Nükleer silahların tüm dünyada yasaklanması

Afrika ve Asya arasında koordinasyon ve ortak eylem ile nükleer silahlar yasaklanabilir.

ABD’nin Hiroşima’ya atom bombası atmasının 78’inci yıl dönümü düzenlenen törenler ile anıldı. (AFP)
ABD’nin Hiroşima’ya atom bombası atmasının 78’inci yıl dönümü düzenlenen törenler ile anıldı. (AFP)
TT

Nükleer silahların tüm dünyada yasaklanması

ABD’nin Hiroşima’ya atom bombası atmasının 78’inci yıl dönümü düzenlenen törenler ile anıldı. (AFP)
ABD’nin Hiroşima’ya atom bombası atmasının 78’inci yıl dönümü düzenlenen törenler ile anıldı. (AFP)

Japonya, 6 Ağustos’ta, ABD’nin ülkenin batısındaki Hiroşima şehrine atom bombası atmasının 78’inci yıl dönümünü andı ve bu vesileyle yıllık barış bildirisini yayınladı. Anma törenlerine yıllar boyunca binlerce vatandaş ve dünyaca tanınmış çok sayıda isim, 140 bin kurban ve bir kısmı hayatta kalan bölge halkına duyulan saygıdan dolayı katıldı.

Büyük nükleer güçler arasında Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın bir sonucu olarak uluslararası gerilimlerin artması, çatışma bölgesinin yakınlarında nükleer silahların konuşlandırıldığına dair haberlerin gelmesi, iki kutbun liderleri arasında Soğuk Savaş söylemlerinin yeniden başlaması ve ABD ile Çin tarafından yapılan açıklamaların yoğunlaşması nedeniyle bu olayın önemi giderek önem kazanıyor.

Bu yaz, 16 Temmuz 1945 tarihinde ilk nükleer silahları üretmek üzere oluşturulan ve ‘Manhattan Projesi’ adı verilen gizli projede yer alan en önemli isimlerden ABD’li nükleer bilimci Robert Oppenheimer'ı konu alan yeni bir film sinemalarda gösterime girdi. Tarihin tek bir açıdan yazılmadığının, konuların hassasiyetiyle birlikte eksiksiz bir anlatımın olmadığı, çıkarların farklılaştığı ve bazı tutumları gizleme ya da zor kararları savunma isteğinin olduğu bilinciyle bu konuya olan ilgimden dolayı filmi objektif bir gözle en kısa zamanda izlemeyi umuyorum.

Filmin, çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine yol açmaktan dolayı suçluluk ve pişmanlık duyan Oppenheimer da dahil olmak üzere projeye katılan ülkelerin ve bilim adamlarının tutumlarında bazı çelişkileri izleyiciye aktarması dikkat çekici.

Milli vicdanımızla, güvenlik ve askeri değerlendirmelerimizle ilgili temel bir soru ortaya çıkıyor. O dönemde Japonya'nın askeri yeteneğinin zayıfladığı göz önüne alındığında, nükleer silahların kullanılması askeri bir gereklilik miydi? Peki, binlerce sivilin kurban gittiği bu ölümcül silahları sırf olası askeri kayıpları sınırlamak için kullanmayı kendimize ve vicdanımıza kabul ettirebiliyor muyuz?

Sorunu tarihin bir parçası olarak görenler, nükleer silahların operasyonel bir askeri silah olarak yeniden konuşulmaya başlanmasıyla ve askeri açıdan daha etkili silahlar olduğu için misket bombası gibi yasaklı silahların yeniden kullanılmasıyla birlikte yanılıyorlar. Tüm dünyada en az dokuz ülkenin 130 binden fazla nükleer silaha sahip olmasının yanı sıra nükleer teknolojinin özellikle bu teknolojilerle ilgili bilgilerin askeri, sivil, hukuki ve yasa dışı olarak toplumlarımızın farklı kesimleri arasında yayılmasıyla birlikte başta enerji ve tıp olmak üzere tamamen ve özellikle yasaklanmasına izin verilmeyen barışçıl amaçlarla kullanılmasının ciddiyeti de göz ardı edilmemeli.

Hatırlayacağınız üzere Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan ve modern uluslararası sistemin omurgası sayılan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 24 Ocak 1946 tarihli ilk kararıyla nükleer enerji üretimiyle ilgili sorunlarla ilgilenmek üzere Atom Enerjisi Komisyonu’nu kurdu. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, daha o zamanlar devletlerin askeri yeteneklerinin atom silahlarından ve diğer tüm kitle imha silahlarından kurtarılması çağrısında bulunsa da yarım yüzyılı aşkın bir süredir konuyla ilgili endişe devam ediyor.

