Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’

Lübnan’da ortaya çıkan radikal Hristiyan örgüt Rabbin Askerleri (Cunud er-Rab) Şii Allah’ın Partisi (Hizbullah) ile Ugandalı ‘Rabbin Direniş Ordusu’na (LRA) benzetiliyor

Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’
TT

Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’

Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’

Samir Züreyk

23 Ağustos günü Lübnan’ın başkenti Beyrut’un doğusundaki Mar Mikhael mahallesinde yer alan Madame Om Cafe bir saldırıya uğradı. Saldırıyı, kendine “Rabbin Askerleri” (Cunud er-Rab) adını veren Hristiyan örgüte üye bir grup genç gerçekleştirdi. Saldırının sebebi ise aynı gece sahnelenen Drag Show adlı gösteriydi.

Rabbin Askerleri örgütünün eylemlerini gösteren videolar sosyal medyada yayıldı. Videolarda birkaç kaslı erkeğin, grubun üyelerinden birinin sosyal medyada yoğun bir şekilde yayılan videolardan birinde belirttiğine göre eşcinselliği teşvik ettiği öne sürülen kafedeki eşyaları parçaladığı görülüyor.

Adı, ne kadar radikal olduğunun göstergesi olan bu örgüte bağlı bir grup ilk defa böyle bir eyleme imza atmıyor. Nitekim geçtiğimiz senelerde de şiddet bakımından bundan aşağı kalmayan benzer hadiseler yaşanmış ve bu, örgütün şöhret kazanmasına yol açmıştı.

Peki, bu örgüt neyin nesi? Nasıl kuruldu? Nerelerde yayılıyor? Kim finanse ediyor? Lübnan toplumu için bir tehlike teşkil ediyor mu?

Rabbin Askerleri’nin belirli bir kuruluş tarihi bilinmiyor. Grup, faaliyetleri bazı bankaları Lübnan’da yaygın olan baskın girişimlerinden korumakla sınırlı olsa da 17 Ekim 2019’daki kitlesel halk hareketi sırasında yerel sahada biraz öne çıkmaya başladı.

Basında çıkan bazı haberlere göre örgüt, Ekim 2019’da Beyrut’un doğusunda Hristiyan çoğunluğa sahip Eşrefiye bölgesindeki Kerem ez-Zeytun mahallesinde, bugüne kadar gruba liderlik eden Joseph Mansour tarafından kuruldu.

Emniyet raporları ve basında çıkan haberler, örgütün çekirdeğinin, banka güvenlik görevlisi olarak çalışan eski mahkûmlardan oluştuğunu gösteriyor. Aynı raporlara göre 2022 sonlarına kadar grubun üyeleri, vücutlarında göze çarpan dövmelerin çokluğuyla öne çıkan vücut çalışmış 300 adamdan ibaretti. Bu durum bize Suriye’de Şebbiha ve Rusya’da Wagner ekiplerinin nasıl kurulduğunu hatırlatıyor.

“Örgüt, internet sitesinde kendisini ‘Ne bir parti ne de bir kuruluş. Hiçbir şahsa tâbi değil. Yeryüzüne ait herhangi bir şeyle bağı yok. Güvenlik veya sivil herhangi bir faaliyet yok’ şeklinde tarif ediyor. İddia ettiğine göre ‘İsa’nın öğretilerini taşıyor ve O’nun tavsiyeleri ona emanet”

Örgütün üyeleri tamamen siyah kıyafetler giyiyor ve gömleklerinin üzerine kanatlı bir haç çiziyorlar; bu onların resmî logosu. Sokaklarda, meydanlarda ve halka açık yerlerde silah taşımıyorlar. Çatışmalarda silahlarını ve sayısal çokluklarını kullanıyorlar; bazen de sopalar. Kendilerine ‘milis’ denmesine ısrarla karşı çıkıyor ve bir tebliğ cemaati oldukları konusunda ısrar ediyorlar. Medyada da nadiren yer alıyorlar.

Rabbin Askerleri, internet sitesinde kendisini ‘Ne bir parti ne de bir kuruluş. Hiçbir şahsa tâbi değil. Yeryüzüne ait hiçbir şeyle bağı yok. Güvenlik ve sivil herhangi bir faaliyeti yok’ şeklinde tarif ediyor. İddiasına göre ‘Hz. İsa’nın öğretilerini taşıyor ve O’nun emirleriyle görevlendirildiklerini.’ iddia ediyorlar.

Bununla birlikte bu örgütün üyeleri; gömlekleri ve örgütlenme biçimleriyle 1930’lu yıllarda Avrupa’da Nazizm yanlısı ve faşist milislerin yükselişinin başlangıcını andırıyor. Bu örgütlerin etkisi Lübnan’a kadar uzanmış ve Lübnan Ketaib Partisi’ni doğurmuştu.

Bu örgüt de yolculuğuna, o dönemde Maruni Hristiyan siyasetinin kontrolü altındaki rejimi ve devleti destekleyen ve bu rejimin muhalifleriyle sopalar ve taşlarla çatışan bir gençlik örgütü olarak başladı. Daha sonra önde gelen bir Hristiyan milis gruba dönüştü ve seküler, ve mezhepçi milislerden muadilleriyle tutuştuğu şiddetli iç savaş (1975-1990) sırasında Lübnan’ın tahribatına katkıda bulundu. Elde olan bazı bilgiler, Lübnan ordu istihbaratının ilk etapta bu örgüte ve Hizbullah’ın güvenlik teşkilatına da sızdığına işaret ediyor.

