Arap dünyasında büyüyen kriz: Su kaynakları kıtlığı

Irak, gelecek planlaması için zorlanırken büyüyen su kıtlığı sorunu, Arap dünyasının büyük bir bölümünü tehdit ediyor.

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arap dünyasında büyüyen kriz: Su kaynakları kıtlığı

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Shelly Kittleson

“Soğuk su! Soğuk su!” Bağdat’ta çocuklar, yoğun trafikte ve ana otoyollardaki topraktan yapılmış kontrol noktalarında küçük su şişelerini sallayıp yıpranmış pabuçlarıyla oraya buraya koştururken böyle bağırıyor.

Kapanmayan pencerelerinden dumanlar çıkan taksiler ve onların yakınında da içerisinde klimalar güçlü bir şekilde çalıştığı için pencereleri nadiren açılan dev SUV (sportif kullanıma uygun taşıt) tipi araçlar öylece sıcağın altında beklerken, yaşça büyük olan işsiz adamlar da güneşten kararmış tenleriyle müşteri kapmak için yarışıyor.

Her yıl bazı aylarda Irak’ın çoğu yeri, 40’ın üzerinde bir sıcaklık dalgasıyla yüzleşiyor. Yetkililer, gerek başkentte gerekse bölgenin genelindeki büyüyen su krizinden mustarip olanları görmezden geliyor. Göç etme imkânına sahip olmayanlar ise gözden de gönülden de uzak kalıyor.

Ağustos 2021’de Birleşmiş Milletler (BM), ‘Irak’ta her 5 çocuktan yaklaşık 3’ünün güvenli su hizmeti almadığını ve ülke genelindeki okulların yarısından azının temel su hizmetlerine eriştiğini’ duyurup bunun çocuk sağlığı açısından ciddi bir tehlike oluşturduğuna ve çocukların beslenmelerini, bilişsel gelişimlerini ve gelecekteki geçim yollarını tehdit ettiğine dikkati çekti.

Ülkenin diğer bölgelerinin yanı sıra güney bataklıklarındaki (Güney Irak’taki Ahvar) kuraklık ve kirlilik dolayısıyla yaşanan iç göç, zaten zarar görmüş kentsel alanlardaki su altyapısı üzerinde daha fazla baskı oluşturuyor.

Su kıtlığına yönelik protestolar, daha kapsamlı bir çatışmanın habercisi mi?

Bağdat’ta birçok evin musluklarından yaz aylarında su akmazken şehirden geçen Dicle Nehri’nin yakınındaki birçok bölgede kanalizasyon kokusu havaya yayılıyor.

Irak’ın petrol zengini güney şehri Basra’da son yıllarda su krizi sebebiyle kanlı protestolar patlak verdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) tarafından Temmuz 2019’da yayınlanan bir rapora göre ‘Basra’da su kaynaklarının azalması, on yıllardır devam eden bir sorun olsa da 2018 yazında bütünleşik bir kriz haline geldi. En az 118 bin kişi, belirtiler nedeniyle hastaneye kaldırıldığında doktorlar bu belirtilerin su kalitesiyle ilgili olduğunu saptadı.’

XSADEF
Irak’ın güneyindeki Zikar vilayetinde yer alan bataklıklarda su seviyesi son yıllarda ciddi oranda düşen bir nehirde mahsur kalan bir tekne (AFP)

BMJ (British Medical Journal), Mart 2023’te ‘2040’ta Su Kıtlığı: Irak’ı ve Tarihî Nehrinin Akışını Etkileyen Kriz’ başlıklı bir rapor yayınladı. Raporda ‘Basra halkının yüzde 90’ının 2018 yazında güvenli tatlı suya erişemediği’ belirtildi.

Son yıllarda uluslararası medyada yer alan ve büyük oranda Güney Irak’taki bataklıkların kurumasına odaklanan bir dizi rapor, birkaç etkili girişime yol açmış görünürken uzmanlar, vaktin tükeneceği konusunda uyarı yapıyor. Bu arada su tedarikiyle ilgili muhtemel silahlı çatışma, Arap dünyasının büyük bölümünü ve istikrarsız doğu sınırlarını tehdit ediyor.  

