30 Haziran 1989 - 30 Haziran 2023 arasında: İhvan, Sudan’ı devirdi

İktidar hırslarını tatmin etmek için iki generalin savaşını alevlendirdiler ve ateşi körüklediler.

 Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
TT

30 Haziran 1989 - 30 Haziran 2023 arasında: İhvan, Sudan’ı devirdi

 Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve ekibinden bazı üyelerin Hartum’da çekilen fotoğrafı. (AFP-Arşiv)

Sudanlıların hafızasında 30 Haziran 1989’da yaşananlar halen taze. Söz konusu tarihte, darbenin başı Tuğgeneral Ömer el-Beşir ilk açıklamasını yapmış, merhum Hasan et-Turabi önderliğindeki sivil İslamcılar iktidarı ele geçirmiş ve onlara bağlı askerler ‘Ulusal Kurtuluş Devrimi’ni gerçekleştirmişti.

Bu olaydan yaklaşık 30 yıl sonra, reform talep eden bu darbenin sonucunun ‘Güney Sudan’ın ayrılması, ülkenin her yerinde istikrarlı bir yıkım, ülkenin uluslararası izolasyona ve ekonomik ablukaya girmesi ve birçok gözlemcinin inandığı diğer sorunlar olduğu’ kanıtlandı. Bunlar, ordu ile darbecilerin isyana karşı koymak için yarattığı ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ arasındaki savaşın yolunu açtı.

Darbe bildirgesi

Beşir, ilk bildirgede silahlı kuvvetlerin ‘aziz ülkeyi hainlerin ve yolsuzların elinden kurtarmak için bugün harekete geçtiğini’ dile getirirken, ‘yıkıcı bozulmayı durdurmak, millî birliği fitne ve siyasetten korumak, vatanı emniyet altına almak, varlığının çökmesini önlemek, vatandaşları korkudan, evsizlikten, açlıktan, sefaletten ve hastalıktan uzaklaştırmak’ için iktidar hırsıyla değil, en büyük ulusun çağrısına yanıt olarak hareket ettiğini belirtti.

sdf
Darbeci lider Ömer el-Beşir ve subayları. (AFP-Arşiv)

Beşir, İslami Hareket’in (Müslüman Kardeşler’in Sudan’daki adı) emriyle, diktatör Cafer en-Numeyri rejiminin bir halk devrimiyle devrilmesinin ardından, merhum Başbakan Sadık el-Mehdi’nin seçilmiş hükümetine karşı cephe aldı. Beşir, ülkeyi demir yumrukla yönetiyordu ve İslamcılar, onun rejiminin ‘değirmen taşı’ idi. Siyasi muhaliflerini tasfiye etmek için sloganlar kullandılar. Bu çerçevede sivil ve askeri hizmetlerde büyük bir ‘katliam’ gerçekleştirdiler ve yüzbinlerce işçiyi ‘kamu yararı’ dediklere şeye zorladılar. ‘İslamileştirme’ sloganlarıyla ve ‘güçlendirme’ adı altında örgüt mensuplarını ülke eklemlerinde kuvvetlendirdiler.

Radikalizm yanlılarına ev sahipliği yapmak

İslami Hükümet, terörist el-Kaide örgütünün lideri Usame bin Ladin ve uluslararası Müslüman Kardeşler örgütüyle bağlantılı cihatçı hareketler de dahil olmak üzere dünyanın her yerinden İslamcı teröristlere ve cihatçılara ev sahipliği yaptı.

sdsd
Usame bin Ladin. (Getty)

Hartum, onlara kendi ülkelerine karşı faaliyetlerini yürütmeleri için ülkenin imkanlarından sağladı. Nihayetinde ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan’ı terörizme sponsor olan bir devlet olarak nitelendirerek, Sudan’a karşı ‘11 Nisan 2019’da İslamcı rejimin bir halk devrimiyle devrilmesine kadar kaldırılmayan’ sert ekonomik yaptırımlar uyguladı.