Baltacılık şöhrete götürür

Rabbin Askerleri örgütü ilk kez 2019 yılı sonlarında, Eşrefiye bölgesindeki Hristiyan mahallesi Cemmeyze’de (Gemmayzeh) Meşru Leyla adlı bir grubun konser düzenlemesine yönelik halk ve Kilise itirazları sırasında ortaya çıktı. Söz konusu grup, eşcinselliği teşvik etmekle suçlanıyordu. O dönemde örgüt üyelerinden oluşan büyük bir grubun kılıçlar, keskin haçlar, siyah tek tip kıyafetlerle ilahiler ve dualar eşliğinde, eşcinselliği, LGBTQ kimliğini teşvik edenleri tehdit ettikleri ve Eşrefiye’de ya da onların tabiriyle ‘Rabbin topraklarında’ eşcinsellerin faaliyetlerini yasaklama ve simgelerini ortadan kaldırma sözü verdikleri videolar yayıldı.

Bunun ardından örgütün ismi, Hizbullah ile Emel Hareketi destekçileri tarafından, Beyrut Limanı patlamasına dair adli soruşturma yürüten müfettişe yönelik gerçekleştirilen meşhur gösteri gününde Şiiler ile Hristiyanlar arasında çıkan çatışmalara dair resmî soruşturma tutanaklarında geçti. Ekim 2021’de yaşanan ve Tayune (Tayouneh) Olayları olarak bilinen bu gösteride Hizbullah destekçilerinden 7 kişi ölmüştü.

Lübnan emniyet teşkilatının yürüttüğü soruşturmalarda bu örgütün üyelerinin çatışmalardan önceki gece birçok Hristiyan mahallesinde dinî sloganlar yazdıklarını ve haçlar çizip diktiklerini ortaya çıkardı.

Grup daha sonra Hristiyanların Noel kutlamalarıyla aynı zamanda, Dünya Kupası çeyrek finalinde Fas milli takımının Portekiz’e üstün gelip yarı finale yükselmesini kutlayan Müslüman taraftarlara şiddet uygulamasıyla gündeme geldi. Bu çıkış, kırılgan mezhepsel dengelerin olduğu bir ülkede eli kulağında büyük bir kavga ve mezhepsel fitnenin eşlik ettiği bir mezhep çatışmasına yol açtı.

Grubun adı Ekim 2021’de Eşrefiye’deki ünlü Sassine Meydanı’nda meme kanseri hastalarına destek olmak amacıyla sergilenen bir sanat çalışmasına yönelik bir başka saldırıda da duyuldu. Bu olayda sanatçı Mirna Maalouf’un cansız mankenleri, bazıları gökkuşağı renkleri taşıdığı için parçalandı ve sergi, çıplaklığı ve eşcinselliği teşvik ettiği suçlamasıyla tahrip edildi. Örgütün üyelerinden bazıları, Haziran 2022’de Eşrefiye’de eşcinselliği teşvik eden rengarenk çiçeklerden yapılmış bir reklam panosunu da parçaladı ve yukarıda bahsettiğimiz olayla son buldu.

Bunlara ek olarak Lübnan’daki siyasi salonların koridorlarında, örgüt üyelerinin Eşrefiye bölgesinde özel güvenlik ve koruma görevleri yürüttüğüne dair basın haberleri ve söylentiler dolaşıyor. Nitekim sosyal medyada yayılan bazı videolarda örgüt üyelerinin, kendilerini suçlulara ve ‘yabancılara’ karşı Hıristiyan kimliğe sahip bölgenin savunucuları olarak sunmak üzere geceleri devriye gezdikleri görülüyor. Nekbe (Büyük Felaket) sonrası Lübnan’a gelen Filistinli mülteciler için kullanılan eski ‘yabancı’ tabiri, bugün artık Suriyeli mülteciler için kullanılıyor. Lübnan’da kötüleşen güvenlik gerçekliği ve mültecilere karşı sistematik ve peş peşe kışkırtma kampanyaları göz önüne alındığında bu durum, örgüt üyelerinin halktan giderek daha fazla kabul görmesini sağlıyor.

“Bizler, Rabbin evlatları, Şeytanın düşmanlarıyız…”

Örgütün kurucu lideri Joseph Mansour, Alhurra (el-Hurra) internet sitesine verdiği nadir bir röportajda Rabbin Askerleri örgütünü ‘Rab İsa’nın evlatları, Kilisenin çocukları’ olarak tarif ediyor. Ona göre ‘Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz edilen her kişi, Kutsal Kitap’a göre Rab İsa’nın öğrencisidir.’ Sonra da dile getirdikleri her sözün kaynağının Kutsal Kitap olduğunu vurguluyor.

