Eşitliğin sınırları… Irak'taki kadın örgütleri ne yaptı?

Yöneticileri, olumlu ve yasal rolünü onaylıyor: "Toplumun veya hedef grupların gerçekliğinde bir değişiklik fark etmedik"

Son yıllarda Iraklı kadınların karar alma ve topluluk oluşturma süreçlerine katılımını artırmak amacıyla örgütler kuruldu / Fotoğraf: AFP
Son yıllarda Iraklı kadınların karar alma ve topluluk oluşturma süreçlerine katılımını artırmak amacıyla örgütler kuruldu / Fotoğraf: AFP
TT

Eşitliğin sınırları… Irak'taki kadın örgütleri ne yaptı?

Son yıllarda Iraklı kadınların karar alma ve topluluk oluşturma süreçlerine katılımını artırmak amacıyla örgütler kuruldu / Fotoğraf: AFP
Son yıllarda Iraklı kadınların karar alma ve topluluk oluşturma süreçlerine katılımını artırmak amacıyla örgütler kuruldu / Fotoğraf: AFP

Şaza el-Amili 

Önceki rejim döneminde Irak'ta sivil toplum kuruluşlarına ayrıcalık tanınmıyordu.

Aynı şekilde feminist faaliyetin Irak toplumu üzerinde net bir etkisi yoktu.

O dönemde iktidardaki rejim, hiçbir hükümet dışı faaliyete veya hükümdarın kisvesinden çıkmayan faaliyetlere izin vermiyordu.

Bugün Irak, kadın sivil toplum kuruluşlarının artan bir faaliyetine tanık oluyor. Bu örgütler, son yıllarda Iraklı kadınların karar alma ve topluluk oluşturma süreçlerine katılımını artırmak amacıyla kuruldu.

Bu kuruluşlar, cinsiyete dayalı şiddetle mücadele, kadınların siyasi ve sosyal katılımını teşvik etme, mağdurlara hukuki ve psikolojik destek sağlama, onlar için eğitim ve mesleki eğitim teşvik etme ve onları işgücü piyasasına katılmaya teşvik etme gibi kadın haklarına ilişkin çok çeşitli konularda çalışıyor.

Örgütler ayrıca, sorunlarına ilişkin farkındalığın artırılmasında ve rollerine ilişkin toplumda hâkim olan fikir ve kavramların değiştirilmesinde ve daha fazla değişime yönelik hedeflerine ulaşmak için devlet kurumları ve uluslararası ve yerel kuruluşlarla ortaklıklar kurulmasında hayati bir rol oynuyor.

Ancak Iraklı kadın sivil toplum kuruluşları, kadınları toplumun her kesiminde temsil edebildiler mi?

Kadınların temsili

'Dream' İnsani Yardım Örgütü CEO'su Navvar Asım, Iraklı kadınların temsilinin var olduğunu söyledi.

Ancak kadınların gücünün bir hükümetten diğerine değiştiğini belirten Asım, "Ama toplumdaki rolleri de destekleniyor" dedi.

İster bir örgütün lideri ister bir üyesi olsun kadının, rolünü harekete geçirecek bir vizyona sahip olması gerektiğini aktaran Asım, "Bu örgütlere gölge düşüren Irak gerçeğini tüm siyasi ve ekonomik dalgalanmalarıyla fark etmelidir. Başlangıçta toplum, savaşlar ve siyasi çatışmalar sonucunda parçalanmışsa bu, bu toplumun ayrılmaz bir parçası olarak kadınlara da yansıyacaktır" ifadelerini kullandı.

Asım, "Önemli rolleri nedeniyle sivil toplum kuruluşlarının tam özgürlüğünü korumayı umuyorum. Pozitif baskı grupları oluşturabilirler. Kendi ve gönüllülerinin çalışmalarını düzenleyen yasal bir çerçeve olmalıdır. Örgütlerin liderliğinin devlet kurumlarında çalışmayan kişilerle sınırlandırılması daha iyidir" şeklinde konuştu.

