Lübnan'da Filistinli grupların silahlarının yayılması kaosuna bir güvenlik çözümü yok

Silahların yaptığı tek şey ‘kardeşler’ arasında kavga çıkarmak

Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)
Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)
TT

Lübnan'da Filistinli grupların silahlarının yayılması kaosuna bir güvenlik çözümü yok

Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)
Ayn el-Helva Kampı’ndaki son çatışmalara katılan bir silahlı grup üyesi (AP)

Lübnan'ın güneyinde yer alan Filistin mülteci kampı Ayn el-Helva’da zaman zaman tekrar eden çatışmalar, artık Filistinli gruplara ait silahlara ihtiyaç kalmaması ve İsrail saldırılarına karşı iç çatışmalarda kullanılması dışında kampı savunmada herhangi bir rolü olmamasına rağmen gerek kampta gerekse kampın dışında silah bulundurulmasının avantajına ilişkin çok sayıda soru işaretinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu silahların bazen çeşitli taraflara bazı mesajlar vermek için kullanılması, bölgedeki çelişkilerin bir ifadesi olarak karşımıza çıkarken silahlar kimin eline geçerse onun tarafından, İsrail'e komşu olan Arap ülkelerindeki Filistin diasporasının yaşadığı yerlerde sahaları birleştirme bağlamında kullanılmaya çalışılıyor.

Kamplara rastgele dağıtılan silahlar, taşıyıcıları için bir yük haline gelmiş durumda. Artık bu silahlardan taşıyan kimsenin Arap ülkelerinin temelde Hizbullah’ın askeri kolu olan ve silahlarını elinde bulunduran İslami Direniş'in oluşumundan önce onu destekleyen bir devlet olarak görmelerine rağmen, Lübnan'ı İsrail'e düşman bir ülke haline getirmeyi amaçlaması dışında bir direnişçi kimliği bulunmuyor.

Bu kez, Filistin silahlarını elinde tutmanın avantajı sorusu, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Üyesi ve Lübnan'daki Filistin dosyasından sorumlu Azzam el-Ahmed'in Fetih Hareketi (El Fetih) içindeki bölünmüşlüğü sona erdirmek üzere Beyrut’a yaptığı ziyaretle aynı zamanda gündeme geldi. Filistin Ulusal Güvenlik Komutanı ve Fetih Hareketi'nde Tuğgeneral Ebu Eşref el-Armuşi’nin Lübnan’ın güneyindeki Sayda’da Cundu'ş-Şam Tugayı’na bağlı olduğu bildirilen radikal bir grup tarafından öldürülmesi sonrası El Fetih Hareketi ile radikal İslamcı gruplar arasında çatışmalar patlak vermişti.

FKÖ Yürütme Komitesi Üyesi Ahmed, Lübnan geçici hükümeti ve ordu yetkilileri ile koordinasyonla şu an Suriye'deki Yermuk Mülteci Kampı’ndan kaçıp sığınacak bir yer arayan binlerce Filistinliye ve çok sayıda Suriyeliye ev sahipliği yapan, ancak kapasitesini çoktan aşan Ayn el-Helva Mülteci Kampı’ndaki ateşkesin kalıcı hale getirilmesi konusunda güvenlik çözümünü yeniden gündeme getirmeye çalışıyor.

Ancak güvenlik çözümü, Lübnan yargısı tarafından yargılanma konusunda eşit oldukları bahanesiyle birlik içinde kalmalarına izin vermek yerine, üst düzey isimler tarafından işlenen suçlar ve onlara yöneltilen suçlamalara yönelik soruşturmalar başlatarak ve parça parça dökülmelerini sağlayacak şekilde yargı yoluna giderek radikal grupları tasfiye etmeye çalışmakla başlayan siyasi bir çözümle birlikte olmadığı sürece kalıcı bir ateşkes sağlayamayabilir. Bunun için bir sonraki adımın, Lübnan Meclisi Başkanı Nebih Berri'nin daveti üzerine 2006 martında düzenlenen ilk diyalog konferansında, özellikle Filistinli grupların silahlarının kampların dışında toplanması, kontrol edilmesi ve bu silahlara ne olacağını kendi aralarında çözümlemeleriyle ilgili kararların yeniden gözden geçirilmesi olması gerekiyor.

