Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları

Deprem’de Suriye'de 6 bin 392 ve Türkiye'de ikamet eden 4 bin 267 Suriyeli hayatını kaybetti. Deprem ekonomiye 5,85 milyar dolarlık zarar verdi.

Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları
TT

Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları

Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları

Rebii Nasır

Türkiye’nin güneyi ve Suriye’nin kuzeybatısını vuran deprem felaketinin üzerinden yedi ay geçerken felaketin Suriyeliler üzerindeki etkileri daha da netleşti. Depremde binlerce kişi öldü, on binlerce kişi yaralandı. Altyapı, evler ve tesisler ya yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Ancak tüm bunlar yaşanan acıların ve depremin yansımaları nedeniyle Suriyelilerin önümüzdeki yıllarda göreceği zararların yalnızca görünen kısmı. Çünkü onlara hegemonyayı ve sömürüyü pekiştirmek adına insanı, toplumu, iktidarı, ekonomiyi ve çevreyi bozan bir rejimin ve güçlerin doğmasına uygun zemin hazırlayan yıkıcı bir savaşın mirası kaldı. Bu rejim, deprem felaketinden yararlanarak diktatörlük ve parçalanma dinamiklerini, şiddet unsurlarını, hak ve özgürlük ihlallerini daha da artırdı.

Suriye Politika Araştırma Merkezi (SCPR), aylar süren çalışmalar sonunda, ‘Suriye’deki Depremin Etkileri ve Çatışmaların Gölgesinde Yetersiz Kalan Kalkınma Yaklaşımı’ başlıklı, kapsamlı ve belgelere dayalı, tablolar ve grafiklerle desteklenen 60 sayfalık bir rapor yayımladı. Raporda deprem felaketinin sonuçları, doğrudan ve dolaylı etkileri, ülkedeki çatışmaların gölgesinde kayıplara ilişkin tahminler, yerel ve uluslararası aktörlerin felakete verdiği birbiriyle çelişen tepkiler değerlendirildi.

Deprem, savaşın başlamasından önce ötekileştirme politikalarından en çok zarar gören bölge olan Suriye’nin kuzeybatısını vurdu. Bölge aynı zamanda savaş sırasında sivilleri, ekonomik ve sosyal varlıkları hedef almak için ağır ve uluslararası yasaklı silahların kullanıldığı kanlı çatışmalardan da büyük zarar görmüştü. Bölge abluka, yerinden etme, keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme ve cinsel saldırı gibi toplu cezalara maruz kaldı. Bölgesel, etnik ve dini kimliklerin siyasileştirilmesiyle bölge halkı arasına nifak tohumları ekilerek bölünme yaratıldı.

Aynı zamanda yağma ve vergi dayatmaları gibi ihlaller yüzünden bölgenin ekonomisi de telafisi güç hasar aldı. Sonuç olarak Suriye’nin kuzeybatısı, güvenliğin olmadığı, yokluğun, yoksulluğun ve yerinden edilmenin acısını çeken, üç ayrı siyasi rejime bağlı, felaketle dolu bir bölgeye dönüştü. Söz konusu siyasi rejimlerin başında, ihlallerin çoğunun da başlıca sorumlusu olan, toplumu hegemonyası altına almak için şiddet stratejisini benimseyen, Rusya ve İran'ın desteğiyle ayakta kalan Suriye rejimi geliyor.

Deprem felaketi, Suriye içinde 6 bin 392, Türkiye'de ikamet eden yaklaşık 4 bin 267 Suriyelinin hayatını kaybetmesine neden olurken Suriye'de yaşayan Suriyeliler ve komşu ülkelere sığınan Suriyeli mültecilerin acısını ikiye katladı. Deprem en çok Suriye'nin kuzeybatı bölgelerinde etkili olurken, özellikle de İdlib’de ölü sayısı 2 bin 985'e ulaştı. Deprem nedeniyle mart ayının ilk haftasına kadar 170 binden fazla insan bölgeyi terk etti.

