Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan

Girişim aynı zamanda ABD’nin Suriye’de kullandığı askeri üs olan et-Tanf Askeri Üssü’nün lağvedilmesini, Suriye’nin yeniden inşasını ve yaptırımların kaldırılmasını öngörüyor

Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan
TT

Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan

Ürdün’ün Suriye girişimi: İran ve Hizbullah’ın Suriye topraklarından çıkışıyla biten üç aşamalı plan

İbrahim Hamidi

Majalla’nin bir kopyasına ulaştığı Ürdün’ün Suriye girişimi, Amman ve onu doğrudan destekleyen Arap ülkelerinin ve onu sessizce destekleyen Batı ülkelerinin, yaptırımların kaldırılması, Suriye'nin yeniden inşası ve ABD’nin Suriye topraklarından çekilmesi karşılığında İran'ın Suriye'den çıkışının halen nihai hedefleri olduğunu ortaya koyuyor.

Girişim, somut teklifler ve teşvikler sunan Arap ve Batı ülkelerinin belirli taleplerini yerine getiren ‘Suriye hükümetini’ de içeren bir değişim programına göre ‘adım adım’ yaklaşımını destekliyor. Girişim, insani boyuttan başlayıp askeri-güvenlik boyutuna ve nihai siyasi boyuta kadar uzanan üç aşamadan oluşuyor.

Ürdün girişimindeki programlarla ilişkin bir takvim belirtilmese de ‘Suriye’nin kuzeydoğusu ve ABD’nin Suriye topraklarında kullandığı askeri üs olan et-Tanf Askeri Üssü de dahil olmak üzere 2011 yılından sonra Suriye topraklarına giren tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların çekilmesi, yaptırımların kaldırılması ve Suriye'nin yeniden inşası için bağış fonu oluşturulması’ karşılığında Şam ve müttefiklerinden beklenen adımların ‘İran'ın tüm askeri ve güvenlik oluşumlarının yanı sıra Hizbullah’ın Suriye'den çekilmesi’ şart koşuluyor.

Majalla, Ürdün hükümetinin resmi bir yazı hazırladığı 2021 yılına dayanan girişimin İngilizce bir nüshasına ulaştı. Metin, Ürdün Kralı 2. Abdullah'ın ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı ayrı toplantılarda paylaştığı ve tartıştığı Suriye çözümüne ilişkin düşüncesini de ortaya koyuyor.

Metin, Suriye gerçeğine ilişkin bir okuma ve bu aşamada adım adım yaklaşımı içeriyordu.

Arap ülkeleriyle normalleşme kapsamında son dönemde atılan adımların hız kazanması ve Suriye’deki ve bölgedeki gerçekliğin değişmesiyle birlikte Amman, Arap ve Batı ülkeleriyle istişarelerin ardından metinde bir değişiklik yaptı. ‘Suriye rejimi’ yerine ‘Suriye hükümeti’ ifadesinin kullanıldığı yeni versiyonun hazırlanması için Şam'dan ve diğer başkentlerden atılması gereken adımları doğru bir şekilde tanımladı.

​Girişimin bazı maddeleri, Suriye'nin 7 Mayıs'ta Arap Birliği (AL) üyeliğine dönmesinden önceki döneme ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in 19 Mayıs'ta Cidde'deki AL Zirvesi'ne katılmasına kadar uzanırken, Ürdün'ün Arap, uluslararası ve Batılı taraflarla yaptığı istişarelerin ardından başlatılan girişim, mevcut durumdan nasıl çıkılacağına dair düşünceleri yansıtıyor.

Şu an Suriye, topraklarındaki en az beş yabancı ordu, milisler ve yabancı askeri üslerle üç ‘devlete’ bölünmüş durumda. Şam, hava sahasının ve sınırlarının çoğunu kontrol edemiyor ve Suriye nüfusunun yarısından fazlası halen evlerinden ve üçte biri de ülkelerinden uzakta. Öte yandan Tahran ve Moskova'nın Şam'a desteği ve askeri güçlerinin Suriye'deki varlığının yanı sıra ABD liderliğindeki Batı ülkelerinin askeri güçlerinin yer aldığı Uluslararası Koalisyon, Şam'a uygulanan yaptırımlar, tecrit ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2254 sayılı kararı uyarınca Suriye’de siyasi bir çözüme varılmadan yeniden yapılanmaya katkıda bulunmama kararı var.

Girişim, Şam'ın, müttefiklerinin ve muhaliflerinin bağlı olduğu Suriye krizinin tüm unsurlarını birbiriyle ilişkilendirerek, yıllardır devam eden çıkmazdan adım adım yaklaşımına göre çıkmak için bir çözüm vizyonu sunuyor. Tam 12 yıl süren bu çıkmaz hem Suriyelilere hem de komşu ülkelere pahalıya mal oldu.

Majalla’nın bugün tam metnini yayınlamakta olduğu bu girişim, Suriye için ideal bir çözümün unsurlarını içeriyor:

“Ürdün’ün girişimindeki programlarıyla ilgili belirli bir takvim yer almazken Şam ve müttefiklerinden ‘İran’ın tüm askeri ve güvenlik oluşumlarının ve Hizbullah’ın Suriye'den çekilmesi’ adımlarının atılması bekleniyor.”

​Neredeyiz? Ne talep ediliyor?

Ürdün girişimi, mevcut duruma ilişkin bazı noktaların belirtilmesiyle başlıyor ve 12 yıl sonra 6,7 milyonu mülteci konumuna gelen, 6,8 milyonu Suriye içinde yerinden edilen, 15,3 milyonu insani yardıma muhtaç olan ve yüzde 90’ı yoksulluk sınırının altında yaşayan Suriye halkının çektiği ıstırabın şiddetlenmesiyle ne krizi çözmek için bir ufuk ne de siyasi bir çözüme ulaşmak için entegre bir strateji olduğunu söylüyor.

Girişim, yıllardır süregelen istikrarsızlığın Suriye sınırları boyunca uyuşturucu kaçakçılığında artışa, terör örgütlerinin yeniden canlanmasına ve İran etkisinin artmasına, çok az sayıda mültecinin ve sığınmacının geri dönüş ihtimalinin ve mülteciler ile ev sahibi ülkelere yönelik küresel desteğin azalmasına neden olduğunu gösteriyor.

Suriye Devlet Başkanı Esed, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi’yi Şam'da kabul etti, 15 Şubat 2023 (Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Esed, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen Safadi’yi Şam'da kabul etti, 15 Şubat 2023 (Reuters)

Beş ilke

Girişim, yapılması gerekenin BMGK’nın 2254 sayılı kararı temelinde kapsamlı, insani ve siyasi bir çözüm bulmak olduğunu ortaya koyuyor. Herkes, yani ilgili dış taraflar, şu beş noktada hemfikir:

1- Kriz için askeri bir çözüm yolu yok

2- Rejim değişikliği etkili bir hedef değil

3- BMGK’nın 2254 sayılı kararı ileriye dönük en iyi yoldur.

4- Mevcut durum, Suriyeliler için ek sıkıntılara neden oluyor ve muhalifleri güçlendiriyor.

5- Yeni bir müdahale ya da erteleme geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açar

Girişim önce BM Genel Sekreteri'nin Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen tarafından sunulan BMGK’nın 2254 sayılı kararına dayalı siyasi bir çözüme ulaşmak için adım adım yaklaşımının desteklenmesini, benzer şekilde düşünen Arap ülkeleri, bölgesel ve uluslararası ortakların yeni bir girişimi desteklemelerinin sağlanmasını ve talepler ve teklifler temelinde Suriye hükümetinin müdahil olması için bir mekanizma üzerinde anlaşmaya varılması ve bu yaklaşım için Rusya'nın onayının istenmesini öneriyor.

