Suudi Arabistan’dan Yemen'in yeniden inşası için sınırsız destek

Yemen için yedi farklı alanda yüzlerce program uygulandı, milyarlarca riyal değerinde hibe verildi

Suudi Arabistan, Yemen’in ekonomik reformlarını desteklemeye yönelik atölyeler ve toplantılar düzenledi (SDRPY)
Suudi Arabistan, Yemen’in ekonomik reformlarını desteklemeye yönelik atölyeler ve toplantılar düzenledi (SDRPY)
TT

Suudi Arabistan’dan Yemen'in yeniden inşası için sınırsız destek

Suudi Arabistan, Yemen’in ekonomik reformlarını desteklemeye yönelik atölyeler ve toplantılar düzenledi (SDRPY)
Suudi Arabistan, Yemen’in ekonomik reformlarını desteklemeye yönelik atölyeler ve toplantılar düzenledi (SDRPY)

Suudi Arabistan, son yıllarda milyarlarca riyal değerinde hibe yapılan Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı (SDRPY) aracılığıyla çeşitli alanlarda uygulanan kalkınma yardımları sayesinde Yemen ekonomisinin verimliliğinin artmasına ve para biriminin çökmesinin önlenmesine katkıda bulundu. Şarku’l Avsat’ın inceleme fırsatı bulduğu SDRPY’nin kısa bir süre önce yayınladığı rapora göre 2018 yılından bu yana SDRPY kapsamında hayati öneme sahip yedi alanda yüzlerce proje hayata geçirildi.

Söz konusu raporda, SDRPY’nin, Suudi Arabistan’ın sürdürülebilirlik ve Yemenlilerin hayat şartlarını iyileştirmeye, verilen hizmetlerin kalitesinin artmasına ve altyapının güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde kalkınma ve ekonomik destek sağlama çabalarıyla uyumlu olarak hazırlandığı belirtildi. Rapora göre SDRPY aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in (BM) Sürdürülebilir Kalkınma amaçları ile uyumlu olarak ve çeşitli yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerle iş birliği ve Yemen hükümeti, yerel makamlar ve sivil toplum kuruluşları ile koordinasyon içinde Yemen'deki kalkınma çabalarını birleştirecek şekilde tasarlandı.

SDRPY, geliştirme projelerini ve girişimlerini uygularken yenilenebilir enerji kullanımı, eğitimle gelecek nesiller için etkileri en üst düzeye çıkarmak amacıyla toplumsal değerleri geliştirme, doğal kaynakları koruma, yararlanan taraflarla etkili sosyal iletişim kurmada ve bütünleşmiş ve olumlu bir etkiye sahip kalkınma girişimleri oluşturmada önceki kalkınma deneyimlerinden faydalanma gibi sürdürülebilirlik kavramlarını da ön plana çıkarıyor.

Harcamaların artırılması ve ekonomik büyümenin teşvik edilmesi

Raporda, 2019-2022 yılları arasında, ekonomi ve kalkınma desteğinin ve Suudi Arabistan tarafından sağlanan reform paketinin Yemen’in ekonomik durumunun iyileştirilmesine katkıda bulunduğunu belirtti. Bu destek, harcamaların azaltılmasına ve hükümet bütçesi üzerindeki yükün hafifletilmesine katkıda bulunan ve bütçe açığını yüzde 38’den yüzde 23’e düşüren Suudi Arabistan’ın petrol türevlerinden oluşan hibesini de kapsıyor. Bunun yanında Yemen Merkez Bankası'na yatırılan mevduatla Yemen yerel para birimi riyalin dolar karşısında göreceli istikrar sağlamasını desteklemeye katkıda bulunuldu.

Suudi Arabistan son yıllarda Yemen'e milyarlarca dolar destek verdi (SDRPY)
Suudi Arabistan son yıllarda Yemen'e milyarlarca dolar destek verdi (SDRPY)

Suudi Arabistan’ın SDRPY aracılığıyla uyguladığı ve maliyeti bir milyar doları bulan 229 kalkınma projesi ve girişiminden oluşan bir paketi, Yemen hükümetiyle yapılan iş birliğiyle altyapı ve temel hizmetlerin iyileştirilmesine ve iş olanakları oluşturulmasına ve hükümet harcamalarının artmasına katkıda bulundu. Bu projeler, eğitim, sağlık, enerji, ulaşım, su, tarım, balıkçılık gibi Yemen için hayati öneme sahip yedi farklı alanı barındırırken devlet kurumları ile Yemen’in 14 ilinde kalkınma programları hayata geçirildi.

Suudi Arabistan’ın Yemen’e verdiği destekte Yemen'in tüm illerinin elektrik ihtiyacını karşılamayı amaçlayan toplam 4,8 milyar dolar değerindeki petrol türevleri hibeleri de yer aldı. Bu hibeler, Yemen ekonomisini canlandırmayı ve hayati öneme sahip üretim ve hizmet sektörlerinin verimliliğini artırmayı amaçlıyor.

Rapora göre 2021-2022 yılları arasında petrol türevlerinden sağlanan toplam sübvansiyon miktarı, 422 milyon dolar değerindeydi. Yemen’in farklı illerinde bulunan 70'ten fazla benzin istasyonunda ihtiyaçlara göre yaklaşık 1 milyon 260 bin 850 ton petrol türevi dağıtımı yapıldı. Petrol türevleri hibesi için sağlanan toplam yakıt miktarının 511 bin 684 tonu dizel, 257 bin 955 tonu motorin olarak gerçekleşti.

Raporda petrol türevleri hibesinin, Yemen hükümetinin bütçesi üzerindeki yükün hafifletilmesine ve Yemen Merkez Bankası'nın uluslararası pazarlardan elektrik üretimi için petrol türevleri satın alınmasına tahsis edilen döviz rezervlerinin erimesinin önlenmesine katkıda bulunduğu vurgulandı. Bunun yanında akaryakıt satış fiyatlarını uluslararası elektrik üretim fiyatlarından dizel için yüzde 79, motorin için ise yüzde 94 oranında düşürdü ve 3 milyon 898 bin 608 varil dizel ve 1 milyon 928 bin 887 varil motorin tedarik edildi.

Üretilen toplam enerji miktarı 2 bin 828 GWh olarak gerçekleşirken bu sayede Yemen’in bazı illerinde elektrik temin edilen saatler artarken bu oran Aden’de yüzde 20'lere ulaştı. Dükkanlarda ve marketlerde çalışma saatlerinin artmasıyla ticari faaliyetlerde de artış gözlemlendi.

