Kerkük'te ‘isyanlar’ ve iç savaş uyarıları

Kerkük'te Kürt partisi genel merkezinin taşınması konusundaki anlaşmazlık nedeniyle huzursuzluk yaşanıyor.

Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)
Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)
TT

Kerkük'te ‘isyanlar’ ve iç savaş uyarıları

Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)
Erbil-Kerkük arasında kapanan anayol 3 Eyül’de yeniden trafiğe açıldı. (AFP)

Shelly Kittleson

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil ile Kerkük arasındaki ana yol, çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği şiddet olayları sonrası bir haftalık kapanmanın ardından, 3 Eylül sabahı yeniden trafiğe açıldı.

Irak'ta federal güçlerin Kürt siyasi partisinin genel merkezine geri verilmesi planı üzerindeki anlaşmazlık, Irak'taki yerel topluluklar arasında, özellikle Bağdat merkezli hükümet ile Erbil merkezli bölgesel hükümet arasında ihtilaflı bölgelerde devam eden güven eksikliğini gösteriyor.

Şiddetin patlak vermesinin ardından Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Kerkük şehrinde sokağa çıkma yasağı uygulanması ve ayaklanmalardan ‘etkilenen bölgelerde geniş çaplı güvenlik operasyonları yürütülmesi’ emrini verdi. Ardından 3 Eylül'de binaların Irak Kürdistan bölgesinin en büyük partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi'ne (KDP) devrinin ertelenmesi kararı alındı ​​ve sokağa çıkma yasağı kaldırıldı.

IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, X (eski adıyla Twitter) sosyal medya platformunda, Kerkük'te demokrasi ve barışçıl birliktelik değerlerine karşı yapılan eylemleri ‘şiddetle’ kınadığını ifade etti. Ayrıca, kurbanlara derin taziyelerini dile getirerek ‘Kürt vatandaşlarının öldürülmesine ve yaralanmasına neden olan şovenist saldırıları’ kınadı.

‘Etnik savaş’ konusunda uyarmış ve öldürülmeden önce sükûnet çağrısında bulunmuştu

Gece yaşanan olaylarda yaşamını yitirenlerden Kürt vatandaşı Hawkar Abdullah, o günün erken saatlerinde yerel televizyon kanalı ‘Kurdistan24’e röportaj vermişti.

Abdullah yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

Kürt liderlerine sesleniyorum; durumun sakinleşmesi için bir çağrı yapılmalı. Böyle giderse etnik çatışma yaşanır. Kerkük'ün bir Kürdistan şehri olduğu tüm dünyaya kanıtlandı. Türkmen ve Araplar karıştırıyor. Kerkük Kürdistan şehridir ve Kürtler huzuru korumaya çalışıyor. Onlar durumu bozmak istiyor.

Daha sonra, Abdullah'ın, vurulmasının ardından kanlar içinde kalan beyaz bir gömleği giydiği fotoğrafları internette yayıldı. Bu fotoğraflar, Abdullah'ın daha önceki yıllarda Kürt peşmerge kıyafetleriyle çekilmiş fotoğraflarıyla birlikte paylaşıldı.

Haberlerde, Abdullah'ın IKBY’nin ikinci en büyük partisi olan Kürdistan Yurtsever Birliği (KYB) ile bağlantılı resmi Peşmerge saflarında bir savaşçı olduğu bildirildi.

Hükümet, Irak genelinde ana işveren konumunda. Geniş kapsamlı bir kamu sektörüne sahip olmasıyla ancak maaş ödemelerinde gecikmesiyle biliniyor. Bölgesel ve federal güçlerdeki pek çok asker genellikle zorunluluktan dolayı birden fazla işte çalışıyor.

