Kuveyt'in işgalinden önce Arafat aracılığıyla Saddam'dan İran'a taşınan gizli mesajlar

Irak, Arap Devletleri Ligi'ne, kendi deyimiyle petrol pompalamasındaki artış yüzünden Kuveyt ile BAE'den şikâyetçi olduğu bir protesto notası verdi / Görsel: Independent Arabia
Irak, Arap Devletleri Ligi'ne, kendi deyimiyle petrol pompalamasındaki artış yüzünden Kuveyt ile BAE'den şikâyetçi olduğu bir protesto notası verdi / Görsel: Independent Arabia
TT

Kuveyt'in işgalinden önce Arafat aracılığıyla Saddam'dan İran'a taşınan gizli mesajlar

Irak, Arap Devletleri Ligi'ne, kendi deyimiyle petrol pompalamasındaki artış yüzünden Kuveyt ile BAE'den şikâyetçi olduğu bir protesto notası verdi / Görsel: Independent Arabia
Irak, Arap Devletleri Ligi'ne, kendi deyimiyle petrol pompalamasındaki artış yüzünden Kuveyt ile BAE'den şikâyetçi olduğu bir protesto notası verdi / Görsel: Independent Arabia

İnci Mecdi

Siyaset dünyası halen, onlarca yıl çekmecelerde veya nefeslerde tutulan ilgi çekici sırlarla dolu.

Ancak zaman zaman bazı sırlar, ortaya çıkıyor ve liderlerin, özellikle de diktatör olanlarının gizemini çözecek yeni bir yapboz parçası sunuyor.

İfşa olan böyle sırların en sonuncusu, merhum Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin ile ilgili.

Bilindiği üzere Saddam Hüseyin, komşularıyla savaşmayı adeta alışkanlık haline getirmişti.

Hatta İran'la 1980-1988 yılları arasında yaptığı 8 yıllık savaş henüz bitmişti ki hazırlıklara başlayıp Ağustos 1990'da Kuveyt'i işgal etti. 

El Mecelle sitesi, Saddam Hüseyin'in Kuveyt işgalinden önce ve sonra İran Dinî Lideri Ali Hamaney ile Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani'ye gönderdiği gizli mesajları ortaya çıkardı.

Bu mesajlarda işgal hazırlığı haber verilmiş. Merhum Irak Cumhurbaşkanı, mesaj göndermeye 21 Nisan 1990'da başlamış ve mesaj alışverişi 2 Ağustos'taki işgal sonrasına kadar devam etmiş. 

zxsc
İfşa olan siyaset sırlarının en yenisi, komşularıyla savaşmayı adeta alışkanlık haline getiren Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'le ilgili / Fotoğraf: AFP

Bazılarını merhum Filistin Yönetimi Başkanı Yaser Arafat ile Irak ve İranlı diplomatların taşıdığı mesajlar, Irak'ın Tahran'a ateşkes teklifini içeriyor.

Bu teklifler nihayetinde, Saddam tarafından sunulan ve Tahran'ın tüm şartlarının kabul edildiği büyük tavizlere dönüşmüş.

Kuveyt işgaline hazırlık

Irak ile Kuveyt arasındaki siyasi gerilimler, 16 Temmuz 1990'da tırmanmaya başladı.

Şöyle ki Irak, Arap Devletleri Ligi'ne (Arap Birliği), kendi deyimiyle petrol pompalanmasındaki artış yüzünden Kuveyt ve BAE'den şikâyetçi olduğu bir protesto notası verdi.

Ona göre bu artış, petrol fiyatlarının düşmesine neden olarak Irak ekonomisini etkiledi. 17 Temmuz 1990'da Saddam Hüseyin, Temmuz 1968 devriminin yıldönümünde bir konuşma yaparak Körfez ülkelerini, özellikle de Kuveyt'i Irak'a karşı bir petrol komplosuna karışmakla suçladı ve Kuveyt'e 'münasip bir karşılık' vermekle tehdit etti. 

Bunun öncesinde 28 Mayıs 1990'da Bağdat'ın ev sahipliğinde düzenlenen olağanüstü Arap zirvesinde dikkat çekici bir gerilim yaşanmıştı.

O sırada zirveye başkanlık eden Saddam, Arafat'ın daveti üzerine Arap ulusal güvenliğini ele alan zirvenin ana konusunu atlayarak, Kuveyt'i Irak'ın petrolünü çalmakla itham etti. 

Gözlemcilere göre işgal, aslında ciddi bir ekonomik krize karşı koyma çabasıydı. Bu kriz, İran'la olan savaşı sonucunda biriken borçları sebebiyle Irak'ı sıkıştırdı ve bunun üzerine Saddam, Körfez'deki komşularını ortak petrol sahalarından paylarına düşenden daha fazlasını pompalamak suretiyle petrol fiyatlarını kasten düşürmekle suçladı.

Kuveyt, Irak'ın savaş borçlarını iptal etmeyi reddedince de Saddam Hüseyin, onu işgal etmeye karar verdi. 