Navvar Asım ayrıca kuruluşları, olumlu değişim için bir baskı aracı olarak kalmaya devam etmek için gerçek etkili topluluk alanlarını kullanmaya, işlevsel kapasite ile sivil işi birleştiren bir tarafça müdahale edilmemeye ve gerçekte gerçek bir değişim yaratmaya çalışmaya çağırdı.

Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği Sözcüsü Haydar Mecid, "2010 tarihli ve 12 sayılı kanun, Irak'ta yabancı kuruluşlar da dahil olmak üzere her biri kendi uzmanlığına göre çalışma ruhsatı verilen sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını garanti eden kontrolleri ve mekanizmaları tanımlamaktadır" ifadelerini kullandı.

Mecid, "Irak'ta faaliyet gösteren yerel kuruluşların sayısı 4 bin 500'ü aşarken, ülkede faaliyet gösteren yabancı kuruluşların bine yakın şubesi bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu, çalışmalarını Dışişleri Bakanlığı ile Bakanlar Kurulu Sekreterliği bünyesindeki Sivil Toplum Kuruluşları Daire Başkanlığı arasındaki yazışmalar yoluyla organize eder. Iraklı kadınların feminist gerçekliğiyle ilgilenenler de dahil olmak üzere bu örgütlerin her birinin kendi sektörü vardır" dedi.

Mecid, kadın meseleleri ve haklarıyla ilgilenen kuruluşların göreceli başarısına dikkati çekerken, "Sivil Toplum Kuruluşları Başkanlığı, özellikle bazı vilayetlerin terör örgütü DEAŞ'ın kontrolüne geçtiği dönemde, insan hakları örgütleriyle doğrudan koordinasyon içinde kadın haklarının gözetilmesinde ve özgürlüklerinin savunulmasında büyük rol oynamıştır" şeklinde konuştu. Haydar Mecid'e göre bu örgütler, belirli aralıklarla bu bölgelere saha ziyaretleri yaparak, insani ve tıbbi yardım sağlayarak, çalıştaylar düzenleyerek ve rehabilitasyon kursları açarak kurtarılan bölgelerde kadın meselelerinin takip edilmesinde büyük rol oynadılar.

İhlalde bulunan örgütlere karşı uyarı ve görevden uzaklaştırma gibi yasal önlemler alındığını açıklayan Mecid, yoksul, yetim, dul ve etkilenenler adına dilencilik benzeri bir şekilde alenen bağış toplamak gibi ihlalin türüne göre cezalar verildiğini dile getirdi.

Haydar Mecid, "Devlet Kuruluşları Dairesi, kuruluşların performansını takip ederek, Başkanlığa sunduğu dönemsel ve üçer aylık raporlarla, kuruluşların finansman yöntemlerini, bu fonların kaynaklarını ve kullanım şekillerini tespit etmiştir. Daire, çalışmalarını organize etmek amacıyla Ortak Harekât Komutanlığı'ndaki güvenlik makamları ve Bakanlar Kurulu Başkanlığı'ndaki Ulusal Harekat Merkezi ile koordineli olarak, bu örgütlerin Bağdat'ta veya vilayetlerde hareketlerini kolaylaştırmakla ilgilenir" dedi.

Başarılar ve zorluklar

Irak 'Kadınlar ve Gelecekler' Örgütü, 2005 yılında kuruldu ve başta kadınlarla ilgili yasa ve mevzuatları gözden geçirmek, 2030 yılına kadar 17 BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi kapsamında kadınlar, barış ve güvenlikle ilgili Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1325 sayılı kararı altında çalışmak üzere çeşitli sektörlerde kadın meseleleri alanında çalışıyor.

Eski milletvekili ve örgüt başkanı Nada el-Cuburi, "Bağdat ve Anbar'daki iki yasal ve psikolojik destek merkezinde koruma ve önleme sektörlerinde ve kadınların her düzeyde katılımı hususunda çalışıyoruz. Kuruluşumuz, Irak Kadın Ağı'ndaki bir grup örgütün parçası ve BMGK'nın 1325 sayılı kararı gündeminde çalışan 'Barış İçin Kadınlar' ağının bir üyesidir. Aynı zamanda yıllardır Arap Kadınlar Birliği üyesi ve BM Genel Sekreteri'nin Irak temsilcisinin kadın danışma grubu üyesidir" ifadelerini kullandı.