Mansour, örgütün kuruluşundan ve İncil’den ilham alan ismine, faaliyetleri ile üyelerinin davranışlarına kadar her şeyin dayandığı kutsal terimleri ve tabirleri derinlemesine inceliyor. Onlar hakkında konuşan ya da onları inceleyen hiç kimsenin ‘çalışmalarına yön veren maneviyata ilgi göstermediğinden ve ilginin siyaset ve şahsi meselelerle sınırlı olup büyük resme odaklanmadığından’ şikâyet ediyor. Mansour, siyasi herhangi bir bağlantıyı veya herhangi bir şahsa bağlılığı reddediyor ve örgütlerine yönelik her türlü suçlamayı alaya alarak, bunları, Rabbin adının yükseltilmesine karşı durmayı amaçlayan bir ‘şeytanlık’ olarak görüyor.

“Örgütün mensupları tamamen siyah kıyafetler giyiyor ve gömleklerine/tişörtlerine kanatlı haç çiziyorlar ki bu onların logosu. Sokaklarda, meydanlarda ve kamuya açık alanlarla silah taşımıyorlar. Çatışmalarda silahlarını ve sayıca çokluklarını kullanıyorlar”

Mansour sözlerine şöyle devam ediyor:

“Rabbin Askerleri olarak biz, ruhban sınıfının otoritesini engellediğinde Batı’nın başına neler geldiğini gördük. Hemen zinaya, seküler evliliğe, kürtaja başladılar, vaftizler durdu ve Kilise cemaati ile ruhban sınıfı arasındaki bağ yok oldu. Bu, bugün bizim ilk manevi savaşımızdır. Bu yüzden bize baskı uyguluyorlar” (Eşcinselliğe karşı bir savaş başlattıkları zaman haklarında çıkan suçlamaları kastediyor).

“Biz hiçbir şey dayatmıyoruz. Zina etmek isteyen özgürdür. Ama biz diyoruz ki bu zehirleri, insan hakları söylemi altında iblisçe yöntemlerle çocukların ve toplumun zihnine sokamazsınız. Bunlar kilise öğretileridir, bizim şahsi fikirlerimiz değil.”

Mansour, bu fikirleri savunanları, çocukları ‘doğrudan şeytanın eline’ bırakmakla suçlayarak sözlerini noktalıyor.

Mali destek

Aralık 2022 başlarında ‘Eşrefiye 2020 Derneği, bölge sakinlerini Lübnan’ın maruz kaldığı boğucu ekonomik ve mali krizin etkisiyle artan hırsızlık vakalarından korumak amacıyla ‘koruyucu melek’ olarak çalışan yaklaşık 120 gencin yer aldığı ‘Mahalleyi Koruma’ girişimi başlattı. Dernek, korumaların silah taşımaması ve görevlerinin gözetlemek ve ilgili güvenlik servisleriyle koordineli çalışmak olması koşuluyla, bu gençlerin de dahil olduğu özel bir güvenlik şirketiyle sözleşme imzaladı.

Bununla birlikte bizzat bu girişim, Rabbin Askerleri örgütünün Hristiyan bölgesinin merkezine girmesini sağlayan pencere oldu. Zira üyelerinden bazısı, güvenlik şirketinde koruma olarak çalışıyordu. Eşrefiye 2020 Derneği’nin başkanı bir basın açıklamasında, her bir gencin maaşının 200 dolar olduğunu, diğer lojistik maliyetler hariç sadece maaşlar için yıllık bütçenin 300 bin dolara ulaştığını söyledi. Tüm bunlar bu girişimin ve aynı şekilde sayıları 500’ü bulan üyeleriyle Rabbin Askerleri örgütünün de nasıl finanse edildiğine dair birçok soru işareti uyandırdı.

Foto: 23 Ağustos 2023’te Lübnan Beyrut’ta Rabbin Askerleri tarafından saldırıya uğrayan kafenin müşterilerinin saklandığı an (Reuters)
23 Ağustos 2023’te Lübnan Beyrut’ta Rabbin Askerleri tarafından saldırıya uğrayan kafenin müşterilerinin saklandığı an (Reuters)

Tüccar ve iş adamlarının kişisel fonlamalarına dair konuşmaların yapıldığı bir durumda finansman kaynakları belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte geniş çapta yayılan bilgiler, finansmanın büyük kısmının Société Générale Bank’ın Yönetim Kurulu Başkanı Antoun Sehnaoui’nin (Anton Sahnavi) omuzlarına düştüğünü gösteriyor. Pek çok ticari faaliyeti bulunan ve varlıklı bir ailenin varisi olan iş adamı Sahnavi, etrafında kabadayıların bulunmasıyla ünlendi. Sahnavi ile Rabbin Askerleri arasında, örgüt üyelerinin büyük bir kısmının Sahnavi’ye ait şirketlerde güvenlik personeli olarak istihdam edilmesi suretiyle açık bir bağlantı mevcut.

Sahnavi, bir milletvekili veya bakan olmamakla birlikte siyasi denklemin merkezinde yer alıyor. Nitekim seçmen listelerinin oluşumuna müdahale ediyor, milletvekili dayatıyor, başka milletvekillerini ve önde gelen basın organlarını para ve nüfuzla destekliyor. Eldeki bazı bilgiler, onun son yıllarda Batı’da güçlü bir şekilde yükselen sağ dalgadan etkilendiğini gösteriyor.