“Arap ülkeleriyle Suriye arasındaki normalleşmede son dönemde atılan adımların hız kazanması ve Suriye’deki ve bölgedeki gerçekliğin değişmesiyle birlikte Amman, Arap ve Batı ülkeleriyle istişarelerin ardından metinde bir değişiklik yaptı ve ‘Suriye rejimi’ yerine ‘Suriye hükümeti’ ifadesinin kullandı”

Üç düzey

Girişim, siyasi olarak ‘talepler’ ve ‘teklifler’ dahilinde üç aşama sıralıyor. Kapsamlı hedef, Suriye'nin birliğini, bütünlüğünü ve egemenliğini koruyan, krizin tüm sonuçlarını kademeli olarak ele alan ve Suriye'nin güvenliğini, istikrarını ve bölgesel statüsünü geri getiren bir siyasi çözüme ulaşmak olduğu belirtildi. Arap ülkelerinin önderliğindeki bu yaklaşımın kademeli olması ve öncelikle Suriyelilerin acılarını hafifletmeye odaklanması gerektiği vurgulanan girişimde bir dizi Arap ülkesinin Suriye hükümetiyle doğrudan bir angajman kurması öngörüldü. Ayrıca terörle mücadele çabalarını destekleyecek, İran’ın nüfuzundaki artışı sınırlayacak ve ortak çıkarlara zarar veren bozulmayı durduracak adımların belirlenmesi gerektiğinin altı çizildi.

 Arap Birliği Dışişleri Bakanları Sudan ve Suriye krizini görüşmek üzere Kahire'de toplandı, 7 Mayıs 2023 (EPA)
Arap Birliği Dışişleri Bakanları Sudan ve Suriye krizini görüşmek üzere Kahire'de toplandı, 7 Mayıs 2023 (EPA)

Girişim, güvenlik ve askeri açıdan, tüm Suriye topraklarında yabancı savaşçılar sorununu, İran'ın Suriye’deki varlığını ve uyuşturucu kaçakçılığı meselesi gibi komşu ülkelerin endişelerini ele alan bir ateşkesin yürürlüğe girmesi çağrısında bulunuyor.

Girişim, insani açıdan ise ‘Suriye halkının çıkarına özenle belirlenmiş teşvikler karşılığında Suriye hükümetinin davranışını kademeli olarak değiştirmeyi ve yerinden edilmiş kişilerin ve mültecilerin gönüllü olarak geri dönmelerine elverişli bir ortam oluşturmayı ve böylece BM’nin tüm insani yardımların ulaştırılmasının sorumluluğunu üstlenmesini’ hedefliyor.   Daha sonra anlaşmanın BM tarafından yayınlanan bir karara dahil edilmesi olasılığı da tartışılabilir.

Üç aşama

Girişim, genel bir takvimden bahsetmezken ‘kısa, orta ve uzun’ vadeli üç düzeyin her biri için üç eylem aşamasından bahsediyor.

Birinci aşamanın başlangıcı, BMGK’nın 2254 sayılı kararının 10. paragrafı (Suriye'deki tüm tarafların siyasi sürecin gelişmesi ve kalıcı bir ateşkese katkıda bulunmak için güven artırıcı adımlar atılması gerektiğini vurguluyor) uyarınca güven artırıcı adımları öngörüyor ve tüm ülkeleri barış sürecini, güven artırıcı adımları ve ateşkesi ilerletmek için Suriye hükümeti ve Suriye muhalefeti üzerindeki nüfuzlarını kullanmaya çağırıyor. Güven artırıcı adımların atılması, güven sorununun ortadan kaldırılması ve BM’nin bu aşamada rol alması gerektiği vurgulanan girişimde uluslararası toplumdan birtakım teşviklerde bulunulması karşılığında Suriye hükümetinin davranışını kademeli olarak olumlu yönde değiştirmeye yönlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Suriye, en az beş yabancı ordu, milisler ve yabancı askeri üslerle üç mini ‘devlete’ bölünmüş durumda. Şam, hava sahasının ve sınırlarının çoğunu kontrol edemezken Suriyelilerin yarısından fazlası halen evlerinden ve üçte biri de ülkelerinden uzakta.

İnsani talep

Girişim, Şam’ı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne (UNHCR) ve BM’nin diğer ilgili kurumlarına kontrolü altındaki tüm alanlara erişim izni vermeye çağırarak, insani dosyayla ilgili konuları şöyle detaylandırıyor:

1- Suriye'nin güneyinde (Ürdün sınırı yakınlarında) pilot projelerle sınır ötesi ve erken kurtarma projeleri başta olmak üzere her türlü insani yardımın kolaylaştırılması.

2- Uluslararası ve yerel insani yardım ve kalkınma kuruluşlarının ve uygulama ortaklarının Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgelere erişiminin kolaylaştırılması.

3- BM kurumlarıyla, bağışçıların yardımın amaçlanan nihai yararlanıcılara ulaşmasını sağlamalarına izin verecek bir mekanizma üzerinde bir anlaşmaya varılması.

4- Suriye'de bulunan BM kurumları aracılığıyla yerinden edilenlerin kaldığı kamplarda yaşayanların insani yardıma erişiminin kolaylaştırılması.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke ilindeki Kahtaniye kasabası yakınlarındaki bir petrol sahasında Rus ve Amerikan askeri devrilerinin yollarının kesiştiği an, 8 Ekim 2022
Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke ilindeki Kahtaniye kasabası yakınlarındaki bir petrol sahasında Rus ve Amerikan askeri devrilerinin yollarının kesiştiği an, 8 Ekim 2022

Öte yandan girişimi başlatanlar, BMGK’nın 2642 sayılı kararında belirtildiği gibi, Suriye'deki su, hijyen, sağlık, eğitim ve barınma alanları başta olmak üzere insani yardımlara ihtiyaç duyulan bölgelerde erken iyileştirme projelerine yatırım yapılmasını, Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgeler ve Suriye'nin güneyindeki bölgeler de dahil olmak üzere Suriye'ye yapılan insani yardımların arttırılmasını ve Suriye içindeki projeler ve yardımların ulaştırılması konusunda BM kurumlarının Suriye hükümeti ile koordinasyon kurmasının önerdiler. İnsani yardım ve havale işlemlerini kolaylaştırmak için insani yardım kuruluşlarının ve sivillerin Suriye hükümeti tarafından kontrol edilen bölgelere para transfer etmesine izin veren güvenli bir kanal oluşturulmasını ve bazı ilaçlar, hastane ekipmanları, tarımsal malzemeler ve (çok amaçlı oldukları için şu an yasaklı olan) farmasötik malzemeler gibi kalemlerin sivil kullanım için Suriye'ye ihraç edilmesine izin veren özel bir insani mekanizma oluşturulmasını öneriyorlar.

Girişim sürecinin takibi

Girişim, şu an insani yardım dosyasına, özellikle de mültecilerin dönüşüne odaklanan Arap düşüncesini büyük ölçüde yansıtıyor. Girişime, BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths’in Suriyelilerin Batı ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımlardan ‘kurtarılmasına’ yönelik önceki yetkinin ötesinde projelerin finanse edilmesi için bir BM fonu oluşturmak amacıyla Suriye Devlet Başkanı Esed, Ürdün ve Arap ülkelerinden yetkililerle yaptığı görüşmeler gibi pek çok kişiyle duyurusu yapılmadan gerçekleşen toplantıların yanı sıra Şam’ın Türkiye üzerinden insani yardımların tedariki için iki sınır kapısının açılmasına izin vermesi ve bunu sürmesi ile Washington'ın yaptırımlardan muafiyet tanıma kararının gelecek Ağustos'ta uzatılması beklentisi eşlik ediyor.

