Hizbullah’a ait kamyon meselesi Hristiyan müttefikini endişelendiriyor

Özgür Yurtsever Hareketi: Direnişin silahı İsrail’e karşı olsun, sivillere karşı değil.

Hizbullah unsurları, Kahale beldesinde çıkan çatışmada öldürülen bir unsurunun cenaze töreninde “Silahları savunmak için silah” sloganı attı. (AP)
Hizbullah unsurları, Kahale beldesinde çıkan çatışmada öldürülen bir unsurunun cenaze töreninde “Silahları savunmak için silah” sloganı attı. (AP)
TT

Hizbullah’a ait kamyon meselesi Hristiyan müttefikini endişelendiriyor

Hizbullah unsurları, Kahale beldesinde çıkan çatışmada öldürülen bir unsurunun cenaze töreninde “Silahları savunmak için silah” sloganı attı. (AP)
Hizbullah unsurları, Kahale beldesinde çıkan çatışmada öldürülen bir unsurunun cenaze töreninde “Silahları savunmak için silah” sloganı attı. (AP)

Hizbullah’a ait silah yüklü bir kamyonun devrilmesi, Hizbullah’ın tek müttefiki Özgür Yurtsever Hareketi için eşi görülmemiş bir sıkıntı yarattı. Olayın özellikle Hristiyan simgesi taşıyan bir bölgede vuku bulması ve Özgür Yurtsever Hareketi destekçilerinden bir kişinin ve Hizbullah’tan bir unsurun hayatını kaybetmesiyle sonuçlanması, iki taraf arasındaki ilişkinin geleceğine ve Hizbullah’ın silahları konusunda sahip olduğu Hristiyan korumasını kaybedip kaybetmeyeceğine ilişkin soruları gündeme getirdi. Eski Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın imzaladığı Mar Mihail Anlaşması ile 6 Şubat 2006’dan beri Hristiyan hareket bu korumayı her zaman sağlamıştı.

Özgür Yurtsever Hareketi’nin El-Kahale çatışmasına yaptığı ilk değerlendirme “Kahale beldesindeki virajda yaşananlar, çürümekte olan bir devletin ve gerilen bir toplumun yakın tehlikesine karşı uyarı zilidir” oldu. Doğrudan Hizbullah’a eleştiri yönelten hareket “Yusuf’un babası Fadi Bejjani’ye ve Hizbullah’ın ya da güvenlik güçlerinin ihmali ile siyaset ve medya camiasından pazarlıkçıların suistimal girişimi sonucunda hayatını kaybeden herkese Allah rahmet etsin” açıklamasında bulundu. Açıklamanın devamında “Şehit Bejjani’nin ailesine ve sevgili Kahale halkına başsağlığı diliyor, onlarla dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz. Güvenliği ve yargısı ile devlet durumu kontrol altında tutmaktan, soruşturma yapmaktan ve gerçekleri ortaya çıkarmaktan sorumludur” ifadeleri kullanıldı. Hareket aynı zamanda “ortamı germek ve yurt içinde ve yurt dışında pek çok kişinin uğruna uğraştığı bir fitne çıkarmak amacıyla bu elim olayın herhangi bir şekilde kullanılmasına” karşı olduğunu beyan etti. Açıklamada “Kasıtlı veya kasıtsız olayların herhangi bir şekilde kullanılması, Lübnanlılar olarak sorunlarımızı sadece yapıcı ve isabetli bir diyalogla çözmek için hızlanmamız gerektiğini gösteriyor. Çünkü herhangi bir fitne toplu intiharla eşdeğerdir. Hareket sağduyulu kişilerle bunu engellemeye çalışacak” ifadelerine yer verildi.

Özgür Yurtsever Hareketi Siyasi Konsey üyesi Velid el-Eşkar, Hristiyan hareketin Hizbullah’ın kontrolsüz silahlarından ve ülke içindeki rolünden duyduğu rahatsızlığı en açık şekilde ifade eden bir tavırla, “Hizbullah’ın silahlarının korunması sadece dış tehlikelerle mücadele için geçerlidir, içerisi için değil” dedi. Eşkar, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda “Başından beri silahın namlusunun İsrail’e doğrultulmasını söyledik. Ancak bunu içeriye doğrulttuğunuzda biz de çekincemizi gösteririz. Bu silahı Kahale beldesinin sivil halkına ve güvenlik güçlerine doğrultuyorsanız, kabul etmeyiz ve apaçık karşıt bir tutumumuz olur” ifadelerini kullandı.

Eşkar “Direnişin bir dış görevi var o da vatanı İsrail’e karşı savunmak. Direnişin silahlarının Kahale’de ya da Lübnan’ın herhangi bir yerinde sivillere doğrultulmasını onaylamıyoruz” dedi. “Lübnan ordusunun ve güvenlik güçlerinin ihmalkâr” davrandığını söyleyerek bunu eleştiren Eşkar “Daha hızlı müdahale edilseydi can kaybı olmayacak ve işler bu kadar çıkmaza girmeyecekti” dedi.

