Ordu Komutanı Burhan: ‘İsyan’ yakında sona erecek ve Sudan barışa kavuşacak

Özgürlük ve Değişim Güçleri liderlerinden liderlerinden birine göre Sudan hızla iç savaşa doğru ilerliyor.

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)
TT

Ordu Komutanı Burhan: ‘İsyan’ yakında sona erecek ve Sudan barışa kavuşacak

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)
Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, perşembe günü Doha'da Sudan Ordu Komutanı Abdulfettah el-Burhan'ı kabul etti. (SUNA)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Katar'ı ziyareti ve Emir Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile görüşmesi sırasında yaptığı açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) isyanının yakında bastırılacağını ve Sudan halkının barış ve istikrara kavuşacağını söyledi. HDK tarafından yapılan açıklamada ise, ikinci lider Abdurrahim Daklu'ya yönelik ABD yaptırımlarını ‘şok edici ve haksız’ olarak nitelendirildi.

Burhan açıklamasının devamında, Sudanlıların çektiği acıların sona ermesi ve işlerin normale dönmesi için çabaların sürdüğünü belirterek şunları söyledi:

“Şimdi savaşın durdurulduğu bir aşamadayız ve bundan sonra diğer konular hakkında konuşabiliriz. Biz, ordu mensupları olarak bu isyanı bastırıp geçiş dönemini tamamladıktan sonra sivil demokratik yönetime geçeceğimiz konusunda Sudan halkına güvence veriyoruz.".

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, dün Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el Burhan ile yaptığı görüşmede, Katar'ın Sudan'daki çatışmaların durdurulması ve farklılıkların barışçıl yollarla çözülmesi için çağrısını yineledi. Katar'ın, Sudan'da barış ve istikrarı desteklediğini ve ülkenin içinde bulunduğu hassas koşullarda bu çabalara destek vereceğini vurguladı. Şeyh Temim bin Hamad, görüşmelerde ayrıca Sudan ve Katar arasındaki tarihi ve stratejik ilişkilerin önemine dikkat çekti. İki ülke arasındaki ilişkilerin, resmi ve halk düzeyinde her zaman güçlü ve iyi olduğunu ifade etti.

Burhan, dün Katar'ın başkenti Doha'ya bir ziyarette bulundu. Ardından HDK tarafından Ordu Genel Komutanlığı’ndaki ikametgahına uygulanan kuşatmadan çıktıktan sonra üssünün bulunduğu Port Sudan'a döndü. 

Katar’dan güzel karşılama

Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, X (eski adıyla Twitter) platformunda yaptığı açıklamada, Orgeneral Abdulfettah Burhan'ı karşılamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. İkili ilişkilerin güçlendirilmesi ve çeşitli alanlarda iş birliğinin geliştirilmesi için görüşmeler yaptıklarını belirtti. Ayrıca Sudan'daki çatışmaları sona erdirme ve ülkenin birliğini, güvenliğini ve istikrarını koruma çabalarını destekleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Burhan'ın Doha temasları, Özgürlük ve Değişim Güçleri (ÖDBG) koalisyonunun önde gelen siyasi liderlerinden oluşan bir heyetin Katar'ı ziyaretinden günler gerçekleşti. Heyet, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile görüştü. Katarlı Bakan, Sudan'daki savaşı mümkün olan en kısa sürede sona erdirmek için bölgesel güçlerle birlikte çalışacağına ve savaşın sona ermesinin ardından Sudan'ın yeniden inşasına katkıda bulunmaya hazır olduğunu ifade etti.

Burhan, Katar'ın başkenti Doha'ya gitmeden saatler önce, geçtiğimiz çarşamba gecesi bir anayasa kararı çıkararak HDK’yı feshetti ve yasasını iptal etti. Kararını, sivillere karşı işlediği ağır ihlallere, ülkenin altyapısını kasıtlı olarak tahrip etmesine ve 2017'de kurulmasının hedeflerini, görevlerini ve ilkelerini ihlal etmesine bağladı.

