Irak İslamofobi’ye karşı diplomatik çabalarını yoğunlaştırdı

İsveç’in Bağdat Büyükelçiliği’nin yakılmasıyla sona eren toplu gösterilerin ardından Irak hükümeti İslamofobi’ye karşı diplomatik çabalarını arttırdı

Mukteda es-Sadr destekçileri, İsveç ve Danimarka’da Kur’an-ı Kerim’e yapılan saygısızlığı kınamak için Bağdat’taki Cumhuriyet Köprüsü üzerinde yürüyüş yaparken (AP)
Mukteda es-Sadr destekçileri, İsveç ve Danimarka’da Kur’an-ı Kerim’e yapılan saygısızlığı kınamak için Bağdat’taki Cumhuriyet Köprüsü üzerinde yürüyüş yaparken (AP)
TT

Irak İslamofobi’ye karşı diplomatik çabalarını yoğunlaştırdı

Mukteda es-Sadr destekçileri, İsveç ve Danimarka’da Kur’an-ı Kerim’e yapılan saygısızlığı kınamak için Bağdat’taki Cumhuriyet Köprüsü üzerinde yürüyüş yaparken (AP)
Mukteda es-Sadr destekçileri, İsveç ve Danimarka’da Kur’an-ı Kerim’e yapılan saygısızlığı kınamak için Bağdat’taki Cumhuriyet Köprüsü üzerinde yürüyüş yaparken (AP)

Irak Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile telefon görüşmeleri gerçekleştirdi. Ayrıca Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’dan bir telefon aldı. Yapılan telefon görüşmelerinde, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) bakanlar düzeyinde acil bir zirve düzenlemesi için çabaları birleştirmeye, Kur’an-ı Kerim’e yönelik devam eden nefret eylemlerinin yansımalarını tartışmaya, dünya genelindeki İslamofobi olgusuyla mücadele etmeye ve bu konuda gerekli tedbirler almaya odaklanıldı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği yazılı açıklamada, Bakan Hüseyin’in “İsveç hükümetinin Kur’an-ı Kerim’in yakılmasına, İslam dininin kutsallarına hakaret edilmesine ve Irak bayrağının yakılmasına izin vermeye yönelik tekrarlayan davranışlarına karşı Irak hükümeti tarafından alınan diplomatik önlemler hakkında mevkidaşlarına bilgi verdiği” kaydedildi. Açıklamada “bu tür provokatif eylemlerin uluslararası anlaşmalara ve normlara zarar verdiği, toplumsal barışı tehdit ettiği ve şiddet ve nefret kültürünü körüklediği” ifade edildi. Buna ek olarak “bakanların, Irak’ın duruşunu ve Kur’an mushafına yönelik tekrarlayan hakaretlerin yansımalarının tartışılması için İİT’nin bakanlar düzeyinde acilen toplanmasına yönelik çağrısını desteklediklerini ifade ettikleri” bildirildi.

ascd
Perşembe günü İsveç Büyükelçiliği önündeki protestocularla güvenlik güçleri arasında çıkan arbededen bir kare (AP)

Irak’ın Arap ve İslami ülkelerin desteğini toplamaya doğru yeni yönelimi, Şii güçlerin yoğun katılımıyla gerçekleştirilen kitlesel gösterilerin ardından geldi. Bu gösterilerin baş ve en etkili aktörü Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi oldu. Sadr’ın yaptığı bazı açıklamalar, öfkeli kitlesinin Bağdat’taki İsveç Büyükelçiliği’ni basarak tamamen yakmasına sebep oldu. Bu olay ABD de dahil olmak üzere, birçok ülke tarafından öfkeye yol açtı. Bunun sonucunda, Bağdat ile Stockholm arasındaki diplomatik ilişkiler kesildi ve İsveç, büyükelçiliği personelini Bağdat’tan ülkeye taşımak zorunda kaldı.

Irak hükümeti İsveç’in Bağdat Büyükelçiliği’nin protestocular tarafından yakılmasını kınamış olsa da, Muhammed Şiya es-Sudani başkanlığındaki Ulusal Güvenlik Kabinesi’nin kararıyla İsveç ile ilişkileri kesti. Ayrıca, halk arasında İsveç ürünlerinin boykot edilmesi yönündeki çağrıların arttığı bir sırada, Irak hükümeti, İsveçli telekomünikasyon şirketi Ericsson ile iş yapmayı durdurma kararı aldı.

İsveç’e karşı Irak’ın diplomatik tepkileri devam ederken, Irak diplomasisi başka bir durumla karşı karşıya kaldı. Danimarka’da İslam düşmanı aşırı sağcı bir grup, Kopenhag’daki Irak Büyükelçiliği önünde Kur’an-ı Kerim mushafı yaktı. Sosyal medyada cuma günü yayılan bir video, Kur’an-ı Kerim ve Irak bayrağının Kopenhag şehrindeki Irak Büyükelçiliği önünde saygısızca muamele gördüğünü ve yakıldığını belgeledi. Bu grup, İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanana benzer bir şekilde, saldırısını Danimarka polisinin aldığı sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirdi.

Öfkeli tepki ve diplomasi

Danimarkalı grubun başkent Kopenhag’da Kur’an-ı Kerim ve Irak bayrağını yakmasının ardından Irak Dışişleri Bakanlığı, “Irak’ın Kopenhag Büyükelçiliği önünde Kur’an-ı Kerim’e ve Irak bayrağına yönelik taciz olayını güçlü ve aynı ifadelerle kınadığına” dair bir açıklama yaptı. Ayrıca bakanlık, “ifade hakkı ve gösteri özgürlüğü bağlamına oturtulması mümkün olmayan bu menfur olaylara ilişkin gelişmeleri yakından ve tam bir sorumlulukla takip ettiğini, bu eylemlerin tepkileri körüklediğini ve tüm tarafları kritik bir pozisyona soktuğunu” kaydetti.

Bakanlık ayrıca uluslararası toplumu, dünya çapında toplumsal barışı ve birlikte yaşama anlayışını bozan bu menfur olaylara karşı acilen sorumlu bir duruş sergilemeye çağırdı. Danimarka Büyükelçiliği’ne karşı halkın olası öfkeli tepkisinden endişe duyan bakanlık “ülkeler arasındaki diplomatik ilişkileri düzenleyen Viyana Sözleşmesi’ne tam bağlılığını” vurguladı ve “ülkedeki diplomatik misyonlara yönelik açıklamasını” yineledi. Ayrıca “Irak hükümetinin tüm misyonlarda çalışan diplomatik personelin güvenliğini ve korunmasını sağlamakla yükümlü olduğunu” açıkladı. Bakanlık “İsveç Büyükelçiliği’nin Bağdat’ta maruz kaldığı olayın bir daha tekrarlanmasına izin verilmeyecek bir olay olduğunu ve benzer herhangi bir olayın hukuki yaptırıma tabi olacağını” belirtti. Ayrıca açıklamada, bakanlığın “Irak devletinin değerlerini ve onurlu Irak halkının ahlakını ifade ettiği” kaydedildi.

Mukteda es-Sadr (Reuters)
Mukteda es-Sadr (Reuters)

Bu sırada, Mukteda es-Sadr taraftarları ile Şii Koordinasyon Çerçevesi’ne bağlı silahlı gruplar arasında bir hareketlilik başladı. Mevcut Irak hükümetinde yer alan Şii siyasi güçleri çatısı altında toplayan Koordinasyon Çerçevesi güçleri, Sadr yanlılarının Yeşil Bölge yakınlarındaki gösterilerinin siyasi mesajlar vermeyi amaçladığını söylediler. Dün gece onlarca Sadr taraftarı, Kur’an-ı Kerim ve Irak bayrağına yönelik hakaretlerin tekrarlanmasına karşı protesto düzenlemek amacıyla Yeşil Bölge’ye doğru Cumhuriyet Köprüsü’nü geçti. Bunun üzerine Mukteda es-Sadr sabah Twitter hesabından bir paylaşım yaparak “Artık konuşmak beyhude” ifadelerini kullandı.