Suudi Arabistan'ın Sana Büyükelçisi ve SDRPY Direktörü Muhammed Al-i Cabir (SDRPY)
Suudi Arabistan'ın Sana Büyükelçisi ve SDRPY Direktörü Muhammed Al-i Cabir (SDRPY)

Bu hibeler aynı zamanda yaklaşık 16 bin iş olanağı oluşturulmasına ve gemilerin hareketi etmesiyle ulaştırma hizmetlerinde lojistik hareketliliğin canlanmasına katkıda bulundu. Yurtiçi taşıma alanında gemi sayısı 21'e, taşıyıcı sayısı ise 9 bin 928'e ulaştı. Ayrıca bu hibeler, elektrik abonesi sayısına yaklaşık 9 bin 377 yeni abonenin eklenmesinin önünü açarken hibelerden yararlananların sayısı ise 9 milyon 837 bin 44’e ulaştı.

Devlet kurumlarının kapasitelerin geliştirilmesi

Rapor, SDRPY tarafından uygulanan kapasite geliştirme programlarıyla ilgili olarak ise devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları, toplumsal değerler ve bireyler düzeyinde istikrarı destekleyen ve kalkınma çalışmalarını barış çabalarıyla ilişkilendiren en önemli kalkınma girişimlerinden biri olduğunun altını çizdi. Teknik Yardım ve Kapasite Geliştirme Grubu (TA/CDG) 2022 yılında Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) eş başkanlığında devlet kurumlarının kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik bir çalışma başlattı. Yemen hükümet kurumlarının ihtiyaçlarının belirlenmesini, kapasitelerini değerlendirmelerini, temel görevlerini yerine getirmelerini ve içinden geçtikleri farklı koşullara uyum sağlamalarını desteklemeyi amaçlayan çalışmanın toplantısı SDRPY’nin ev sahipliğinde, uluslararası sekiz kuruluş ve Yemen’den altı devlet kurumunun katılımıyla Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlendi.

Toplantıda, bağışçıların çabalarının bir araya getirilmesi konusu ele alınırken, görüş alışverişinde bulunuldu ve Yemen devlet kurumlarının kapasitelerini geliştirmede teknik yardımın en iyi şekilde sağlanmasına yönelik fikirler paylaşıldı. Böylece Yemen’in desteklenmesi konusunda uluslararası kurumlar arasındaki iş birliğinin ve koordinasyonun geliştirilmesi, aynı görevlerin üstlenilmesinden ziyade verilen desteğin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılması hedeflendi.

SDRPY’nin raporunda, Yemen devlet kurumlarının kapasitelerini geliştirmeyi amaçlayan programlar aracılığıyla uzmanlığın aktarılmasına, Yemen’in kendi kendine yeterliliğinin  geliştirilmesine, daha iyi bir yaşam standardına kavuşmaları için Yemenli gençlerin desteklenmesine, çeşitli zorluklarla başa çıkılabilmesi için toplumsal dayanıklılığın ve istikrarın artırılmasına çeşitli alanlarda Yemen devlet kurumlarının etkinlik ve verimlilik düzeyinin yükseltilmesine ve geçim kaynaklarının iyileştirilmesine katkıda bulunulduğu belirtildi.

Suudi Arabistan’ın Yemen'de uyguladığı kalkınma programları çevresel, ekonomik ve sosyal zorlukların hafifletilmesine katkıda bulundu (SDRPY)
Suudi Arabistan’ın Yemen'de uyguladığı kalkınma programları çevresel, ekonomik ve sosyal zorlukların hafifletilmesine katkıda bulundu (SDRPY)

Kurumsal kapasite geliştirme konusunda Yemen Merkez Bankası, Maliye Bakanlığı, Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı, Enerji ve Elektrik Bakanlığı ve Elektrik Genel Kurumu çalışanlarına yönelik bir yıllık kapasite geliştirme programı uygulandı. Bunun yanında SDRPY, ulaşım sektörünün ve sağlık tesislerinin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına katkı sağladı.

Çeşitli düzeylerde kapasite geliştirmeleri kaydedildi

SDRPY, Yemen’deki krizden etkilenen kesimler için geçim desteği programı, tarımsal kalkınmanın önündeki engelleri belirlemeye ve ele almaya yönelik atölye çalışmaları, kadınları ekonomik olarak güçlendirme programı ve Yemenli gençlerin geleceğini inşa etme projesi gibi teknik düzeyde kapasite geliştirmeye katkıda bulunan başka programların da hayata geçirildiğini belirtti.

Toplumsal değerlerin geliştirilmesi düzeyinde ise konut alanında çalışanların yeteneklerini artırmaya yönelik Aden’de mühendislerin proje yönetimi, uygun konut projesi kapsamında saha etütleri yapma, projeleri organize etme ve yönetme gibi konularda çalışanlara eğitim vermelerini öngören bir program hayata geçirildi.

Rapor, Yemen'deki yaşam kalitesini iyileştirmek için yenilenebilir enerji projesi de dahil olmak üzere tüm yönleriyle kapasite geliştirme programlarının etkili ve verimli olmasına katkıda bulunduğunu teyit etti. Rapora göre bunun için 18 saha mühendisine güneş enerjisi sistemleriyle ilgili eğitim verilmesi, güneş enerjisi sistemleri ile çalışan 12 su projesinde çalışan 24 kişinin kapasitelerinin geliştirilmesi ve güneş enerjisi ile tarımsal sulama projelerinde 16 mühendisin kapasitesinin geliştirilmesi programları uygulandı.

Aden ve çevresinde uygulanan Yemenli Gençlerin Geleceğinin İnşası projesi kapsamında kapasite geliştirme eğitiminden 687 genç erkek ve genç kadın yararlanırken, SDRPY, 60 kadın girişimcinin kapasitelerinin geliştirilmesine, 35 kadın girişimcinin ve hayati öneme sahip sektörlerde 1 bin 545 küçük üreticinin desteklenmesine katkıda bulundu. Bunun yanında 154 saha mühendisi, hayvancılık alanında 51 kılavuz, 10 veteriner hekim ve 73 ziraat mühendisi için eğitim atölyeleri gerçekleştirdi.

Suudi Arabistan’ın Yemen'e verdiği destek, gençlere yönelik tüm alanları kapsıyor (SDRPY)
Suudi Arabistan’ın Yemen'e verdiği destek, gençlere yönelik tüm alanları kapsıyor (SDRPY)

Rapora göre SDRPY, Yemen'deki sağlık ve konut alanlarında insan gücü kapasitesini geliştirmeye yardımcı oldu. Bunun için Aden'de konut sektöründe 40 mühendisin proje yönetme ve uygun konut projesi kapsamında saha araştırmaları yapma yetenekleri artırıldı. Marib’deki 3 hastanede tıbbi cihaz kullanımı ve bu cihazların periyodik bakımları konusunda 20 doktor ve hemşireye eğitim verildi. Elektrik tesisatı, soğutma ve iklimlendirme alanında ise Emeği Karşılığının Ödenmesi Girişimi’nden 200 kişi faydalandı.

