İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?

Cinayetler, İsrail’deki Arap toplumunu yok ediyor

İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?
TT

İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?

İsrail hükümeti, Arap toplumunda giderek artan cinayetleri neden engellemiyor?

İsrail’deki Arap toplumunda yaşanan cinayetler korku yaratmaya devam ediyor.

Yaklaşık beş yıl önce başlayan bu olaylara güvenlik ve yargının son verme konusundaki başarısızlığı nedeniyle bu yıl cinayetler doruğa ulaştı ve daha da yükseleceği öngörülüyor.

2023 başından bu yana yaşanan silahlı saldırılarda 159 kişi hayatını kaybederken, bine yakın kişi de yaralandı.

Bu, 1,8 milyon İsrail vatandaşı olan Arapların tarihindeki rekor cinayet sayısı olarak kabul ediliyor.

1948’de yaşanan Nakba’ya rağmen vatanında dimdik ayakta kalan Filistinliler, tıpta, ekonomide, bilimde ve kalkınmada büyük başarılar elde etti.

Ancak, Şarku’l Avsat’ın kapsamlı bir şekilde yaptığı incelemeye göre, ciddi bir iç felakete maruz kaldılar.

İsrail’deki Arap aileler, bu cinayetlerin aşırı yayılması nedeniyle sürekli bir gerilim ve endişe içinde yaşıyor.

HV
Protestolarda aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’i Arap toplumundaki suçları ihmal etmekle suçlayan pankart (Al-Masirah Girişimi)

Söz konusu cinayetler, Arapların yaşadığı her şehir ve kasabayı kapsıyor.

Çoğu suç örgütleri tarafından öldürülen ve yaralananların yaklaşık yüzde 90’ı genç erkeklerden oluşuyor ve aralarında çocuklar da bulunuyor.

Polis verilerine göre, bu tür 11 örgüt var ve aralarında bir çete savaşı yaşanıyor. Aralarındaki çatışmalarda pek çok masum da kurban düşüyor.

Örnek vermek gerekirse, Nasıra’da bir çete lideri hedef alındığında, yanında olan iki yaşındaki oğlu da öldürüldü.

Üç yıl önce bir fırına ateş açtıklarında, torunuyla birlikte ekmek almaya gelen sanatçı Tevfik Zahr da öldürüldü.

Kafr Kanna kasabasında hedef aldıkları bir kişiyi ayaklarından vurdular, genç eşini de kendisi ve iki çocuğunun gözü önünde öldürdüler.

Ebu Sinan’da ise bir belediye başkan adayının da aralarında bulunduğu 4 kişinin öldüğü bir katliam yaşandı.

Haraç almak için yaptıkları silahlı saldırı olaylarında, “Para ödemek istemezsen, canınla ödersin” diyorlar.

Kadınların ‘namus temizleme’ gerekçesiyle eşleri ya da akrabaları tarafından öldürüldüğü olaylar da yaşanıyor.

Namus temizlemek için öldürme kararı almak için, muhafazakar bir aileden ve kapalı bir köyden olan genç bir kızın üniversite okumaya karar vermesi ve üniversite yurdunda yatması yeterli oluyor.

Bir de intikam amacıyla, aile kavgaları çerçevesinde işlenen cinayetler var.

HVU
Arap toplumunu hedef alan şiddet suçlarını kınamak için 2021 sonlarında İsrail’in kuzeyinde düzenlenen bir gösteri (AFP)

Tel Aviv’e kadar ulaşan tüm halk hareketleri ve gösteriler, İsrail’deki Arapları rahatsız eden bu şiddete son vermedi.

Arap toplumunun yaşadığı bu acıyı Yahudi toplumuna hissettirme, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümeti üzerindeki baskıyı artırma ve böylece polisi harekete geçirerek görevini yerine getirmesi yönündeki adımlar başarılı olmadı.

HFY
Tel Aviv’deki Arap toplumunda şiddet içeren suçları kınayan sembolik tabutlar (AFP)

Negev’deki Ajek örgütünün Genel Müdürü Süleyman El-Amur’a göre, İsrail’deki Arap yaşananların dünyada eşi benzeri yok.

Amur konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi;

Sınırların ötesinde hassas operasyonlar yürüten, tehlikeli güvenlik servislerine sahip güçlü bir ülke var ama burunlarının dibindeki cinayetleri çözemiyor. Yaklaşık iki milyonluk bir toplumu suç örgütlerine karşı savunmasız bırakıyor. İnsanlar evinden güvenli bir şekilde çıkamıyor ve evinin bahçesinde bile öldürülüyor. Bu ihmale son verilmeli, haraç toplama, kanlı hesaplaşma ve diğer şiddet ve suç tezahürlerine son verilmelidir.

Arap toplumundaki siyasi liderler, bunun planlı bir hükümet komplosu olduğuna inanıyor.