Öte yandan Seyyidetu'l Cebel Toplantısı Başkanı eski Milletvekili Faris Said, Kahale olayının Özgür Yurtsever Hareketi ve Hizbullah arasında bir ayrılığa yol açmasının mümkün olmadığını söyleyerek, büyük ihtimalle “hareketin bu meseleye dostluğu bozmayacak geçici bir olay olarak bakacağını” kaydetti. Said, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda “Lübnan kamuoyunun tamamı Hizbullah’ın silahlarına endişeyle bakmaya başladı. Bu, güneydeki Şuya beldesindeki Dürzilerde ve Halde bölgesindeki Sünnilerde açıkça görülüyordu. Şimdi, Kahale’deki Hristiyanlarda da görülüyor” dedi. Ancak Said “hareketin Hizbullah’ın davranışlarıyla ilgili endişesinin başka, ittifakın bozulmasının başka olduğunu” vurguladı. Said “Cibran Basil’in (Özgür Yurtsever Hareketi lideri) artık siyasi müttefikinin kalmadığı ve özellikle de iç ve dış taraflarla, hatta ABD’lilerle iletişim kanalları açmaya çalışıp kendisini kucaklayacak birini bulamaması göz önüne alınırsa, bu yaşananların üzerine iki tarafın ilişkisinin siyasi anlamda bitişini inşa edemeyiz” dedi.

Bununla birlikte Kahale olayı hala güvenlik durumunu ağırlığıyla etkilemeye devam ediyor. Said bu konuda “Kahale bölgesi, Tahran’ın içinden başlayıp Beyrut’a ve Güney Lübnan’a ulaşan askeri yolun bir uzantısıdır. İran, burası için Irak, Suriye ve Lübnan’da savaşlar vermiştir. O yüzden Tahran’ı Akdeniz’e bağlayan bu bölgeden vazgeçmeyecektir” uyarısında bulundu. Said “Kahale’de yaşananlarda en büyük kaybeden, Hristiyan bilinçaltında, yapısı ve Hıristiyan liderliğinden ötürü mevcut tek kalkanı temsil eden Lübnan ordusu oldu” dedi. Said şaşkınlığını ifade ederek “Ordu insanları korumak yerine milisleri korumaya soyundu. Mühimmat yüklü kamyonun yükünü başka kamyonlara aktardı ve belki de bunu Hizbullah’ın depolarına taşıdı. İnsanların müttefiki olması gereken yerde, milis örgütü Hizbullah’ın müttefiki gibi davrandı” dedi.

Hizbullah tarafındaki atmosfere hâkim olan yazar ve siyasi araştırmacı Tevfik Şoman ise “olayın, ülkeyi bir güvenlik endişesi yatağının üzerine bıraktığını, ancak yankılarının hızlı bir şekilde kontrol altına alındığını ve Lübnan ordusunun durumu kontrol etmek için olağanüstü bir çaba sarf ettiğini” vurguladı. Özellikle “olaya kurban giden Fadi Bejjani’nin Özgür Yurtsever Hareketi’nin destekçilerinden olması sebebiyle, Hizbullah ile hareket arasındaki ilişkinin akıbetine dair soruların gündeme geldiğine” işaret eden Şoman,  Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda değerlendirmesine şöyle devam etti:

“Bu olayın hareket ile Hizbullah arasındaki açık kapıların kapanmasına sebep olacağını sanmıyorum. Zira cumhurbaşkanlığı başta olmak üzere, birçok başlığı içeren diyalog zemininin genişletilmesi konusunda iki taraf arasında üst düzey bir fikir birliği var. İlişkideki durgunluğun geçici olacağını düşünüyorum. Çünkü, geçen ekim ayı sonunda General Mişel Avn’ın cumhurbaşkanlığı döneminin sona ermesinin ardından aralarındaki ilişkinin malum gergin duruma geri dönmesi her iki tarafın da çıkarına değil. Bu yüzden, hareketteki kimi yetkililerin başlattığı bazı tavırların etkilerini ele almak için Cibran Basil ve Hizbullah liderleri arasındaki mevcut ilişkiye bakıldığında, Kahale olayı, Hizbullah ile hareket arasında devam eden diyaloğun önünde bir engel teşkil etmeyecektir.”



Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.


Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
TT

Burhan'dan Sudan'a ambargo önerilerine itibar edilmemesi çağrısı

Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)
Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Hartum eyaletinde düzenlenen bir etkinliğe katılımı sırasında, 15 Ağustos 2026 (AFP)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, dün, Sudan halkına, ‘düşmanlar ve art niyetliler’ olarak nitelendirdiği kesimlerin, ülkeye bir hava ambargosu uygulanması konusunda yaydığı söylentilere aldırış etmemeleri çağrısında bulunarak, ‘isyancıların kirlettiği her karış Sudan toprağı kurtarılana dek Onur Savaşı'nda ilerlemeye devam edeceklerini’ vurguladı.

Egemenlik Konseyi'nin medya ofisinden yapılan açıklamaya göre Orgeneral Burhan, başkent Hartum'da düzenlenen polis kuvvetleri subaylarının 22. dönem mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, “Sudan'a yaptırımlar uygulanabileceğine dair konuşulanlar bizi etkilemez. Canımız ve kaderimiz Allah'ın elinde” ifadelerini kullandı.

Washington, dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

hyju
New York’ta düzenlenen BMGK oturumundan bir kare (BM)

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre yirmi yılı aşkın bir süredir Darfur'a uygulanan silah ambargosunun, hakkında yeni bir karara varılmaması halinde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor. Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi ise BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bir oylama yapılmasını gerektiriyor.

Rusya'nın veto hakkı

Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos, toplantı sırasında, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmaya sürükleme tehlikesi yarattığı göz önüne alındığında, BMGK’nın çatışmanın körüklenmesini sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu.

Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.

Orgeneral Burhan, ulusal diyaloğa katılmayan sivil siyasi güçleri eleştirdi

Öte yandan Orgeneral Burhan, ülke içindeki ulusal diyalog çağrısına olumlu yanıt vermeyi reddeden siyasi ve sivil güçleri eleştirerek, “Yurtdışındaki otellerde kalıp Sudan halkına boyun eğdirmek amacıyla uygulanan yaptırımları alkışlayanlara mesajımız şu: ‘Bu halk asla boyun eğmeyecek, asıl hüsrana uğrayan siz olacaksınız’” dedi.

Orgeneral Burhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bunlar halkı bir daha asla yönetemeyecekler. Zira halk, Hızlı Destek Kuvvetleri'ni (HDK) ve şu anda Sumud İttifakı olarak bilinen Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri'ni bir daha siyaset sahnesinde görmek istemiyor.”

Eski Başbakan Abdullah Hamduk liderliğindeki Sumud İttifakı’nın da aralarında bulunduğu savaş karşıtı Sudanlı siyasi ve sivil güçler, bu adımın Sudan'ın fiilen bölünmesini kalıcı hale getirdiğini savunarak Burhan'ın diyalog çağrısını reddettiklerini duyurmuştu.


Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
TT

Dibeybe ve Tekala arasındaki görüşme soğukluğun ardından Batı Libya'da ittifak tartışmalarını yeniden gündeme getirdi

UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)
UBH Başbakanı Dibeybe'nin geçtiğimiz hafta Devlet Yüksek Konseyi’ne yaptığı ziyaret sırasında (DYK)

Libya'da geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe ile Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Muhammed Tekala arasında geçen hafta gerçekleşen görüşme, özellikle ‘ABD girişimi’ ile ilgili siyasi tutumlardaki farklılıklar zemininde, son aylarda aralarındaki ilişkiye gölge düşüren soğukluğun doğasına dair soruları yeniden gündeme taşıdı.

Bazı gözlemciler bu görüşmeyi; ülkedeki yürütme erkinin birleştirilmesinin ve seçimlerin önünü açması beklenen küçük çaplı (4+4) Birleşmiş Milletler (BM) komitesinin sonuçlarını açıklamasının yaklaştığı bir döneme denk gelmesi hasebiyle, Batı bölgesindeki UBH ile DYK arasındaki siyasi ittifakı yeniden düzenlemeye yönelik önleyici bir adım olarak değerlendirdi.

Öte yandan diğer kesimler bu görüşmeyi, elektrik kesintileri ve yakıt sıkıntısı krizinin giderek kötüleşmesi nedeniyle hükümetine yönelik eleştirilerin ve protestoların arttığı bir dönemde, Dibeybe'nin siyasi bir desteğe (arka çıkacak bir güce) sahip olduğunu kanıtlama girişimi olarak yorumladı.

DYK Siyasi Komite Başkanı Muhammed Muazzib, son dönemde Tekala ile Dibeybe'nin ilişkisinde bir ölçüde soğukluk olduğunu dile getirerek, bunu üç nedene bağladı. Bunlardan ilki, DYK’nın Libya Başsavcısı’ndan Libya'nın ilk özel petrol şirketi Arkenu Petrol Şirketi dosyasını soruşturmasını talep etmesi, ikincisi ise ABD girişimi.

Muazzib’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalara göre üçüncü faktör ise Tekala’nın iki ay önce Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih ve Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile geçiş sürecini sonlandıracak ve önümüzdeki şubat ayı sonlarına kadar cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasına zemin hazırlayacak yeni bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya varması.

Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Heyeti tarafından hazırlanan bir rapor, Arkenu Petrol Şirketi’ni milyarlarca dolarlık petrol gelirini resmi kanalların dışına kaçırmakla suçlamış ve şirketin, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Saddam Hafter ile UBH Başbakanı Dibeybe’nin danışmanı İbrahim Dibeybe'yi birbirine bağlayan bir çıkar ağı üzerinden yönetildiğini ortaya çıkarmıştı.

Libya yıllardır iki paralel hükümet arasında bölünmüş halde. Trablus'taki UBH ile ülkenin doğusunu ve güneyin bazı kısımlarını yöneten LUO Genel Komutanı Halife Hafter'in desteğini arkasına alan ve Temsilciler Meclisi tarafından atanan Usame Hammad liderliğindeki hükümet.

Muazzib'e göre Dibeybe, ülkenin batısındaki kendi nüfuz alanında siyasi ve toplumsal olarak izole edilmiş hissetmek istemiyor ve bilhassa seçim yasaları ile Ulusal Seçim Komisyonu dosyalarını karara bağlamakla görevli 4+4 Komitesi’nin sonuçlarının açıklanması yaklaşırken, DYK gibi seçilmiş bir meclisten siyasi destek almayı umuyor olabilir.

Muazzib sözlerine şöyle devam etti:

“Dibeybe hükümeti ile Doğu Libya cephesinin bu komitenin sonuçlarının uygulanmasında çıkarı bulunuyor. Çünkü seçim sürecine zemin hazırlamak tüm ülke için birleşik bir yürütme otoritesinin kurulmasını gerektiriyor ve elbette taraflar bu otoritedeki koltukları paylaşacaklar. Muazzib ayrıca, mensubu olduğu meclisin (DYK), 4+4 Komitesi’nin çalışmalarıyla herhangi bir bağı olmadığı yönündeki tutumunu sürdürdüğünü belirtti.

Diğer taraftan Sadeq Araştırmalar Merkezi Müdürü Enes el-Gomati, Dibeybe'nin ‘Tekala'dan siyasi destek alma arayışında olduğu’ fikrine karşı çıkarak, Dibeybe'nin bu ziyaretle, kendisi dışında (kendi onayı olmadan) yapılacak herhangi bir düzenlemeyi hala bozabilecek güçte olduğu mesajını vermek istediğine inandığını ifade etti.

Gomati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Elektrik ve yakıt krizlerinin tırmanması ve UBH'ye karşı protestoların patlak vermesiyle birlikte, Doğu cephesinde ve belki de ABD arabuluculuğunu yürüten taraflarda, Dibeybe'nin artık gözden çıkarılabilecek (vazgeçilebilecek) kadar zayıfladığı izlenimi oluşmaya başladı."

Öte yandan Libyalı siyasi analist Husameddin el-Abdeli, Dibeybe'nin Tekala ile birlikte görüntü vererek ‘bölgesel ve Batılı müttefiklerine, son protestolar sebebiyle bir izolasyon (yalnızlık) yaşamadığı konusunda güvence vermek’ istediğini düşünüyor.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin DYK’nın 4+4 Komitesi’nin ulaştığı sonuçları kabul etmesini garanti altına almak için Tekala ile olan ilişkisine bel bağladığına dair söylentilere değinen Abdeli, komite kararlarının oylamayla alındığını ve içeride bu komiteyle çalışmayı en başından beri reddeden büyük bir grubun bulunduğunu açıkladı.

Abdeli ayrıca, Tekala ile Dibeybe arasındaki ilişkinin güçlenmesinin, son krizlerin ardından hükümetin kaybettiği halk desteğini geri kazanmasına katkı sağlayacağı ihtimalini uzak görerek, “DYK'nın sokakta bir ağırlığı yok" dedi.

Libyalı siyasi analist Muhammed Mahfuz ise Dibeybe ile Tekala arasındaki ilişkinin iddia edildiği gibi gergin olmadığını savundu. Mahfuz, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Dibeybe'nin aralarında bu mesele yüzünden gerçek bir anlaşmazlık yaşanmasını gerektirecek şekilde ABD Girişimi'ni destekleyen net bir tutum henüz açıklamadığına işaret etti.

Mahfuz sözlerini, Dibeybe'nin Tekala'ya yaptığı ziyaretin özellikle ABD girişimine dair tartışmaların geri planda kalmasıyla birlikte hükümeti için siyasi bir dayanak bulmayı hedeflediğini belirterek tamamlarken  ülkedeki ittifakların ulusal çıkarlara göre değil, iktidar mücadelesi veren tarafların şahsi menfaatlerine göre sürekli değiştiğine dikkati çekti.