Raporda SDRPY kapsamında küçük projelere de yer verildiği belirtilerek, el sanatları ve bilgisayar yönetimi alanında 162 kadın eğitim ve danışmanlık hizmetlerinden yararlanırken Enerji ve Elektrik Bakanlığı çalışanlarından 45 mühendis ve teknisyen 13 eğitim programına katıldı. Ayrıca 17 doktor ve hemşire, diyaliz merkezlerinde ve faaliyet gösteren sağlık kurumlarında kapasitelerinin geliştirilmesinin yanı sıra etkinliklerinin ve verimliliklerinin artırılması programından faydalandılar.

Ayrıca Aden Havalimanı'nda görevli 15 itfaiye erine, Planlama ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı'ndaki 15 uzmana eğitim verildi. Cevf’deki Tarım ve Sulama Dairesi ve Sosyal İşler Dairesi'nden 45 çalışan için tarımsal kalkınmanın önündeki engellerin belirlenmesi ve ele alınması eğitimi verildi.

Kalkınmaya yönelik 229 proje ve girişim

Raporda SDRPY’nin Yemen genelinde 229 kalkınma projesi ve girişimi hayata geçirdiği belirtildi. Rapora göre bu proje ve girişimlerin 52'si eğitim, 38’i ulaşım, 34’ü sağlık, 32’si su, 29’u enerji, 18’i tarım ve balıkçılık, 12’si devlet binaları ve 14’ü kapasite geliştirme alanında uygulandı.

Rapora göre SDRPY, Yemen’deki ulaştırma sektöründe ise ulaşımın ve altyapının iyileştirilmesine, lojistik alanındaki fırsatların artmasına, insanların ve malların güvenli olarak taşınmasının sağlanmasına ve güvenliği ve sosyal uyumu artırmak için hizmet sektörlerine ve pazarlara erişebilirliğin desteklenmesine katkıda bulunan 38 kalkınma projesi ve girişimi hayata geçirdi.

SDRPY’nin ulaştırma sektörünü destekleyen projeler arasında iki sınır kapısının yeniden aktif hale gelmesi, 6'sı şehir içi olmak üzere 9 otoyol projesi, şehirler arası bağlantı yolu inşası, uluslararası karayollarına yönelik iki proje ve limanların etkinliklerini ve verimliliklerini artırmaya yönelik 4 proje yer aldı.

Suudi Arabistan, Yemen toplumuna hizmet edecek onlarca girişimi hayata geçirdi (SDRPY)
Suudi Arabistan, Yemen toplumuna hizmet edecek onlarca girişimi hayata geçirdi (SDRPY)

Söz konusu projelerin limanların ve havaalanlarının etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına katkı sağladığı vurgulanan rapora göre bu bağlamda son olarak Aden’i dış dünyaya bağlayan Aden Uluslararası Havaalanı’nın yenilenmesi projesinin birinci ve ikinci fazlarının açılışı gerçekleştirildi. Bunun yanında yolculara ve havayolu şirketlerine verilen hizmetin kalitesinin artırması planlanan uçak pisti, seyrüsefer ve haberleşme sistemlerini yenileme çalışmalarının yapılacağı üçüncü fazın temellerinin atılması bekleniyor.

Rapora göre SDRPY, Yemen’in su sektörüne yönelik projeleriyle içilebilir su kaynaklarının sağlanmasına, ülkenin çeşitli illerinde su ihtiyaçlarının karşılanmasına ve buradaki su sistemlerinin verimliliğinin artırılmasına katkıda bulundu. SDRPY’nin bu sektördeki projeleri, Sokotra Adası’nın su ihtiyacının yüzde 50'sinin, Mahra ilinin el-Gayda ilçesinin su ihtiyacının yüzde 50'sinin ve Aden’in su ihtiyacının yüzde 10'unun karşılanmasına katkıda bulundu. Projeler, su kaynaklarının yönetilmesine, çeşitlendirilmesine, kentsel ve kırsal alanlarda su dağılımının verimliliğinin artırılmasına da yararlı oldu.

SDRPY’nin sağlık sektörüne verdiği destekle sağlık sektörünün kapasiteleri artırılırken 26 sağlık tesisi desteği, 52 bin 730 ilaç ve tıbbi alet, 43 bin 601 tıbbi cihaz ve ekipman desteği, 17 ambulans ile sağlık hizmetleri verimli ve etkin bir şekilde sunulmaya başlandı. SDRPY, sağlık sektörüne destek için son olarak yılda yaklaşık yarım milyon Yemenliye ücretsiz olarak hizmet veren Aden Kamu Hastanesi ve Kalp Sağlığı Merkezi'nin yenilenmesi projesini hayata geçirdi.

Hükümetin halka temel eğitim ve sağlık hizmetleri sunma ve emtia fiyatlarını istikrara kavuşturma yeteneğinin güçlendirilmesinin yanı sıra bu hizmetleri alanların yaşam standartlarının ve günlük hayatlarının iyileştirilmesine katkıda bulunan SDRPY, enerji sektöründe ise Suudi Arabistan’ın petrol türevleri hibesiyle 80 elektrik santralinin çalışmasını sağlarken enerji verimliliğinin artırılmasını ve operasyonel kapasitenin geliştirilmesini destekledi. SDRPY, temiz enerji kullanımını da teşvik etti.

Rapor, SDRPY’nin tarım ve balıkçılık sektörlerindeki kalkınma projelerinin ve girişimlerinin, değer zincirlerini destekleyen üretken kapasite ve verimliliğe sahip toplumsal değerlerin geliştirilmesine, gıda güvenliğinin sağlanmasına ve bunlardan yararlanan kesimlerin yaşam standartlarının iyileştirilmesine katkıda bulunduğunu belirtiyor. Rapora göre SDRPY, modern tarım teknolojilerinin ve sistemlerinin kullanımını teşvik ederken bu sistemlerin kullanımının üretim oranını ve kalitesini yükseltmek, sürdürülebilir gıda üretimini teşvik etmek ve çiftçilerin kendi kendilerine yetebilecekleri kapasiteye ulaşmalarına katkıda bulunacak şekilde artırılmasını da destekledi.