O dönem Filistinli grupların silahlarıyla ilgili alınan bu kararlar uygulanmadı. Çünkü kampların dışındaki silahların Filistinli bir gruba, yani FKÖ ve Fetih Hareketi’ne karşı çıkan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi-Genel Komutanlık (FHKC-GK) adlı koalisyon güçlerine ait olmasına rağmen bu konudaki karar, başta Hizbullah olmak üzere diyaloğa katılan tüm taraflarca desteklendi.

Filistinli grupların kampların dışındaki silahları, FHKC-GK tarafından Refik Hariri Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki Naame beldesinde kazılmaya başlanan, ancak kısa süre sonra Bekaa Vadisi'ndeki Kusaya bölgesine doğru genişleyen daha sonra Bekaa’nın batısındaki el-Helva beldesine uzanan tünellerdeydi. Bu silahlar, FHKC-GK'ye aitti. FHKC-GK, kararlardan sonra silahları Naame’deki tünellerden çekip kararlara uymak yerine daha fazla bölgeye yaydı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre silahlarla ilgili tartışmaya kapıyı açan da buydu. Ancak tartışma ilgi çekmedi. Çünkü bu kararlara yönelik tepkiler nedeniyle onları uygulamanın bir anlamı olmadığına ikna etmek için ne ilk ne de son olan bir çabayla gündemden uzaklaştırılmaya çalışıldı.

Ayn el-Helva Mülteci Kampı’ndaki radikal grupların çoğalmasının ardındaki nedenle ilgili halen yanıt bekleyen sorular var. Bu gruplara çeşitli lojistik, istihbarat, mühimmat ve ikmal hizmetlerini sağlayan kim? Direniş eksenine bağlı Filistinli gruplar Filistin tarafında kimin yanında duruyorlar? Ebu Mihcen lakaplı Ahmed Abdulkerim el-Saadi'nin oğlu İbrahim el-Saadi'nin lider olduğu Asabetu’l-Ensar grubunun rolü ne? Sayda'daki dört hâkime düzenlenen suikasta karışmaktan aranmasına rağmen, nasıl kardeşi Ebu Tarık el-Saadi'nin ölümü üzerine Ayn el-Helva Kampı’na gelip taziyeleri kabul etti?

Bir diğer soru ise Bilal Bedir ve Heysem eş-Şabi liderliğindeki Cunduş’Şam'a kim siyasi koruma sağlıyor? Kim kanun tarafından aranan Ömer el-Natur ve Fethu’l-İslam grubunun geriye kalan üyeleri ile DEAŞ ve El Kaide’nin bazı sembol isimlerinin yanı sıra Lübnanlı ve Filistinli milislerin DEAŞ saflarında savaşmak için Suriye ve Irak'a girmesini kolaylaştırdı?

Güvenlik çözümü, öncekiler gibi siyasi bir çözümle birlikte sunulmadıkça uzun soluklu olmayabilir. Çünkü Ayn el-Helva Kampı El Fetih'le çatışan radikal gruplar, onları canlı kalkanlar olarak gören Asabetu’l-Ensar grubunun doğrudan desteğiyle kendilerini güçlendirmezlerse kalıcı olmazlar ve Asabetu’l-Ensar her ne kadar kampta El Fetih yerine göz dikse de uzun süre ayakta kalmazsa sıra onlara gelir.

Kaynakların Şarku’l Avsat’a söylediğine göre bu yüzden muhalefet, Hizbullah'ın, Filistinli grupların silahlarının kamplar dışında toplanmasının önündeki tek engel olmaya devam ettiğine inanıyor. Çünkü silahlarının toplanmasının talep edilmesi için baskı oluşturmak amacıyla bahane olarak kullanılacağından korkuyor. Zira savaş ve barış kararının Lübnan devletinin elinde olmaması için bu kararın kontrol edilmesi gerekiyor.



