Suriyelilerin kanayan yarası: Kayıplar dosyası

Şarku’l Avsat DEAŞ eliyle kaybedilenler dosyasını ele aldı

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
TT

Suriyelilerin kanayan yarası: Kayıplar dosyası

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kurulan Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş'un üyeleri, Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehrindeki kayıpların aileleriyle Zoom üzerinden iletişime geçmeye başladı. Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş, BM Genel Kurulu'nun geçtiğimiz temmuz ayı sonlarında kabul ettiği, sivil toplum kuruluşlarının savaşın başladığı 2011 yılından bu yana sayılarının 100 binin üzerinde olduğunu tahmin ettiği kayıp Suriyelilerin akıbetini açıklığa kavuşturacak uluslararası bir kuruluşun kurulmasına yönelik kararın ardından kuruldu ve çalışmalarına başladı. Sivil toplum kuruluşları, kayıp kişilerin büyük bölümünün kaybolmasından merkezi hükümeti sorumlu tutarken aynı suçlama birçok muhalif gruba ve terör örgütüne de yapılıyor.

Bir insan hakları örgütü olan Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi İcra Direktörü Muhammed el-Abdullah, DEAŞ tarafından Suriye’de kaçırılanların sayısını tam olarak bilmenin çok zor olduğunu belirterek, “Örgüt eliyle kaybedilen Suriyelilerin sayısının 8 bin ile 10 bin arasında olduğu tahmin ediliyor” dedi. Sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan tahminlere ve yerel kaynaklara göre yalnızca Rakka’da 800'den fazla kişi kayıp.

Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş üyelerinin iletişime geçtiği aileler arasında, tek oğlu İsa'nın 9 yıl önce 15 Nisan 2014'te DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan Rakkalı muhalif aktivist Halaf el-Gazi de var. DEAŞ üyeleri 9 yıl önce gece geç saatlerde kapısını çalıp, Halaf'ın tek oğlu olan 1997 doğumlu İsa'yı yanlarına alıp gittiler. İsa, genç yaşına rağmen insani yardım alanında aktif çalışıyordu ve üniversiteye hazırlanıyordu. Suriye ordusunun 2013 martında Rakka'nın kontrolünü kaybetmesinden dolayı sınavlara girmek için komşu il Haseke’ye gitmeyi planlıyor.

Tek oğlu olan İsa'nın 9 yıl önce DEAŞ tarafından kaçırılan Suriyeli muhalif Halaf el-Gazi (Şarku’l Avsat)
Tek oğlu olan İsa'nın 9 yıl önce DEAŞ tarafından kaçırılan Suriyeli muhalif Halaf el-Gazi (Şarku’l Avsat)

Halaf el-Gazi, Şarku'l Avsat'a verdiği röportaja şöyle başladı:

“Onu uyandırdım ve kapıdaki DEAŞ üyelerinin kendisini sorduğunu söyledim. Korkmadan ve tereddüt etmeden bir kaplan gibi merdivenlerden inip onlara ‘Ne istiyorsunuz?’ diye sordu. O an araya girdim ve ‘Ben de oğlumla birlikte onu eve geri getirmek için sizinle geleceğim’ dedim. Ama buna karşı çıktılar ve ‘Sorgusu iki sorudan ibaret, ondan sonra onu size geri vereceğiz’ dediler.”

DEAŞ üyelerinin maskeli olduğunu ve Rakkalıların aksanıyla konuştuğunu söyleyen acılı baba, ancak saatler geçmesine rağmen oğlu İsa’nın geri dönmediğini belirterek, “Moralimizi bozmamaya çalıştık. Güneş doğmasıyla valilik sarayına gidip oğlumu sordum, orada olmadığını, hakkında hiçbir şey bilmediklerini söylediler” ifadelerini kullandı.

Fırat’ın doğusunda 2019 martında DEAŞ’ın askeri ve coğrafi olarak kontrolü ortadan kaldırılmış olsa da örgütün kaçırdığı binlerce kişinin akıbeti halen bilinmiyor. El-Gazi ailesi de dahil olmak üzere kayıp kişilerin aileleri, sevdiklerinin öldüğüne ya da yaşadığına dair hiçbir kanıt olmadan endişe ve şüphe sarmalı içinde yaşamlarını sürdürüyorlar.