Güney’in ayrılışı

İslamcıların yönetimi sırasında, merhum John Garang liderliğindeki Güney Sudan’da savaş kızıştı. Devlete karşı bir isyan çerçevesinde Müslüman Kardeşler, hareketini cihatçı bir savaşa dönüştürdü ve halkı dini sloganlar altında seferber etti, ancak savaşı kazanamadı. Güney kuvvetleriyle müzakere etmek zorunda kaldı. 2005 yılında Güney Sudan’a birlik ya da ayrılma konusunda referandum hakkı veren ünlü ‘Naivasha Barış Anlaşması’nı imzaladılar ve bunun sonucunda güneyliler, ezici bir çoğunlukla ayrılma yönünde oy kullandı. Sonuç olarak Müslüman Kardeşler’in Sudan’da verdiği en büyük ulusal kayıp olan mevcut ‘Güney Sudan devleti’ doğdu. Buna göre ülke, bölgesinin ve nüfusunun üçte birini ve petrol kaynaklarının çoğunu kaybetti.

2003 Darfur Savaşı

İslami hükümet savaşlarını durdurmadı. Kapsamlı Barış Anlaşması imzalanır imzalanmaz 2003 yılında Darfur bölgesinde savaş başladı. Yaklaşık yarım milyon insan hayatını kaybetti. Geride 2,5 milyondan fazla mülteci ve yerinden edilmiş bıraktı. Ancak isyan sonlanmadı.

Bu bağlamda silahlı Darfur hareketlerine karşı savaşında orduya destek olması için Cancavid milisleri kuruldu. Bu milisler, merkezi hükümetin gözetimi altında yaygın insan hakları ihlalleri gerçekleştirdi. Sonuç olarak Birleşmiş Milletler (BM), uluslararası örgüt tarihindeki en büyük barışı koruma misyonlarından birinin oluşumunu şart koşan 7’inci madde kapsamında kararlar aldı. Bu misyon, sivilleri hükümet güçlerinden ve Cancavid milislerinden korumak, on binlerce uluslararası askerden oluşan UNAMID misyonu olarak biliniyor.

Soykırım suçlamaları

Darfur bölgesinde ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşanan insan hakları ihlalleri sonucunda Uluslararası Ceza Mahkemesi, Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Savunma Bakanı Abdurrahim Muhammed Hüseyin, dönemin İçişleri Bakanı Ahmed Harun ve şu anda Lahey’de yargılanan Cancavid komutanı hakkında savaş suçları, soykırım ve etnik temizlik suçlamaları altında tutuklama emri çıkardı. Ancak Beşir ve hükümeti, bu mahkemeye çıkmayı reddetti.

fdefr
Eski Devlet Başkanı Ömer el-Beşir, Darfur’da savaş suçları işlemekle suçlandı. (Reuters)

İslamcılar arasındaki iç çekişmeler, iktidarlarının ilk on yılının sonunda doruğa ulaştı. 1999’da Beşir, İslamcıların vaftiz babası Hasan et-Turabi’ye karşı çıktı, başkanlığını yaptığı parlamentoyu feshetti ve onu bir dizi yandaşıyla birlikte hapse attı. Hareket, Beşir’e sadık bir akıma ve Turabi’ye sadık bir akıma bölündü. Ali Osman Muhammed Taha, Nafi Ali Nafi ve Avad Ahmed el-Caz başta olmak üzere Turabi’nin en yakın öğrencileri, tarihi liderlerine karşı Beşir’i desteklemeyi ve yetkililerin yanında yer almayı seçtiler.

Hızlı Destek Kuvvetleri’nin doğuşu

Yönetici grubun kendi içinde çatışmalar artarken Beşir, kendisini ‘kardeşlerinin’ ihanetinden korumak için ‘Hamideti’ olarak bilinen Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki, bugün ‘Hızlı Destek Kuvvetleri’ olarak bilinen güçleri kurdu. Daha önce babalarına ihanet etmişlerdi. Peki, özellikle Güney Sudan’ın ayrılması sonrasında yoğunlaşan güç mücadelesinde neden kendilerini yaratanlara ihanet etmesinler?

ggb
Hamideti, Nil Nehri eyaletindeki kuvvetleriyle, savaştan önce toplantı düzenledi. (AP-Arşiv)

Ancak ‘halk devrimi’ olarak bilinen Aralık 2018 Devrimi’ni bastırmak ve Beşir’i korumak için Darfur’dan getirilen Hızlı Destek Kuvvetleri, kuruluş amacının tam tersine hizmet etti ve devrimden yana olduğunu ilan etti. Devrimin ardından yapılan düzenlemeler kapsamında Hamideti, Ağustos 2019’da imzalanan anayasal belgeyle onaylanan siviller ve ordu arasındaki ortaklık hükümetinde, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcılığı görevini kazandı.

