Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları

Deprem’de Suriye'de 6 bin 392 ve Türkiye'de ikamet eden 4 bin 267 Suriyeli hayatını kaybetti. Deprem ekonomiye 5,85 milyar dolarlık zarar verdi.

Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları
TT

Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları

Rakamlarla Suriye’deki deprem felaketinin yansımaları

Rebii Nasır

Türkiye’nin güneyi ve Suriye’nin kuzeybatısını vuran deprem felaketinin üzerinden yedi ay geçerken felaketin Suriyeliler üzerindeki etkileri daha da netleşti. Depremde binlerce kişi öldü, on binlerce kişi yaralandı. Altyapı, evler ve tesisler ya yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Ancak tüm bunlar yaşanan acıların ve depremin yansımaları nedeniyle Suriyelilerin önümüzdeki yıllarda göreceği zararların yalnızca görünen kısmı. Çünkü onlara hegemonyayı ve sömürüyü pekiştirmek adına insanı, toplumu, iktidarı, ekonomiyi ve çevreyi bozan bir rejimin ve güçlerin doğmasına uygun zemin hazırlayan yıkıcı bir savaşın mirası kaldı. Bu rejim, deprem felaketinden yararlanarak diktatörlük ve parçalanma dinamiklerini, şiddet unsurlarını, hak ve özgürlük ihlallerini daha da artırdı.

Suriye Politika Araştırma Merkezi (SCPR), aylar süren çalışmalar sonunda, ‘Suriye’deki Depremin Etkileri ve Çatışmaların Gölgesinde Yetersiz Kalan Kalkınma Yaklaşımı’ başlıklı, kapsamlı ve belgelere dayalı, tablolar ve grafiklerle desteklenen 60 sayfalık bir rapor yayımladı. Raporda deprem felaketinin sonuçları, doğrudan ve dolaylı etkileri, ülkedeki çatışmaların gölgesinde kayıplara ilişkin tahminler, yerel ve uluslararası aktörlerin felakete verdiği birbiriyle çelişen tepkiler değerlendirildi.

Deprem, savaşın başlamasından önce ötekileştirme politikalarından en çok zarar gören bölge olan Suriye’nin kuzeybatısını vurdu. Bölge aynı zamanda savaş sırasında sivilleri, ekonomik ve sosyal varlıkları hedef almak için ağır ve uluslararası yasaklı silahların kullanıldığı kanlı çatışmalardan da büyük zarar görmüştü. Bölge abluka, yerinden etme, keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme ve cinsel saldırı gibi toplu cezalara maruz kaldı. Bölgesel, etnik ve dini kimliklerin siyasileştirilmesiyle bölge halkı arasına nifak tohumları ekilerek bölünme yaratıldı.

Aynı zamanda yağma ve vergi dayatmaları gibi ihlaller yüzünden bölgenin ekonomisi de telafisi güç hasar aldı. Sonuç olarak Suriye’nin kuzeybatısı, güvenliğin olmadığı, yokluğun, yoksulluğun ve yerinden edilmenin acısını çeken, üç ayrı siyasi rejime bağlı, felaketle dolu bir bölgeye dönüştü. Söz konusu siyasi rejimlerin başında, ihlallerin çoğunun da başlıca sorumlusu olan, toplumu hegemonyası altına almak için şiddet stratejisini benimseyen, Rusya ve İran'ın desteğiyle ayakta kalan Suriye rejimi geliyor.

Deprem felaketi, Suriye içinde 6 bin 392, Türkiye'de ikamet eden yaklaşık 4 bin 267 Suriyelinin hayatını kaybetmesine neden olurken Suriye'de yaşayan Suriyeliler ve komşu ülkelere sığınan Suriyeli mültecilerin acısını ikiye katladı. Deprem en çok Suriye'nin kuzeybatı bölgelerinde etkili olurken, özellikle de İdlib’de ölü sayısı 2 bin 985'e ulaştı. Deprem nedeniyle mart ayının ilk haftasına kadar 170 binden fazla insan bölgeyi terk etti.