Mecelle'nin yayımladığı alıntılardan anlaşıldığı üzere Saddam'ın yeni bir savaş cephesi açmadan önce İran'la olan gerilim cephesini kapatması gerekiyordu.

21 Nisan 1990'da Hamaney ile Rafsancani'ye gönderilen ilk mesajda şu ifadeler yer alıyor: 

Size daha önce, savaş esnasında Irak medyası üzerinden dolaylı olarak hitap etmiştim. Size 5 Ocak 1990'da alenen yönelttiğimiz son girişim, hiç şüphesiz tam ve kapsamlı barışı sağlama niyeti taşıyordu. Lakin savaşın trajedilerinden ve yeniden patlak verme ihtimallerinden uzaklaşmamız için ülkelerimiz arasında arzuladığımız barışı henüz ilerletemedik ki bu; zanlar, endişeler ve şüpheci yorumlarla kuşatılan anlaşılır bir durum.   

Size bu defa doğrudan sesleniyorum ve Müslümanların oruç tuttuğu şu mübarek ayda aramızda doğrudan bir görüşme düzenlemeyi öneriyorum. Bu görüşmede bizi, bu mesajı taşıyan Abdullah Sahib, Sayın İzzet İbrahim ed-Duri ve yardımcı ekibimiz; sizi de Sayın Ali Hamaney ve Haşimi Rafsancani ile yardımcı ekibiniz temsil etsin ve Allah'ın yardımıyla barışı tesis etmek ve İran ile Irak arasında savaşın tekrarlanmasıyla çıkacak fitneyi önlemek için birlikte çalışalım.

Saddam ayrıca, Ramazan Bayramı'nın ikinci gününde de bir görüşme teklif etti. Bu onun, Tahran'la olan meseleyi bir an önce halletmeye acil ihtiyacı olduğunu gösteriyor. 

Rafsancani, cevabi mektubunda "Bu mesajı sekiz yıl önce göndermiş olsaydınız İran ve Irak, belki de tüm İslam ümmeti, bugün tüm bu kayıplar ve mağdurlarla karşı karşıya kalmazdı" sözüyle Saddam'a çıkıştı, ama aynı zamanda gerçek ve kapsamlı bir barış istediğini belirterek Irak Cumhurbaşkanı'nın girişimini memnuniyetle karşıladı.

Yıkıcı bir savaş

22 Eylül 1980'de patlak verip sekiz yıl süren Irak-İran savaşı, yarım milyondan fazla ve başka tahminlere göre yaklaşık bir milyon insanın ölümüne sebep oldu.

Yol açtığı mali zararın da 1,19 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. 

Savaşın ilk kıvılcımı, 17 Eylül 1980'de, yani Saddam sınır çatışmaları sonucunda 1975 Cezayir Anlaşması'ndan çekilince görüldü.

İran Şahı ile imzalanan bu anlaşma, Şattülarap'ın yarısının İran'a verilmesini gerektiriyordu.

Ancak Saddam, İranlıların sınır bölgelerini bombaladığını iddia etti ve İran'ın derinliklerini bombalayarak karşılık verdi.

Böylece savaş alevlendi ve bu savaşta ABD, Bağdat'a teçhizat ve kuvvet desteği vererek önemli bir rol oynadı. 8 yıllık savaş, 'Tanker Savaşı' olarak adlandırılan ayrı bir bölüme sahne oldu.

Petrol tankerlerinin iki taraf arasındaki çatışmada önemli bir hedef olduğu bu savaş, ABD Başkanı Ronald Reagan'ın yönetiminin son yıllarında İran ile Irak arasındaki büyük savaşın zirvesinde yaşandı.

Savaş meydanının kaybedilmesiyle birlikte İran Devrimi Yüce Rehberi Ayetullah Humeyni, başta Kuveyt ile BAE olmak üzere Saddam'ı destekleyen ülkelere ait ve Irak petrolü yüklü gemilere karşı Arap (Basra) Körfezi'ni kapatma kararı aldı.

İran, Hark Adası'nda kendisine ait petrol limanına giden yolun tehdit altında kalması halinde Körfez'deki ulaşım yollarını güvenli bırakmayacağı tehdidinde bulundu. 

1984 yılı baharında Kuveyt ve Suudi Arabistan gemileri saldırıya uğradı. 13-14 Mayıs 1984'te iki Kuveyt tankeri (Ümmü'l-Kasaba ve Bahra), 16 Mayıs 1984'te ise Suudi Arabistan'ın Ras Tanura limanında Suudi tankeri (Mefharatu Yenbu) bombalandı.

Daha sonra Kuveytliler, Batı'dan yardım istedi ve ABD, Körfez'e bir filo göndererek Kuveyt ticari gemilerinin üzerinde Amerikan bayrağı dalgalandırdı. 