“Sehnaoui (Sahnavi), bir milletvekili veya bakan olmamakla birlikte siyasi denklemin merkezinde yer alıyor. Nitekim seçmen listelerinin oluşumuna müdahale ediyor, milletvekili dayatıyor. Eldeki bazı bilgiler, onun son yıllarda Batı’da güçlü bir şekilde yükselen sağ dalgadan etkilendiğini gösteriyor”

Bu sadece onunla sınırlı değil. Bunu, zengin babası Nebil Sahnavi’den miras aldı. Katolik mezhebine mensup aile, zenginliğinin yanı sıra güçlü dinî bağlılığıyla da tanınıyor. İç savaşın başlarında baba Nebil Sahnavi, Hristiyan sağcı Lübnan Ketaib Partisi’nin askerî kolu olan Lübnan Kuvvetleri milislerinin kurulmasında ve finanse edilmesinde önemli bir rol oynadı. Askerî kola genç Beşir Gamayel (Cemayel) liderlik ediyordu. Bu sayede kendisini Hıristiyan bir lider ve sonra da cumhurbaşkanı olarak dayattı. Ancak patlayıcı bir maddeyle suikasta uğradı ve görevi devralmasına izin verilmedi.

Zaman döngüsünü tamamlıyor ve oğul Anton babasının yaptıklarını tekrar ediyor. Bununla birlikte Rabbin Askerleri örgütü halen yumuşak güç ve siyasi bir partiye dönüşen ve bugün en büyük meclis bloğuna sahip Lübnan Kuvvetleri ile aynı düşünceleri paylaşıyor. Örgütün birçok üyesi, Lübnan Kuvvetleri’nin eski üyelerinden ve örgüt, savaş sırasındaki son çatışmalara dair videolarında şarkı söylüyor.

Örgütün finansmanına dair medyada yer alan anlatılardan birine göre baba Nebil, işsizlikle boğuşan bir grup gence destek olmak istedi ve onları yoksulluktan, dışlanmışlıktan ve toplumu her yönden kuşatan belalardan çekip çıkarmaya çalıştı. Sonra gençler bir araya toplandı ve sağlıklarına kavuşturuldu. Bazılarının hedef olduğu adli konular (yargı sonuçları ve tutuklamalar) da uzman bir avukat ekibiyle takip edildi.

İkinci aşamada Sahnavi, dinî mensubiyeti ve kiliseye bağlılığıyla gençleri manevi anlamda da rehabilite etmek istedi. Bunu onların ‘hidayete ermelerine’ ve hayatlarını gölgeleyen karamsarlıktan kurtulmalarına katkı sağlayan bir dizi dinî-kültürel oturumla yaptı. Anlatıya göre bu, ‘dalaletten’ ‘hidayete’ geçiş, bu gençlerin tepkilerine açıklık getiriyor. Zira bu hızlı geçiş, onların dinî meselelere geleneksel olmayan bir yolla yaklaşmalarına sebep oluyor.

Kutsal Hristiyan örgütlerin yolunda…

Rabbin Askerleri, böyle bir isim taşıyan ilk örgüt değil. Lübnan’da pek çok kişi bu örgütü, Hizbullah’a (Allah’ın Partisi) benzetiyor ki bu, doğruluk payı yüksek bir benzetme. Bu örgüt, bir başka örgüte, Rabbin Direniş Ordusu’na (Lord’s Resistance Army/LRA) da benzetiliyor. LRA, 1987’de Uganda’da kurulan ve hükümete savaş açan radikalizm yanlısı bir Hristiyan terör örgütü. Lideri, ruhsal bir aracı olduğunu iddia eden ve Hristiyanlıkla Kutsal Kitap’a dayalı teokratik bir rejim peşinde koşan bir fanatik. Bu uğurda uluslararası hukuka ve insan haklarına yönelik büyük ihlallere ve suçlara imza attı. Birleşmiş Milletler onu 100 binden fazla kişiyi öldürmek, 30 yıl içerisinde 60 binden fazla çocuğu kaçırarak onları silah altına almak ya da seks kölesi olarak kullanmakla suçluyor.

Bununla birlikte Rabbin Askerleri şeklindeki Lübnan versiyonu daha ziyade tarihî bir Hristiyan örgüt olan Tapınak Şövalyeleri etrafında örülmüş efsanelerden etkilendi. Tapınak Şövalyeleri, İslami Doğu’ya yönelik Haçlı Seferleri sırasında, Kudüs’e giden Hristiyan hacı kafilelerini korumak maksadıyla doğdu.

1096 yılında kurulan bu örgütü Papa II. Honorius, 1129 yılında tanıdı ki bu, Tapınak Şövalyeleri’nin tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Zira bu tanınmayla birçok mali imtiyaz ve vergi muafiyeti elde ettiler. 1291’de Akka’nın Fethi’ndeki kaybı ise tabutuna çakılan son çivi oldu; şöhreti azaldı ve Papa, 1312’de ‘geri dönüşü olmayan ve sonsuza kadar geçerli’ bir kararnameyle onu dağıtma kararı aldı. Ancak etrafında örülü efsanelerin ışıltısı halen etkisini sürdürüyor. Nitekim eldeki bilgiler, büyük ve gizli bir ekonomik güç olarak varlığını sürdürdüğünü ve gizemli Malta Şövalyeleri örgütüne onun bir uzantısı olarak bakıldığına işaret ediyor.