Burhan'ın kararı, Sudan'da büyük bir kafa karışıklığına neden oldu. Çünkü Burhan, geçtiğimiz 17 Nisan’da savaşın başlamasından iki gün sonra, HDK’yı feshetmiş ve Hamideti olarak bilinen komutanı Muhammed Hamdan Daklu’yu, Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcılığı görevinden almıştı.

Fotoğraf Altı: Şeyh Temim ve Burhan dün Doha'da görüştüler. (SUNA)
Şeyh Temim ve Burhan dün Doha'da görüştüler. (SUNA)

Burhan'ın kararı, ABD Hazine Bakanlığı'nın HDK’nın ikinci lideri Abdurrahim Daklu'ya (Hamideti'nin kardeşi) güçlerinin sivillere karşı işlediği ihlaller nedeniyle yaptırımlar uygulamasından saatler sonra geldi.

Şok edici ve adil olmayan cezalar

HDK, ABD'nin ikinci komutanına yaptırım uygulama kararını ‘üzücü, şok edici ve haksız’ olarak değerlendirdi. HDK’nın açıklamasına göre, karar ‘tamamen siyasi bir karar’ ve savaşın başlamasından sorumlu tarafın kim olduğunu ve savaş sırasında farklı tarafların işlediği ihlalleri araştıran şeffaf bir soruşturma yapılmadan alındı.

Yaptırımlar, Daklu'nun tüm varlıklarının, mülklerinin ve çıkarlarının dondurulmasını içeriyor ve ona bağlı kuruluşlarla iş yapan herkesi etkiliyor.  HDK’nın açıklamasında, “İkinci lider Abdurrahim Daklu ‘ya uygulanan yaptırımlar, operasyon sırasında savaş döneminde farklı bölgelerde meydana gelen ihlal iddialarına dayanıyordu” ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca ABD'nin kararının ‘arabayı atın önüne koyduğunu’ ve geçmişte, bugün ve gelecekte bunu memnuniyetle karşılansa da Sudan'daki krizin çözümünde arabuluculuk rolüne olumsuz gölge düşüreceği ifade edildi. Kararın taraflı olduğuna işaret edilen açıklamada, bunun Sudan'daki siyasi krizi çözmeye yardımcı olmayacağın belirtildi. Ayrıca kararın, Sudan'daki çatışmayı sona erdirmek ve demokratik bir geçişi sağlamak için gerekli olan kapsamlı bir siyasi çözüme ve geçiş dönemi adaleti sürecine ulaşmayı engelleyeceğine işaret edildi.

Fotoğraf Altı: Abdurrahim Cuma. (Arşiv)
Abdurrahim Cuma. (Arşiv)

HDK’nın açıklamasında ABD yaptırımlarının, Sudan Silahlı Kuvvetlerinin ve Darfur'daki izole rejimin kalıntılarının gerçekleştirdiği korkunç ihlalleri görmezden geldiğine dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca Batı Darfur'daki Hızlı Destek Güçleri komutanı Tümgeneral Abdurrahim Cuma'yı eyalet valisi Hamis Abdullah Ebkar ve kardeşine yönelik suikastın sorumluluğuyla suçlamanın ‘utanç verici bir adım’ olduğu ifade edildi. Eyalet başkentinde (el- Cenine) meydana gelen olaylara ilişkin bağımsız bir uluslararası soruşturma yapılması çağrılarının görmezden gelindiği ifade edildi.

Açıklamada, yaptırımlara maruz kalan HDK ikinci liderinin, savaş sırasında yaşanan ihlallerin durdurulmasında aktif rol oynadığını, ülkede demokratik yolun yeniden tesis edilmesi için tüm enerjisiyle çalıştığını belirtti.

Ayrıca HDK, kapsamlı çözüm bağlamında savaşın durdurulması ve adaletin sağlanması için kapsamlı operasyonlar yapılması gerektiği konusunda savaşın başlangıcından bu yana kararlı duruşunu vurguladı.