İsa'nın yokluğunda geçen günlerin ardından baba yüreğinde oğlunu aramaya başlaması gerektiğine yönelik şüpheler uyandı. Örgütün Rakka’yı kontrol ettiği dönemde ilk olarak o dönemin en büyük gizli gözaltı merkezlerinden biri olan 11’inci noktaya gitti, ama oğlundan hiçbir iz yoktu. Daha sonra Rakka halkının tanıdığı ve örgüte çalışan Tubat el-Beriş liderliğindeki Aşiret İşleri Ofisi'ne giderek ondan İsa'nın nerede olduğunu ve akıbetini öğrenmek için tüm girişimlerde bulunacağına dair söz aldı.

Acılı baba, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ne var ki sonunda ona ne olduğunu öğrenebildik. Neyle suçlandığını bilmeden hapse atılmıştı. İsa, tutuklandıktan bir hafta sonra babasına hapishaneden, durumunun iyi olduğunu ve Mısırlı bir kişinin kendisinden sorumlu olduğunu söylediği kendi el yazısıyla yazılan bir mektup gönderdi. İkinci hafta, hapishaneye biraz giysi getirilmesini istediği ikinci bir mektup gönderdi. Mektupta üniversite sınavı tarihi ​​yaklaştığı için sınavı çok fazla düşündüğünü ve kendisini serbest bırakmaları için örgütteki isimlerle görüşmemi istedi.”

DEAŞ’ın Rakka kontrol ettiği dönemde binlerce kişi kayboldu

İsa'nın ortadan kaybolmasından tam bir yıl sonra babası, örgüte bağlı hastanelerden birinde çalışan Ürdünlü bir doktorla tanıştı. Ürdünlü doktor, Gazi'ye, örgüt üyelerinin ‘hilafet devleti’ kurulduğu yalanıyla kendisini nasıl aldattığını ve ailesini ve akademik hayatını bırakıp nasıl buraya geldiğini anlattı. Ürdünlü doktorun, kendisinden oğlunun hikayesini öğrendikten sonra ona yardım etmeye karar verdiğini söyleyen Gazi, “Hemen ertesi gün evime gelip oğlumun gözlük taktığını söyledi. Oğlumun özelliklerini sıraladı. Ben de onun doğru söylediğinden emindim” dedi. Gazi, daha sonra oğlunun ‘Peder Paolo Grubu’ adıyla anılan Peder Paolo Dall'Oglio ve Suriyeli 50 aktivistle birlikte yeri gizlenen bir hapishanede tutulduğu bilgisine ulaştığını belirtti. Peder Paolo, hayatının yarısını Suriye’de, başkent Şam’ın kırsal kesimlerinde yer alan eski kiliselerde hizmet ederek geçiren tanınmış bir İtalyan Cizvit rahiptir. Peder Paolo rejim karşıtı protestoların patlak vermesi, DEAŞ terör örgütünün ortaya çıkması ve barışçıl gösterilere öncülük eden onlarca Suriyeli aktivistin kaçırılmasının ardından 2013 yılının temmuz ayı sonlarında Rakka’ya geldi. Aynı ay, tutuklu aktivistlerin serbest bırakılması için DEAŞ liderleriyle pazarlık yapma umuduyla valilik binasına gitti. Fakat o günden beri kayıp olan Peder Paolo’ya ne olduğu hakkında hiçbir bilgi yok.

DEAŞ terör örgütünün eski kalesi Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehri (Şarku'l Avsat)
DEAŞ terör örgütünün eski kalesi Suriye'nin kuzeyinde yer alan Rakka şehri (Şarku'l Avsat)

Umudunu kaybetmeden 2019 yılında Bağuz’da DEAŞ’a karşı verilen son savaşa kadar oğlu İsa'yı arayan baba Gazi, “Ürdünlü doktorun sözlerinden sonra içimdeki umut tazelendi. Bağuz Savaşı'nın bitmesinden sonra umudum yeniden arttı” şeklinde konuştu.

