Lübnan’da siyasal kriz federalizm tartışmasını alevlendirdi

Devletin çöküşü, Lübnan’da ‘federalizm’ seçeneği konusunda tartışmalara kapı araladı

Lübnan'da federalizmi önerme nedenleri arasında "Hizbullah" silahı. İşte askeri geçit töreninde silahlarıyla Hizbullah savaşçıları (DPA)
Lübnan'da federalizmi önerme nedenleri arasında "Hizbullah" silahı. İşte askeri geçit töreninde silahlarıyla Hizbullah savaşçıları (DPA)
TT

Lübnan’da siyasal kriz federalizm tartışmasını alevlendirdi

Lübnan'da federalizmi önerme nedenleri arasında "Hizbullah" silahı. İşte askeri geçit töreninde silahlarıyla Hizbullah savaşçıları (DPA)
Lübnan'da federalizmi önerme nedenleri arasında "Hizbullah" silahı. İşte askeri geçit töreninde silahlarıyla Hizbullah savaşçıları (DPA)

Lübnan tarihi, 1920’de Büyük Lübnan Devleti’nin kurulmasından bu yana bir mezhep ve kültür çoğulculuğu ülkesinin tanık olduğu siyasi ve mezhepsel çatışmalarla dolu. Bu nedenle her önemli aşamada, bazılarının kafasında federalizm önerileri ve bazen de bölünme söylemleri gündemleşiyor. Bu, her etnik ya da dini kimliğin başka bir kimliğe boyun eğmemek üzere kendi kendini yönetmesine yol açıyor.

Son yıllarda ve genellikle mezhepçi bir boyut kazanan siyasi bölünmelerin zirvesinde Hristiyan bileşen içerisindeki sesler, ‘Hristiyanlar kendi aralarında bir mezhepten başka mezheplere geçmesin veya cemaatler dağılmasın diye’ federalizm çağrısında bulunuyor. Bu önerme için birçok yaklaşım var. Şarku’l Avsat’a konuşan Kaliforniya’daki Claremont Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Hişam Ebu Nasif, “Mezhepler arasındaki ilişkileri savaşlardan ve işgallerden uzak, barış içinde yönetmenin tek yolu federalizmdir” diyor.

Dr. Hişam Ebu Nasif (Sosyal medya)
Dr. Hişam Ebu Nasif (Sosyal medya)

Çok kimlikli kozmopolit bir toplumun işlerinin merkezi bir devlet aracılığıyla yönetilemeyeceğini savunan Ebu Nasif, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Lübnan’da 100 yılı aşkın bir süre önce kurulan üniter devlet, tarihi savaşlarla dolu ve çok sayıda çelişki nedeniyle yalnızca uzun sürmeyen kırılgan ateşkeslerden yararlandı” dedi. Dini yapıların ve kimliklerin, yıllar ve on yıllar boyunca değişmeyen kişilikleri ve tarih okumaları olduğunu belirten Ebu Nasif, tarafsızlığıyla İkinci Dünya Savaşı’na karışmaktan kaçınmayı başaran İsviçre’nin yaptığı gibi Lübnan’da yönetişimin, federalizm ve tarafsızlık yoluyla olması gerekliliğini vurguladı.

Osmanlı’daki federatif yönetime özlem sürüyor

Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki federatif Cebel-i Lübnan Mutasarrıflığı döneminin sona ermesinden ve Büyük Lübnan Devleti’nin kurulmasından başlayarak tarihi boyunca federalizmin Lübnanlıların özlemini duyduğu bir yönetim biçimi. Bu durum, Siyasi Maronizm olarak bilinen iktidar ve Müslümanların mağduriyet duygusunun gölgesinde doruk noktasına ulaştı. Ancak kısa süre sonra Arap milliyetçisi Nasırcı dalgayla ortadan kayboldu ve 1970’li yılların ortalarında ise yeniden ortaya çıktı. Seyyidetu’l Cebel Toplantısı Başkanı eski Milletvekili Faris Said ise bu meselenin, ‘devletin çöküşünden ve grupların yardımcı garantiler aramaya zorlandığına tanık olduğumuz her aşamadan kaynaklandığını’ söyledi.