Bundan sonra nükleer silahların yayılması ve silahsızlanmanın önlenmesine yönelik çabalar, geleneksel büyük nükleer güçler arasındaki müzakereler de dahil olmak üzere çeşitli ve paralel eksenlerden geçti. Bu geleneksel nükleer güçler temelde Sovyetler Birliği ve ABD olsa da bazen nükleer silahların sayısını ve niteliğini sınırlandıran nükleer devletler olmalarından dolayı Çin, İngiltere ve Fransa'nın nükleer yetenekleriyle çekişmek zorunda kaldılar.

Öncelikle bu tür silahların yayılmasının önlenmesi adına çok taraflı olarak imzalanan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) bulunuyor. Antlaşmada, nükleer silah sahibi ülkelerin bu silahlı terk etmek üzere harekete geçmeleri ve tüm ülkelerin kapsamlı ve tam silahsızlanmaya ulaşmaları gerektiğine ilişkin açık hükümler yer alıyor ve herkesin nükleer enerjinin barışçıl kullanımından yararlanma hakkı olduğu vurgulanıyor.

NPT aynı zamanda Antarktika, uzay, deniz yatağı, Güney Pasifik, ASEAN, Orta Asya ve Afrika dahil olmak üzere bu tür silahların belirli bölgelerde yasaklanması ya da bölgesel çabalarla komşu ülkelerle bu tür silahlara sahip olmama konusunda anlaşmalar yapılmasını öngörüyor. Ortadoğu'da 1974 yılından bu yana nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge oluşturulması için sürdürülen çabalar, bölgenin tek nükleer devleti olan İsrail'in uzlaşmaya yanaşmaması nedeniyle sekteye uğradı. Bu yüzden nükleer silah sorunu Ortadoğu'da oldukça ciddi.

Nükleer silahların yasaklanması teklifi ilk kez 1961 yılında BM Genel Kurulu’nda yapılmasına rağmen son zamanlarda daha aktif ve coşkulu hale gelen Nükleer Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya’nın (ICAN International) da aralarında bulunduğu insani ve hukuki sivil toplum koalisyonları var.

BM Genel Kurulu, nükleer silah kullanımının uluslararası hukuka ve insancıl hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiğinde 1996 yılında, Uluslararası Adalet Divanı'ndan (UCM) uluslararası hukuka uygun olarak her koşulda nükleer silah kullanmanın ya da kullanma tehdidinde bulunmanın tavsiye niteliğinde bir görüş talep etti. Ancak UCM böyle bir tavsiyede bulunmaktan kaçınarak yasanın insani konuları dikkate alması gerektiğini ve bu tür silahların kullanılmasının korkunç sonuçları nedeniyle uluslararası hukukun ihlali kapsamına girdiğini vurguladı.

Afrika ve Asya ülkeleri arasında nükleer silahlara karşı koordineli olarak ortak eylemi yeniden harekete geçirme ve yürürlüğe girmesi için yalnızca dört ülkenin daha imzasına ihtiyaç duyan Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması'nın (TPNW) onaylanmasını destekleyerek nükleer silahsızlanma çabalarını yeniden canlandırma fırsatı var. Bunun yanında NPT'nin aktifleşmesi için daha güçlü bir baskı yapmak amacıyla antlaşmanın gözden geçirilmesi ve bir kez daha UCM'ye başvurarak NPT’nin nükleer silaha sahip ülkelere nükleer silahsızlanma için NPT hükümlerine ne kadar uyduklarına dair ciddi müzakereler başlatma çağrısında bulunma fırsatı da var.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.


Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
TT

Mukalla’da güvenlik kontrolü Vatan Kalkanı’na geçti

Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)
Hadramut’ta konuşlu “Vatan Kalkanı”na bağlı güçler (Vatan Kalkanı)

Yemen hükümetine bağlı “Vatan Kalkanı” güçlerinin, ülkenin doğusundaki Mukalla kentinde konuşlandığı ve başta Merkez Bankası, yerel yönetim binası ile Cumhurbaşkanlığı Sarayı olmak üzere kentin hayati kurumlarının büyük bölümünü güvence altına aldığı bildirildi.