Koordinasyon Çerçevesi’ne bağlı liderlerden biri olan Aid el-Hilali açıklamasında, “Mukteda es-Sadr taraftarlarının Kur’an-ı Kerim’in ve Irak bayrağının yakılmasını protesto etme başlığıyla Yeşil Bölge yakınlarında düzenlediği gösterilerin, iki taraflı siyasi bir mesaj vermeyi amaçladığını” belirtti. Hilali, ilk olarak “Sadr Hareketi liderliğinin, siyasi sahneye geri dönmek istediğini ve yakın gelecekte bunu yapacağına dair bir mesaj iletmek istediğini” ifade etti. “İkinci mesajın ise Sadr yanlılarından Sadr liderlerine yönelik olduğunu ve ‘Biz geri dönmek istiyoruz. Önümüzdeki seçimlere katılmak istiyoruz. Hala Irak sokaklarını kontrol ediyoruz’ işaretini taşıdığını” öne sürdü.



Mısır: Doların kara borsada değer kaybı fiyatlara neden yansımıyor?

Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)
Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)
TT

Mısır: Doların kara borsada değer kaybı fiyatlara neden yansımıyor?

Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)
Kahire'nin Abidin bölgesinde bir sebze pazarında dolaşan Mısırlı kadın (EPA)

Mısır'ın finans uzmanları kara borsa piyasasında doların değer kaybetmesiyle meşgulken bir yandan da uzmanlar ve yetkililer, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile Ras el-Hikme sahil bölgesinin geliştirilmesi için imzalamanın Mısır tarihindeki en büyük doğrudan yatırım anlaşmasının faydalarını gündem ediyor.  Ancak kamuoyunun en çok merak ettiği ve üzerinde durduğu konu "Fiyatlar ne zaman düşecek?" sorusu olmaya devam ediyor. Doların kara borsadaki düşüşüne rağmen, ürün ve mal fiyatlarının neden düşmediğine dair bir şaşkınlık var.

Yerel medya kaynaklarının bildirdiğine göre, resmi olarak dolar kuru 30,85 Mısır lirasında (egp) sabitlenirken, kara borsada doların fiyatı Pazar işlemleri sırasında 50 Mısır lirasının altına düşerek 48 - 49 Mısır lirasına kadar geriledi. Bu düşüş, birkaç hafta öncesine kadar 70 Mısır lirasına ulaşan doların, alım satım işlemlerinin tamamen durduğu bir ortamda yaşandı.

Buna bağlı olarak, son zamanlarda fiyatları hızla artan altının fiyatı kuyumcularda daha önce görülmemiş bir şekilde düştü. Bu durum sosyal medyada hemen yer buldu ve kullanıcılar, fiyat düşüşlerinin diğer mallara neden yansımadığına dair soruları gündeme getirdiler.

Raşa Kasım adlı sosyal medya kullanıcısı şöyle dedi: "Peki fiyatlar ne zaman düşecek, yoksa dolar yükseldiğinde fiyatlar artıyor da dolar düştüğünde yine mi artıyor? ... Biri bize bunu açıklasın." Diğer bir kullanıcı ise, yağ, şeker ve pirinç fiyatlarının altın ve doları kıskanarak düşmesini umduğunu belirtti.

Münir Vasfi adını kullanan bir hesapta ise şöyle yazıldı: "Altın ve doların bu şekilde düşmesi, inşallah yiyeceğimizin (falafel) tekrar büyük boy olacağının bir göstergesi."

Mısır Ticaret Odaları Birliği'nin Genel Sekreteri Dr. Ala Izze, gazetecilere yaptığı açıklamada aynı iyimserliği dile getirdi. Izze şöyle dedi: "Dolara bağlı tüm malların fiyatlarında önümüzdeki günlerde büyük bir düşüş olacak. Yakın dönemde fiyatlarda daha büyük bir düşüş bekliyoruz; çünkü doların düşmeye devam etmesiyle fiyatlar da düşecek ve önümüzdeki dönem için iyimseriz."

Fiyatlar konusu hükümetin de gündeminden uzak değildi; Başbakan Mustafa Medbuli, stratejik mallar ve ilaçlar için gereken döviz finansmanının sağlanması durumunu takip etmek üzere Pazar günü (dün) bir toplantı düzenledi. Toplantıda, piyasalarda stratejik malların sağlanma durumu ve özellikle buğday, yağ ve süt tozu gibi mallar için gerekli döviz finansmanının sağlanması ele alındı.

Başbakanlık Sözcüsü Muhammed el-Humsani, Merkez Bankası Başkanı'nın toplantıda, şu anda üzerinde çalışılan öncelikler ajandası olduğunu ve bunun başında stratejik mallar ve ilaçlar için döviz finansmanının sağlanmasının geldiğini belirttiğini söyledi. Toplantıda ayrıca, gümrüklerde bulunan gıda maddeleri, ilaç ve yemlerle ilgili bazı raporlar gözden geçirildi; şu anki toplam değerinin yaklaşık 1.3 milyar dolar olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca, piyasaların son iyi haberlere tepki gösterdiği ve mısır ve soya fasulyesi fiyatlarında gerçekleşen düşüşe dikkat çekildi. Bu dönemde piyasa hareketlerinin sürekli olarak izlendiği vurgulandı.

Ras el-Hikme projesi anlaşmasının imzalanması, Mısır'a 35 milyar dolar girişini içerdiği için, ekonomi uzmanı Dr. Eşref Gurab, bu durumun yakın gelecekte ekonomik koşulların iyileşmesine ve enflasyon oranlarının düşmesine katkıda bulunacağını öngörüyor.

Gurab, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, milyarlarca dolarlık yabancı paranın Mısır'a akışının ardından bankalarda kullanıma sunulacağını belirtti. Böylece, doların resmi kurundan stratejik mallar, ham maddeler ve üretim malzemeleri ithal etmek isteyen ithalatçılar, sanayiciler ve üreticilere finansman sağlanacak. Bu durum, ithalatçıların kara borsadaki yüksek dolar kurundan ithal yapmadıkları için üretim maliyetlerini düşürecek. Sonuç olarak, üretim ve pazardaki mal arzı artacak. Bu da fiyatların düşmesine ve kısa vadede enflasyon oranlarının azalmasına katkı sağlayacak.

Uzman, fiyatların düşmesinin bir süreç olduğunu belirtiyor. Devlet bankalarına dövizin girmesi, ithalatçılara sağlanması ve ithalat işlemlerinin tamamlanması biraz zaman alacak. Ancak bu süreç, malların piyasada bulunabilmesi için çok uzun sürmeyecek. Yine de bu adımların yanı sıra, önümüzdeki dönemde hükümetin ve denetim kurumlarının piyasalar üzerinde sıkı bir denetim yapması gerekiyor. Tüccarların düşen yeni fiyatları uygulaması sağlanmalı, malların stoklanmaması ve yapay krizlerin önlenmesi için adımlar atılmalı.

Ekonomi uzmanı Dr. Huda el-Mellah, Şarku’l Avsat’la yaptığı röportajda, Ras el-Hikme anlaşmasının fiyatları düşürme etkisinin dolar ve altın fiyatlarındaki düşüşten sonra gelecek haftalarda hissedileceğini söyledi. Vatandaşların büyük bir iyimserlikle hızlı bir fiyat değişimi beklediğini, ancak bu değişimin hemen gerçekleşmeyeceğini belirtti. Zira tüccarlar doların yüksek olduğu dönemde eski fiyatlarla alım yaptı. Bu nedenle, her bir tüccarın elindeki stok bitmeden fiyatları düşürmeye yanaşmayacağını çünkü zarar etmek istemeyeceklerini ifade etti.