Eski Milletvekili Faris Said (Sosyal medya)
Eski Milletvekili Faris Said (Sosyal medya)

“Şu an Hristiyanlar ve belki başkaları da garantilerinin coğrafyanın bir kısmını bölmek ve kuruluşlarını bunun üzerine kurmak olduğunu sanıyorlar” diyen Said, Şarku’l Avsat’a “Bu mesele, Lübnanlılar tarafından iç savaş sırasında yaşandı. İklim et-Tuffah’ta (Lübnan’ın güneyi) Şiiler (Emel-Hizbullah) arasındaki çatışma, Kafrşima ile el-Medfun bölgesi (Cebel-i Lübnan) arasındaki Hristiyanlar arasındaki çatışma ve Beyrut’taki kamplar savaşında Sünni-Şii iç çatışması gibi çatışmanın her mezhebe ve aşirete yansıması için en kolay yoldu. Tüm bu savaşların ortak paydası, kolektif güvencenin, yani devletin güvencesinin yıkılmasıdır” açıklamasında bulundu. Faris Said, “Hizbullah, tecrübesinin yeniden üretilmesini doğrudan veya dolaylı olarak teşvik ediyor. Böylece ülkedeki diğer taraflar da Hizbullah’ın fiilen ürettiği özerkliğin ideal model olduğunu söylemeye başladılar. Çünkü Hizbullah kendi mezhebi için sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler sağlıyor. Bir de ordu ve devlete paralel kurumlar kurdu. Hizbullah’ın avantajı, yurt dışında İran üzerinden güç kazanması ve onsuz Lübnan içinde bir devlet kuramamasıdır” ifadelerini kullandı.

Öyle görünüyor ki federalizm fikrini harekete geçiren nedenler, iç savaşın ve Hizbullah’ın silahlı yapısının devletin iradesi üzerindeki vesayetinin ötesine geçiyor. Bu noktada Hişam Ebu Nasif, “Hizbullah’ın devletin karar alma mekanizması üzerindeki kontrolü, Lübnan’ı ve kurumlarını sabote etmede önemli bir faktördür. Lübnan’ın tarihi çatışmalarla doludur. Hizbullah, Cebel-i Lübnan’ın mahalleleri arasındaki çatışmalar döneminde veya iç savaşın başlangıcında mevcut değildi. İç savaşın mantığı bir şeydir, devletin çöküşü başka bir şeydir. Bu nedenle üniter devlet sisteminin başarısızlığını federalizme atfetmek doğru değildir” ifadelerini kullandı. Ebu Nasif, üniter devlet çatısı altında Hristiyanlar için gerçek bir tehlikenin varlığına dikkati çekerken, siyasi mezhepçiliğin ortadan kaldırılmasından duyduğu korkuyu dile getirdi. Ayrıca “Siyasal kimlikçiliğin kaldırılmasının, Hristiyanların ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini kim söyledi?” diye soran Hişam Ebu Nasif, “Eşitlik kalırsa, Hristiyanlar Müslümanlara oy verecek demektir. Bu nedenle bir mezhebin diğerine hakimiyetini ancak federalizm önleyebilir. 100 yılda devlet kuramayacaksak bu devleti ne zaman kuracağız? Bu rejim altında 50 yıl daha beklersek, Lübnan'da tek bir Hristiyan bile kalmayacak” şeklinde konuştu.

Hizbullah savaşçıları askerî geçit töreninde (AP)
Hizbullah savaşçıları askerî geçit töreninde (AP)