Depremde yerinden edilenlerin büyük kısmı, mevcut barınma kamplarına katıldı ve yeni yerlerinden edilen çok sayıda insanı barındıracak yeni kamplar kuruldu. Suriye genelinde depremde tamamen ya da kısmen hasar gören bina sayısı 12 bin 796’ya ulaşırken, bunlardan 2 bin 691'i tamamen yıkıldı. İdlib, aynı zamanda en fazla hasarlı binanın olduğu bölge olurken binaların yaklaşık yüzde 46,6’sı depremde zarar gördü. Onu hemen ardından binalarının yaklaşık yüzde 34’ü depremde zarar gören Halep kırsalı izledi.

Halihazırda bitik haldeki sağlık sektörü, çeşitli bölgelerde yaralılara müdahalede ihtiyacı karşılayamadı. Onlarca sağlık tesisi ya tamamen ya da kısmen yıkıldı. Depremden etkilenen bölgelerde çok sayıda okulun yıkılması, maddi hasar görmesi ya da depremden etkilenen insanlar için barınak haline gelmesi sonucunda eğitim-öğretim süreci de olumsuz etkilendi.

“Rejim, deprem felaketinden yararlanarak diktatörlük ve parçalanma dinamiklerini, şiddet unsurlarını, hak ve özgürlük ihlallerini daha da artırdı.

SCPR’nin raporuna göre depremin ekonomiye verdiği zarar yaklaşık 5,85 milyar doları bulurken etkileri de orta vadede devam ediyor. Bu miktarın içinde yaklaşık 3,62 milyar dolarlık gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) uğradığı zarar ve yaklaşık 2,23 milyar dolarlık kümülatif sermaye kaybı yer alıyor. Bu kayıpların 2022 yılında Suriye'nin GSYİH’sının yaklaşık üçte birine denk geldiği tahmin ediliyor. Ancak ekonomik kayıpların özellikle Suriye'nin kuzeybatısında yoğunlaşması, depremden etkilenen bölgelerle geri kalan bölgeler arasındaki eşitsizliği daha da artırdığı anlamına geliyor. Deprem nedeniyle 2023 yılında genel olarak Suriye’nin GSYİH'sının yüzde 2,2 civarında, özelde ise İdlib’in GSYH’sının yaklaşık yüzde 16, Afrin’in ise yüzde 24 oranında gerileyeceği tahmin ediliyor. Deprem 90 binden fazla iş fırsatının kaybolmasına neden olurken, İdlib'de işsizlik oranlarının yaklaşık yüzde 14 artışla yüzde 59'a yükselmesine neden oldu. Halep'te ise işsizlik oranları yaklaşık 1,9 artarak yüzde 47'ye ulaştı.

def
Cenderes’te çöken bir binanın enkazı üzerinde ağlayan bir Suriyeli, 7 Şubat 2023 (AFP)

Aylık enflasyon oranları ise depremin etkisiyle İdlib’de yüzde 4,2, Halep kırsalında ise yüzde 2,2 arttı. Deprem, hane halkı gelir düzeyinde yeni bir düşüşe neden oldu. Aşırı yoksulluk oranları ise İdlib’de yüzde 10,5, Halep’te yüzde 3,8, Hama’da yüzde 0,4 ve Lazkiye'de yüzde 0,1 arttı. Yoksul hanelerin ortalama harcama oranları gerilerken yoksulluk sınırı oranı daha da büyüdü.

Depremin gölgesinde çatışma

Felaketler, kuraklık ve koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla başlayıp depremle sona ermedi. Mevcut hasarın boyutu siyasi, sosyal ve ekonomik sistemlerin yapısına ve bunların müdahale stratejilerine bağlı olarak arttı. Suriye örneğinde, şiddetin ve ötekileştirmenin kurumsallaşmasına dayalı çatışma mekanizmalarının bir sonucu olarak söz konusu kayıplar daha da ağırlaştı. SCPR ise raporunda, Suriye çatışması, aktörlerin rolleri ve mevcut siyasi ve ekonomik rejimlerin doğası bağlamında deprem felaketiyle ilgili bir değerlendirme sundu.