BM Özel Raportörü, Suriye ziyaretini iptal etti

Uluslararası gazetecilerin ve uzmanların, su kıtlığı çeken ve çatışmadan etkilenen bölgelere bağımsız ulaşımları çoğunlukla engelleniyor ve bu durum, güvenilir bilgilere erişimi epey zorlaştırıyor.

Irak’ın batı sınırlarının ötesinde Suriye’nin büyük bir kısmı, bilgi açısından bir kara delik olmaya devam ediyor. Nüfusu etkileyen meseleler hakkındaki raporlar genellikle, savaştan dolayı parçalanmış devletin yetkilileri tarafından siyasi ve başka amaçlarla çarpıtılıyor.  

11 Temmuz’da yapılan bir basın açıklamasına göre BM’nin güvenilir içme suyuna ve sağlık hizmetlerine erişimine ilişkin insan haklarından sorumlu özel raportörü Pedro Arrojo-Agudo, Suriye Arap Cumhuriyeti’ne 9 Temmuz’da başlaması planlanan ziyaretini hükümetle tam bir iş birliği yapılamaması nedeniyle ertelemek zorunda kaldı.

“Ülkenin diğer bölgelerinin yanı sıra güney bataklıklarındaki (Güney Irak’taki Ahvar) kuruluk ve kirlilik dolayısıyla yaşanan iç göç, zaten zarar görmüş kentsel alanlardaki su altyapısı üzerinde daha fazla baskı oluşturuyor”

BM’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Arrojo-Agudo’nun ziyareti, BM’nin bağımsız uzmanına, farklı noktalardaki su ve sanitasyon tesislerinin koşullarını doğrudan inceleme ve bu haklara erişimle ilgili zorluklar ile olumlu uygulamaları analiz etme imkânı sağlayacaktı. Hükümetler, BM’nin özel raportörlerine ziyaret çağrısı yapıyorlarsa onlara buluşacakları kişileri ve gidecekleri yerleri seçme özgürlüğü sağlayıp bunu kolaylaştırmalılar.”

Arrojo-Agudo ise “Devamlı çabalarıma rağmen yetkililerin bu ziyaretin gerçekleşmesi için bilgi vermemeleri ve gerekli adımları atmamalarından dolayı esef duyuyorum” dedi.

3 Mayıs’ta Nature Communications’ta yayınlanan bir raporda da ‘mültecilerin yerlerinden edilmelerinde suyun etkisinin 2005 ila 2016 yıllarında dünya çapında yaklaşık yüzde 75 arttığına ve mültecilerin Ürdün’deki su sıkıntısına yüzde 75’e kadar katkı sağlamış olabileceğine’ işaret edildi.

Raporda ayrıca şu ifadelere de yer verildi:

“Son iç savaş sırasında Suriye’nin güneyinde sulu tarımın terk edilmesi, nehirlerin Ürdün’deki ağızlarına akış hacmini iki katına çıkardı. Bu, silahlı çatışmaların su kaynakları üzerindeki etkisinin, uluslararası su mecraları boyunca sınırların dışına taşabileceğini göstermektedir. Ancak su mevcudiyeti üzerindeki bu etki, hikâyenin sadece yarısıdır. Nitekim çatışma, en az 1,1 milyon Suriyeli mültecinin sınırlar üzerinden Ürdün’e kaçırılmasına da sebep oldu ki bu, ülkenin zaten kıt olan su kaynakları üzerindeki baskıyı artırdı. Azalan kaynaklar üzerine rekabetteki bu artış, muhakkak ki yerel halkla gerilim oluşmasında da pay sahibi olacaktır.

“Irak’ın petrol zengini güney şehri Basra’da, son yıllarda su krizinden ötürü kanlı protestolar patlak verdi”

Daha fazla çatışma

Suyla ilgili anlaşmazlıklar, bölgede genellikle irili ufaklı çatışmalara yol açtı. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin bir parçası olan IRIN haber ajansının Haziran 2011’de hazırladığı bir rapora göre silahlı kişiler, Faysal Hasan’ın Bağdat’ın batısındaki evine baskın yaparak onu ve eşiyle iki çocuğunu öldürdü. Cinayet sebebi; mezhepsel, siyasi ve hatta ekonomik olmayıp suyla ilgiliydi.