Mukalla’daki güvenlik kaynaklarının Şarku’l Avsat gazetesine verdiği bilgiye göre, Vatan Kalkanı güçleri pazar günü saat 11.30 sularında kentte konuşlanmaya başladı. Kimliklerinin açıklanmasını istemeyen kaynaklar, güçlerin Mukalla’nın doğusundaki Hılf bölgesinde bulunan Hadramut Elit Güçleri kampına yöneldiğini, Hılf Tepesi’nde de konuşlanarak Merkez Bankası, yerel yönetim binası ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı güvence altına aldığını aktardı.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı’nın Mukalla’daki konuşlanmasının büyük ölçüde tamamlandığını” belirterek, “önümüzdeki saatlerde kente ulaşması beklenen Hadramut Valisi ile eş zamanlı olarak ilave birliklerin takviye amacıyla gelmesinin beklendiğini” ifade etti.

Televizyon görüntüleri, Mukalla’da Vatan Kalkanı güçlerinin geniş çaplı konuşlandığını ve halkın bu durumu memnuniyetle karşıladığını ortaya koydu. Kent sakinleri, kentin güvenliğinin sağlanması ve devletin hayati kurumlarının korunması nedeniyle memnuniyetlerini dile getirdi.

Öte yandan Vatan Kalkanı güçleri, Riyan Uluslararası Havalimanı’nda da konuşlanarak tesislerin güvenliğini sağladı ve havalimanı altyapısına yönelik olası ihlal ve yağma girişimlerinin önüne geçti.

Yemen İçişleri Bakanı Korgeneral İbrahim Haydan ise Hadramut vilayetinin vadi ve sahil kesimlerinde, Vatan Kalkanı komutanlığıyla koordinasyon içinde güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını doğruladı. Haydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, söz konusu adımların, kurtarılmış vilayetlerde güvenlik ve istikrarı güçlendirmeyi, kamu düzenini korumayı amaçlayan güvenlik planları kapsamında atıldığını belirtti.

Haydan, bu tedbirlerin kamu ve özel mülkiyetin korunması, güvenliği bozmayı hedefleyen her türlü girişimin engellenmesi ve istikrarın pekiştirilmesi hedefiyle hayata geçirildiğini vurguladı.


İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail’in Refah Sınır Kapısı’ndaki varlığı, Mısır ile gerginlik ve Gazze Anlaşması’nın engellenmesi

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafı (Arşiv - Reuters)

Refah Sınır Kapısı’nın Tel Aviv'in kontrolündeki Filistin tarafının açılmasıyla ilgili İsrail'den bir haftadan kısa bir süredir bilgiler sızmaya devam ediyor. Bu akşam İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu başkanlığında sınır kapısındaki İsrail varlığı ve sınır kapısının kontrolü konusunda karar vermek üzere görüşmelerin yapılacağı konuşuluyor.

Mısır, İsrail'in 2024 yılının mayıs ayında sınır kapısını işgal etmesinden bu yana yaklaşık 18 aydır İsrail'in Mısır sınırındaki kapıda bulunmasını reddediyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlar, bunun Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze'deki ateşkes anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor.

Uzmanlar, bu manevraların anlaşmayı bozmak ve uygulanmasını geciktirmek için İsrail tarafından yapıldığını ve anlaşmanın ikinci aşamasının bu ay açıklanması durumunda bile bunun değişmeyeceğini düşünüyorlar.

İsrail televizyonu Kanal 12, İsrail güvenlik kurumlarının önümüzdeki günlerde Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde yeniden açmak için siyasilerden talimat almaya hazırlandığını bildirdi.

Kanal, Başbakan Netanyahu’nun bugün güvenlik istişareleri yapacağını ve bu istişarelerde ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı görüşmede kabul ettiği ‘tavizleri’ sunmasının beklendiğini, gündemin en üst sırasının sınır kapısının yeniden açılması olduğunu aktardı.

İsrail, içerideki güvenlik endişelerine yanıt vermek amacıyla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkışları kontrol etmek için Refah Sınır Kapısı’nın Filistin tarafında bir ‘kontrol noktası’ kurmayı planlıyor. Kanal 12 televizyonu, kontrol noktasının sahadaki güçler tarafından mı yoksa teknolojik araçlarla mı yönetileceği konusunda net bir açıklama yapmadı.

İsrail Yayın Kurumu, geçtiğimiz çarşamba günü, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden dönüşünün ardından, ABD’nin baskısına yanıt olarak İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nı her iki yönde de açmak için hazırlıklara başladığını ve gerekli düzenlemeler tamamlandıktan sonra birkaç gün içinde bir duyuru yapılacağını bildirdi.

frgt
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus Mülteci Kampı’nda, yerinden edilmiş Filistinli bir çocuk elinde bir bidon suyla çömelmiş dururken (AFP)

Sınır kapısının yeniden açılması, başlangıçta Gazze'deki ateşkes anlaşmasının ilk aşaması kapsamında planlanmıştı, ancak İsrail bu maddeyi zamanında uygulamaya koyamadı ve bu da ertelenmesine yol açtı.