Pratikte ise Arap ülkeleri, Şam ve müttefiklerinin garantileri karşılığında yaptırımlardan muafiyet karşılığında mültecilerin geri dönüşü konusuna öncelik vererek Ürdün'den bin Suriyeli mülteciyi uluslararası destek ve finansmanla ülkelerine geri döndürmek için öncü bir proje başlattılar.

Tutuklular ve kayıplar

Kısa vadeli birinci aşama ayrıca Şam’ın, geçtiğimiz yıl Esed tarafından çıkarılan cumhurbaşkanlığı affından yararlananlar, yani serbest bırakılanların sayısı ve aftan yararlanma süreci hakkında BM’ye ayrıntılı bilgi vermesinin yanı sıra cumhurbaşkanlığı affı çerçevesinde keyfi olarak gözaltına alınan kişilerin serbest bırakılmasını, bu çerçevede birkaç yüz kişiden oluşan grupların serbest bırakılması için bir program belirlenmesi ve kayıpların ve kaçırılanların nerede olduklarını ve akıbetlerini öğrenmek için Uluslararası Kızıl Haç Komitesi ile iş birliği yapılması da dahil olmak üzere, tutukluların kademeli olarak serbest bırakılması konusunda anlaşmaya varılmasını öngörüyor.

Şam’a ne teklif edildi?

Girişim, Suriye ordusu ve Suriye hükümeti personelinin de aralarında bulunduğu  tutukluların serbest bırakılması için tüm Suriyeli tarafların ve Türkiye’nin iş birliği yapmaya çağrılması, UNHCR’nin ve BM’nin ilgili kurumlarının serbest bırakılanların toplumlarına yeniden entegre olmalarını kolaylaştırmak için destek ve yardım sağlanmasını ve Uluslararası Kızıl Haç Komitesi ve ilgili BM kurumlarının, Suriye hükümetiyle iş birliği yaparak kayıplar ve cumhurbaşkanlığı affından yararlananlar hakkındaki bilgileri yayınlanmasını talep ediyor.

Türkiye sınırı yakınlarındaki Tel Abyad ilçesinin eteklerindeki el-Haşişe köyünde ortak devriyeye katılan ABD askeri konvoyu içindeki Türk askeri araçları, 4 Ekim 2019 (AFP)
Türkiye sınırı yakınlarındaki Tel Abyad ilçesinin eteklerindeki el-Haşişe köyünde ortak devriyeye katılan ABD askeri konvoyu içindeki Türk askeri araçları, 4 Ekim 2019 (AFP)

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, BM Genel Kurulu aracılığıyla Suriye'de kayıp olduğu düşünülen kişilerin akıbetlerini ve nerede olduklarını açıklığa kavuşturmak ve onlara, ailelerine ve kurbanların ailelerine uygun desteği sağlamak amacıyla yeni bir uluslararası kurumun kurulmasını tavsiye eden bir rapor yayınladı.

Mültecilerin ve sığınmacıları geri dönüşü

Arap ülkeleri, pratikte Şam ve müttefiklerinin sağlayacağı garantiler karşılığında yaptırımlardan muafiyet karşılığında mültecilerin geri dönüşü konusuna öncelik vererek Ürdün'den bin Suriyeli mülteciyi uluslararası destek ve finansmanla ülkelerine geri döndürmek için öncü bir proje başlattılar.

Girişim teoride ise Suriye hükümetinin mültecilerin BM gözetimi altında gönüllü olarak geri dönüşlerini kolaylaştırmak için ayrıntılı bir plan geliştirmesi, geri dönüşün ardından UNHCR’ye ve ilgili BM kuruluşlarına ailelere erişim izni vermesi ve UNHCR’nin izleme yetkisini kabul etmesi gerektiğini söylüyor. Suriye Devlet Başkanı Esed, geri dönenlerin güvenliğini garanti eden ve geri dönenlerin, mültecilerin ve yerinden edilenlerin topraklarına ve mülklerine ilişkin haklarını tanıyan ve onlara kimlik kartları ve diğer sivil belgelerin verilmesinin yanı sıra geri dönenler için idari talep sürecini ve yerinden edilenlerin evlerine dönüşünü kolaylaştıran bir kararname çıkardı.

Öte yandan bağışçılar ve ilgili BM kuruluşları, Suriye hükümeti ile koordinasyon halinde, geçim kaynaklarının dayanıklılığını artırmak için mültecilerin geri dönmesinin beklendiği alanlara yatırım yapıyor ve Suriye'nin güneyinden başlayarak mültecilerin ve yerinden edilenlerin geri dönüşü için bir pilot proje tasarlıyor. (Burada zorunlu askerlik görevinin olmadığı ve güvenlik güçleri tarafından takip edilmeyen bir yaş grubundaki bin kişiden bahsediliyor)

Bir diğer teşvik ise Arap ülkelerinin, mültecilerin ve yerinden edilenlerin geri dönmesinin beklendiği bölgelerde kamu tesislerini ve hizmetlerini sürdürmesi konusunda Suriye hükümetini desteklemesi ve UNHCR ve insani yardım kuruluşlarının mültecilerin dönüşü konusunda Suriyeli yetkililerle koordinasyon sağlaması yönünde.

Suriye’nin konsolosluklarının ve büyükelçiliklerinin olduğu ülkelerin, Suriye ile konsolosluk ilişkileri kurması, yurtdışındaki Suriyelilere hizmet verecek yeni konsoloslukların açılmasına izin verilmesi ve halihazırda Batı ülkeleri tarafından uygulanan yaptırımların kapsadığı elektrik santralleri ve barajlar gibi insani amaçlı tesislerin ‘bakım projeleri’ için mekanizmalar sağlanması kolaylaştırılacak.

Girişim, Şam'dan UNHCR’ye ve BM’nin ilgili organlarına hükümetin kontrolü altındaki tüm bölgelere erişim izni vermesini ve her türlü insani yardımı kolaylaştırmasını talep ettiğinden, insani dosyayla ilgili konuları detaylandırıyor.

İkinci aşama: İran ve uyuşturucu

Birinci aşamanın başarıyla tamamlanmasının ardından işin güvenlik ve askeri boyutuyla ilgili ikinci aşamaya geçiliyor. İkinci aşama ilgili ülkeler arasında üzerinde anlaşmaya varılması gereken birtakım adımları içeriyor.

Bu adımlar ise şöyle sıralanıyor:

1- Şam'ın, tüm Suriye topraklarını kapsayan bir ateşkesi kabul etmesi

2- Muharebe eğitim operasyonları dışında silahlı çatışmayla ilgili tüm askeri operasyonların durdurulması

3- Zorunlu askerliğin en az bir yıl süreyle dondurulacağının ilan edilmesi

4- Sivil bölgelerde kontrol noktalarının sayısının azaltılması ve üzerinde anlaşmaya varılanların kalması

Esed, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'yi başkent Şam’da ağırladı, 3 Mayıs 2023 (AP)
Esed, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'yi başkent Şam’da ağırladı, 3 Mayıs 2023 (AP)

Bu aşama aynı zamanda İran'ın Suriye'deki varlığını ele almak için aşağıdakileri şu adımları da içeriyor:

1- İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarının ve unsurlarının sınır dışı edilmesi.

2- Suriyeli olmayan tüm askeri ve güvenlik unsurlarının komşu ülkelerle olan sınır bölgelerinden çekilmesi.

3- İran yanlısı milislerin insansız hava araçları (İHA) ve sınır ötesi saldırılar için Suriye'yi bir merkez olarak kullanmasının önlenmesi.