Foto: Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketinin unsurlarına ait bir fotoğraf
Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketinin unsurlarına ait bir fotoğraf

Öte yandan Maruni Katolik Rabbin Askerleri örgütünün benimsediği anlatı, Şii İslamcı çizgideki Hizbullah’a tamamen uygun. Hizbullah, kendi yörüngesinde dönen basın organları aracılığıyla yeni Hristiyan örgütün varlığını büyütmeye ve ortaya çıkan bu milislerin tehlikesi konusunda uyarmaya girişti. Tıpkı daha önce, ellerinde tuttukları silahlı yapıyı meşrulaştırmak ve kendi kitlesinin dinî ve mezhepsel sinirlerini germek için, Sünni Selefi DEAŞ ve diğerleri gibi radikal örgütlerin rolünü büyütmeye çalıştığı gibi.

Hizbullah’a yakın ya da müttefik birçok milletvekili ve siyasetçinin dillendirdiği anlatılardan biri, (her zamanki gibi) kilise ve manastırlarda silah istiflemeye çalışan bir Amerikan emperyalist komplosu fikridir. Amaç, Lübnan’daki siyasi çatışma Sünni-Şii iken son zamanlarda Hıristiyan-Şii çatışmasına döndükten sonra Hristiyanların itibarını zedelemek ve kitleye daha önce iç savaş esnasında yapılanları hatırlatmak.

Destek ve itiraz arasında Hristiyan kamuoyu

Rabbin Askerleri fenomeni ve onun şiddet içeren varlığı, Lübnan’daki Hristiyan kamuoyunda yeni bir tartışmayı ateşledi. Hristiyan kamuoyu, destekleyen ve yardım eden bir kesim ile kınayan ve kabul etmeyen bir kesim arasında ikiye bölündü. Her ne kadar ikinci kesim daha büyük gibi görünse de ilk kesim de ilgi ve etki bakımından ondan aşağı değil.

Pek çok Hristiyan seçkine göre Rabbin Askerleri, Hristiyan sokağında büyük bir etkisi olmayan sınırlı bir gruptan ibaret olmakla birlikte mensuplarının mafyavâri davranışlarından dolayı kopardığı gürültü büyük. Şarku'l Avsat'ın Majalla dergisinden aktardığına göre Usta Hristiyan gazeteci Elie el-Hac, yaptığı açıklamalarda bu örgütün fikri ve ideolojik arka planının ‘sığ ve saçma olduğunu, silahlı bir grup olmamakla birlikte insanları korkutmak için kaslı ve büyük vücutlarını sergilediklerini’ söylüyor. Usta gazeteciye göre ‘DEAŞ’ın kanlı eylemlerini haklı çıkarmak için Kur’an ayetleriyle yaptığına benzer şekilde bu örgüt de Hristiyan İncil’inden aşırı bir mantıkla yorumlanabilecek ayetler’ seçiyor.

Lübnan İnsan Hakları Merkezi Başkanı Vedi el-Esmer’e göre Rabbin Askerleri, baltacılık (zorbalık) yapmak için siyasi bir kılıftan faydalanan ve yakında halktan haraç toplaması mümkün olan bir grup haydut. O, bu olgunun iki boyutu olduğunu düşünüyor: Birincisi, karmaşık mezhepçi misyonerliktir. İkincisi ise Şiilerde Hizbullah’ın olması gibi Hristiyanlarda da Rabbin Askerleri örgütünün olduğuna işaret etmek için, içgüdüsel mezhepçi bir ip üzere oynamakla ilişkili. Her iki yaklaşım da yanlış.

“Bu olgunun son müjdecisi, birkaç gün önce görüldü. Bu müjdeleyici, Lübnan’da Sünnilerin başkenti olarak kabul edilen Trablusşam şehrinde el-Fayha Askerleri örgütünün kurulmasıdır”

Esmer’e göre bu olgu finanse edilmeseydi devam etmez ve genişlemezdi. Ayrıca Hristiyan hiziplerin kendi aralarında kutuplaşma yarışına girdikleri Eşrefiye bölgesinde Rabbin Askerleri gibi bir grup, siyasi bir koruma olmasa böyle açıkça faaliyet yürütemez.

Bu olgunun Hristiyan kamuoyunda bir ayrışmaya sebep olduğunu gösteren şeylerden biri de şu: Lübnan Kuvvetleri’nin kurucusu Cumhurbaşkanı Beşir Gamayel’in oğlu ve aynı zamanda Ketaib Partisi’nin Eşrefiye bölgesinden milletvekili olan Nedim Gamayel, Rabbin Askerleri’nin kafeyi tahrip edip içindeki pek çok kişiyi darp ettiği son eylemini ilk kınayan kişilerdendi. Buna karşılık örgütün, Hristiyan siyasi ve toplumsal kabulünün ortasında belirmesini sağlamış pencere olan Eşrefiye 2020 Derneği’nin kurucusu ve hamisi, Hristiyan partilerin baskısı altında örgüte resmen göz yumdu.