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve Suudi Arabistan Aden Büyükelçisi Muhammed Al-i Cabir, Aden'de yeni bir projenin açılışına katıldıkları sırada (SPA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi ve Suudi Arabistan Aden Büyükelçisi Muhammed Al-i Cabir, Aden'de yeni bir projenin açılışına katıldıkları sırada (SPA)

Raporda, SDRPY’nin devlet kurumlarının kapasitelerinin artırılmasına yönelik projeleri ve girişimleriyle ilgili olarak ise devlet kurumlarının güvenlik, istikrar, kentsel alanların iyileştirilmesi ve kentsel gelişime katkı sağlanması alanlarında verimli ve etkin bir şekilde hizmet verebilmelerini desteklediği belirtildi. Rapora göre SDRPY ayrıca devlet kadrolarının eğiterek ve özel sektörü kalifiye tedarikçi ve yüklenicilerle destekleyerek devlet kurumlarının yeteneklerini artırmada katkıda bulundu.

SDRPY’nin desteğinden tam donanımlı 31 okulun inşasının da aralarında bulunduğu 52 kalkınma projesi ve girişimi hayata geçirildiği eğitim sektörü de nasibini aldı. SDRPY, bu alanda 548 bin 852 adet ders kitabı, 12 bin 978 adet okul araç-gereci ve 26 okul otobüsü temin etti. Bu destek sayesinde farklı yaş gruplarındaki erkek ve kız öğrencilerin ve engellilerin eğitime erişimine katkı sağlandı.

Rapora göre SDRPY tarafından 11 ilde uygulanan diğer kalkınma programları arasında kadın-erkek fırsat eşitliği sağlanırken SDRPY, ekonomik güçlenmeye katkıda bulundu. Kalkınma programları sayesinde çevresel, ekonomik ve sosyal zorluklar karşısında sabırlı olmaya, kadınları ekonomik olarak güçlendirme, geçim kaynaklarını desteklemeye, günlük hayatı iyileştirmeye ve kadınların, gençlerin ve toplumun çeşitli kesimlerinin kapasitelerinin geliştirilmesine katkı sağlandı.

Verimli ekonomi ve istikrarlı kalkınma

Rapor, Suudi Arabistan’ın Yemen’e verdiği desteğin, ekonomik verimliliğin ve ekonomik durumun iyileşmesine ve özellikle Yemen’in yerel para birimi riyalin güçlendirilmesine bir miktar katkıda bulunduğuna işaret etti. Rapora göre gıda ürünlerinin fiyatlarında göreceli bir istikrarın sağlanmasına, satın alma gücündeki bozulmanın dizginlenmesine ve ekonominin iyileştirilmesine yapılan bu katkıyla Yemenlilerin hayat şartlarına olumlu olarak yansıdı.

SDRPY raporunda, Suudi Arabistan'ın Yemen'de kalkınmayı destekleyerek mevcut krizin aileler ve toplumun çeşitli kesimleri üzerindeki etkisini hafifletmeye, halkın kapasitelerini desteklemeye, çeşitli yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerle iş birliği ve Yemen hükümeti, yerel makamlar ve sivil toplum kuruluşları ile koordinasyon içinde birleştirilen yardım çabaları çerçevesinde idari ve üretim alanlarında verimliliklerini artırmaya çalıştığının altını çizdi.

Rapora göre SDRPY proje ve girişimlerinde ülkelerin kalkınması konusunda daha önce edinilen deneyimlerden ve uluslararası ve yerel uygulamalardan yararlandı. Bu da geliştirme programının istikrarlı bir şekilde hayata geçirilmesine ve bu deneyimleri geliştirmede bir mihenk taşı haline getirilmesine yardımcı oldu.



Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
TT

Gazze anlaşması: Arabulucuların Hamas’ın silah sorununu çözmek için sınırlı seçenekleri

Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)
Gazze şehrindeki Hamas üyeleri (AFP)

Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının 10 gün önce başlamasının ardından İsrail’in taleplerinin başında ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ yer alıyor. Ancak bu talebin nasıl hayata geçirileceğine dair belirsizlik sürerken, Hamas’ın Filistin devleti kurulmadan silahlarını teslim etmeye sıcak bakmaması süreci çıkmaza sokuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu düğümün arabulucuları son derece sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Buna göre, ya silahların tamamen tasfiyesi ya da dondurulması yönünde bir formül bulunması ve Hamas’ın buna ikna edilmesi ya da harekete baskı uygulanması gerekiyor. Uzmanlar, bu başlığın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başta olmak üzere İsrail iç siyasetinde seçim amaçlı bir baskı aracı olarak giderek daha fazla kullanılacağına dikkat çekiyor.

İsrailli muhalif lider Benny Gantz dün X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ‘Hamas’ın silahsızlandırılması’ çağrısında bulundu.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, “Hamas silah bırakmayı kabul etmezse İsrail bu yapıyı tasfiye edecek” dedi. Netanyahu da salı günü ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yaptığı görüşmenin ardından, ‘Gazze Şeridi’nin yeniden imarına yönelik herhangi bir adımdan önce Hamas’ın silahsızlandırılmasının vazgeçilmez bir şart olduğu’ konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı.

Strateji uzmanı Tuğgeneral Semir Ragıb, arabulucuların seçeneklerinin sınırlı olduğunu ve önlerinde ya uzlaşı sağlamak ya da baskı uygulamak dışında bir yol kalmadığını ifade etti. Ragıb, silahsızlandırma talebinin İsrail, Washington, Avrupa Birliği (AB) ve bağışçı ülkeler tarafından defalarca dile getirildiğini ve artık savaşın durdurulması ile yeniden imarın önüne konulan temel engellerden biri haline geldiğini söyledi.

Ragıb’a göre Netanyahu ve benzer siyasi aktörler silahsızlandırma dosyasını seçimlerde kullanacak ve anlaşmayı her an sabote edebilecekler. Özellikle ikinci aşama çok sayıda mayın barındırıyor ve Netanyahu, özellikle çekilmeyle ilgili başlıklara yaklaşmak istemiyor.

 Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)Gazze şehrinin Şeyh Rıdvan mahallesinde yıkılmış binaların enkazı arasında ilerleyen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Tümgeneral Semir Ferec, mevcut seçeneklerin giderek daraldığını belirterek, silahların tamamen tasfiye edilmesinden ziyade dondurulması yönündeki bir seçeneğin daha olası olduğunu ifade etti. Ferec, Hamas’ın elindeki silahların füze ya da insansız hava aracı (İHA) niteliğinde olmadığını ve bu nedenle teslim edilebileceğini söyledi. ABD ve İsrail’in silah maddesinin uygulanmasında ısrarcı olduğunu kaydeden Ferec, bunun İsrail’in geri çekilmesiyle eş zamanlı gerçekleşmesi ve yeni bir savaşın önüne geçecek garantilerin sunulması gerektiğini vurguladı.