Yemen Silahlı Kuvvetleri: İran uçağının inişini engellemek için Sana Uluslararası Havalimanı'nın pisti hedef alındı

Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıların ardından yükselen duman (Reuters)
Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıların ardından yükselen duman (Reuters)
TT

Yemen Silahlı Kuvvetleri: İran uçağının inişini engellemek için Sana Uluslararası Havalimanı'nın pisti hedef alındı

Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıların ardından yükselen duman (Reuters)
Sana Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıların ardından yükselen duman (Reuters)

Yemen Silahlı Kuvvetleri, pazartesi günü İran'a ait bir uçağın inişini engellemek amacıyla Sana Uluslararası Havalimanı'nın pistini hedef aldığını duyurdu. Açıklama, Savunma Bakanlığı'nın havalimanı ve çevresinin boşaltılması yönündeki uyarısından kısa süre sonra geldi.

Silahlı Kuvvetler tarafından yapılan açıklamada, İran'ın daha önce yapılan uyarılara rağmen Yemen hava sahasını ihlal ederek uçuşu gerçekleştirmekte ısrar ettiği öne sürülerek, İran'ın Mahan Air havayolu şirketine ait uçağın inişini engellemek amacıyla havalimanı pistine yönelik operasyon düzenlendiği bildirildi.

Operasyondan önce Yemen Savunma Bakanlığı, vatandaşlara, havalimanı çalışanlarına ve insani yardım kuruluşlarına Sana Uluslararası Havalimanı'nı ve çevresini derhal tahliye etmeleri çağrısında bulundu. Bakanlık, siviller ile insani yardım çalışanlarının güvenliğinin "en yüksek öncelik" olduğunu vurgulayarak, ikinci bir duyuruya kadar bölgeden uzak durulmasını istedi.

Bu gelişmeyle eş zamanlı olarak Reuters, görgü tanıklarına dayandırdığı haberinde Sana Havalimanı yakınlarında patlama sesleri duyulduğunu aktardı. Ancak patlamaların yol açtığı hasarın boyutu ve niteliği bağımsız kaynaklar tarafından doğrulanamadı.

Havacılık takip verilerine göre, İran'ın Mahan Air şirketine ait Airbus A340 tipi bir yolcu uçağı, Tahran'dan Sana'ya doğru uçuş gerçekleştiriyordu. Yemen makamlarının daha önce yaptığı uyarılar sonrasında uçağın rotası yakından takip edildi.

Bu gelişme, Yemen Savunma Bakanlığı'nın birkaç saat önce yaptığı ve Silahlı Kuvvetler'in Yemen hava sahasının ihlal edilmesine karşı gerekli müdahaleyi yapacağını duyurduğu açıklamanın ardından yaşandı. Bakanlık, askeri tedbirlere başvurmadan önce siyasi ve diplomatik tüm yolların tüketildiğini belirtmişti.

Bundan önce ise Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, yayımladığı açıklamada gerilimin sorumluluğunu Husilere yüklemiş, grubun ulusal hava yolu şirketi üzerinden uçuşların düzenlenmesine yönelik hükümet girişimlerini ve devlet egemenliğine saygı çağrılarını reddettiğini savunmuştu.

Sana Uluslararası Havalimanı pistinin hedef alınması, Yemen krizinde dikkat çekici bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Bu adım, siyasi ve askeri uyarılar aşamasından çıkarak, hükümetin egemenlik ve yasal çerçeve dışında gerçekleştirildiğini savunduğu uçuşların inişini fiilen engellemeye yönelik doğrudan askeri uygulamaya geçildiğini ortaya koyuyor.


Suriye Halk Meclisi Başkanı’nın seçilmesinden önce düzenlenen öğle yemeğinin perde arkası

Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)
Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)
TT

Suriye Halk Meclisi Başkanı’nın seçilmesinden önce düzenlenen öğle yemeğinin perde arkası

Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)
Suriyeli milletvekilleri, 12 Temmuz 2026’da Şam’da Halk Meclisi’nin ilk oturumuna katıldı. (EPA)

Suriye Halk Meclisi’nin dün gerçekleştirilen ilk oturumundan önceki son saatlerde, Meclis Başkanlık Divanı görevleri için bazı adayların desteklenmesi ve bazı adayların ise yarıştan çekilmeleri yönünde yoğun görüşmeler yapıldı. Suriye yönetiminin, parlamento başkanlığı makamına ve bu makamın dış dünyaya vereceği mesajlara özel önem verdiği, ayrıca bazı müttefik ülkelerin rahatsızlık duyabileceği isimlerin göreve gelmesini engellemeye çalıştığı belirtildi.