Abdullah, röportajda, şiddet olaylarının yaşandığı şehirdeki Rahimawa yakınlarındaki Arafa bölgesinin sakinlerinden olduğunu söylemişti. Arafa bölgesi, petrol zengini şehrin kuzeyinde yer alıyor. Bölge Kuzey Petrol Şirketi tarafından 1940'larda işçileri için inşa edilmişti.

fverb
Kürt silahlı unsurlar, 3 Eylül'de Kerkük'ün eteklerinde KDP lideri Mesut Barzani'nin fotoğrafının yanında poz verdiler. (EPA)

Federal güvenlik güçlerine mensup bir kişi geçtiğimiz cumartesi gecesi Al-Majalla’ya, gençlerin araçları tahrip ettiği bir video gönderdi ve Abdullah'ın öldürülmeden önce aralarında olduğunu iddia etti. Majalla, videoda kurbanlar arasında olabilecek herhangi bir kimse tespit edemedi. Güvenlik görevlisi, kimliğinin açıklanmaması kaydıyla geçtiğimiz pazar sabahı, gece boyunca 12 kişinin yaralandığını söyledi. Majalla’nın elde ettiği bilgilere göre, başka bir kaynak, gece boyunca çıkan silahlı çatışmalar ve diğer şiddet olaylarında yaralandığı iddia edilen 16 kişinin adını bildirdi Bu olaylar sırasında arabalara ateş açıldı, mülkler tahrip edildi ve şehirde gerginlik arttı.

Kerkük şehrinde sokağa çıkma yasağı uygulanması ve ayaklanmalardan ‘etkilenen bölgelerde geniş çaplı güvenlik operasyonları yürütülmesi’ emrini verdi.

En genç yaralı 16 yaşındayken, en yaşlısının yaşı 55’ti. Hastane kayıtlarında yer alan ve Majalla’ya gönderilen isimler, en az üç erkeğin öldürüldüğünü gösteriyor. İkisi ‘Peşmerge’ olarak kayıtlıyken, bir diğeri ise 20'li yaşlarındaydı. Kurdistan24 televizyon kanalı, yerel polis kaynaklarından birinin dört kişinin öldüğünü söylediğini aktardı. Daha sonra, dördüncü bir kişinin de aldığı yaralardan dolayı pazar sabahı öldüğünü duyurdu.

Medyada yakınlarının şu ifadelerine yer verildi: "Halk Seferberlik Güçleri onu sırf Kürdistan bayrağı taşıdığı için vurdu."

‘Kürdistan'ın Kudüs'ünde protesto

Göstericiler, geçtiğimiz pazar günü Erbil'i petrol zengini Kerkük'e bağlayan ana yolu kapatmış ve Kerkük'teki Müşterek Harekat Komutanlığı binalarının yakınına çadırlar kurmuştu.

Başbakan daha önce KDP tarafından kullanılan ve birkaç yıl önce birçok farklı federal gücün yer aldığı Müşterek Harekât Komutanlığı tarafından kullanılan binaları iade etme kararını iptal edene kadar yerlerinde kalacaklarına söz vermişlerdi.

Merkezi Erbil'de bulunan KDP, IKBY'nin en büyük siyasi partisi kabul ediliyor.

Bağdat'taki merkezi hükümet ve Erbil'deki bölgesel hükümet, Kürt Peşmerge güçlerinin kontrolü ele geçirdiği ve şehri DEAŞ saldırısına karşı koruduğu 2014 yılına kadar şehri ortaklaşa yönetiyordu. KDP, 2017'nin sonlarına kadar binayı kullandı. O yıl, Irak Kürdistan Bölgesi'nin bağımsızlığı için yapılan referandumdan sonra, merkezi hükümet tarafından şiddetle karşı çıkan federal kuvvetler ve İran destekli Şii milisler şehri ele geçirdi. KDP, daha sonra vilayetteki tüm operasyonlarını durdurdu.

