Lübnan Suriye’den yeni göç dalgasıyla yüzleşmeye çalışıyor

Her gün onlarca kişi sınırı geçiyor. Şarku’l Avsat, bu süreci takip ederek, Suriyelilerle konuşuyor

Geçen yıl Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Bar Elias’ta yerinden edilmiş Suriyeliler için kurulan kampta oynayan çocuklar (AP)
Geçen yıl Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Bar Elias’ta yerinden edilmiş Suriyeliler için kurulan kampta oynayan çocuklar (AP)
TT

Lübnan Suriye’den yeni göç dalgasıyla yüzleşmeye çalışıyor

Geçen yıl Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Bar Elias’ta yerinden edilmiş Suriyeliler için kurulan kampta oynayan çocuklar (AP)
Geçen yıl Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Bar Elias’ta yerinden edilmiş Suriyeliler için kurulan kampta oynayan çocuklar (AP)

Suriyeli Fadi Ş. (24), marketten ihtiyacı olan şeyleri almak için cebinde sadece bir dolarla Lübnan’ın doğusundaki Baalbek’e geldi. Humus’tan Lübnan’ın Bekaa bölgesine doğru olan yerinden edilme yolculuğu Fadi’nin tüm gücünü tüketti. Amcasının onu Lübnan’a götürmesi için bir kaçakçıya vermek üzere gönderdiği 100 doları bitirdi. Geçen cuma günü Şarku’l Avsat’a söylediğine göre yarın sabahtan itibaren de iş bulana kadar markette en ucuz şekilde ne yiyeceğini araştırıyor.

fdr
Lübnan ve Suriye arasındaki yasadışı sınır hattı (Şarku’l Avsat)

Fadi, ülkelerindeki ekonomik koşullardan kaçmak için yeni yerinden edilme dalgalarının bir parçası olarak her gün Lübnan topraklarına geçen onlarca Suriyeliden biri. Onları yasadışı yollardan gizlice Lübnan topraklarına taşıyan kaçakçılarla iş birliği yapıyorlar. Bu durum, son haftalarda daha da kötüleşen bu olguyu önlemek için Lübnan’ın iç kesimlerinde siyasi ve güvenlik alarmı verilmesini gerektiren bir mesele.

13 saatlik yolculuk

Fadi, 13 saat süren zorlu bir yolculuğun ardından Baalbek’e ulaştı. Gece yarısından sonra bir araçla Humus’tan yola çıktığını, ardından başka bir araçla Humus kırsalındaki Şinşar’a, oradan da yasadışı geçitler ve engebeli yollardan yürüyerek geçişin gerçekleştiği Basateen’e doğru yola çıktığını söylüyor. Ancak kaçakçılar Suriye ve Lübnan güvenliğinin gözünden saklanan noktaları bildikleri için bu noktaları kolayca atlattı.

st
Kamplar, kaçakçılık yoluyla Lübnan’a yeni gelenlerin sığınağı haline geldi (Şarku’l Avsat)

Göçmenler, Lübnan’ın derinliklerine ulaşmak için bazen tarlalar ve meyve bahçeleri arasında saatlerce yürüyorlar. Fadi, çoğu iş arayan genç erkeklerden oluşan 17 Suriyeliden oluşan bir grupla birlikte, Lübnan’ın en kuzeydoğusundaki Hermel’in kuzeyindeki yasadışı bir geçişten girdi. Lübnan yataklarına girdiklerinde ise dağıldılar. Bir kısmı akrabalarının yanında kaldıkları Bekaa Vadisi’ndeki Suriyeli mülteci kamplarına sığınırken, bir kısmı da Baalbek köylerinde akrabalarının yaşadığı evlere sığındı.

Ekonomik kriz

Fadi’nin yerinden edilmesinin ardındaki tek sebep ekonomik durum. Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Ekonomik durumun cehenneminden kaçtım. Suriye’de, artık dayanılmaz hale gelen yüksek fiyat canavarı ve Suriye lirasının ciddi değer kaybı nedeniyle artık yaşamamız mümkün değil” ifadelerini kullandı. Fadi Ş. “Bir doların 14 bin Suriye lirasına çıkmasıyla Suriye’de hayat çok zorlaşırken, Suriye’de tarım ve inşaatta çalışan bir işçinin ücreti günlük 3 doları (40 bin Suriye lirası) geçmiyor. Gıda fiyatları yükselirken, bir kilogram domates, üzüm ve patatesin fiyatı 3 bin liranın üzerine, bir galon yağın fiyatı 110 bin liraya (8 dolar), bir kilogram şekerin fiyatı ise 13 bin liraya (yaklaşık bir dolar) ulaştı” dedi.