Uzman, sonuçların vatandaşlar tarafından hissedilmesi için hükümetin de adımlar atması gerektiğini vurguladı. Hükümet, anlaşmanın faydalarını hızla vatandaşa ulaştırmak için harekete geçmeli. Özellikle Ramazan ayının yaklaşmasıyla, desteklenen fiyatlarla mal sunan fuarlar ve satış noktalarının çoğaltılması gerekiyor. Ayrıca, kara borsayı tamamen ortadan kaldırmak için bankalarda doların sağlanması önem taşıyor.


İsrail'in kuzeyine yapılan Hizbullah saldırısını Demir Kubbe engelledi

İsrail'in Demir Kubbe sistemi güney Lübnan'dan fırlatılan bir füzeyi önledi (EPA)
İsrail'in Demir Kubbe sistemi güney Lübnan'dan fırlatılan bir füzeyi önledi (EPA)
TT

İsrail'in kuzeyine yapılan Hizbullah saldırısını Demir Kubbe engelledi

İsrail'in Demir Kubbe sistemi güney Lübnan'dan fırlatılan bir füzeyi önledi (EPA)
İsrail'in Demir Kubbe sistemi güney Lübnan'dan fırlatılan bir füzeyi önledi (EPA)

Hizbullah “İsrail'in kuzeyindeki El Bağdadi bölgesi ve çevresinde bulunan askeri noktayı füzelerle hedef alarak doğrudan vurduğunu” duyurdu.

Hizbullah Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, saldırının  “Gazze Şeridi'ndeki kararlı Filistin halkımıza ve onların yiğit direnişine destek vermek için" yapıldığını bildirdi.

İsrail ordusu ise günün erken saatlerinde İsrail'in kuzeyinde sirenlerin çaldığını bildirdi.

İsrail medyası, Golan Tepeleri'ndeki Mecdel eş-Şems ve Masada köyleri de dahil olmak üzere birçok bölgede düşman uçaklarının sirenlerinin duyulduğunu açıkladı.

7 Ekim’de Hamas’ın İsrail'e saldırmasının ardından İsrail’in Gazze Şeridi'nde savaş başlatmasıyla birlikte İsrail ordusu ile Hizbullah arasında İsrail-Lübnan sınırında neredeyse her gün bombardımanlar yaşanıyor.


Cezayir Camisi Ramazan ayına kadar tam olarak faaliyete geçecek

Cezayir Camiisi (Cami’nin Facebook’taki resmi sayfası)
Cezayir Camiisi (Cami’nin Facebook’taki resmi sayfası)
TT

Cezayir Camisi Ramazan ayına kadar tam olarak faaliyete geçecek

Cezayir Camiisi (Cami’nin Facebook’taki resmi sayfası)
Cezayir Camiisi (Cami’nin Facebook’taki resmi sayfası)

Başkentin doğu tarafında Cezayir Camisi’nin çevresindeki mahalle sakinleri, cami yönetiminin, açılıştan yaklaşık 4 yıl sonra bu Ramazan ayının başlamasından itibaren teravih namazı için caminin kapılarını açma kararı almasını sevinçle karşıladı.

Cami yönetiminin başkanı Şeyh el-Me’mun el-Kasimi’nin açıklamalarına göre, Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, hükümetin ‘mutedil dini anlayışın sembolü’ olarak görmek istediği büyük mabedin tüm tesislerindeki çalışmaların başlatılmasını denetledi. Cami yakınındaki Dahliyye mahallesinden İmad Süleymani, Şarku’l Avsat’a, hükümetin ‘nihayet bu yıl Ramazan ayından itibaren Cuma ve Teravih namazlarının camide kılınması yönündeki talebi kabul ettiğini, bu dini ve ilmi yapının İslam dünyasındaki önemi göz önünde bulundurulduğunda günlük ibadetlerle sınırlandırılmasının makul olmadığını’ söyledi. İbadet alanının 28 Ekim 2020’de Cumhurbaşkanı Tebbun tarafından açılmasından bu yana, başkentte çok sayıda vatandaş, ‘Cuma namazı ve teravih namazlarının cami faaliyetlerine dahil edilmemesini’ protesto etmek için Diyanet İşleri Bakanlığı’na defalarca mektup gönderdi. Hükümet, Cezayir Camisi’nin son dönemde kapatılmasının nedeninin ‘tesislerin inşaatının tamamlanmamış olması ve idaresindeki çalışan ve işçi sayısındaki eksiklikten kaynaklandığını’ belirtti. Tebbun pazar günü Cezayir Din İşleri Bakanı Yusuf Bilmehdi, İskan Bakanı Tarık Belaribi ve Şeyh el-Mamun el-Kasimi ile minarenin 23’üncü katında bulunan İslam Medeniyeti Müzesi’ni ziyaret etti. Bakan rütbesindeki caminin müdürü basına, “Cezayir Camii, Cezayir’in dini otoritesinin müstahkem bir kalesidir” dedi. Dini kurumun tüm kanatlarının ve tesislerinin açılmasının ‘Cezayir için bir gurur ve İslam ulusu için bir kazanç’ olduğunu vurguladı. Cezayir Camisi yönetim ofisi müdürü ve din işleri araştırmacısı Bouzid Bumedyen, Şarku’l Avsat’a cami hakkında ‘Sadece ibadet yeri değil, aynı zamanda bilimsel ve bilişsel bir kurum. Cami yönetiminin müdürü, caminin bilim ve din elitlerinin yüksek düzeyde mezun olacağı bir üniversite haline gelmesi için burada bir doktora bölümü kurmayı planlıyor” ifadelerini kullandı. Ayrıca “Seçkin, elit bir eğitim sağlayacağını ve bunun da ötesinde uluslararası bir manevi ve bilimsel yapı olacağını” belirtti.

rgbtn
Cezayir Camiisi’ndeki ibadet yeri (Cami’nin Facebook’taki resmi sayfası)

Camide çeşitli İslami dini ilimlerdeki el yazmalarının yanı sıra Cezayirli alimler tarafından yazılan Kur’an-ı Kerim nüshaları da bulunuyor. 30 hektarlık bir alanın 400 bin metrekaresi 12 binaya ayrılıyor. 20 bin metrekarelik bir alana sahip olan ibadethane 120 binden fazla kişiyi ağırlayabilecek kapasitede bulunuyor. Salon, kendine özgü mermer desteklerle süslendi ve Şeyh el-Kasimi’ye göre ‘otantik Cezayir dekorasyonunu yansıtan’ sanatsal dokunuşlara göre mermer ve çok renkli alçıdan yapılmış bir mihrap içeriyor. Kasimi Cezayir Camisi’nin ibadethanesi ve çeşitli binalarının dekorasyonunun 6 kilometrelik hat sanatıyla yapıldığını belirtti. Caminin dekanlığı, sosyal medya hesaplarında caminin ‘Afrika’nın en büyük, dünyanın ise en büyük üçüncü camisi’ olduğunu söyledi. Aynı zamanda çok işlevli bir minare olarak kabul edilen mimari karakteri, modernlik ve sadeliği birleştiren, ‘265 metre uzunluğunda ve 60 metre genişliği ile dünyanın en büyük minaresini’ içeriyor. Minare, 15’i Cezayir’in tarihini anlatan müzeye ayrılmış 43 kattan oluşuyor. 10 katta mağazaların yanı sıra dini araştırmalar için bir merkez bulunuyor. Minarenin tepesinde başkentin ve körfezin panoramik manzarasını sunan bir teleskop yer alıyor. Camide ayrıca bir kültür merkezi ve bir milyon kitabın olduğu bir kütüphane de dahil olmak üzere başka alanlar da bulunuyor. Helikopterlerin inmesi için bir alan ve iki katlı inşa edilmiş, 4 bin arabayı barındırabilecek bir garajda yer alıyor.


Arap Birliği: İsrail'in Filistin topraklarında uzayan işgali uluslararası adalete hakaret

(AA)
(AA)
TT

Arap Birliği: İsrail'in Filistin topraklarında uzayan işgali uluslararası adalete hakaret

(AA)
(AA)

Hollanda'nın idari başkenti Lahey'deki Barış Sarayı'nda faaliyetlerini yürüten Uluslararası Adalet Divanında (UAD), İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalar sürüyor.