Habere göre sulama idaresinde çalışan baba, o dönemde aynı departmanda çalışıp Bağdat’ın batısındaki Ebu Gureyb bölgesinde öldürülen üçüncü memurdu. Hasan’ın çalıştığı bu birim ise devlet suyunun bölge ve çevresindeki tarım arazilerine dağıtımını denetliyordu.

2008’de Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin verilerini referans alan bir rapora göre birçok Iraklı, gelirlerinin üçte birini içme suyu satın almak için harcadı.

2021’de Norveç Mülteci Konseyi, Irak’taki ailelerin ‘güvenli içme suyu satın almak için düzenli olarak ayda 80 dolar kadar harcadıklarını’ tespit etti. Bu arada ülkede aylık ortalama maaş 515 dolar, asgari ücret ise 181 dolar.

Arap ülkeleri iklim değişikliği sebebiyle son yılların en şiddetli sıcak hava dalgalarına maruz kalıyor (DPA)
Arap ülkeleri iklim değişikliği sebebiyle son yılların en şiddetli sıcak hava dalgalarına maruz kalıyor (DPA)

Görünüşe bakılırsa Irak’a komşu ülkelerde su konusunda daha büyük çatışmalar yaşanıyor. Örneğin İran’ın doğu sınırlarında son aylarda Taliban’la su tedarikiyle bağlantılı silahlı çatışmalar patlak verdi.

İran, son yıllarda kendisinden Irak’a su akışını büyük oranda azalttı. Nisan 2022’de Al Arabia kanalı, o dönemde Irak Su Bakanı’ndan, İran’ın Irak’a akan suyun yüzde 90’ını kestiğini ve bunun Irak’ın toplam su kaynaklarında yüzde 20’lik bir azalmaya yol açtığını aktardı. Bakanlık, İran’a karşı gerekli tedbirleri almakla tehdit etti.

Sınır ötesi meseleler ve terörist gruplar

Pek çok konferans, bu meseleleri tartışmak ve iş birliğini geliştirmek üzere bölgedeki ve dışındaki birçok ülkeden temsilcileri bir araya getirmeye çalıştı.

Majalla dergisi, Mayıs 2023’te Bağdat’ta düzenlenen Üçüncü Uluslararası Su Konferansı sırasında Somali Su ve Enerji Kaynakları Bakanlığı Su İdaresi Başkanı Ali Mahmud Hırsi ile su sorunları ile iş birliğini güçlendirmek adına dünyanın dört bir yanından temsilcileri bu sorunları tartışmak için Irak’ın başkentine getirmenin faydası hakkında konuştu.  

Hırsi, sorulara e-posta üzerinden verdiği yanıtta şu ifadeleri kullandı:

“Somali, su alanında komşu ülkelerle pek çok sınır ötesi iş birliğine girdi. Bunlardan en öne çıkanı, Etiyopya ile ortak nehir havzası örgütleri aracılığıyla yapılan iş birliğidir. Bu iş birliği; bilgi alışverişini, ortak izlemeyi ve sınır ötesi suların adil kullanımını ve muhafazasını temin edecek anlaşmalar yapmayı içermektedir. Etiyopya’nın sahne olduğu son sıkıntılar, Somali’yi olumsuz etkiledi. Ticaret yollarının kesilmesi ve sınır ötesi hareketlilik, belirli bölgelerdeki su kaynaklarının mevcudiyetini etkilemiş olabilir. İnsanların çatışma nedeniyle Etiyopya’dan Somali’ye göç etmesi de ev sahibi toplulukların su kaynakları üzerindeki baskıyı artırmış olabilir.”

“2008’de Uluslararası Kızılhaç Komitesi verilerini referans alan bir rapora göre Iraklıların çoğu, gelirlerinin üçte birini içme suyu satın almak için harcadı”

Majalla’ya konuşan Hırsi, açıklamasına şu sözlerle devam etti:

“Buna ek olarak Eş Şebab hareketiyle olan çatışmanın da ülkedeki su kaynakları üzerinde büyük etkileri var. Nitekim örgüt, kuyular ve su dağıtım sistemleri gibi su altyapısını hedef aldı ve bu, hasara neden olarak toplulukların su tedarikini aksattı. Ayrıca çatışma, nüfusun yer değiştirmesine de yol açtı.”