ABD'li yazar Lee Allen Zatarain, Ocak 2019'da yayınlanan kitabında bu olayı şöyle değerlendiriyor:

Tanker Savaşı, ABD'nin ilk savaşıdır. Bu müdahale, açık bir çatışma sahasına yol açtı.  İranlılar, Hürmüz Boğazı'na mayın yerleştirdi ve hem tankerlere hem de ABD savaş gemilerine saldırı botları konuşlandırdı. Dünyanın en büyük altıncı gemisi olan ABD tankeri SS Bridgestone, 24 Temmuz 1987'de bir İran mayınına denk gelip battı. Ardından ABD Donanması, İran saldırı botlarına karşı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük savaşını verdi.

Bu esnada ABD Donanması SEALs, İranlılarla savaşmak üzere Körfez'e geldi. ABD'li yazar, bu konu hakkında şöyle diyor:

Çatışmaya teşvik eden Saddam Hüseyin, oturup İran'ın ABD gemilerine İpek Böceği füzeleri fırlatmasını izledi. Bu faaliyetler, o dönemde duyurulmuş olsaydı Kongre'nin İran'a savaş ilan etmesi gerekecekti. Temmuz 1988'de savaş gemisi USS Vincennes'ten denizciler, uçuş halinde bir İran uçağına ateş açtı ve 300 sivilin ölümüne neden oldu. Bu hadise, savaşın bitiminden bir ay önce yaşandı ve belki de Ayetullah Humeyni'ye baskın gelmek için bardağı taşıran son damlaydı.  

İran ile Irak arasındaki savaş yıkıcıydı. 1953 yılındaki Kore savaşından sonra en büyük ve uzun geleneksel savaşlardan biriydi. Yarım milyon insan öldü ve belki bir milyon kişi de yaralandı. Savaşın ekonomik maliyeti bir trilyon doları aştı. Ayrıca modern çağda kimyasal silahların geniş ölçekte kullanıldığı tek savaştı.

İran'ın şartları ve bağlantı noktası Arafat

Saddam, başka bir savaş cephesiyle ilgilenmek için sonunda İran'la barış arzularken, İranlılar bu barışın gerçekleşmesi için üç şart koştu. Rafsancani, mektubunda bu şartları şöyle sıraladı:

Öncelikle İslam topraklarımızın bir kısmındaki işgalin devam etmesi, kapsamlı bir barışa ulaşma yolundaki hareketimizi yavaş ve sonuçsuz kılacaktır. Biliyorsunuz ki biz, savaşı durdurma kararı aldıktan sonra Irak'taki tüm kuvvetlerimizi vakit kaybetmeden sınırlarımıza geri çektik. İkinci olarak, iki ülkenin cumhurbaşkanları arasında iletişim kurulmadan önce bizim tarafımızdan bir temsilci ile sizin tarafınızdan bir temsilcinin, dostane ilişkilere sahip bir ülkede oturup görüşmesi lazım. Üçüncü olarak, anlaşmazlıkların çözümü için uygun çerçeve olması itibarıyla 598 sayılı kararın benimsenmesinde herhangi bir aksaklık olmaması adına prosedür tamamlanmış olmalı.

Bu noktada merhum Başkan Yaser Arafat'ın, mesajları Tahran'a gönderdiği bir elçi üzerinden iletmek suretiyle iki taraf arasında oynadığı arabuluculuk rolü devreye girdi.

22 Mayıs 1990 tarihli mektupta Arafat, Hamaney'e şunları yazdı:

Kendisine teslim ettiğim özel bir mesajı taşıyan elçimiz Ebu Halid kardeşimizin size gelmesini bir fırsat olarak görüyorum. Sayın Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'den gelen bu şaşırtıcı ve önemli mektup, Irak'tan İran'a, daha doğrusu Irak yönetiminden İran yönetimindeki kardeşlerine yönelik bir iyi niyet girişimidir.

Bu girişim, genel olarak İslam ümmetinin ve özel olarak da Arap milletinin geçirdiği tehlikeli koşullar tarafından dikte edildi. Arap-İslam dünyası, Üçüncü Dünya ülkeleri ile halklar ve bilhassa Filistin halkı, Sayın Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in size karşı başlattığı bu girişime karşı sizden olumlu ve yapıcı bir girişim beklemektedir.

Bu, iki Müslüman kardeş ülke arasındaki bu durumu İran ve Irak halklarının, İslam ümmetinin ve Filistin ile onun mücahit halkının yararına olarak sona erdirmek için başlattığımız hayırsever çabalar ve bu birleşik etkenlere dayalı olarak geliyor. Size tüm muhabbet ve kardeşlik duygularıyla ve tüm kutsallar adına sesleniyorum: Bu mübarek adımı hızlandıralım. Müslümanların yürekleri size kulak kesiliyor ve bu girişimin başarısı için can atıyor.