Duruşmada söz alan Arap Birliği Temsilcisi Abdel Hakim El Rifai, İsrail'in Filistin topraklarındaki işgalinin "21. yüzyılda hala devam eden son baskıcı, yayılmacı, apartheid yerleşimci sömürgeci işgali" olduğunu belirtti.

"Bu uzayan işgal, uluslararası adalete bir hakarettir. Buna bir son verme başarısızlığı, Filistin halkına karşı yürütülen ve soykırıma varan bugünkü dehşete yol açtı." ifadelerini kullanan Rifai, insanları yerinden etmenin ve topraklarını işgal etmenin ahlaki ve hukuki bir savunmasının olamayacağını vurguladı.

Orman hukukunun değil, sadece hukukun üstünlüğünün bölgesel barışa götüreceğini belirten Rifai, "barış içinde birlikte yaşamaya giden yolun işgali sonlandırmaktan geçtiğini" ifade etti.

Yine Arap Birliği adına söz alan uluslararası hukukçu Ralph Wilde ise Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin hakkının, onların topraklarında bir asrı aşkın süredir devam eden, sadece Yahudi halkı için bir ulus devleti şiddet kullanarak ve sömürü yoluyla kurmak için yürütülen çabalar nedeniyle engellendiğini belirtti.

Wilde, İsrail'in işgali sürdürmek için insan hakları hukukunun arkasından dolanma imkanının bulunmadığını vurguladı.

Wilde konuşmasını, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında öldürdüğü Filistinli akademisyen, şair ve yazar Rıfat el-Arir'in "İlla ölmem gerekiyorsa, sen yaşamalısın, hikayemi anlatmak için. İlla ölmem gerekiyorsa, umut getirsin, bir masal olsun bu uçurtma" şiirinden dizeler okuyarak tamamladı.


Eski Libya Veliaht Prensi Senusi: Libya toplumunun devletini kurmak için uygun formül monarşidir

Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed er-Rıza el-Hasan es-Senusi
Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed er-Rıza el-Hasan es-Senusi
TT

Eski Libya Veliaht Prensi Senusi: Libya toplumunun devletini kurmak için uygun formül monarşidir

Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed er-Rıza el-Hasan es-Senusi
Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed er-Rıza el-Hasan es-Senusi

Muhammed Zahid Gül 

61 yaşındaki Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed er-Rıza el-Hasan es-Senusi, ülkeyi 2011 yılında eski Cumhurbaşkanı Muammer el-Kaddafi rejiminin çökmesinden bu yana daldığı çatışma bataklığından kurtarmak için kapsamlı bir ulusal diyalog çağrısı yapıyor.

Ayrıca Muhammed es-Senusi, 1951 Libya Krallığı Anayasası'nı (Bağımsızlık Anayasası) etkinleştirme yönünde bir girişim başlatarak, monarşi rejimine yeni bir soluk getirmeye çalışıyor. 

Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül, Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed es-Senusi, ile Libya'nın mevcut durumu, ulusal diyalog çağrısı ve monarşi rejimi hakkındaki fikirleri hakkında konuştu.

Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed er-Rıza el-Hasan es-Senusi, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı
Eski Libya Veliaht Prensi Muhammed er-Rıza el-Hasan es-Senusi, Independent Türkçe Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül'ün sorularını yanıtladı

Sayın Prens öncelikle Libya sizin için ne ifade ediyor?

Libya bizim her zaman gönlümüzde. Bizler Libya'yı isteyerek terk etmedik. Rahmetli babamın ölmeden önce hastalanması üzerine ülkeyi terk etmek zorunda kaldık.

Ülkemde doğdum, büyüdüm. Ülkemin okullarında okudum. Hayatımın baharında orada çalıştım.

Libyalıların yaşadıklarını ben de yaşadım, onları etkileyenler beni de etkiledi. Yaşadıkları acıları ve sorunları paylaştık. Toplumumuzun yaşadıklarından hiç uzaklaşmadık.

"Ülkenin birliği ve bekası tehlikede"

Sizce ülkede işler nereye doğru gidiyor?

Libyalıların tıpkı diğer halklar gibi, hak olan en temel hakları elde etmek için neredeyse her gün maruz kaldıkları sıkıntılar ve hayat şartları beni üzüyor.

Öte yandan ülkedeki resmî kurumları birleştirecek uygun anayasal ve siyasi çatının yanı sıra ülkeyi demokrasiye ve refaha taşımayı amaçlayan uluslararası çabaların olmamasıyla birlikte birden fazla hükümetin ve yasama kurumlarının ortaya çıkması ve çatışmalar yüzünden ülkede yaşanan siyasi çıkmaz da beni endişelendiriyor.

Bu eşi ve benzeri görülmemiş siyasi çıkmaz, ülkemizi, dağılmaya ve yok olmaya itecek bir silahlı çatışmanın önünü açabilecek tehlikeli bir sürece sürüklenmekle tehdit ediyor. 

Ülkenin birliği ve bekası tehlikede. Bizi ülkeyi çöküşten kurtarmak için en çok motive eden de bu konu.

"Çağın gereklerine ayak uyduran bir monarşi inşa edebilecek"

1951 Anayasası'nın değiştirilmesini destekliyor musunuz?

Bağımsızlık Anayasası, atalarımızın, dedelerimizin bugün içinde bulunduğu duruma tanık olduğumuz ülkeyi anayasal monarşi çatısı altında oluşturup dünyaya açmaları formülüyle yakından ilişkili tarihi bir belgedir.

Bağımsızlık Anayasası, yeni monarşinin şartlarının bir sonucuydu ve onun görüşlerini aktarıyordu.

Daha sonra ulusal çıkarlar böyle gerektirince düzenleyici kurallar ve kanunlar çerçevesinde bir noktada değiştirildi.

Bağımsızlık Anayasası, yeniden yürürlüğe girdiğinde ülkemizde meydana gelen değişimlere anayasal ve hukuki yollarla çağa ve çağın gereklerine ayak uyduran bir monarşi inşa edebilecek.

Ancak bu, üzerine inşa edildiği anayasanın temellerinden taviz verileceği anlamına gelmiyor.

Libya'nın bölge ülkeleriyle ve komşularıyla ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerek bölgedeki gerekse uluslararası toplumdaki tüm komşularımıza ve dostlarımıza tamamen saygı duyuyor ve ülkemizin ilişkilerini karşılıklı saygı ve her alanda olumlu entegrasyon üzerine inşa edebildiğini görmek istiyoruz.

(AFP)
(AFP)

"Libyalılar, artık ülkesinin zenginliklerinin hayatlarına olumlu yansıdığını göremiyor"

Libya'nın petrol serveti vatandaşların hayat şartlarına nasıl yansıyabilir?

Ne yazık ki, ülkemizin bugün yaşadığı bölünme, kaos, iktidar ve para üzerindeki yıkıcı mücadele, ülkenin servetinin israf edildiği ve yolsuzlukların yapıldığı cehennemi bir döngü yarattı.

Yolsuzluk vakaları o kadar yaygınlaştı ki Libyalılar artık ülkelerinin zenginliklerinin hayat şartlarına olumlu yansıdığını göremiyor.

Buna ancak ülkenin üzerine kurulduğu monarşik anayasal sistemde iyi yönetimle ve harcamalarda gerekli şeffaflığı ve servetin adil dağılımını artıracak, altyapı ve hizmetlerdeki gelişmelerin istisnasız ve ayrımcılığa uğramadan ülkenin dört bir yanına ulaşmasını sağlayacak kurumların otoritesi ve yasa aracılığıyla geri dönülebilir.

"Seçimler bir başlangıç değil, yeniden inşanın bir sonucudur"

Ülkenin istikrara kavuşması için adil seçimlerin yapılması gerektiği fikrini destekliyor musunuz?