4- İran’ın Suriye’deki askeri teçhizatının coğrafi konum ve silah kalitesi açısından azaltılması.

İkinci aşamada yer alanlar arasında ayrıca sınır güvenliği ile ilgili olarak komşu ülkelerin güvenlik endişelerinin yanı sıra uyuşturucu kaçakçılığı şebekelerinin ortadan kaldırılması, terörün yenilgiye uğratılması için iş birliği yapılması, terörist gruplar ve bunların uluslararası üye kazanma ve finansman ağlarıyla bağlantıları hakkında güvenlik bilgilerini paylaşarak yabancı savaşçılar sorununu ele alıyor.

a

Öte yandan, Ürdün girişimini başlatanlar ve destekleyenler, Suriye'nin kuzeydoğusunu kontrol edenler de dahil olmak üzere Suriyeli tüm tarafları Suriye topraklarının tamamında ilan edilen ateşkese uymaları çağrısında bulunmayı taahhüt ediyorlar.

Söz konusu ateşkes, BMGK’nın bir kararı ve Suriye'nin kuzeyindeki okulların Suriye müfredatını takip etmesi, sınır güvenliğinin sağlanması ve terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi sınır ötesi tehditlerin üstesinden gelmek için Suriye ordusu ve güvenlik teşkilatları ile komşu ülkelerdeki muadilleri arasında koordinasyon kanalları oluşturması şartıyla, Suriye’deki kamu kuruluşlarının ve Suriye'nin kuzeyindeki sivil hizmet çalışmalarının yeniden canlandırılması yoluyla ilan edilebilir.

Beklenenin aksine, burada uyuşturucu konusuna medyada ve sosyal medyada aktarılanlardan daha az önemli görünüyordu.

Girişimde şu ifadeler yer alıyor:

“Başta Suriye'de askeri varlığı bulunanlar olmak üzere ilgili tüm taraflar ilan edilen ateşkese saygı göstermeliler. Muharebe eğitimi operasyonları dışında Suriye üzerindeki hava hareketlerinin durdurulması, DEAŞ savaşçılarının ve ailelerinin el-Hol Kampı’nda ve Suriye'deki diğer gözaltı kamplarında tutulması sorununun ele alınması için Suriye hükümeti ile koordinasyon sağlanması, DEAŞ’tan kurtarılan bölgelerin istikrara kavuşturulması ve Suriye içinde kontrolü dışındaki alanlarda Suriye hükümetinin otoritesini korunması için çeşitli projelerin finanse edilmesi gerekiyor.”

Üçüncü aşama: Uzlaşı ve reform

Bu aşama iki boyuttan oluşuyor. Bunlardan birincisi içsel durumla ilgili. Girişim, Şam'dan beklenen adımları sıralıyor. Bunlar arasında ‘iyi yönetim ve zulmü önlemeye yönelik reformların benimsenmesi, (Suriye içindeki) eski muhalefet ve Suriye toplumunun çeşitli kesimleriyle uzlaşıya varılması ve Suriye’de daha kapsamlı bir yönetimin önünü açacak özgün bir formül üzerinde anlaşma yapılması, insan hakları ihlallerinin soruşturulmasında ve hesap verebilirlik önlemlerinin oluşturulmasında iş birliğine gidilmesi, BM gözetiminde seçimlerin yapılması ve Suriye'nin Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) ile tam iş birliği yaparak Kimyasal Silahlar Sözleşmesi (CWC) kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesi konusunda mutabık kalınması yer aldı.

Esed, Cidde'deki AL Zirvesi'nde konuşurken, 19 Mayıs 2023 (Reuters)
Esed, Cidde'deki AL Zirvesi'nde konuşurken, 19 Mayıs 2023 (Reuters)

Teşvikler arasında, üçüncü şahıslar aracılığıyla ticaretin kolaylaştırılmasıyla başlayarak Suriye'ye yönelik yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi ve Merkez Bankası, devlet kurumları ve yetkililer de dahil olmak üzere Suriye kamu hizmetlerine yönelik yaptırımların kaldırılması ve AL üyesi ülkelerin, Suriyeli yetkilileri bölgesel toplantılara ve tartışmalara davet ederek Suriye'yi ortak bir siyasi düzeye çekmesi yer alıyor.

Son madde biraz eski olabilir. Çünkü AL 7 Mayıs'ta Suriye'nin AL üyeliğine geri dönmesi kararı aldı ve Suriye Devlet Başkanı Esed, 19 Mayıs'ta Cidde'deki Arap zirvesine katıldı.

Girişim, Arap Birliği’nin, özellikle gıda ve ilaç olmak üzere ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından uygulanan yaptırımlardan muaf tutulan mallar için Suriye ile ticaretin yanı sıra  Suriye'nin kuzeydoğusundaki Suriyeli taraflar ile Suriye hükümeti arasındaki diyaloğu kolaylaştırmasını öngörürken Suriye hükümetinin söz konusu kuruluşlara ve uluslararası topluma karşı yükümlülüklerini yerine getirmek için iş birliği yapması durumunda, Suriye konusunun uluslararası forumların ve kuruluşların gündeminden çıkarılması olasılığını ele alıyor.

Girişim, yıllarca süren istikrarsızlığın Suriye sınırları boyunca uyuşturucu kaçakçılığında artışa, terör örgütlerinin yeniden ortaya çıkmasına ve İran’ın nüfuzunun artmasına yol açtığını vurguladı.

Uzun Vade: Geri Çekilme ve Birleşme

Uzun vadeli üçüncü aşama, yabancı güçlerin rolünü ilgilendirdiği için en karmaşık aşama olmanın yanı sıra Şam ve müttefiklerinden, askeri ve güvenlik açısından bir talep içeriyor. Bu talepte, BM tarafından belirlenen taraflara yönelik muharebe eğitim operasyonları dışında, Suriye'deki silahlı çatışmayla ilgili tüm askeri operasyonların sona erdiğinin ilan edilmesi istenirken İran'ın tüm askeri ve güvenlik yapılarını Suriye'den geri çekmesi, Hizbullah ve Şii milislerin Suriye'den çekilmesi ve bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrara olumlu ve etkili katkıda bulunmanın taahhüt edilmesi öngörülüyor.

ABD askerleri, Bradley (BFV) aracıyla Suriye'nin kuzeydoğusunda, Türkiye sınırı yakınlarındaki el-Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezerken, 4 Aralık 2022 (AFP)
ABD askerleri, Bradley (BFV) aracıyla Suriye'nin kuzeydoğusunda, Türkiye sınırı yakınlarındaki el-Haseke ilinin Rumeylan kırsalında devriye gezerken, 4 Aralık 2022 (AFP)

Girişim, Şam’a ve müttefiklerine ‘tüm yabancı güçlerin ve yabancı savaşçıların, Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölgeler ve e-Tanf Askeri Üssü dahil olmak üzere 2011'den sonra girdikleri tüm Suriye topraklarından çekilmesini ve her ülkenin ulusal yasa ve düzenlemelerine uygun olarak ve bağışçıların Suriye'nin yeniden inşasını finanse etmesi için Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılmasını’ öngören bir teşvik öne sürüyor.

Girişim, askeri operasyonların sona ermesinin ardından son aşamanın siyasi bütünleşme olmasını öneriyor. Suriye hükümeti, tüm ülkelerin Suriye ile diplomatik ilişkilerini sürdürmesi ve Suriye'nin Arap Birliği’nden sonra uluslararası forumlara dönüşünü memnuniyetle karşılaması karşılığında, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrara olumlu ve etkili bir şekilde katkıda bulunmaya kararlı.