Öte yandan Reuters’a konuşan Hamas kaynakları, çarşamba günü yaptıkları açıklamada, hareketin silahsızlanma konusunu diğer Filistinli gruplarla görüşmeyi kabul ettiğini, ancak Washington ya da bölgesel arabulucuların kendilerine silahsızlandırmaya dair ayrıntılı ve somut bir teklif sunmadığını belirtti.

İsrail’in Kanal 13 televizyonu, geçtiğimiz ocak ayının sonunda, ABD’nin Hamas’a silahlarını çok uluslu bir güce teslim etmesi için birkaç haftalık süre tanıyan bir belge hazırladığını bildirmişti. Habere göre, bu sürede uyum sağlanmaması halinde İsrail’e ‘dilediği gibi hareket etme’ konusunda yeşil ışık yakılacak.

Ferec, Hamas’ın manevra alanının son derece sınırlı olduğuna dikkat çekerek, özellikle Mısır, Katar ve Türkiye başta olmak üzere arabulucularla hızlı bir uzlaşıya varması gerektiğini, zira İsrail’in şu aşamada en büyük engeli bu dosya üzerinden yarattığını ifade etti.

Ragıb ise Hamas’ın önünde, Trump planı ve silahsızlanma maddesini uygulamaktan başka bir seçenek bulunmadığını savundu. Ragıb, bu sürecin uzatılmaması ya da dolaylı yollardan aşılmaya çalışılmaması gerektiğini, ‘çünkü kaybedilen her günün ateşkes anlaşması için bir tehdit anlamına geldiğini’ dile getirdi.

Ragıb, Gazze’de polis güçlerinin önümüzdeki günler ya da haftalar içinde konuşlandırılacağını, istikrar gücünün de devreye girebileceğini belirterek, bu aşamadan sonra manevra alanının daha da daralacağına dikkat çekti.


Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
TT

Kürdistan rüyası kritik bir dönüm noktasında: Dış güçlerin ihaneti mi, yoksa bir yanılsamanın sonu mu?

Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)
Almanya’nın Frankfurt kentinde Suriyeli Kürtlerle dayanışma için düzenlenen gösteriye katılan bir Kürt protestocu (DPA)

“Kürtlerin dağlar dışında dostu yoktur” ifadesi boşuna söylenmiş bir söz değil. Bu söz, Kürtlerin Osmanlı döneminden modern ulus devletlere (Türkiye, İran, Irak ve Suriye) kadar yüzyıllar boyunca sığındıkları dağlık bölgelerin hikâyesini anlatıyor. Bu, Kürtlerin defalarca karşılaştıkları bir senaryo; jeopolitik çıkarları değiştiğinde dış güçler onları terk etmeden önce koruma veya özerklik vaatleri verir.

Rojava projesinin kuzeydoğu Suriye’de çöküşüyle birlikte, bölgesel destekli Türkiye etkisinin Kürdistan hayalini sona erdirip erdirmediği sorusu gündemde.

Suriye’deki bu dönüşümü, bölgedeki son olayları anlamak için tarihsel bir bağlamda okumak gerekiyor.

Geçtiğimiz yıl mart ayında, Kürdistan’ın dört bölgesini temsil eden yetkililer, Diyarbakır’da buluştu. Toplantıda, ‘kolektif hafızada tarihsel baskılar ve Kürt devleti hayalleri’ gündeme geldi. 2025 yılı, Kürt hareketi için umut verici bir dönem olarak görülüyordu: Güney Kürdistan (Kuzey Irak) özerk yönetiminde istikrarlıydı; Kuzey Kürdistan (Güneydoğu Türkiye) ise Abdullah Öcalan’ın PKK ile Ankara arasındaki çatışmayı sona erdirmeye yönelik girişimini, Türkiye Kürtlerinin tüm haklarının tanınması açısından bir dönüm noktası olarak bekliyordu. Bu etkiyle Batı Kürdistan (Kuzey Suriye) da Beşşar Esed rejiminin çökmesini fırsat bilip kendi projesini ilerletmeyi umut ediyordu. Öte yandan Doğu Kürdistan (Kuzeybatı İran) hâlâ yakın vadede bir perspektife sahip değildi.

Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtler, 27 Şubat 2025'te PKK lideri Abdullah Öcalan’ın PKK’nın feshedilmesi çağrısının ardından, Öcalan’ın serbest bırakılmasını talep eden bir gösteri düzenledi. (AP)

Bu tartışmalara katılanlar arasında oluşan büyük umutlar, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) bölgesinin kaybedilmesiyle yerini hayal kırıklığına bıraktı. Suriye Kürtleri artık bir yandan Türkiye tehdidi, diğer yandan Ankara’nın müttefiki durumundaki Şam yönetimi arasında sıkışma riskiyle karşı karşıya.

İran’da devam eden gösteriler ise hem fırsatlar hem de zorluklar sunuyor. İran Kürt güçleri, örneğin İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDPİ), onlarca yıldır bu anı bekliyor; geçmişte İran Şahı ve İslam Devrimi rejimiyle çatışmalar yaşamışlardı. İran ve Türkiye’den Kürt milisler, İran-Irak sınırındaki Zagros Dağları’nın bir parçası olan Kandil Dağı’na sığınıyor. Burası hem Türk hava kuvvetleri hem de İran topçusu tarafından düzenli olarak bombardımana uğrayan engebeli bir bölge. Son dönemde İran insansız hava araçları (İHA) da Kandil Dağı üzerinde devriye yapmaya başladı.

Türkiye-İran kesişimi ve Kürt-Kürt rekabeti

Türkiye, sadece İsrail ve nükleer dosya üzerinden değil, kendi ulusal güvenliği açısından en büyük tehdit olarak gördüğü Kürtler konusunda da Tahran ile çıkarlarının kesiştiği bir alan bulmaya çalışıyor. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Türk istihbaratı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO), Kürt milislerin Kandil Dağı’ndan İran içine geçerek gösterilerden faydalanmayı denediği konusunda uyardı. Bu koşullar altında, sınırlı savaş kapasitesi ve dış güçlerden güvenilir bir destek olmaması nedeniyle Kürt milisler iki öncelikle hareket ediyor: Kuzey Suriye’de tamamen sona ermeyen bir tehdit ve Kuzeybatı İran’da henüz netleşmemiş bir fırsat.