Seçimler başlı başına bir amaç değil, demokrasi için bir araçtır.

Amaç ise ülkeye yakışan, birliğini koruyan ve demokratik sürecin başarılı kılacak tüm prosedürleri kendi organize çerçevesi içinde barındıran bir anayasayı yeniden inşa etmektir.

Seçimler bir başlangıç değil, bu inşanın bir sonucudur.

Halkın iradesini ortaya koyduğu seçimleri destekliyoruz, ama bu sürecin açık ve düzenli bir çerçevede, yeniden kaosa sürüklenmemesi için istikrarlı bir sistem içinde olması gerekiyor.

Ülkenin üzerine kurulduğu anayasal monarşi bunu garantiliyor.

"Libya toplumunun devletini kurmak için uygun formül monarşidir"

"Arap Baharı" olarak adlandırılan devrimlerden ve son on yılda Libya'da ve diğer Arap ülkelerinde meydana gelen olaylardan sonra sizce Libya monarşiye hazır mı?

Libya, sosyal ve coğrafi yapısına uygun bir sistem olması nedeniyle monarşi üzerine kurulmuştur. Monarşi, halk devrimiyle değil, askeri darbeyle sona erdi. Önceki rejim ise halk ayaklanması ve devrimle düştü.

Aradaki temel fark da buydu. Libya'nın son 13 yılda yaşadığı kaos, ülkeyi kendi otoritesi altında birleştirecek bir rejim arayışından kaynaklanıyor.

Fakat bu yöndeki girişimler başarılı olamadı. Hatta büyük sorunlara yol açtığını düşünüyorum. Çünkü bu girişimler Libya toplumunun anayasal monarşi olan özel doğasını hesaba katmıyordu.

Libya toplumunun devletini kurmak için uygun formül monarşidir. Monarşi aynı zamanda ülkenin birliğini yeniden tesis etmek ve bu birliği korumak için uygun olacaktır.

"Bugün Libyalıların çoğu, düzeni yeniden kurmanın yollarını arıyor"

Libya'nın yeniden monarşiye dönmesini uygun bir çözüm olarak mı görüyorsunuz?

Kesinlikle. Önceki sorunuza verdiğim cevapta bundan bahsediyordum. Libya'daki anayasal monarşi, Libyalıların iradesinin ve bunun kendi yönetim sistemi olması yönündeki uzlaşılarının bir sonucudur.

Libya monarşisi, Libyalıların iradesine karşı gelmemiştir. Bu da monarşinin ülkede adil ve demokratik bir düzen kurmasını sağladı. Bugün Libyalıların çoğu, bu düzeni yeniden kurmanın yollarını arıyor.

İstanbul ziyareti sırasında Prens Muhammed es-Senusi ile Libya Temsilciler Meclisi üyeleri (Independent Türkçe)
İstanbul ziyareti sırasında Prens Muhammed es-Senusi ile Libya Temsilciler Meclisi üyeleri (Independent Türkçe)

"Ulusal diyaloğa ulaşmak için siyasi organlar ve aktif güçlerle istişarelerde bulunuyoruz"

Bugün Libya'daki mevcut yetkililerle ve şu an kontrolü elinde bulunduran taraflarla ilişkiniz ya da iletişiminiz var mı?

Libya'da toplumun tüm bileşenleriyle her zaman iletişim halinde olduk. Bir süre önce de tüm taraflarla kapsamlı görüşmelere ve istişarelere başladık.

Demokrasinin yeniden tesis edilmesinin ve gelecekteki herhangi bir seçim sürecinin başarıya ulaşmasını güvence altına alacak istikrarın sağlanmasını garanti eden anayasal monarşi sistemini yeniden kurmanın yollarının ele alındığı bu görüşmelerde başarılı ve etkili bir ulusal diyaloğa ulaşmak için siyasi organlar ve aktif güçlerle istişarelerde bulunuyoruz.

Ancak bizim için asıl önemli olan, ülkesinin istikrarlı, güvenli ve güvende olmasını isteyen tüm yurttaşlarımıza ulaşmaktır.

Libya'nın geleceğiyle ilgili görüşünüz nedir?

Libyalı kadın ve erkek tüm kardeşlerimizle birlikte ortak bir söylem geliştireceğimize ve ülkemizi kurtarmak, onu ileriye ve refaha giden yola taşımak ve gelecek nesiller için parlak ve umut verici bir gelecek kurmak için aynı kararlılığa sahip olacağımıza inanıyorum.

Independent Türkçe


Barak, Netanyahu gidene kadar Knesset’in 3 hafta kuşatılması çağrısında bulundu

Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak (DPA)
Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak (DPA)
TT

Barak, Netanyahu gidene kadar Knesset’in 3 hafta kuşatılması çağrısında bulundu

Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak (DPA)
Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak (DPA)

Rehine takası ve erken seçim talebiyle düzenlenen protestolara İsrail polisinin müdahalesi sonrasında eski Başbakan Ehud Barak, protestoların benzeri görülmemiş bir şekilde artması ve Başbakan Netanyahu hükümeti düşene dek İsrail meclisi Knesset'in kuşatılması çağrısında bulundu.

Polisin protestoya yönelik saldırıları, aralarında rehine ailelerinin de bulunduğu çok sayıda kişinin yaralanmasına, Tuğgeneral Amir Haskel gibi bazı protesto liderlerinin de aralarında bulunduğu 21 kişinin gözaltına alınmasına yol açtı.

yyumö
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (AP)

Kamuoyuna seslenen Barak, Netanyahu'yu istifaya zorlamak için bir baskı aracı olarak, ülkede ekonomik hayatın felç olacağı 3 hafta boyunca kapsamlı sivil itaatsizlik eylemleri yapılmasını ve 30 ila 40 bin kişinin gece gündüz Knesset binasını kuşatmaya gönderilmesi çağrısında bulundu.

“Düşman hatlarının gerisinde tehlikeli askeri operasyonlara” liderlik etmesi nedeniyle İsrail tarihindeki en yüksek madalyaların sahibi olan Barak, ayrıca Genelkurmay Başkanı, Savunma Bakanı ve komando birimleri başkanı olarak görev yapmıştı. Barak söz konusu açıklamalarında “İsrail, Hamas ile savaştığı için değil, Netanyahu hükümeti koltukta oturduğu için tarihinin en tehlikeli durumuyla karşı karşıya. Kendisi savaşı maceracı bir şekilde yürüten, kişisel çıkarlarını devlet çıkarlarının üstünde tutan, ne pahasına olursa olsun iktidara tutunmak isteyen tehlikeli bir adam. ABD Başkanı Joe Biden'ı kazanmak ile Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’i memnun etmek arasındaki seçimde hiç tereddüt etmeden Ben-Gvir'i memnun etmeyi ve Biden ile çatışmaya girmeyi seçiyor” ifadelerinde bulundu.

Öfkeli tepkiler

Polisin protestoya yönelik saldırılarına dair öfkeli tepkiler kaydediliyor. Adalet Bakanlığı’na bağlı polis memurlarına yönelik soruşturmalarda, dün gece yayınlanan ve Tel Aviv'deki protestolar sırasında bir polis memurunun bir protestocuyu darp ettiğini gösteren görüntülerin ardından soruşturma başlatılacağı duyuruldu.

Bir yandan Netanyahu’yu protesto kampanyasının önderleri, diğer yandan ise Hamas'ın elinde tuttuğu rehinelerin aileleri, hükümete karşı protestolarının yoğunluğunu artırma kararı aldı. Zirâ Netanyahu, rehine/mahkum takası anlaşmasını müzakere etmede ve seçim tarihini ertelemede başarısız oldu. Polis ise protestoculara karşı sert baskı ve şiddet uygulayarak onları şaşırttı.

uuı
İsrail polisi Tel Aviv'deki göstericilere tazyikli suyla müdahale etti (Reuters)

Polis ilk kez göstericilerin Tel Aviv'deki Savunma Bakanlığı ve askeri komuta merkezinin yanından geçen caddede bir konuşma platformu inşa etmesini engelleme kararı aldı. Karara rağmen platformu kuran protestocuların etraflarına büyük polis güçleri toplandı. Bazı göstericiler Aylon Caddesi'ni trafiğe kapatmak için gitmeye çalıştığında polis onlara tazyikli su sıktı. 72 yaşındaki bir gösterici yaralandı. Polis, cop ve kırbaç kullanarak protestocuları zorla dağıttı.