Kanal 12 televizyonu bunu teyit ederek İsrail tarafının Florida'da ABD tarafıyla varılan mutabakat doğrultusunda bu kararı uygulamak için gerekli hazırlıkları ve saha düzenlemelerini çoktan başlattığını bildirdi.

Geçtiğimiz pazartesi günü Florida'daki Mar-a-Lago tatil beldesinde Trump ile bir araya gelen Netanyahu, Gazze'deki ateşkes anlaşması da dahil olmak üzere birçok konuyu görüştü. ABD merkezli Axios haber sitesi, İsrailli ve Amerikalı yetkililerin, Netanyahu'nun Trump ile yaptığı görüşmede, Hamas'ın silahsızlandırılmasını da içeren anlaşmanın ikinci aşamasına geçilmesini kabul ettiğini, ancak her iki tarafın da silahsızlandırma ile birlikte ikinci aşamada planlanan İsrail'in geri çekilmesiyle ilgili herhangi bir şeyi teyit etmediğini aktardı.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi ve İsrail meseleleri konusunda uzman bir akademisyen olan Dr. Ahmed Fuad Enver, Mısır'ın hiçbir koşulda Refah Sınır Kapısı’nda İsrail'in varlığını kabul etmeyeceğini ve önceki duruma dönülmesinin önemini defalarca kez vurguladığını belirtti.

Mısır'ın sergilediği, açık ve geri dönüşü olmayan bir tutum olmasına rağmen, bu sızıntıları Kahire'nin tepkisini test etme girişimi olarak değerlendiren Dr. Enver, İsrail'in sınır kapısında yakınında bariyerler kuracağı, bu durumun da Mısır ile gerilimi artıracağı ve Gazze anlaşmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.

Filistinli siyasi analist Abdulmehdi Mattava, sınır kapısında veya yakınlarındaki kontrol noktalarında İsrail'in fiili varlığının Mısır ile gerilimi artıracağına ve Gazze anlaşmasının uygulanmasını engelleyeceğine inanıyor. Mattava, bugün yapılması planlanan toplantının, sınır kapısının Filistin tarafını izlemek için personel kullanmadan sadece kameralar ve teknoloji kullanılması ve giriş-çıkış yapanların isim listelerinin alınması yönündeki bir tavsiye ile sonuçlanmasını bekliyor.

Kahire, İsrail'in varlığıyla ilgili bu yeni tutum hakkında yorum yapmadı, ancak Mayıs 2024'ten bu yana İsrail ordusunun sınır geçişini işgal etmesini reddetti, geri çekilmesini talep etti ve resmi platformlar ve yetkili kaynaklar aracılığıyla bu tutumunu birden fazla kez yineledi. Geçtiğimiz aralık ayında Mısır, Katar ve diğer altı ülke, İsrail'in Rafah sınır kapısını tek yönlü olarak açarak sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin verme niyetini açıklamasını reddetti. Bu da İsrail'in Refah Sınır Kapısı’nın ‘önümüzdeki günlerde’ sadece Gazze sakinlerinin Mısır'a çıkmasına izin vermek üzere açılacağına dair resmi açıklamasına verilen bir tepkiydi.

Ancak Kahire el-İhbariyye televizyonu, Mısır'ın Gazzelilerin tek yönlü geçişine izin veren bir anlaşmayı kabul etmeyeceğini bildirdi. Televizyon kanalı, resmi bir kaynak aracılığıyla, sınırın açılması konusunda bir anlaşmaya varılması halinde, Trump'ın planına uygun olarak sınırın her iki yönde, Mısır'ın Filistinlilerin geri dönmeksizin Gazze Şeridi’nden ayrılmalarına izin vermemesine atıfla Gazze Şeridi'ne giriş ve çıkış için açılacağını doğruladı. Çünkü Kahire, Filistinlilerin yerinden edilmesine ilişkin bir emsal oluşturulmasını istemiyor.

Mısır'ın Refah Sınır Kapısı konusundaki tutumunun değişmediğini ve değişmeyeceğini belirten Dr. Enver, İsrail'in sızdırdığı bilgilerin, Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasını geciktirmek için bir girişim olduğunu belirtti.

Mattava ise, ikinci aşamanın Washington'ın baskısı altında başlayacağını, ancak İsrail'in, sınır kapısı her iki tarafta da açıldığında Hamas'ın silahsızlandırılması ve elinde bulunan son İsrailli rehinenin kalıntılarının iadesi gibi engel teşkil eden konulara başvuracağını tahmin ediyor.