Bu yeni dinamik, tarih boyunca tehlike karşısında bir araya gelmeye alışkın olan Kürt hareketinde kaygı yaratıyor. Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında bir çatışma olasılığının zirveye ulaştığı dönemde, Türkiye’de bir Kürt lider “Zor zamanlardan geçiyoruz” derken, Irak’taki bir Kürt lider, “Ulusal Kürt birliğinin ortaya çıkması bizim kurtuluşumuz olacak” ifadesini kullandı.

Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)Kürt lider Mesud Barzani, geçtiğimiz cumartesi günü Erbil vilayetinin Pirmam (Masif Selahaddin) şehrinde ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmede (Kürdistan Demokrat Partisi – KDP)

Bugünkü gelişmeleri anlamak için Kürt hareketinin modern tarihine dair bir okuma yapmak gerekiyor. Burada gölgesini en çok hissettiren dinamik, Abdullah Öcalan ile Mesud Barzani arasındaki tarihsel rekabet. Bu rekabetin doğası, Recep Tayyip Erdoğan’ın 2003’te Kürt sahnesinin önüne geçmesiyle değişti. Öcalan’ın barış girişimi ve mart ayında Diyarbakır’da Barzani temsilcisinin Öcalan’ın serbest bırakılması çağrısında bulunması gibi dolaylı uzlaşma adımlarına rağmen, bu iki tarihî liderlik arasındaki ilişki hâlâ doğrudan ve istikrarlı bir çizgiye oturmuş değil. SDG lideri Mazlum Abdi, örgütlenme ve saha yönetiminde yetkinliğini kanıtladı, ancak henüz Kürtlerin tarihî liderlik düzeyine ulaşacak bir meşruiyete sahip değil. Bu nedenle, Rojava’nın kaderinin kritik dönemeçlerinde, özellikle Beşşar Esed rejiminin düşüşü sonrası hem Barzani hem de Öcalan, Abdi’yi kendi taraflarına çekmeye veya karar sürecini etkilemeye çalıştı.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile görüştü. (Mazlum Abdi’nin X hesabı)

Abdullah Öcalan, PKK ile Türkiye hükümeti arasındaki barış sürecini, Suriye hükümeti ile SDG arasında bir uzlaşmayı kolaylaştırma önerisi üzerinden yürütmeye çalıştı. Bu süreçte Mesud Barzani devreye girdi; Ocak 2025’te Mazlum Abdi’yi Erbil’e davet ederek, Şam ile iletişim kanalları açmasını ve Türkiye sınırlarını güvence altına almasını tavsiye etti. Bu yaklaşım, 10 Mart’ta Ahmed eş-Şera ile Abdi arasında sağlanan anlaşmada sonuç buldu. Barzani son dönemde PKK milislerinin Suriye’den çekilmesini, çözüm sürecini kolaylaştıracak bir adım olarak önerdi; Öcalan ise Abdi’yi Suriye’nin resmi güçleriyle bütünleşmeye ikna edebileceğini savunuyor. Erdoğan hükümeti, PKK’nın Şera-Abdi anlaşmasını engellediğini vurgulayarak bu farklılığı siyasi avantaj olarak kullandı. Bu durum, Suriye Kürtleri arasında Öcalan’ın kaderiyle kendi meselelerinin bağlanmasına yönelik hoşnutsuzluğu artırdı; aynı zamanda Barzani, Amerikalıların SDG ile yürüttüğü müzakerelerde merkezi bir rol üstlendi. Tüm bu tehdit ve gerilimlere rağmen, Şera hükümeti ile SDG arasında açık bir savaş olasılığı sınırlı kaldı. Bunun başlıca nedenleri, Öcalan’ın barış girişimiyle Türkiye istihbaratı ile SDG arasında doğrudan ve daha önce benzeri görülmemiş iletişim kanalları açılması ve hem Türk hükümeti hem de PKK’nın, böyle bir savaşın Türkiye içindeki sonuçlarını iyi hesaplaması oldu.

Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)Diyarbakır’da Kürtler, Suriye güçlerinin ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt bölgelerine girmesini protesto etti. (AFP)

Öcalan ile Türk hükümeti arasındaki müzakerelerde kilit rol oynayan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) Dış İlişkiler Komisyonu Eş Sözcüsü Ebru Günay, geçen yılın sonunda Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırıları ‘uluslararası bir komplo’ olarak nitelendirdi. Günay, saldırıların Şera hükümeti ile İsrail arasında Paris’te imzalanan anlaşmanın hemen ardından gerçekleştiğini vurguladı. Günay, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ‘Şam İçişleri Bakanı gibi davrandığını’ ve Şera hükümetine büyük miktarda Türk zırhlı araç ve piyade tüfeği sevk edildiğini belirtti. Kuzeydoğu Suriye’de yaşananların Türkiye’deki barış sürecine etkisini de değerlendiren Günay, bunun ‘derin bir güvensizlik ortamı yarattığını ve bu sürecin Kürtlerin Türkiye içindeki siyasi konumunu da ellerinden alarak sonuçlanacağı algısını güçlendirdiğini’ ifade etti. Buna karşın Günay, Öcalan’ın barış girişiminin hâlâ aktif olduğunu ve Türk hükümetinin bu çerçevede çabalarını sürdürdüğünü vurguladı. Ancak ‘meclisteki işleyişin aksak veya yavaş olduğunu’ belirterek, PKK’nın tasfiyesi ve kalıcı barış koşullarının ancak ‘kararlı yasal düzenlemelerle’ mümkün olabileceğini söyledi.

2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)2 Şubat 2026’da hükümet güçlerinin girdiği Suriye’nin Haseke kentinde bir Kürt milis (AFP)

Sözler ve terk edilişlerle dolu bir tarih

Gerçekten de Kürtlerin özgürlük hayalleri zaman zaman şekilleniyor, ancak uzun sürmüyor. Özellikle üç yıl arayla yaşanan iki önemli tarih bu durumu gösteriyor: 1920’deki Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü sonrasında bağımsız bir Kürdistan vaadi verirken; 1923’teki Lozan Antlaşması, Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını görmezden gelerek modern Türkiye’nin sınırlarını pekiştirdi. 1946 yılında Kuzeybatı İran’da kurulan Kürt Mahabad Cumhuriyeti ise yalnızca 11 ay ayakta kalabildi. Moskova ile Tahran arasında sağlanan bir uzlaşma, Sovyet ordusunun Kuzeybatı İran’dan çekilmesine yol açtı.