Federalizm çağrısı, yalnızca Lübnan’da bir mezhep veya unsur kendini marjinal hissettiğinde ortaya çıkıyor. Bu çerçevede eski Milletvekili Faris Said, bazılarının ‘Hizbullah tecrübesini benimseme arzusu’ konusunda uyarıda bulundu. Said, “Hizbullah tecrübesini kim tekrarlamak isterse İsrail, Türkiye veya İran gibi yabancı bir ülkeden yardım istemeli ki bu da Lübnan’ı kimlikler arası kalıcı savaşların içine sokmak anlamına geliyor. Hizbullah, Lübnan’da hukuk kurallarına saygı göstermediği için bir arada yaşama kavramını yok etti. Silahlı bir örgüttür ve başkalarının silah taşımasına izin vermez. Demokrasi kurallarına da saygı göstermez. Öyle ki hiçbir taraf, seçimlerdeki başarısını kullanamıyor. Bu nedenle bazıları yanlış seçeneğe gitmenin kurtuluş olduğuna inanıyor” diyerek, “Tüm Lübnanlılar arasında hak ve görevlerde eşitliği garanti eden bir devlet dışında, tüm Lübnanlılar için bir çözüm yoktur” dedi.

Bazı Hristiyanlar, Suriye’deki iç savaşın Lübnan’a sıçramasından duyulan endişe nedeniyle ve Mişel Avn liderliğindeki Lübnan ordusunun bir kısmı ile Lübnan’daki işgalci Suriye ordusu arasında “Kurtuluş Savaşı” olarak bilinen savaşın patlak vermesinden sonra 1989’da federal projeyi yeniden ön plana çıkardılar. Bu bağlamda Milletvekili Faris Said, “Tarih tekerrür ediyor. Bugün İran silahlarından duyulan korku bazı insanların federalizm hayallerini teşvik ediyor. Çözüm tüm Lübnanlılar için aynıdır. Herkesi koruyan ve aralarında eşitliği garanti eden gerçek bir devletin kurulmasıdır. Grup kıyaslamalarına dayalı çözümler üretebileceğine inananlar yanılıyor ve kuruntu içindedir. Daha önceki deneyimler bu ifadelerin doğru olmadığını kanıtlamıştır” açıklamasında bulundu.

Hristiyanların garantisi

Mezhepsel bir boyut kazanan iç çatışma yoğunlaştığında ton, federalizm veya bölünme seçeneğine dönüyor. 1976-1977 yılları arasındaki Seyyidetu’l Bir Konferansı’nda, Ulusal Blok Partisi siyasi büro üyesi Avukat Musa Prince, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Lübnan’daki siyasi karar üzerindeki etkisiyle Lübnan’daki Hristiyanlar için bir garanti olarak federalizm meselesini gündeme getirdi. Bu, Hristiyan bölge içinde ‘etnik temizlik’ gerektirdi. Filistinliler, Nabaa ve Tel ez-Zaater bölgelerinden (Beyrut’un doğusu) Beyrut’un batısındaki Sabra ve Şatilla kamplarına sürüldü. Durum, tüm Lübnan bölgelerine şiddetin getirilmesiyle sona erdi.

Eski Bakan Raşid Derbas, federalizm çağrısının “ne eksik ne de fazla teorik ve söylemsel kirliliğe” yol açtığına dikkati çekti. Derbas, “Federalistlerin hayallerindeki en tehlikeli şey, başkalarının kültüründen uzak bir kültürel vizyona sahip olduklarına olan inançlarıdır” dedi.

Eski Bakan Raşid Derbas (Sosyal medya)
Eski Bakan Raşid Derbas (Sosyal medya)

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Hristiyan toplulukların kendilerini İslam kültüründen uzaklaştırabileceklerine inananlar yanılıyor. Çünkü Hristiyanlar, 14 asırdan fazla bir süredir İslam kültürüyle yaşıyorlar. Aralarında alimler, hukukçular, yazarlar ve düşünürler vardı ve bir zamanlar İslam devletinin bir parçasıydılar” şeklinde konuştu. Federal önerileri, ‘sahipleri onları bu seçeneğe, yani gücün ikiliğine götüren gerçek nedenleri görmezden geldikleri için uygulanamaz olan, yalnızca yanılsama ve hayal gücü’ olarak nitelendirdi. Baro eski başkanı ve önde gelen bir hukuk otoritesi olan Bakan Derbas, dünyada ikili iktidarla yaşayan hiçbir ülkenin bu sonuca ulaşmadığını dile getirdi. “Dökülen İslam kanı, daha çok Hristiyanların mı yoksa Müslümanların mı? Hristiyanlar daha çok Müslümanlar tarafından mı yoksa Hristiyanlar tarafından mı öldürüldü?” diye soran Derbas, “Hiç kimse bizi Müslüman olarak Hristiyan kültürümüzden de ayıramaz. Biz Katolik okullarında okuyanlarız. Sorun, bir grubun çıkarlarını diğerinin pahasına değil, vatandaşların çıkarlarını güvence altına alması gereken kamu politikalarındadır” ifadelerini kullandı.

