Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’

Lübnan’da ortaya çıkan radikal Hristiyan örgüt Rabbin Askerleri (Cunud er-Rab) Şii Allah’ın Partisi (Hizbullah) ile Ugandalı ‘Rabbin Direniş Ordusu’na (LRA) benzetiliyor

Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’
TT

Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’

Lübnan’ın yeni Hristiyan radikalleri: ‘Rabbin Askerleri’

Samir Züreyk

23 Ağustos günü Lübnan’ın başkenti Beyrut’un doğusundaki Mar Mikhael mahallesinde yer alan Madame Om Cafe bir saldırıya uğradı. Saldırıyı, kendine “Rabbin Askerleri” (Cunud er-Rab) adını veren Hristiyan örgüte üye bir grup genç gerçekleştirdi. Saldırının sebebi ise aynı gece sahnelenen Drag Show adlı gösteriydi.

Rabbin Askerleri örgütünün eylemlerini gösteren videolar sosyal medyada yayıldı. Videolarda birkaç kaslı erkeğin, grubun üyelerinden birinin sosyal medyada yoğun bir şekilde yayılan videolardan birinde belirttiğine göre eşcinselliği teşvik ettiği öne sürülen kafedeki eşyaları parçaladığı görülüyor.

Adı, ne kadar radikal olduğunun göstergesi olan bu örgüte bağlı bir grup ilk defa böyle bir eyleme imza atmıyor. Nitekim geçtiğimiz senelerde de şiddet bakımından bundan aşağı kalmayan benzer hadiseler yaşanmış ve bu, örgütün şöhret kazanmasına yol açmıştı.

Peki, bu örgüt neyin nesi? Nasıl kuruldu? Nerelerde yayılıyor? Kim finanse ediyor? Lübnan toplumu için bir tehlike teşkil ediyor mu?

Rabbin Askerleri’nin belirli bir kuruluş tarihi bilinmiyor. Grup, faaliyetleri bazı bankaları Lübnan’da yaygın olan baskın girişimlerinden korumakla sınırlı olsa da 17 Ekim 2019’daki kitlesel halk hareketi sırasında yerel sahada biraz öne çıkmaya başladı.

Basında çıkan bazı haberlere göre örgüt, Ekim 2019’da Beyrut’un doğusunda Hristiyan çoğunluğa sahip Eşrefiye bölgesindeki Kerem ez-Zeytun mahallesinde, bugüne kadar gruba liderlik eden Joseph Mansour tarafından kuruldu.

Emniyet raporları ve basında çıkan haberler, örgütün çekirdeğinin, banka güvenlik görevlisi olarak çalışan eski mahkûmlardan oluştuğunu gösteriyor. Aynı raporlara göre 2022 sonlarına kadar grubun üyeleri, vücutlarında göze çarpan dövmelerin çokluğuyla öne çıkan vücut çalışmış 300 adamdan ibaretti. Bu durum bize Suriye’de Şebbiha ve Rusya’da Wagner ekiplerinin nasıl kurulduğunu hatırlatıyor.

“Örgüt, internet sitesinde kendisini ‘Ne bir parti ne de bir kuruluş. Hiçbir şahsa tâbi değil. Yeryüzüne ait herhangi bir şeyle bağı yok. Güvenlik veya sivil herhangi bir faaliyet yok’ şeklinde tarif ediyor. İddia ettiğine göre ‘İsa’nın öğretilerini taşıyor ve O’nun tavsiyeleri ona emanet”

Örgütün üyeleri tamamen siyah kıyafetler giyiyor ve gömleklerinin üzerine kanatlı bir haç çiziyorlar; bu onların resmî logosu. Sokaklarda, meydanlarda ve halka açık yerlerde silah taşımıyorlar. Çatışmalarda silahlarını ve sayısal çokluklarını kullanıyorlar; bazen de sopalar. Kendilerine ‘milis’ denmesine ısrarla karşı çıkıyor ve bir tebliğ cemaati oldukları konusunda ısrar ediyorlar. Medyada da nadiren yer alıyorlar.

Rabbin Askerleri, internet sitesinde kendisini ‘Ne bir parti ne de bir kuruluş. Hiçbir şahsa tâbi değil. Yeryüzüne ait hiçbir şeyle bağı yok. Güvenlik ve sivil herhangi bir faaliyeti yok’ şeklinde tarif ediyor. İddiasına göre ‘Hz. İsa’nın öğretilerini taşıyor ve O’nun emirleriyle görevlendirildiklerini.’ iddia ediyorlar.

Bununla birlikte bu örgütün üyeleri; gömlekleri ve örgütlenme biçimleriyle 1930’lu yıllarda Avrupa’da Nazizm yanlısı ve faşist milislerin yükselişinin başlangıcını andırıyor. Bu örgütlerin etkisi Lübnan’a kadar uzanmış ve Lübnan Ketaib Partisi’ni doğurmuştu.

Bu örgüt de yolculuğuna, o dönemde Maruni Hristiyan siyasetinin kontrolü altındaki rejimi ve devleti destekleyen ve bu rejimin muhalifleriyle sopalar ve taşlarla çatışan bir gençlik örgütü olarak başladı. Daha sonra önde gelen bir Hristiyan milis gruba dönüştü ve seküler, ve mezhepçi milislerden muadilleriyle tutuştuğu şiddetli iç savaş (1975-1990) sırasında Lübnan’ın tahribatına katkıda bulundu. Elde olan bazı bilgiler, Lübnan ordu istihbaratının ilk etapta bu örgüte ve Hizbullah’ın güvenlik teşkilatına da sızdığına işaret ediyor.

Baltacılık şöhrete götürür

Rabbin Askerleri örgütü ilk kez 2019 yılı sonlarında, Eşrefiye bölgesindeki Hristiyan mahallesi Cemmeyze’de (Gemmayzeh) Meşru Leyla adlı bir grubun konser düzenlemesine yönelik halk ve Kilise itirazları sırasında ortaya çıktı. Söz konusu grup, eşcinselliği teşvik etmekle suçlanıyordu. O dönemde örgüt üyelerinden oluşan büyük bir grubun kılıçlar, keskin haçlar, siyah tek tip kıyafetlerle ilahiler ve dualar eşliğinde, eşcinselliği, LGBTQ kimliğini teşvik edenleri tehdit ettikleri ve Eşrefiye’de ya da onların tabiriyle ‘Rabbin topraklarında’ eşcinsellerin faaliyetlerini yasaklama ve simgelerini ortadan kaldırma sözü verdikleri videolar yayıldı.