Fadi, bu koşulların kendisini Humus’taki işinden ayrılmaya ittiğini söylüyor. Kaçış masraflarını karşılayamayacağını belirten Fadi Ş., ekonomik durumunu iyileştirmek ve Lübnan’da çalışabilmek için Suriye dışında yaşayan amcasından yardım istedi ve amcası kendisine Lübnanlı ve Suriyelilerden oluşan bir kaçakçılık grubuna ödemesi için 100 dolar gönderdi. Nitekim aradığını Lübnan’da bulduğunu, buraya geldikten sonraki gün iş bulduğunu, çarşamba günü inşaatta sıva işinde çalışmaya başladığını ve kendisine günde 8 dolar maaş verildiğini belirtti.

scdefr
Lübnan - Suriye sınırında bulunan bir askerin Lübnan ordusunun internet sitesinden alınan fotoğrafı

Lübnanlı güvenlik kaynakları, Fadi’nin verdiği sayıları doğrularken, sınırdan kaçan tutuklularla yapılan soruşturmalarda rakamların daha yüksek olduğunu belirtiyor. Bekaa’da Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik kaynağı, kaçakçılık çetelerinin kişi başına talep ettiği meblağın, ister bir kafilede olsun ya da kaçakçının araçlarında olsun 100 ile 600 dolar arasında ve seyahat kurallarına göre değiştiğini dile getirdi.

dcferg
2020’de Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Zahle şehri yakınında yerinden edilmiş Suriyeliler için kurulmuş bir kamp (EPA)

Güvenlik kaynağı, Lübnan’a gizlice girenlerden bazılarının ‘Lübnan topraklarını deniz ve havaalanı yoluyla Avrupa ülkeleri, Türkiye, Mısır veya Yunanistan’a geçiş koridoru olarak kullandıklarını söylerken, işlerinin ise onları yurtdışına göndermeden önce Lübnan’da kendilerine barınma sağlamaya çalışan çeteler tarafından üstlenildiğini vurguladı. Kaynak, Suriyelilerden bazılarının ise güvenlik hizmetlerinin eline geçtiğine dikkat çekti.

İkinci göç dalgası

Ancak ekonomik durum, Lübnan’a göçün ana nedeni olmaya devam ediyor. Samiye (32), geçen salı günü 2 yaşındaki oğlu Muhammed ile birlikte yasadışı kaçakçılık yoluyla Baalbek yakınlarındaki bir kampa geldiklerini söylüyor. Daha önce Suriye’deki ekonomik durumun Lübnan’dan daha iyi olduğu inancıyla ailesiyle birlikte yaşamak için Suriye’ye dönmüştü. Ancak Suriye’de kötüleşen ekonomik durumdan kaçmak için tekrar Lübnan’a yöneldi ve Bekaa Vadisi’ne doğru yola çıktı. Kamyon şoförü olarak çalışan ve Lübnan’dan Suriye’ye para gönderen kocasıyla yeniden birlikte yaşayacağını söylüyor.

dfrg
Lübnan ve Suriye arasındaki su kaçakçılığı geçidi (Şarku’l Avsat)

Bugün Suriye’ye göç ettiği çadırda yaşayan Samiye, 2 ay sonra aynı kaçakçılık yolu ve aynı kaçakçılarla buraya geri döndü. Samiye, “Ailemle birlikte yaşamak üzere iki ay önce kaçakçılar aracılığıyla Suriye’ye gittiğimde durum bugünden daha iyiydi. Ama şimdi durum daha da kötüleşti. Hayat dayanılmaz bir cehenneme dönmüştü ve bu beni tekrar Lübnan’a dönmeye sevk etti” dedi.

Samiye, yerine yolculuğun bedelinin 200 dolar olduğunu, kaçakçıların bu ücreti hem gidiş hem de dönüş için ücretlendirdiğini belirtti.

Güvenlik hareketi

Lübnanlı yetkililer yasadışı geçiş girişimlerini engellemek için harekete geçti. Lübnan Ordu Komutanlığı, yaptığı açıklamada “Kara sınırından insan kaçakçılığı ve yasa dışı sızmayla mücadele kapsamında ordu birliklerimiz, geçtiğimiz hafta farklı tarihlerde yaklaşık bin 100 Suriyelinin Lübnan- Suriye sınırına sızma girişimini engelledi” dedi.

Kaçakçılık hatları, güneyde batı Bekaa’daki es-Suveyri’den başlayarak Lübnan’ın en kuzeydoğusuna ve kuzeyde tüm sınır bölgesine kadar geniş bir alana uzanıyor. Burası, davetsiz misafirleri gizleyen bitki örtüsü göz önüne alındığında kaçakçılığın kolayca gerçekleştiği bir yer.

dcfrg
Lübnan’daki Bekaa Vadisi’ndeki Bar Elias'ta yerinden edilmiş Suriyeliler için kurulan bir kamp (AP)

Bir güvenlik kaynağı, Lübnan’ın doğusunda Şarku’l Avsat’a “Lübnan ordusu, Kara Sınır Alayı aracılığıyla ve istihbarat devriyelerinin yardımıyla yasal ve yasadışı geçişleri kontrol edebildi ve yeni yerlerinden edilmiş insan dalgalarının girişini önlemek için Bekaa’nın kuzeyinde uluslararası yollara paralel bariyerler kurdu. Geçtiğimiz haftadan sonra bir güvenlik kaosuna tanık olduk” diyerek, Lübnan’a kaçanların istisnasız tüm Suriye bölgelerinden olduğuna dikkati çekti. Kaynak ayrıca, ordunun yakaladığı kişilerin tekrar sınırdan sınır dışı edildiğini söyledi.

Siyasi baskı

Yeni yerinden edilme dalgasına son verilmesi yönünde iç siyasi baskılar artıyor. Öyle ki Lübnan Kuvvetleri, hükümete ‘mevcut mülteci krizine çözüm üretmesi ve durumun krizi daha da kötüleştirmemesi’ amacıyla Suriye’den, özellikle de kuzey ve doğudan herhangi bir sızıntının Lübnan’a girmesini önlemek için gerekli ve acil tüm önlemleri hassasiyetle alması çağrısında bulundu.

