Fransa'nın Cezayir çölünde yaptığı nükleer denemeler sessizliğe gömüldü

Radyoaktif bir bulut Nijer'in başkentine ulaştı ve güney Portekiz'e kara yağmur yağdı

Cezayir çölünde Fransız nükleer patlamalarının yaşandığı yerlerden biri (Sosyal medya)
Cezayir çölünde Fransız nükleer patlamalarının yaşandığı yerlerden biri (Sosyal medya)
TT

Fransa'nın Cezayir çölünde yaptığı nükleer denemeler sessizliğe gömüldü

Cezayir çölünde Fransız nükleer patlamalarının yaşandığı yerlerden biri (Sosyal medya)
Cezayir çölünde Fransız nükleer patlamalarının yaşandığı yerlerden biri (Sosyal medya)

Ali Yahi

Yeni nesilden Cezayirli gençlerin büyük bir kısmı, ülkelerinin Fransız nükleer testleri için bir açık hava laboratuvarı olduğunun farkında değil.

Herkes Hiroşima bombası hakkında çok şey bilse de gücü ABD'nin Japonlara yönelik saldırısından yaklaşık dört kat daha fazla olmasına rağmen, 'mezar' bombalarının ve Cezayir çölünde gerçekleşen onlarca deneyin ortaya koydukları gizli kaldı.

Ortada, Paris'in bu nükleer operasyonlarla ilgili her şeyi açıklamayı reddetmesinden başka bir şey mevcut değil. 

Nükleer testlerin başlamasından önce 'deney fareleri' olarak kullanılan Cezayirliler (Sosyal medya)
Nükleer testlerin başlamasından önce 'deney fareleri' olarak kullanılan Cezayirliler (Sosyal medya)

57 nükleer test

13 Şubat 1960 sabahı Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, Savunma Bakanı Pierre Messmer'e bir mesaj göndererek, ülkesinin önemli bir tarihi olaya imza attığını duyurdu.

Fransa, ülkesinin Cezayir çölündeki ilk nükleer denemedeki başarısından sonra dünyanın dördüncü nükleer ülkesi sayılıyor.

Ancak Fransa ne kadar mutlu olsa da Cezayir, tarihinin en büyük radyoaktif kirliliğine maruz kaldığı karanlık bir döneme girdi ve sonuçları bugün hala yaşıyor. 

Cezayir'in Fransız işgalinden bağımsızlığını kazanmasının üzerinden 60 yıl geçmesine rağmen, hafıza dosyaları iki ülke arasında sıkışıp kalmış durumda.

Bu dosyalar, tüm ilerlemenin ve sömürge mirasıyla ilgili çeşitli konuların önünde bir engel olarak duruyor.

Nükleer test konusu, insan ve çevre üzerindeki devam eden etkileri nedeniyle en önemli ve tehlikeli konulardan biri olmaya devam ediyor.

Her şey 10 Mayıs 1957'de Fransa Resmi Gazetesi'nde yayımlanan bir kararnameyle başladı.

O zamanlar Cezayir çölünün diğer bölgelerine genişlemeden önce, Fransa Denizaşırı Bölgeler Topluluğu'nun bir parçası olan Reggane şehrine 40 kilometre uzaklıktaki 108 bin kilometrekarelik bir alanın, çöl askeri merkezinin kurulması için tahsis edileceği açıklandı.

Gerçek testler, 13 Şubat 1960'ta başlatıldı. Fransız ordusu, ABD'nin Japonya'nın Hiroşima kentine attığı bombadan dört kat daha güçlü olan 'Gerboise Bleue' (Mavi Çöl Faresi) isimli ilk nükleer bombayı patlattı.

O yıl havada dört bombanın patlamasına tanık olundu. Bunlar, daha sonra 1966'ya kadar artarak devam edecek olan 'Yeşil Çöl Faresi', 'Beyaz Çöl Faresi' ve 'Kırmızı Çöl Faresi' idi.

Bu, 17 nükleer bombayı patlatma başarısı gösteren 57 deney ve test anlamına geliyor.

Fransa Savunma Bakanlığı'nın 2010 yılında yaptığı açıklamaya göre Haziran 1967'de tesislerin sökülmesinin ardından bu alanlar Cezayir yetkililerine iade edildi.

Mavi Çöl Faresi

Fransa Savunma Bakanı Pierre Mesmer, bu nükleer testlere çeşitli düzeylerde eşlik eden tehlikeli etkilerden kaçınmak amacıyla, testlerin yakın veya uzak şehirler için tehdit oluşturmadığını açıkladı.