Bağdat ile Tahran arasındaki mektuplaşmalarda zaman zaman iplerin gerildiği görülüyor. Saddam, 19 Mayıs tarihli bir mektupta Rafsancani'ye şu cevabı verdi:

Mektubu okudum. Sonra birkaç defa daha okudum. Yönetimdeki kardeşlerimle, mektubunuzdan, ülkelerimiz arasında yaşanan ve çatışmanın sebebi veya sonucu olan sorunlara kesin ve nihai bir çözüm bulmak için zirve düzeyinde bir görüşme yapma teklifimizi kabul ettiğinizi anlıyoruz. Bundan memnun olduk. Lakin mektubun ruhu, umduğumuz gibi değildi. Zira başında ve her fırsatta üstü kapalı, sonunda ise sert ifadeler içeriyordu.
Mecelle sitesinin haberine göre Saddam, mektup metnindeki yanlışları şu sözlerle dile getirdi:

Mektubunuz, 'dayatılmış savaş' ve 'yavaş anlama' gibi ibareler ve terimler içeriyor ve bu gibi mektuplarda kullanımına alışık olduğumuz 'Selam size olsun' cümlesi yerine, 'Selam doğru yolu izleyenlere olsun' ifadesiyle bitiyor.

Durum, geride bıraktığımız zamanın veya savaşın üslubundan farklı yeni bir hitap tarzı denememizi gerektiriyor. Güvenlik Konseyi'nin 598 sayılı kararına gelince; Temmuz 1987'de çıkarıldıktan sonra kabul ettiğimizden bu yana bizim nazarımızda o karar, iki ülke arasında kapsamlı ve kalıcı bir barış planıdır.

İki ülkenin, kararın içerdiği ilke ve hükümlerin yardımına başvurarak üzerinde anlaştıkları esaslara göre barış sağlandığında her bir ülkenin ordusunun, kendi ülkesi içinde olup, iki ülkeden birinin herhangi bir tepesine, kara parçasına veya sularına uzanmaması bir sonuçtur ki bunu özel şartlar, ateşkes mülahazaları ve savaş-barış halinin olmaması dayatır.

Saddam, mektubuna şöyle devam ediyor: 

Mektubunuzda, Irak topraklarından çekildiğinizi belirtmişsiniz. Bununla, cümlenin sonuna doğru öğrenilen, özel şartlar altında Halepçe'den çekilmenizi kastediyorsunuz. Biz de deriz ki: 1980 yılında silahlı çatışmanın başlangıcı olarak bilinen koşullarda ordularımızın girdiği topraklarınızdan çekildik. 10 Haziran 1982'de görsel ve işitsel basın organlarında çekilme kararını ilan etmemizin ardından 20 Haziran 1982'de süreci tamamladık. Zaten en fazla 10 gün içinde çekileceğimizi söylemiştik, bunu da yaptık. Ama sizin kuvvetleriniz, bizim ordularımızın çekildiği koşullardan farklı, özel savaş koşullarında çekildi. 

Bu yüzden, Halepçe'den özel koşullar altında çekilmenizi, başkasının topraklarını elde tutma hırsınızı veya arzunuzu yok sayan bir iyi niyet ispatı olarak görüyorsanız eğer, o zaman bizim 1982 yılının yanı sıra, Temmuz 1988'de güney ve orta kesimlerdeki 'Dördüncü Tevekkelna alellah' operasyonlarından sonra topraklarınızdan çekilmemizi de ek bir delil olarak kabul etmek daha doğru olur. İyi niyetimize ve Irak'ın İran topraklarından herhangi bir parçayı ele geçirmeyi istememesine dair başka deliller de mevcut.

Mektuplaşmaya vakit yok

İranlılar, mektup yoluyla iletişim kurmaktan hoşlanmadı. Görünüşe göre barış şartlarının sağlanmasına doğru hızlı adımlar atılmasını istiyorlardı.

Nitekim Rafsancani, Saddam'a yazarak mektuplaşmayla zaman kaybedilmemesini talep edip şöyle dedi:

Allah'tan dileğim bu, son mektup olsun ve barış yolunda ciddi ve pratik adımlar görelim.

Hamaney'in iki taraf arasındaki görüşmelere katılmamasına karar verildi. Mektubu, 598 sayılı kararın yorumlanması ve uygulanması konusundaki anlaşmazlığa cevaben şu ifadeleri içeriyordu: 

Sayın Sirus Nasiri (Cyrus Nasseri), temsilcimiz olarak sizin temsilcinizle görüşecek. Vazifesi, kararın uygulanması ve iki ülke arasındaki barışçıl ilişkileri yeniden başlatacak zeminin hazırlanması için temel konuları görüşmektir. Ondan, zaman öldürmeye ve mevcut durumu uzatmaya sebep olacak şeklî ve ikincil meselelerin tartışılmasına katılmaktan uzak durmasını talep ettik. Altınız çizmemiz gerekir ki iki cumhurbaşkanının görüşmesi, ancak iki tarafın da olumlu sonuçlardan emin olması halinde uygun ve isabetli olacaktır. Aksi takdirde mevcut durumdan daha fazla olumsuz etki ve zarar doğurabilir.

İran, "İki taraf için uygun mekânın seçilmesi, bizim için bir sorun teşkil etmeyecektir. Görüşmelerin başlamasının arifesinde bakış açısının belirlenmiş olması tercih edilir" sözleriyle zirvenin Suudi Arabistan'da yapılmasına da karşı çıktı.  