Lübnan Kuvvetleri medya departmanı tarafından yayınlanan bir açıklamada, “Bir hatırlatma olarak, Lübnan’daki Suriyeli mülteci krizinin başlangıcını sona erdirecek herhangi bir pratik adım görmedik. Gerekli olan, Suriye’den Lübnan’a sızmanın önlenmesine paralel olarak mültecilerin Lübnan’dan Suriye’ye bir an önce geri dönmesidir” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Milletvekili Sami Cemayel, Lübnanlıların 12 yıl önce Suriyelilere bir sığınak sağlamak için birçok fedakarlık yaptığını söylerken, bugün bu krizin sona ermesi, ülkelerine geri dönmeleri veya Lübnan’ın artık tek başına taşıyamayacağı bu yükü Lübnan’la paylaşan diğer ülkelere yeniden dağıtılmaları çağrısında bulundu.

Güçlü Cumhuriyet bloğunun bir üyesi olan Milletvekili Razi el-Hac ise “Suriyeli kaçakçılar, insan ve eşya kaçakçılığı operasyonlarını gerçekleştirmek için kandırmaya ve yeni yöntemler kullanmaya devam ediyor. Lübnan devletine her zaman çağrıda bulunduk ve bugün, her zamankinden daha fazla yasal ve yasadışı kara sınırlarının kontrol altına alınmasını talep ediyoruz” şeklinde konuştu.

“Artık bu tedbirleri hayata geçirmenin ve bu alanda ciddi adımlar atmanın zamanı gelmiştir. Kaçakçılık operasyonları, devletin görevini yerine getirirken dağıldığının en belirgin işaretlerinden biridir” diyen Hac, “Bu konunun sorumsuzca ele alınması daha ne kadar devam edecek? Lübnan’ın bu Suriyeli akınına artık tahammülü kalmadı ve bizim yıllardır burada çürüyen yüzbinlerce insanın geri dönüşüne şiddetle ihtiyacımız var” dedi.

Suriye: Ekonomiye benzemeyen bir ekonomi ve hayata benzemeyen bir hayat

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, askeri operasyonların durdurulduğu bölgelere Suriyeli mültecilerin dönüşünde karşılaşılan zorluklara ilişkin bir soruya “Bir mülteci suyu, elektriği, çocuklarına okul ve tedavi için sağlık hizmeti olmadan nasıl geri dönebilir?” sorusuyla yanıt verdi. Esed, ekonomik ve yaşam koşullarını, Suriye bölgesinin en büyük bölümünü oluşturan, Rusya ve İran müttefiklerinin desteğiyle hükümetinin yeniden kontrol altına aldığı bölgelere indirgedi. Her ne kadar bu bölgelerde savaş durmuş olsa da orada hayat hala zor, hatta durum savaş zamanlarına göre çok daha zor.

vtju
Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed (EPA)

Suriye hükümeti, ülkedeki ekonomik çöküşten ve yeniden inşanın engellenmesinden ABD’yi ve Batılı ülkeleri sorumlu tutuyor. Bu ülkeler, Suriye hükümetine ve onunla ilgilenenlere yönelik boğucu ekonomik yaptırımlar uyguluyor.

Geçen Mart ayında Dünya Bankası, Suriye’nin gayri safi hasılasındaki daralmanın 2,3 puan artarak 2023’te yüzde 5,5’e ulaşmasını bekliyordu. Yeniden yapılanma çalışmalarındaki yavaşlama devam ederse, bu durum ekonomik büyümenin daha da daralmasına yol açacak.

Öte yandan enflasyonun, ekonomik çöküşün ve yerel para biriminin değerinin Şam hükümeti açısından benzeri görülmemiş seviyelere (1 dolar 14 bin lira) kadar bozulmasının ve kriz yönetiminde ekonomi politikalarının bocalamasının sorumluluğunun büyük bir kısmı yerel iktisatçılara aittir. Bu ekonomi, devletin kaynaklarını kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde yönlendirdiğinde tarımı, sanayiyi ve geleneksel ticareti ortadan kaldırmayı başardı.

Şamlı bir ekonomist, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada “Geçtiğimiz Ağustos ayında açıklanan yüzde 100’lük artıştan sonra çalışan maaşı 25 doları geçmiyor. Bu miktar, elektrik, su ve akaryakıt fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan yüksek fiyatlar dikkate alındığında küçük bir ailenin bir günlük masrafını dahi karşılamıyor. Peki devlet çalışanları, ayın geri kalan masraflarını nereden karşılıyor? Bu noktada başka kaynaklar da var. Bunların başında ise rüşvet, ikinci bir iş veya yasa dışı kazanç geliyor” ifadelerini kullandı. “Bu, piramidin tabanında gerçekleşir. Yolsuzluğun yukarıya doğru sızmayı artırdığını, tekel, büyük anlaşmalar yapmak ve kaçakçılık ve şaibeli ticaret operasyonlarına dolaylı sponsorluk ile temsil edildiğini söylersek abartmış olmayız” diyen ekonomist, “Bütün eklemleri çürümüş ve ekonomi çökmüş olmasına rağmen devleti ayakta tutan, yolsuzluk ve yasadışı kazançtır” şeklinde konuştu. Ekonomiste göre bu durum da küçük bir varlıklı sınıf ile işlerini dış yardım ve işçi dövizleri yoluyla yöneten orta sınıfın küçük bir kalıntısı arasındaki uçurumu artırıyor. Ezici bir çoğunluk ise göç etmeyi ve kendilerini kabul eden herhangi bir ülkeye sığınmayı hayal ediyor.