Bunun ardından örgütün ismi, Hizbullah ile Emel Hareketi destekçileri tarafından, Beyrut Limanı patlamasına dair adli soruşturma yürüten müfettişe yönelik gerçekleştirilen meşhur gösteri gününde Şiiler ile Hristiyanlar arasında çıkan çatışmalara dair resmî soruşturma tutanaklarında geçti. Ekim 2021’de yaşanan ve Tayune (Tayouneh) Olayları olarak bilinen bu gösteride Hizbullah destekçilerinden 7 kişi ölmüştü.

Lübnan emniyet teşkilatının yürüttüğü soruşturmalarda bu örgütün üyelerinin çatışmalardan önceki gece birçok Hristiyan mahallesinde dinî sloganlar yazdıklarını ve haçlar çizip diktiklerini ortaya çıkardı.

Grup daha sonra Hristiyanların Noel kutlamalarıyla aynı zamanda, Dünya Kupası çeyrek finalinde Fas milli takımının Portekiz’e üstün gelip yarı finale yükselmesini kutlayan Müslüman taraftarlara şiddet uygulamasıyla gündeme geldi. Bu çıkış, kırılgan mezhepsel dengelerin olduğu bir ülkede eli kulağında büyük bir kavga ve mezhepsel fitnenin eşlik ettiği bir mezhep çatışmasına yol açtı.

Grubun adı Ekim 2021’de Eşrefiye’deki ünlü Sassine Meydanı’nda meme kanseri hastalarına destek olmak amacıyla sergilenen bir sanat çalışmasına yönelik bir başka saldırıda da duyuldu. Bu olayda sanatçı Mirna Maalouf’un cansız mankenleri, bazıları gökkuşağı renkleri taşıdığı için parçalandı ve sergi, çıplaklığı ve eşcinselliği teşvik ettiği suçlamasıyla tahrip edildi. Örgütün üyelerinden bazıları, Haziran 2022’de Eşrefiye’de eşcinselliği teşvik eden rengarenk çiçeklerden yapılmış bir reklam panosunu da parçaladı ve yukarıda bahsettiğimiz olayla son buldu.

Bunlara ek olarak Lübnan’daki siyasi salonların koridorlarında, örgüt üyelerinin Eşrefiye bölgesinde özel güvenlik ve koruma görevleri yürüttüğüne dair basın haberleri ve söylentiler dolaşıyor. Nitekim sosyal medyada yayılan bazı videolarda örgüt üyelerinin, kendilerini suçlulara ve ‘yabancılara’ karşı Hıristiyan kimliğe sahip bölgenin savunucuları olarak sunmak üzere geceleri devriye gezdikleri görülüyor. Nekbe (Büyük Felaket) sonrası Lübnan’a gelen Filistinli mülteciler için kullanılan eski ‘yabancı’ tabiri, bugün artık Suriyeli mülteciler için kullanılıyor. Lübnan’da kötüleşen güvenlik gerçekliği ve mültecilere karşı sistematik ve peş peşe kışkırtma kampanyaları göz önüne alındığında bu durum, örgüt üyelerinin halktan giderek daha fazla kabul görmesini sağlıyor.

“Bizler, Rabbin evlatları, Şeytanın düşmanlarıyız…”

Örgütün kurucu lideri Joseph Mansour, Alhurra (el-Hurra) internet sitesine verdiği nadir bir röportajda Rabbin Askerleri örgütünü ‘Rab İsa’nın evlatları, Kilisenin çocukları’ olarak tarif ediyor. Ona göre ‘Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz edilen her kişi, Kutsal Kitap’a göre Rab İsa’nın öğrencisidir.’ Sonra da dile getirdikleri her sözün kaynağının Kutsal Kitap olduğunu vurguluyor.

Mansour, örgütün kuruluşundan ve İncil’den ilham alan ismine, faaliyetleri ile üyelerinin davranışlarına kadar her şeyin dayandığı kutsal terimleri ve tabirleri derinlemesine inceliyor. Onlar hakkında konuşan ya da onları inceleyen hiç kimsenin ‘çalışmalarına yön veren maneviyata ilgi göstermediğinden ve ilginin siyaset ve şahsi meselelerle sınırlı olup büyük resme odaklanmadığından’ şikâyet ediyor. Mansour, siyasi herhangi bir bağlantıyı veya herhangi bir şahsa bağlılığı reddediyor ve örgütlerine yönelik her türlü suçlamayı alaya alarak, bunları, Rabbin adının yükseltilmesine karşı durmayı amaçlayan bir ‘şeytanlık’ olarak görüyor.

“Örgütün mensupları tamamen siyah kıyafetler giyiyor ve gömleklerine/tişörtlerine kanatlı haç çiziyorlar ki bu onların logosu. Sokaklarda, meydanlarda ve kamuya açık alanlarla silah taşımıyorlar. Çatışmalarda silahlarını ve sayıca çokluklarını kullanıyorlar”

Mansour sözlerine şöyle devam ediyor:

“Rabbin Askerleri olarak biz, ruhban sınıfının otoritesini engellediğinde Batı’nın başına neler geldiğini gördük. Hemen zinaya, seküler evliliğe, kürtaja başladılar, vaftizler durdu ve Kilise cemaati ile ruhban sınıfı arasındaki bağ yok oldu. Bu, bugün bizim ilk manevi savaşımızdır. Bu yüzden bize baskı uyguluyorlar” (Eşcinselliğe karşı bir savaş başlattıkları zaman haklarında çıkan suçlamaları kastediyor).

“Biz hiçbir şey dayatmıyoruz. Zina etmek isteyen özgürdür. Ama biz diyoruz ki bu zehirleri, insan hakları söylemi altında iblisçe yöntemlerle çocukların ve toplumun zihnine sokamazsınız. Bunlar kilise öğretileridir, bizim şahsi fikirlerimiz değil.”

Mansour, bu fikirleri savunanları, çocukları ‘doğrudan şeytanın eline’ bırakmakla suçlayarak sözlerini noktalıyor.

Mali destek

Aralık 2022 başlarında ‘Eşrefiye 2020 Derneği, bölge sakinlerini Lübnan’ın maruz kaldığı boğucu ekonomik ve mali krizin etkisiyle artan hırsızlık vakalarından korumak amacıyla ‘koruyucu melek’ olarak çalışan yaklaşık 120 gencin yer aldığı ‘Mahalleyi Koruma’ girişimi başlattı. Dernek, korumaların silah taşımaması ve görevlerinin gözetlemek ve ilgili güvenlik servisleriyle koordineli çalışmak olması koşuluyla, bu gençlerin de dahil olduğu özel bir güvenlik şirketiyle sözleşme imzaladı.

