Lübnan: Siyasi partiler Cumhurbaşkanı adayı için müzakerelere devam ediyor

Dürzi Demokratik Buluşma Bloğu anlaşma sağlanamadığı takdirde Azur’un adaylığını destekleyeceğini açıkladı

Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
TT

Lübnan: Siyasi partiler Cumhurbaşkanı adayı için müzakerelere devam ediyor

Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf

Lübnanlı muhalif güçler, (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) ve Teymur Velid Canbolat başkanlığındaki (Dürzi) Demokratik Buluşma Bloğunu da içeren müzakerelerde, Cihad Azur’un cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin ortak tutumda uzlaştı. Ortak tutum kararı, Meclis Başkanı Nebih Berri’nin başlattığı diyalog çağrısı konusunda çelişkilerin devam etmesine ve diyaloğun Lübnan Kuvvetleri Partisi, Ketaib ve Değişim Güçleri’ne mensup bazı milletvekilleri tarafından reddedilmesine rağmen alındı.

FOTO: Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai (Reuters)
Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai (Reuters)

Söz konusu tarafların Azur’un adaylığını destekleme yönündeki ortak kararı, Berri’nin ‘diyaloğun başlaması için tarih belirleyip bir süre beklemek’ şeklinde atacağı bir sonraki adımın başlangıcı olarak görülüyor. Ancak özellikle diyaloğu destekleyen Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai’nin tutumunun muhalefetten tamamen farklı olduğunu öne sürmek doğru değil. Maruni Piskoposlar Konseyi’nin aylık toplantısında yayınlanan bildiride, diyalog konusundan herhangi bir şekilde bahsedilmezken, yalnızca bir cumhurbaşkanı seçilmesi çağrısı yapıldı.

Lübnan cumhurbaşkanı adayı Cihad Azur (Reuters)
Lübnan cumhurbaşkanı adayı Cihad Azur (Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan muhalefetteki kaynaklara göre Piskoposlar Konseyi’nin diyaloğa değinmemesi, ‘Rai’nin muhalefetten farklı duruşunun, kaçınılmaz olarak Bkerki ile Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca arasında bir anlaşmazlığa yol açacağına’ dair bahse girenlerin yolunu tıkadı. Bu durum, Canbolat’ın da katılımıyla Demokratik Buluşma ile yaptıkları toplantıda Ketaib ve Lübnan Kuvvetleri temsilcileri tarafından dile getirilen memnuniyet durumu oluşturdu.

Ketaib Partisi Genel Başkanı Sami Cemayel ile Teymur Canbolat arasında başlayan ve daha sonra Lübnan Kuvvetleri Partisi, Yenilenme Bloğu ve Değişim Bloğu temsilcisinin katıldığı genişletilmiş bir toplantıya dönüşen toplantı, ‘Demokratik Buluşma tarafından desteklenmesi ve cumhurbaşkanlığı seçim oturumlarının ya da gerekli mevzuatla ilgili oturumların boykot edilmesine destek verilmesi’ nedeniyle Berri’nin diyalog çağrısını farklı bir açıdan ele aldı.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, diyalog çağrısında bulunduğu konuşmasında (Reuters)
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, diyalog çağrısında bulunduğu konuşmasında (Reuters)

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre parlamento kaynakları, Teymur Canbolat’ın muhalif güçler ile Demokratik Buluşma arasında türünün ilk örneği olan toplantıya, ‘Eğer cumhurbaşkanını seçmek için bir oturuma çağrılırsak, Azur’u aday göstererek tavrımızı sürdüreceğiz’ ifadeleriyle başladığını belirtti.

Parlamento kaynaklarının belirttiğine göre Canbolat, “Hiçbir partiye meydan okumayan, Lübnanlıları bir araya getirme yeteneğine sahip bir cumhurbaşkanının seçilmesini gerektiren bir çözüme varılamadığı sürece adayımız Azur’dan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü hiçbir taraf, adayını liderliğe ulaştırabilecek durumda değil. Ulaştırsa bile dikey bölünme nedeniyle ülke işlerini yönetmekte zorluk yaşayacak” açıklamasında bulundu.

Kaynaklar, Demokratik Buluşma’nın belirli bir siyasi gruba mensup bir başkan lehine tutumunu değiştirme niyetinde olmadığını vurgularken, toplantının Marada Hareketi lideri eski milletvekili Süleyman Franciyye’yi seçme konusundaki isteksizliğine atıfta bulundu ve “Diyaloğun başlaması için bir tarih belirlenirse bu tavrı sergileyeceğiz” dedi.

Havayı temizlemek

Kaynaklar, muhalefet ve Demokratik Buluşma’nın diyalog çağrısındaki tutarsızlıklara rağmen havanın temizlenmesine katkı sağladığına dikkat çekti. Kaynaklar ayrıca, oğul Canbolat’ın muhalefetin Berri’nin diyalog çağrısına daha az sert davranacağını umduğunu ve diyalogla ilgili bazı soruların açıklığa kavuşturulmasını herhangi bir şeyin engellemediğini söyledi. Parlamento kaynakları, bu soruların ise ‘Diyalogun sponsorluğunu kim üstleniyor ve oturumları ne kadar sürecek? Her taraf, kendi adayına sadık kaldığı sürece oturumları kısaltma imkânı var mı?’ olduğunu söylerken, “Bu durumda, rızaya dayalı bir başkan adayı üzerinde anlaşmaya varmadığımız sürece, birbirini takip eden seçim oturumlarında mevcut olacak tavırların kaydedilmesi yeterlidir” dedi.