*Majalla’da yer alan bu analizin çevirisi Şarku’l Avsat’a aittir.



Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
TT

Yeni bir Libya otoritesinin kurulmasına yönelik öneri, geçiş döneminin uzayacağına dair endişeleri artırıyor

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı Massad Boulos’un geçtiğimiz ocak ayında Trablus’ta yaptıkları görüşmeden (UBH)

Libyalıların, 2011 yılından bu yana devam eden geçiş sürecinin sona erdirilmesi yönündeki çağrıları gerek resmî ve siyasi düzeyde gerekse halk nezdinde sürüyor. Uzun süredir devam eden siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğün son bulmasına yönelik güçlü beklenti dikkat çekiyor.

Ancak Birleşmiş Milletler’in (BM) himayesinde yürütülen ‘yapılandırılmış diyalog’ sürecine atfedilen bir sızıntı, geçiş döneminin yeniden uzatılabileceği endişelerini gündeme getirdi. Söz konusu önerilerde yeni bir geçiş otoritesinin oluşturulmasından bahsedilirken, bazı Libyalılar bunu çözümden ziyade krizin yeniden üretilmesi olarak değerlendiriyor.

Yeni bir otorite oluşturmak

Taslak metin, coğrafi dengeyi gözeterek Berka, Trablus ve Fizan bölgelerini temsil edecek şekilde bir devlet başkanı ve yardımcısından oluşan yeni bir yönetim yapısının kurulmasını öngörüyor. Seçimin ise BM gözetimindeki diyalog süreci üzerinden ‘tek liste’ sistemiyle yapılması ve adayların, diyalog üyelerinin yüzde 25’inin desteğini alması şart koşuluyor. Görev süresinin uzatılamaz şekilde 36 ayla sınırlandırılması planlanırken, sınırlı mali güvenceler sağlanması ve sürenin sonunda uluslararası tanınırlığın sona erdirilmesi de taslakta yer alan düzenlemeler arasında bulunuyor.

 Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne brifing verdi. (Arşiv – UNSMIL)

‘Yapılandırılmış diyalog’ sürecine katılan bazı isimler, aralarında Esad Ziyu’nun da bulunduğu üyeler, söz konusu önerinin ‘resmî çerçevenin dışında bir taslak olduğu ve diyalog sürecini yansıtmadığı’ yönünde hızlı bir şekilde açıklama yaptı. Ancak buna rağmen taslağın dolaşıma girmesi, art arda gelen geçiş süreçlerinin ne istikrar sağlayabildiği ne de belirleyici seçimlerin yapılmasına imkân tanıyabildiği bir ortamda, Libyalılar arasında ciddi endişelere yol açtı.

BM Libya Destek Misyonu (UNSMIL) Sözcüsü Muhammed el-Esadi, BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh tarafından geçtiğimiz ağustos ayında önerilen ve BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenen yol haritasını, 2011’den bu yana süren geçiş dönemlerini sona erdirmeyi amaçlayan ‘pratik bir girişim’ olarak nitelendirdi. Söz konusu planın, genel ve şeffaf seçimlere ulaşmak için süreci hızlandırmayı ve zaman dilimini daraltmayı hedeflediği belirtildi.

Nisan ayında yeniden başlaması planlanan ‘yapılandırılmış diyalog’ süreci, Tetteh’in yol haritasının bir parçası olarak öne çıkıyor. Bu plan, seçim yasalarının değiştirilmesi, seçim komisyonundaki boş kadroların doldurulması ve birleşik bir hükümet kurulmasını da içeriyor.

El-Esadi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “UNSMIL’in uygulamaya koyduğu yol haritası, Libya’daki siyasi tıkanıklık ve bölünmüşlüğe son vermeyi amaçlıyor” dedi. Ayrıca, BM çerçevesinde yürütülen herhangi bir girişimin resmî olarak misyon tarafından duyurulması gerektiğini, bu çerçevenin dışındaki önerilerin ise yalnızca ilgili tarafların görüşlerini yansıttığını vurguladı.

Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)Geçtiğimiz şubat ayında başkent Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarından (Arşiv – UNSMIL)

Buna karşın, geçiş süreçlerine ilişkin tartışmalar, Libya kamuoyunun geçici dönemin sona erdirilmesine yönelik beklentileri ile ülkenin hâlâ iç dengeler ve uluslararası çekişmelerin etkisi altında olan siyasi gerçekliği arasındaki uçurumu ortaya koyuyor.

Bu çerçevede, Libya Devlet Yüksek Konseyi (DYK) üyesi Ebu’l Kasım Kuzeyt, ülkenin ‘geçiş aşamalarını aşmaktan hâlâ uzak’ olduğunu belirterek, ‘yolsuzluğun kurumsallaşması ve gelecekte kalıcı olması gereken kurumlar içinde otoriter yönetim biçimlerinin yeniden üretilmesi’ riskine dikkat çekti.

Kuzeyt, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Libyalıların geniş bir kesiminin tartışmalı ya da yolsuzlukla suçlanan isimlerin kalıcı devlet yapısında yer almasına karşı çıktığını ifade etti.

Öte yandan, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik resmî temaslar da sürüyor. Bu kapsamda, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile DYK Başkanı Muhammed Takala arasında yapılan görüşmelerde, ulusal seçimlerin gerçekleştirilmesi için gerekli şartların oluşturulmasına yönelik ‘somut adımlar’ ele alındı.

Ayrıca, Cebel-i Garbi bölgesindeki yerel yetkililer ve aşiret liderleri de Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Abdullah el-Lafi ile yaptıkları son görüşmede, geçiş sürecinin sona erdirilmesine yönelik çabalara destek verdiklerini açıkladı.

‘Genel bıkkınlık’ durumu

Araştırmalara göre bu siyasi hareketlilik, ardışık geçiş süreçlerinden kaynaklanan ‘genel bir bıkkınlık’ hissini gizleyemiyor. Libya Araştırma ve Geliştirme Merkezi Direktörü es-Senusi Biseykri, ülkenin ‘siyasi yorgunluk, güvenlik ve askeri bölünmeler’ içinde olduğunu ve bunun doğrudan yaşam koşullarına yansıdığını, enflasyon, nakit sıkıntısı ve hizmetlerde gerileme gibi sorunlara yol açtığını belirtti.

Biseykri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu krizlerin yüksek düzeyde yolsuzlukla daha da derinleştiğine dikkat çekti. Ayrıca, BM taslak raporunda bazı askeri kişilerin petrol kaçakçılığına karıştığının yer aldığını ve ‘yapılandırılmış diyalog’ süreciyle ilgili sızıntıların, her ne kadar üzerinde uzlaşı sağlanmamış olsa da, siyasi mesajlar içerdiğini ifade etti.

ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)ABD’nin Libya Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Jeremy Brent, geçtiğimiz şubat ayında Trablus’ta düzenlenen yapılandırılmış diyalog oturumlarına katıldı. (UNSMIL)

Biseykri, ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümeti birleştirme çabalarının da aksadığını belirtti. Bu süreçte, Mossad Boulos, ABD Başkanı Donald Trump’ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Başdanışmanı olarak yürüttüğü girişimlerle öne çıktı, ancak taraflar arasındaki anlaşmazlıklar devam ediyor.

Boulos, daha önce Avrupa başkentlerinde doğu ve batı Libya’daki siyasi aktörler arasında hükümetleri birleştirmeyi hedefleyen görüşmeler yürüttü. Ancak bu girişimler, özellikle DYK içindeki bir kesim tarafından eleştirildi.