Raşa İtani

Öte yandan Federasyon Daimî Konferansı Genel Koordinatörü Müh. Raşa İtani, “Federalizm talebi, yolsuzluğun yaygınlaşması ve eyalette mezhepçi partilerin hakimiyetinin ardından 2016 yılında ciddi bir şekilde başladı” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan Itani, “Federalizm çağrısı, çalışmaların merkezi bir sistemin devlet kuramayacağını göstermesinin ardından geldi. Federal sistem, çoğulcu bir ülke için ideal çözümdür. Bugün bu ihtiyaç, cumhurbaşkanlığı ve hükümet boşluğu ve yasama kurumunun bozulması dahil, Lübnan’ın yaşadığı trajedilerden sonra her zamankinden daha fazladır” dedi.

İtani, “Beyrut, ister 7 Mayıs 2008’de, ister 2015’teki atık krizi, ardından 19 Ekim (Ekim) 2019 devrimi, küresel bir felaket oluşturan ve kimseden hesap sorulmayan Beyrut limanı patlaması sırasında olsun başkentin yaşadığı güvenlik kargaşasının nedeni olan merkezi sistemin başarısızlığının bedelini fazlasıyla ödedi” ifadelerini kullandı. Raşa İtani ayrıca, kanunsuzluk içinde yaşayan Lübnan’ın aksine, federalizm altında yaşayan, istikrar ve refaha tanık olan ülkelerden örnekler verdi.



İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyine düzenlenen bir İsrail hava saldırısında dört kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. Bakanlığa bağlı Acil Sağlık Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan basın açıklamasında, ‘İsrail’in Sur kentine bağlı er-Remadiye beldesini hedef aldığı, saldırıda dört sivilin yaşamını yitirdiği ve üç kişinin yaralandığı’ ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki çeşitli bölgelere yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü, bunun sınır hattındaki günlük çatışmaların bir parçası olduğu aktarıldı. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu belirtilirken, Güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine doğru roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının da devam ettiği, buna karşılık İsrail ordusunun karşılık verdiği kaydedildi. Sınır köylerinde çatışmaların sürdüğü ve operasyonların Litani Nehri’nin kuzeyine doğru genişleyebileceğine dair işaretler bulunduğu belirtildi.

Diğer yandan Hizbullah bugün yaptığı açıklamada, savaşçılarının İsrail’in kuzeyine İHA ve roket saldırıları düzenlediğini duyurdu. İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’na göre sınır hattı boyunca sirenler devreye girdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah, sınır bölgelerindeki İsrail güçlerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve İsrail’de bir köyü hedef alan İHA saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

İç Cephe Komutanlığı’na göre, söz konusu bölgelerde sirenler çalarken, herhangi bir can kaybı ya da hasara ilişkin resmi bir bildirim yapılmadı.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Katz, “Operasyonun tamamlanmasının ardından İsrail ordusu, tanksavar füzelere karşı savunma hattı olarak Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi oluşturacak ve Litani Nehri’ne kadar olan tüm alan üzerinde güvenlik kontrolünü sağlayacak” ifadesini kullandı. Söz konusu hattın, sınırdan yaklaşık 30 kilometre derinliğe uzanacağı belirtildi. Lübnanlı yetkililere göre, saldırılar ve İsrail’in uyarıları nedeniyle bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa ise yazılı açıklamasında, İsrailli mevkidaşının sözlerini kınayarak, “Bu açıklamalar artık yalnızca tehdit değil, Lübnan topraklarında yeni bir işgal dayatma niyetini açıkça yansıtıyor” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in artan saldırıları karşısında Lübnan ordusu, Güney Lübnan’da ‘yeniden konuşlanma ve konuşlandırma’ operasyonu gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu adımın özellikle sınır kasabaları çevresinde ‘düşman ilerlemesinin görüldüğü bölgelerde artan İsrail saldırganlığı’ nedeniyle atıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün paylaştığı verilere göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalardan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 300’ü aştı.