Cuburi, "Birçok kuruluşla işbirliğimiz var. Irak Parlamentosu'nun Kadın, Aile ve Çocukluk Komitesi ve onu destekleyen komitelerle ilgili bazı yasa ve yasalara dair oturumlarına katılıyoruz. İsveç kuruluşu Kvinna till Kvinna (Kadınlar için Kadınlar) ile kadınlarla ilgili konuların yazılmasına katkıda bulunuyoruz. Toplumsal değişim teorisi kapsamında da çalışıyoruz. Bağdat ve Anbar'da birçok programımız var ve iletişim araçlarında ve uydu kanallarında kadın sorunları, sağlıkları, çocukluk yasaları ve aile içi şiddetle mücadele ile ilgili konularda aktif bir varlığımız bulunuyor. Bağdat ve el-Anbar'da birçok programımız var ve kadın sorunları, sağlıkları, çocukluk yasaları ve aile içi şiddetle mücadele konularında iletişim araçlarında ve uydu kanallarında aktif bir varlığımız var. Ayrıca toplum polisi, birçok grup ve bakanlık ile işbirliği yapıyoruz. Ayrıca Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği bünyesindeki Kadının Güçlenmesi Daire Başkanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve bu konuda çalışan birçok resmi ve sivil toplum kuruluşu ile mutabakat zaptımız var" açıklamasında bulundu.

'Zad el-Hayr' hayır kurumu ise vatandaşlar arasında yardımlaşma ruhunu, toplumsal dayanışma kuralını toplumun farklı sınıfları arasında yaymayı, ihtiyaç sahiplerine yardım eli uzatmayı ve her türlü hayır işlerini gerçekleştirmeyi amaçlıyor.

Örgüt Başkanı Azra Abdulemir, "Çalıştığımız Bağdat'tan rastgele seçilen 500 aile üzerinde yapılan bir ankete göre kuruluşumuz, hedeflerinin yüzde 95'ine ulaştı. Diğer gruplara ve yeni hayırsever yönlere hizmet etmeye başladığı için örgütün hedeflerinde ayarlamalar yapma sürecindeyiz" dedi.

Abdulemir, "Aziz ülkemizin insanlarına hizmet etmek için çalışmaktan daha çok gurur duyuyor, iş, tedavi, giyecek ve yemek olmak üzere üç eksende dul ve muhtaç kadınlara, yetim çocuklara, yerinden edilmiş ve engellilere yardım etmeye devam ediyoruz. Aile fertlerim, gönüllü üyelerim, sağlık kadrolarıyla ünlü özel hastaneler, eczaneler, tıp merkezleri, Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği Sivil Toplum Kuruluşları Daire Başkanlığı ve Bağdat vilayetindeki gönüllü işler dairesinin katıldığı her hayır işine benimle birlikte katılırlar" ifadelerini kullandı.

Bağış

Hayır işleriyle ilgili olarak ise Azra Abdulemir, "Örgüt, genellikle Irak'ın tüm vilayetlerinde yukarıda belirtilen tüm kesimler için ücretsiz ameliyatlar ilan eder. Nitelikli doktorları ile öne çıkan özel hastanelerde operasyonlar gerçekleştirilmektedir. Bugüne kadar 3 bin 769 ameliyat gerçekleştirildi ve bağış toplanmadı. Örgüt, giysi, yemek sepeti ve kışlık battaniye dağıtma ve binlerce öksüz çocuğa sponsor olma kampanyalarında yerinden edilmiş çok sayıda kişiye fayda sağladı" dedi.

Abdulemir'e göre örgüt, bu yıl 853 kadın, erkek ve çocuğa kornea hasarı olan kişilere özel kornea nakli için ücretsiz hayırsever tedavi projesinin bir parçası olarak ikinci aşamada 'Yalla Neşuf (Bakalım)' adlı bir kampanya başlattı. Öncesinde ise 2022 yılında Bağdat ve vilayetlerde 185 faaliyet gerçekleştirildi. Irak'ın göz bankası olmaması nedeniyle Sağlık Bakanlığı, kornea sağlamak amacıyla ABD'deki Uluslararası Göz Bankası'na başvurmayı taahhüt etti.