Siyasi analist Hazım er-Rayis, halktaki memnuniyetsizliğin ‘açık şekilde’ gözlemlendiğini belirterek, sürecin bir krizi çözmek yerine ‘tekrarlamak’ yönünde bir eğilim olarak algılandığını söyledi. Mevcut siyasi yapılarla devam etmenin, seçimlere götürecek herhangi bir sürece duyulan güveni zayıflattığını vurguladı.

Er-Rayis, ‘yapılandırılmış diyaloğun’ bu endişeleri gidermediğini, özellikle çıktılarının bağlayıcı olmamasının önceki seçim yasası deneyimlerini hatırlattığını ifade etti. Uluslararası aktörlerin, başta Boulos’un girişimleri olmak üzere, sürece müdahalelerinin, ulusal çıkarlar yerine dış aktörlerin çıkarlarını gözetebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rayis, UNSMIL’in performansını değerlendirirken, sürecin ‘tereddütlü ve çelişkili’ yürütüldüğünü; hem mevcut kurumlarla devam etme hem de onları aşma ihtimali arasında gidip gelindiğini belirtti. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi içindeki kararlı uluslararası destek eksikliğinin, sürecin ‘uluslararası dengelere bağlı bir çözüm’ izlenimi verdiğini ve iç politik iradeden ziyade dış faktörlere dayandığını ortaya koyduğunu söyledi.

Daha önce Tetteh, geçtiğimiz şubat ayında BM Güvenlik Konseyi’ne verdiği brifingde, Temsilciler Meclisi (TM) ve DYK’nin seçim yol haritasında ilerleme sağlayamamasını eleştirerek, yol haritasının iki temel adımını doğrudan ele almak üzere küçük bir grup oluşturma niyetini açıklamıştı. Ancak bu adım henüz fiilen uygulanmadı.


İran’daki savaşın Sudan'daki duruma üç düzeydeki etkisi

Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)
Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)
TT

İran’daki savaşın Sudan'daki duruma üç düzeydeki etkisi

Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)
Hartum'da HDK ile çatışma hattını izleyen bir Sudan askeri, 3 Kasım 2024 (AFP)

Emced Ferid et-Tayyib 

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaş, diplomatik bir boşluk anında değil, Umman’ın arabuluculuğunda müzakere kanalları halen açıkken patlak verdi. 26 Şubat 2026 tarihinde sona eren ve bir miktar ilerleme kaydedildiği ve teknik olarak tamamlanmaya değer olduğu belirtilen Cenevre’deki müzakere turunun ardından 28 Şubat'ta müzakerelerden askeri operasyonlara doğru şok edici bir geçiş yaşandı. Bir anda diplomatik araçlarla gerilimi yönetme mantığından, belirli hedefleri veya gerçekçi sonları olmayan açık savaş mantığına geçildi. Bu ani geçiş ve bunun İran rejiminin Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney'in öldürülmesi ve İran komuta yapısının kısmen parçalanması anlamında taşıdığı imalar ve ardından gelen siyasi mantıktan yoksun geniş çaplı misillemeler, sadece Arap Körfezi'nin durumunu değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda 2023 yılının nisan ayından bu yana kendi iç savaşının sonucu olarak yapısal bir zayıflık döneminden geçen Sudan da dahil olmak üzere, tüm bölgede bölgesel güvenlik ve istikrar denklemini yeniden tanımladı.

İlk savaşın kıvılcımı konusunda yorumlar ne kadar farklı olursa olsun, İran’ın ardından gelen tepkisi, tamamen stratejik bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, siyasi orantıdan ve bölgesel yönelimden yoksun görünüyordu. İran, misillemesinde ABD ve İsrail'i hedef almakla kalmayıp Katar, Suudi Arabistan, Ürdün, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kuveyt gibi Arap ülkelerindeki altyapı, sivil tesisler ve enerji tesislerini de vurdu. Ayrıca, savaşın patlak vermesini önlemek için müzakerelerde en önemli arabulucu olmasına rağmen Umman’ın da Salalah Limanı'na saldırı düzenledi. Doha, gerginliğin azaltılması gerektiğini açıkça vurgularken Suudi Arabistan, 14 Ocak 2026 tarihinden itibaren doğrudan diplomatik kanallar aracılığıyla İran'a, ABD’nin İran topraklarına karşı olası herhangi bir operasyonunda hava sahasının, topraklarının veya üslerinin kullanılmasına izin vermeyeceğini resmen bildirdi. Riyad, Doha ve Maskat, krizi önlemek için bölgesel çabalara katılmıştı. Ancak İran'ın yanıtı, bu ülkeleri hedef almak oldu. Bu da rasyonel bir caydırıcılık değil, savaşı uzlaşı kapısını aralık bırakmaya ya da en azından bölgesel düzenin tamamen çökmesini önlemeye çalışan ülkeleri bile kapsayacak şekilde genelleştirme eğilimini yansıtıyordu.

Sudan açısından, ABD-İran savaşının etkileri yalnızca coğrafi faktörler ve ülkenin Arap güvenlik çevresi içindeki konumu nedeniyle değil, aynı zamanda 2023'ten beri süren Sudan savaşının felaketi sırasında ortaya çıkan zamansal bağlamdan da kaynaklanıyor. Bu, bölgesel roller ve hırsların iç içe geçtiği, gerçeği yeniden şekillendirmeye çalışan siyasi anlatıların çatıştığı, ayrıca savaşın yol açtığı iç baskı ve ekonomik krizin de eklenmiş olduğu karmaşık bir bağlam. Burada Sudan, Arap Körfezi'ndeki izole krizi uzaktan izleyen bir gözlemci değil, Körfez'den Kızıldeniz'e uzanan Arap güvenlik çevresinin temel bir parçasıdır ve aynı anda Hürmüz Boğazı, Babu’l-Mendeb Boğazı ve ikisi arasında uzanan tedarik zincirlerinden etkileniyor. Dünya enerji ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Husilerin savaşa dahil olmasıyla birlikte Kızıldeniz’deki deniz trafiğinin istikrarına dair endişelerin artması, Sudan’a sadece yüksek fiyat şoku değil, içinde ve çevresindeki güvenlik alanında da bir deprem etkisi yaratıyor.

Bu açıdan bakıldığında Sudan’ın resmi tutumu son derece net bir şekilde ortaya kondu. Sudan hükümeti, krizin patlak verdiği ilk günlerden itibaren İran’ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını en sert ifadelerle kınadı ve bunları ‘açık ve gayrimeşru bir saldırı’ olarak nitelendirdi. Bu ifadeyle Hartum, tutumuna yönelik herhangi şüpheye yer bırakmayacak şekilde erken bir adım attı. Ardından Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Körfez ve Arap liderleriyle görüşerek bu tutumu pekiştirdi ve dayanışma içinde olduklarını ifade etti. Ayrıca, bu konuda devlet adına konuşmanın sonuçları konusunda içerdeki tüm taraflara açık bir uyarıda bulunarak, Sudan'ın Arap devletlerinin güvenliğini desteklediğini ve buna yönelik herhangi bir müdahaleyi reddettiğini vurguladı. Bu nokta diplomatik bir ayrıntı değil, Sudan'ı manevra veya uzlaşma payı bırakmadan Arap güvenlik alanının içine yerleştiren açık bir siyasi duruşun ilanıdır.

Sudan'ın resmi tutumu son derece net bir şekilde ortaya koyuldu. Sudan hükümeti, krizin patlak verdiği ilk günlerden itibaren İran'ın Arap ülkelerine yönelik saldırılarını en sert ifadelerle kınadı ve bunları ‘açık ve gayrimeşru bir saldırı’ olarak nitelendirdi.