ÖDBG endişeli

Diğer yandan, ÖDBG’nin (Sudan'daki eski iktidar koalisyonu) liderlerinden Ureve es- Sadık, Arap Birliği'nin Sudan'ın kapsamlı bir iç savaşa sürükleneceği yönündeki uyarılarına yanıt olarak ülkenin hızla iç savaşa doğru gittiğini söyledi. Sadık, “Sahada gördüklerimiz Birliğin uyarısını güçlendiriyor” dedi.

Halen Hartum'da yaşayan Sadık dün Arap Dünyası Haber Ajansı’na  (AWP) verdiği demeçte şunları söyledi:

"Sahada gördüklerimize göre çok hızlı bir şekilde iç savaşa doğru ilerliyoruz. Artık Sudan'da iç savaşın çıkmasına yol açacak gerekli tüm faktörler mevcut.”

Sadık, bu faktörlerin arasında yaygın silahların, sosyal adaletsizliğin, birçok şehirde zayıf güvenliğin ve yoksulluk derecesindeki artışın yer aldığını söyledi.

Cidde en iyi platform

Sudan'da iç savaşın çıkmasını önlemek için ÖDBG tarafından yapılan çabalara ilişkin bir soruya yanıt olarak, Sadık, müzakerelere başlamak için Cidde platformunu desteklediklerini söyledi. Sadık sözleirni şöyle sürdürdü:

"Cidde platformunu, Sudan'da köklü bir çözüme ulaşmak için şimdiye kadarki en iyi platform olarak görüyoruz. Bu, Arap Birliği ve Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD) tarafından desteklenen ve Sudan'ın komşu ülkeleri tarafından desteklenen bir penceredir."

ABD'nin HDK’nın ikinci lideri Abdurrahim Daklu'ya yönelik açıkladığı yaptırımlara atıfta bulunan Sadık ayrıca “Arabulucular için, ‘yaptırım sopası’ ile temsil edilen ‘yeni bir strateji’ var” dedi. Sudan'ın hayatta kalması müzakereye konu hale geldiğinden iki tarafın eninde sonunda müzakereye gideceğine inandığını ifade etti.

Yangına körükle gitmek

Sadık, Egemenlik Konseyi Başkanı Burhan’ın dün HDK’yı feshetme kararına ilişkin ÖDBG tutumu hakkında ise şu ifadeleri kullandı:

“HDK’nın feshi ve ordu çokluğunun ortadan kaldırılması Aralık 2018 Devrimi'nin taleplerinden biridir. Ancak bu karar barış zamanında istendi. Savaş zamanında gerçek bir eyleme geçilmediği sürece bu, yangına körükle gitmek anlamına gelir.”

Sadık ayrıca bu dönemde HDK’nın feshinin 'yerel, bölgesel ve uluslararası' ittifaklarını güçlendirmeye iteceğine inandığını ifade etti.

Burhan'ın, ordunun HDK’yı yenilgiye uğratma çabalarına ilişkin Katar'da yaptığı açıklamalara ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:

“Darfur bölgesi ve eski Güney Sudan'daki savaşa işaret eden deneyimler, Sudan'daki savaşların askeri bir zaferle bitmediğini kanıtladı.”

Kan dökülmesine son verilmesi

Ayrıca ABD’nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, Sudan Silahlı Kuvvetleri ve HDK’ya, Sudan halkının akan kanına ve acılarına son verilmesi çağrısında bulunarak, bu çatışmanın askeri bir çözümü olmadığını vurguladı.

Fotoğraf Altı: ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield dün Sudanlı mültecilerin kaldığı Çad'daki Adre Kampı’nı ziyaret etti. (Reuters)
ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield dün Sudanlı mültecilerin kaldığı Çad'daki Adre Kampı’nı ziyaret etti. (Reuters)

Hartum'daki ABD Büyükelçiliği'nin Facebook hesabından yapılan açıklamaya göre Çad'ın Adre kentinde savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan Sudanlıların kaldığı kamplara yaptığı ziyarette, Thomas-Greenfield, ülkesinin Sudan'a acil insani yardım sağlamak için yaklaşık 163 milyon dolar sağlayacağını ifade etti.