Raporda, yerel siyasi güçlerin deprem felaketine etkili bir şekilde müdahale edemediği, hatta depremi kendi dar siyasi çıkarları uğruna istismar ettiği vurgulandı. Suriye hükümeti, deprem karşısında ayrımcılık, siyasileştirme, sorumluluktan kaçma ve etkili olamama dışında hiçbir tepki veremedi. Rejim, kontrolü dışındaki bölgelere doğrudan müdahale edilmesi ve bu bölgelere uluslararası yardımların götürülmesi için gerekli mekanizmaların etkinleştirilmesi taleplerini göz ardı etti. Suriye Kurtuluş Hükumeti ve Suriye Geçici Hükümeti de görevlerini yerine getiremeyerek deprem felaketi karşısında açık bir strateji ortaya koyamadı. Çalışmaların koordine edilmesi ve harekete geçme konusunda zayıflık gösterildi. Bu durum tüm yükün sivil toplumun ve uluslararası kuruluşların omuzlarına yüklenmesine neden oldu. Deprem, bölgeler arasındaki bölünmeyi derinleştirmek için istismar edildi.

Depremin neden olduğu ekonomik hasarın Suriye'nin 2022 yılı GSYİH'sının yaklaşık üçte birine tekabül edeceği tahmin edilirken ekonomik kayıplar özellikle Suriye'nin kuzeybatısında daha yoğun gerçekleşti. Dolayısıyla deprem, depremden etkilenen bölgelerle geri kalan bölgeler arasındaki eşitsizliği daha da artırdı.

Uluslararası toplumun deprem karşısında verdiği tepkiye gelince, Birleşmiş Milletler'in (BM) ve bağışçı ülkelerin, Türkiye ile Suriye’nin kuzeybatı bölgeleri ile rejim kontrolündeki iç kesimler arasında açıkça ayrım yaparak yardımda bulunması, ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. BM, depremden etkilenen bölgelere doğrudan müdahalede bulunmazken sınır kapılarının kapalı olduğu bahanesiyle ekipman ve kurtarma ekibi göndermedi. BM’nin Suriye’ye gönderdiği ilk yardım konvoyu, depremin üzerinden bir haftayı aşkın bir süre geçtikten sonra ulaştı.

Suriye’nin kuzeybatısındaki bölgeler ile Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgeler arasında yardım akışı konusunda bariz bir tutarsızlık olduğu görüldü. Böylelikle siyasi parçalanmanın ve dikey bölünmenin en kötü tezahürlerinden biri de ortaya çıkmış oldu. Uluslararası insani yardım kuruluşları, kalkınma alanında herhangi bir müdahalede bulunmadan insani yardıma dayalı, yönetici kurumların geliştirilmesine, toplumsal dayanışmaya ve sürdürülebilir kalkınmaya odaklanan yaklaşımını sürdürmeye devam ediyor.

grb
Geçtiğimiz şubat ayında yerinden edilen vatandaşlar için kurulan geçici çadırlardan birinde kalan Suriyeli bir kız (AFP)

Öte yandan en etkili ve hayati tepkiyi veren sivil toplum oldu. Özellikle Suriye'nin kuzeybatısındaki sivil toplum kuruluşları ve girişimler, ciddi kaynak ve ekipman eksikliğine rağmen gönüllülerin harekete geçirilmesiyle binlerce hayatın kurtarılmasına katkıda bulundu. Sivil toplum kuruluşları, çeşitli güçler tarafından sınırlandırılan, keyfi politikalar ve bürokratik prosedürlerin uygulandığı çok dar bir alanda, siyasi gündemler doğrultusunda ve sıkı güvenlik kontrolleri altında faaliyetlerini sürdürdü. Hem sivil toplum kuruluşları hem de sivil girişimler, zorluklar karşısında toplumsal dayanışma kültürünü yansıtan ve otoriter güçlerin sömürdüğü siyasi, coğrafi ve kültürel kutuplaşmanın ötesine geçen örnek bir tepki verdi. Bu dayanışma ruhu, ülkede savaşın başlamasından bu yana Suriyelilerin yaşadığı toplumsal bölünmenin aşılmasında önemli bir faktör oldu.