Konuya yakın kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, tartışmaların Meclis üyeleri ile yürütme organı temsilcileri arasında yaşandığını aktardı. Kaynaklara göre yürütme organı, bazı adayları desteklemek ve bazı adayları ise adaylıktan çekilmeye ikna etmek amacıyla sürece müdahil oldu. Bu girişimlerin, açılış oturumundan sadece birkaç saat önce kısmen sonuç verdiği ifade edildi.

Kaynaklar, Meclis üyelerinin büyük çoğunluğunun ise ‘Meclisin bağımsızlığının korunması ve başkanlık divanının seçim ya da uzlaşı yoluyla belirlenmesi gerektiği, ancak uzlaşının da Meclis içinde sağlanmasının esas olduğu’ görüşünü savunduğunu aktardı.

fgthyju
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 210 üyenin katıldığı ilk parlamento oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)

Suriye Halk Meclisi Başkanlığı’na Abdulhamid el-Avak’ın seçilmesi, gelişmeleri yakından takip eden birçok gözlemci açısından sürpriz olarak değerlendirilmedi. Toplumun farklı kesimlerinde saygı gören bir isim olarak öne çıkan el-Avak’ın, Meclis üyelerinin çoğunluğunun oyuyla göreve seçilmesi, Meclisin kamuoyu nezdindeki meşruiyetini güçlendiren bir unsur olarak görüldü. Sonuç ayrıca, Meclisin yürütme organı karşısında geniş ölçüde bağımsız hareket edebileceğine yönelik bir mesaj olarak değerlendirildi.

dfghyju
Esed rejiminin devrilmesinden sonra Suriye Halk Meclisi’nin ilk Başkanı Dr. Abdulhamid el-Avak oldu. (Arşiv)

Son günlerde el-Avak ile Dr. Mueyyed Gazlan Kıblavi’nin, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın belirlediği 70 üyelik kontenjandan Meclis Başkanlığı için öne çıkan adaylar olduğu konuşuluyordu. Ayrıca iki ismin, Meclis Başkanlık Divanı’nda birinci ve ikinci başkanvekili olarak desteklenmesi gündeme gelirken, söz konusu görevlere bir Kürt siyasetçi ile Hristiyan bir kadın adayın da önerildiği belirtildi.

Ancak yürütme organını temsil eden Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nin cumartesi düzenlediği öğle yemeği ile bunu izleyen toplantı ve görüşmelerde, Meclis Başkanlık Divanı seçimlerine ilişkin uzlaşı sağlanması ve yürütmenin desteklediği isimler etrafında destek oluşturulması yönündeki girişimler, seçim sisteminin korunmasını savunan Meclis üyelerinin itirazıyla karşılaştı.

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar, Suriye yönetiminin parlamento başkanlığı seçimlerine büyük önem verdiğini belirterek, bunun temel nedeninin dış dünyaya verilecek siyasi mesajlar olduğunu ifade etti. Kaynaklara göre yönetim, hem Meclis içinde hem de kamuoyunda kabul görecek uzlaşı adayı üzerinde anlaşılmasını hedeflerken, bazı radikal akımların oluşturduğu bloklar nedeniyle müttefik ülkelerde rahatsızlık yaratabilecek isimlerin göreve gelmesini önlemeye çalıştı.