Tam da bu anda, bazı Sudanlı politikacıların iktidar koltuklarına tırmanma çabalarında sergilediği fırsatçılık, en çirkin haliyle ortaya çıktı. Siyasi anlaşmazlık ile ülkeyi dış düşmanlıklardan korumak arasında ayrım yapmak yerine, Sudan'ı İran ekseniyle ilişkilendirmeye çalışan eskimiş bir anlatıyı şişirmeye, tekrarlamaya, yaymaya ve hatta bunun için kanıtlar uydurmaya girişerek, İsrail ve ABD'nin Sudan'a saldırmasını kışkırtmaya çalıştılar.

Sanki iktidarla olan çekişmeleri, iktidara karşı çıkmakla vatan düşmanlığı arasındaki temel farkı görmelerini engellemiş gibi. Bu durum, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milislerinin Sudan devletine -halkı, toprağı ve hükümeti olmak üzere üç bileşeniyle- yönelik saldırılarını destekleyen bölgesel bir eksene verdikleri destek ve taraf tutmaları göz önüne alındığında, onlar için şaşırtıcı değildi. Ancak burada, siyasi değerlendirme bozulmadan önce ahlaki denge açıklanamaz bir şekilde bozuluyor. Çünkü vatan, onların bunalımlı hayal dünyasında, sadece dış şantaj malzemesi ve çekişme sahnesinde kullanıma açık bir kâğıt parçası haline geliyor. Bu ne siyasi muhalefet ne de entelektüel bir duruştur. Bu, vizyondaki bir kusurdur. Bu manzaranın arka planında, HDK milisleri ve onu destekleyen eksenlerin önderlik ettiği, aynı anlatıyı tekrarlayıp abartan paralel bir siyasi yapı da duruyor. Bu yapı, yabancı silahlı güçlerin ve dış desteğin arkasına sığınarak siyasi bir alternatif yaratma hayallerine dayanıyor.

İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından mahallelerde dumanlar yükselirken, 1 Mart 2026 (AFP)İran'ın başkenti Tahran'ın mahallelerinin bombalanmasının ardından mahallelerde dumanlar yükselirken, 1 Mart 2026 (AFP)

Bu yüzden Sudan'daki durumda savaşın İran üzerindeki en tehlikeli etkisi askeri değil, anlatısal ve siyasi niteliktedir. Hartum ile Tahran arasında bir bağlantı kuran söylemin yeniden gündeme getirilmesinin amacı içeriği betimlemek değil, Sudan'ı uluslararası kamuoyunda İran'a karşı savaşın bir uzantısı olarak göstermektir. Bu fikir, milislerin ve otoriter dayanak arayan bazı siyasi çevrelerin ağzından yayıldığında, kışkırtıcı bir ortam yaratır. Amaç, Sudan devletine karşı ABD-İsrail düşmanlığını kışkırtmak ya da en azından bazı karar çevrelerinde bunun teorik olarak kabul edilmesini kolaylaştırmaktır.

Sudan'daki durumda savaşın İran üzerindeki en ciddi etkisi askeri değil, anlatısal ve siyasi nitelikte.

Ekonomik açıdan, savaş Sudan'a en acımasız yoldan, yani günlük yaşam yoluyla ulaşıyor. Petrol fiyatları büyük ölçüde yükseldi ve 30 Mart'ta Brent ham petrolü varil başına yaklaşık 115,66 dolara çıktı. Bu da yaklaşık yüzde 59'luk bir artışa tekabül ediyor. Öte yandan Hürmüz Boğazı’nın geniş çapta tıkanık kalmasıyla birlikte, piyasanın günlük yaklaşık 12 milyon varil ham petrol ve ürün kaybına uğradığı tahmin ediliyor.

Bu rakamlar sadece dünya piyasalarına ait değil, doğrudan Sudan'a da ait, çünkü bu ülke, nakliye, sigorta, yakıt, elektrik ve kırılgan ekonominin işleyiş maliyetleri yoluyla, malın kendisini ithal etmeden önce şokun etkisini ithal ediyor. Enerji şoku, zaten savaşın yıprattığı ülkede yeni bir enflasyon dalgasına dönüşürken uzaklardaki savaş, Sudan'da ekmek, ilaç ve ulaşım üzerinde baskı yaratıyor.

Güney Sudan'ın Maban kentindeki bir depoda, Dünya Gıda Programı'na ait binlerce torba ince mısır dağıtılmaya hazır durumda, 20 Ağustos 2025 (AFP)Güney Sudan'ın Maban kentindeki bir depoda, Dünya Gıda Programı'na ait binlerce torba ince mısır dağıtılmaya hazır durumda, 20 Ağustos 2025 (AFP)

Ancak en ağır darbe, Sudan’da günümüzde en önemli ekonomik faaliyet olan tarıma isabet ediyor. Tarım, tarihsel olarak da ülkenin omurgası ve ekonomik istikrarının kaynağı oldu. Dünya Bankası'na göre Sudan'da tarım gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 35'ini oluşturuyor ve işgücünün yüzde 40'ından fazlasını istihdam ediyor. Bu oranlar savaşın ardından daha da yükseldi. Savaşın ağırlığı altında sanayi ve hizmet sektörlerinin gerilediği bir ülkede, tarım artık sadece bir ekonomik sektör olmaktan çıkıp, toplumu ayakta tutabilecek son geniş üretim üssü haline geldi. Bu yüzde yakıt, gübre veya ulaşıma yönelik herhangi bir şok, sadece piyasaya değil, ulusal dayanıklılık yeteneğine de darbe vuruyor.

İşte bu noktada gübre ve gıda krizinin ciddiyeti ortaya çıkıyor. Üre fiyatları, savaşın patlak vermesinden bu yana yüzde 47 artışla ton başına yaklaşık 684 dolara yükseldi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ise krizin devam etmesi halinde, 2026 yılının ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama olarak yüzde 15 ila 20 daha yüksek kalabileceği uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Sudan'da iki kat daha fazla önem kazanıyor. Dünya Gıda Programı'na (WFP) göre 21,2 milyon kişi ciddi gıda güvensizliği ile karşı karşıya ve 12 milyondan fazla kişi evlerini terk etti. Faşir ve Kadugli şehirlerinde kıtlık yaşandığı da teyit edildi. Buğday ihtiyacının yaklaşık yüzde 80'ini ithal eden bir ülkede, enerji ve gübre krizi sadece tarımsal kârlılığın düşmesi anlamına gelmiyor, aynı zamanda açlığın eşiğine bir adım daha yaklaşılması anlamına geliyor.

Enerji krizi, zaten savaşın yıprattığı ülkede yeni bir enflasyon dalgasına dönüşüyor ve uzaktaki savaş, Sudan’ın iç kesimlerinde ekmek, ilaç ve ulaşım üzerinde baskı yaratıyor.

Kara taşımacılığı maliyetlerinin yaklaşık yüzde 30 artması ve bazı güzergâhlarda nakliye ücretlerinin yüzde 25 ila 30 oranında yükselmesi ile birlikte, Sudan’a insani yardımın ulaştırılma maliyeti de önemli ölçüde arttı. Bu anlamda, Sudan'da İran'a karşı yürütülen savaş sadece bir dış haber olarak kalmıyor, aynı zamanda kırsal bir klinikte antibiyotiklerin tükenmesi, aşıların gecikmesi veya bir çocuğun sıtma ilacının kesilmesi gibi olasılıklara da yol açıyor.