Polis, serbest bırakılan bir rehineyi ezdi

Polis, aralarında protesto kampanyasının iki lideri Ordu Yedek Tuğgenerali Amir Haskel ve girişimci Moşe Radman'ın da bulunduğu 21 kişiyi tutukladı. Rehine ailelerinden iki kişi yaralanırken bir polis ise 51 gün Hamas’ın elinde rehin tutulduktan sonra serbest bırakılan Ilana Gritzewsky’i ezdi. Gritzewsky’nin eşi ise halen rehin.

Protesto liderliği, iki polis memurunun bir protestocunun kafasına copla vurduğunu, başka bir protestocuyu savurduğunu, başka bir polis memurunun ise bir protestocuyu kırbaçladığını gösteren bir video yayınladı. Bir başka protestocu ise bir süvari kuvvetinin kaldırımda duran protestoculara saldırdığını gördüğünü anlattı.

Bu protestolar geçen hafta düzenlenenlere göre daha kapsamlıydı. Ana yollardaki kavşaklarda ve köprülerde 70'ten fazla noktaya dağılan binlerce protestocu, Netanyahu hükümetinin devrilmesi için acil seçim sloganları attı. Netanyahu'nun fotoğrafları üzerinde “Suçlu”, “Yargılanmalı ve devrilmeli” ifadelerine yer verildi.

efbfr
İsrail polisi (arşiv)

Tel Aviv'de biri rehinelerin aileleri tarafından olmak üzere iki büyük protesto düzenlendi. Rehinelerin serbest bırakılmasını talep eden protestocular, Netanyahu'yu ihmalkarlıkla ve kişisel çıkarlarını ulusal çıkarların önünde tutmakla suçladı. 5 bin kişinin katıldığı bir başka protesto ise polis tarafından engellenmeye çalışıldı. Bu protestoda ise “Netanyahu rehinelerin hayatını feda etti”, “Hamas kendi mahkumlarını önemserken İsrail ise rehineleri umursamıyor”, “Çocuklarımızın vebali senin boynunda Netanyahu” ifadeleri kullanıldı.

Kudüs'te İsrail başbakanlık karargahı önünde bin kişinin katılımıyla üçüncü bir gösteri düzenlendi. Beerşeba'da 500, Hayfa'da ise 4 bin protestocu aktifti. Kayserya’da protestocular polis bariyerini aşıp Netanyahu'nun evine ulaşmayı başardı ancak polis güçleri onları zorla dağıttı.

Netanyahu ve polise eleştiri

Tel Aviv'de polisin şiddet içerikli davranışlarını eleştiren muhalefet lideri Lapid, polisin Ben-Gvir ve Netanyahu'nun emriyle esir ailelerinin protestolarına ilk kez saldırdığını söyledi. Aynı zamanda, “Bu saldırı, demokrasiye meydan okumanın yanı sıra, ciddi bir ahlak bozulmasına ve duygu yoksunluğuna işaret etmekte” vurgusunda bulundu.

Tel Aviv’de düzenlenen protestoda polisin uyguladığı baskıya değinen eski Savunma Bakanı Moşe Yalon, “Görünen o ki Netanyahu tamamen halkın gözü önünde olduğunun farkına vardı. Bu yüzden tüm hazine için oynamaya karar verdi. Bize kaybedecek hiçbir şeyin olmadığı mesajını veriyor. Hamas'a diz çöktüremediği için bize diz çöktürmek amacıyla savaş yürütüyor. Onun ve birlikte ülkeyi yönettiği çetenin heba ettiği devlet uğruna savaştık. Savaşıyoruz ve canımızı feda ediyoruz” vurgusunda bulundu.

6mjuy67
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta yerinden edilmiş Filistinlilerin kaldığı bir kamp (Reuters)

7 Ekim'de annesini kaybeden Rotem, Beerşeba'daki protestolarda Netanyahu'ya seslenerek “Çocukluğuma korkunç sirenler damgasını vurdu ve bunun sorumlusu sensin. Ergenlik çağımızda korku ve endişe duyuyoruz. Bunun sorumlusu sizsiniz. Etrafıma baktığımda ülkede nefreti ve bölücülüğü yaymaktan, yanılgılarla insanların beyinlerini yıkamaktan, siyasi ve insani söylemin seviyesini düşürmekten, şiddeti teşvik etmekten ve ırkçılığı yaymaktan da suçlu olduğunuzu görüyorum. Suç çetelerine serbestlik vermekten suçlusunuz. Bizi yok etmeden önce senin gitme vaktin geldi” açıklamalarında bulundu.

“Aklı karışık liderlik”

Gazze'de savaşan ve henüz tedavi görmekte olduğu ağır yaralara maruz kalan yedek subay Schneiberg, “7 Ekim'de çökmüş bir devlet, aklı karışık bir liderlik gerçeğine uyandık. Gerçeği kaybetmiştik. Dünya başımıza yıkıldı. Halkla devlet arasındaki sözleşme bozuldu. Bize umut verecek, sözleşmeyi başka gerekçelerle yenileyecek başka bir liderliğe ihtiyacımız var. Bunlardan en önemlisi, kaçırılanların bir an önce, bedeli ne olursa olsun geri getirilmesidir” ifadelerini kullandı.

7 Ekim'de yaralanan Dr. Eli Golan ise “Katiller yanı başımızdaydı. Onlarla savaştık. İki ay boyunca narkoz almama neden olan yaralanmalar yaşadım. Uyandığımda kendimi başka bir ülkede, daha önce hiç görmediğimiz şekilde kayıplara uğrayan bir ülkede buldum.

Liderliğe olan güvenini tamamen kaybetmiş bir ülke. Başbakanımızın yıllardır Hamas yönetimini desteklemesinin, füzeler konusunda sessiz kalmasının ne anlama geldiğini anladık. Bir de utanmadan gözümüzün içine bakıyor ve başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmeyi reddediyor. Ona göre kendisi dışında hepimiz sorumluyuz. Hükümet değiştirilmeli ve bir an önce seçim istiyoruz” vurgusunda bulundu.

Eski Genelkurmay Başkan Yardımcısı Yair Golan ise göstericilere yönelik polis şiddetinin kendilerini yıldırmayacağını, Ben-Gvir'in protestocuları korkutamayacağını söyledi. Hükümetin insanları protesto etmekten alıkoyamayacağını vurgulayan Golan, yaşananların her hafta Cumartesi, hatta haftanın her günü benzer gösterilerin düzenlenmesini teşvik edeceğini belirtti. Bugün Tel Aviv'de yaşananların bu hükümet için sonun başlangıcı olduğunu da vurguladı.


Gazze Şeridi'nde babalar, açlıktan ağlayan çocuklarına yiyecek arıyor

(AA)
(AA)
TT

Gazze Şeridi'nde babalar, açlıktan ağlayan çocuklarına yiyecek arıyor

(AA)
(AA)

Gazze'nin kuzeyinde yaşayan 44 yaşındaki Filistinli Ebu Kasi Ebu Nasır, açlıktan ağlayan çocuklarına yiyecek bir şeyler bulabilmek için adeta çırpınıyor.

Cibaliya Mülteci Kampı'nda üç beş ürünle kurulmuş bir pazara giden çaresiz baba, üzerinde küflenmiş sebzeler olan pazar tezgahlarının arasında dolaşıyor.