Ekim 2021 darbesi

Ancak İslamcılar fırtınaya boyun eğdikten sonra geri döndüler. Ordu mensupları, güvenlik güçleri ve polisle koordineli bir şekilde özellikle Sudan’da Yetkilendirmeyi Kaldırma, Yolsuzlukla Mücadele ve Fonları Kurtarma Komitesi’nin kurulmasından sonra devrimci hükümetin çalışmalarını engellemek ve hatta orduyu ona karşı kışkırtmak için çalıştı. Dolayısıyla ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Muhammed Hamdan Daklu liderliğindeki Ekim 2021 darbesinde önemli rol oynadılar.

Ancak darbe, iki lider arasındaki rekabet nedeniyle başarısız oldu. Hamideti, iktidar ortağının İslamcıları yeniden iktidara getirmek için darbeden yararlandığını ve onları hain olarak gördüklerini açıklayarak, tek taraflı şekilde ordunun siyasetten çekilmesini ve sivil hükümetin geri dönmesini desteklediklerini ilan etti. Ayrıca iki adam, sivil güçlerle, ‘iktidarın sivillere devredilmesini, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin orduya entegrasyonunu, ordunun iktidardan çekilmesini ve 30 Haziran rejiminin ve onun siyasi, güvenlik, askeri ve ekonomik temellerinin tasfiye sürecinin yeniden başlamasını’ öngören Çerçeve Anlaşma’yı imzaladı.

tgt
25 Ekim 2021 darbesinin başındaki isim olan General Abdulfettah el-Burhan. (Reuters)

İslamcılar, uygulanmasını kendileri için bir son olarak görerek, bu anlaşmayı kategorik olarak reddettiklerini açıkladı ve ‘Kendilerinin kanını döksünler, bizim kanımızı döksünler veya herkesin kanını döksünler’ şeklindeki Müslüman Kardeşler’in ünlü sloganlarını yeniden yükselttiler. Ayrıca ülkeyi yakmaya hazır olduklarını ilan ettiler. İslamcılar, Hızlı Destek Kuvvetleri’ni birleştirme sürecinin zaman çizelgesiyle ilgili olarak ordu liderleri ile Hızlı Destek arasındaki anlaşmazlıktan yararlandı ve iki büyük güç arasında savaş çıkana kadar aralarına nifak tohumları ekmeye çalıştı. Yayınlanan haberler, İslamcıların ‘orduyu cihatçı tugayları aracılığıyla savaşa soktuğunu’ iddia ediyor.

İki generalin savaşı

İhvan’ın ‘iktidar hırsı’, alıştıkları eski bahaneleriyle ‘Hızlı Destek’e karşı orduya desteklerini ilan ettikleri mevcut savaşı ateşledi. Müslüman Kardeşler, eskiden güneydeki savaşı ‘cihat’ olarak görüp karşı çıkanları küffar ilan ederken, mevcut savaşı ‘onur’ savaşı olarak nitelendiriyor. Onlara göre bu savaşa kim karşı çıkarsa hain ve işbirlikçidir. Haberlere göre savaşı müzakere yoluyla durdurmaya yönelik her türlü girişime karşı durmuşlardır.

sxd
Burhan (solda) ve Hamideti, uzun yıllar birlikte çalıştıktan sonra şu an iktidar için birbirlerine karşı savaş veriyorlar. (AFP)

Ülkedeki durum, otuz yıl boyunca İslamcıların doğrudan yönetimi aracılığıyla ve sivil hükümetin çalışmalarını sekteye uğratan güvenlik komiteleri aracılığıyla dört yıl kılık değiştirerek, Sudan’ı parçalanma ve iç savaşla tehdit eden mevcut savaşa son verdi. Şarku’l Avsat’ın gözlemlerine göre iktidara ‘ülkeyi kurtarmak’ için geldiklerini açıklamaları sonrasında politikalarının sonucu; onu Sudanlıların hafızasının unutmayacağı ve ‘Sudan’ denen bir vatanın varlığına son verebilecek bir ‘savaş ocağına’ atıyor.