Sıfır Saat (Stunde Null) yaklaşır ve Irak ile Kuveyt arasındaki gerilimler Temmuz 1990'da doruk noktasına ulaşırken Saddam, acele etti ve İran'ın istediği tavizleri vermeye hazır hale geldi.

Mecelle sitesinin bildirdiğine göre 30 Temmuz'da, yani Kuveyt'in işgalinden üç gün önce Saddam, Rafsancani'ye bir mektup göndererek İran'la ne pahasına olursa olsun bir anlaşmaya varma konusundaki kararlılığını ortaya koydu.

Bunun için girişiminin şartlarını çürüterek aralarındaki iletişimi kolaylaştırmak için Tahran ile Bağdat'taki büyükelçiliklerin tekrar açılmasını önerdi. 

Tahran, bu mektup karşısında olumlu bir tavır sergiledi. Rafsancani, Saddam'ın mektubundaki tüm noktalara cevaplar içeren şu kısa mektupla karşılık verdi:

Mektubunuzda, barışa doğru hareketi hızlandırmak konusunda vurguladığınız noktayı tamamen kabul ediyoruz. Lakin bu, şeklî teklifler sunma ve içeriğinde bir ilerleme kaydedilmeden görüşmelerin düzeyini yükseltme konusunda hız ve ilerleme olması anlamına gelmez. Aksine uluslararası kabul görmüş ikili anlaşmalara bağlı kalınmalıdır. Biz, meşru haklarımızdan fazlasını talep etmiyoruz, zira sekiz yıllık bir savaşta elde edilemeyen şeyin görüşmelerde elde edileceği düşünülemez.

Daha sıcak bir ton

Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesinin hemen ardından mektupların dili değişerek daha sıcak oldu.

Özellikle de Saddam'ın Batı'nın Kuveyt'i desteklediği bir durumda, kendisine destek verecek birine ihtiyacı varken…

O sırada ABD ve Sovyetler Birliği, Güvenlik Konseyi'nden Irak'ın Kuveyt'e yönelik hareketini kınayan ve Bağdat'ı askerî güçle bile olsa koşulsuz geri çekilmeye zorlayacak uluslararası bir ittifak oluşturmak için uluslararası bir destek toplayan kararların çıkarılmasında ilerleme kaydetti.

Arap bölünmesine rağmen Arap Birliği de Irak'ın Kuveyt'i işgalini kınadı, Bağdat'ın Kuveyt'i ilhakı ve bunun sonucunda ortaya çıkanları geçersiz saydı, Irak'ın Arap Körfez ülkelerine yönelik tehditlerini sert bir şekilde eleştirdi, Irak askerî güçlerinin Suudi Arabistan sınırlarına toplanmasını kabul etmedi ve ayrıca Riyad'ın, Arap güçlerinin sınırlara nakledilmesi talebine olumlu yanıt verdiğini duyurdu. 

Kuveyt'in işgalinden sonra Saddam, Tahran'a yeni bir mektup göndererek İran'ın işgale yönelik resmî açıklamalarına ve askerî hareketlerine değinmiş.

Daha sonra gerek mektupları gerekse iki ülkenin büyükelçilerinin Cenevre'deki görüşmeleri üzerinden girişimlerini gözden geçirerek şöyle dedi:

Irak ve İran'dan herhangi biri, doğru konumundan saparsa meşru haklarının teyit edilmesi bir yana, halklarının barışı kazanması için tarihî bir fırsat kaçmış olacak. Katettiğimiz bu yol sarsılırsa kayıp büyük olur.

Saddam aynı ayın sekizinde gelen bir mektuba cevaben Rafsancani'ye bir yakarış mektubu yazdı.

Sonra da 12'nci günde, kapsamlı bir barış gerçekleştirmek ve böylece özür sahibini etkileşime girmekten ve beklenti içinde olmaktan alıkoyacak bir şey bırakmamak, Irak'ın hiçbir enerjisini büyük savaş meydanının dışında âtıl koymayıp bu enerjiyi değerli Müslümanlarla Arapların doğruluğunda hemfikir olduğu hedefler için seferber etmek, siperlerdeki müdahaleyi ortadan kaldırmak, iyi insanların Irak ile İran arasındaki normal ilişkilere yol bulması için zanları ve şüpheleri ortadan kaldırmak amacıyla bir girişimde bulunarak şöyle dedi:

Bizim mektubumuzdan bu yana doğrudan uzayan diyaloğumuzun bir sonucu olarak, Cenevre'deki temsilcimiz Sayın Berzan İbrahim et-Tikriti'nin temsilciniz Sayın Sirus Nasıri'den teslim aldığı 8 Ağustos tarihli cevabi mektubunuzdaki önerinizi kabul etmeye, yani 30 Temmuz 1990 tarihli mektubumuzda yer alan bilhassa esir takası konusundaki esaslara ve Güvenlik Konseyi'nin 598 sayılı kararının altıncı ve yedinci fıkrasına uygun olarak 1975 Anlaşması'na uymaya karar verdik.