Ancak dosya ortaya çıktıktan sonra Fransız Senatosu, 1998 yılında yayınladığı bir raporda, Mavi Çöl Faresi yüzey deneyinin 70 kiloton kuvvetle plütonyum kullanılarak yapıldığını açıkladı.

Rapora göre bu, Cezayir çölündeki Reggane bölgesinin doğusunda radyoaktif serpintilerin oluşmasına, ardından da Çad'ın başkenti Encemine'ye ve diğer Afrika başkentlerine kadar uzanan bir nükleer bulutun dolaşımına, daha sonra ise sekizinci gün başkent Cezayir'e ulaşmasına yol açtı. 

Fransız raporları, en ciddi nükleer kazanın 2 Mayıs 1962'de ezoterik bir deney olduğu düşünülen, Arak Dağı'nda 'Peryl' adlı bombanın patlatılması sırasında meydana geldiğini söylüyor.

O sırada bölgede düzgün kapatılmayan bir yeraltı deliğinin varlığı nedeniyle atmosfere radyoaktif madde salındı.

Bir patlama çevredeki şehirleri sarstı ve dağda nükleer atıkların sızdığı bir yarığa neden oldu. Kaza, 'nükleer kış' veya 'mantar' adı verilen büyük bir bulut üretti.

Bunlar, Cezayir'in çöl bölgelerini geçerek Libya sınırına ulaştı.

Cezayirli deney fareleri

Cezayir İnsan Hakları Savunma Birliği, bu radyasyonlar nedeniyle sorunlara maruz kalan kişilerin sayısının, ülkenin batısındaki Sidi Belabbas hapishanesinden serbest bırakılan 150 Cezayirli mahkûm da dahil olmak üzere yaklaşık 42 bin kişi olduğunu tahmin ediyor.

Ülkenin batısında, maruz kaldıkları büyük miktarda nükleer radyasyona karşı davranışlarını incelemek için patlama alanının yakınına bağlandıktan sonra  deney fareleri gibi kullanılarak davranışları incelendi.

Birlik, radyoaktivitenin neden olduğu hastalıklara maruz kalan mağdur sayısının en az 30 bin kişiye ulaştığını açıkladı.

Cezayirli uluslararası hukuk araştırmacısı Fadela Melhak, Fransız nükleer denemelerinin insani ve çevresel felaketlere yol açtığına dikkat çekti.

Melhak'ın belirttiğine göre bölge, hâlâ nükleer radyasyondan kaynaklanan hava kirliliği, su kirliliği, yeni doğanlarda doğum kusurları, kanserli hastalıkların yayılması ve sakatlıklardan mustarip.

Test ayrıca, hayvan ve bitki türlerinin de yok olmasına neden oldu.

Melhak, "Bu patlamalar, halen patlama alanları ve çevresinde mağdur bırakıyor. Ancak bu operasyonlar, Avrupa'nın en güneyine doğru hareket eden ve Cezayir'in komşu bölgelerine nüfuz eden radyoaktif maddelerle dolu bulutları geride bıraktığı için etkilerinin sınırları bilinmiyor" dedi. 

Fransa'nın itirafları

Fransız belgeleri, atom bombası testinin gerçekleştirileceği Reggane bölgesinin seçiminin Haziran 1957'de gerçekleştiğini kabul ediyor.

Çalışmalar ise 1958 yılında başladı. Üç yıldan kısa bir süre içerisinde 6 bin 500 Fransız ve 3 bin 500 Sahra vatandaşının yaşadığı gerçek bir şehir kuruldu.

Hepsi, nükleer testin belirlenen süreler içerisinde gerçekleştirilmesinin başarısını sağlamak için gece gündüz çalıştı.

İlk Fransız atom bombasının maliyetinin, Fransa ile İsrail arasında nükleer alanda yapılan anlaşma sonrasında İsrail fonlarından elde edildiği belirtilirken, Cezayir çölünde meydana gelen toplam patlama sayısının çeşitli ölçeklerde 117 nükleer patlama olduğunu açıklandı.