Örgüt başkanı, "Üç yıldır dul, boşanmış, yetim, engelli ve yerinden edilmiş çocuklardan oluşan 843 aileye yazlık ve kışlık kıyafet ve bayramlık kıyafet dağıtımı yapıyoruz. İki yıl boyunca, her gün yaklaşık bin 500 kişiye gıda dağıtarak 198 bin yerinden edilmiş kişiye fayda sağladık ve şimdi bir ayda 14 büyük operasyon yürütüyoruz" dedi.

Misan Üniversitesi Hukuk Profesörü Macid el-Macbas, "Irak yasa koyucular, sivil işlere dikkat etmeye çalıştı. Bu arayış, sivil toplum kuruluşlarının tüm hükümlerini düzenleyen ve bu kuruluşların hak ve yükümlülüklerini koruyan 36 maddede yer alan 2010 tarihli 12 sayılı Sivil Toplum Kuruluşları Kanunu'nun mevzuatı ile sonuçlandı. Sivil işler ve onu yürüten kuruluşlar için tam koruma sağladı. Ancak yoksunluğa karşı savunmasız gruplar da dahil olmak üzere birçoğu marjinalize edildiğinden, Irak toplumu gerçekliğinde veya hedef grupların gerçekliğinde pratik bir değişiklik fark etmedik" şeklinde konuştu.

Kadınların desteklenmesi ve güçlendirilmesi ile ilgili olarak hukuk profesörü, "Sivil toplum kuruluşları bu hedeflere ulaşamadı. Gerek Irak anayasasında gerekse hayatın her alanına aktif olarak katılmalarına izin veren diğer yasalarda olsun, Irak yasalarının şu anda kadınlara büyük ölçüde adalet sağlaması gerçeğine rağmen, Iraklı kadınları gereken düzeye ilerletmedi" dedi.

Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği Sivil Toplum Kuruluşları Daire Başkanlığı'nın 2010 tarihli 12 sayılı Sivil Toplum Kuruluşları Kanunu, sivil toplum kuruluşlarının rolünü güçlendirmeyi, desteklemeyi ve geliştirmeyi, yasalara uygun olarak bağımsızlıklarını korumayı, vatandaşların sivil toplum kuruluşu kurma ve bunlara katılma özgürlüğünü geliştirmeyi ve Irak ve yabancı sivil toplum kuruluşlarının kayıt sürecini düzenleyen merkezi bir mekanizma oluşturmayı amaçlıyor.

Kanun, sivil toplum kuruluşlarının anayasaya ve yürürlükteki Irak yasalarına aykırı hedefler belirlemesini ve faaliyetlerde bulunmasını, üyelerine kişisel çıkar sağlamak amacıyla fon dağıtmak üzere iş yapmasını veya kamu görevi adaylarını desteklemek veya onlara maddi destek sağlamak için vergi ödemek ve para toplamak amacıyla kuruluşu istismar etmesini yasaklıyor. 

 

Independent Türkçe



Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
TT

Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)

Beyrut’un yoğun nüfuslu Aişe Bekkar mahallesinde çarşamba günü düzenlenen İsrail saldırısının ardından hüzün ile artan öfke iç içe geçmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana birçok Lübnanlı, ülkeyi yeni bir savaşa sürüklediğini düşündükleri Hizbullah’a tepki gösteriyor.

Hedef alınan binaya birkaç metre uzaklıktaki küçük sebze dükkânında AFP’ye konuşan Rande Harb, öfkeyle “Hizbullah silahlarını devlete teslim etmeli. Silahlar yalnızca meşru güvenlik güçlerinin elinde olmalı. Nokta” dedi.

İsrail’in binadaki bir daireyi hedef alan saldırısı çevredeki binalarda da hasara yol açtı. Sebze dükkânının karşısında bulunan, siyah başörtüsü ve abaya giyen bir kadın ise gözyaşları içinde, “Biz sadece barış içinde yaşamak istiyoruz” ifadesini kullandı.