BM çatısı altında Suriye'de Kayıp Kişilerin Araştırılması için Bağımsız Kuruluş'un kurulmasıyla ilgili olarak Gazi, “Umudumuz yeşerdi. Eğer umudumu kaybedersem oğlumu da kaybederim” ifadelerini kullandı. Acılı baba, hüzünlü bir ifadeyle “Annesi ve ben, İsa'nın evimizin kapısını çalıp ‘İşte geldim baba’ demesini bekliyoruz. Onun her zaman bizimle birlikte olduğunu ve yanımızdan bir an olsun ayrılmadığını hissediyoruz” diye konuştu.

Sözleri boğazında düğümlenen baba konuşmayı bıraktı. Evin avlusunda uzun zamandır çalmasını beklediği kapıya bakarak gözyaşlarına boğulan İsa'nın annesine bakan babanın da gözleri yaşlarla doldu.

DEAŞ 8 binden fazla Suriyeliyi kaçırmakla suçlanıyor

Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi İcra Direktörü avukat Muhammed el-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılanların tam sayısını bilmenin çok zor olduğunu belirterek, “DEAŞ’ın Suriye’de bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirdiği yıllarda, yalnızca Suriye'nin kuzeydoğusunda kaybolan Suriyelilerin sayısı 8 bin ile 10 bin arasında değişiyor” dedi.

Suriye Adalet ve Sorumluluk Merkezi’nin DEAŞ’ın eliyle kaybolanlar dosyasıyla ilgili çalışmalarına 2019 yılında başlayan, başlarda Rakka Sivil Konseyi'ne bağlı İlk Müdahale Ekibi ile çalışan daha sonra da Rakka'da Suriye Kayıp ve Adli Tıp Ekibi'nin kurulmasına katkıda bulunan Suriyeli bağımsız bir insan hakları kuruluşu olduğunu söyleyen Abdullah, DEAŞ’ın eliyle kaybolanların aileleriyle, 400’den fazla belgelenmiş görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi.

BM tarafından Suriye'deki kayıp kişilerin akıbetini aydınlatmaya yönelik, onların nerede olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan ve mağdurlara ve ailelerine destek vermeyi amaçlayan bağımsız bir kuruluş kurulması kararından duyduğu memnuniyeti ifade eden Abdullah, kararı ‘tarihi’ olarak nitelendirdi.

Abdullah sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kararın kendisi bile bu karmaşık ve çetrefilli dosyayı çözmek için atılmış büyük bir adım, ancak en önemli soru, ‘Bu kuruluş, Suriye hükümeti aracılığıyla ve onun onayıyla mı Suriye'ye girecek?’ sorudur.”

Kuruluşun üyelerinin yurt dışından çalışmaya devam etmeleri, halkın tanıklıklarını dinlemek ve periyodik raporlar sunmakla yetinmeleri halinde işlerin yürümeyeceğini vurgulayan Abdullah, saha ziyaretleri yapılması ve sahadaki gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)
Yıllar önce DEAŞ üyeleri tarafından kaçırılan ve geriye sadece cep telefonundaki fotoğrafı kalan oğlunu arayan Rakkalı bir anne (Şarku’l Avsat)

Gerçek adını kullanmaktan kaçınan Rakkalı genç kadın Mehasin (30), bir zamanlar kadınlar bölümünü yönettiği bir internet kafede çalışan kız kardeşi (1994 Rakka doğumlu) Abir'in hikayesinin Şarku’l Avsat’a anlattı. Kendi iş yerine yaklaşık 500 metre uzaklıktaki bir dükkanda çalıştığını söylediği kız kardeşinin DEAŞ’ın o dönem internet kafe sahiplerine getirdiği şartlardan biri olan kadınlarla erkeklerin bir araya gelmesini önlemek amacıyla kadınlar bölümü yöneticisinin erkekler bölümü yöneticisinin eşi, kız kardeşi ya da annesi tarafından yönetilmesi şartı nedeniyle kafe sahibinin eşi olarak işe başladığını, ancak kız kardeşinin böyle kafe sahibinin eşi olmadığını iddia ettiğini söyledi.