Açıklamada yardımın 103 milyon dolarının Dışişleri Bakanlığı Nüfus, Mülteciler ve Göç Bürosu tarafından, yaklaşık 60 milyon dolarının ise ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı'ndan sağlandığı belirtildi.

Büyükelçi’ye göre Washington'ın Sudan'a acil müdahale için sağladığı toplam insani yardım bu yıl yaklaşık 710 milyon dolara yükseldi. Yardımın aralarında Mısır, Çad, Etiyopya, Güney Sudan ve Orta Afrika komşu ülkeleri de kapsadığına işaret etti.

Sudan'da evlerini terk etmek zorunda kalan 3,6 milyon dahil 24,7 milyondan fazla kişinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen Thomas-Greenfield, Sudan'a yönelik acil müdahalede en büyük bağışçının ABD olduğunu kaydetti.

ABD’li Büyükelçi, Thomas-Greenfield, Sudanlı yetkilileri hayat kurtaran yardımların ulaştırılmasını ve insani vize verilmesini engelleyen bürokratik ve güvenlik kısıtlamalarını kaldırmaya çağırdı. Çatışmalardan etkilenen nüfusa güvenlik arayış özgürlüğü tanınması gerektiğini vurguladı.

Sahadaki gelişmeler

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre başkent Hartum'un güneyindeki eş-Şecera bölgesindeki Zırhlı Kolordu Komutanlığı çevresinde ordu ile HDK arasında üst üste üçüncü gün şiddetli çatışmalar ve yoğun top atışları yeniden başladı.

Görgü tanıkları, ordunun Umdurman'ın kuzeyindeki ‘Vadi Saydna’ askeri üssünden şehrin merkezi ve batısındaki HDK’nın mevzilerini hedef alan yoğun topçu bombardımanı başlattığını aktardı. Ayrıca HDK’nın kontrolündeki Bahri kenti yönünden Halfaya Köprüsü'ne doğru güçlü patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. Eş zamanlı olarak ordu İHA’ları, Hartum'un güneyindeki sivil Riyadiya bölgesindeki HDK karargahını hedef aldı.



Lübnan ve İsrail doğrudan müzakerelere yaklaştı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)
TT

Lübnan ve İsrail doğrudan müzakerelere yaklaştı

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Beyrut'ta düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Lübnan ve İsrail dün ateşkes sağlamak amacıyla ilk tur doğrudan müzakerelerini gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaştı, ancak düzenlemeler henüz kesinleşmedi. Lübnan bakanlık kaynakları Şarku’l Avsat'a, bir toplantı yapılması konusunda anlaşmaya varıldığını ancak tarih ve yerin henüz belirlenmediğini, Kıbrıs ve Fransa'nın görüşmelere ev sahipliği yapmayı teklif ettiğini söyledi. Kaynaklar ayrıca, Lübnan müzakere heyetinde Şii temsilci bulunmadığı göz önüne alındığında, Meclis Başkanı Nrbih Berri'nin toplantıya Şii bir temsilci göndermeyi kabul edip etmeyeceğinin de belirsiz olduğunu ifade etti.

Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, müzakereler ve Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın girişimiyle ilgili olumlu bir yanıtın iki temel koşulun yerine getirilmesine bağlı olduğunu belirtti: "Birincisi, ateşkes, ikincisi yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü" diyerek daha fazla ayrıntıya girmenin "erken" olduğunu belirterek kaçındı.

Bu arada, BM Genel Sekreteri António Guterres dün Beyrut'ta yaptığı açıklamada, Hizbullah ile İsrail arasındaki Lübnan savaşını sona erdirmek için "diplomatik kanalların" mevcut olduğunu söylerken, aynı zamanda uluslararası toplumu Lübnan devletini destekleme çabalarını ikiye katlamaya çağırdı.


