Suriye’deki askeri güçler arasında en büyük pay İran’ın

Suriye'de bulunan yabancı askerler arasında en büyük pay İran'a ait

Dış güçlerin Suriye'deki üs ve noktaları  (AFP)
Dış güçlerin Suriye'deki üs ve noktaları (AFP)
TT

Suriye’deki askeri güçler arasında en büyük pay İran’ın

Dış güçlerin Suriye'deki üs ve noktaları  (AFP)
Dış güçlerin Suriye'deki üs ve noktaları (AFP)

Bu analizde Suriye'deki yabancı askeri mevkilerin yayılımını gösteren haritaları inceliyoruz. Analiz, ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun yanı sıra Rusya, Türkiye, İran ve Hizbullah güçlerini de kapsıyor.

Şarku’l Avsat’ın Londra merkezli Al Majalla dergisinden aktardığı analiz, Suriye'de doğrudan ve askeri olarak yer alan çeşitli dış güçlerin askeri mevkilerinin yerlerini gösteren, Jusoor Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan haritalara dayanıyor. 2022'nin ilk yarısının sonunda Suriye’deki yabancı askeri üs ve noktaların sayısı, 830’a ulaştı. İran’ın 570, Türkiye’nin 125, Rusya’nın 105, ABD önderliğindeki uluslararası koalisyonun ise 30 askeri mevkisi bulunuyor.

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun şehirlere göre dağılımı ise şu şekilde: Haseke 17, Deyrizor 9, Rakka 1, Şam kırsalı 1, Humus 1, Halep 1.

Uluslararası koalisyonun Suriye'nin doğusunda konuşlanması, Rusya ve İran'ın genişlemesinin önünde bir engel oluşturuyor. Diğer yandan İsrail varlığının bir başka türü de Suriye'deki ‘İran hedeflerine’ yönelik devam eden baskınlardır. Farklı yabancı güçler arasındaki anlaşmalar, doğrudan çatışmaları önlemeyi ve etkileşimleri için bir çerçeve oluşturmayı amaçlıyor.

Suriye'nin yabancı askeri mevkileri haritasının yakın tarihli analizi, Türkiye ve ABD dışındaki tüm yabancı aktörler için üslerde ve noktalarda kayda değer bir artış olduğunu ortaya koyuyor. Rus askeri varlığı genişlerken İran, 2022'nin ilk yarısındaki mevzi sayısı ve konuşlanma alanındaki artıştan en büyük paya sahip oldu. Bu, Suriye tarihindeki en büyük yabancı güç varlığı olarak kabul ediliyor ve Suriyelilerin ülkelerindeki durumun gidişatını değiştirmedeki azalan rollerinin aksine dış etkinin boyutunu yansıtıyor.

zaxs
Suriye'de faaliyet gösteren yabancı askeri varlıkların dağılımı (Diana Estefana Rubio)

2011 yılında savaşın patlak vermesinden bu yana, bir yandan Suriye hükümetini, diğer yandan da muhalif grupları desteklemek için birçok ülke Suriye’ye müdahale etti. Dış müdahale, Suriye savaşına dahil olan taraflar için siyasi, askeri ve operasyonel desteğin yanı sıra aktif yabancı müdahale anlamına da geliyordu. Savaşa katılan tarafların çoğu, yabancı ülke ve kuruluşlardan askeri, lojistik veya diplomatik destek aldı.

İran varlığı

İstanbul merkezli Jusoor Araştırma Merkezi, İran güçlerinin Suriye'nin çeşitli vilayetlerinde konuşlandırıldığı yerleri belgeledi. Merkez’e göre İran askeri üslerinin sayısı 570'e ulaştı.