Hizbullah, Kasım 2024’te İsrail ile arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik aralıksız saldırılarına bir yıldan fazla süre boyunca karşılık vermemişti. Ancak örgüt, 2 Mart gecesi Tahran’da ABD-İsrail ortak saldırısında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine yanıt olarak İsrail’e doğru bir dizi füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlattı.

Art arda yaşanan savaşlar ve süregelen ekonomik kriz nedeniyle yorgun düşen birçok Lübnanlı ise bu savaşın kendilerine ait olmadığını düşünüyor.

Lübnan hükümetinin son verilerine göre İsrail saldırılarında 13 gün içinde 634 kişi hayatını kaybetti, bin 500 kişi yaralandı. Ayrıca 800 binden fazla kişi de yerinden edildi.

Hedef kim?

Yaralıların tahliye edilmesinin hemen ardından, yoğun nüfuslu ve yerinden edilmiş kişilerin de bulunduğu mahallede hedef alınan dairedeki kişilerin kimliğine dair söylentiler yayılmaya başladı. Yakındaki bir mağazada çalışan bir kişi hedef alınan kişinin Hizbullah mensubu olduğunu söylerken, elektrik işiyle uğraşan ve bir gıda dükkânı bulunan Muhammed ise “Onun Hamas mensubu olduğunu söylüyorlar” dedi. Muhammed, söz konusu kişinin yaklaşık üç haftadır bu binada yaşadığını belirtti.

efthyj

Muhammed, hedef alınan kişinin kimliğinin önemli olmadığını, asıl sorunun ‘Hizbullah ve Hamas’ın varlığının Lübnanlıları büyük bir tehlikeye sürüklemesi’ olduğunu ifade etti. Muhammed, “Onlar hedef alındıkları için buraya geldiler. Eğer şehit olmak istiyorlarsa kendi yerlerinde kalsınlar. Yalnız başlarına şehit olsunlar” diye konuştu.

Kucağında bir çocuk taşıyan Azize Ahmed ise 2024’teki savaş sırasında evinde sekiz yerinden edilmiş aileyi ağırladığını, ancak bu kez İsrail’in ağır yıkıma yol açan saldırılar düzenlediği Beyrut’un güney banliyölerinden yeni bir göç dalgası yaşanmasından endişe ettiğini söyledi.

Hristiyanların çoğunlukta olduğu Mar Mikhael bölgesinde ise genellikle restoran ziyaretçileriyle dolu olan sokakta bir bakkal işleten 68 yaşındaki Tony Saab, savaşın ‘hayatımızı ve geleceğimizi etkilediğini’ belirterek durumu eleştirdi. Saab, “Hizbullah ülkesini ya da kendi destekçilerini düşünmeden kararlar alıyor” dedi. Örgütün ‘anlamsız savaşlar yürüttüğünü’ savunan Saab, “Bir roket atarsanız size yüz roketle karşılık verirler... Bu savaş dengeli değil” ifadelerini kullandı.

“Kim intihar etmek ister?”

Uzun yıllar boyunca Hizbullah, İsrail’e karşı mücadele eden silahlı güç olarak hem Lübnan’da hem de Arap dünyasında geniş bir popülariteye sahipti. 2006 yılında 33 gün süren savaş sırasında Lübnanlılar, güneyden gelen yerinden edilmiş kişilere evlerinin kapılarını açmıştı. Ancak örgüt, Suriye’de Beşşar Esed güçlerinin yanında savaşması ve önceki yönetim döneminde Tahran ile Şam’ın desteğiyle Lübnan’daki siyasi hayatın önemli noktalarını kontrol etmesi nedeniyle zamanla popülaritesini kaybetmeye başladı.

Mevcut savaşın başlamasından bu yana dikkat çeken gelişmelerden biri de, üyelerinin büyük bölümü Hizbullah’a bağlılık duyan Şii toplumunun içinden eleştirel seslerin yükselmeye başlaması oldu. Sosyal medya platformlarında da bu kesimden çok sayıda video ve yorum paylaşılırken, savaş ve Hizbullah’ın performansı eleştiriliyor.