Bununla birlikte bizzat bu girişim, Rabbin Askerleri örgütünün Hristiyan bölgesinin merkezine girmesini sağlayan pencere oldu. Zira üyelerinden bazısı, güvenlik şirketinde koruma olarak çalışıyordu. Eşrefiye 2020 Derneği’nin başkanı bir basın açıklamasında, her bir gencin maaşının 200 dolar olduğunu, diğer lojistik maliyetler hariç sadece maaşlar için yıllık bütçenin 300 bin dolara ulaştığını söyledi. Tüm bunlar bu girişimin ve aynı şekilde sayıları 500’ü bulan üyeleriyle Rabbin Askerleri örgütünün de nasıl finanse edildiğine dair birçok soru işareti uyandırdı.

Foto: 23 Ağustos 2023’te Lübnan Beyrut’ta Rabbin Askerleri tarafından saldırıya uğrayan kafenin müşterilerinin saklandığı an (Reuters)
23 Ağustos 2023’te Lübnan Beyrut’ta Rabbin Askerleri tarafından saldırıya uğrayan kafenin müşterilerinin saklandığı an (Reuters)

Tüccar ve iş adamlarının kişisel fonlamalarına dair konuşmaların yapıldığı bir durumda finansman kaynakları belirsizliğini koruyor. Bununla birlikte geniş çapta yayılan bilgiler, finansmanın büyük kısmının Société Générale Bank’ın Yönetim Kurulu Başkanı Antoun Sehnaoui’nin (Anton Sahnavi) omuzlarına düştüğünü gösteriyor. Pek çok ticari faaliyeti bulunan ve varlıklı bir ailenin varisi olan iş adamı Sahnavi, etrafında kabadayıların bulunmasıyla ünlendi. Sahnavi ile Rabbin Askerleri arasında, örgüt üyelerinin büyük bir kısmının Sahnavi’ye ait şirketlerde güvenlik personeli olarak istihdam edilmesi suretiyle açık bir bağlantı mevcut.

Sahnavi, bir milletvekili veya bakan olmamakla birlikte siyasi denklemin merkezinde yer alıyor. Nitekim seçmen listelerinin oluşumuna müdahale ediyor, milletvekili dayatıyor, başka milletvekillerini ve önde gelen basın organlarını para ve nüfuzla destekliyor. Eldeki bazı bilgiler, onun son yıllarda Batı’da güçlü bir şekilde yükselen sağ dalgadan etkilendiğini gösteriyor.

“Sehnaoui (Sahnavi), bir milletvekili veya bakan olmamakla birlikte siyasi denklemin merkezinde yer alıyor. Nitekim seçmen listelerinin oluşumuna müdahale ediyor, milletvekili dayatıyor. Eldeki bazı bilgiler, onun son yıllarda Batı’da güçlü bir şekilde yükselen sağ dalgadan etkilendiğini gösteriyor”

Bu sadece onunla sınırlı değil. Bunu, zengin babası Nebil Sahnavi’den miras aldı. Katolik mezhebine mensup aile, zenginliğinin yanı sıra güçlü dinî bağlılığıyla da tanınıyor. İç savaşın başlarında baba Nebil Sahnavi, Hristiyan sağcı Lübnan Ketaib Partisi’nin askerî kolu olan Lübnan Kuvvetleri milislerinin kurulmasında ve finanse edilmesinde önemli bir rol oynadı. Askerî kola genç Beşir Gamayel (Cemayel) liderlik ediyordu. Bu sayede kendisini Hıristiyan bir lider ve sonra da cumhurbaşkanı olarak dayattı. Ancak patlayıcı bir maddeyle suikasta uğradı ve görevi devralmasına izin verilmedi.

Zaman döngüsünü tamamlıyor ve oğul Anton babasının yaptıklarını tekrar ediyor. Bununla birlikte Rabbin Askerleri örgütü halen yumuşak güç ve siyasi bir partiye dönüşen ve bugün en büyük meclis bloğuna sahip Lübnan Kuvvetleri ile aynı düşünceleri paylaşıyor. Örgütün birçok üyesi, Lübnan Kuvvetleri’nin eski üyelerinden ve örgüt, savaş sırasındaki son çatışmalara dair videolarında şarkı söylüyor.

Örgütün finansmanına dair medyada yer alan anlatılardan birine göre baba Nebil, işsizlikle boğuşan bir grup gence destek olmak istedi ve onları yoksulluktan, dışlanmışlıktan ve toplumu her yönden kuşatan belalardan çekip çıkarmaya çalıştı. Sonra gençler bir araya toplandı ve sağlıklarına kavuşturuldu. Bazılarının hedef olduğu adli konular (yargı sonuçları ve tutuklamalar) da uzman bir avukat ekibiyle takip edildi.

İkinci aşamada Sahnavi, dinî mensubiyeti ve kiliseye bağlılığıyla gençleri manevi anlamda da rehabilite etmek istedi. Bunu onların ‘hidayete ermelerine’ ve hayatlarını gölgeleyen karamsarlıktan kurtulmalarına katkı sağlayan bir dizi dinî-kültürel oturumla yaptı. Anlatıya göre bu, ‘dalaletten’ ‘hidayete’ geçiş, bu gençlerin tepkilerine açıklık getiriyor. Zira bu hızlı geçiş, onların dinî meselelere geleneksel olmayan bir yolla yaklaşmalarına sebep oluyor.

Kutsal Hristiyan örgütlerin yolunda…

Rabbin Askerleri, böyle bir isim taşıyan ilk örgüt değil. Lübnan’da pek çok kişi bu örgütü, Hizbullah’a (Allah’ın Partisi) benzetiyor ki bu, doğruluk payı yüksek bir benzetme. Bu örgüt, bir başka örgüte, Rabbin Direniş Ordusu’na (Lord’s Resistance Army/LRA) da benzetiliyor. LRA, 1987’de Uganda’da kurulan ve hükümete savaş açan radikalizm yanlısı bir Hristiyan terör örgütü. Lideri, ruhsal bir aracı olduğunu iddia eden ve Hristiyanlıkla Kutsal Kitap’a dayalı teokratik bir rejim peşinde koşan bir fanatik. Bu uğurda uluslararası hukuka ve insan haklarına yönelik büyük ihlallere ve suçlara imza attı. Birleşmiş Milletler onu 100 binden fazla kişiyi öldürmek, 30 yıl içerisinde 60 binden fazla çocuğu kaçırarak onları silah altına almak ya da seks kölesi olarak kullanmakla suçluyor.