Irak'taki "İslami Direniş" ülke ve bölgede 27 operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu

Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)
Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)
TT

Irak'taki "İslami Direniş" ülke ve bölgede 27 operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu

Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)
Bağdat'ta bir sokakta iki Irak Polisi (Reuters- Arşiv)

Irak İslam Direnişi dün yaptığı açıklamada, son 24 saat içinde 27 insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

Direniş güçleri yaptıkları açıklamada, Irak ve bölgedeki düşman üslerini hedef alan onlarca ve füzeyle operasyonlar gerçekleştirdiklerini duyurdu.


İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
TT

İran rejiminin çöküşü Mısır'da dizginsiz İsrail korkularını tetikliyor

Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025
Mısır'ın Süveyş Kanalı'ndan geçen bir gemi, 25 Kasım 2025

Amr İmam

Mısır, şu ana kadar ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşa askeri olarak sürüklenmekten kaçındı. Bununla birlikte, bölgedeki en kalabalık Arap ülkesi, savaşın başlangıcından beri sanki doğrudan dahilmiş gibi savaşın seyrini takip etti. Kahire'nin bu teyakkuz hali içinde olmasının geçerli nedenleri var; karmaşık bir güvenlik endişeleri ağı, stratejik hesaplar ve ekonomik kaygılar.

Savaşın ekonomik etkisi anında hissedildi ve belki de acı verici olacak. Mısır'ın günlük yaklaşık 6,2 milyar metreküp doğalgaz tüketiminin yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini oluşturan İsrail doğalgaz tedarikinin askıya alınmasından, yüz milyonlarca dolarlık yabancı varlığın ülkeden çıkışına kadar, Mısır, bu çatışmanın doğrudan bir sonucu olarak önümüzdeki günlerde sert ekonomik gerçeklerle karşı karşıya kalacağını öngörüyor.

Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)Mısır ordusuna ait tanklar, kuşatma altındaki Filistin topraklarında Hamas ve İsrail arasında devam eden çatışmaların ortasında, Sina Yarımadası'nın kuzeyinde Gazze Şeridi sınırındaki el-Ariş'te konuşlandırıldı, 4 Temmuz 2024 (AFP)

Bu gelişmeler Mısır para birimi üzerinde baskı oluşturuyor, emtia fiyatlarını keskin bir şekilde yükseltiyor ve uzun süredir halkın dayanılmaz yaşam maliyetiyle boğuştuğu bir ülkede siyasi veya güvenlik sonuçları riskini artırıyor. Ancak, savaşla ilgili stratejik ve güvenlik endişeleri ne kadar yıkıcı olursa olsun, bu acil ekonomik etkilerden daha önemli olmaya devam ediyor.

Güvercinler arasında bir kedi

Lübnan Hizbullahı, kuzey İsrail'e füze, insansız hava aracı ve roket saldırıları düzenleyerek savaşa fiilen dahil oldu ve İran destekli bir vekilin tekrar savaşa girmesi konusunda yeni bir emsal oluşturdu. Diğer İran destekli vekillerin, özellikle Yemen'deki Husi grubunun da dahil olması, bu İran destekli milis grubunun Babül Mendeb Boğazı'nı kapatmaya veya Kızıldeniz'deki uluslararası gemi trafiğine yönelik saldırılarına yeniden başlamaya karar vermesi durumunda, Mısır'ın güvenlik ortamını daha da kompleks hale getirebilir.

Böyle bir gelişme, Mısır'ın hayati ekonomik damarı ve en önemli uluslararası ticaret yollarından biri olan Süveyş Kanalı'nı işlevsiz hale getirebilir. Burada, ekonomik çıkarlar siyasi, güvenlik ve jeopolitik hususlarla kesin bir şekilde kesişiyor. Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan en kısa rota olan ve normal şartlar altında yıllık küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12 ila 15'inin geçtiği bir deniz koridoru olan Süveyş Kanalı, Mısır'ın uluslararası sahnedeki stratejik ağırlığının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Ne var ki son yıllarda, Yemen'deki karışıklık nedeniyle Süveyş Kanal’ı ciddi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Halen Sudan’ın güney Kızıldeniz kıyılarına da sıçrama potansiyeli taşıyan ülkedeki savaşı, bu tehditleri daha da büyüttü.