Depremde yerinden edilenlerin büyük kısmı, mevcut barınma kamplarına katıldı ve yeni yerlerinden edilen çok sayıda insanı barındıracak yeni kamplar kuruldu. Suriye genelinde depremde tamamen ya da kısmen hasar gören bina sayısı 12 bin 796’ya ulaşırken, bunlardan 2 bin 691'i tamamen yıkıldı. İdlib, aynı zamanda en fazla hasarlı binanın olduğu bölge olurken binaların yaklaşık yüzde 46,6’sı depremde zarar gördü. Onu hemen ardından binalarının yaklaşık yüzde 34’ü depremde zarar gören Halep kırsalı izledi.

Halihazırda bitik haldeki sağlık sektörü, çeşitli bölgelerde yaralılara müdahalede ihtiyacı karşılayamadı. Onlarca sağlık tesisi ya tamamen ya da kısmen yıkıldı. Depremden etkilenen bölgelerde çok sayıda okulun yıkılması, maddi hasar görmesi ya da depremden etkilenen insanlar için barınak haline gelmesi sonucunda eğitim-öğretim süreci de olumsuz etkilendi.

“Rejim, deprem felaketinden yararlanarak diktatörlük ve parçalanma dinamiklerini, şiddet unsurlarını, hak ve özgürlük ihlallerini daha da artırdı.

SCPR’nin raporuna göre depremin ekonomiye verdiği zarar yaklaşık 5,85 milyar doları bulurken etkileri de orta vadede devam ediyor. Bu miktarın içinde yaklaşık 3,62 milyar dolarlık gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) uğradığı zarar ve yaklaşık 2,23 milyar dolarlık kümülatif sermaye kaybı yer alıyor. Bu kayıpların 2022 yılında Suriye'nin GSYİH’sının yaklaşık üçte birine denk geldiği tahmin ediliyor. Ancak ekonomik kayıpların özellikle Suriye'nin kuzeybatısında yoğunlaşması, depremden etkilenen bölgelerle geri kalan bölgeler arasındaki eşitsizliği daha da artırdığı anlamına geliyor. Deprem nedeniyle 2023 yılında genel olarak Suriye’nin GSYİH'sının yüzde 2,2 civarında, özelde ise İdlib’in GSYH’sının yaklaşık yüzde 16, Afrin’in ise yüzde 24 oranında gerileyeceği tahmin ediliyor. Deprem 90 binden fazla iş fırsatının kaybolmasına neden olurken, İdlib'de işsizlik oranlarının yaklaşık yüzde 14 artışla yüzde 59'a yükselmesine neden oldu. Halep'te ise işsizlik oranları yaklaşık 1,9 artarak yüzde 47'ye ulaştı.

def
Cenderes’te çöken bir binanın enkazı üzerinde ağlayan bir Suriyeli, 7 Şubat 2023 (AFP)

Aylık enflasyon oranları ise depremin etkisiyle İdlib’de yüzde 4,2, Halep kırsalında ise yüzde 2,2 arttı. Deprem, hane halkı gelir düzeyinde yeni bir düşüşe neden oldu. Aşırı yoksulluk oranları ise İdlib’de yüzde 10,5, Halep’te yüzde 3,8, Hama’da yüzde 0,4 ve Lazkiye'de yüzde 0,1 arttı. Yoksul hanelerin ortalama harcama oranları gerilerken yoksulluk sınırı oranı daha da büyüdü.

Depremin gölgesinde çatışma

Felaketler, kuraklık ve koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla başlayıp depremle sona ermedi. Mevcut hasarın boyutu siyasi, sosyal ve ekonomik sistemlerin yapısına ve bunların müdahale stratejilerine bağlı olarak arttı. Suriye örneğinde, şiddetin ve ötekileştirmenin kurumsallaşmasına dayalı çatışma mekanizmalarının bir sonucu olarak söz konusu kayıplar daha da ağırlaştı. SCPR ise raporunda, Suriye çatışması, aktörlerin rolleri ve mevcut siyasi ve ekonomik rejimlerin doğası bağlamında deprem felaketiyle ilgili bir değerlendirme sundu.

Raporda, yerel siyasi güçlerin deprem felaketine etkili bir şekilde müdahale edemediği, hatta depremi kendi dar siyasi çıkarları uğruna istismar ettiği vurgulandı. Suriye hükümeti, deprem karşısında ayrımcılık, siyasileştirme, sorumluluktan kaçma ve etkili olamama dışında hiçbir tepki veremedi. Rejim, kontrolü dışındaki bölgelere doğrudan müdahale edilmesi ve bu bölgelere uluslararası yardımların götürülmesi için gerekli mekanizmaların etkinleştirilmesi taleplerini göz ardı etti. Suriye Kurtuluş Hükumeti ve Suriye Geçici Hükümeti de görevlerini yerine getiremeyerek deprem felaketi karşısında açık bir strateji ortaya koyamadı. Çalışmaların koordine edilmesi ve harekete geçme konusunda zayıflık gösterildi. Bu durum tüm yükün sivil toplumun ve uluslararası kuruluşların omuzlarına yüklenmesine neden oldu. Deprem, bölgeler arasındaki bölünmeyi derinleştirmek için istismar edildi.