Bağdat: Yeni yolsuzluk hükümlülerine hapis cezası

Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı
Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı
TT

Bağdat: Yeni yolsuzluk hükümlülerine hapis cezası

Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı
Irak’taki Yüksek Yargı Konseyi tarafından ele geçirilen bazı paraların fotoğrafı

Irak Dürüstlük Komisyonu dün, eski Milletvekili Talal ez-Zubai ve Petrol Bakanlığı Dağıtım İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Ali Mearic el-Bahadli hakkında ‘mal varlığında haksız artış ve yasadışı kazanç suçu’ nedeniyle 7'şer yıl hapis cezası verildiğini duyurdu.

Komisyon tarafından yapılan açıklamada, kararın Zubai'yi, yaklaşık 35 milyar dinar tutarındaki yasadışı kazancın iadesi ve buna eşdeğer bir para cezası olmak üzere toplam 70 milyar dinar ödemeye mahkum edildiği, Bahadli'nin ise 53 milyar dinar ödemesine hükmedildiği belirtildi.

Hükümet Sözcüsü Haydar el-Abudi'nin açıklamasına göre bu çifte karar, ‘1 trilyon 359 milyar dinarı aşan değerde para, varlık ve gayrimenkulün iade alınmasının yanı sıra Dürüstlük Komisyonu'na intikal eden 26 binden fazla yolsuzluk ihbarının kaydedilmesiyle’ sonuçlanan ‘Şafak Operasyonu’ kapsamındaki 47 yetkiliden 12'sinin mal varlıklarına el konulduğunun duyurulmasından iki gün sonra alındı.


Suriye'nin Suveyda kentinin batısındaki çatışmalarda iki sivil hayatını kaybetti

Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)
Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)
TT

Suriye'nin Suveyda kentinin batısındaki çatışmalarda iki sivil hayatını kaybetti

Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)
Suriye ordusuna mensup askerler (AFP)

Fransız haber ajansı AFP’ye konuşan iki yerel güvenlik kaynağı, Suriye'nin güneyinde Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu Suveyda kentinin batısında, dün, yerel silahlı gruplar ile hükümet güçleri arasında çıkan çatışmalarda iki sivil hayatını kaybettiğini söyledi.

Suriye medyası, hükümet güçleri ile Dürzi cemaatine mensup silahlı gruplar arasında cumartesi gecesinden bu yana karşılıklı ateşin devam ettiğine dikkati çekti.

Suveyda, geçtiğimiz temmuz ayında mezhep temelli şiddet olaylarına sahne olmuş ve yetkililer tarafından kurulan resmi bir soruşturma komisyonunun belgelediğine göre bu olaylar en az bin 760 kişinin ölümüyle sonuçlanmıştı.

İsminin açıklanmasını istemeyen yerel bir güvenlik kaynağı, AFP’ye yaptığı açıklamada, hükümetin kontrolündeki bölgelerden atılan bir top mermisinin ‘Suveyda kentinin eteklerini hedef aldığını ve bir traktöre isabet ederek üzerindeki iki kişinin ölümüne yol açtığını’ belirtti.

Kaynak, hükümet güçleri ile Şeyh Hikmet el-Hicri'ye bağlı Ulusal Muhafızlar arasında cumartesi gecesinden bu yana aralıklı çatışmaların yaşandığını da sözlerine ekledi.

Saldırı yerini inceleyen ikinci bir kaynak ise ‘traktörün tamamen yandığını’ bildirerek, hayatını kaybeden iki kişinin tarımla uğraştığını açıkladı.

Suveyda kenti ve güney vilayetinin diğer bazı kısımları, yerel silahlı grupların kontrolü altında bulunuyor. Buralar, Cumhurbaşkanı Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonlarında devrilmesinin ardından nüfuzunu tüm ülkeye yaymaya çalışan Suriyeli yetkililerin kontrolü dışında kalan son bölgeler.

Suriye hükümetinden olaya ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı.

İki taraf arasındaki son anlaşmazlık, silahlı grupların öğrencilerin resmi sınavlara girmek üzere hükümetin kontrolündeki bölgelere gitmesini engellemesinin ardından cumartesi günü meydana geldi.