Bununla birlikte Rabbin Askerleri şeklindeki Lübnan versiyonu daha ziyade tarihî bir Hristiyan örgüt olan Tapınak Şövalyeleri etrafında örülmüş efsanelerden etkilendi. Tapınak Şövalyeleri, İslami Doğu’ya yönelik Haçlı Seferleri sırasında, Kudüs’e giden Hristiyan hacı kafilelerini korumak maksadıyla doğdu.

1096 yılında kurulan bu örgütü Papa II. Honorius, 1129 yılında tanıdı ki bu, Tapınak Şövalyeleri’nin tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Zira bu tanınmayla birçok mali imtiyaz ve vergi muafiyeti elde ettiler. 1291’de Akka’nın Fethi’ndeki kaybı ise tabutuna çakılan son çivi oldu; şöhreti azaldı ve Papa, 1312’de ‘geri dönüşü olmayan ve sonsuza kadar geçerli’ bir kararnameyle onu dağıtma kararı aldı. Ancak etrafında örülü efsanelerin ışıltısı halen etkisini sürdürüyor. Nitekim eldeki bilgiler, büyük ve gizli bir ekonomik güç olarak varlığını sürdürdüğünü ve gizemli Malta Şövalyeleri örgütüne onun bir uzantısı olarak bakıldığına işaret ediyor.

Foto: Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketinin unsurlarına ait bir fotoğraf
Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketinin unsurlarına ait bir fotoğraf

Öte yandan Maruni Katolik Rabbin Askerleri örgütünün benimsediği anlatı, Şii İslamcı çizgideki Hizbullah’a tamamen uygun. Hizbullah, kendi yörüngesinde dönen basın organları aracılığıyla yeni Hristiyan örgütün varlığını büyütmeye ve ortaya çıkan bu milislerin tehlikesi konusunda uyarmaya girişti. Tıpkı daha önce, ellerinde tuttukları silahlı yapıyı meşrulaştırmak ve kendi kitlesinin dinî ve mezhepsel sinirlerini germek için, Sünni Selefi DEAŞ ve diğerleri gibi radikal örgütlerin rolünü büyütmeye çalıştığı gibi.

Hizbullah’a yakın ya da müttefik birçok milletvekili ve siyasetçinin dillendirdiği anlatılardan biri, (her zamanki gibi) kilise ve manastırlarda silah istiflemeye çalışan bir Amerikan emperyalist komplosu fikridir. Amaç, Lübnan’daki siyasi çatışma Sünni-Şii iken son zamanlarda Hıristiyan-Şii çatışmasına döndükten sonra Hristiyanların itibarını zedelemek ve kitleye daha önce iç savaş esnasında yapılanları hatırlatmak.

Destek ve itiraz arasında Hristiyan kamuoyu

Rabbin Askerleri fenomeni ve onun şiddet içeren varlığı, Lübnan’daki Hristiyan kamuoyunda yeni bir tartışmayı ateşledi. Hristiyan kamuoyu, destekleyen ve yardım eden bir kesim ile kınayan ve kabul etmeyen bir kesim arasında ikiye bölündü. Her ne kadar ikinci kesim daha büyük gibi görünse de ilk kesim de ilgi ve etki bakımından ondan aşağı değil.

Pek çok Hristiyan seçkine göre Rabbin Askerleri, Hristiyan sokağında büyük bir etkisi olmayan sınırlı bir gruptan ibaret olmakla birlikte mensuplarının mafyavâri davranışlarından dolayı kopardığı gürültü büyük. Şarku'l Avsat'ın Majalla dergisinden aktardığına göre Usta Hristiyan gazeteci Elie el-Hac, yaptığı açıklamalarda bu örgütün fikri ve ideolojik arka planının ‘sığ ve saçma olduğunu, silahlı bir grup olmamakla birlikte insanları korkutmak için kaslı ve büyük vücutlarını sergilediklerini’ söylüyor. Usta gazeteciye göre ‘DEAŞ’ın kanlı eylemlerini haklı çıkarmak için Kur’an ayetleriyle yaptığına benzer şekilde bu örgüt de Hristiyan İncil’inden aşırı bir mantıkla yorumlanabilecek ayetler’ seçiyor.

Lübnan İnsan Hakları Merkezi Başkanı Vedi el-Esmer’e göre Rabbin Askerleri, baltacılık (zorbalık) yapmak için siyasi bir kılıftan faydalanan ve yakında halktan haraç toplaması mümkün olan bir grup haydut. O, bu olgunun iki boyutu olduğunu düşünüyor: Birincisi, karmaşık mezhepçi misyonerliktir. İkincisi ise Şiilerde Hizbullah’ın olması gibi Hristiyanlarda da Rabbin Askerleri örgütünün olduğuna işaret etmek için, içgüdüsel mezhepçi bir ip üzere oynamakla ilişkili. Her iki yaklaşım da yanlış.

“Bu olgunun son müjdecisi, birkaç gün önce görüldü. Bu müjdeleyici, Lübnan’da Sünnilerin başkenti olarak kabul edilen Trablusşam şehrinde el-Fayha Askerleri örgütünün kurulmasıdır”

Esmer’e göre bu olgu finanse edilmeseydi devam etmez ve genişlemezdi. Ayrıca Hristiyan hiziplerin kendi aralarında kutuplaşma yarışına girdikleri Eşrefiye bölgesinde Rabbin Askerleri gibi bir grup, siyasi bir koruma olmasa böyle açıkça faaliyet yürütemez.

Bu olgunun Hristiyan kamuoyunda bir ayrışmaya sebep olduğunu gösteren şeylerden biri de şu: Lübnan Kuvvetleri’nin kurucusu Cumhurbaşkanı Beşir Gamayel’in oğlu ve aynı zamanda Ketaib Partisi’nin Eşrefiye bölgesinden milletvekili olan Nedim Gamayel, Rabbin Askerleri’nin kafeyi tahrip edip içindeki pek çok kişiyi darp ettiği son eylemini ilk kınayan kişilerdendi. Buna karşılık örgütün, Hristiyan siyasi ve toplumsal kabulünün ortasında belirmesini sağlamış pencere olan Eşrefiye 2020 Derneği’nin kurucusu ve hamisi, Hristiyan partilerin baskısı altında örgüte resmen göz yumdu.

Aynı şekilde gençlik gruplarından birçok sosyal ağ öncüsü, örgütü ve onun yaptıklarını savundu ki bu da ona açılan bir halk kucağı olduğunu gösterir. Ancak bu, en azından bugüne kadar halen sınırlı. Örgütü destekleyen piskoposların varlığından bahsedilirken, Maruni Kilisesi de olan bitenlere karşı sessiz.