Aynı şekilde gençlik gruplarından birçok sosyal ağ öncüsü, örgütü ve onun yaptıklarını savundu ki bu da ona açılan bir halk kucağı olduğunu gösterir. Ancak bu, en azından bugüne kadar halen sınırlı. Örgütü destekleyen piskoposların varlığından bahsedilirken, Maruni Kilisesi de olan bitenlere karşı sessiz.

Federalizm projesi

Öte yandan bu radikal Hristiyan örgütün ortaya çıkışı, Hristiyan çevrelerde federalizm fikrinin güçlü bir şekilde ortaya çıkması ve Hristiyan seçkinlerle partiler tarafından şu veya bu şekilde benimsenmesiyle aynı zamana denk geliyor. Bu fikri ayrıca, bu önerinin Hristiyanların geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulayan çalışmalar yapıp, bunları Lübnan’daki mezhep yelpazesinin geri kalanının onayını almak üzere bir baskı cephesi oluşturması için kamuoyuna sunan büyük köklü Hristiyan üniversiteler de benimsiyor. 

Her partizan grup gibi Rabbin Askerleri de önce kültürel ve toplumsal meseleler ve fikirlerle başlıyor, sonra silahlara ve açık ve aşırılık yanlısı siyasi söylemlere kayıyor. Bunu yaparken de Lübnan’ın bu tür yeni fenomenlere alan açacak şekilde sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan gerileyen durumundan fayda sağlıyor.

Ancak bu, Rabbin Askerleri fikrinin ister Lübnan’da ister komşu ülkelerde olsun, entelektüel ve ahlaki çöküşün boyutlarını ve tüm mezheplerde aşırılık yanlısı örgüt dalgasının yükselişini yansıttığı ve bunun entelektüel, toplumsal, ekonomik ve siyasi boşluktan kaynaklandığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Hizbullah’ın, ideolojik ve mezhepsel muhalifi olmasına rağmen Rabbin Askerleri ile eşcinsellerle mücadele fikrinde birleştiği bir detay değil. Zira mezhepleri ve dinleri farklı olsa da radikal dinci örgütler, toplumsal radikal başlıklarda buluşur ama ideolojik olarak ayrışır. Ortak paydaları şudur: Kimse tarafından yetkilendirilmeksizin Allah’ın adını anmayı tekellerine alırlar, kendilerine insanüstü yetkiler tanırlar, kutsal kitapların ve bir grup din adamının desteğine dayanırlar. Amaç, toplumsal ve sonra siyasi piramide tırmanmaktır. O zaman da kurtulması zor bir belaya dönüşürler ki tarih, buna benzer birçok örnekle doludur.

Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketi mensuplarını gösteren bir fotoğraf
Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketi mensuplarını gösteren bir fotoğraf

Ayrıca toplumların bünyesine nüfuz edip onları tüketen bir virüs veya enfeksiyona benzer bir şeye dönüşürler. Bunun en açık göstergesi, Mart 2023’te başka bir radikal Hristiyan örgüt olan Meryem Ana’nın Askerleri’nin ortaya çıkmasıdır. Bu örgütün üyeleri, Beyrut dışında Hristiyan çoğunluğa sahip bazı bölgelerde özel güvenlik görevi yürütmektedir.

Bu olgunun son tezahürü, birkaç gün önce görüldü. Bu tezahür, Lübnan’da Sünnilerin başkenti olarak kabul edilen ülkenin ikinci büyükşehri olan kuzeydeki Trablusşam şehrinde el-Fayha Askerleri örgütünün kurulmasıdır. Örgüt, sosyal medyada alay konusu oldu, kurucusu da kayda değer bir varlık göstermiyor ve son parlamento seçimlerinde ancak yüz oya ulaşabildi, doğru. Ancak bu, Sünni sahayı tutuşturmak ya da terör kisvesine bürünmüş ve küresel siyasette karar ve etki sahibi olan Batılı ülkeler ile Lübnan’daki yetkili taraflar arasında, halkının kanı ve canı üzerine onlarca siyasi anlaşma yapılmış bir şehir üzerine basın kampanyası başlatmak üzere ona yatırım yapmak isteyen herhangi bir siyasi taraf için değerli bir av teşkil ediyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
TT

Barış Konseyi’ndeki İsrail ekibi Gazze Şeridi’nin nasıl yeniden inşa edileceğini açıkladı

Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)
Gazze şehrinin batısındaki yıkık bir caminin kalıntıları yanında Kur’an-ı Kerim okuyan bir kız, 21 Şubat 2026 (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın Ortadoğu’da kapsamlı barış planının başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair tartışmalar sürerken, özellikle Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmeyeceğini düşünen çevreler planın uygulanabilirliği konusunda şüphelerini dile getiriyor. Bu kesimler, İsrail hükümetinin de bu durumu, süreci bütünüyle sekteye uğratmak için kullanabileceğini ve müzakereleri zorlaştıracak çok sayıda ağır şart öne sürebileceğini savunuyor. Buna karşılık ABD yönetimine yakın isimler ise iyimser mesajlar veriyor. Projede kilit sorumluluklar üstlenen üç İsrailli yetkili de bu isimler arasında yer alıyor.