55 yaşındaki Sünni Lübnanlı Gade, “Biz hiçbir zaman onlardan ya da Seyyid’den (Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah) nefret etmedik. İsrail’i durduran ve geri püskürten oydu” dedi. Ancak Gade’ye göre ‘artık durum değişti’.

Gade, Hizbullah’ın popülaritesini ‘Şiiler arasında bile’ kaybetmeye başladığını belirterek, “İnsanlar yoruldu” ifadesini kullandı.

Şii bir aileden gelen avukat Lina Hamdan ise “Kimse bu savaşı istemiyor. Kim intihar etmek ister? İlk kurbanlar onlar (Şiiler) olur” diye konuştu.

Hizbullah’a muhalif olan Hamdan, mevcut savaşın örgütün siyasi ve askeri geleceği açısından ‘bir dönüm noktası’ olacağını düşünüyor.

Beyrut’ta yerinden edilmiş kişiler için barınağa dönüştürülen bir okulda yaşayan 53 yaşındaki Hiyam ise “Bu savaşın amacı ne? Hiçbir şey mantıklı görünmüyor” dedi.

Genellikle geniş yardım kuruluşları, hastaneler ve okullardan oluşan bir ağ üzerinden yerinden edilmiş kişilere destek sağlayan Hizbullah’ın bu kez aynı desteği sunmadığını söyleyen Hiyam, “Bu defa kendi başımızın çaresine bakmaya bırakıldık” ifadesini kullandı.


Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
TT

Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan

Irak, batı sınırlarından güneydeki karasularına kadar uzanan çok cepheli, benzeri görülmemiş bir askeri gerilim evresine girdi. Dün ülkenin batısındaki Akaşat bölgesinde ve Bağdat'ın güneyindeki Sakr kampında bulunan Haşdi Şabi Güçleri’nin mevzilerine düzenlenen hava saldırılarında can kayıpları çok sayıda yaralı olduğu belirtildi.

Irak Silahlı Kuvvetleri ve Ortak Operasyonlar Komutanlığı, saldırıları "belirli bir hedef gözetmeyen sistematik bir saldırganlık" olarak nitelendirerek, güvenlik kazanımlarını baltalamayı ve egemenliği ihlal etmeyi amaçladıklarını belirtti. Sorumlu uçakların belirlenmesi için de alarm durumu ilan edildi.

Daha sonraki bir gelişmede ise patlayıcı yüklü insansız hava araçları (İHA), Bağdat'ın kuzeyindeki Mahmur Kampı'nda bulunan Irak Ordusu'nun 14. Tümeni karargahını hedef aldı, ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

Buna paralel olarak, patlayıcı yüklü teknelerin iki yabancı petrol tankerini hedef aldığı bir saldırının ardından çatışma Basra'daki Faw kıyılarına da sıçradı. İran Devrim Muhafızları, tankerlerden birini hedef alma sorumluluğunu üstlendi.

Olay, büyük yangınlara ve Irak limanlarından ham petrol sevkiyatının geçici olarak durmasına neden olarak, ülkenin tam teşekküllü bir bölgesel savaşa sürüklenmesi korkusunu derinleştirdi.


İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
TT

İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye Köprüsü'nü hedef aldığını ve burayı Hizbullah militanları için önemli bir geçiş noktası olarak tanımladığını belirtti.

Ordu, grubun son zamanlarda köprü yakınlarına roketatarlar yerleştirdiğini ve bunlardan İsrail'e roketler fırlattığını ifade etti.

Bu, İsrail ordusunun Hizbullah ile mevcut çatışmalarda Lübnan'daki bir köprüyü hedef aldığı ilk olay.

İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri liderleri, Ortadoğu'daki savaş bugün ikinci haftasına girerken, yüzlerce can kaybına, milyonlarca insanın hayatının alt üst olmasına ve finans piyasalarının sarsılmasına yol açan çatışmalara devam edeceklerini açıkladılar.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, dün televizyonda yayınlana ilk açıklamasında Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına dair söz verdi. İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na yakınlığıyla bilinen sertlik yanlısı lider, "Herkese temin ederim ki, şehitlerinizin kanının intikamını almayı unutmayacağız" dedi. Açıklamayı kendisinin yapmamasının nedeni ise belirsizliğini koruyor.