Federalizm projesi

Öte yandan bu radikal Hristiyan örgütün ortaya çıkışı, Hristiyan çevrelerde federalizm fikrinin güçlü bir şekilde ortaya çıkması ve Hristiyan seçkinlerle partiler tarafından şu veya bu şekilde benimsenmesiyle aynı zamana denk geliyor. Bu fikri ayrıca, bu önerinin Hristiyanların geleceği açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulayan çalışmalar yapıp, bunları Lübnan’daki mezhep yelpazesinin geri kalanının onayını almak üzere bir baskı cephesi oluşturması için kamuoyuna sunan büyük köklü Hristiyan üniversiteler de benimsiyor. 

Her partizan grup gibi Rabbin Askerleri de önce kültürel ve toplumsal meseleler ve fikirlerle başlıyor, sonra silahlara ve açık ve aşırılık yanlısı siyasi söylemlere kayıyor. Bunu yaparken de Lübnan’ın bu tür yeni fenomenlere alan açacak şekilde sosyal, ekonomik ve kültürel bakımdan gerileyen durumundan fayda sağlıyor.

Ancak bu, Rabbin Askerleri fikrinin ister Lübnan’da ister komşu ülkelerde olsun, entelektüel ve ahlaki çöküşün boyutlarını ve tüm mezheplerde aşırılık yanlısı örgüt dalgasının yükselişini yansıttığı ve bunun entelektüel, toplumsal, ekonomik ve siyasi boşluktan kaynaklandığı gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Hizbullah’ın, ideolojik ve mezhepsel muhalifi olmasına rağmen Rabbin Askerleri ile eşcinsellerle mücadele fikrinde birleştiği bir detay değil. Zira mezhepleri ve dinleri farklı olsa da radikal dinci örgütler, toplumsal radikal başlıklarda buluşur ama ideolojik olarak ayrışır. Ortak paydaları şudur: Kimse tarafından yetkilendirilmeksizin Allah’ın adını anmayı tekellerine alırlar, kendilerine insanüstü yetkiler tanırlar, kutsal kitapların ve bir grup din adamının desteğine dayanırlar. Amaç, toplumsal ve sonra siyasi piramide tırmanmaktır. O zaman da kurtulması zor bir belaya dönüşürler ki tarih, buna benzer birçok örnekle doludur.

Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketi mensuplarını gösteren bir fotoğraf
Sosyal medyada dolaşan ve Rabbin Askerleri hareketi mensuplarını gösteren bir fotoğraf

Ayrıca toplumların bünyesine nüfuz edip onları tüketen bir virüs veya enfeksiyona benzer bir şeye dönüşürler. Bunun en açık göstergesi, Mart 2023’te başka bir radikal Hristiyan örgüt olan Meryem Ana’nın Askerleri’nin ortaya çıkmasıdır. Bu örgütün üyeleri, Beyrut dışında Hristiyan çoğunluğa sahip bazı bölgelerde özel güvenlik görevi yürütmektedir.

Bu olgunun son tezahürü, birkaç gün önce görüldü. Bu tezahür, Lübnan’da Sünnilerin başkenti olarak kabul edilen ülkenin ikinci büyükşehri olan kuzeydeki Trablusşam şehrinde el-Fayha Askerleri örgütünün kurulmasıdır. Örgüt, sosyal medyada alay konusu oldu, kurucusu da kayda değer bir varlık göstermiyor ve son parlamento seçimlerinde ancak yüz oya ulaşabildi, doğru. Ancak bu, Sünni sahayı tutuşturmak ya da terör kisvesine bürünmüş ve küresel siyasette karar ve etki sahibi olan Batılı ülkeler ile Lübnan’daki yetkili taraflar arasında, halkının kanı ve canı üzerine onlarca siyasi anlaşma yapılmış bir şehir üzerine basın kampanyası başlatmak üzere ona yatırım yapmak isteyen herhangi bir siyasi taraf için değerli bir av teşkil ediyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
TT

Akkaşat ve Kerkük’te Halk Seferberlik Güçleri’ne yönelik ölümcül hava saldırıları

Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)
Irak’ın batısındaki Akkaşat’ta meydana gelen saldırının yerini gösteren bir videodan alınan ekran görüntüsü (Sosyal medya)

Irak’ın batısında, Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) bağlı noktalara bugün şafak vakti düzenlenen hava saldırılarında ölü, yaralı ve kayıp sayısının 260’ı aştığı bildirildi. Söz konusu saldırı, milis grupları hedef alan en şiddetli saldırılardan biri olarak değerlendirilirken, bölgede artan gerilim ve saldırının sorumluluğuna ilişkin karşılıklı suçlamalar da sürüyor.

Enbar vilayetindeki bir güvenlik kaynağı, hava saldırılarının Halk Seferberlik Güçleri bünyesindeki Ensarullah el-Evfiya hareketine bağlı 19. Tugay’a ait üç noktayı hedef aldığını söyledi. Saldırıların, Irak-Suriye sınırında yer alan el-Kaim ilçesine bağlı Akkaşat bölgesinde gerçekleştiği belirtildi.

Kaynak, güçlü bombardımanın askeri sağlık birimleri, ikinci tabur ve destek birliğine ait karargâhları hedef aldığını ifade etti. Saldırılarda 99 kişi hayatını kaybetti, 43 kişi kayboldu ve bazıları ağır olmak üzere yaklaşık 123 kişi yaralandı.

Ayrıca saldırıyı gerçekleştiren savaş uçaklarının bombardımanın ardından da bölge üzerinde uçuşlarını sürdürdüğü aktarıldı. Hedef alınan noktalara ulaşmaya çalışan ambulans ekiplerinin de hava saldırılarına maruz kaldığı, bu nedenle yaralıların tahliyesi ve hastanelere sevkinin geciktiği kaydedildi.

Kimliği açıklanmayan savaş uçaklarının bugün erken saatlerde Akkaşat bölgesinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait bir noktaya şiddetli bir hava saldırısı düzenlediği bildirilmişti. İlk belirlemelere göre saldırıda çok sayıda militanın öldüğü ve bazılarının yaralandığı açıklanmış, enkaz altında kayıp kişilerin aranması sürdükçe bilanço daha da yükselmişti.

dfgth
Halk Seferberlik Güçleri üyeleri, Musul’un güneyindeki karargahlarından birini hedef alan hava saldırısında yaralanan bir meslektaşlarına ilk yardım uyguluyor. (Reuters)

Diğer yandan Ensarullah el-Evfiya hareketi, saldırının arkasında İsrail ve ABD’nin olduğunu iddia ederek, bombardımanın ‘terör örgütleri için boşluk yaratmayı ve bölgeyi yeniden kaosa sürüklemeyi amaçladığını’ savundu.