Uzun vadeli bir anlaşmaya varma zor görünüyor

Mart ayında Irak, BM Su Sözleşmesi’ne katılan ilk Arap ülkesi oldu. Eski Irak Su Bakanı Hasan el-Cenabi, Majalla’ya yaptığı açıklamada, 2012’de Roma’da düzenlediği altıncı toplantısında tüm dünyaya üyelik imkânı tanımadan uzun bir süre önce BM Avrupa Ekonomik Komisyonu’nun (UNECE) Su Sözleşmesi’ne (Helsinki 1992) katılmak için kendisinin ve çalışma arkadaşlarının büyük çaba sarfettiklerini söyledi.

Cenabi, o dönemde Roma’daki BM teşkilatlarında Irak’ın daimî temsilcisi olduğunu ve Irak Bakanlar Kurulu üyesi olduğunda da 2017’de sözleşmeye katılma kararı aldıklarını, ardından Irak parlamentosunun bu kararı onayladığını belirtti.

“Irak’ın uluslararası su hukuku ilkelerine dayalı olarak sınır ötesi sularla ilgili anlaşmazlıkların çözümünde kalıcı bir güvene ve iyi bir sicile sahip küresel bir platformda yer almasının Irak’ın çıkarına olduğunu” söyleyen Cenabi, Türkiye ile Dicle ve Fırat nehirlerinin sularının paylaşımı konusunda da şunları söyledi:

“2019-2020’de Irak’ın Türkiye Büyükelçisi olarak görev yaptığım sırada Türk meslektaşlarımla sınır ötesi sular meselelerini oldukça yapıcı bir şekilde tartışırken yüksek düzeyde bir karşılıklı güven geliştirmeyi başardım. Bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan benden Irak’taki özel su elçisiyle ciddi bir şekilde çalışmamı talep etti. O ve Türk elçi, ikili iş birliği için bir yol haritası geliştirdi. Türkiye ile Irak’ın ve Türkiye’nin çıkarlarının korunup saygı duyulacağı uzun vadeli bir anlaşmanın zeminini oluşturmak istedim. Ancak su paylaşımı için uzun vadeli bir anlaşma imzalama hedefimiz, şimdiye kadar uzak bir ihtimal olarak kaldı. Bununla birlikte şu an Türkiye ile teknik iş birliğini ileriye dönük iyi bir yol olarak görüyoruz.”

Tarımın ve geleneklerin rolü

Küresel planda tarım, su kıtlığında en büyük etken olarak kabul ediliyor. Nitekim BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından Mart 2019’da yayınlanan bir raporda tarımın, hem su kıtlığının başlıca sebeplerinden biri hem de bu kıtlıktan mustarip olduğuna dikkati çekti. Buna göre tarım, tüm akıtma/pompalama işlemlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor; gelişmekte olan bazı ülkelerde ise bu oran yüzde 95’e varıyor.

Onlarca yıldır çeşitli raporlarında yaptığı gibi et tüketimini azaltmanın önemine de vurgu yapan Örgüt, raporunda şu ifadelere yer verdi:

“Baklagillerin çok az bir su etkisine sahip olduğunu, sözgelimi bir kilo mercimek üretiminin yalnızca bin 250 litre su gerektirdiğini, buna karşılık bir kilo sığır eti için gerekli su miktarının 13 bin litre olduğunu biliyor muydunuz?”

Gelgelelim gıda alışkanlıkları ile diğer kadim alışkanlıkları değiştirmek için başlatılan herhangi bir girişim genellikle büyük bir direnişle karşılaşıyor.