İçlerinden biri acı ve kaygıyla şunları söyledi;

İsrailli yetkililer, 75 yıldır bizi oduncu veya su taşıyıcısı yapmaya çalışıyor. Eğitim sistemini vurdular, ulusal kültürle savaştılar ama başaramadılar. Mahmud Derviş, Semih Kasım, Tevfik Ziyad, Salem Cibran ve Emile Habibi gibi büyük Filistinli şairler ve yazarlar bizimle birlikte büyüdü. Bizi Müslümanlar, Hristiyanlar ve Dürziler arasındaki mezhepsel çizgilerle ayırmaya çalıştı ama başaramadılar ve kardeşlik ruhu galip geldi. Siyasi olarak bizi bölmeye çalıştılar ve saflarımıza yüksek vatanseverliğe saldıracak ajanlar yerleştirdiler ve bunda da başarısız oldular. Onlarca yıldır ulusal partiler kurmamızı engelledikten sonra bizi partilerin içinde boğmaya karar verdiler. Saflarımızı parçalamak için milliyetçi ve İslami partilerin yükselişine izin verdiler ama başarısız oldular. Ancak şimdi saflarımız arasında suç yayıyorlar ve bunda başarılı oldular. Suç örgütlerini teşvik ediyor ve onlara, ‘tüm soruşturmaların İsrail ordusunun depolarından geldiğini gösterdiği’ silah ve teçhizat sağlıyorlar. Arapların birbirlerini öldürmelerine izin veriyorlar. Ben umutsuzum. Bu belayı aramıza nasıl soktular?

HTY
Mahmud Nassar, suçun nedenlerini anlatıyor (Şarku’l Avsat)

Katiller serbest

Arap Toplumunda Şiddet ve Suçla Mücadele Kampanyası Direktörü Mahmud Nassar ise şu açıklamayı yaptı;

Bu uzun vadeli bir plan değilse, polisin profesyonel düzeydeki çalışmalarında bir iflasın söz konusu olduğuna şüphe yoktur. Ancak Aynı polis gücü neden Yahudi cemaatindeki suçla mücadelede başarılı oluyor? Yahudi cemaatindeki cinayetlerin yüzde 75’ni neden hızla çözebiliyorsunuz da, Arap toplumunda yaşananların yüzde 15’ten fazlasını çözemiyorsunuz? Bizim bölgemizde cinayetlerin yüzde 85’ini işleyen ve ardından sokaklarda serbestçe dolaşan katiller var ve polis bunlara hesap sormuyor. Bizim insanlarımızı sokakta yürümekten ve fırından ekmek almaktan korkutan yaygın bir suç var.

Polisin ihmali

Şarku’l Avsat’a konuşan Polis Genel Müfettişi Jacob Shabtai de, polis teşkilatının Arap toplumunda şiddeti yayma planı olduğuna dair iddiaları reddetti.

Ancak Shabtai, polis personeli sayısındaki önemli eksiklik ve soruşturmalar sırasında Arap toplumunun polisle işbirliği yapmaması nedeniyle aksamalar olduğunu kabul etti.

Polis Genel Müfettişi, Arap toplumunda şiddet ve suçla mücadeleye yönelik bir planın teşkilata sunulduğunu ve kısıtlı kaynaklara rağmen bunu uygulamaya başladıklarını söyledi.

Shabtai, “Polis, Arap toplumunda suçla mücadele için son beş yılda binlerce eylem ve girişimde bulunmayı başardı. Bu operasyonlarda 141 Sa’ar tüfeği, 806 tabanca, 223 el yapımı silah, 50 av tüfeği, 254 el bombası, 101 yıkıcı silah ve 46 bin 280'’den fazla mühimmat ve teçhizat ele geçirildi” dedi.

Polis, 2022’de 67 ve 2023 başından bu yana 29 cinayetin engellendiğini bildirdi.

Ancak bu çabalar yetersiz olduğu için insanları ikna etmiyor ve onlara güvenlik sağlamıyor. Aynı zamanda suç örgütlerinin liderlerini de pek etkilemiyor.

Suçlular tehdit ediyor

Birkaç gün önce, sosyal medyada suç örgütü adına konuşan bir kişinin sesli mesajı yayımlandı.

Öldürülecek 160 kişinin listesi olduğunu söyleyen bu kişi, bazılarının isimlerini zikrederek, bunların arasında doktor, avukat ve mühendislerin de bulunduğunu belirtti.

Bu kişi, “Listede isimleri olanlar öldürülecek. Şin Bet (İsrail İç Güvenlik Birimi) ya da polis umurumuzda değil” dedi.

Bu mesajdan günler sonra, Nasıra Belediye Başkan Yardımcısı Muhammad Ouiasi’nin oğlu Mehran Ouiasi, Reineh kasabasında vurularak öldürüldü.

Mehran’ın kardeşi Rouad Mart ayında, Kuzeni Abdelkadir  ise bir hafta önce öldürüldü.