Hareket, hedef alınan 19. Tugay mensuplarının ‘sınırları koruma ve silahlı örgütlerin sızmalarını önleme görevini yerine getirdiğini’ belirtti.

Ensarullah el-Evfiya, yaşanan olayla ilgili olarak Irak hükümetini ‘anayasal ve etik sorumluluk’ taşımakla suçladı ve olayın ciddiyetine uygun resmi bir tavır alınması çağrısında bulundu. Hareket ayrıca 19. Tugay’ın Irak Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı’na bağlı resmi bir birim olduğunu vurguladı.

Ensarullah el-Evfiya, İran destekli Irak İslami Direnişi çatısı altında yer alan gruplardan biri olarak biliniyor.

ABD, 2024 yılında bu hareketi ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmıştı. Bu karar, hareketin Ürdün ve Suriye’deki Amerikan güçlerine yönelik saldırılara karışması ve Gazze savaşı sırasında İsrail’e roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırıları düzenlemesi iddialarına dayanıyordu.

Kerkük’te saldırılar

Paralel bir gelişme olarak, Irak’ın kuzeyinde bulunan Kerkük kenti yakınlarındaki bir Halk Seferberlik Güçleri noktasına da bugün şafak vakti hava saldırısı düzenlendi. Olayın ardından güvenlik güçleri bölgeyi kuşatarak inceleme başlattı.

Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı, Halk Seferberlik Güçleri’ne ait hedeflere yapılan bu saldırıları ‘haksız saldırılar’ olarak nitelendirerek, ülke egemenliğinin açık bir ihlali olduğunu bildirdi.

frgt
Askeri tatbikatlar sırasında Halk Seferberlik Güçleri bayrağı taşıyan savaşçılar (Arşiv – Halk Seferberlik Güçleri)

Komutanlık tarafından yapılan açıklamada, “Tekrarlayan sistemli ihlaller ve saldırılar, toplumsal barışı tehdit ederek güvenlik ve istikrarın temellerini sarsabilir ve Irak halkı arasında rahatsızlık yaratabilir” ifadesi yer aldı.

Açıklamada, son saldırıların bugün Kerkük ve Enbar vilayetlerinde gerçekleştiği, geçtiğimiz günlerde ise Vasıt ile Babil vilayetinde Halk Seferberlik Güçleri’ne ait diğer noktalara hava saldırıları düzenlendiği belirtildi.

Yerel kaynaklara göre, önceki saldırılarda bir mühimmat deposunun hedef alınması sonucu depodaki mühimmat patlamış ve parçalar çevredeki yerleşim alanlarına saçılmıştı. Bu olayda bir kadın hayatını kaybetmiş, oğlu yaralanmış ve bazı Halk Seferberlik Güçleri mensupları da saldırıda zarar görmüştü.

Bu saldırılar, bölgede süregelen savaş ortamı ve güvenlik gerilimleri çerçevesinde gerçekleşiyor. İran destekli silahlı gruplara ait hedeflerin sık sık vurulmasıyla eş zamanlı olarak, bu grupların ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik karşı saldırılar düzenlediği, bunu ‘direnişi destekleme’ çerçevesinde yaptıkları bildiriliyor.


İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
TT

İran savaşı, Gazze Anlaşması’nın ikinci aşamasının uygulanmasını nasıl etkileyecek?

Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat'ın güneybatısındaki el-Zehra mahallesinde, yıkılmış bir binanın enkazı arasında yürüyen genç adam, 6 Şubat 2026 (AFP)

Salem el-Rayyes

Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, sadece müzakere süreci kapsamındaki prosedürel adım değil, savaş mantığı ile çözüm mantığı arasında önemli bir dönüm noktasıydı. Ancak, son dönemdeki bölgesel değişimler ve gelişmeler, özellikle bir tarafta İsrail ve ABD, diğer tarafta İran arasındaki savaş, karşılıklı saldırılar ve bombardımanlar, bu anlaşmayı farklı bir bağlama yerleştirdi. Uygulanmasını Gazze Şeridi'nin coğrafi sınırlarını aşan daha geniş bir jeopolitik denklemin parçası haline getirdi.

Ortadoğu'daki krizler genel olarak birbirinden izole şekilde hareket etmez. İran ile askeri süreçte yaşananlar, özellikle askeri, siyasi ve bölgesel hesapların kesiştiği verimli bir zemin olan Gazze başta olmak üzere bölgesel dosyalara da hızla yansıyor.

Geçen yıl ekim ayında Hamas ile İsrail arasında Gazze'de ateşkes anlaşmasına varılıp fiilen uygulamaya başlandığında belirtilen amaç, daha sürdürülebilir güvenlik, sivil ve insani düzenlemelere geçişin bir ön adımı olarak ateşkesi sağlamlaştırmaktı. Anlaşmanın ikinci aşaması, Gazze Şeridi'ni savaş halinden daha istikrarlı geçiş yönetimine taşımayı amaçlayan bir dizi birbirine bağlı icraatlar aracılığıyla, bu dönüşümler için bir çerçeve sağlamak üzere formüle edildi.

Bu aşama, Gazze Şeridi’ne insani yardım ve ticari malların akışının artırması için daha fazla geçiş noktasının açılması ile her iki yönde de geçiş için Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması konusunda bir anlaşmayı içeriyordu. Refah, Gazze'nin tek kara sınır kapısı ve İsrail ordusunun sınır kapısının kontrolünü ele geçirmesi ve tesislerini tahrip etmesi nedeniyle bir buçuk yıldan fazla bir süredir kapalıydı. Ayrıca, Gazze Şeridi'ni yönetmek ve 2007'den beri iktidarda olan fiili Hamas hükümetinin yerini almak üzere teknokrat bir Filistin ulusal komitesi kurulması konusunda da anlaşmaya varılmış ve duyurulmuştu. Bu komite, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını yaptığı “Barış Konseyi” tarafından denetlenen siyasi girişim tarafından yönetilen, daha geniş bir uluslararası çerçeve içinde faaliyet gösterecekti. Bu yönetimin fiili hükümetten yönetim sorumluluklarını kademeli olarak devralması düşünülüyordu.