Aynı şekilde Fransa Atom Enerjisi Dairesi eski müdürü Yves Rocard, "13 Şubat 1960'da Mavi Çöl Faresi adı verilen bombayla ilgili sıfır anında uygulamayı umduğumuz tüm prosedürler başarısızlıkla sonuçlandı. Bu ilk deney sonucunda ortaya çıkan radyoaktif elementlerle yüklü bir bulut, Nijer'in başkenti Niamey'e ulaştı. Radyoaktivitesi ortalamanın 100 bin katından fazlaydı. 16 Şubat'ta Portekiz'in güneyinde ve ertesi gün Japonya'da kara yağmur kaydedildi. Bu yağmurlar ortalamalarından 29 kat daha fazla radyoaktivite taşıyordu" dedi. 

Baskının ardından… "Tuzak yasa"

Fransız ve Cezayirli kurbanların baskısı, Paris'i harekete geçirdi. Öyle ki Paris, Fransa'nın 1960- 1996 yılları arasında Cezayir çölünde ve Pasifik'teki Polinezya bölgesinde gerçekleştirdiği nükleer denemelerin kurbanlarına tazminat ödenmesini içeren yasa tasarısını parlamentoda onayladı.

Bu yasa, o sırada nükleer test alanlarında bulunmaları nedeniyle hastalıklara yakalanan mağdurlara maddi tazminat verilmesini de içeriyor.

Dosyaların incelenmesi, mağdurların bağlı olduğu derneklerinin katılımı olmaksızın bazı bakanlıkların temsilcileriyle sınırlıydı.

5 Ocak 2010'da 'Moran Kanunu' adlı kararname çıkarıldı. Ancak tazminat talebinde bulunacak kişilerin deneylerin gerçekleştiği dönemde bölgede ikamet eden kişiler olması gerektiği ve yalnızca belirli hastalıkların tanındığı belirtilmiş, ayrıca ilgili coğrafi bölgeler ve enfekte olanların tazminat talep edebilecekleri hastalıkların listesi belirlenmişti.

Cezayir, bu durumu kaçış amaçlı bir 'tuzak yasa' olarak nitelendiriyor. 

Talep ile ret arasında acı devam ediyor

Fransa'nın itirafta bulunma ve tazminat ödemeyi yok sayması karşısında Cezayir, halkın çektiği acının devam etmesini önlemek amacıyla nükleer atıkların gömüldüğü yerleri radyoaktif maddelerden arındırmaya başlamak için topografik haritalar talep etme yoluna başvurdu.

Ancak Paris'in bu talebi reddetmesi, Cezayir Devlet Başkanı Abdulmecid Tebbun'un Cezayir'in nükleer test mağdurları için tazminat talep etmeye devam ettiğini açıklamasına neden oldu.

Ülkesinin, Fransa'dan yağmalanan ulusal arşivin kurtarılması talebiyle ilgili tarihi haklarından asla vazgeçmeyeceğini vurgulayan Tebbun, Fransız sömürgeciliğinin suçlarının zamanaşımına tabi olmayacağına dikkat çekti.

Aynı şekilde Cezayir Genelkurmay Başkanı Said Şangariha da Cezayir'in bugüne kadar keşfedilmemiş kirli, radyoaktif veya kimyasal atıkların gömüleceği alanların belirlenmesi için topografik haritaların teslim edilmesi yönündeki taleplerini yineledi.

Ayrıca Fransa'nın nükleer test alanlarını temizlemesi ve kurbanlarının dosyalarıyla ilgilenmesi gerektiği çağrısı yaptı. 

Öte yandan Cezayir Mücahitler Bakanlığı, insan hakları aktivistleri ve bu testlerin mağdurlarının bağlı olduğu derneklerin birçok girişimine rağmen nükleer testler meselesini sıkı bir gizlilik içinde tutmakta ısrar eden Fransa'yı eleştirdi.

Bu aktivist ve dernekler, en azından deneylerin yerlerini, kapsamını ve gerçek patlayıcı enerjilerini belirlemek için iki ülkeye ait arşivleri açmaya çalışıyor.

Fransa ise nükleer test arşivini teslim etmeyi reddediyor. 24 Mart 2009'da Fransız nükleer denemelerinin mağdurlarına tazminat ödenmesine yönelik bir yasa tasarısının sunulması gibi bazı sembolik adımlara rağmen söz konusu dosya, 1950'li yıllardan günümüze kadar hala açık.