Dayanışma ruhu ve alternatif yaklaşım

Depremin yansımaları, depremin yol açtığı zararla başa çıkmak için Suriye’nin toplumsal güçlerinin merkezi bir rol üstleneceği, adil ve kalıcı bir siyasi çözüm için baskı yapmaya dayalı alternatif bir kalkınma yaklaşımı benimsemenin önemini de ortaya koydu. Alternatif yaklaşım, toplumsal güçlerin, savaşın ve depremin izlerini silebilmeleri için siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda ortak eylem oluşturulmasını gerektiriyor. Bu yaklaşım, daha geniş fikir birliği oluşturulması, savaşan taraflara doğrudan ya da dolaylı olarak kalkınma çalışmalarına yönelmeleri için baskı yapma amacıyla toplumsal güçler arasındaki ortak eylem alanının genişletilmesini de gerektiriyor.

BM’nin ve bağışçı ülkelerin, Türkiye ile Suriye’nin kuzeybatısı bölgeleri ve rejimin kontrolündeki Suriye’nin iç kesimleri arasında açıkça ayrım yaparak yardımda bulunması ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.

Alternatif yaklaşım, yerel sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmanın bölgeler arası çalışmalardan ayrı tutulmaması, aidiyet meselesine takılmadan paylaşmayı temel alıyor. Böyle bir ortak çalışma, bölünme ve parçalanmayı azaltma konusunda da cesaret verici olacaktır. İnsani yardım, sivil kuruluşların verimlilik ve eşitlik temelinde yeniden inşasına, sosyal ilişkilerin sağlamlaştırılmasına çalışılması halinde sürdürülebilir kalkınma için itici bir güç haline gelebilir.

Bunun için otoriter güçlerin kontrolündeki mevcut insani yardım sisteminin birçok açıdan değiştirilmesi gerekir. Yardıma odaklanarak ve aracı kuruluşlardan, uluslararası insani kuruluşlarından ve insani yardım alanında çalışan özel şirketlerden gelen yardımlarla kalkınma konusunda bir nebze iyileştirme sağlanabilir.

Yaklaşım, aynı zamanda sosyal dayanışmanın güçlendirilmesine, yurtiçi ve yurtdışında Suriye toplumuna saygınlığının geri kazandırılmasına, sivil toplumun hizmet rolünden aktif bir siyasi ve kalkınmacı role geçmeyi öneriyor. Ayrıca, savaşın siyasi ve askeri taraflarının sorumlu tutulmasına, savaşa ve otoriter yönetim çerçevelerinin oluşturulması karşıtı sivil kuruluşların ve girişimlerin rolünün geliştirilmesine yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor. Deprem felaketinin yansımalarının üstesinden gelmekle çatışmaya neden olan unsurların üstesinden gelmek birinden ayrı tutulamaz.



BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.


Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye'deki durum Iraklı Sünnilerin siyasi havasını değiştiriyor

Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)
Irak’ın batısında Irak-Suriye sınırı, 23 Ocak 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Iraklı Sünni siyasi güçler, bu yılın başlarında Meclis Başkanlığı pozisyonu için Heybet el-Halbusi’yi ortak aday olarak sessizce kararlaştırıp seçtikten sonra olağanüstü bir siyasi dönüm noktasına ulaşırken, kurulacak yeni federal hükümet içinde Sünnilere ayrılan makamların dağıtımı konusunda da gayri resmi bir anlaşmaya vardılar.

Irak siyasi sahnesinde Sünni siyasi güçlerin tercihlerini ve konumlarını uzun süre etkileyecek ve hesaplarını yeniden gözden geçirmelerine neden olacak iki temel değişim yaşanıyordu. Bu iki değişim, "oyunun kurallarını" temelden değiştirecekti.

(Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu içindeki en büyük parlamento bloğunun lideri olan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, Irak'taki Sünni siyasi hafızada ‘olumsuz’ bir imaja sahip olan eski Başbakan Nuri el-Maliki lehine başbakanlık adaylığından çekildi. Sünniler Maliki’yi, ‘iktidarda olduğu yıllarda (2006-2014) Irak'ın Sünni bölgelerindeki sosyal tabanların terörle mücadele adı altında maruz kaldıkları baskı politikalarını genişletmekle ve terör örgütü DEAŞ’ın Irak'ın batısındaki çoğu Sünni bölgenin kontrolünü ele geçirmesine neden olmakla’ suçluyor.