İran’daki savaşa rağmen, Fransız gazetesi Le Monde yakın tarihli bir haberinde, HDK milislerine yönelik dış desteğin devam ettiği, hatta İran savaşının patlak vermesinden sadece dört gün sonra bu desteğin daha da arttığı belirtildi. Bu durum, milislerin Etiyopya topraklarından başlayan doğu cephesini açabilmelerinde yansıdı ve milisler, Mavi Nil eyaletinde Etiyopya sınırı yakınlarındaki Kermek şehrinin kontrolünü ele geçirmeyi başardılar. Jeopolitik çelişki en üst düzeye ulaşmış durumda. Zira Sudan, Sudan savaşındaki aktörler için tehlikeli zamanlarda ertelenebilecek marjinal bir mesele değil, ateş altında bile yatırım yapılan uzun vadeli stratejik bir varlık.

Sonuç olarak, İran'ın savaşı Sudan'daki savaşın özünü değiştirmedi, aksine yaşam koşullarını ve bazılarının dışarıdan yeniden tanımlamaya çalıştığı iç savaş felaketini daha da kötüleştirdi. Ayrıca, şu anda geniş çaplı yaşamın son dayanağı olarak tarıma dayanan ekonomisinin, çok uzak bir yerden vurulabileceğini gösterdi. Ayrıca, milislerin yabancı destek ağlarının acil, geçici veya duygusal olmadığını, aksine tüm bölge büyük bir savaşla meşgulken bile desteğini sürdürme konusunda stratejik olarak son derece kararlı olduğunu ortaya koydu.

İran'daki savaşın Sudan'daki duruma etkisi, üç düzeyde özetlenebilir:

1- Anlatı çatışması, yani savaşın kendisine ait olmayan bir eksenin uzantısı olarak yeniden pazarlanması.

2- Ekonomik kriz, yani açlık çeken bir ülkenin kalbinde enerji, gübre ve buğdayın vurulması.

3- Güvenlik coğrafyasının ihlali, yani tüm bölge çatışma içindeyken milis destek ağlarının doğudan ve batıdan faaliyetlerine devam etmesi.

Sudan’ın menfaati, ülkenin Arap dünyasına aidiyetini gölgeleyen sözde tarafsızlıkta yahut kesinlikle kendisini doğrudan ilgilendirmeyen bir savaşa herhangi bir şekilde dahil olmakta da değil, daha katı ve net bir denklemin tesis edilmesinde yatıyor. Sudan, bölgesel Arap güvenliğinin önemli bir parçası olsa da bölgesel hesaplaşmaların yapıldığı bir arena ya da içeriye girmeyi bekleyenlerin hayalleri ve düşmanların propagandalarında kullanılabilecek bir malzeme asla değil!

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Husi milisleri, beş gün içinde İsrail'e düzenledikleri üçüncü saldırının sorumluluğunu üstlendi

Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)
Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)
TT

Husi milisleri, beş gün içinde İsrail'e düzenledikleri üçüncü saldırının sorumluluğunu üstlendi

Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)
Sana'da İran'la dayanışma gösterisi düzenleyen Husi militanları (EPA)

Husiler bugün İsrail'e yönelik bir saldırının sorumluluğunu üstlendi. Bu, İran'la birlikte savaşa dahil olduklarını ilan etmelerinden bu yana üçüncü saldırı oldu. Bu gelişme, İran liderliğindeki "direniş ekseni" olarak bilinen Lübnan "Hizbullahı"nın yanı sıra Irak'taki silahlı grupları ve Yemen'deki Husileri de içeren gruplar arasındaki artan koordinasyonu yansıtıyor.

İsrail ordusu, bu sabah Yemen'den İsrail topraklarına doğru fırlatılan bir füzeyi hava savunma sistemlerinin önlediğini duyurdu. Açıklamada, füzenin herhangi bir yaralanma veya hasara yol açmadan durdurulduğu vurgulandı. Ordu açıklamasında, erken tespit sayesinde tehdidin bertaraf edilebildiğini ve daha sonra halkın sığınaklardan ayrılmasına izin verildiğini belirtti.

Bu olay, Husi milislerinin yeni bir füze saldırısı düzenlediklerini açıklamasıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. Milisler, saldırının “kutsal cihat savaşı” kapsamında İsrail'in güneyindeki “hassas hedefleri” vurduğunu belirterek, saldırının İran ve Lübnan'daki “Hizbullah” ile koordineli olarak gerçekleştirildiğini vurguladılar.

Husi medyasına göre bilinmeyen bir yerden İsrail'e doğru bir Husi İHA’sı fırlatıldı.Husi medyasına göre bilinmeyen bir yerden İsrail'e doğru bir Husi İHA’sı fırlatıldı.

Son saldırı, geçen cumartesi gerçekleşen iki saldırının ardından geldi; bu saldırılarda örgüt, savaşın gidişatına ilk kez doğrudan müdahil olarak balistik füzeler ve İHA’lar fırlattığını üstlendi; buna karşılık İsrail, yalnızca iki füze ve iki İHA önlediğini açıkladı.

Bu gerilim artışına rağmen gözlemciler, örgütün çok sayıda ve eşzamanlı füze fırlatma kapasitesinin bulunmaması nedeniyle bu saldırıların askeri etkisinin sınırlı kalacağını değerlendiriyor.

Gözlemcilerin tahminlerine göre bu operasyonların en fazla başarabileceği şey, halihazırda İran füzeleri ve «Hizbullah» saldırıları da dahil olmak üzere çok sayıda kaynaktan gelen saldırılarla başa çıkmak zorunda kalarak zaten baskı altında olan İsrail hava savunma sistemlerini kısmen yıpratmak olacaktır.

Ortak koordinasyon

Husilerin operasyonlarını İran ve Hizbullah ile "iş birliği içinde" gerçekleştirdikleri yönündeki açıklamaları, Tahran'ı destekleyen eksen içindeki koordinasyonun ileri bir seviyede olduğunu gösteriyor. Bu durum, İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü komutanı İsmail Kaani'nin Yemen'in bu çatışmadaki "zamanında müdahalesini" övdüğü açıklamalarıyla da pekiştirildi.

Husilere hitaben yazdığı mesajda Kaani, bu angajmanı "bölgedeki dönüşümlerin doğru bir değerlendirmesi" olarak nitelendirdi ve bunu ABD ve İsrail'e karşı "İslami Direniş Cephesi" olarak adlandırdığı oluşumun daha geniş bir gidişatıyla ilişkilendirdi. Ayrıca İran'ın desteğinin çeşitli çatışma cephelerinde devam edeceğini belirterek, bu eksenin tarafları arasındaki birlikteliği vurguladı.

Husi savaşçıları Kızıldeniz liman kenti Hudeyde'de geçit töreninde (Arşiv - Reuters)Husi savaşçıları Kızıldeniz liman kenti Hudeyde'de geçit töreninde (Arşiv - Reuters)

Açıkça gerginliği artıran bu açıklamalar, Tahran’ın müttefiklerinin birliğini sergileme ve bölgedeki ABD ve İsrail’in askeri hamlelerine karşı caydırıcı mesajlar gönderme çabasını yansıtıyor.

Buna karşılık Husi grubu, darbe hükümetinin Dışişleri Bakan Yardımcısı Abdülvahid Ebu Ras’ın Birleşmiş Milletler ve birçok uluslararası kuruma gönderdiği mektuplar aracılığıyla askeri müdahalesini haklı çıkarmaya çalıştı. Ebu Ras, bu mektuplarda söz konusu müdahalenin, İran ve bölge ülkelerine yönelik “ABD-İsrail saldırganlığı”na yanıt niteliğinde olduğunu vurguladı.

Husi yetkilisi, 28 Mart'ta yürürlüğe giren müdahale kararının, kendi ifadesiyle "dini ve ahlaki sorumluluk" ve uluslararası hukuk kurallarına dayandığını belirterek, amacının bölgedeki askeri operasyonları durdurmak için baskı uygulamak olduğunu, gerilimi artırmak olmadığını kaydetti.