Yüzünde halsizlik ve yorgunluk belirtileri görülen baba, çocuklarının karnını doyurabilmek için pazarda hayvan yemi olarak kullanılan kuru mısır ve arpa arıyor. Küflenmiş domates satan bir tezgahı fark eden baba Ebu Nasır, yolda yürüyenlerle tezgahın başına gidiyor.

Gazze'de yaşadıkları insanlık dramını anlatan Ebu Nasır, sabahın erken saatlerinden itibaren çocuklarını doyurabilmek için yiyecek, kuru mısır ve arpa aramaya çıktığını söyledi.

"Dünden beri sadece bir hurma yedim ve çocuklarım açlıktan çığlık atıyor. Ne yapacağımı bilmiyorum." diyen çaresiz baba, pazara geldiğini ancak çocuklara ekmek yapmak için aradığı hayvan yemlerinden de bulamadığını söyledi.

Gazze'de ateşkesin sağlandığı "insani ara"dan sonra bir daha Gazze'nin kuzeyine yardım gelmediğini ifade eden Ebu Nasır, koyu yeşil renkli yabani bir bitki olan ebegümeci yediklerini ancak insanların tarım arazilerinde bu bitkiye akın etmesi nedeniyle artık onu da bulamaz olduklarını anlattı.

Buğday ve un aramak için uzun mesafeler kat ettiğini ancak bulamadığını ifade eden Ebu Nasır, Araplara ve Müslümanlara, İsrail ablukası nedeniyle açlıkla mücadele eden Gazze sakinlerine merhamet etme ve yardım gönderme çağrısında bulundu.

"Yemek yok, kıtlık içinde yaşıyoruz"

Cibaliya Mülteci Kampı'ndaki bir okula sığınan Raviye Rızk da "Yemek yok, kıtlık içinde yaşıyoruz." dedi.

Hayvan yemi yediklerini ancak onun da tükenmeye başladığını belirten Rızk, çocukların çiçek hastalığı ve hepatite yakalandığını, yetişkinlerin ise diyabet ve yüksek tansiyon rahatsızlıklarıyla ilaç olmadan baş etmeye çalıştıklarını anlattı.

İsrail, saldırılardan sağ kurtulan Gazze halkını zorla aç ve susuz bırakarak cezalandırıyor

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) Genel Komiseri Philippe Lazzarini, dün yaptığı açıklamada, İsrail’in zorla aç ve susuz bıraktığı Gazze’nin kuzeyine 23 Ocak’tan itibaren yardım ulaştıramadıklarını belirtmişti.

İsrail 7 Ekim 2023'ten beri 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi'ne hava, kara ve denizden saldırılarını sürdürüyor.

İsrail'in 7 Ekim'den bu yana Gazze Şeridi'ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 782 Filistinli öldürüldü, 70 bin 43 kişi yaralandı.

Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.

Hava, kara ve denizden düzenlenen saldırılar nedeniyle Gazze'de 1,9 milyon Filistinli de yerinden oldu.

İsrail'in engellemeleri nedeniyle bölgeye yeteri kadar yardım da ulaştırılamıyor. Filistinliler bir taraftan İsrail saldırıları diğer taraftan da her gün daha derinleşen açlıkla mücadele ediyor.

İsrail’in saldırılarından kaçan Filistinliler, derme çatma çadırlarda kısıtlı imkanlar ve zor şartlar altında hayatta kalma mücadelesi veriyor.

Gazze’nin kuzeyinde ekmek dahi bulamayan Filistinlilerin un bulamadıkları için hayvan yemi tükettikleri belirtiliyor.


İsrail güçleri Batı Şeria'da 30 Filistinliyi gözaltına aldı

İşgal altındaki Batı Şeria'da 7 Ekim'den bu yana 7 bin 255 Filistinli gözaltına alındı (Arşiv-AA)
İşgal altındaki Batı Şeria'da 7 Ekim'den bu yana 7 bin 255 Filistinli gözaltına alındı (Arşiv-AA)
TT

İsrail güçleri Batı Şeria'da 30 Filistinliyi gözaltına aldı

İşgal altındaki Batı Şeria'da 7 Ekim'den bu yana 7 bin 255 Filistinli gözaltına alındı (Arşiv-AA)
İşgal altındaki Batı Şeria'da 7 Ekim'den bu yana 7 bin 255 Filistinli gözaltına alındı (Arşiv-AA)

Filistin Esirler Cemiyeti ile Filistin Kurtuluş Örgütüne bağlı Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin ortak açıklamasında, 7 Ekim 2023'ten bu yana gerçekleştirilen gözaltılara ilişkin son bilgiler paylaşıldı.

Açıklamada, İsrail güçlerince son 24 saatte Batı Şeria'ya düzenlenen baskınlarda aralarında çocuklar ile 2 kadının da bulunduğu en az 30 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

Söz konusu gözaltıların, Batı Şeria'nın Tulkerim, Cenin, Nablus, Eriha ve Ramallah kentleri ile Kudüs'te gerçekleştirildiği ve 7 Ekim'den bu yana devam eden baskınlarda gözaltına alınanların sayısının 7 bin 255'e yükseldiği kaydedildi.

Açıklamada ayrıca İsrail güçlerinin, baskınlar sırasında Filistinlileri darbettiği, evlerine ve araçlarına zarar verdiği vurgulandı.

İsrail ordusunun, Gazze Şeridi'ne saldırı başlattığı 7 Ekim 2023'ten bu yana işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te de Filistinlilere yönelik gözaltı, baskın ve saldırılarında artış yaşanıyor.


İsrail ordusu Lübnan'ın Baalbek vilayetindeki Hizbullah hedeflerini vurdu

(AA)
(AA)
TT

İsrail ordusu Lübnan'ın Baalbek vilayetindeki Hizbullah hedeflerini vurdu

(AA)
(AA)

İsrail ordusundan yapılan açıklamaya göre, orduya ait hava araçları Lübnan'ın iç kesiminde yer alan Hizbullah'a ait hedeflere hava saldırısı düzenledi.

Saldırının, İsrail'e ait Elbeit Hermes-450 tipi bir insansız hava aracının (İHA) Hizbullah tarafından düşürülmesine misilleme olarak gerçekleştirildiği ifade edildi.

Hizbullah Milletvekili Hasan Fadallah ise Baalbek'te düzenlenen saldırının yanıtsız kalmayacağını ve uygun bir zamanda karşılık verileceğini belirtti.

Lübnan medyasında yer alan haberlerde, İsrail'in Baalbek'te bazı depoları vurduğu ve saldırı noktasında büyük yıkım oluştuğu ifade edildi.

Ayrıca saldırıda ölen ve yaralananların olduğu belirtildi.

Saldırı sonrası yayınlanan görüntülerde, hedef alınan depoların tamamen yıkıldığı ve bölgedeki birçok aracın büyük hasar gördüğü dikkati çekiyor.

Hizbullah, İsrail'e ait Elbeit Hermes-450 tipi bir İHA'nın Lübnan'ın Tufah (Elma) bölgesinde düşürüldüğünü bildirmişti.

İsrail ordusu, Hizbullah Hareketi ile 8 Ekim 2023'ten beri yaşanan çatışmalardan bu yana ilk defa ülkenin Suriye sınırındaki doğu bölgesinde yer alan Hizbullah'a ait Baalbek vilayetindeki hedefleri vuruyor.


Gazze savaşı… ‘Ateşkes engellerini’ aşmak için mekik diplomasisi

Yardım kamyonları, Mısır ile Refah sınırının Filistin tarafında boşaltılma beklentisinde Gazze'ye girdi (AFP)
Yardım kamyonları, Mısır ile Refah sınırının Filistin tarafında boşaltılma beklentisinde Gazze'ye girdi (AFP)
TT

Gazze savaşı… ‘Ateşkes engellerini’ aşmak için mekik diplomasisi

Yardım kamyonları, Mısır ile Refah sınırının Filistin tarafında boşaltılma beklentisinde Gazze'ye girdi (AFP)
Yardım kamyonları, Mısır ile Refah sınırının Filistin tarafında boşaltılma beklentisinde Gazze'ye girdi (AFP)

Kahire ve Doha'daki arabulucular İsrail ile Hamas arasındaki ‘ateşkes engellerini’ aşmak için mekik diplomasisi gerçekleştirirken Mısır, Katar, ABD, İsrail ve Hamas hareketinden temsilcilerin katılımıyla dün Katar'da müzakereler yeniden başladı.