Saddam ayrıca, anlaşmalar hazırlamak ve mutabık kalınan düzeyde bu anlaşmaları imzalamak için Tahran'a bir heyet göndermeye veya Bağdat'ta bir heyeti ağırlamaya hazır olduğunu da göstererek şöyle dedi:

Bir iyi niyet göstergesi olarak 17 Ağustos Cuma gününden itibaren çekilmeye başlayacağız. Normal şartlarda günlük görevlerin yerine getirilmesi, Irak ile İran'da tutulan tüm savaş esirlerinin derhal ve kapsamlı bir şekilde takas edilmesi ve bunun kara sınırlarından ve Hanekin-Kamer Şirin yolu ile üzerinde anlaşılan diğer geçitlerden yapılması için, sembolik olarak sadece sınır muhafızları ve polisleri bırakarak, sınır boyunca karşınıza çıkan güçlerimizi çekeceğiz. Biz 17 Ağustos Cuma gününden itibaren bunu başlatacağız.

İran'ın zaferi, Irak'ın yenilgisi

Yayımlanan mektuba göre Saddam, İran Cumhurbaşkanı'nı kardeş olarak niteleyip şöyle diyor: 

Ey Kardeş Cumhurbaşkanı Ali Ekber Haşimi Rafsancani, bu kararımızla her şey netleşti ve böylece tüm istedikleriniz ve odaklandıklarınız gerçekleşti. İslam ilkeleri çerçevesinde iş birliğinin hâkim olduğu ve her birimizin diğerinin haklarına saygı duyduğu yeni bir hayata açık bir denetim noktasından birlikte bakabilmemiz ve bulanık sularda avlananları kıyılarımızdan uzaklaştırmamız için belgeleri ortaya koymaktan başka bir şey kalmadı. Belki de bizim iş birliğimiz, diğer yaşam alanlarının yanı sıra Körfez'i, başımıza bir felaket gelmesini bekleyen yabancı güçlerden ve yabancı filolardan boşaltılmış bir barış ve selamet gölü haline getirecek.

Son olarak İran'dan gelen bir cevap olarak Rafsancani, Saddam'a şöyle diyor: 

Değerli Irak Cumhurbaşkanı Sayın Saddam Hüseyin, tarafınızdan gelen 14 Ağustos 1990 tarihli mektubunuzu aldık. Mektubunuzda ilan ettiğiniz üzere 1975 Anlaşması'nı yeniden kabul etmeniz; kararın uygulanması, 598 sayılı karar çerçevesinde anlaşmazlıkların halledilmesi ve ateşkesin kalıcı ve sağlam bir barışa dönüştürülmesi için yolu açtı. Kuvvetlerinizin işgal edilmiş İran topraklarından geri çekilmesi, İran İslam Cumhuriyeti ile barış yolunda samimiyetinizin ve ciddiyetinizin bir göstergesidir. Ne mutlu ki bu, esirlerin serbest bırakılması için kararlaştırılan tarihe denk geliyor. Açıklanan takvime göre kuvvetlerinizin geri çekilmeye devam etmesini ve her iki tarafın esirlerinin serbest bırakılması sürecinin hızlı bir şekilde sürdürülmesini umuyoruz. Cenevre'deki temsilcimiz vasıtasıyla size bildirdiğimiz gibi biz, temsilcinizi Tahran'da ağırlamaya hazırız. Temennimiz odur ki olumlu havanın ve mevcut iyi niyetin devam etmesiyle birlikte, iki Müslüman halk ve ülkenin tüm meşru hak ve sınırlarını koruyarak kapsamlı ve istikrarlı bir barışa ulaşabilelim.

Saddam, Kuveyt'te kazanımlar elde etmek için Tahran'a tavizler sundu. Ancak Kuveyt'i kurtarmak için 'Çöl Fırtınası' adıyla yapılan uluslararası bir müdahalenin ardından savaş, Irak Cumhurbaşkanı için ağır bir hezimetle sonuçlandı.

Savaşın neticesinde uluslararası koalisyon güçlerinden 505 asker hayatını kaybederken Irak ordusunun saflarında 100 binden fazla asker ve 200 bin sivil öldü.  

BBC'ye göre Irak, yaklaşık 4 bin tank ve 240 uçak kaybetti ve Körfez'deki hava savunma sistemleri, füze fırlatma üsleri ve savaş gemileri imha edildi.

Irak tesislerinin ve altyapısının tahrip olmasına neden olan hava bombardımanına ek olarak BM Güvenlik Konseyi, işgalden zarar görenlere tazminat ödemek için uluslararası bankalarda yer alan büyük miktarlardaki Irak varlıklarını dondurdu.

Söz konusu tazminatın 52 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Bu savaşın ardından Irak'a dayatılan ve yaklaşık 12 yıl süren ambargo da büyük bir insani krize yol açtı. 

Independent Arabia,Independent Türkçe



Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
TT

Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Sudan ordusu, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Batı Libya’da iş birliğini güçlendirmek amacıyla sürpriz görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda iki ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin artırılması yolları ele alındı.