dsf
Suriye’nin güneyindeki Süveyda şehrinde gerçekleşen halk protestolarından bir görüntü (EPA)

Dünya Gıda Programı verilerine göre Suriye, dünyada gıda güvensizliğinin en fazla yaşandığı altı ülkeden biri. Suriye’de yaklaşık 12,1 milyon insan, yani nüfusun yarısından fazlası gıda güvensizliği yaşıyor. Suriye’de ortalama aylık ücret, şu anda ailenin gıda ihtiyacının yalnızca dörtte birini karşılıyor. Dünya Gıda Programı’ndan elde edilen veriler aynı zamanda yetersiz beslenmenin arttığını, çocuklarda bodurluk oranlarının ve anneler arasında yetersiz beslenmenin benzeri görülmemiş seviyelere ulaştığını gösteriyor. Açlık insanları tehdit ederken, ufukta ise Suriye hükümetinin enflasyonla mücadele ve yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik net bir planı yok, aksine tam tersi yaşanıyor. Enerji, su, gıda ve ilaç gibi en temel yaşam ihtiyaçlarından yoksun olan Suriyelilerin dramı derinleşirken, bu da Suriye’nin güneyindeki Süveyda vilayetinde günlerdir yoğunlaşan halk protestolarının patlak vermesinin nedenlerinden birine dönüştü.



Trump-Zeydi görüşmesi üzerinde İran’ın etkisi hissediliyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)
TT

Trump-Zeydi görüşmesi üzerinde İran’ın etkisi hissediliyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde (Hükümet Basın Ofisi)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, göreve gelmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyareti kapsamında Washington’a giderken, çantasındaki gündem görünürde ekonomi olsa da, ABD, Bağdat ile Washington arasındaki en hassas müzakere süreçlerinden birine sahne olmaya hazırlanıyor.

Zeydi’nin bugün ABD Başkanı Donald Trump ile yapması beklenen görüşme, yalnızca ABD ile İran arasında artan gerilim ve Hürmüz Boğazı’nın olası bir şekilde kapanmasının doğurabileceği sonuçlara ilişkin kaygıların gölgesinde gerçekleşmeyecek. Görüşme aynı zamanda Trump yönetiminin, İran’ın nüfuzunu azaltarak Irak’ın Ortadoğu’daki rolünü yeniden şekillendirme ve Bağdat’ı bir çatışma sahasından ABD’nin başlıca ekonomi ve güvenlik ortaklarından biri haline getirme hedefiyle de yakından bağlantılı.

Zeydi’nin ziyaret öncesinde yaptığı açıklamalar ise Washington ile ilişkilerin niteliğini yeniden tanımlama çabasını açık biçimde ortaya koyuyor. Zeydi, terörle mücadele ve ABD’nin Irak’taki askerî varlığının belirlediği ilişki modelinin yerine, yatırımlar, kalkınma ve teknoloji odaklı yeni bir dönemin kapısını aralamayı hedefliyor.

Zeydi, Washington Post’ta yayımlanan makalesinde amacının ‘kriz yönetiminden fırsat üretimine geçiş yapmak’ olduğunu belirterek, Irak’ın ABD siyaseti açısından yalnızca bir güvenlik dosyası değil, ekonomik bir ortak olmak istediğini vurguladı.

Zeydi, temaslarına dün akşam ABD’nin Irak ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile Irak heyetinin konakladığı yerde gerçekleştirdiği basına kapalı görüşmeyle başladı. Görüşmenin, Trump yönetimiyle yapılacak temasların gündemini belirlemeye yönelik hazırlık niteliği taşıdığı değerlendirilirken, devletin silah tekelinin sağlanması, hükümet denetimi dışında faaliyet gösteren silahlı grupların varlığının sona erdirilmesi, İran’ın nüfuzunun sınırlandırılması ve uluslararası koalisyonun görevinin 30 Eylül’de sona ermesinin ardından ABD askerî varlığının geleceği ele alınan başlıca konular arasında yer aldı.

Daha sonra ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in, Pentagon’daki üst düzey temasları öncesinde Irak Başbakanı onuruna resmî bir karşılama töreni düzenlemesi planlanıyor. Ardından Zeydi’nin Senato ve Temsilciler Meclisi üyeleriyle de bir araya gelmesi bekleniyor.

Zeydi yarın Dünya Bankası Başkanı ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) Başkanı ile görüşecek. Program kapsamında ayrıca Michigan, Teksas ve Kaliforniya eyaletlerinden Iraklı topluluk temsilcileri, özel sektör temsilcileri ve yurt dışında eğitim gören Iraklı öğrencilerle buluşacak. Zeydi, perşembe günü ise Teksas eyaletinin Houston kentine geçerek Halliburton, Chevron ve ExxonMobil şirketlerini ziyaret edecek, ayrıca ABD Ticaret Odası Başkanı ile görüşecek.

Zeydi’nin programında, Irak’ta faaliyet gösteren enerji şirketleri ile ülkede yatırım yapmayı planlayan şirketlerin temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek bir yuvarlak masa toplantısı da yer alıyor.