Kahire Haber Kanalı'nın aktardığı bilgiye göre Mısırlı bir kaynak dün, "Gazze Şeridi'nde ateşkes için müzakereler, Katar'ın başkenti Doha'da uzmanlar düzeyinde yapılacak toplantılar ve ardından Kahire'de yapılacak diğer toplantılarla yeniden başlatılacak” dedi.

Kanalın adını vermediği kaynaklar, "Doha ve Kahire görüşmeleri, son Paris toplantısında konuşulanların devamı olarak Hamas hareketinden bir heyetin yanı sıra Mısır, Katar, ABD ve İsrail'den uzmanların da katılımıyla gerçekleşiyor" dedi.

Kaynaklar, ‘Doha ve Kahire'deki ateşkes görüşmelerinin amacının Gazze Şeridi'nde ateşkesin sağlanması ve esir-tutuklu değişimi konusunda anlaşmaya varmak olduğunu’ belirtti.

Fransa'nın başkenti Paris, Cuma günü, Mısır, Katar, ABD ve İsrail'den yetkililerin katılımıyla ateşkes ve esir değişimi anlaşmasını görüşmek üzere bir toplantıya ev sahipliği yaptı. ABD merkezli haber sitesi Axios, Paris toplantısının sonuçlarının ‘müzakerelerin gidişatında ilerlemeyi’ gösterdiğini yazdı.

Paris toplantısı, Hamas liderlerinden oluşan bir heyetin Çarşamba günü Kahire'de yaptığı ve ‘Ramazan'dan önce ateşkes sağlanması umuduyla görüş açılarını birbirine yaklaştırmayı’ amaçlayan görüşmelerin peşinden geldi.

Bu ayın başlarında Kahire, Gazze'de bir ateşkes önerisini tartışmak üzere Katar Başbakanı'nın yanı sıra Mısır, İsrail ve ABD'nin istihbarat şeflerinin de yer aldığı dörtlü, bir anlaşmaya varılamadan sona eren toplantıya ev sahipliği yaptı. Benzer bir toplantı da Paris'te yapılmıştı.

El Fetih hareketinin lideri, Kudüs Üniversitesi'nde hukuk ve siyaset profesörü Dr. Cihad el-Harazin, ‘Ramazan ayının başlamasıyla birlikte bir ateşkes anlaşması olasılığı konusunda iyimser’ olduğunu ifade ederek Şarku'l Avsat'a "Anlaşmanın yakın olduğunu gösteren bir grup olumlu işaret var; bunların en başında İsrail'in bir atılımdan söz eden açıklamaları ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin anlaşmayı ve anlaşmanın teknik yönlerini görüşmek üzere Katar'a bir heyet gönderme kararı” açıklamasında bulundu.

İsrail Yayın Kurumu'na göre İsrail Savaş Konseyi Cumartesi günü, Paris'te müzakereciler ve arabulucular arasında yapılan toplantının müzakereler için sağlam bir temel oluşturduğu belirtilerek ateşkes ve tutuklu değişimine ilişkin görüşmelerin devam etmesi için yakın zamanda Katar'a bir heyet gönderilmesine yeşil ışık yaktı. Yapılacak anlaşmanın Ramazan ayından önce uygulamaya konması ve 10 Mart'ta yürürlüğe girmesi bekleniyor.

El-Harazin “Katar ve sonrasında Kahire'deki görüşmelerde, esir takası anlaşması çerçevesinde her iki taraftan serbest bırakılacakların, bölgeye getirilecek yardım tırlarının sayısı ve bu dönemde İsrail güçlerinin Gazze'de konuşlanacağı yerler ile ilgili teknik konular üzerine yoğunlaşılacak” dedi.

El-Harazin, ‘önerilen çerçevenin son Paris toplantısında onaylanmasının ardından Doha ve Kahire toplantılarının gerçekleştiğine ve esir değişim anlaşmasını 6 haftalık bir ateşkes anlaşmasının üzerine inşa edilebileceğine’ dikkati çekerek ‘mevcut teklif, İsrail hapishanelerindeki 400 Filistinli mahkûm karşılığında Hamas tarafından tutulan 40 esirin serbest bırakılmasından bahsediyor. Yerinden edilmiş Filistinlilerin koşullarının ve onlara yardım yollarının, özellikle de yoksulluk ve açlık konusunda çektikleri sıkıntıların konuşulabilmesi için anlaşmanın başarıya ulaşmasının önemini’ vurguladı.

İsrail Yayın Kurumu, Paris görüşmelerine aşina olan kaynakların şu sözlerini aktarmıştı:

Savaş Konseyi tarafından onaylanan yeni çerçeveye göre, serbest bırakılan her tutuklu için çatışmalar bir gün süreyle duracak, toplam 6 hafta boyunca 40 kişinin serbest bırakılması ve her tutukluya karşılık 10 Filistinli tutuklu serbest bırakılacak.

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı Dr. Muhammed Izze’l-Arab, Şarku'l Avsat'a “Kahire'de bölgesel istikrarı desteklemek amacıyla ateşkesin sağlanması, Gazze’de yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve Ortadoğu'nun en önemli sorunlarından birine Filistin meselesine çözüm bulmak için çabalar var” dedi ve ‘bu çabalara baskı yapan engellere’ dikkati çekti.

“Bu engellerin başında, Başbakan Netanyahu’nun temsil ettiği siyasi kanadın aşırılık yanlısı davranışları olduğu, Netanyahu’nun askeri, güvenlik, kamuoyu, tutuklu ailelerinin ve ABD'nin ısrar ettiği geçici ateşkes baskısıyla karşı karşıya, ancak  İsrail'deki iktidar koalisyonu içinde Hamas’ın herhangi bir talebine yanıt verilmesine karşı çıkan bazı sesler de var" diyen Izze’l-Arap, tutuklu değişimi anlaşması çerçevesinde şu anda önerilenin, Hamas tarafından tutulan her esire karşılık 10 Filistinlinin serbest bırakılması olduğunu ve bazılarının bunu hareket için bir zafer olarak gördüğünü, İsrail’in savaş sırasında büyük kayıplar verdiğini ve belirlediği hedeflere ulaşamadığını belirtti.

Mısır-Katar arabuluculuğuyla iki tarafın Kasım ayında ilan ettiği tek ateşkes sonucu, İsrail hapishanelerindeki 240 Filistinli tutuklu karşılığında 105 rehine serbest bırakıldı.

Pazar günü İsrail Başbakanı, “Devam eden görüşmelerin rehinelerle ilgili bir anlaşmayı kapsayıp kapsamayacağı henüz belli değil" dedi. CBS News'e konuşan Netanyahu, ayrıntıları açıklamayı reddetti fakat Hamas hareketinin ‘mantıklı bir çözümü kabul etmesi’ gerektiğini ve Filistinli sivillerin tahliyesini ve Hamas tugaylarının yok edilmesine yönelik bir operasyonu içeren ikili askeri planı gözden geçirmek için ekibiyle daha sonraki bir zamanda buluşacağını belirtti.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ise pazar günü yaptığı açıklamada, ABD, Mısır, Katar ve İsrail'in Gazze'de geçici ateşkes için rehine anlaşmasının temel şartlar konusunda mutabakata vardığını söyledi. Sullivan, CNN'e yaptığı açıklamada, Katar ve Mısır tarafından Hamas hareketiyle dolaylı görüşmelerin yapılması gerektiğini kaydederek anlaşmanın halen müzakere aşamasında olduğunu belirtti.