Bunu takiben Kürtler için sürekli bir mücadele ve defalarca terk edilme döngüsü başladı. Soğuk Savaş’ın zirvesinde, 1975’teki Cezayir Anlaşması, ABD, İsrail ve İran’ın Irak Kürt ayaklanmasını desteklemeyi aniden bırakmasıyla sonuçlandı; karşılığında Bağdat, Şattü’l Arap’ın ortasını sınır olarak kabul etti. Bu adım, İran Şahı’nın Irak Kürtlerine desteğini çekmesine ve onları Saddam Hüseyin rejiminin insafına bırakmasına yol açtı.

 Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)Kamışlı’da Abdullah Öcalan’ın resmini tutan SDG destekçilerinin çizildiği bir duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

Üniversite öğrencisiyken Marksist eğilimler taşıyan Öcalan, 1978’de PKK’yı kurdu. 1980’deki darbenin ardından Suriye’ye sığındı. Bu sırada Mesud Barzani, 1979’da Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) liderliğini devralmıştı. 1991 baharında Washington, Kürtleri Saddam Hüseyin rejimini devirmeye teşvik etti, ancak Irak sınırında konuşlanan ABD güçleri Kürtlerin kitlesel katliamlarını durdurmak için müdahale etmedi. Bu durum, Kürtler arasında Washington’a duyulan güvensizliğin başlangıcı oldu. 2017’de yapılan Kürdistan Bölgesi referandumu, Bağdat yönetiminin İran desteğiyle başlattığı askeri operasyonla etkisiz hale getirildi ve Mesud Barzani yönetimden uzaklaştırıldı. Öcalan ise Soğuk Savaş sonrası stratejik değerini kaybetti ve Hafız Esed rejiminin ekonomik zayıflığı, onu daha savunmasız bıraktı. 1998’de Ankara ile Şam arasında imzalanan Adana Anlaşması’nın ardından Suriye hükümeti PKK ile ilişkilerini kesti ve Türkiye’nin askeri tehditleri üzerine Öcalan’ı Suriye’den sınır dışı etti. Büyük başkentler Öcalan’a sığınma kapılarını kapatırken, Washington Irak ve Balkanlarla meşguldü; ABD’nin sessizliği Öcalan’ın 1999’da Kenya’da tutuklanmasına yol açan dolaylı bir onay anlamına geldi.

2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)2 Şubat 2026’da Suriye güçleri şehre girerken Haseke’nin dış mahallelerinde nöbet tutan iki SDG mensubu (AP)

Rojava rüyasının sonu

KDSÖY 10 yılı aşkın süre varlığını sürdürdü; geçici bir anayasa ve federasyon modeli benimsedi. Bu süre, Mahabad Cumhuriyeti’nin yalnızca 11 ay sürebilmesiyle kıyaslandığında oldukça uzun. SDG, Kürt mücadelesinin deneyimlerinden dersler çıkardı: kurumlar inşa etti, DEAŞ’a karşı savaştı ve uluslararası meşruiyet kazanmaya çalıştı. Ancak, karşılaştığı engel hâlâ aynıydı. Bu bir başarısızlık değil; Ortadoğu’nun yapısal gerçeği bu: hükümet dışı silahlı projeler, yalnızca büyük güçlerin temel çıkarlarıyla sürekli uyum sağladığında sürdürülebilir. SDG bu aşamaya ulaşamadı; çünkü özerklik, egemenlik olmadan yalnızca geçici bir durum.

Bu dönüşüm, romantik askeri yaklaşımlardan uzak, siyasi direnişe odaklanan bir gerçekçilik aşamasını temsil ediyor. SDG projesinin stratejik belirsizliği sona erdi: fiilen sağlanan özerklik ve dış koruma artık geçerli değil. Halkın kendi kaderini tayin hakkı, geri dönülmez haklar güvence altına alınmadan hayal olmaktan öteye gidemez. Bu durum, güç dengesini Şera hükümeti lehine ciddi şekilde değiştirdi. Anlaşma, yarı-federal yapıyı sona erdiriyor, kültürel varlığı ve yerel nüfuz hedeflerini düşürüyor. Cumhurbaşkanı Şera’nın çıkardığı kararname ile Kürtlerin bazı haklara kavuşması tarihî bir adım olsa da bu adım, Araplar ve Kürtler arasında Suriye’de yeni bir tarih sayfası açmak yerine daha çok Amerikalıları memnun etmeye yönelik görünüyor.

Son gelişmeler, Rojava projesi açısından en büyük darbe değil. Projenin ilk kaybı, 2018’de Türkiye’nin Afrin’deki Kürt çoğunluklu sınır bölgesine yönelik askeri operasyonuyla yaşandı. İkinci kırılma noktası ise 2019’da Türkiye’nin Tel Abyad ve Resulayn gibi sınır şehirlerini ele geçirdiği operasyon oldu. Bu hamle, KDSÖY’nin önceden birbirine bağlı sınır bölgelerini parçaladı.

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)PKK lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına yanıt olarak 11 Temmuz 2025’te Kandil Dağı’nda düzenlenen silah bırakma töreninden (AFP)

Son bölüm

Son dönüşüm en öngörülebilir olan oldu. SDG’nin Deyrizor ve Rakka’daki demografik ağırlığı ve coğrafi kontrolü abartılmıştı; kabilelerin sadakatlerini değiştirmesiyle bu rol sona erdi. Bu nedenle, ABD’nin çekilmesi dramatik bir etki yaratmadı; durum, Haseke’deki son cephede daha kritik olabilirdi. 2018’in mayıs ayında Trump’ın Suriye’den ani çekilme kararı sonrası, SDG Moskova’ya yöneldi. Washington’daki bürokratlar çekilme kararından geri adım atsa da Pentagon SDG’ye Moskova ile yakınlaşmalarının ABD desteğinin bırakılması anlamına geleceğini bildirdi. O dönemde, Washington’ın SDG’den tamamen vazgeçme fikri olgunlaşmamıştı; ancak Esed rejiminin çöküşü süreci hızlandırdı.

Irak’ın işgali ve DEAŞ’ın yükselişi, Irak Kürtlerinin özerklik kazanma fırsatlarını artırdı. Ancak 2017’deki Kürdistan referandumu karşısında ABD’nin sessizliği, başarılı olma ihtimalini sona erdirirken, Irak’taki Amerikan rolünü ve Saddam rejiminin düşüşünden sonra Kürtlerin elde ettiği kazanımları zedelemedi. Suriye deneyimi ise farklıydı: ABD, Suriye’de aktif bir rol üstlenmek istemedi. Amerikalılar, Kürtleri DEAŞ ile mücadele ve Moskova’nın Suriye’de kontrolü ele geçirmesini engellemek için kullandı; DEAŞ tehdidi sona erip Rusya çekilince, Washington açısından Kürtlerin rolü de tamamlandı.