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi

Buna paralel olarak, Gazze Şeridi'ndeki silahların geleceği, güvenlik düzenlemelerinin denetlenmesi, ateşkese uyulup uyulmadığını gözlemlemek üzere çok uluslu bir gücün konuşlandırılması için hazırlıklar yapmak da dahil olmak üzere, uygulanması planlanan ve tartışılan bir dizi hassas güvenlik düzenlemesi de gündeme getirilmişti. Çok uluslu güç, muhtemelen açıklanmayan bir zaman çizelgesine göre İsrail güçlerinin Gazze'den kademeli olarak çekilmesiyle eş zamanlı olarak konuşlandırılacaktı. Bu düzenlemelerin bazıları, enkazın temizlenmesi ve Gazze’nin yeniden inşası da dahil olmak üzere, ateşkesi tam olarak uygulamaya yönelik adımlar olarak hayata geçirilse de bölgesel gerçekler ilk adımları olumsuz etkiledi. İsrail kendi güvenlik çıkarlarını Filistin çıkarlarının önüne koydu.

tbtbt
İsrail askeri araçları, İsrail ile Gazze arasındaki sınırın İsrail tarafından görüldüğü üzere, Gazze'nin harap olmuş bölgelerinde devriye geziyor, 21 Ocak 2026 (Reuters)

İran ile askeri çatışmanın tırmanması ve şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesiyle birlikte İsrail, stratejik önceliklerini gözden geçirdi. Tek bir cepheye odaklanmak yerine, İsrail askeri kurumu artık İran ve Lübnan gibi birden fazla cephede savaşın ve karşılıklı askeri saldırıların genişlemesi ve diğer tarafların açık çatışmaya girmesinden duyduğu korkuyla ilgilenmeye başladı. Bu bağlamda İsrail, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının gereklilikleriyle, özellikle de Gazze Şeridi’nden askeri olarak çekilme konusunda daha temkinli davranmaya başladı.

Sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönenlerden bazılarının tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar bulunuyor

İsrail, özellikle devam eden savaş ve bunun birçok cepheye genişlemesi göz önüne alındığında, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını engellemeye dönük adımlar atması gerektiğini düşünüyor. Hatta insani tavizler ve kolaylıklar olarak görülen adımlardan geri adım atmaya çalışıyor; zira şimdi güvenlik dosyası ve bu dönemde attığı her adımın nasıl yorumlanacağı İsrail için daha önemli. İsrail askeri ve hatta siyasi kurumu, bölgesel karışıklık döneminde anlaşmada ilerlemeye çalışmaya devam etmenin ve Gazze'deki askeri varlığını azaltmanın, özellikle Tel Aviv'in daha geniş bir bölgesel askeri manevra alanını korumaya çalıştığı dönemde, İsrail içinde güvenlik riski olarak algılanabileceğine inanılıyor.

Buna ilave olarak, İsrailli askeri yetkililer açık bir stratejik ikilemle karşı karşıya: Gazze Şeridi'nde askeri varlığı sürdürmek sürekli bir askeri ve siyasi kayıp anlamına gelirken, hızlı geri çekilme de Filistinli fraksiyonların askeri güçlerini yeniden inşa etmelerine olanak sağlayacak güvenlik boşluğuna yol açabilir. Bu, İsrail için kabul edilemez bir durum, zira kendisi, Gazze'yi özellikle Lübnan’da Hizbullah’ın güç ve kapasitesini ortadan kaldırmak için güney Lübnan'da neler yapabileceğine dair bir model olarak tanıtmaya çalışıyor.

rtbgtrb
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafından Gazze'ye giren insani yardım tırları, 4 Şubat 2026 (AFP)

Şubat ayı sonunda ikinci İran savaşının patlak vermesinden bir ay önce, İsrail ordusu, Refah Sınır Kapısı’nın açılmasına onay vererek, insani yardımlar ile mahsur kalan hastaların ve refakatçilerinin her iki yönde de geçişine izin verdi. Bu adım, aylarca süren gecikme ve oyalama, ABD ve Mısır'ın İsrail siyasi liderliğine uyguladığı baskının ardından atıldı. Sınır kapısı, 2005’te kabul edilen işletme prosedürlerine göre ve Avrupalı güçlerin gözetimi altında açıldı. Ancak ordunun, günde sadece çoğunluğu hasta ve refakatçilerinden oluşan 50'den fazla yolcunun kapıdan geçişine izin vermemesi nedeniyle işler amaçlandığı gibi ilerlemedi.

Ordunun sayıyı kontrol etmesinin yanı sıra, dışarıdan Gazze'ye dönen bazı kişilerin tutuklandıklarına, dövüldüklerine, tehdit edildiklerine ve geri dönmelerini engellemek için en iğrenç hakaretlere maruz kaldıklarına dair tanıklıklar da bulunuyor. Çok geçmeden de savaş ve güvensiz emniyet koşulları bahanesiyle Refah Sınır Kapısı da dahil olmak üzere tüm geçiş noktalarının kapatıldığı duyuruldu. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi'nden alınan verilere göre, kapatılana kadar geçen ay sınır kapısının açık kaldığı dönemde Gazze’den ayrılan veya geri dönen Filistinlilerin sayısı bin 500'den azdı. Bunların tamamı hasta ve refakatçileriydi; yani istisnai insani nedenlerle seyahat ediyorlardı. Ordu, kapatma kararından iki gün sonra geri adım atarak mal ve yardım taşıyan tırların geçişi için ticari sınır kapılarını kademeli olarak yeniden açsa da ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının başında Gazze'deki Filistinliler için en önemli olumlu gelişmelerden biri olan kara sınır kapısı hakkında hiçbir bilgi vermedi.

İran savaşı, Gazze'yi sadece insani düzeyde değil, aynı zamanda anlaşmanın ikinci aşamasının en hassas konularından biri olan Gazze Şeridi’nin gelecekteki siyasi yönetimiyle ilgili olarak da gölgeledi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Gazze'yi yönetmek üzere ulusal bir teknokrat komitesi kurulması fikri (ki bu komitenin sahada hemen çalışmaya başlaması gerekiyor), sivil yönetimi Filistinli fraksiyonların askeri yapısından ayırma yönündeki uluslararası çabalar bağlamında gündeme gelmişti.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil, caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor

Bu formülün açıklanan amacı, Gazze'nin yeniden inşası sürecini başlatmaya, Filistin Ulusal Otoritesi ile Hamas arasında 19 yıl önce yaşanan bölünmenin ardından Gazze’yi kademeli olarak daha geniş Filistin siyasi sistemine yeniden entegre etmeye elverişli bir siyasi ortam oluşturmaktı. Yeniden inşa ve planların hayata geçirilmesine hazırlık olarak, 2026 Davos Konferansı'ndaki temaslar sırasında yeniden inşa planları ön planda yer aldı. Jared Kushner, Gazze'nin silahsızlandırılması veya silahların teslim edilmesi koşuluyla, Gazze Şeridi'ni iki ila üç yıl içinde yeniden inşa etmek için ABD destekli bir “Barış Konseyi” kurulduğunu açıkladı. Bu vizyon, büyük ölçekli altyapı projeleri, limanlar ve havaalanları ile Gazze'yi bol iş fırsatı sunan bir yatırım bölgesine dönüştürme taahhütlerini içeriyordu. Ancak tüm bunlar belki de İran ile savaş sona erene ve yeniden adımlar atılana kadar geçici olarak durdurulmuş bulunuyor.

Bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte, Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanması, özellikle Ulusal Komite'nin ABD'nin onaylarına, kararlarına ve direktiflerine bağlı olması nedeniyle daha zor hale geldi. Daha da önemlisi, komite tüm üyeleriyle birlikte Mısır'da konuşlanarak dışarıdan faaliyet göstermeye devam ediyor. Henüz Gazze'ye geri dönerek sahadaki görevlerini yerine getirip Filistinlilerin yaşamlarında olumlu değişiklikler gerçekleştiremedi.

Görünüşe göre ABD şu anda İran'a karşı savaşıyla meşgul ve artık silahsızlanmayı müzakere etmiyor. Ayrıca, geçmişteki beklentilere göre önümüzdeki haftalarda Gazze'ye ulaşması beklenen çok uluslu gücün gelişine yönelik hazırlıklardan da bahsetmiyor. Çok uluslu gücün gelişini, İsrail ordusunun kademeli olarak çekilmesi ve geçiş noktalarının daha geniş bir şekilde açılması, Ulusal Komite'nin ise enkazı kaldırma ve savaşın tahrip ettiği yerlerin yeniden inşası aşamalarına başlama sorumluluklarını üstlenmesi izleyecekti. Bu, bölgesel çatışmanın tırmanması, İsrail liderliğinin Gazze ile ilgili önemli kararları bölgedeki stratejik durum netleşene kadar erteleme eğilimi nedeniyle, anlaşmanın ikinci aşamasının neredeyse beyin ölümünün gerçekleştiği anlamına geliyor.

Gazze artık sadece yerel bir insani veya güvenlik meselesi değil; caydırıcılık ve nüfuz hesaplarının kesiştiği daha geniş bir bölgesel denklemin parçası olarak ele alınıyor. Ortadoğu'daki çatışma çemberi ne kadar genişlerse, geçici ateşkesten kalıcı bir çözüme geçiş o kadar zorlaşır. Bu arada, Filistinliler bölgenin geleceğini belirleyecek siyasi bir atılımı beklemeye devam ediyor. Buna göre ikinci aşama ya yakında yeniden canlandırılacak ya da gömülecek. İsrail kontrolü altında güvenlik, siyasi ve insani durum değişmeden kalacak veya öngörülemeyen bir patlama Gazze'yi başlangıç ​​noktasına geri döndürecek.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
TT

İsrail’in Lübnan’ın çeşitli bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında 37 kişi hayatını kaybetti

Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)
Lübnan’ın güneyindeki kıyı kenti Sur’da İsrail hava saldırısının hedef aldığı bir bina, 8 Mart 2026 (AFP)

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre, İsrail’in dün ülkenin doğusundaki Baalbek ilçesine bağlı Şaas kasabasına düzenlediği hava saldırısında 8 kişi hayatını kaybetti. Bakanlık ayrıca, İsrail’in Sur kentine bağlı Burc eş-Şimali kasabasına gerçekleştirdiği başka bir saldırıda 4, ülkenin güneyindeki Bint Cubeyl ilçesinde ise 8 kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığı, Beyrut’un güney banliyölerine yönelik bir dizi İsrail hava saldırısında şimdiye kadar 17 kişinin yaralandığını da açıkladı.

Bakanlık daha önce yaptığı açıklamada, “İsrail düşmanının Bint Cubeyl ilçesine bağlı Tebnin kasabasına düzenlediği saldırı sonucunda ilk belirlemelere göre 8 vatandaş şehit oldu” ifadesini kullandı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise saldırının ‘yerinden edilmiş ailelerin’ yaşadığı bir binayı hedef aldığını, saldırıda aynı aileden 5 kişinin yanı sıra başka kişilerin de hayatını kaybettiğini aktardı.

Öte yandan İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee dün yaptığı açıklamada, ordunun Beyrut’un güney banliyölerinde Hizbullah’a ait altyapıları hedef alan ‘geniş çaplı bir hava saldırısı dalgası’ başlattığını duyurdu.

Adraee, saldırıların Hizbullah’a ait noktaları hedef alarak başladığını belirterek, hava savunma sistemlerinin önleme faaliyetlerinin sürdüğünü söyledi. Adraee, İsrail ordusunun ‘Hizbullah’a karşı güçlü şekilde hareket etmeyi sürdüreceğini’ ifade ederek, örgütün ‘İran rejiminin himayesinde çatışmaya katılma kararı aldığını’ öne sürdü.

Adraee ayrıca, İsrail ordusunun ‘İsrail vatandaşlarının hedef alınmasına izin vermeyeceğini’ vurguladı ve herhangi bir tehdide ‘çok güçlü bir şekilde’ karşılık verileceğini söyledi.

İsrail’in, Lübnan sınırında konuşlandırdığı askeri birlikleri Golani Tugayı’na bağlı savaşçı güçlerle takviye etmeye hazırlandığı bildirildi. Bu adımın, Hizbullah unsurlarıyla sınır köylerinin çevresinde yaşanan çatışmalara rağmen Lübnan topraklarına yönelik olası kara operasyonlarına hazırlık kapsamında atıldığı ifade edildi. Bu arada Beyrut’un güney banliyöleri dördüncü gününde de aralıksız bombardımana maruz kalırken, saldırılar bölgede geniş çaplı maddi hasara yol açtı.

İsrail güçlerinin Lübnan topraklarına birkaç farklı eksenden ilerlemeye çalıştığı belirtiliyor. Şarku’l Avsat’ın sahadaki kaynaklardan edindiği bilgilere göre, İsrail ordusu dün şafak vakti, el-Hıyam’ın güney ve doğu eksenlerine yönelik dördüncü saldırısını düzenleyerek şehir merkezine ulaşmaya çalıştı. Aynı zamanda İsrail birlikleri, 3 Mart’ta başlayan ilerlemenin devamı olarak Marun er-Ras kasabasının çevresinde de ilerleme kaydetti.