Diğer olay ise ordunun ve yeni Suriye yönetimine yakın grupların, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolü altındaki bölgelerin çoğunu, özellikle Irak sınırındaki Haseke ve Deyrizor illerini ele geçirmesiydi. Suriye'deki bu olay, birçok Iraklı ‘Şii’ gücün dayandığı, yeni yönetim ile SDG arasındaki dengeyi bozdu. Bu da ‘Sünni İslamcı’ geçmişi ve ideolojisiyle Suriye yönetiminin nüfuzunu ve gücünü pekiştirdi. Özellikle ABD'nin Irak sınırındaki et-Tanf ve eş-Şeddadi askeri üslerini Suriye yönetimine devretmesinden sonra, ABD ile siyasi ve güvenlik bağlarının güçlendirilmesi önerildi. Bu durum, Iraklı Sünni siyasi güçler arasında ‘güven’ duygusunun artmasına yol açtı.

Irak'taki yoğun Sünni nüfus, yetkililerin kimlik, özellikle de mezhep ve dinî kimlik temelinde iç çatışmalara doğru kaymasından korkuyor.

Irak sahnesini izleyen gözlemciler, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Maliki'nin başbakanlık adaylığına itiraz ettiğini açıklaması, Irak'taki Sünni güçlerin artan yetenek ve nüfuzunun bir göstergesi olduğunu belirttiler. Zira Sünni güçlerin bazıları, Şii muadilleriyle daha dengeli bir ortaklık kurmayı arzuluyorlar. Halbusi ve partisi, Maliki ve onun lideri olduğu Hukuk Devleti Bloğu ile çok yakın siyasi bağlara sahipti. Bu ilişki sayesinde Halbusi, son iki dönem boyunca Meclis Başkanlığı için önceleri Mahmud el-Meşhedani, son olarak ise Heybet el-Halbusi olmak üzere kendi adaylarını dayatabildi. Ancak, değişiklikler Halbusi'nin Maliki'den uzaklaşmasına ve hatta ona karşı bir pozisyon almasına olanak sağladı.

Sünni iklimine ilişkin ayrıntılar

Iraklı yazar ve araştırmacı Cabbar el-Meşhedani, al-Majalla’ya verdiği uzun röportajda, Irak'taki Sünni siyasi çevrelerdeki mevcut duruma değindi. Irak Meclis Başkanı'nın eski danışmanı olan Meşhedani, Irak'taki Sünni siyasi liderlerin düşünce ve hesaplamalarını bizler için değerlendirdi.

Meşhedani, şunları söyledi:

 “Irak'taki Sünni çevrelerde Suriye'deki olaylara verilen tepkinin temel paradoksu, bu çevrelerdeki geniş halk kitlesinin bu olayları yorumlama ve algılama mekanizmasında yatıyor. Bu halk, söylemi Sünni olsa bile, İslami siyasi referansları olan herhangi bir örgüt veya ideolojiye tamamen şüpheyle yaklaşıyor. (Sünni) Irak İslam Partisi'nin üç seçim döngüsü boyunca hiçbir parlamento koltuğu kazanamamış olması da bunu kanıtlıyor. Ancak bu aynı sosyal gruplar, Irak'ın komşusu olan, sembolik ağırlığı ve Sünni siyasi referanslara dayalı siyasi seçenekleri olan komşu bir devletin varlığının, bazı Iraklı Şii sosyal grupların İran'a karşı ilişkisine benzer şekilde, kendileri için siyasi destek ve koruma kaynağı olabileceğini düşünüyor. Ancak, daha geniş Irak Sünni halk, Esed rejiminin düşüşünü ve Sünni İslam referans noktasına sahip bir siyasi gücün ortaya çıkışını kendileri için bir zafer olarak görürken, bu yönetimin kimlik, özellikle mezhepçilik ve mezhepçiliğe dayalı iç çatışmalara doğru kaymasından, bunun ardından çatışmalar ve mezhepsel kutuplaşmanın artmasından ve böylece daha geniş bölgeye sıçrayarak, onların içinde bulundukları koşullarda hakim olan genel sükuneti olumsuz ve endişe verici bir şekilde etkilemesinden korkuyor.”

dftgrbhgt
Asaib Ehl-i’l-Hak lideri Kays el-Hazali ve eski Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, parlamento seçimleri sırasında Bağdat'taki bir oy verme merkezinde oylarını kullandıktan sonra birlikte yürürken, 11 Kasım 2025 (AFP)

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde hakim olan endişe duygusunu haberleştirdi.