Bu karargâhlar, ister İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) güçleri isterse diğer bağlantılı milisler için olsun, Suriye'deki askeri operasyonlarla ilgili kararların alındığı merkezlerdir. Rakamlar, bu kuvvetlerin sayılarının ve konuşlandırıldıkları alanların onlara, genellikle düzenli kuvvetlerin etki ve kontrolünü aşan geniş bir etki ve kontrol alanı verdiğini gösteriyor.

svfg
İran’ın Suriye'deki askeri mevkileri (Diana Estefana Rubio)

Suriye'de bulunan İran yanlısı milisler arasında Lübnan Hizbullahı, Afgan Fatımiyyun Tugayı, el-Nuceba Hareketi ve Asaib Ehli’l Hak yer alıyor. Bu askeri mevziler Halep, Şam kırsalı, Humus, Deyrizor, Dera, Hama, İdlib, Kuneytra, Lazkiye, Rakka, Süveyda, Haseke, Şam ve Tartus'a yayılmış durumda.

Jusoor Araştırma Merkezi haritası, DMO’ya bağlı güçlerin konuşlandığı en önemli bölgeleri ve özellikle DMO’nun Lübnan Hizbullahı ile koordineli olarak görev yaptığı bölgeleri belirgin bir şekilde gösteriyor. Harita, bu mevkiler hakkında ayrıntılı bilgiler içeren kapsamlı bir veri tabanı tarafından destekleniyor. Veri tabanı boyut, görevler, personel sayıları ve ekipman envanteri ile ilgili ayrıntıları içeriyor. Jusoor Araştırma Merkezi ayrıca, Şam kırsalındaki Kalamun bölgesinde ve Suriye-Lübnan sınırı boyunca gözlemlenen önemli bir yoğunlaşma ile Hizbullah ve ona bağlı güçlerin Suriye içinde işgal ettiği coğrafi konumları da izledi.

Türkiye’nin askeri varlığı

Türkiye şu anda Suriye içinde hem üsleri hem de stratejik mevcudiyet noktalarını kapsayan toplam 125 askeri bölgeye sahip. Bu mevkiler 5 şehirde şu şekilde dağılmıştır: Halep 57, İdlib 51, Rakka 10, Haseke 4, Lazkiye 2.

Askeri uzmanlara göre, Türk askeri tesislerinin ve üslerinin stratejik düzenlemesi savunma konfigürasyonunu takip ediyor ve bu nedenle Suriye hükümet güçlerinin muhalefet kontrolü altındaki bölgelere ilerlemesini engelliyor. Türkiye ile Rusya arasında varılan mutabakata göre, Türkiye'ye askeri noktalarının konuşlandırılmasını çatışmasızlık bölgeleri olarak belirlenen tampon bölgelere genişletme fırsatı verildi.

2019 yılında Rusya ve Türkiye, Soçi Zirvesi'nde anlaşmaya vardı. Bu anlaşma daha sonra Şam-Halep karayolu boyunca ve Suriye ordusu ile muhalif gruplar arasındaki belirli çatışma yerlerinin yakınında Türk üslerinin kurulmasıyla sonuçlandı.

sdf
Türkiye’nin Suriye'deki askeri mevkileri (Diana Estefana Rubio)

Türkiye, Eylül 2017'de Kazakistan'ın başkenti Astana'da Rusya ve İran ile imzaladığı anlaşma kapsamında Kasım 2017'de İdlib'de gözlem noktaları kurmaya başladı. Anlaşmaya göre Türkiye, sahadaki baskın grup olan Heyetu Tahriru'ş Şam'ın rızası olmadan askeri personelini konuşlandıramıyor ve bu gözlem noktalarını kuramıyordu. Bu kapsamda Türk subayları, bu karakolların kurulmasına hazırlanmak için keşif operasyonlarında adı geçen gruptan savaşçılara katıldı. Suriye'de bulunan Türk ordusu için kesin rakamlar yok ama yaklaşık on bin asker olduğu tahmin ediliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri Afrin bölgesini doğrudan kontrol ediyor ve sınırlarında açık bir askeri koridor oluşturmuş durumda.

