü listelerin karşılıklı doğrulama ve güncellemelerden geçtiğini söyledi. Ancak genel olarak “tahliyelerde somut ilerleme” bulunduğunu vurguladı.

vfdb f
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani’nin, Münih Güvenlik Konferansı kapsamında ABD Kongresi’nden bazı üyelerle yaptığı görüşmelere SDG lideri Mazlum Abdi ve İlham Ahmed de katıldı. (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Yetkili ayrıca askeri yapıya da değinerek, entegrasyon sürecinin teknik açıdan ileri aşamaya geldiğini ve Haseke vilayetinde üç tugaydan oluşan bir yapı üzerinde çalışıldığını ifade etti. Ancak resmi duyurunun, nihai mutabakatların tamamlanması ve kurumsal onay süreçlerinin bitirilmesine bağlı olduğu belirtildi.

Suriye hükümeti, 29 Ocak’ta SDG ile ateşkes ve kapsamlı bir anlaşma konusunda uzlaştığını açıklamıştı. Anlaşma, askeri ve idari güçlerin kademeli entegrasyonunu, Haseke ve Kamışlı merkezlerine güvenlik güçlerinin girişini ve devletin tüm sivil kurumlar, sınır kapıları ve idari yapıları devralmasını içeriyor.


Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
TT

Hizbullah, Lübnan’ın İsrail’le müzakerelerine siyasi ve askeri gerilimle karşılık veriyor

Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)
Güney Lübnan’daki beldelerde yıkıma ait bir görüntü (AFP)

Hizbullah, ABD’nin himayesinde Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakerelere iki yönlü siyasi ve askeri bir yaklaşım ile karşılık veriyor. İlk yaklaşım, müzakereleri reddetme ve devleti “İsrail ile müzakere kararını gözden geçirmeye” çağırma şeklinde ortaya çıkarken, bu adımın “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağı” savunuluyor. Öte yandan örgüt, İsrail’e yönelik roket saldırılarını artırarak sahadaki yanıtın devam edeceği mesajını veriyor.

Siyasi açıklamalar

Hizbullah’ın parlamentodaki Direnişe Vefa Bloku milletvekillerinden Hüseyin Fadlallah, yaptığı açıklamada “Beyrut’taki iktidarın yeterli olmadığını, bireysel ve zaman zaman mezhepsel çıkarların ulusal çıkarların önüne geçtiğini” söyledi.

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, hükümetin düşmana taviz vermeyi artırdığını ve Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı derinleştiren yanlış bir yola girdiğini belirten Fadlallah, “Lübnan makamları hesaplarını yeniden gözden geçirmeli ve halkına dönmelidir” dedi.

Fadlallah güneyden ordunun çekilerek bölgenin işgale açık hale getirildiğini ve böylece düşmana fırsatlar verildiğini ileri sürdü.

“Düşman, Bint Cubeyl sahasını yok etse de içinde fotoğraf çekmeyi başaramadı” diyen Fadlallah, İsrail’in “sahadaki yenilgisini Washington’daki müzakerelerle telafi etmeye çalıştığını” iddia etti.

Milletvekili, Lübnan hükümetine “İsrail ile müzakere kararını yeniden gözden geçirme” çağrısını yineleyerek, bunun “Lübnanlılar arasındaki ayrışmayı artıracağını” savundu.

vd
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların enkazı arasında dalgalanan bir İsrail bayrağı (AFP)

Bu açıklamalar, Hizbullah Siyasi Konseyi üyesi Vekif Safa’nın, örgütün devam eden müzakerelerle ilgilenmediğini söylemesinin ardından geldi. Safa, AP’ye yaptığı açıklamada “Müzakerelerin sonuçlarıyla hiç ilgilenmiyoruz, bizi bağlamıyor. Anlaşmalar ne olursa olsun bağlı değiliz” ifadelerini kullanmıştı.

Askeri gerilimi

Hizbullah, bu tutumunu sahada da yaklaşık bir saat içinde İsrail’e 40’a yakın roket atarak göstermeye çalıştı. Özellikle kuzeydeki yerleşim yerleri hedef alındı.

Örgüt ayrıca, Yukarı Celile’de bir askeri noktaya yönelik bir seyir füzesinin fırlatıldığını gösteren bir video yayımladı ve İsrail’in “Maskaf Am” mevkiinde askerlerin toplandığı bir alanın hedef alındığını duyurdu.