Depremin neden olduğu ekonomik hasarın Suriye'nin 2022 yılı GSYİH'sının yaklaşık üçte birine tekabül edeceği tahmin edilirken ekonomik kayıplar özellikle Suriye'nin kuzeybatısında daha yoğun gerçekleşti. Dolayısıyla deprem, depremden etkilenen bölgelerle geri kalan bölgeler arasındaki eşitsizliği daha da artırdı.

Uluslararası toplumun deprem karşısında verdiği tepkiye gelince, Birleşmiş Milletler'in (BM) ve bağışçı ülkelerin, Türkiye ile Suriye’nin kuzeybatı bölgeleri ile rejim kontrolündeki iç kesimler arasında açıkça ayrım yaparak yardımda bulunması, ciddi bir hayal kırıklığı yarattı. BM, depremden etkilenen bölgelere doğrudan müdahalede bulunmazken sınır kapılarının kapalı olduğu bahanesiyle ekipman ve kurtarma ekibi göndermedi. BM’nin Suriye’ye gönderdiği ilk yardım konvoyu, depremin üzerinden bir haftayı aşkın bir süre geçtikten sonra ulaştı.

Suriye’nin kuzeybatısındaki bölgeler ile Suriye hükümetinin kontrolü altındaki bölgeler arasında yardım akışı konusunda bariz bir tutarsızlık olduğu görüldü. Böylelikle siyasi parçalanmanın ve dikey bölünmenin en kötü tezahürlerinden biri de ortaya çıkmış oldu. Uluslararası insani yardım kuruluşları, kalkınma alanında herhangi bir müdahalede bulunmadan insani yardıma dayalı, yönetici kurumların geliştirilmesine, toplumsal dayanışmaya ve sürdürülebilir kalkınmaya odaklanan yaklaşımını sürdürmeye devam ediyor.

grb
Geçtiğimiz şubat ayında yerinden edilen vatandaşlar için kurulan geçici çadırlardan birinde kalan Suriyeli bir kız (AFP)

Öte yandan en etkili ve hayati tepkiyi veren sivil toplum oldu. Özellikle Suriye'nin kuzeybatısındaki sivil toplum kuruluşları ve girişimler, ciddi kaynak ve ekipman eksikliğine rağmen gönüllülerin harekete geçirilmesiyle binlerce hayatın kurtarılmasına katkıda bulundu. Sivil toplum kuruluşları, çeşitli güçler tarafından sınırlandırılan, keyfi politikalar ve bürokratik prosedürlerin uygulandığı çok dar bir alanda, siyasi gündemler doğrultusunda ve sıkı güvenlik kontrolleri altında faaliyetlerini sürdürdü. Hem sivil toplum kuruluşları hem de sivil girişimler, zorluklar karşısında toplumsal dayanışma kültürünü yansıtan ve otoriter güçlerin sömürdüğü siyasi, coğrafi ve kültürel kutuplaşmanın ötesine geçen örnek bir tepki verdi. Bu dayanışma ruhu, ülkede savaşın başlamasından bu yana Suriyelilerin yaşadığı toplumsal bölünmenin aşılmasında önemli bir faktör oldu.

Dayanışma ruhu ve alternatif yaklaşım

Depremin yansımaları, depremin yol açtığı zararla başa çıkmak için Suriye’nin toplumsal güçlerinin merkezi bir rol üstleneceği, adil ve kalıcı bir siyasi çözüm için baskı yapmaya dayalı alternatif bir kalkınma yaklaşımı benimsemenin önemini de ortaya koydu. Alternatif yaklaşım, toplumsal güçlerin, savaşın ve depremin izlerini silebilmeleri için siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda ortak eylem oluşturulmasını gerektiriyor. Bu yaklaşım, daha geniş fikir birliği oluşturulması, savaşan taraflara doğrudan ya da dolaylı olarak kalkınma çalışmalarına yönelmeleri için baskı yapma amacıyla toplumsal güçler arasındaki ortak eylem alanının genişletilmesini de gerektiriyor.