Mehasin, 16 Aralık 2017 günü öğleden sonra saat 15.00 sularında DEAŞ’a bağlı ahlak polisi Hisbah üyelerinin kafeye gelerek kafe sahibini ve Abir’i gözünün önünde gözaltına alarak kadınlar bölümünü kimin yönettiğini sorduklarını aktardı. Kafe sahibinin Hisbah üyelerine Abir’i kız kardeşi olduğunu söylediğini, Abir’in ise onun karısı olduğunu belirttiğini söyleyen Mehasin, iki yanıtın birbiriyle çelişmesi sonucu Hisbah üyelerinin onları tutuklayıp kafeyi kapattıklarını belirtti.

Olayı haber vermek için hemen ailesini yanına gittiğini söyleyen Mehasin, Abir’in neden tutuklandığını öğrenmek amacıyla Hisbah’ın soruşturma departmanına gittiklerini, oradaki görevlilerin Abir’in tutuklanma gerekçesinin yalan söylemesi olduğunu ve cezasını çekeceğini söylediklerini aktardı. Mehasin, Hisbah’ın internet kafe sahibinin erkek kardeşinin evine baskın düzenlediğini, onu ve eşini büyük miktarda para almak ve Uluslararası Koalisyon ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile iş birliği yapmak suçlamasıyla tutukladığını da sözlerine ekledi.

Mehasin, daha sonra ailesinin Abir’in akıbetini öğrenmek için DEAŞ’ın kontrol ettiği hapishanelerin gizli karargahlarından birine gittiğini, orada kendilerine Abir’in, DEAŞ’ın karargahının koordinatlarını Uluslararası Koalisyon güçlerine verdiği suçlamasıyla Hasekeli 7 genç kızla birlikte idam edildiğinin söylendiğini aktardı.

Mehasin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“DEAŞ, genellikle bir şüpheliyi infaz ettiğinde kişisel eşyalarını ailesine teslim ediyordu. Kız kardeşimin de bir telefonu ve altın bilezikleri vardı. Kardeşimin kişisel eşyalarının nerede olduğunu sorduğumuzda, mürtet olduğu (dinden çıktığı) ve Uluslararası Koalisyonla iş birliği yaptığı için bu eşyalara el konulduğunu söylediler.”

DEAŞ’ın birçok zulmüne sahne olan Rakka şehir merkezi (Şarku’l Avsat)
DEAŞ’ın birçok zulmüne sahne olan Rakka şehir merkezi (Şarku’l Avsat)

Ancak ne Mehasin ne de ailesi, DEAŞ’ın kendilerine anlattıklarından tatmin oldular. Aradan 20 gün geçtikten sonra bir kız evlerinin sabit hattını arayarak Abir'in hayatta olduğunu, hapse atıldığını, yazlık kıyafet ve ihtiyacı olan bir şey parça eşya istediğini söyledi. Eşyaların kız kardeşine gönderilmesi için aynı gizli ofise gittiklerini ve bu eşyaları onlara teslim ettiklerini söyleyen Mehasin, bundan bir ay sonra Abir’ni evlerinin sabit hattını arayıp annesiyle kısabir görüşme yaptığını belirtti. Abir’in annesine iyi olduğunu söylediğini aktaran Mehasin, “Annem nerede olduğunu ve yakında dönüpdönmeyeceğini sorduğunda, kız kardeşim anneme ‘Dönebilirim de dönmeyebilirimde’ deyip bazı kişisel eşyalarını istemiş” diye anlattı.

Olaydan iki yıl sonra 2019 eylülünde Türkiye'de ikamet eden bir akrabalarının Mehasin’in ailesiyle iletişime geçip daha önce DEAŞ saflarında görev yapan üst düzey bir güvenlik görevlisiyle tesadüfen tanıştığını, onun Deyrizor kırsalında örgütün kontrol ettiği bir hapishanenin müdürlüğünü yaptığını ve Abir’in özelliklerine sahip bir mahkumun bir internet kafede çalışırken yalan söylediği için tutuklandığını söylediğini aktardı. Akrabalarının söylediğine göre söz konusu kişinin bahsettiği özellikler kız kardeşiminkiyle aynı olduğunu ifade eden Mehasin, “Akrabam daha fazlasını öğrenmek istediyse de ama o kişi konuyla ilgili daha fazla konuşmaktan kaçındı ve Almanya'ya gitti” dedi. Mehasin ve ailesi, o günden beri 6 yıldır kayıp olan Abir'in hayatta olup olmadığı hakkında hiçbir şey bilmeden Abir’e ne olduğunu öğrenmeyi bekliyorlar.



Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
TT

Gazzeliler, alternatifleri olmaksızın yıkılma tehlikesi bulunan çatılar altında

Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)
Gazze kentinde yerinden edilen Filistinli Bassam Nasır, kendisi ve ailesinin barındığı yıkılmış bir binanın enkazı arasında duruyor (Şarku'l Avsat)

Gazze'deki yetkililer, bölgede sakinlerin yaşadığı ve yıkılma tehlikesi bulunan bina sayısının yaklaşık 2 bin olduğunu tahmin ediyor. Buna rağmen bölge halkı ve yetkililer, kendilerini barındıkları binaların çatılarının çökmesi tehlikesine karşı koruyabilecek herhangi bir alternatif bulunmadığını kabul ediyor.

Gazze kentinde bir hafta önce “Saade” binasının çökmesinden zarar gören kişiler ve görgü tanıkları, yaklaşan kış ve yağışlarla birlikte ortaya çıkabilecek tehlikelere ilişkin “Şarku'l Avsat”a konuştu. Görgü tanıkları ve mağdurlar, yağışların, İsrail'in Gazze'ye yönelik savaşı sırasında hasar gören diğer binaların da çökmesini hızlandırabileceği uyarısında bulundu.


Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Mısır, Doğu Akdeniz’de savunma iş birliğini artırıyor: Türkiye dengesi korunuyor

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Yunanistan Savunma Bakanı’nı kabul etti (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ve Kıbrıs Rum Kesimi  Savunma Bakanı Vasilis Palmas düzeyinde Mısır-Yunanistan-Kıbrıs görüşmeleri gerçekleştirildi. Görüşmeler, üç ülkenin yaklaşık iki hafta önce düzenlediği zirvenin ardından savunma ve askeri iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, görüşmelerin Doğu Akdeniz’de daha güçlü savunma iş birliği yoluyla güvenlik ve istikrarın pekiştirilmesi çerçevesinde gerçekleştiğini belirtti. Uzmanlara göre Kahire, Doğu Akdeniz’deki gelişmelerden endişe duyan Türkiye ile köprüleri atmadan Yunanistan ve Kıbrıs’la iş birliğini geliştirmeyi, aynı zamanda diğer tarafların çatışmalarına dahil olmadan Doğu Akdeniz’deki Mısır çıkarlarını korumayı hedefliyor.

Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki ortaklık, üçlü iş birliği mekanizması üzerinden 2014 yılında başladı. Bu dönemde Kahire ile Ankara arasında siyasi anlaşmazlıklar yaşanırken Atina ve Lefkoşa’nın da Türkiye ile Doğu Akdeniz konusunda farklılıkları bulunuyordu. Ancak son yıllarda Türkiye ile Mısır ilişkilerini geliştirme yoluna gitti. İlişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından cumhurbaşkanları karşılıklı ziyaretlerde bulundu ve iki ülke arasındaki askeri tatbikatlar yeniden başladı. Bunun yanı sıra iki ülke arasında savunma sanayisi alanındaki ortaklıklar da giderek güçlendi.

8 Eylül’de İskenderiye’nin kuzeybatısındaki El-Alameyn kentinde düzenlenen üçlü zirvenin üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesinin ardından Sisi, salı günü Yunanistan Savunma Bakanı Dendias’ı kabul etti. Görüşmede Mısır Savunma Bakanı Korgeneral Eşref Salim Zahir ile Silahlı Kuvvetler Silahlanma Kurumu Başkanı Muhammed Süleyman da hazır bulundu.

cdfvgthy
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, salı günü Kahire’de Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas ile görüşmesi sırasında (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Sisi, iki ülke arasındaki iş birliğinin özellikle askeri ve savunma alanları başta olmak üzere çeşitli alanlarda geliştirilmesinin sürdürülmesinin önemini vurguladı.

Yunanistan Savunma Bakanı ise ülkesinin ortak tehditlerle mücadele amacıyla Mısır’la koordinasyonu güçlendirmeye verdiği önemi dile getirdi.