Bakanlık açıklamasında, 1 Nisan itibarıyla toplam can kaybının bin 318’e yükseldiği, hayatını kaybedenler arasında 53 sağlık çalışanı ve 125 çocuğun bulunduğu bildirildi. Yaralı sayısının ise 3 bin 935’e ulaştığı kaydedildi.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
TT

SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)

Dün Suriye’nin başkenti Şam'da Kürtlerden oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nden (YPJ) bir heyet ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra arasında bir görüşme gerçekleşti. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürt kaynaklar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı YPJ'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonuyla ilgili mekanizmalara ilişkin görüşmelerin ‘henüz olgunlaşmadığını’ ve bu konuda uzlaşmanın ‘daha fazla diyalog ve biraz sabır’ gerektirdiğini belirtti.

Bu gelişme öncesinde Şam'ın Suriye ordusunun yapısında kadın birliklerine yer verilmeyeceği yönündeki açıklamaları ve YPJ’den gönüllü olanların İçişleri Bakanlığı'na bağlı kadın polis teşkilatına katılmaları önerilmişti.

Kürtçe yayın yapan Hawar Haber Ajansı ANHA’nın haberine göre heyetin kadrosunda Suzdar Haci ve Ruhlat Afrin'in yanı sıra Kamışlı Tugayı’na bağlı Kadın Taburu’nun komutanı Halise Ayid ve YPJ Sözcüsü Roksan Muhammed yer alıyordu. ANHA, heyetin YPJ’nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreciyle ilgili görüşmelerin ardından dün Şam'dan döndüğünü bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra

SDG ile Suriye hükümeti arasında imzalanan ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’ kapsamında gerçekleştirilen görüşme, entegrasyon sürecinin uygulanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasını amaçlıyor.

ANHA’nın YPJ heyetindeki kaynaklardan aktardığına göre görüşmenin ana gündem maddesinin YPJ'nin orduya katılım şekliydi. YPJ heyetinin, görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını içeren resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

SDG'nin Suriye resmi kurumlarına entegrasyon süreci devam ederken, erkek komutanlar Savunma Bakanlığı ve yerel yönetimde atanmış olsa da kadın unsurların entegrasyonu konusu belirsizliğini koruyor.

Kürtlerden oluşan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yetkilisi Muhammed Aybaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, YPJ'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki tartışmaların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Aybaş, “Çünkü Şam tarafında bir ret var, buna karşılık ise YPJ'nin İçişleri Bakanlığı ve sivil dairelere entegre edilmesi önerisi var” diye ekledi.

Görsel kaldırıldı.
YPJ Sözcüsü Roksan Mohammad (solda), iç güvenlik güçlerinden kadın savaşçılarla birlikte Kamışlı Havalimanı yakınlarında beklerken, 8 Şubat 2026 (AFP)

Şam, daha önce, yapısında kadınlara özel tugaylar bulunmadığı için YPJ'nin Suriye Arap Ordusu’na entegre edilemeyeceğini, ‘ancak hizmetlerine devam etmek isteyenler, iç güvenlik alanındaki deneyimlerinden yararlanmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönüllü olarak başvurabileceklerini’ açıklamıştı.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemekle görevli Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali, Şarku’l Avsat’a, Suriye hükümetinin Haseke-Şam yolu üzerinde heyete güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Dün Savunma Bakanlığı ile yapılan görüşmelerin bir anlaşmaya varıp varmadığı sorusuna ise, “Görüşmeler, belirli bir konuda anlaşmaya varıldığı anlamına gelmez. Görüşmenin sonuçlarının resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz” yanıtını verdi.

Şarku’l Avsat, görüşmenin ayrıntılarını öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nın Halkla İlişkiler ve Medya Ofisi ile iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.