Şarku’l Avsat’ın Al-Majalla’dan aktardığına göre Kerkük şehri, uzun bir süredir gerginliğin odak noktası durumunda. Irak'ın petrole bağımlı olması farklı etnik ve dini toplulukları arasında iş birliğine ihtiyacı olması nedeniyle ülkenin istikrarı büyük ölçüde bu şehre bağlı. Sudani liderliğindeki mevcut hükümetin kurulmasıyla imzalanan anlaşmanın, KDP’nin Kerkük'e geri dönmesini öngören bir madde içerdiği söyleniyor.

sdfe
Sokağa çıkma yasağının 3 Eylül'de kaldırılmasının ardından Irak güvenlik güçleri Kerkük'te konuşlandı. (AFP)

IKBY hariç tüm bölgelerinde 18 Aralık'ta yapılması planlanan il seçimleri öncesinde genel merkezin 28 Ağustos'ta Kürt siyasi partisine devredilmesi planlanıyordu.

Son yerel seçimler, DEAŞ'ın ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmeden ve Irak'ın 2014-2017 yılları arasında terör örgütüne karşı savaş başlatmadan önce 2013 yılında yapılmıştı.

DEAŞ'ın topraklarını ele geçirmesi nedeniyle milyonlarca insan yerinden edildi. Irak'ta DEAŞ'ın resmi olarak yenilgiye uğratılmasının üzerinden yaklaşık altı yıl geçmesine rağmen, hala bir milyondan fazla Iraklı göçmen olarak yaşıyor.

Kürtler, petrol bakımından zengin ve çok etnikli şehir üzerinde tam kontrole veya en azından çoğunluk kontrolüne sahip olmaları gerektiğine güçlü bir şekilde inanıyorlar. Birçok kişi, 1970'lerde eyalette başlatılan Araplaştırma programında değişiklikler yapılması gerektiğine ve bunun yanı sıra Irak'ın 2005 anayasasının bir parçası olarak bu yönde bir planın hiçbir zaman uygulanmadığına işaret ediyor.

Kürt lider ve eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani bir zamanlar Kerkük'ü ‘Kürdistan'ın Kudüs'ü’ olarak tanımlamıştı.

Kerkük şehri, uzun bir süredir gerginliğin odak noktası durumunda. Irak'ın petrole bağımlı olması farklı etnik ve dini toplulukları arasında iş birliğine ihtiyacı olması nedeniyle ülkenin istikrarı büyük ölçüde bu şehre bağlı.

2016 yılında, Eylül 2019’dan bu yana Irak Kürdistan Bölgesi Başkan Yardımcısı olarak görev yapan Şeyh Cafer Şeyh Mustafa ile görüşmüştüm. Bu görüşme, DEAŞ'a karşı süren savaş sırasında Kerkük bölgesinde yapılmıştı. Şeyh Mustafa bana o zamanlar "Tüm Kürtler, çocukluklarından beri Hamrin Dağları'nın Kürdistan'ın sınırları olduğunu düşünür" demişti.

Hamrin Sıradağları, İran sınırındaki Diyala Valiliği'nden Kerkük bölgesinin güney kısmından geçen Selahaddin Valiliği'ne kadar uzanıyor. O dönemde Şeyh Cafer, Haşdi Şabi arasında disiplin ve birleşik liderlik eksikliğinin yanı sıra merkezi hükümetle olan zayıf koordinasyondan yakınıyordu.

Teslime kim karşı çıktı?

Majalla'nın iletişime geçtiği yerel kaynaklar, geçtiğimiz hafta yolun kapatılmasına katılanların çoğunun Şii liderliğindeki bir siyasi parti ve İran'la bağlantılı silahlı grup olan Asaib Ehlu'l-Hak’ın üyeleri veya destekçileri olduğunu iddia etti.

Bilgiler, Asaib Ehlu'l-Hak’ın 2016'dan beri Irak'ın Şii milis güçlerinden oluşan Haşdi Şabi'nin içinde tugaylar bulundurduğunu gösteriyor. Haşdi Şabi, 2014'te DEAŞ'a karşı savaşmak için kuruldu, ancak on yıl önce de vardı ve Esas olarak 2003 işgalinden sonra Irak'ta ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçleriyle savaşıyordu. Asaib Ehlu'l-Hak’ın İran'dan finansman ve destek aldığı biliniyor.

nhhn
Kerkük'te 3 Eylül'de yaşanan olaylarda öldürülen Hüseyin Sabir'in yakınları. (EPA)

Kerkük'teki Kürt sakinler, teslim işlemine karşı çıkan ve yolu kapatan kişilerin bölgeden olmadığını iddia ediyor. Bu durum, zaten krizden muzdarip bir ekonomide yerel halk için çok fazla sorun yarattı.

