Lübnan'da Filistinli grupların silahlarının yayılması kaosuna bir güvenlik çözümü yok

Silahların yaptığı tek şey ‘kardeşler’ arasında kavga çıkarmak

Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)
Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)
TT

Lübnan'da Filistinli grupların silahlarının yayılması kaosuna bir güvenlik çözümü yok

Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)
Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)

Lübnan'ın güneyinde yer alan Filistin mülteci kampı Ayn el-Helva’da zaman zaman tekrar eden çatışmalar, artık Filistinli gruplara ait silahlara ihtiyaç kalmaması ve İsrail saldırılarına karşı iç çatışmalarda kullanılması dışında kampı savunmada herhangi bir rolü olmamasına rağmen gerek kampta gerekse kampın dışında silah bulundurulmasının avantajına ilişkin çok sayıda soru işaretinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu silahların bazen çeşitli taraflara bazı mesajlar vermek için kullanılması, bölgedeki çelişkilerin bir ifadesi olarak karşımıza çıkarken silahlar kimin eline geçerse onun tarafından, İsrail'e komşu olan Arap ülkelerindeki Filistin diasporasının yaşadığı yerlerde sahaları birleştirme bağlamında kullanılmaya çalışılıyor.

Kamplara rastgele dağıtılan silahlar, taşıyıcıları için bir yük haline gelmiş durumda. Artık bu silahlardan taşıyan kimsenin Arap ülkelerinin temelde Hizbullah’ın askeri kolu olan ve silahlarını elinde bulunduran İslami Direniş'in oluşumundan önce onu destekleyen bir devlet olarak görmelerine rağmen, Lübnan'ı İsrail'e düşman bir ülke haline getirmeyi amaçlaması dışında bir direnişçi kimliği bulunmuyor.

Bu kez, Filistin silahlarını elinde tutmanın avantajı sorusu, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Üyesi ve Lübnan'daki Filistin dosyasından sorumlu Azzam el-Ahmed'in Fetih Hareketi (El Fetih) içindeki bölünmüşlüğü sona erdirmek üzere Beyrut’a yaptığı ziyaretle aynı zamanda gündeme geldi. Filistin Ulusal Güvenlik Komutanı ve Fetih Hareketi'nde Tuğgeneral Ebu Eşref el-Armuşi’nin Lübnan’ın güneyindeki Sayda’da Cundu'ş-Şam Tugayı’na bağlı olduğu bildirilen radikal bir grup tarafından öldürülmesi sonrası El Fetih Hareketi ile radikal İslamcı gruplar arasında çatışmalar patlak vermişti.

FKÖ Yürütme Komitesi Üyesi Ahmed, Lübnan geçici hükümeti ve ordu yetkilileri ile koordinasyonla şu an Suriye'deki Yermuk Mülteci Kampı’ndan kaçıp sığınacak bir yer arayan binlerce Filistinliye ve çok sayıda Suriyeliye ev sahipliği yapan, ancak kapasitesini çoktan aşan Ayn el-Helva Mülteci Kampı’ndaki ateşkesin kalıcı hale getirilmesi konusunda güvenlik çözümünü yeniden gündeme getirmeye çalışıyor.

Ancak güvenlik çözümü, Lübnan yargısı tarafından yargılanma konusunda eşit oldukları bahanesiyle birlik içinde kalmalarına izin vermek yerine, üst düzey isimler tarafından işlenen suçlar ve onlara yöneltilen suçlamalara yönelik soruşturmalar başlatarak ve parça parça dökülmelerini sağlayacak şekilde yargı yoluna giderek radikal grupları tasfiye etmeye çalışmakla başlayan siyasi bir çözümle birlikte olmadığı sürece kalıcı bir ateşkes sağlayamayabilir. Bunun için bir sonraki adımın, Lübnan Meclisi Başkanı Nebih Berri'nin daveti üzerine 2006 martında düzenlenen ilk diyalog konferansında, özellikle Filistinli grupların silahlarının kampların dışında toplanması, kontrol edilmesi ve bu silahlara ne olacağını kendi aralarında çözümlemeleriyle ilgili kararların yeniden gözden geçirilmesi olması gerekiyor.