Amerikalılar, şiddetin patlak vermemesi ve Haseke’ye yaklaşılmaması koşuluyla yeşil ışık yaktı; Moskova ise Kamışlı’daki üssünü tamamen boşalttı. Mazlum Abdi mesajı anladı.

Suriye’deki bir Kürt yetkili Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Amerikalıların tutumundaki değişimin, Şeyh Maksud mahallesi savaşında Beyaz Saray’ın kararını netleştirmesiyle başladığını belirtti. Yabancı devlet koruması, özellikle Amerikan hava desteği çekildiğinde, Kürtler savunmasız hale geliyor. Tarihsel olarak Kürt hareketleri, rejimlerin çöküşünde devrimci anlar ve devletlerin otoritesini yeniden tesisinde hayatta kalma anları arasında gidip geliyor. Suriye’deki bu anlaşma, Kürtlerin varoluş mücadelesinden, hayatta kalma safhasına geçişini işaret ediyor; hedefler yok olmuyor, sadece istikrar dönemine giriyor.


Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
TT

Hizbullah İran ile dayanışma içinde... Caca: Lübnan krizinin sona ermesi, İran tarafından verilen desteğin sona ermesiyle başlar

 Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)
Hizbullah destekçileri, Beyrut şehir merkezindeki Birleşmiş Milletler Batı Asya Ekonomik ve Sosyal Komisyonu (ESCWA) binası önünde Hizbullah tarafından düzenlenen gösteride Hizbullah ve İran bayrakları salladı, 4 Şubat 2026. (EPA)

Bölgenin yaşadığı bekleyiş atmosferi içinde Lübnan’daki tutumlar, özellikle İran’ın rolü başta olmak üzere bölgesel dosyalara yaklaşımda mevcut çelişkiyi yansıtıyor. Bu durum, Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca’nın, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiği zaman Lübnan’daki sorun çözülür” sözlerinde açıkça görülürken, Hizbullah’ın meclis grubu ise Genel Sekreter Naim Kasım’ın tarafsız kalınmayacağını vurgulamasının ardından Tahran ile ‘dayanışma’ ifade etmekle yetindi.

Bu gelişmeler, İsrail’in Lübnan’ın güneyi ve doğusuna yönelik hava saldırılarına yeniden başladığı bir dönemde yaşandı. Dün öğleden sonra güneyde Mahmudiye beldesi ve Vadi Burguz’u hedef alan saldırılar, daha sonra güneyde Cebel er-Reyhan’daki el-Vaziyye bölgesi ile doğuda Hermel-Zegrin tepelerine yöneldi.

İsrail Ordu Sözcüsü Ella Waweya, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “İsrail ordusu, Lübnan’ın çeşitli bölgelerinde Hizbullah terör örgütüne ait hedeflere saldırılar düzenliyor” ifadesini kullandı.

 İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)İsrail’in Lübnan’ın doğusundaki Hermel bölgesini hedef alan hava saldırılarının ardından yükselen duman (Sosyal medya)

Hizbullah, İran’la dayanışma içinde olduğunu ifade etti

Hizbullah’ın meclis grubu yayımladığı açıklamada, “ABD’nin saldırgan tehditleri karşısında İran İslam Cumhuriyeti ile liderliği, hükümeti ve halkıyla tam dayanışma içinde olduğunu” ifade ederken, ‘İran’ın liderliği ve halkıyla sergilediği kararlı ve dirençli tutumun, olası bir saldırıyı püskürtebileceğini’ belirtti.

Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)Lübnan’ın güneyindeki sınır kasabası Ayta eş-Şaab’da İsrail güçleri tarafından havaya uçurulan bir evin enkazı (Lübnan Ulusal Haber Ajansı – NNA)

Lübnan iç siyasetine ilişkin olarak da açıklamalarda bulunan blok, ‘günlük suikastlardan sivil tesislerin yoğun şekilde hedef alınmasına kadar uzanan suç niteliğindeki saldırıları’ kınadığını belirtti. Açıklamada, ‘ekili alanlara ve tarım arazilerine zehirli maddeler atılması ve Lübnanlıların sağlığının tedavisi zor hastalıklar riskiyle karşı karşıya bırakılmasına’ dikkat çekilerek, bunun ‘ön cephe bölgelerini çölleştirerek halkından arındırmayı amaçladığı’ ifade edildi. Blok, ‘uluslararası sessizliği’ ve ‘bu açık terör suçları karşısındaki ihmali’ de kınarken, uluslararası toplum kuruluşlarını bu ihlallerin sürmesinden tamamen sorumlu tuttu.

Caca: İran Hizbullah’a desteğini keserse sorun çözülecek

Buna karşılık Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, “İran, Hizbullah’a verdiği desteği kestiğinde tüm sorun çözülecek” görüşünü dile getirdi.

Bir radyo programında konuşan Caca, “Dünyadaki tüm ülkeler cuma günü (bugün) Umman’da yapılacak toplantıyı bekliyor” diyerek, ‘ihtilaf noktalarının son derece büyük olduğunu’ vurguladı. Sorunun müzakereler yoluyla çözülmesini temenni ettiğini belirten Caca, “Ancak bunun bir sonuca ulaşacağını görmüyorum” ifadesini kullandı.

Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)Lübnan Kuvvetleri Partisi lideri Samir Caca, (Arşiv)

Umman’da yaşanacak gelişmelerin Lübnan’a yansımalarına da değinen Caca, “Ne yazık ki Lübnan ve İran dosyaları arasında bir bağlantı var” değerlendirmesinde bulundu. Caca sözlerini şöyle sürdürdü: “İran, son kırk yıl içinde Lübnan devletinin tüm işleyişini sekteye uğratan bir nüfuz alanı oluşturmayı başardı. İran, Hizbullah’a verdiği desteği durdurduğunda tüm sorun çözülecek.”

Caca, ‘ateşkes anlaşmasının Lübnan’da belirli bir bölgeyi değil, ülkenin tamamını kapsadığını’ vurgulayarak, 1559 sayılı kararın ‘Lübnan topraklarının tamamında tüm gayrimeşru silahlı örgütlerin tasfiye edilmesini talep ettiğini’ hatırlattı. Meclis seçimlerine ilişkin olarak ise ‘seçimlerin zamanında yapılacağını’ ve ‘tüm sürecin yüzde 100 anayasal ve yasal çerçevede ilerlediğini’ ifade etti.