Buna ek olarak, ayrılıkçı Somaliland bölgesinin bağımsızlığının yaygın olarak tanınması ve Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabaları da söz konusu. Bu iki sorun bir araya gelirse, İsrail de dahil olmak üzere düşman güçlerin Kızıldeniz'in güney girişine yaklaştığının habercisi olacak ve Mısır'ın ekonomik ve askeri olarak boğulması olasılığını artıracaktır.

Babül Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır

Mısır'ın, Somaliland'ın olası ayrılığı ve Kahire'nin Afrika Boynuzu'ndaki tarihi rakibi Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme hırsları karşısında Somali'ye tam destek vermesinin açıklaması bu olabilir. Babül-Mendeb Boğazı'nın kapanması ve Kızıldeniz'de Husi saldırılarının yeniden başlaması, Kahire için işleri daha da karmaşık hale getirecek ve kuşatma altında olduğu hissini yoğunlaştıracaktır.

Kesişme noktası

Mısır, 1979'da İran'da İslam Devrimi'nin patlak vermesinden bu yana İran ile şiddetli bir düşmanlık içinde olmuştur. Bu kopma, ideolojik farklılıklar, farklı politikalar, bölgesel çıkarlar ve bölgedeki çatışan ittifak ağları üzerine kuruldu. Çoğu Arap başkenti gibi Kahire de İran'ın devrim ilkelerini ihraç etme girişimlerini doğrudan bir tehdit olarak gördü. Ardından Tahran'ın istikrarsızlaştırıcı bölgesel politikaları, Şii milis gruplar kurarak ve destekleyerek Arap devletleri üzerinde kontrol kurma arzusu, Tahran ile Kahire arasındaki uçurumu on yıllar boyunca daha da genişletti.

​​​​​​​Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)Mısır Süveyş Kanalı İdaresi'nden elde edilen ve 3 Haziran 2022 tarihli bu fotoğraf, bir römorkörün Süveyş Kanalı boyunca Energean Şirketi’ne ait yüzer üretim, depolama ve boşaltma (FPSO) gemisini çekişini gösteriyor (AFP)

Bununla birlikte, İran, Mısır'ın gözünde, başka bir düşmanla meşgul olan uzak tehdit olarak kaldı, o düşman da İsrail. Mısır ve İsrail, İran'daki İslam Devrimi'nin patlak vermesinden sadece bir ay sonra bir barış antlaşması imzalamıştı. O zamandan beri Kahire ve Tel Aviv, soğuk da olsa bir barış içinde yaşamayı sürdürdü ve Mısırlılar bu barışın geçici bir ateşkesten başka bir şey olmadığı kanaatindeler.

Yıllar içindeki gelişmeler de bu kanaati doğruladı. Birbirini takip eden İsrailli liderlerin sözde “Büyük İsrail” vizyonuna olan bağlılığı, “barış antlaşmasını” daha ziyade geçici bir askıya alma anlaşmasına benzetiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Ağustos 2025'te bu vizyona bağlılığını yineledi ve bu açıklama Mısırlıları şaşırtmadı.

Dahası, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin İsrail'in komşu ülkelerdeki topraklarda “Tevrat’a dayalı hakkı” olduğu konusundaki son açıklamalarına bazı İsrailli muhalif figürlerin verdiği yanıtlar, bu bağlılığın Netanyahu ve mevcut İsrail hükümetinde kilit pozisyonlarda bulunan yerleşim destekçileriyle sınırlı olmadığını teyit etti.