Şarku’l Avsat’ın görüştüğü Suriye Halk Meclisi üyeleri de bu değerlendirmeleri doğrulayarak, ilk oturum tarihinin pazartesiden pazara ertelenmesinin, özellikle Meclis Başkanlığı başta olmak üzere Başkanlık Divanı seçimlerinde bazı adaylar üzerinde uzlaşı sağlanmasına yönelik çabalardan kaynaklandığını belirtti. Üyeler, bu sürecin kendileri üzerinde önemli bir baskı oluşturduğunu ifade etti.

dcfghyj
Suriye Halk Meclisi Başkanı Dr. Abdulhamid el-Avak, Suriye Halk Meclisi Başkanı olarak seçildiğinin açıklanmasından önce milletvekili meslektaşlarının arasında (SANA)

Söz konusu Meclis üyeleri, “Parlamento başkanının kim olacağı ya da Başkanlık Divanı’na kimlerin seçileceğinden bağımsız olarak, herhangi bir dayatma olmaksızın göreve gelmeleri halinde tüm isimleri memnuniyetle karşılar ve tamamen destekleriz. Bizim koruduğumuz temel ilke de buydu. Meclisin bağımsızlığının tam anlamıyla muhafaza edilmesinde ısrarcı olduk” ifadelerini kullandı.

Esed rejiminin devrilmesinin ardından oluşturulan ilk Suriye Halk Meclisi’nin başkanlık seçimi için rekabet ise erken dönemde başladı. Birçok Suriye vilayetinde Meclis üyeleri, tek aday etrafında birleşmek, siyasi ittifaklarını güçlendirmek ve parlamentoda etkili bloklar oluşturmak amacıyla çalışmalar yürüttü.

Vilayetlerin öncülüğü

Suriye’nin çeşitli vilayetlerinde, Halk Meclisi’nde görev yapacak üyeler arasında iç seçimler ve istişare toplantıları düzenlendi. Bu süreçte özellikle Halep’te yoğun siyasi hareketlilik yaşanırken, görüş ayrılıkları Meclisin ilk oturumunun başladığı ana kadar sürdü.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Halep Grubu, Ramiz Korc üzerinde tek aday olarak uzlaştı. Bu uzlaşı kapsamında, iç seçimlerde 30’dan fazla oy alan Halep Devrimciler Grubu’nun adayı Muhammed Yasin ile Müslüman Kardeşler’e yakınlığıyla bilinen Azzam Hancı adaylıktan çekildi. Hancı’nın, Suriye yönetimiyle yapılan görüşmenin ardından ve grubun Korc’u vilayetin ortak adayı olarak destekleme konusundaki ısrarı üzerine yarıştan çekildiği belirtildi.

Başkent Şam’da ise bazı üyeler, cumhurbaşkanının kontenjan listesindeki adaylıklarını geri çekerken, bazı isimler Meclis Başkanlık Divanı seçimlerinde, özellikle birinci ve ikinci başkanvekilliği için yarışmayı tercih etti. Bu isimler arasında, Şam Grubu ile Şam kırsalı temsilcilerinin uzlaşı adayı olarak gösterilen hukukçu Muhammed Süleyman Dahla da yer aldı.

Adayları desteklemek amacıyla bölgesel bloklar oluşturulması ve destek kampanyaları yürütülmesi yönündeki yöntemler, Meclis içinde sert eleştirilere neden oldu. Bunun yanı sıra parti ve siyasi hareketler temelinde oluşan gruplaşmalar da dikkat çekti. Ancak çok sayıda milletvekili bu oluşumlara katılmayı reddetti. Parti temelli bloklaşma girişimlerinin ise, geleneksel siyasi akımlar ve partiler arasındaki iç anlaşmazlıklar ile bu yapıların parlamentodaki sınırlı temsili nedeniyle başarısız olduğu değerlendirildi.

csdrfgth
Suriye Halk Meclisi üyeleri, 12 Temmuz’da Şam’da düzenlenen Genel Kurul’un açılış oturumuna katıldı. (Reuters)

Suriye hükümetine yakın kaynaklar, adaylar ve Meclis üyeleri üzerinde kurulan baskının gerekçesini, ‘uzlaşı adayı çıkarılması ve bölgesel ya da parti temelli kutuplaşmanın önüne geçilmesi’ olarak açıkladı. Kaynaklar, Halk Meclisi’ne giren üyelerin bağımsız adaylar olarak seçildiğini belirterek, bölgesel bloklar veya kota anlayışına dayalı bir yapılanmanın, Meclisin dengelerini daha ilk aşamada bozabileceğini savundu.