UBH Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş’ın, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir ve beraberindeki heyeti kabul ettiğini bildirdi. Açıklamada, yüksek seviyeli toplantının ‘iki kardeş ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarını görüşmek için’ düzenlendiği belirtildi.

Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Bu görüşme, Batı Libya ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter’in kontrolündeki Doğu Libya arasında yaşanan siyasi ve askeri bölünmenin arka planında gerçekleşiyor. Hafter, Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile ‘iş birliği’ yaptığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya.

UBH hükümetine yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu toplantıyı, ‘Sudan ordusunun Libya’daki askeri ve güvenlik bölünmesinden yararlanan HDK karşısında attığı önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, 26 Şubat 2024’te başkent Trablus’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarette, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelmişti. İki lider, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik ikili görüşmeler gerçekleştirmişti.

 Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)

El-Menfi ile Burhan, o dönemde iki ülke arasında heyet değişimini ve imzalanan anlaşmaların uygulanmasını kararlaştırdı. İki ülke heyetlerinin katıldığı görüşmelerde ortak ilgi alanındaki konular ele alındı ve ‘Sudan ile bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması’ hedeflendi.

Trablus’taki Genelkurmay Başkanlığı’nda dün yapılan buluşmada, Libyalı yetkili en-Nemruş, Libya ve Sudan halklarını birleştiren ‘tarihî bağlar ve köklü ilişkilerin derinliğine’ vurgu yaptı. En-Nemruş, ‘ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ortak koordinasyonun geliştirilmesinin ve bölgedeki güvenlik ile istikrara katkı sağlamasının önemini’ vurguladı.

Genelkurmay Başkanlığı, toplantıda ‘bilgi paylaşımı ve güvenlik koordinasyonu alanında iş birliğinin uygulanma yöntemlerinin’ ele alındığını açıkladı. Taraflar ayrıca, ‘askeri eğitim programlarının ve deneyim paylaşımının genişletilmesi; personelin yeterliliğinin artırılması ve hazırlık seviyesinin yükseltilmesi’ konusunda mutabık kaldı. Bu adımlar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı ve yapıcı iş birliği hedeflerini yansıtıyor.

Öte yandan LUO, Sudan’daki HDK’ye destek sağlamakla ilgili suçlamaları daha önce görmezden gelmişti. Reuters, güneydoğu Libya’daki Kufra Havalimanı’nın, Darfur’daki el-Faşir kenti üzerindeki kontrolün güçlendirilmesi için lojistik üs olarak kullanıldığını bildirmişti. LUO, bu iddialara yanıt vermemişti.

Reuters geçtiğimiz aralık ayında yayınladığı bir haberde, ‘Kufra üzerinden geçen ikmal hattının, HDK’nin el-Faşir şehri üzerindeki kontrolünü güçlendirmede merkezi bir rol oynadığını ve bu sayede Darfur’daki varlığını sağlamlaştırmasını sağladığını’ belirtmişti.

Nisan 2023’te Sudan iç savaşı başladığından bu yana LUO’ya HDK’ye yardım sağladığı yönünde tekrar eden suçlamalar yapıldı. Ancak LUO, o dönemde bu iddiaları yalanlayarak, Sudan tarafları arasında çatışmaların durdurulması için ‘arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu’ açıklamıştı.


İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)

İsrail savaş uçakları bugün Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasına hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda 3 kişi öldü, bir kişi yaralandı. Ayrıca güney Lübnan'daki kasabalara da saldırılar düzenlendi.

İsrail savaş uçakları bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasında bir eve hava saldırısı düzenleyerek 3 kişiyi öldürdü, birkaç kişiyi yaraladı ve birçok evi yıktı. Sivil savunma ekipleri cesetleri çıkarmak ve yolu temizlemek için çalışıyor. Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı, hava saldırılarının ayrıca şafak vakti Lübnan'ın güneyindeki Haris kasabaların da hedef aldığını bildirdi.

İlgili bir gelişmede, Hizbullah bugün dört ayrı açıklamada, savaşçılarının İsrail'in Liman, Hurfish, Shlomi ve Nahariya yerleşimlerini roket saldırılarıyla hedef aldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre Hizbullah yaptığı açıklamada, bugün saat 02:25'te Liman yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını belirtti. İkinci bir açıklamada ise saat 00:30'da Hurfish yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını duyurdu.

Üçüncü bir açıklamada Hizbullah, saat 02:30'da Shlomi yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını açıkladı. Dördüncü bir açıklamada ise saat 03:10'da Nahariya yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını bildirdi.

Şunu belirtmekte fayda var ki, 2 Mart sabahından itibaren İsrail savaş uçakları Beyrut'un güney banliyölerini, Güney Lübnan'daki çeşitli bölgeleri ve Doğu Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ni hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırılar ayrıca Lübnan Dağı ve Kuzey Lübnan'daki bölgelere de yayıldı. İsrail hava saldırıları halen devam etmektedir. Mart ortasından sonra İsrail ordusu Güney Lübnan'a bir saldırı başlattı.


Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
TT

Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)

Gazze Şeridi’ndeki büyük Filistinli gruplardan çeşitli kaynaklar, İsrail’in Gazze Şeridi içindeki saldırılarını yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti. Bu beklentinin, Barış Konseyi planında yer alan silahsızlanma maddelerinde değişiklik yapılması talebinin ardından ortaya çıktığı ifade edildi.

Hamas’a bağlı üç kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada İsrail’in daha geniş çaplı bir askeri gerilime hazırlandığına dair göstergeler bulunduğunu belirtti. Kaynaklar, bu olası gerilimin polis ve güvenlik noktalarının hedef alınmasının, silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların ve suikastların ötesine geçebileceğini dile getirdi.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Mladenov tarafından mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıklanmıştı. Uluslararası ve bölgesel medyada yayımlanan maddelere göre plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde aşamalı olarak silah bırakmasını öngörüyor. Plan ayrıca, ‘Gazze Şeridi’nin silahlardan tamamen arındığının nihai olarak doğrulanması’ sonrasında İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor.

 Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)

Son günlerde İsrail’in tırmanışı, polis güçlerine bağlı güvenlik unsurları ile sahadaki silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların yoğunlaştırılmasıyla daha da arttı. Kaynaklara göre Hamas’a bağlı hükümet kurumlarındaki güvenlik personeline ve grupların askeri kanatlarına mensup silahlı unsurlara, alarm seviyesini en üst düzeye çıkarmaları yönünde talimat verildi. Aynı talimatlarda, tekrar eden hedef alınma girişimlerini önlemek amacıyla mümkün olan tüm güvenlik önlemlerinin alınması istendi.

Planda yapılan değişiklikler

Geçtiğimiz hafta Hamas heyeti, Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, iki gün önce Gazze Şeridi’ndeki gruplar adına ‘silahsızlanma planı’ önerisine yanıtını sundu. Kaynaklara göre, Nikolay Mladenov ile yapılan görüşmede iletilen yanıtta, ‘ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ilk aşamadaki tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini zorunlu kılacak değişikliklerin yapılması’ gerektiği vurgulandı.

Hamas kaynaklarına göre, İsrail’in söz konusu değişiklik talebini ‘hareketin silah bırakmayı reddettiği’ gerekçesiyle önümüzdeki dönemde saldırılarını artırmak için bir bahane olarak kullanabileceği değerlendiriliyor. Kaynaklardan biri, Hamas’ın ve diğer grupların planı farklı çerçeveler içinde incelemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

İslami Cihad Hareketi’nden bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, özellikle İran ile bağlantılı gelişmelerin ardından İsrail’de tırmanış ihtimalinin artmasıyla birlikte, sahadaki savaşçılara izlerinin sürülmesini ve hedef alınmalarını önlemek amacıyla tüm gerekli güvenlik tedbirlerini almaları yönünde kesin talimatlar verildiğini ifade etti.

Öte yandan İsrail, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı, Gazze kentinin doğusundaki Şeva Meydanı bölgesinde, özel İsrail birliklerinin ya da silahlı grupların sızmasını önlemek amacıyla kurulan bir kontrol noktasında bulunan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu dört silahlı kişiyi öldürdü.

Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)

Hamas’a bağlı bir polis mensubu dün, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Meğazi Mülteci Kampı girişinde aracının İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınması sonucu hayatını kaybetti. Aynı gün, Han Yunus’un güneyindeki ‘sarı hat’ olarak bilinen bölgede bir genç de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hedef alınan aracın Kassam Tugayları’na bağlı bir üyeye ait olduğunu, aracı kullanan kişinin ise daha önce önde gelen isimlerden birinin korumalığını yapmış polis memuru olduğunu belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 718’den fazla Filistinliyi öldürdü.

Erdoğan ile görüşme

Bu arada Hamas dün yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler, ateşkes anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi ve Kudüs’teki son durum ele alındı.

Hareketten yapılan açıklamaya göre, Hamas Liderlik Konseyi Başkanı Muhammed Derviş başkanlığındaki heyette Halid Meşal, Halil el-Hayye ve Zahir Cebbarin yer aldı. Cumartesi günü gerçekleşen görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı. Açıklamada ayrıca, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının güvence altına alınması, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının önemine vurgu yapıldı.

Açıklamada, Kudüs’teki durumun, özellikle de Mescid-i Aksa çevresindeki gelişmelerin ciddiyetine dikkat çekilerek, ‘ihlaller’ olarak nitelendirilen uygulamaların sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca, esirlere yönelik idam cezasını içeren yasa tasarısına da karşı çıkılarak, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Heyetin, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdiği ve Erdoğan’ın bu konudaki çabalarını takdir ettiği aktarıldı. Açıklamaya göre Erdoğan da Türkiye’nin Filistin halkının haklarına verdiği desteğin süreceğini ve bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini vurguladı.