Irak Başbakanı, cuma günü yeniden Washington’a dönerek ABD Ticaret Odası’nın düzenlediği üst düzey iş zirvesine katılacak. Zirvede Irak ile ABD arasındaki ekonomik ortaklığın geleceği, finansal teknolojiler, bankacılık ve dijital dönüşüm alanlarındaki iş birliği ile iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin genişletilmesi imkânları ele alınacak.

Bağdat’ın öncelikleri

Zeydi, hükümetini ekonomik reform odaklı bir yönetim olarak tanıtmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, petrol, ticaret ve dışişleri bakanlarının yanı sıra Merkez Bankası Başkanı, Ulusal Güvenlik Danışmanı ve iş insanlarının da yer aldığı 27 bakan ve üst düzey yetkiliden oluşan Irak heyetinin yapısına da yansıdı.

Irak Hükümet Sözcüsü Haydar Abudi gazetecilere yaptığı açıklamada, petrol dosyasının görüşmelerin önemli başlıklarından biri olacağını belirterek, Hürmüz Boğazı’nın olası bir şekilde kapanmasının yol açabileceği olumsuzluklara karşı Irak petrolünün ihracatı için yeni güzergâhların değerlendirileceğini söyledi.

dfrgthy
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 13 Temmuz 2026 tarihinde Washington’daki konaklama yerinde ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ı ağırladı. (Hükümet Basın Ofisi)

Irak’ın günlük 3,4 milyon varillik petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyor.

Zeydi daha önce yaptığı açıklamada, Irak’ın önümüzdeki üç yıl içinde günlük petrol üretimini 7 milyon varile çıkarmayı hedeflediğini ifade etmişti.

Iraklı yetkililer, heyetin Washington’a taşıdığı temel mesajın, ABD’li yatırımcılara Irak’ın enerji, dijital ekonomi, yapay zekâ ve altyapı alanlarında uzun vadeli ortaklıklar kurmak istediğini göstermek olduğunu belirtiyor. Ancak Washington, bu ekonomik gündeme farklı bir perspektiften yaklaşıyor. ABD yönetimine göre Amerikan yatırımlarının başarılı olabilmesi için öncelikle şirketlerin Irak’a yönelmesini sağlayacak istikrarlı bir güvenlik ortamının oluşturulması gerekiyor. Bu durum ise silahlı gruplar dosyasını yeniden görüşmelerin en önemli başlıklarından biri haline getiriyor.

Trump’ın istedikleri

Ziyaret programı resmî olarak ekonomi ve yatırımlara odaklansa da güvenlik başlıklarının Beyaz Saray’daki görüşmelerin en önemli gündem maddeleri arasında yer alması bekleniyor.

Trump yönetiminin öncelikleri üç ana başlıkta toplanıyor: Silahların yalnızca Irak devletinin kontrolünde bulunmasının sağlanması, İran bağlantılı silahlı grupların nüfuzunun sona erdirilmesi ve Irak topraklarının ABD güçleri ya da çıkarlarına yönelik saldırılar için kullanılmasının engellenmesi. Bunun yanı sıra Washington, Amerikan şirketlerine petrol, enerji ve altyapı projelerinde güçlü bir konum sağlayacak ekonomik ortaklığın geliştirilmesini de hedefliyor.

ABD yönetimi, Zeydi hükümetinin silahların devletin tekeline alınmasına yönelik taahhütlerini hayata geçirme başarısını, yeni dönemde ikili ilişkilerin en önemli sınavı olarak görüyor.

Zeydi ise hükümetinin göreve başlamasının üzerinden henüz 60 gün geçmeden yolsuzlukla mücadele ve bazı silahlı grupların devlet kurumlarına entegre edilmesi gibi alanlarda önemli ilerleme kaydettiğini Trump yönetimine anlatmaya çalışıyor. Ancak Washington’ın performansını özellikle Tahran’a yakın gruplarla nasıl mücadele edeceğine göre değerlendireceğinin farkında olan Zeydi, bu süreçte ABD’den istihbarat, teknik ve askerî destek talep ediyor.

Öte yandan, ziyaretten birkaç gün önce silahlı grupların yaptığı açıklamalar süreci daha da karmaşık hale getirdi. Kendisini Irak İslami Direnişi olarak adlandıran grup, silah bırakmayı reddettiğini duyururken, buna ilişkin bir dizi siyasi şart öne sürdü ve Amerikan şirketleri aracılığıyla askerî işgalin ekonomik işgalle değiştirilmek istendiğini savundu.

fgthyju
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ve İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Irak’ın Necef Havalimanı’nda, Ali Hamaney’in cenaze töreni öncesinde (Reuters)

Ketaib Hizbullah lideri Ebu Hüseyin el-Hamidavi de söylemini sertleştirerek hükümeti ‘direnişin iradesine boyun eğmeye’ çağırdı ve grubun İran ekseniyle bağlarını sürdüreceğini vurguladı.

Washington ise bu açıklamaların yalnızca Irak hükümetine yönelik olmadığını, aynı zamanda Trump yönetimine İran’ın Irak’taki nüfuzunu azaltmanın kolay olmayacağı mesajını vermeyi amaçladığını değerlendiriyor.

Washington ile Tahran arasında

Zeydi, bir yandan ABD ile stratejik bir ilişki kurmayı hedeflerken, diğer yandan Irak’ta siyaset ve güvenlik alanlarında hâlâ geniş nüfuza sahip olan İran’la doğrudan bir çatışmaya girmek istememesi nedeniyle zorlu bir denge kurmaya çalışıyor. Bu nedenle Zeydi, birçok kez Irak’ın ‘hiçbir eksene katılmayacağını’ vurgulayarak, Bağdat’ın Washington ile Tahran arasındaki gerilimin tarafı değil, iki ülke arasında arabulucu rolü üstlenmeyi amaçladığını ifade etti.