78k9lş0
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 210 üyenin katıldığı ilk parlamento oturumunun açılışında bir konuşma yaptı. (EPA)

Suriye Halk Meclisi üyesi Abdulaziz Mağribi ise milletvekili grupları oluşturma girişimleri ile bu süreçte yaşanan görüş ayrılıkları ve baskıları olağan karşıladığını söyledi. Mağribi, ülkedeki olağanüstü koşullar ve siyasi partilerin bulunmaması nedeniyle milletvekillerinin vilayetler temelinde gruplaşarak parlamentoya girmesinin doğal bir durum olduğunu ifade etti.

Mağribi, Meclis Başkanlığı seçiminin, milletvekili grupları ile üyelerin ilk siyasi faaliyet alanı olduğunu belirterek, bu oluşumların zamanla siyasi bloklara dönüşebileceğini ve gelecekte ülkede kurulacak siyasi partilerin temelini oluşturabileceğini dile getirdi.

“Ülkede tek parti döneminin ve göstermelik seçim listelerinin sona ermesinin ardından, siyasi partilerin bulunmadığı bir ortamda seçilmiş yeni bir parlamento ile karşı karşıyayız” diyen Mağribi, “Bugün siyasi olgunlaşma sürecinde önemli bir aşama yaşanıyor. Bu durum, Başkanlık Divanı seçimleri sürecinde ortaya çıkan ve ilkel düzeyde siyasi bloklaşma olarak tanımlanabilecek oluşumları da açıklıyor” ifadelerini kullandı.

Mağribi, zaman içinde bu sürecin daha da gelişmesinin doğal olduğunu belirterek, “İlerleyen dönemde daha kurumsal milletvekili grupları ve siyasi ittifaklar ortaya çıkacak, bunlar farklı siyasi akımları temsil eden organize parlamenter oluşumlara dönüşecektir. Hatta ileride bu grupların parlamentonun iç tüzüğünde tanınması, isimlendirilmesi ve hukuki statü kazanması da mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Yürütme organının müdahalesi

Siyasi analist Abdulvehhab Asi ise yürütme organının sürece müdahalesinin, gerek Meclis Başkanı’nın belirlenmesine yönelik baskılar gerekse ilk oturumun ertelenmesi ve yetki alanına ilişkin müdahaleler nedeniyle parlamentonun çalışmalarını geciktirdiğini savundu. Asi, bu durumun kamuoyunda geniş çaplı rahatsızlığa yol açtığını ve milletvekillerinin güçlü ve bağımsız bir yasama organı oluşturma yönündeki sorumluluklarını daha da ağırlaştırdığını ifade etti.

Asi, “Müdahaleler, başkanlık yarışındaki aday sayısının azalmasına neden olurken, üyeler arasında blok oluşturma girişimlerine de zarar verdi. Bu bloklar bölgesel temelli olsa bile özellikle en büyük gruba sahip olan Halep’in, yüksek oy desteğine sahip adayının Cumhurbaşkanı’nın desteklediği adayla yarışabilecek konumda olması dikkat çekiyordu. Aday sayısının azaltılması nedeniyle seçim öncesinde uzlaşı sağlanması zorunlu hale geldi ve bunun bedelini Halep Grubu ödedi” değerlendirmesinde bulundu.

Suriyeli siyasetçi Derviş Halife de daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada benzer bir değerlendirmede bulunmuştu. Halife, Meclis Başkanı’nın önceden sağlanan uzlaşı temelinde ve özellikle anayasa ile hukuk alanındaki yeterlilik ve deneyim ölçütleri dikkate alınarak seçileceğini ifade etmişti. Halife’ye göre, geçiş döneminde parlamentonun temel görevi, gerekli yasa ve düzenlemeleri hazırlamak ve nihayetinde ülke için yeni bir anayasanın ulusal uzlaşıyla hazırlanmasını sağlamaktır.