Independent Türkçe - Independent Arabia



İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdü

Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
TT

İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdü

Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)

Sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı. Bu, haftalardır kaydedilen en yüksek vefat sayısının görüldüğü günlerden biri olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda İsrail, Lübnan ve İran’a yönelik saldırılarını sürdürdü.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Gazze Şeridi’ndeki sağlık görevlileri ve İçişleri Bakanlığı, ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde gerçekleşen İsrail hava saldırısında bir üst düzey polis yetkilisi ile sekiz kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, çoğunluğu yoldan geçen kişiler olmak üzere en az 14 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Dün sabah saatlerinde ise sağlık yetkilileri, Nuseyrat Mülteci Kampı’na düzenlenen bir başka hava saldırısında, hamile bir kadın ve çocuğunun bulunduğu bir aileden üç kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

safrgt
İsrail’in Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta bir eve düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze töreninden (Reuters)

İsrail ordusu, dün Gazze’ye düzenlediği saldırının, bir gün önce Hamas mensuplarının İsrail güçlerine ateş açmasına karşılık olduğunu açıkladı.

Ordu, polisin hayatını kaybettiği saldırıya mı yoksa Nuseyrat’taki saldırıya mı atıfta bulunduğunu belirtmedi. İşgal altındaki Batı Şeria’da ise Filistin sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin bir aileden anne, baba ve iki çocuğu araçlarında katlettiğini açıkladı. İsrail ordusu, olayla ilgili inceleme yürüttüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi, 7 Ekim 2023’te Hamas önderliğindeki saldırıların ardından patlak veren ve iki yıl süren yıkıcı savaşın ardından geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesten bu yana tekrarlanan şiddet dalgalarına tanık oldu.

Bölge sakinleri, sağlık görevlileri ve analistlere göre, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlangıcında Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar azalmış, ancak daha sonra yeniden artış göstermeye başlamıştı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, İsrail’in İran’la savaşın başlamasından bu yana en az 36 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, ekim ayındaki ateşkesten bu yana en az 670 kişinin İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise aynı dönemde Gazze’de militanlar tarafından dört askerinin öldürüldüğünü açıkladı.

“Bize doğrudan ateş açıldı”

Batı Şeria’daki Tammun kasabası sağlık yetkilileri, 37 yaşındaki Ali Halid Beni Avde, eşi 35 yaşındaki Vâd ve çocukları 5 yaşındaki Muhammed ile 7 yaşındaki Osman’ın başlarından vurularak öldürüldüğünü, iki çocuğun da yaralandığını açıkladı.

İsrail ordusu, Tammun’da ‘güvenlik güçlerine karşı terör faaliyetlerine karıştıkları’ iddiasıyla aranan Filistinlileri yakalamak için bir operasyon düzenlendiğini duyurdu.

Ordu açıklamasında, “Operasyon sırasında bir araç hızla kuvvetlere doğru ilerledi. Kuvvetler bunu doğrudan bir tehdit olarak görüp ateş açtı. Sonuç olarak, araçtaki dört Filistinli öldü. Olayın ayrıntıları inceleniyor” ifadeleri yer aldı.

Hayatta kalan çocuklardan 12 yaşındaki Halid, Reuters’a verdiği röportajda, annesinin ağladığını ve babasının dua ettiğini duyduğunu, ancak diğer kardeşlerinden hiçbir ses gelmediğini, ardından aracın kurşun yağmuruna tutulmasıyla sessizlik çöktüğünü anlattı.

Halid, “Bir anda doğrudan ateş açıldı. Araçtaki herkes hayatını kaybetti, sadece ben ve kardeşim Mustafa kurtulduk” dedi.

sdfergty
Filistinli Mustafa, dün onları taşıyan araca ateş açan İsrail askerleri tarafından yaralandı; aynı saldırıda anne babası ve iki kardeşi hayatını kaybetti. (AFP)

Halid, askerlerin onu araçtan çıkardıktan sonra kendisine, “Köpekleri öldürdük” dediklerini aktardı.

Filistin Sağlık Bakanlığı, bir Filistinlinin de gece saatlerinde yerleşimciler tarafından düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybettiğini açıkladı.

İnsan hakları örgütleri ve sağlık görevlileri, Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimcilerin, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında uygulanan hareket kısıtlamalarını fırsat bilerek Filistinlilere saldırdıklarını belirtiyor. Ayrıca, askeri kontrol noktalarının ambulansların kurbanlara hızlı ulaşmasını engellediği vurgulanıyor.

Filistin Sağlık Bakanlığı, yerleşimcilerin şubat ayı sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte Batı Şeria’da en az beş Filistinliyi öldürdüğünü bildirdi.


Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.