Zeydi, ABD yönetimini İran’ın nüfuzunun doğrudan bir çatışmayla değil, güçlü bir devlet yapısı ve siyasi sistem içindeki farklı aktörleri kapsayabilecek sağlam bir ekonomi inşa edilerek sınırlandırılabileceğine ikna etmeye çalışıyor. Bu nedenle Bağdat, Washington ile ilişkileri yeniden şekillendirmenin en gerçekçi yolunun ekonomik iş birliğinden geçtiği görüşünü benimsiyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) eski komutanı emekli General David Petraeus, Washington Post’ta yayımlanan makalesinde Irak’ın, onlarca yıl süren diktatörlük, savaşlar, terör ve dış müdahalelerin ardından devletini yeniden inşa edebilmesi için ‘nadir görülen tarihî bir fırsatın’ eşiğinde bulunduğunu belirtti. Petraeus, Zeydi’nin Washington ziyaretinin ABD ile yeni bir ortaklığın temellerini atmak açısından önemli bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Petraeus’a göre Irak’ın başarısı; hükümetin yolsuzluk ağlarını ve milis yapılanmalarını tasfiye etmesine, silahların devletin tekelinde toplanmasına, hukukun üstünlüğünü güçlendirmesine ve özellikle İran’a aşırı bağımlılığı azaltacak şekilde ekonomik ortaklıklarını çeşitlendirmesine bağlı olacak.


Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
TT

Beyrut ve Bağdat, İran’ın Şii Hilali projesini bir haftada nasıl sarstı?

Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)
Irak'ın başkenti Bağdat’ta, İran Büyükelçiliği yakınlarında İran ile dayanışma yürüyüşü sırasında, ‘Şehitlerin Efendisi Tugayları’ mensuplarından biri, İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yer aldığı bir duvar resminin önünde nöbet tutarken, 19 Haziran 2026 (Reuters)

Maneli Mirhan

İran İslam Cumhuriyeti yirmi yıl boyunca, gücünü Tahran'dan yönlendirebildiği Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana gibi Arap başkentlerinin sayısıyla ölçtü. Bu başkentlerden ilk düşen Şam oldu, onunla birlikte kara köprüsü de çöktü. Ardından, haziran ayının son haftasında, geriye kalan üç başkentten ikisi, İran'a nüfuzunu kazandıran milislere karşı ayaklandı. Bu, bir ABD veya İsrail saldırısıyla değil, bu ülkelerin kendi devletleri tarafından alınan bir kararla gerçekleşti.

Lübnan, 26 Haziran'da Washington'da ABD’nin arabuluculuğunda İsrail ile bir çerçeve anlaşması imzaladı. Anlaşma, Lübnan ordusunu devletin silah tekelini yeniden tesis etme ve İsrail ile mutabık kalınan ‘deneme bölgelerinden’ başlayarak Hizbullah'ı bölge bölge silahsızlandırmakla görevlendiriyor. 1982 yılından bu yana hiçbir Lübnan hükümeti bu denli ileri gitmeye cesaret edememişti. Anlaşma, Hizbullah'ın silah cephaneliğini egemenliğin bir güvencesi değil, önündeki bir engel olarak ele alıyor.

Bu imza, 2024 yılında patlak veren savaşın Hizbullah'a ağır bir darbe indirip Genel Sekreter Hasan Nasrallah'ı öldürmesi ve Hizbullah’ın Suriye üzerinden uzanan ikmal hattını kesmesiyle başlayan bir gerileme sürecini pekiştirdi. Bu dönüşümün, eski Genelkurmay Başkanı olan bir cumhurbaşkanı, daha önce orduyu silahı devlet elinde toplama planı hazırlamakla görevlendirmiş bir hükümet ve kendi seçmediği bir savaşın enkazını taşıyan, İran'ın yeniden inşa fonlarının hiç ulaşmadığı bir Şii toplumu gibi koşulları Lübnan içinde de olgunlaşmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, anlaşmayı ‘geçersiz ve batıl’ olarak nitelendirdi ve mücadeleyi sürdürme sözü verdi. Bunu yapabilir. Ancak Kasım, artık hiç kimseyi korumayan bir cephaneliği, savaşın çürüttüğü bir caydırıcılık adına ve bunun bedelini ödeyen bir toplumun karşısında savunuyor. Artık Lübnan adına savaştığını iddia edemez.

İki gün sonra, mayıs ayından bu yana iktidarda bulunan Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi hükümeti, şafak vakti terörle mücadele birimini Yeşil Bölge'ye gönderdi ve aralarında milletvekillerinin de bulunduğu 47 yetkiliyi, yolsuzluk, silahlı grupların finansmanı ve İran petrolü ile dolarların kaçakçılığıyla ilgili bir davada gözaltına aldı.

Aynı hükümet, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grupların, ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyonun Irak'taki görevinin sona ereceği 30 Eylül'e kadar silahlarını teslim etmesini emretmişti. Bu tarihin seçilmesi tesadüf değildi. Çünkü bu tarih, milislerin en eski bahanesini, yani silahlarının yabancı bir varlığa karşı bir yanıt olduğu iddiasını ellerinden alıyor.