Buna ek olarak, insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve farklı bölgelere roket salvoları düzenlendiği de açıklandı.

Devlet dışı müzakere denklemi

Gelişmelerin anlamına ilişkin değerlendirmede bulunan emekli tuğgeneral Said Kazzah, “Hizbullah’ın bu aşamada İsrail’e net bir denklem dayatmaya çalıştığını; kendisini Lübnan devleti üzerinden yürütülen müzakerelerden bağımsız, ateşkes konusunda muhatap alınması gereken tek taraf olarak konumlandırmak istediğini” söyledi.

Kazzah’a göre örgüt Lübnan devletinin bu dosyada yetkinliğini ve özellikle güney sınırındaki güvenlik müzakerelerini yürütme kapasitesini fiilen tanımıyor. Bu yaklaşımın iki hedefi olduğunu belirten Kazzah, bunlardan ilkinin örgütün müzakere şartlarını dayatabilen bir aktör olarak konumunu güçlendirmek, ikincisinin ise bu kartı İran’ın ABD ile yürüttüğü daha geniş müzakere sürecinde kullanmak olduğunu ifade etti.

dvfv
Güney Lübnan’da yıkılmış binaların yanından geçen bir yolda ilerleyen İsrail ordusuna ait zırhlı araçlar (AFP)

Kazzah ayrıca zamanlamaya dikkat çekerek, güneydeki askeri operasyonların sürdüğünü ve “Hizbullah’ın İsrail ordusuyla fiili çatışma halinde olmaya devam ettiğini” söyledi. Sabah saatlerinde yaklaşık 40 roket atılmasının, İsrail yerleşimlerinde okulların yeniden açılmasıyla aynı zamana denk gelmesinin sembolik bir anlam taşıdığını belirterek bunun “savaşın sona ermediği ve Washington’daki müzakere sürecinin otomatik bir ateşkes anlamına gelmediği” mesajını taşıdığını ifade etti.

Kazzah, örgütün geçmişte olduğu gibi dolaylı müzakere modelini yeniden üretmeye çalıştığını, 1993, 1996 ve 2000 yılları ile 2006 savaşı örneklerinde olduğu gibi uluslararası arabulucular üzerinden bir iletişim kanalı kurulduğunu hatırlattı. Lübnan devletinin ise çoğu zaman bu süreçte doğrudan taraf olmaktan ziyade, sonuçların resmileştirildiği bir yapı olarak kaldığını söyledi.

Bu yaklaşımın daha yakın dönemde deniz sınırlarının belirlenmesi sürecine de yansıdığını belirten Kazzah, burada da fiilen Hizbullah’ın dayattığı bir denklem oluştuğunu, devletin ise çoğunlukla süreci tamamlayan resmi bir aktör rolünde kaldığını ifade etti.

Siyasi mesajlar, askeri örtüyle

Emekli Tuğgeneral Naci Melaab ise farklı bir değerlendirme yaparak, askeri gerilimin belirleyici bir savaş kapasitesinden ziyade “siyasi ve varoluşsal bir mesaj” taşıdığını söyledi.

Melaab, İran’ın füze doktrininde çoklu salvo saldırılarının hava savunma sistemlerini yıpratmaya yönelik olduğunu, ancak mevcut operasyonların bu düzeyde bir etkinlik taşımadığını belirtti.

“Hizbullah’ın bugün yürüttüğü askeri faaliyetler, İsrail’e yalnızca sınırlı zararlar verebiliyor; güç dengesi üzerinde belirleyici bir değişiklik yaratmıyor” diyen Melaab, İsrail’in gelişmiş savunma sistemleri ve sivil altyapı hazırlığı sayesinde bu tür saldırılara karşı yüksek bir dayanıklılık sergilediğini ifade etti.

İsrail’in özellikle insansız hava araçları alanındaki teknolojik üstünlüğüne dikkat çeken Melaab, bunun sahada bu tür operasyonlara karşı koymayı zorlaştırdığını söyledi.

Tırmanışın müzakere bağlamıyla bağlantılı olduğunu belirten Melaab “Yaşananlar askeri olmaktan çok siyasi bir mesajdır; devlet değil, savaş ve barış kararının hâlâ Hizbullah’ın elinde olduğu vurgulanmaktadır. İsrail saldırılarını sürdürürse biz de devam ederiz” mesajını taşıdığını ancak bunun sahada belirleyici bir askeri sonuç üretmediğini ifade etti.