IKBY Başbakanı Mesrur Barzani, Kerkük'teki ‘zulüm gören Kürtlere’ sağduyulu olma şiddetten kaçınma, Kerkük'ün yerli Arap ve Türkmen vatandaşlarına ise yabancıların şehrin istikrarını bozmasına veya Kerkük'ün çeşitli halkları arasındaki barış ve uyumu bozmasına izin vermeme çağrısında bulundu.

Sosyal medyada, Kürt göstericilerin (genellikle ‘provokatör’ olarak tanımlanan) bir adamın pasaportunu sergilediği bir video yayıldı. Adam, Irak'ın Şii nüfusun çoğunlukta olduğu Maysan vilayetinde dünyaya gelmiş ve ülkenin en güneydoğusunda, İran sınırına yakın bir yerde bulunuyor. Videoda, adamın memleketini terk ettiğini ve yolu kapatan Asaib Ehlu'l-Hak grubuna dahil olduğu iddia ediliyor.

Son yerel seçimler, DEAŞ'ın ülkenin büyük bir bölümünü ele geçirmeden ve Irak'ın 2014-2017 yılları arasında terör örgütüne karşı savaş başlatmadan önce 2013 yılında yapılmıştı.

Kerkük bölgesindeki birçok Arap ve Türkmen yerel yetkili, teslim işlemini şiddetle eleştirdi. 26 Ağustos'ta, Kerkük Arap Koalisyonu, 2017'deki kanun uygulama operasyonunun, Kerkük vilayetindeki güvenlik durumunu iyileştirmede etkili bir rol oynadığını ve bunun hayatın her alanında olumlu bir yansıması olduğunu ve vilayetteki barışçıl birlikte yaşamanın güçlendirilmesine yol açtığını iddia eden bir açıklama yayınladı.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi:

Kerkük vilayetindeki Müşterek Operasyonlar Komutanlığı Karargahı, kanun uygulama operasyonunun bir simgesidir ve bu karargahın, parti yetkililerinin binanın mülkiyetini kanıtlamadan boşaltılması, olumsuz bir mesaj göndermektedir.

Açıklamada bunun yanı sıra söz konusu adımın ‘güvenlik durumunu baltalayacağına’ dair endişeler uyandıracağı iddia edildi. “Bina devletin mülkiyetindedir ve Müşterek komutanlığın kullanımı için yerel hükümet tarafından restore edilmiştir" denildi.

Kerkük bölgesindeki Arap toplumu üyeleri de Kürt güçlerinin kendilerine ayrımcılık yaptığını iddia ederken, Kürt vatandaşlar da bazı Sünni Arapların DEAŞ'ı desteklediğini ve tüm topluma güvenmediklerini iddia ediyor.

Kerkük doğumlu ve 2010'dan beri Irak Parlamentosu üyesi olan Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşad Salihi, geçtiğimiz cumartesi akşamı yaptığı açıklamada, "Gösteriler barışçıl bir şekilde devam ederken, PKK ve İran'dan gelen teröristler Kerkük'ü kaosa sürükledi" ifadelerini kullandı.

Salihi, ayrıca "Müşterek Harekat Komutanlığı karargâhının statüsünün yerel seçim sonrasına bırakılmasını, böylece adli işlemlerin orada kararlaştırılmasını teklif ediyorum” dedi. Şiddetin artmasını önlemek için, yetkililer görünüşe göre Müşterek Operasyonlar Komutanlığı'nın şu an için binalarda kalmasına izin verdi. Ancak, bu kararın ne kadar süreceği veya başbakanın kararının aralık ayındaki oylamadan önce uygulanmasının daha fazla kargaşaya yol açıp açmayacağı henüz belli değil.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.