Söz konusu isimler, ABD Başkanı’nın planın başarıya ulaşması konusunda kararlı olduğunu ve sürecin sabote edilmesine izin vermeyeceğini vurguluyor. Ayrıca şimdiye kadar atılan adımların, biriken engellere rağmen ‘umut verici’ olduğunu ifade ediyorlar.

dvfd
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, toplu iftar yapan yerinden edilmiş aileler, 21 Şubat 2026 (AFP)

İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronoth, ABD ekibi tarafından görevlendirilen ve İsrail’i resmen temsil etmeyen İsrailli yetkililere dayandırdığı haberinde, sürecin artık geri dönülmez biçimde başladığını aktardı. Yetkililer, Mısır, Türkiye ve Katar’ın Hamas’ı iş birliğine ikna etmek için etkili bir rol üstlendiğini ifade etti.

Gazete, İsrail’in siyasi ve askeri liderliğinde birçok ismin Trump’ın vizyonuna ve bu vizyona inanan danışmanları Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın planı fiilen hayata geçirme kapasitesine kuşkuyla yaklaştığını yazdı. Söz konusu iki ismin, planın uygulanma mekanizmalarını oluşturmak ve başarıya ulaştırmakla görevlendirildiği belirtildi.

Buna karşılık Barış Konseyi’nde yer alan İsrailli yetkililer (İş insanı Yakir Gabay, teknoloji sektörü yöneticisi Liran Tancman ve Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ABD koordinasyon merkezindeki temsilcisi Michael Eisenberg) Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi ve Filistinlilerin okul müfredatını ‘barış ve hoşgörü kültürünü’ esas alacak şekilde değiştirmesi halinde Trump’ın projesinin ‘Gazze Şeridi’ni gerçek bir rivieraya dönüştürmek için tarihi bir fırsat’ olacağını savundu.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth’tan aktardığına göre yetkililer, projenin arkasında ‘engellenmesi zor, sağlam, profesyonel ve dengeli bir çekirdek oluşturan’ Amerikalı, Arap ve uluslararası isimlerden oluşan bir kadronun bulunduğunu ifade etti.

Ancak aynı yetkililer, Hamas’tan talep edilen hususun ‘taviz verilemeyecek belirleyici unsur’ olduğuna da dikkat çekti.

İlk görev

Barış Konseyi üyesi Yakir Gabay, projenin uygulanmasına ilişkin vizyonunu açıklarken, “İlk görev 70 milyon ton moloz ve patlayıcı kalıntısını temizlemek, geri dönüştürülebilecek malzemeleri değerlendirmek, yüzlerce kilometrelik tüneli yıkıp doldurmak ve Gazze sakinleri için dayanıklı çadırlar ile konteynerlerden oluşan geçici konutları hızla organize etmek olacak. Bu adımlar, altyapı ve konut inşasıyla eş zamanlı yürütülecek” dedi.

dfvfdv
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nın kuzeyinde, yerinden edilmiş kişiler için kurulan çadırlar (AFP)

Gabay, modern hastaneler, okullar, fabrikalar, tarım alanları, karayolu ve demiryolu ağları, enerji, su ve veri merkezleri ile bir liman ve havaalanı inşasını içeren ayrıntılı bir plan hazırlandığını belirtti.

Ortadoğu’da milyonlarca konut inşa etmiş deneyimli müteahhitlerin projeye dahil edileceğini kaydeden Gabay, ‘uygun maliyetli’ konut üretimi için finansmanın hazır olduğunu, yüz binlerce kişiye istihdam sağlanacağını ifade etti.

Konut ve iş alanlarının yanı sıra 200 otelin inşasının da planlandığını açıkladı.

Gabay ayrıca, bu çerçevede Jared Kushner’ın açıklamalarına atıfta bulunarak, Gazze’de Ali Şaas liderliğinde kurulan teknokrat hükümete ve yolsuzlukla mücadele konusunda sağlanan mutabakata dayandıklarını söyledi.

Yüksek teknoloji girişimcisi ve hükümete bağlı siber merkez danışmanı Liran Tancman ise Amerikalı, Arap ve Filistinli taraflarla iş birliği içinde modern teknolojik çözümler geliştirilmesini öngören bir planın uygulanmasından sorumlu olduğunu belirtti. Gazze Şeridi’nde internet altyapısının 2G’den beşinci nesil teknolojiye yükseltileceğini ve hizmetin halka ücretsiz sunulacağını vaat eden Tancman, Gazze Şeridi’nde üretilen mal ve ürünlerin yurt dışına ihracı için modern mekanizmaların oluşturulduğunu da açıkladı.