Sisi aynı gün ikinci bir görüşmede Kıbrıs Savunma Bakanı Vasilis Palmas’ı da kabul etti. Sisi, iki ülke arasındaki mevcut stratejik ortaklığın derinleştirilmesi ve özellikle güvenlik ve askeri alanlar başta olmak üzere çeşitli alanlarda daha geniş bir çerçeveye taşınması gerektiğini belirtti.

Askeri ve stratejik uzman Tümgeneral Adil el-Umde, Cumhurbaşkanı Sisi’nin Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan savunma bakanlarıyla görüşmelerinin 2014’ten bu yana yürütülen ortaklığın maddelerinin hayata geçirilmesi ve bu ay El-Alameyn’de düzenlenen üçlü zirvenin devamı niteliğinde olduğunu söyledi.

El-Umde, Mısır politikasının başarısının yalnızca Atina ve Lefkoşa ile askeri iş birliğinin ne ölçüde geliştirildiğiyle ölçülemeyeceğini belirterek Kahire’nin asıl hedefinin Doğu Akdeniz’i rekabet ve çatışma alanından çok taraflı bir denge ve iş birliği alanına dönüştürme kapasitesi olduğunu ifade etti. Mısır’ın bunu tüm taraflarla bağımsız ilişkilerini koruyarak gerçekleştirmeye çalıştığını söyleyen El-Umde, bunun “stratejik denge diplomasisi” çerçevesinde yürütüldüğünü kaydetti.

Mısır Dış İlişkiler Konseyi üyesi Dr. Ahmed Fuad Enver ise Doğu Akdeniz’in güvenliğinin bölgedeki tüm etkin aktörlere açık olmayı ve gerilimi artıran söylemlerin aşılması amacıyla mevcut araçların kullanılmasını gerektirdiğini belirtti.

Enver, Mısır-Yunanistan-Kıbrıs arasındaki üçlü iş birliği mekanizmasının mevcut savunma ve askeri iş birliğini güçlendirme çabalarıyla birlikte Doğu Akdeniz’de bölgesel güvenliğin sağlamlaştırılmasında temel bir eksen oluşturduğunu söyledi. Bunun, üç ülke arasında uzun süredir devam eden askeri, ekonomik ve siyasi ortaklıkların üzerine inşa edilmesine olanak sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Sisi de salı günü Yunanistan Savunma Bakanı ile görüşmesinde üçlü iş birliği ile Doğu Akdeniz’in istikrarı arasında bağlantı kurdu. Sisi, Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs arasındaki mevcut üçlü iş birliğinin Doğu Akdeniz’de barış, istikrar ve ortak refahın sağlanmasına yönelik başarılı bir bölgesel iş birliği modeli oluşturduğunu vurguladı.

Sisi, Kıbrıs Savunma Bakanı ile görüşmesinde de Doğu Akdeniz’in istikrarının önemine dikkat çekerek Mısır, Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki üçlü iş birliğinin bölgedeki güvenlik, istikrar ve refahın pekiştirilmesi açısından merkezi bir mekanizma olduğunu belirtti. Sisi, bu mekanizmanın üç ülkenin çıkarlarına hizmet ettiğini ve ortak tehditlerle mücadeleye katkı sağladığını ifade etti.

El-Umde’ye göre Mısır’ın bu tutumu, caydırıcılık ve hazırlık kapasitesini güçlendirme ancak düşmanca bir blok oluşturmama anlayışını ortaya koyuyor. Kahire, Yunanistan ve Kıbrıs’la ortaklığını geliştirirken Türkiye ile köprüleri atmıyor ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını korurken bölgedeki diğer aktörlerin çatışmalarına dahil olmuyor.

Enver ise Mısır’dan gelen açıklamaların söz konusu adımların başka tarafları hedeflemediğini ve Türkiye açısından endişe kaynağı oluşturmadığını gösterdiğini savundu. Enver’e göre Kahire, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yürütmeye, arabuluculuk kanallarını açık tutmaya ve gerilimi azaltmak amacıyla karşılıklı güvence vermeye önem veriyor.