Son gelişmelere dayanarak Irak'taki Sünni siyasi çevrelerde şu anda mevcut olan farklı seçenekleri ayrıntılı olarak ele almaya devam eden Meşhedani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İlişkiler ve doğrudan iletişim açısından, Irak siyasi çevreleri, Hamis el-Hançer liderliğindeki Egemenlik Bloğu'nun Suriye'deki yeni siyasi rejimle iletişim kuran tek parti olduğunu biliyor. Bu iletişim, diğer Irak partilerinin çoğuyla varılan bir uzlaşmaya dayanıyor. Tekaddum Partisi lideri Muhammed el-Halbusi'nin Maliki'yi ve genellikle Irak'taki siyasi Şiiliğin tüm sert çekirdeğini düşmanlaştırma çabaları, Halbusi'nin kendisi için koruyucu bir ağ oluşturduğunu düşündüğü bir dizi koşullardan kaynaklanmaktadır. Suriye sahnesi ise bu ağın sadece bir unsurudur. Halbusi'nin bölgesel ilişkileri, Şii siyasi forum içindeki partilerle açıkça ilan etmediği iletişimleri, iki ardışık parlamento dönemi boyunca en büyük Sünni parlamento bloğunu kontrol etmesi ve başta Suriye'de meydana gelen ve halen devam edenler olmak üzere bölgesel değişimler, ona daha büyük bir dokunulmazlık hissi veriyor. Sonuç olarak ‘Sünni lider’ konumunu sağlamlaştırma ve diğer Iraklı sivil grupların liderleriyle rekabet etmek de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçları kullanarak bu konumunu savunacaktır.”

fdfdv
Irak’taki parlamento seçimleri sırasında Bağdat’ta eski Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi'nin seçim kampanyası fotoğrafı, 14 Kasım 2023 (AFP)

Irak'taki Sünni güçler arasındaki mevcut bölünmelerin Suriye'dekilerle aynı olmayabileceğini düşünen araştırmacı ve yazar Meşhedani, “Yıllar süren iç siyasi çatışmalardan sonra, Iraklı Sünni siyasi liderler şu anda üç düzeye ayrılmış durumda. Musul'daki Nuceyfi ailesi gibi siyasi örgütlerini aile ve bölgesel bağlara dayalı olarak koordine eden güçler var. Hamis el-Hançer gibi etkili finansal sermaye bloğuna dayanan liderler de var. Üçüncü akım ise kendilerini yükselen sivil siyasi nesil olarak gören ve ideolojik kutuplaşmanın ötesine geçmeye daha istekli olan genç Iraklı Sünni nesillerin beklentilerine yanıt veren Muhammed el-Halbusi ve Azm İttifakı lideri Musenna es-Samarrai tarafından temsil ediliyor. Ancak bu, Irak'taki Şii partilerin, özellikle İran'a yakın olanların endişelerini gidermemiştir. Bu partiler, önümüzdeki dönemde hassas güvenlik pozisyonlarını Sünni siyasi gruplara devretme konusunda temkinli davranacaktır” yorumunda bulundu.