“Görünüşe bakılırsa Irak’a komşu ülkelerde su konusunda daha büyük çatışmalar yaşanıyor. Örneğin İran’ın doğu sınırlarında son aylarda Taliban’la su tedarikiyle bağlantılı silahlı çatışmalar patlak verdi”

The Guardian gazetesi 2010 yılında ‘Yemen, Uyuşturucu Kat (gat veya Yemen otu) Bitkisine Bağımlılığı Nedeniyle Kendi Kendini Yok Etme Tehdidi Altında’ başlıklı bir makale yayımladı. Bu makalede ‘herkesin hemfikir olduğu en iyi çözümün, suların çoğunu emen kat bitkisi ekiminin azaltılması olduğuna, ancak bunun toplumsal ve siyasi sorunlar doğurduğuna’ işaret edildi. Zira nüfusun yarısının günde 2 dolardan az kazandığı ülkede kat ziraatı, çok sayıda iş imkânı sağlıyor.

Mart 2023’te yayınlanan bir rapora göre Yemen’de azalan yeraltı su kaynakları, tarımsal üretimi doğrudan tehdit ediyor, çünkü sektör su pompalama işleminin yüzde 90’ını oluşturuyor. Kentsel ve endüstriyel kullanım ise sırasıyla yüzde 8 ve yüzde 2’lik bir oranı temsil ediyor.

Yine rapora göre Sana Üniversitesi’nin yürüttüğü araştırmalar, Yemen’de çatışmaların yaklaşık yüzde 70 ila 80’inin su etrafında döndüğünü ortaya koydu.

“Yoksullar ve zayıflar, bu çatışmalarda genelde görmezden geliniyor ve bu da onları, gıda ve beslenme güvensizliğine maruz bırakıyor. Kadınlar da su kıtlığının neden olduğu gıda ve beslenme güvensizliğinden nasibini alıyor. Nitekim kadınlar ve çocuklar, su peşinde uzun mesafeler kat ediyor ve su yüzünden çıkan herhangi bir çatışmanın da kurbanı oluyorlar.”

Bahsi geçen bu cümle, tüm Arap bölgesi ve dünyanın geri kalanı için de geçerli.

*Majalla’da yer alan bu analizin çevirisi Şarku’l Avsat’a aittir.



Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.


Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın yeniden kapanması Gazze’deki hastaları yeniden ölümle karşı karşıya bıraktı

Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)
Han Yunus’taki Kızılay Hastanesi avlusunda tedavi için Gazze’den çıkmayı bekleyen Filistinli hastalar tekerlekli sandalyelerde oturuyor. (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki hastalar ve yaralılar, İsrail makamlarının Refah Kara Sınır Kapısı’nı yeniden kapatmasının ardından son derece ağır ve zor koşullarla karşı karşıya kaldı. Ateşkes anlaşması kapsamında kısa süreliğine kısmen açılan kapı, daha önce uzun süre kapalı tutulmuş ve on binlerce kişinin tedavi için Gazze’den çıkmasına engel olmuştu.

Refah Sınır Kapısı’nın geçen yıl şubat ayı başında yeniden açılması, hastalar ve yaralılar için tedavi amacıyla Gazze’den çıkma konusunda umut yaratmıştı. Ancak İsrail’in çıkış yapmasına izin verdiği kişi sayısına sınırlama getirmesi durumu daha da karmaşık hale getirdi. Geçtiğimiz ayın 28’inde İran’a yönelik savaşın başlamasıyla kapının yeniden kapatılması ise bu umutları tamamen kararttı.

fvvfe
Yeniden kapatılmadan önce Mısır tarafındaki Refah Sınır Kapısı önünde bekleyen Mısır ambulansları. (Reuters)

Nadir görülen “Sanfilippo sendromu” hastalığından muzdarip 12 yaşındaki Esma eş-Şaviş, annesinin Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya göre yıllardır ölüm riskiyle karşı karşıya bulunuyor ve son dönemde sağlık durumu kritik biçimde kötüleşmiş durumda.