Şam yönetimi geçtiğimiz ay, Suveyda’da yaşanan şiddet olaylarının arka planında, şiddet olaylarına karışmakla suçlanan kişiler için duruşmalar düzenlediğini duyurmuştu.

Dürziler, Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyor.


Mekke Anlaşması: Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi İstanbul’da ilk toplantısını yapıyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mekke Anlaşması: Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi İstanbul’da ilk toplantısını yapıyor

Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, 7 Ağustos’ta “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzalarken, (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

İstanbul, bugün “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” kapsamında oluşturulan Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi’nin ilk toplantısına ev sahipliği yapıyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı kaynakları, dün yaptıkları açıklamada toplantıya üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları ile genelkurmay başkanlarının katılacağını bildirdi.

Toplantıya Suudi Arabistan tarafından Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, Savunma Bakanı Halid bin Selman ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Feyyad bin Hamid er-Ruveyli katılıyor. Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu temsil ediyor.

Pakistan tarafından ise Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, Savunma Bakanı Havaja Muhammed Asıf ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Münir toplantıda yer alıyor.

Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)
Prens Muhammed bin Salman, Erdoğan ve Şahbaz Şerif arasında “Ortak Savunma için Mekke Anlaşması”nın imzalanmasının ardından gerçekleşen samimi görüşme (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Toplantının gündemi

Kaynaklara göre toplantıda uluslararası güvenlik meseleleri, savunma kapasitesinin geliştirilmesi ve üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasında operasyonel düzeyde entegrasyonun güçlendirilmesi ele alınacak. Ayrıca ortak üretim, araştırma-geliştirme çalışmaları da dahil olmak üzere savunma sanayisi alanındaki iş birliğinin derinleştirilmesi ve terörle mücadelede ortak çabaların güçlendirilmesi değerlendirilecek.

Toplantıda ayrıca genel sekreterliğin çalışma çerçevesinin ve Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi tarafından belirlenecek ortak faaliyet alanlarındaki çalışmaları yönlendirecek diğer mekanizmaların oluşturulması bekleniyor. Gelecekte atılacak adımlara ilişkin bir yol haritasının da belirlenmesi öngörülüyor.

Anadolu Ajansı’na konuşan kaynaklar, toplantının “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın bölgedeki bütün ülkeler için önemli fırsatlar sunduğunun vurgulanmasına imkân sağlayacağını belirtti. Kaynaklara göre anlaşma, güvenlik alanında iş birliği ruhuyla sorunların ele alınmasını, çatışma yerine barış ve refahın önceliklendirilmesini ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrarın güçlendirilmesini amaçlıyor.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, 7 Ağustos’ta Mekke’de “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nı imzaladı. Anlaşma, üç ülke arasında caydırıcılık, koordinasyon ve savunma alanında bütünleşme ilkelerine dayalı uzun vadeli ortaklık açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor ve bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrara katkı sağlamayı hedefliyor.

Anlaşmayı, “Mekke Ortak Savunma Zirvesi” sırasında Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Muhammed Şahbaz Şerif imzaladı. Üç ülke, ortak güvenliklerini güçlendirme ve bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrarı sağlama hedefiyle anlaşmayı imzaladı.

“Mekke Ortak Savunma Anlaşması”, bölgede ve dünyada güvenlik, barış, istikrar ve refahın güçlendirilmesini ve ortak caydırıcılığın artırılmasını amaçlıyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre anlaşmaya göre, imzacı ülkelerden herhangi birine yönelik saldırı, bütün taraflara yönelik saldırı olarak kabul ediliyor.

Bölgede yeni bir iş birliği kültürünün geliştirilmesini amaçlayan anlaşma, uluslararası hukuka saygı gösteren ve barışçıl iş birliği vizyonunu paylaşan tüm tarafların katılımına açık bulunuyor.

ABD’den destek

ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında “Mekke Ortak Savunma Anlaşması”nın imzalanmasından “büyük memnuniyet” duyduğunu belirterek bunu “büyük, cesur ve önemli bir adım” olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

Trump, 16 Ağustos’ta Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın kısa süre önce ‘Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı imzaladığını görmekten büyük memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı. Trump, anlaşmanın “Ortadoğu ülkeleri arasındaki yakınlaşmayı” gösterdiğini ve bu ülkelerin kendilerini daha etkili biçimde savunmalarına imkân sağlayacağını belirtti.