O dönem Filistinli grupların silahlarıyla ilgili alınan bu kararlar uygulanmadı. Çünkü kampların dışındaki silahların Filistinli bir gruba, yani FKÖ ve Fetih Hareketi’ne karşı çıkan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık (FHKC-GK) adlı koalisyon güçlerine ait olmasına rağmen bu konudaki karar, başta Hizbullah olmak üzere diyaloğa katılan tüm taraflarca desteklendi.

Filistinli grupların kampların dışındaki silahları, FHKC-GK tarafından Refik Hariri Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki Naame beldesinde kazılmaya başlanan, ancak kısa süre sonra Bekaa Vadisi'ndeki Kusaya bölgesine doğru genişleyen daha sonra Bekaa’nın batısındaki el-Helva beldesine uzanan tünellerdeydi. Bu silahlar, FHKC-GK'ye aitti. FHKC-GK, kararlardan sonra silahları Naame’deki tünellerden çekip kararlara uymak yerine daha fazla bölgeye yaydı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre silahlarla ilgili tartışmaya kapıyı açan da buydu. Ancak tartışma ilgi çekmedi. Çünkü bu kararlara yönelik tepkiler nedeniyle onları uygulamanın bir anlamı olmadığına ikna etmek için ne ilk ne de son olan bir çabayla gündemden uzaklaştırılmaya çalışıldı.

Ayn el-Helva Mülteci Kampı’ndaki radikal grupların çoğalmasının ardındaki nedenle ilgili halen yanıt bekleyen sorular var. Bu gruplara çeşitli lojistik, istihbarat, mühimmat ve ikmal hizmetlerini sağlayan kim? Direniş eksenine bağlı Filistinli gruplar Filistin tarafında kimin yanında duruyorlar? Ebu Mihcen lakaplı Ahmed Abdulkerim el-Saadi'nin oğlu İbrahim el-Saadi'nin lider olduğu Asabetu’l-Ensar grubunun rolü ne? Sayda'daki dört hâkime düzenlenen suikasta karışmaktan aranmasına rağmen, nasıl kardeşi Ebu Tarık el-Saadi'nin ölümü üzerine Ayn el-Helva Kampı’na gelip taziyeleri kabul etti?

Bir diğer soru ise Bilal Bedir ve Heysem eş-Şabi liderliğindeki Cunduş’Şam'a kim siyasi koruma sağlıyor? Kim kanun tarafından aranan Ömer el-Natur ve Fethu’l-İslam grubunun geriye kalan üyeleri ile DEAŞ ve El Kaide’nin bazı sembol isimlerinin yanı sıra Lübnanlı ve Filistinli milislerin DEAŞ saflarında savaşmak için Suriye ve Irak'a girmesini kolaylaştırdı?

Güvenlik çözümü, öncekiler gibi siyasi bir çözümle birlikte sunulmadıkça uzun soluklu olmayabilir. Çünkü Ayn el-Helva Kampı El Fetih'le çatışan radikal gruplar, onları canlı kalkanlar olarak gören Asabetu’l-Ensar grubunun doğrudan desteğiyle kendilerini güçlendirmezlerse kalıcı olmazlar ve Asabetu’l-Ensar her ne kadar kampta El Fetih yerine göz dikse de uzun süre ayakta kalmazsa sıra onlara gelir.

Kaynakların Şarku’l Avsat’a söylediğine göre bu yüzden muhalefet, Hizbullah'ın, Filistinli grupların silahlarının kamplar dışında toplanmasının önündeki tek engel olmaya devam ettiğine inanıyor. Çünkü silahlarının toplanmasının talep edilmesi için baskı oluşturmak amacıyla bahane olarak kullanılacağından korkuyor. Zira savaş ve barış kararının Lübnan devletinin elinde olmaması için bu kararın kontrol edilmesi gerekiyor.



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.