Katılımdan ortaklığa

Irak’taki birçok medya kuruluşu son iki hafta içinde, Irak'taki Şii siyasi çevrelerde, Tekaddum Partisi ve en büyük Sünni parlamento bloğunun lideri Muhammed el-Halbusi'nin, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülen Maliki'nin başbakanlık adaylığına karşı çıkacağını açıklamasının ardından ortaya çıkan endişeyi haberleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu durum, Irak'ta Sünni güçlerin artan gücü ve etkisinin bir göstergesi olarak görülüyor.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ve Başbakan Mesrur Barzani'nin yeni Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani ile görüşmeler yapmasının ardından Bağdat'ın, bölgenin sınırları yakınındaki yaygın etnik çatışmaları önlemek amacıyla yeni Şam yönetimi ile SDG arasında ortak bir zemin oluşturma çabaları kapsamında hareket etmesine rağmen, bu süreci durdurmak için bölgeye mali ve hukuki baskı uyguladığı bildirildi.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını reddetse de Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke.

Gözlemcilere göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın bölgesel ve uluslararası düzeyde, özellikle ABD tarafından gösterilen sıcak karşılamanın ve ABD'nin, karşılaştığı birçok engele rağmen Suriye'yi yönetme projesinin başarısında ısrarının, öngörülebilir gelecekte ABD ile İran arasında askeri bir çatışma olasılığıyla birleşmesi, bölgesel güç dengesini tamamen değiştirebilir ve bu da Irak'ın iç siyasi dengesini etkileyebilir. Bu denklem, hükümetin çekirdeğini ve iktidarın özünü oluşturan Şii siyasi partilere dayanıyor ve karşılığında IKBY’ye bölgesel bir pay ve Sünni güçlerin iktidar yapıları ve kurumlarına bir miktar katılım sağlanıyor. Ancak, son zamanlarda kamuoyuna açık bir şekilde, özellikle bölgesel manzarada Irak'ın stratejik vizyonunu etkisiz hale getirmenin ayrıntıları ve mekanizması konusunda, ‘resmi ve kontrollü’ bir katılım mekanizmasından etkili bir ortaklığa geçilmesi talep edildi.

df
Irak güvenlik güçleri, Suriye'den Irak'a nakledilen DEAŞ üyelerini sorgulama için Bağdat'taki Karh Merkez Hapishanesi'ne götürürken, 12 Şubat 2026 (AP)

Mevcut durum, 1980'ler boyunca iki ülke arasında yaşananları akla getiriyor. Her iki ülke de aynı Baas Partisi tarafından yönetiliyordu, ancak Hafız Esed ve Saddam Hüseyin arasındaki şahsi düşmanlıktan ötürü birbirlerine düşmanca davranan siyasi sistemlere sahiptiler. Ancak bu düşmanlık, mezhepsel hassasiyetlere, ideolojik retoriğe ve tamamen farklı bölgesel ve uluslararası siyasi tercihlerine de dayanıyordu. O dönemde ilginç olan ise her iki ülkedeki bazı sivil toplum gruplarının diğer ülkenin siyasi sistemiyle psikolojik ve ideolojik bağlarıydı. Esed rejimi, Irak’taki Kürt ve Şii siyasi güçleri ve Saddam rejimine karşı silahlı mücadelelerini destekledi. Irak rejimi ise Suriye’deki Müslüman Kardeşleri (İhvan-ı Müslimin) destekleyerek onlara para ve silah sağladı. Suriye'deki aşiret çevrelerinde, özellikle Irak sınırına yakın yerleşik olanlarda, geniş bir nüfuza sahipti.

Irak, Suriye'deki yeni siyasi rejimle herhangi bir siyasi gerginlik olmadığını vurgulasa da Suriye'ye karşı net bir siyasi girişimde bulunmayan bölgedeki tek ülke ve iletişimini istihbarat servisi başkanıyla sınırlamaya devam ediyor. Mevcut başbakan adayı Nuri el-Maliki de dahil olmak üzere birçok Iraklı siyasi lider, yeni Suriye rejiminin Irak için oluşturduğu ‘tehlike’ konusunda kamuoyunu uyardı ve hazırlıklı olunması çağrısında bulundu. Irak basını son birkaç gün ve hafta içinde Irak-Suriye sınırından canlı yayınlarla ‘halk içinde seferberlik’ havası yaratarak, binlerce Suriyeli silahlı unsurun iki ülke arasındaki sınırı geçtiğini, dolayısıyla 2014 yılında yaşananların tekrarlanabileceğini ima etti.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.