Geçtiğimiz on yıllar boyunca, Mısır'ın bakış açısına göre, İsrail'in İran'ı bir tehdit olarak görmesi, Tel Aviv'in herhangi bir hata yapması durumunda İsrail ile çatışma anını erteleyen bir faktördü. Nitekim Tel Aviv, son iki yılda Gazze Şeridi'ni boşaltmak ve sakinlerini başka yerlere yerleştirmek için her yolu deneyerek, bu hatayı birkaç kez neredeyse yapacaktı. İsrail’in bu planlarına yaklaşık 2 milyon Gazzeliyi Mısır sınırına doğru itmek ve onları Mısır’ın Gazze ve İsrail ile sınır toprağı Sina'ya transfer etmek de dahildi.

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğratılması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi

Bölgede yeni bir zorba

Mısır açısından, İran'ın tamamen yenilgiye uğraması ve çökmesi veya orada İsrail yanlısı bir rejimin kurulması tek bir anlama geliyor: İran'ın, İsrail ile olan çatışma denkleminin dışında kalması, bölgesel güç dengesinin bozulması ve belki de bölgenin haritasının kalıcı olarak değişmesi.

Bu, İsrail'e sınırsız güç kazandıracak ve onu, benzeri görülmemiş bir parçalanma yaşayan, ulusal ordularının tükendiği bir bölgede yeni bir zorbaya dönüştürecektir. Ancak o zaman bu yeni zorba, geride kalan ağırlık sahibi ülkeleri de etkisiz hale getirme arayışına girecektir. Belki de bu yüzden Mısır, savaşın patlak vermesini önlemek için savaştan önceki haftalar ve aylar boyunca elinden gelen her şeyi yaptı. Hem Haziran 2025’teki savaştan önce hem de mevcut savaştan önce bunu yaptı. Ancak bu, Kahire'nin hesaplarının kısa görüşlü veya sadece kendi çıkarlarıyla sınırlı olduğu anlamına gelmiyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu hesaplar aynı zamanda Mısır'ın çevresinde sükuneti koruma arzusuyla da bağlantılı. Mevcut savaşın patlak vermesinden önce, Mısırlı yetkililer, Amerikan-İsrail saldırılarının İran üzerindeki etkilerinin “İslam Cumhuriyeti” ile sınırlı kalmayacağının, özellikle de Tahran'ın savaş ateşini yaymak ve herkesi etkilemesini sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağının farkında olarak, savaşın tüm bölgeye yayılacak tehlikelere kapı açacağı konusunda defalarca uyarıda bulundular.

Geçmiş yılların deneyimi Kahire'ye Tahran'ın yalnız veya sessizce acı çekmek istemediğini öğretti. Nitekim aynı yıllar içinde İran, kendisine uygulanan yaptırım sistemi altında uluslararası topluma baskı yapmak amacıyla, bölgedeki vekillerini kullanarak Mısır da dahil olmak üzere diğer ülkelere zarar verdi.

Son iki yıldır Kahire, Tahran'ı bu baskının bir kısmını hafifletmeye ikna etmeye çalışarak bir kapsama politikası izliyor. Bu kapsamda attığı adımlardan biri de Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarını durdurmasını talep etmek oldu; bu saldırılar küresel nakliye rotalarının Süveyş Kanalı'nı dışlamasına ve Mısır'ın milyarlarca dolar gelir kaybı yaşamasına neden olmuştu. Ancak İran, bu taleplere sürekli olarak Husilerin operasyonel özerkliğe sahip olduğu ve üzerinde hiçbir etkisi olmadığı yanıtını veriyordu.

Şimdi, mevcut çatışmada İran'ın yenilgisi, Husiler gibi bölgesel vekil güçleri destekleyen yaşam hattını koparabilir. Ayrıca, yeni ve belki de daha saldırgan güçlerin ortaya çıkmasına ve kalan rakiplerini ortadan kaldırarak hegemonyasını kurmaya çalışmasına olanak tanıyan bir güç boşluğu yaratabilir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.