Uluslararası Koalisyon’un varlığı

Eski ABD Başkanı Barack Obama'nın direktifi altında 2014 yılının ortalarında kurulan ve Fransa, İngiltere gibi ülkeleri içeren ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon, toplam 30 askeri mevkide faaliyet gösteriyor. Öncelikle DEAŞ’ın yayılmasına karşı koymak için oluşturulan bu koalisyona bağlı askeri üsler, Şam kırsalı, Halep, Rakka, Humus, Deyrizor ve Haseke dahil olmak üzere Suriye'nin çeşitli bölgelerinde stratejik olarak konumlanmış vaziyette.

Dört yıl önce uluslararası koalisyon ve yerel ortaklarının Suriye'de el-Bağuz bölgesinde DEAŞ'ın kontrolündeki son toprak parçasını da özgürleştirmesi, bu terör örgütünün kalıcı olarak yenilgiye uğratılması için sürdürülen çabalarda bir kilometre taşı oldu.

cdvfe
Uluslararası koalisyonun Suriye'deki askeri mevkileri (Diana Estefana Rubio)

ABD Dışişleri Bakanlığı internet sitesinde, örgüte karşı şiddetli savaşlar verenlerin ve örgütün bir daha ortaya çıkmaması için halen çalışmakta olanların gösterdiği cesareti takdirle karşıladığını bildirdi.

Uluslararası koalisyon, onların şerefine ve bölgede istikrar ve güvenliğin sağlanması için önde gelen DEAŞ liderlerini savaş alanında ortadan kaldırmak, DEAŞ militanları ve ailelerinin ülkelerine geri gönderilmesini kolaylaştırmak ve kurtarılan bölgeleri istikrara kavuşturmak için gerekli adımları atmaya devam ediyor.

Bu koordineli girişimler, başta Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olmak üzere yerel koalisyon müttefikleriyle iş birliği içinde yürütülen Suriye'deki ortak askeri operasyonları kapsıyor.

Rus varlığı

Jusoor Araştırma Merkezi'ne göre, Suriye'deki Rus askeri tesislerinin sayısı 105'e ulaştı. Bu mevkiler, Hama, Haseke, Lazkiye, Halep, İdlib, Deyrizor, Süveyda, Humus, Rakka, Şam kırsalı, Dera, Şam, Tartus ve Kuneytra dahil olmak üzere çeşitli bölgelere stratejik olarak dağılmış vaziyette.

Rusya'nın Suriye'de iki ana askeri üssü bulunuyor. Bunlardan en önemlisi, Lazkiye'de bulunan Hmeymim Hava Üssü. Moskova, 2015 yılında bu üssü askeri operasyonlar için kullanmaya başladı. Bu tesisin kullanımının Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile varılan anlaşmada açıkça belirtilmemesi ise dikkat çekici.

İkinci en önemli tesis, Rusya'nın Akdeniz'deki münhasır deniz üssü olarak hizmet veren Tartus Deniz Üssü'dür. Moskova, 2017'de imzalanan bir anlaşmaya dayanarak bu üssün yeniden kullanımına başladı. Söz konusu anlaşma, Rusya'nın Suriye topraklarındaki hava ve deniz askeri varlığını güçlendirmeyi amaçlıyordu.

vfrg
Rusya’nın Suriye'deki askeri mevkileri (Diana Estefana Rubio)

Esed, geçtiğimiz Mart ayında Rus medyasına verdiği bir röportajda “Rusya'nın Suriye'deki varlığı küresel güç dengesiyle bağlantılı olduğu için gelecekte Suriye topraklarındaki Rus askeri üslerinin sayısının artırılmasının gerekli olabileceğini” belirtti. Askeri üslere bakış açısının geçici olan terörle mücadele çabalarıyla sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Esed şu ifadeleri kullandı: “Askeri üslerin mevcudiyeti terörle mücadele meselesine bağlanmamalı. Terörle mücadele şu anda yürürlükte ama geçici olacak. Hiçbir ülkedeki Rus askeri varlığı geçici bir şey üzerine kurulamaz. Burada uluslararası bir dengeden bahsediyoruz. Rusya'nın Suriye'deki varlığı dünyadaki güç dengeleriyle ilgili bir önem arz ediyor.”



Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik alınan kararları uygulama kararlılığını vurguladı.

Avn, Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘Lübnan-Hollanda ilişkilerini tüm alanlarda güçlendirme ve geliştirme arzusunu’ dile getirdi.

Jetten de Avn’ın tırmanışı durdurmak ve Lübnan devletinin tüm topraklar üzerindeki otoritesini tesis etmek için açıkladığı müzakere girişimini desteklediklerini belirterek, ‘Lübnan ordusunun ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmesi için Hollanda’nın destek sağlamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Jetten ayrıca, Hollanda’nın zor koşullar altında bulunan Lübnan ve halkının yanında olduğunu vurguladı ve ‘memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılara yardım sağlamak için desteğe hazır olduklarını’ belirtti.

Lübnan Bakanlar Kurulu, 2 Mart’ta olağanüstü toplanarak, Hizbullah’ın tüm güvenlik ve askeri faaliyetlerini yasadışı ilan etmiş ve hareketin faaliyetlerini yalnızca siyasi alanla sınırlamıştı.


İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyine düzenlenen bir İsrail hava saldırısında dört kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. Bakanlığa bağlı Acil Sağlık Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan basın açıklamasında, ‘İsrail’in Sur kentine bağlı er-Remadiye beldesini hedef aldığı, saldırıda dört sivilin yaşamını yitirdiği ve üç kişinin yaralandığı’ ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki çeşitli bölgelere yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü, bunun sınır hattındaki günlük çatışmaların bir parçası olduğu aktarıldı. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu belirtilirken, Güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine doğru roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının da devam ettiği, buna karşılık İsrail ordusunun karşılık verdiği kaydedildi. Sınır köylerinde çatışmaların sürdüğü ve operasyonların Litani Nehri’nin kuzeyine doğru genişleyebileceğine dair işaretler bulunduğu belirtildi.

Diğer yandan Hizbullah bugün yaptığı açıklamada, savaşçılarının İsrail’in kuzeyine İHA ve roket saldırıları düzenlediğini duyurdu. İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’na göre sınır hattı boyunca sirenler devreye girdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah, sınır bölgelerindeki İsrail güçlerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve İsrail’de bir köyü hedef alan İHA saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

İç Cephe Komutanlığı’na göre, söz konusu bölgelerde sirenler çalarken, herhangi bir can kaybı ya da hasara ilişkin resmi bir bildirim yapılmadı.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Katz, “Operasyonun tamamlanmasının ardından İsrail ordusu, tanksavar füzelere karşı savunma hattı olarak Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi oluşturacak ve Litani Nehri’ne kadar olan tüm alan üzerinde güvenlik kontrolünü sağlayacak” ifadesini kullandı. Söz konusu hattın, sınırdan yaklaşık 30 kilometre derinliğe uzanacağı belirtildi. Lübnanlı yetkililere göre, saldırılar ve İsrail’in uyarıları nedeniyle bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa ise yazılı açıklamasında, İsrailli mevkidaşının sözlerini kınayarak, “Bu açıklamalar artık yalnızca tehdit değil, Lübnan topraklarında yeni bir işgal dayatma niyetini açıkça yansıtıyor” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in artan saldırıları karşısında Lübnan ordusu, Güney Lübnan’da ‘yeniden konuşlanma ve konuşlandırma’ operasyonu gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu adımın özellikle sınır kasabaları çevresinde ‘düşman ilerlemesinin görüldüğü bölgelerde artan İsrail saldırganlığı’ nedeniyle atıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün paylaştığı verilere göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalardan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 300’ü aştı.

Bakanlık açıklamasında, 1 Nisan itibarıyla toplam can kaybının bin 318’e yükseldiği, hayatını kaybedenler arasında 53 sağlık çalışanı ve 125 çocuğun bulunduğu bildirildi. Yaralı sayısının ise 3 bin 935’e ulaştığı kaydedildi.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.