El-Umde ayrıca Mısır’ın İsrail’in bölgesel rekabeti kullanarak bazı güçleri diğer aktörlere karşı saflaştırma girişimlerinin önünü kesmede önemli bir rol oynadığını belirtti. Mısırlı uzmana göre Kahire’nin bölgedeki varlığı, istikrarı ve kutuplaşmadan kaçınmayı önceleyen dengeli bir bölgesel cephe oluşturulmasını güvence altına alıyor.

Yunanistan ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de ağustos ayının sonunda önemli bir gelişmeye sahne olmuştu. İki ülke, 3 milyar avro (yaklaşık 3,48 milyar dolar) değerinde bir askeri anlaşmaya imza atmıştı. Anlaşma kapsamında İsrail, Yunanistan’da çok katmanlı bir hava savunma sistemi kuracak.

İsrail Savunma Bakanlığı, söz konusu anlaşmayı “İsrail ile Yunanistan arasındaki ilişkiler tarihindeki en büyük savunma ihracatı anlaşması ve İsrail tarihindeki en büyük anlaşmalardan biri” olarak nitelendirmişti.


Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
TT

Selam’dan Guterres’e: UNIFIL misyonunun sona ermesinin ardından Lübnan’ın uluslararası bir güce ihtiyacı var

Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)
Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasında bulunan UNIFIL güçleri (Reuters)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam dün Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile yaptığı görüşmede, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) görev süresinin sona ermesinin ardından ülkenin güneyinde BM himayesinde uluslararası bir gücün varlığının sürdürülmesi gerektiğini söyledi.

New York’ta BM Genel Kurulu çalışmalarının başlamasından bir gün önce gerçekleşen görüşmede Selam, ‘UNIFIL sonrası dönemde güneyde BM çatısı altında uluslararası varlığın sürdürülmesinin önemine’ vurgu yaptı. Selam, ‘izleme, raporlama ve iletişim görevlerinin sürdürülmesini güvence altına alması, istikrarın korunmasına katkı sağlaması ve Lübnan devletinin ülkenin tamamında otoritesini tesis etme sürecini desteklemesi’ gerektiğini belirtti.

1978’den bu yana Lübnan’ın güneyinde görev yapan UNIFIL bünyesinde 46 ülkeden yaklaşık 7 bin 500 personel bulunuyor. Ancak BM Güvenlik Konseyi, geçen yıl ağustos ayında ABD’nin baskısıyla UNIFIL’in görev süresinin 31 Aralık 2026’da sona erdirilmesine karar vermişti.

UNIFIL misyonunun sona ermesinin yaklaşması, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde işgalini sürdürdüğü bir döneme denk geliyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn geçen hafta AFP’ye verdiği röportajda, ülkesinin Güney Lübnan’da görev yapan UNIFIL’in yerine geçecek herhangi bir güce açık olduğunu belirtmiş ve UNIFIL’in çekilmesinin ardından herhangi bir ‘boşluk’ oluşmaması gerektiğini vurgulamıştı. Avn, “En önemli husus bir boşluk oluşmaması. Hangi ad altında olursa olsun gelecek herhangi bir gücün yasal bir çerçeveye sahip olması gerekir. Bu yasal çerçevenin temel ilkesi devletin egemenliğidir” demişti. Avn ayrıca, Güney Lübnan’da bir gücün bulunmasının amacının ‘devletin yerini almak değil, orduya yardım etmek ve devleti güçlendirmek’ olduğunu ifade etmişti.

Avn, bu konuyu geçen hafta Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Ürdün Kralı 2. Abdullah ile gerçekleştirdiği toplantıda da ele aldı. Fransa ve İtalya daha önce BM’nin Lübnan’daki barış gücünün yerine geçecek çok uluslu bir güç oluşturulmasını istediklerini açıklamıştı.

Guterres de UNIFIL’in görev süresinin sona ermesinin ve güçlerin ülkeden ayrılmasının ardından Lübnan’ın barış gücüne ihtiyaç duymaya devam edeceğini belirtmişti. Öte yandan Selam, BM Genel Sekreteri’ne yaklaşık 329 bin kişinin halen yerinden edilmiş durumda olduğunu bildirerek insani müdahale için finansman sağlama çabalarının sürdürülmesinin ve BM kuruluşlarının yerinden edilenlere yardım etmesine destek verilmesinin önemini vurguladı.