Anne, kızının 2023 yılında – savaşın başlamasından kısa süre önce – yurt dışında tedavi için tıbbi sevk aldığını, ancak savaşın patlak vermesi nedeniyle Gazze’den çıkamadığını söyledi. O günden bu yana küçük kızın sağlık durumunun her geçen gün daha da kötüleştiğini belirtti.

dfvf
Yaralı bir kız çocuğu, yeniden kapatılmadan önce Refah Sınır Kapısı üzerinden taşınıyor. (Mısır Kızılayı)

Annesi, kızının artık su içme yetisini kaybettiğini, beyin küçülmesi, karaciğer ve dalak büyümesi yaşadığını ve sürekli nöbet geçirdiğini belirtti. Çocuğun hayatta kalabilmesi için hastanelerde her gün tedaviye ihtiyaç duyduğunu ifade eden anne, durumunun hızla kötüleştiğini vurguladı.

Anne sözlerini şöyle sürdürdü:

“Refah Kapısı açıldığında yeniden seyahat edebileceğimiz ve tedaviye ulaşabileceğimiz konusunda biraz umutlanmıştık. Ancak bizim gibi bekleyen çok sayıda hasta ve yaralı olduğu için çıkışımız gecikti. Sonra işgal güçleri kapıyı yeniden kapattı ve bizi tekrar kaderimizle baş başa bıraktı. Çocuğumu bu halde gördükçe içim parçalanıyor. Son nefeslerini alıyor gibi… Her an ölebilir.”

20 bin hasta

Gazze Sağlık Bakanlığı’na göre Gazze’de 20 binden fazla hasta ve yaralı, acil olarak yurt dışında tedaviye ihtiyaç duyuyor. Sınır kapısının yeniden düzenli biçimde açılmasını bekleyen bu kişiler arasında hayatını kaybedenlerin sayısının arttığı bildiriliyor.

sfrgty
Böbrek yetmezliği yaşayan bir Filistinli kadın, Gazze’nin merkezindeki bir hastanede diyaliz tedavisi görüyor. (Reuters)

Bakanlık, Gazze’deki hastanelerin bu hastaların hayatını kurtarabilecek tıbbi imkânlara sahip olmadığını ve İsrail ablukasının yarattığı ağır koşullar nedeniyle bazı ilaçların tamamen tükendiğini, bazılarının ise tükenmek üzere olduğunu belirtiyor.

Hükümet Medya Ofisi’nin verilerine göre Refah Sınır Kapısı’nın kısmen açık kaldığı süre boyunca toplam 1148 kişi giriş-çıkış yapabildi. Oysa ateşkes anlaşmasına göre 3 bin 400 kişinin seyahat etmesi planlanıyordu. Bu da anlaşmanın yaklaşık yüzde 33’ünün uygulanabildiğini gösteriyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Hamas’a bağlı hükümet kaynakları ise Refah Kapısı’nın yeniden açılmasına ilişkin herhangi bir vaat bulunmadığını, hatta kısmi bir açılış ihtimalinin bile gündemde olmadığını söyledi.

Hamas Sözcüsü Hazım Kasım, Refah Kapısı’nın “asılsız güvenlik gerekçeleri ve yalanlar” öne sürülerek kapalı tutulmasının ateşkes anlaşmasının açık ve ciddi bir ihlali olduğunu belirtti. Kasım, bunun özellikle Mısır başta olmak üzere arabuluculara verilen taahhütlerden geri adım anlamına geldiğini ve Gazze’ye uygulanan kuşatmanın daha da sıkılaştırılması çerçevesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bu durumun on binlerce yaralının seyahat ederek tedavi görmesini engellediğini söyledi.

Sahada gerilim sürüyor

Sahadaki gelişmelerde ise İsrail saldırıları devam ederek fazla Filistinlinin ölümüne neden oluyor. İsrail ordusu salı günü yaptığı açıklamada 6 Filistinlinin öldürüldüğünü duyurdu. Bunlardan üçünün Gazze’nin kuzeyinde “sarı hattı” geçtikleri iddiasıyla vurulduğu, diğer üçünün ise Refah’taki tünellerde bulunan Hamas mensupları olduğu ileri sürüldü.

Ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana Filistinli ölü sayısı 656’nın üzerine çıktı. Bunların en az 20’si, İran’la savaşın başlamasından sonra hayatını kaybetti. 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı ise 72 bin 134’e ulaştı.

tyn
Filistinliler, Gazze kentine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından hayatını kaybeden bir kişinin cenazesini taşıyor. (AFP)

İsrail güçleri, Gazze’de “sarı hattın” her iki tarafında da hava ve topçu saldırıları ile ateş açma eylemlerini sürdürdü. Aynı zamanda ikinci gün üst üste, Han Yunus’un doğusunda özellikle Salahaddin Caddesi’ne yaklaşık 20 metre mesafedeki bölgelerde kalan evlerin buldozerlerle yıkıldığı görüldü.

Bir savaş uçağı, İsrail’in tahliye emri verdiği ve sakinleri tarafından boşaltılan Kuzey Han Yunus’taki bir evi bombaladı. Ayrıca Gazze kentinin güneybatısında, yerinden edilmiş sivillerin çadırlarının yakınındaki boş bir arazide bulunan cep telefonu şarj noktası ve internet hizmeti veren bir alan da hedef alındı.


Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
TT

Suriye İçişleri Bakanlığı, Seraya el-Cevad milislerinin itiraflarının bir kısmını yayınladı

24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)
24 Şubat’ta Ceble kırsalında düzenlenen nitelikli bir operasyonda Seraya el-Cevad milislerinin lideri etkisiz hale getirildi. (SANA)

Suriye İçişleri Bakanlığı, yaklaşık iki hafta önce Bakanlık tarafından Seraya el-Cevad olarak bilinen örgütün en önemli merkezlerinden birinin hedef alındığının duyurulmasının ardından, dün operasyona ilişkin görüntülü bir rapor yayımladı. Raporda, örgütün sahil bölgesinde ikmal hatları kurduğu, bir operasyon odası oluşturduğu ve devrik rejime bağlı eski milis liderlerinden mali destek aldığı yönündeki itiraflara yer verildi. Bu destekle Suriye İç Güvenlik Güçleri’ne yönelik saldırıların planlandığı belirtildi.

Görüntülü raporda, Lazkiye vilayetine bağlı Ceble kırsalındaki Beyt Aluni ve Besniya bölgelerinde 23 Şubat’ta İç Güvenlik Güçleri tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonlardan görüntüler yer aldı.

Bakanlığa göre operasyon, birkaç gün süren hassas bir istihbarat takibinin ardından Seraya el-Cevad milis grubunun en önemli merkezlerinden birini hedef aldı. Operasyonda sahil bölgesindeki grubun lideri olduğu belirtilen Beşşar Abdullah Ebu Rukiyye ile birlikte iki üst düzey üye öldürüldü, 6 kişi ise gözaltına alındı. Milis gruba ait silah ve patlayıcı deposunun tamamen imha edildiği operasyonda, özel görev kuvvetlerinden bir güvenlik görevlisi hayatını kaybederken bir başka görevli hafif yaralandı.

Bakanlığın yayımladığı görüntülü raporda yer alan itiraflara göre gözaltına alınan kişiler, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırılara katıldıklarını kabul etti. Şüphelilerden biri, genel güvenlik devriyesine saldırdığını ve çıkan çatışmada bir güvenlik görevlisini öldürdüğünü itiraf etti.

İfadelerde ayrıca, bir operasyon odası kurulduğu belirtildi. İtiraflara göre Seraya el-Cevad milisleri, iş insanı kardeşler Eymen Cabir ve Muhammed Cabir’den mali destek aldı; lojistik ikmalin ise Lübnan üzerinden sağlandığı ifade edildi.

dsvfe
Seraya el-Cevad’ın finansörü iş adamı Muhammed Cabir’in sağ kolu Albay Muhammed Nedim eş-Şab (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye’de devrik rejime yakın isimlerden biri olarak bilinen Muhammed Cabir’in daha önce bir televizyon röportajında, 6 Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde düzenlenen saldırıyı yönettiğini kabul ettiği belirtildi. Öte yandan El Cezire televizyonunda yayımlanan ‘el-Müteharri’ programının elde ettiği belge ve ses kayıtlarının, devrik rejimin önde gelen bazı isimlerinin yeni silahlı gruplar kurarak Suriye İç Güvenlik Güçleri ve orduya yönelik saldırılar planladığını ortaya koyduğu aktarıldı. Suriye İçişleri Bakanlığı’nın ise söz konusu grupların üyelerini takip ettiği ve faaliyetlerini engellemeye çalıştığı ifade edildi.