Milletvekillerinin yapısına ilişkin değerlendirmede bulunan Halife, “Bilinen anlamda siyasi parlamento gruplarının oluştuğunu düşünmüyorum. Çünkü Halk Meclisi adaylıkları bireysel olarak gerçekleşti; herhangi bir parti ya da ideolojik blok temelinde şekillenmedi. Bu nedenle Meclis Başkanlığı seçimi de uzlaşı esasına dayalı olarak sonuçlandı” ifadelerini kullandı.


Mısır, Suriye’nin iç işlerine dış müdahaleyi reddettiğini bir kez daha yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Suriye’nin iç işlerine dış müdahaleyi reddettiğini bir kez daha yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani arasında Kahire’de gerçekleşen önceki bir görüşmeden (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Suriye’nin iç işlerine yönelik dış müdahalelere karşı olduğunu bir kez daha vurgulayarak, ‘Suriye’nin ulusal devlet kurumlarının güçlendirilmesi’ gerektiğini bildirdi. Açıklama, Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati ile ABD Başkanı’nın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında dün gerçekleştirilen telefon görüşmesinin ardından yapıldı.

Abdulati, görüşmede Suriye’nin toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasının önemine dikkat çekerek, ülkenin iç işlerine yönelik her türlü dış müdahaleyi reddettiklerini ifade etti. Mısır’ın, geçen hafta başkent Şam’da meydana gelen son terör saldırısını kınadığını yineleyen Abdulati, terörizm ve aşırıcılığın tüm biçimleriyle mücadelede uluslararası iş birliğinin önemini vurguladı.

Geçtiğimiz salı sabahı Şam’ın merkezindeki Victoria Köprüsü bölgesinde bulunan Suriye Turizm Bakanlığı binası önünde iki patlama meydana gelmişti. Patlamalar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Suriye’ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret kapsamında konakladığı otele yakın bir noktada yaşanmıştı. Saldırılarda bir kişi hayatını kaybederken, çoğu hafif olmak üzere 31 kişi yaralanmıştı. Olay, bir hafta içinde düzenlenen ikinci terör saldırısı olmuştu.

Mısır, saldırıların ardından yaptığı açıklamada iki bombalı saldırıyı şiddetle kınadığını belirterek, her türlü şiddet ve terör eylemini reddettiğini bildirmiş, Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm girişimlere karşı çıkılması gerektiğini vurgulamıştı.

Kahire yönetimi ayrıca, Suriye’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm tehditlere karşı ülkenin yanında olduğunu yineleyerek, güvenliğin korunması ve terörle mücadeleye yönelik çabalara desteğini ifade etmişti.

Mısır Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, geçtiğimiz yıl eylül ayında New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ile yaptığı görüşmede, Suriye’nin Arap ve bölgesel çevresindeki doğal rolünü yeniden üstlenmesinin Arap ulusal güvenliğini güçlendireceğini belirtmişti.

Abdulati ayrıca, Mısır’ın, İsrail’in Suriye’nin egemenliğine yönelik tekrarlanan ihlallerini kesin bir dille reddettiğini yineleyerek, mevcut koşulların dış müdahaleleri meşrulaştırmak amacıyla kullanılmaya çalışılmasının tehlikelerine dikkat çekti.

Son dönemde Mısır ile Suriye arasında art arda gerçekleştirilen temaslar, yetkililer ve gözlemciler tarafından iki ülke arasındaki yakınlaşma sürecine ivme kazandıran gelişmeler olarak değerlendiriliyor. Geçen ay Abdulati ile Şeybani, Ürdün’ün başkenti Amman’da düzenlenen Arap Birliği Konseyi toplantısı kapsamında bir araya geldi. İki bakan, Mısır ile Suriye arasındaki güçlü bağlara vurgu yaparak, Şeybani’nin geçtiğimiz mayıs ayında Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin oluşturduğu zeminin değerlendirilmesinin önemine işaret etti.

Taraflar ayrıca, iki ülkenin ticaret ve yatırım alanındaki ilgili bakanlık ve kurumlarının katılımıyla Mısır-Suriye İkinci Hükümetler Arası Üst Düzey Toplantısı’nın düzenlenmesini memnuniyetle karşıladı. Toplantıda, ortak ekonomik iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik uygulama adımlarının ele alınması planlanıyor.