Yeni bir çağ

İsrailli yetkililer, Yedioth Ahronoth gazetesine yaptıkları açıklamada, Gazze Şeridi’nin yeniden imar planının fiilen Refah’ta başladığını ve üç yıl süreceğini bildirdi. İsrail’in halihazırda moloz temizleme çalışmalarını yürüttüğünü belirten yetkililer, ilk aşamada 500 bin kişiyi barındıracak 100 bin konut inşa edileceğini, yalnızca altyapı maliyetinin 5 milyar dolar olacağını ifade etti. Hedefin, Gazze Şeridi’ndeki tüm vatandaşlar için 400 bin konut inşa etmek olduğu; altyapı için 30 milyar dolar ve yeniden inşa için aynı tutarda kaynak öngörüldüğü kaydedildi.

vfdvfd
Gazze şehrindeki er-Rimal Mülteci Kampı’nda yerinden edilmiş bir kadın, seyyar su tankerlerinden doldurduğu iki su kabını taşıyor, 21 Şubat 2026 (AFP)

Gazete, Barış Konseyi’nden üst düzey bir üyenin, “Hamas planla olumlu şekilde etkileşime girerse bunun iyi bir karşılığı olur. İsrail’de liderleri için af çıkabilir, hatta silahları para karşılığında satın alınabilir. En önemlisi, Gazze ve halkı dünyaya açık ve bağlantılı yeni bir döneme geçer” ifadelerini aktardı.

Öte yandan The Times of Israel’e konuşan bir ABD’li yetkili, Yedioth Ahronoth’ta yer alan bilgilerin büyük bölümünü doğruladı. Yetkili, “Hamas silah bırakmayı kabul etmeden fon akışı başlamaz. Ancak İsrail’in de olumlu bir tutum sergilemesi gerekecek” dedi.

The Times of Israel’e konuşan bir Arap diplomat ise “Ortadoğu’da kibir tehlikeli olabilir” uyarısında bulunarak, ABD’nin Gazze’nin yeniden inşasını ve bölgede yeni bir teknokrat hükümet kurulmasını kapsayan planının ikinci aşamasının başarıya ulaşması için hem İsrail hem de Hamas üzerindeki sürekli baskının gerekli olacağını söyledi.

Bölgesel arabulucuların Hamas ile yürüttüğü silahsızlanma görüşmelerine de vakıf olduğu belirtilen diplomat, Washington’un bu konuda bir anlaşmaya varılabileceğine inanması için gerekçeler bulunduğunu aktardı.

Ancak diplomat, silahsızlanma sürecinin zaman alacağını ve Hamas’ın bazı üyelerinin, Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere oluşturulan Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi gözetimindeki kamu sektörüne entegre edilmesini gerektireceğini ifade etti. İsrail’in bu çerçeveye karşı çıkmasının muhtemel olduğunu belirten diplomat, Tel Aviv yönetiminin söz konusu komitenin başarısını kolaylaştıracağı konusunda da ciddi şüpheler bulunduğunu dile getirdi.


Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnan Meclis Başkanı Berri: Meclis seçimlerinin ertelenmesini istemiyorum

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri (Meclis Başkanlığı)

Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, ‘Beşli Komite’deki büyükelçilerin 10 Mayıs'ta yapılması planlanan meclis seçimlerinin ertelenmesinden yana olduklarını belirterek “Onlara bunu reddettiğimi ve (Beşli Komite'den) diğer büyükelçilere de teknik olarak parlamento seçimlerinin ertelenmesini veya parlamentonun görev süresinin uzatılmasını desteklemediğimi bildirdim” dedi.

Berri, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Meclisin teknik nedenlerle ertelenmesi veya uzatılması konusunda beni kişisel olarak suçlamaya çalışanları engellemek için seçimlere ilk aday olan bendim. Bu yüzden hem ülke içinde hem de dışında ilgili kişilere, son dakikaya kadar bu konuyu takip edeceğime dair bir mesaj vermek istedim.”

 (Lübnan'ın doğusunda) Bekaa Vadisi’nin orta kesimlerindeki ve kuzeyindeki beldeleri hedef alan İsrail saldırılara değinen Berri, tüm bunları ‘Lübnan'ı Tel Aviv'in koşullarını kabul etmeye zorlamayı amaçlayan yeni bir savaş’ olarak nitelendirdi.


DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
TT

DEAŞ, Suriye Cumhurbaşkanı Şara’yı tehdit edip orduya saldırdı

DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)
DEAŞ terör örgütü üyelerinin tutulduğu Rakka'daki El-Aktan hapishanesinin önünde Suriyeli bir asker (AFP)

Suriye Savunma Bakanlığı dün, DEAŞ’ın açıklamasından birkaç saat sonra, Rakka'nın kuzey kırsalında kimliği belirsiz kişiler tarafından düzenlenen saldırıda bir askerin ve bir sivilin öldüğünü duyurdu.

DEAŞ tarafından yapılan açıklamada, Suriyeli yetkililere karşı ‘yeni bir saldırı aşaması’ başlatıldığı duyuruldu. Suriye'nin doğusunda düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenen DEAŞ, terör eylemlerini artırdı.

DEAŞ, cumartesi günü geç saatlerde yayınlanan bir sesli mesajda Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya saldırarak, onun kaderinin de devrik Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kaderine benzeyeceğini öne sürdü. Mesajda, dünyanın dört bir yanındaki DEAŞ destekçilerini önceki yıllarda yaptıkları gibi Yahudi ve Batılı hedeflere saldırı çağrısı yapıldı.