sdfrg
Dördüncü Tümen Komutanı Gıyas Süleyman Dalla (Sosyal medya)

Seraya el-Cevad adlı silahlı grubun, Lazkiye, Ceble ve Tartus’u kapsayan Suriye sahil bölgesinde faaliyet gösterdiği belirtiliyor. Örgüt ilk olarak Ağustos 2025’te sosyal medyada yayılan ve Ceble kırsalında İç Güvenlik Güçleri’ne ait bir aracın bombalanmasını gösteren video ile gündeme geldi.

Eylül 2025’te askeri faaliyetlerine resmen başladığını duyuran örgüt, 9 Kasım 2025’te yayımladığı bir videoda Baniyas karakolunu hedef alan ve 27 Ekim 2025’te gerçekleştirildiği belirtilen saldırının görüntülerini paylaştı. Bunu, Ceble Köprüsü’nde güvenlik araçlarını hedef alan başka saldırıların izlediği bildirildi.

sdvfv
Suriye ordusunun 25. Tümeni’nin eski komutanı Süheyl el-Hasan, 21 Mart 2021’de Rus güçleriyle birlikte (Rus medyası)

Söz konusu örgütte, eski rejim güçlerinde görev yapan ve ‘Kaplan’ lakabıyla bilinen Süheyl el-Hasan ile bağlantılı bazı isimlerin de öne çıktığı belirtiliyor. Ayrıca ‘Sahil Kalkanı Tugayı’ olarak adlandırılan grubun lideri Mikdad Fatiha ile bağlantılı kişiler de örgüt içinde yer alıyor. Fatiha’nın, Mart 2025’te Suriye sahil bölgesinde meydana gelen patlama olaylarına karışmakla suçlandığı ve yeni Suriye yönetimine karşı bölgede ortaya çıkan en sert silahlı gruplardan birini yönettiği ifade ediliyor.

Sahil Kalkanı Tugayı, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin hemen ardından sahil bölgesinde ortaya çıkan ilk silahlı grup olarak kaydedildi. Bunu daha sonra üç farklı grup izledi: Seraya el-Cevad, Suriye’yi Kurtarma Askeri Konseyi ve en-Nuhbe Kuvvetleri.

Daha önce yayımladığı bir açıklamada Seraya el-Cevad, Alevi toplumunun dini referansı olarak Yüksek Alevi İslam Konseyi Başkanı Gazal Gazal’ı gösterdiğini duyurdu. Gazal’ın, Aleviler için federal bir yapı kurulması çağrısında bulunduğu da belirtildi.

cxd vdf
Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya, geçtiğimiz cumartesi günü Suriye’nin Tartus vilayetinin güvenliğini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamak suçundan suçlu bulunarak tutuklandı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Tartus birimi, 7 Mart’ta Terörle Mücadele Şubesi ile koordinasyon içinde düzenlediği operasyonda Ali Zuheyr İdris, Ammar Madin Yusuf ve Musa Mazhar Miya isimli üç kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, söz konusu kişilerin vilayetin güvenliğini ve vatandaşların emniyetini hedef alan terör eylemleri planlamak ve hazırlamakla suçlandığını açıkladı.

Operasyonun, ‘Ali’ olarak anılan şüphelinin devrik rejim kalıntılarıyla bağlantılı bir terör hücresine liderlik ettiğini ortaya koyan hassas istihbarat bilgilerine dayanarak gerçekleştirildiği belirtildi. Yetkililere göre şüpheli, komşu ülkelerden birinde patlayıcı düzenekler ve patlayıcı maddelerin hazırlanmasına yönelik eğitim aldıktan sonra sabotaj planlarını hayata geçirmek amacıyla yeniden Tartus’a sızdı. Operasyon sırasında ele geçirilen materyallere usulüne uygun şekilde el konulduğu, gözaltına alınan kişilerin ise soruşturmanın tamamlanması için Terörle Mücadele birimine sevk edildiği bildirildi.