Bu süre, silahlı unsurları terhis etmeyi amaçlayan ve silahı devlet kurumlarındaki işlerle takas eden bir programla birlikte geliyor. Program aksayabilir, ancak anlamı Bağdat’ın milislerle kurum olarak müzakere etmeyi bırakması ve onların adamlarını, devlete entegre ederek geri kazanmaya başlaması halinde de değişmeyecek.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Beyrut, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) vekillerine karşı harekete geçerken Bağdat da kolları devletin en tepesinde ve hazinelerinde olan yapılara karşı harekete geçti. Bunların tümü aynı hafta içinde yaşandı.

Her iki hikayenin de kendi bağımsız ulusal boyutu olsa da yan yana konulduklarında, tek bir doktrinin yapısal başarısızlığını ortaya koyuyorlar. DMO’nun yurtdışı kolu Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani'nin bu görevi üstlenmesinden 2020 yılının ocak ayında öldürüldüğü ana kadar inşa ettiği ‘Şii Hilali’ sadece bir müttefikler grubu değildi. Bu, ileri savunma için bir yapı, İran'ın savaşlarını başkalarının topraklarında sürdürmenin bir aracıydı; İran'ın rantından finanse ediliyor ve Suriye üzerinden tek, kesintisiz bir cephe halinde birbirine bağlanıyordu.

Bu yapının tamamı, tek bir bahis üzerine kuruluydu. O da ev sahibi devletlerin, gücün tekelini talep edemeyecek kadar zayıf, bölünmüş veya korkmuş kalmaya devam etmesi. Bu bahis, bugün herkesin gözü önünde çöküyor.

Ancak bu çöküş aynı hızda ilerlemiyor ve bu fark önem taşıyor. Lübnan'da Hizbullah hâlâ savaşçıları üzerinde kontrolünü koruyor, ancak ithal ettiği savaşların yıktığı bir ülke içinde cephaneliğini savunuyor durumda. Irak'ta ise bölünme, milislerin kendi bünyesini bölüyor.

Mukteda es-Sadr, mayıs ayı sonlarında birliklerini devlet otoritesi altına soktu ve cephaneliğini orduya teslim etti; bunu yapan ilk kişi oldu. Tahran'a yakın en büyük iki gruptan da benzer bir yolu izleyeceklerine dair işaretler geldi. Yalnızca Kudüs Gücü'ne en yakın katı çekirdek, yabancı güçlerin önce ülkeyi terk etmesi gerektiği gerekçesiyle direnmeyi sürdürüyor. Bağdat ise artık bu bahaneye bir bitiş tarihi koymuş durumda.

Daha güneyde, hava saldırılarıyla yıpranan Husiler ise savaşlarını Yemen'in içine yönlendirdi. Kimse ekseni tek bir darbeyle yenemez. Eksen, her cephenin görevi pahasına kendi varlığını sürdürmeyi tercih etmesiyle parça parça dağılıyor.

gfrtbnyt
Washington'da, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun katılımıyla, İsrail’in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter, Dışişleri Bakanlığı Kurmay Başkanı Daniel Holler ve Lübnan’ın Washington Büyükelçisi Nada Hamade çerçeve anlaşmasını imzalarken, 26 Haziran 2026 (AFP)

Tahran, aynı haritayı okudu ve verdiği yanıt cenaze oldu. 28 Şubat'ta suikasta kurban giden Ali Hamaney, temmuz ayı başlarında, iki ülkeden geçen altı gün süren bir törenle Meşhed'de toprağa verildi. Naaşı Meşhed'e ulaşmadan önce Necef ve Kerbela'dan geçti.

Rejim, ücretsiz geçişten yararlanmak üzere 1,7 milyon Iraklıyı kayıt altına aldı. Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) üyeleri, Necef'in dört bir yanına konuşlandı ve Bağdat ulusal tatil ilan etti. Hükümetinin güçleri daha birkaç gün önce Yeşil Bölge'ye baskın düzenlemiş olan Başbakan'ın kendisi de havalimanı pistinde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve ülkesindeki yargı kurumlarının peşinde olduğu milis liderlerinin yanında durdu.

Lübnan'ı yazılı ve imzalı bir anlaşmayla, Suriye'yi ise rejimin çöküşüyle kaybeden Tahran, kaybetmeye tahammülü olmayan tek başkente bağlılığını iki katına çıkardı. Bunu yaparken de hâlâ orada işleyen -türbeler, ziyaret ekonomisi ve ortak inanç ritüelleri gibi- az sayıdaki araca başvuruyor.

Himayecinin silahlarına el konulup varlıkları takibe alındığında, kutsallık son nüfuz kanalına dönüşür. Hamaney’in naaşının Necef'ten geçişi, Şii Hilali’nin son savunması niteliğindeydi.

İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti.

Irak devletinin bu ikili tutumu ikiyüzlülük olarak yorumlanmaya elverişli görünebilir, ancak daha doğru bir ifadeyle bu, yarı yolda takılıp kalmış bir geçiş sürecinden ibaret. Pazartesi günü, ABD Başkanı Donald Trump ile önemli görüşmeler yapmak ve Amerikan ekonomik ve mali kurumlarıyla bazı temaslarda bulunmak üzere resmi bir ziyaret kapsamında üst düzey bir heyetin başında Washington'a giden Zeydi, ağın finansörlerini gözaltına aldıktan iki hafta sonra bu ağın himayecisinin cenazesine katıldı. Çünkü Irak, elinden geldiği yerde egemenliğini uyguluyor, elinden gelmediği yerde ise gözetim ritüellerini yerine getiriyor.