BM’nin ve bağışçı ülkelerin, Türkiye ile Suriye’nin kuzeybatısı bölgeleri ve rejimin kontrolündeki Suriye’nin iç kesimleri arasında açıkça ayrım yaparak yardımda bulunması ciddi bir hayal kırıklığı yarattı.

Alternatif yaklaşım, yerel sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmanın bölgeler arası çalışmalardan ayrı tutulmaması, aidiyet meselesine takılmadan paylaşmayı temel alıyor. Böyle bir ortak çalışma, bölünme ve parçalanmayı azaltma konusunda da cesaret verici olacaktır. İnsani yardım, sivil kuruluşların verimlilik ve eşitlik temelinde yeniden inşasına, sosyal ilişkilerin sağlamlaştırılmasına çalışılması halinde sürdürülebilir kalkınma için itici bir güç haline gelebilir.

Bunun için otoriter güçlerin kontrolündeki mevcut insani yardım sisteminin birçok açıdan değiştirilmesi gerekir. Yardıma odaklanarak ve aracı kuruluşlardan, uluslararası insani kuruluşlarından ve insani yardım alanında çalışan özel şirketlerden gelen yardımlarla kalkınma konusunda bir nebze iyileştirme sağlanabilir.

Yaklaşım, aynı zamanda sosyal dayanışmanın güçlendirilmesine, yurtiçi ve yurtdışında Suriye toplumuna saygınlığının geri kazandırılmasına, sivil toplumun hizmet rolünden aktif bir siyasi ve kalkınmacı role geçmeyi öneriyor. Ayrıca, savaşın siyasi ve askeri taraflarının sorumlu tutulmasına, savaşa ve otoriter yönetim çerçevelerinin oluşturulması karşıtı sivil kuruluşların ve girişimlerin rolünün geliştirilmesine yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor. Deprem felaketinin yansımalarının üstesinden gelmekle çatışmaya neden olan unsurların üstesinden gelmek birinden ayrı tutulamaz.



Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
TT

Husiler Sana'daki Şeyh el-Ahmar'ın evini kuşattı

Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)
Sana'da Şeyh el-Ahmar'ın evi Husi kuşatmasında (X)

Husi grubu, birkaç gündür Yemen'deki Haşid aşiretinin en önde gelen şeyhlerinden biri olan aşiret lideri Himyar el-Ahmar’ın, Husi kontrolündeki başkent Sana'nın kuzeyindeki el-Hesebe mahallesindeki evine güvenlik kuşatması uyguluyor. Bu hareket, aşiret ve siyasi çevrelerde geniş çaplı kınamalara yol açtı.

Şarku’l Avsat'a bilgi veren kaynaklar, Husi lideri Yusuf el-Madani'nin birkaç gün önce el-Ahmar’ın evinin etrafına sıkı bir güvenlik kordonu kurulması emrini verdiğini söyledi. Maskeli silahlı kişiler zırhlı araçlar ve askeri kamyonlarla eve giden sokaklara konuşlandırıldı ve giriş çıkışları kısıtlamak için kontrol noktaları kuruldu.

Kaynaklara göre, grubun uyguladığı prosedürler arasında Haşid kabilesi ve diğer kabilelerden şeyhler de dahil olmak üzere ziyaretçilerin kimliklerinin kontrol edilmesi ve bazılarının eve girmesinin engellenmesi, diğer ziyaretçilerin ise bir daha el-Ahmer'i ziyaret etmeyeceklerine dair taahhüt imzalamaya zorlanması yer alıyordu. Bu durum, grubun kontrolü altındaki bölgelerde kabile şeyhlerine karşı dikkat çekici bir tırmanış anlamına geliyor.

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'deki Haşid kabilesinin en önde gelen şeyhlerinden biridir (Facebook)

Sana'a'nın kuzeyindeki el-Ahmar’ın evinin yakınlarında yaşayanlar, Şarku’l Avsat'a verdikleri demeçte, mahallede alışılmadık güvenlik takviyelerinin yaşandığını, bunun günlük hayatı etkilediğini ve özellikle artan halk hoşnutsuzluğu doğrultusunda durumun aşiret çatışmalarına dönüşmesi konusunda ciddi endişeler doğurduğunu söylediler.