Sesli mesajın sahibi, ölenlerin bir kısmının masum olduğunu ve suç örgütleriyle hiçbir sorunlarının bulunmadığını ancak hedef alınan kişilerle akraba oldukları için ‘sırf onlara acı çektirmek’ amacıyla öldürüldüklerini söyledi.

Bu suç liderlerinin kullandığı yeni bir yöntem. Birisini arayıp haraç ödemesini talep ediyor ve reddedilince ‘ailenden en sevdiğini öldüreceğiz’ diyerek tehdit ediyorlar.

SCDFEVG
Knesset’in Arap üyesi Ahmed el-Tibi, Arap toplumunun ihmal edilmesine karşı düzenlenen protestoda (AFP)

Çete orduları

Her suç çetesinin, kolay kazanç peşinde koşan gençlerden oluşan bir ordusu var.

Bu korkunç durum bu ay siyasi bir nitelik kazanmaya başladı.

Belediye seçimlerinin eşiğindeyken, suç çeteleri belediyelere sızarak önemli bir nüfuz elde etti, proje tekliflerini kontrol etti ve bunlardan büyük karlar elde etti.

İki hafta önce Nasıra Belediye Başkanı adayı Musab Dukhan’ın evine ateş açıldı.

Birkaç gün önce Kafr Yasif Yerel Meclisi Başkan adayı Dr. Hilal Khoury vuruldu.

Yeni hükümet

Naftali Bennett ve Yair Lapid başkanlığındaki önceki hükümet, milletvekili Mansur Abbas başkanlığındaki İslami Hareket’in ana bileşeni olduğu Birleşik Arap Listesi’ni saflarına dahil etti.

Suçla mücadeleye yönelik bir plan hazırlandı ve bu amaçla Abbas başkanlığında bir parlamento komitesi kuruldu.

İç Güvenlik Bakan Yardımcısı, polis teşkilatındaki Soruşturma ve İstihbarat Bölümü’nün eski başkanı Yoav Segalovich’i planın uygulanması için görevlendirdi ve ona bakanlıklar arasında koordinasyon sağlaması için geniş yetkiler verdi. Bunun sonucunda suç oranını yüzde 16 oranında düşürmeyi başardılar.

Ancak yeni hükümetin İç Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir bu planı uygulamamaya karar verdi.

Ben-Gvir, başka bir plan uygulayacaklarını ve Arap toplumunun liderleriyle açık ve sürekli görüşmelerde bulunacağını, ‘terörü destekleyen liderlerle veya İsrail’in demokratik ve Yahudi bir devlet olduğunu kabul etmeyenlerle görüşmeyeceğini’ vurguladı.

Buna yanıt olarak, yerel Arap yetkililer onunla görüşmeyi reddetti.

Dolayısıyla, yeni hükümetin Ocak ayında çalışmaya başlamasından bu yana suç oranının iki katına çıktığını görmek şaşırtıcı değil.

2021’de 111 kişi, 2022 yılında ise 109 kişi öldürüldü. Ancak bu yılın ilk yedi ayında 159 kişi öldürüldü ve bu sayının yıl bitmeden hızla artacağı düşünülüyor.

Peki, hükümeti politikasını değiştirmeye ne sevk edebilir?

Görünüşe göre onu harekete geçirecek tek yol, suçun Arap toplumuyla sınırlı kalmayacağını, kaçınılmaz olarak Yahudi toplumuna da ulaşacağını idrak etmeleri.

Yahudi toplumunu da kapsayan cinayet oranı da 2022’de 35 iken, bu yıl 48 Yahudi öldürüldü. Ancak bu henüz hükümetin harekete geçmesi için yeterli değil.

Bir kısmı Yahudi toplumundaki organize suçlarla ortak çalışan Arap suç çeteleri, eylemlerini Yahudi kasabalarına doğru genişletmeye başladı.

Emekli General Yitzhak Barik, Arap suç çetelerini stratejik bir güvenlik tehdidi olarak görüyor.

Barik, sağcı bir haber sitesine verdiği röportajda şunları söyledi;

Suç örgütlerinin Arap toplumunda serbestçe faaliyet göstermesine izin vermek başlı başına bir suçtur. Bu örgütler terörün kaynağı olacaktır. Bugün İsrail’de Arapların elinde 400 bin silah bulunduğunu gösteren tahminler var. Mayıs 2021’de yürüttüğümüz Gazze savaşında Arapların Gazze ile dayanışma amacıyla Lod, Ramla, Yafa, Acre gibi birçok yerde silah kullanıldığı, Yahudilerin öldürüldüğü şiddetli gösterilere tanık olduk. Bir sonraki savaşta bu daha da genişleyecek. İsrail'’deki Araplar, Lübnan’daki Hizbullah) ve Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Hamas ve İslami Cihad ve Fetih hareketi ile birlikte silahlı bir savaş cephesine dönüşecek.



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.