Önemli olan gözaltılardan süreye ve silah teslimine kadar etkili her adımın tek bir yönde ilerlemesi. Washington'ın eli Beyrut'ta arabuluculuk, Bağdat'ta ise baskı ve bir çekilme takvimi şeklinde olmak üzere her iki başkentte de görünür durumda. Ancak her iki durumda da belirleyici eylem ulusal nitelikteydi ve bu da geri dönüşü zorlaştırıyor.

Coğrafyanın ötesinde, liderlik de dağıldı. İleri savunma doktrini üç sac ayağı üzerine kuruluydu ve bunların tümü artık ortadan kalktı. Cepheleri tek bir dava etrafında birleştiren doktrinsel referans noktası, Hamaney ile birlikte öldü. Yerine geçen ‘tartışmalı’ halefi ise süreci DMO’nun oluşturduğu bir kordonun arkasından yönetiyor.

Operasyonel liderlik ise 2020'den bu yana yetim ve ağın uyumunu koruyan otoriteden yoksun varisler tarafından yönetiliyor. Suriye köprüsü de kapandı. Doktrin, kurucusunun ardından yaşayabilir, ancak koşullarının ortadan kalkmasının ardından yaşayamaz.

İran İslam Cumhuriyeti, tüm bunlarla, tarihinde geldiği en zayıf konumla yüzleşiyor. 7 Temmuz'da Tahran'da dolar kuru 1 milyon 754 bin İran riyaline ulaştı. İran riyali bir günde yüzde sekiz değer kaybetti. Bütçe artık kendi kurduğu ağları sürdürülebilir şekilde finanse edecek kapasiteye sahip değil.

fvgbhyju
Tahran'da düzenlenen cenaze törenlerinin ikinci gününde, İran’ın merhum Dini Lideri Ali Hamaney'in tabutunun başında kılınan cenaze namazından bir kare, 5 Temmuz 2026 (AFP)

Rejim içinde ise, İran destekli örgütlerin liderleri, örgütün kendisinin feshedilmesini açıkça tartışmaya başladı. Şii Hilali, savaşı İran'ın uzağında tutmak için tasarlanmıştı. Ancak hilal içindeki en yakın iki başkent, milisler yerine devleti tercih etti ve doktrinin ihraç etmek üzere kurulduğu savaş, şimdi içe dönmeye başladı.

Söylenmesi gereken bir başka gerçek daha var. İran rejimi bunu gizlemek için elinden geleni yapacaktır. İleri savunma doktrininin bedeli; ilki bu doktrini barındıran Arap toplumları tarafından, ikincisi petrol gelirleri yabancı milisleri finanse eden İran halkı tarafından olmak üzere iki kez ödendi. Bu esnada İranlıların kendi ücretleri değer kaybetmeye devam etti. Bugün gücün tekelini yeniden ele geçiren devletler, yorgun düşmüş toplumların, yabancı himayecinin maliyeti korkusundan daha ağır bastığında yaptığını yapıyor.

Ateş çemberi, Tahran'ın düşmanlarını uzak tutmak için inşa edilmişti. Bu çember, Batı'nın vurduğu yerde değil, Beyrut ve Bağdat'ın iki cephe olmaktansa iki devlet olmayı tercih ettiği yerde kırıldı. Bugün ise geriye İran'ın artık finanse edemediği veya sürdüremediği bir dizi yerel savaş ve artık ordunun üstlenemediği rolü üstlenen bir cenaze töreni kaldı.


Deraa’nın Çocukları anlatısında Atıf Necib davası

Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
TT

Deraa’nın Çocukları anlatısında Atıf Necib davası

Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)
Şam'da Adalet Sarayı'nda görülen Atıf Necib davası sırasında işkence kurbanlarının fotoğraflarını taşıyan göstericiler, 26 Nisan 2026 (Reuters)

Beşşar Esed rejiminde Siyasi Güvenlik Şubesi başkanlığı yapan Atıf Necib'in yargı karşısına çıkarılmasından bu yana, 2011 martında Deraa'da çocukların gözaltına alınması olayı yeniden gündemin başına oturdu. Etkileri ise askeri boyutlar ile devasa can kayıplarıyla sınırlı kalmayıp bir anlatı savaşına, tarihsel bir söyleme ve bu söylemi sahiplenme hakkına dönüşen 15 yıllık yıkıcı savaşın yaralarını yeniden deşti.

Şarku’l Avsat gazetesi, o dönemde farklı iki olayda gözaltına alınan ve ikisi de bugün genç birer delikanlı olan Nayef Abazid ve Samir Ali es-Siyasine ile görüştü. içlerinden biri, Necib'in yargılandığı davada tanık olarak yer alıyor.

Geçmiş bu kez, "Sıra sana geldi doktor" sözüyle ilk kıvılcımı ateşleyen olayın anlatısını yeniden inşa etmek amacıyla hatırlanıyor. Bu süreç, Esed'in kaçışı ve Suriyelilerin hayatında hâlâ varlığını sürdüren ağır bir ihlaller mirasıyla ve bir dönemin ‘sembolleriyle’ hesaplaşma konusunda geçiş dönemi adaleti kurumlarının kapasitesini gerçek anlamda sınayan bir ceza davasıyla son buldu.