Bölge sakinleri ayrıca, "provokatif" olarak nitelendirdikleri bu hamlenin, özellikle kuşatma uzarsa veya hedef alınan kişilerin sayısı artarsa, kabileler arasındaki gerilimleri daha da artıracağından endişe ediyorlar.

Boyun eğdirme mesajları

Şeyh Himyar el-Ahmar, Yemen'in siyasi sahnesindeki en büyük ve en etkili kabilelerden biri olan Haşid kabilesinin en önde gelen sosyal figürlerinden biridir. Gözlemciler, bu statüdeki bir kabile figürünü hedef almanın, acil güvenlik endişelerinin ötesine geçen siyasi bir mesaj olarak görülebileceğini değerlendiriyor.

Amran, Sana ve çevresindeki kırsal kesimden aşiret liderleri, Şarku’l Avsat'a yaptıkları açıklamada, Husilerin aldığı önlemlerden duydukları derin memnuniyetsizliği dile getirerek, aşiret önderlerine yönelik devam eden tacizin yerleşik toplumsal normların ihlali ve kuzeydeki aşiretler arasında gerilimi artırma tehdidi olduğunu belirttiler.

Bu tür önlemlerin devam etmesinin, Yemen toplumunda derinden kök salmış aşiret geleneklerine doğrudan bir provokasyon oluşturduğunu, bu geleneklere göre evleri silahlarla kuşatmanın veya kutsallıklarını ihlal etmenin suç sayıldığını vurguladılar.

 Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)Husiler, kendilerine karşı herhangi bir ayaklanma korkusuyla halk üzerinde sıkı bir güvenlik baskısı uyguluyor (EPA)

Yerel kaynaklar, Husi militanlarının, Haşid aşiretinin önde gelen isimlerinden aşiret şeyhi Cibran Mücahid Ebu Şevarib'i, Sana'nın kuzeyindeki bir kontrol noktasında, el-Ahmar ailesinin evini ziyaretinden dönerken kaçırdığını ve hiçbir açıklama yapmadan bilinmeyen bir yere götürdüklerini bildirdi.

Ziyaretler devam ediyor

Husilerin sıkılaştırdığı güvenlik önlemlerine rağmen, aşiret şeyhleri ​​ve ileri gelenleri, grubun birkaç gündür konut çevresinde uyguladığı kısıtlamaları hiçe sayarak Sana'daki Şeyh Humeyr el-Ahmar’ın evini ziyaret etmeye devam ediyor.

Aşiret kaynaklarına göre önde gelen sosyal figürler, silahlı adamların konuşlandırılması ve bölge çevresinde kontrol noktalarının kurulmasının devam etmesi göz önüne alındığında, "aşiret geleneklerinin ihlali" olarak nitelendirdikleri durumu reddetmek ve dayanışma göstermek için Şeyh el-Ahmar’ın evine ulaşma konusunda istekliydiler.

Kaynaklar, ziyaretlerin gergin bir atmosferde gerçekleştiğini ancak aşiretlerin Şeyh el-Ahmar'a olan sürekli desteğini yansıttığını vurguladı.

Gözlemciler, bu aşiret hareketlerinin taciz politikasını ve evlerin kuşatılmasını reddeden açık mesajlar taşıdığını, Yemen'deki aşiret geleneklerinin evlere özel bir kutsallık tanıdığını ve onları herhangi bir şekilde hedef almayı yasakladığını savundu.

 Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)Bir güvenlik kamerası görüntüsü, Şeyh el-Ahmar’ın evinin önünde daha önce yapılan bir Husi askeri geçit törenini gösteriyor (Facebook)

Bu gelişmeler, Husilerin Sana ve diğer şehirleri ele geçirmesinden bu yana, kabilelerin nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek ve geleneksel liderleri kendi otoritesine tabi kılmak amacıyla, Husiler ile bir dizi kabile şeyhi ve ileri gelenleri arasında yaşanan gergin ilişki bağlamında ortaya çıkmaktadır.

Tekrarlanan provokasyonlar bağlamında, Husi grubu geçen yıl Ağustos ayında Sana'da merhum Şeyh Abdullah bin Hüseyin el-Ahmar’ın evinin ana kapısı önünde "Humeyni sloganı" atarak askeri geçit töreni düzenledi.


Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.