Aynı kaynakların belirttiğine göre bazı milletvekilleri, diyalog için herhangi bir önkoşulun olmadığını söyledi. Milletvekilleri, “Biz de kendi açımızdan başkanlık seçeneklerimizi değiştirmeyeceğiz. Bu durum, Azur’un adaylığını destekleme konusundaki kesişmemizi açıklıyor” şeklinde konuştu. Milletvekilleri ayrıca, anayasanın ihlali olarak kabul edildiği ve gündeminin ‘Franciyye’nin nasıl cumhurbaşkanı olacağı’ ile sınırlanacağı için diyaloğun, cumhurbaşkanını seçmeye giriş noktası olmasını kabul etmediler.

Milletvekilleri, diyalog çağrısının siyasi ittifakın dışından bir cumhurbaşkanı arayışının arka planında gelip gelmediğini sorgularken, “Hizbullah bizimle yarı yolda buluşmaya hazır mı? Ya da Franciyye’yi seçmek için gereken sayıda milletvekilinin güvencesini almazsa seçimini kolaylaştırma niyetinde değil mi?” sorularını dile getirdi.

Söz konusu milletvekilleri, diyaloğun en fazla sayıda milletvekilini bir araya getirmeye dönüşmemesi için ikili diyaloğa itiraz etmezken, hiçbir ilerleme sağlanamayacağının bilincinde olduklarını da vurguladılar.

Bu nedenle milletvekillerinin söylediği gibi diyalog toplanırsa, Azur’un destekçileri ‘diyaloğa kimin katılmadığına bakmaksızın, pozisyonlarını değiştirmedikleri ve adaylarının, Franciyye karşısında avantaj elde edeceğine inandıkları sürece’ bu durum, pozisyon değişikliğine yol açmayacak.

Öte yandan aday olmamasına rağmen ordu komutanı General Joseph Avn’a verilen bölgesel ve uluslararası destek göz önüne alındığında, cumhurbaşkanlığı yarışını sadece Franciyye ve Azur ile sınırlamak doğru değil. Öyle ki Avn, geçtiğimiz günlerde Direnişe Sadakat bloğunun lideri Milletvekili Muhammed Raad ile görüşmede bulundu.

Toplantı, iki subayın ölümü dolayısıyla taziye amaçlı mı gerçekleşecek? Yoksa Milletvekili Cibran Basil’e, Franciyye’nin destekçilerinin arasına katılarak, Hizbullah ile arasındaki meseleyi çözmesi yönünde çağrıda bulunan bir mesaj iletmek için mi düzenleniyor? General Avn da Şii İkili ile ilişkilerinde olumlu bir normalleşme aşamasına girdi. Bu durum ise önceliği, onun cumhurbaşkanlığına ulaşmasını engellemek olan Basil’i endişelendiren bir mesele.

Kim, hangi adayı destekliyor?

Lübnan'da anayasaya göre cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, başbakan Sünni, meclis başkanı ise Şiilerden seçiliyor.

Ülkedeki üç büyük Hristiyan parti Lübnan Kuvvetleri Partisi, Özgür Yurtseverler Hareketi ve Ketaib Partisi, cumhurbaşkanı seçiminde Azur'u destekleyeceklerini açıkladı.

Hristiyan partilerin yanı sıra Sünni ve muhalif bağımsız bazı milletvekilleri ile Dürzi İlerlemeci Sosyalist Partisi de Azur'u destekleyen cephede yer alıyor.

Şii blokun iki önemli partisi, İran destekli Hizbullah ve seküler Emel Hareketi ile onların diğer müttefikleri ise Franciyye'yi aday gösterdi.

128 sandalyeli Lübnan Meclisinde seçim oturumunun yapılabilmesi için 3'te 2 oranında yani en az 86 milletvekilinin hazır bulunması gerekiyor. Bir adayın seçimi kazanması içinse salt çoğunluğu sağlaması gerekli.

Azur'un adaylığına karşı çıkan Hizbullah ve müttefikleri, Mecliste seçim oturumu için aranan toplantı yeter sayısını bloke edebilecek milletvekiline sahip.

Hizbullah: Çatışmacı ve meydan okuyucu aday istemiyor

Seçimde tek adaylarının Franciyye olduğunu ilan eden Hizbullah ve Emel Hareketi, başka bir aday çıkarmayı düşünmediklerini ve adaylarını da çekmeyeceklerini sıklıkla dile getiriyor.

Silahlı milisleri bulunan ve son olarak 21 Mayıs'ta Lübnan'ın güney bölgesinde askeri tatbikat düzenleyen Hizbullah, müstakbel cumhurbaşkanının kendileri ile çatışmama şartı koşuyor.

Hizbullah'a göre Hristiyan partilerin aday gösterdiği Azur çatışmacı bir aday. Azur, Hizbullah ile 2008'de ciddi çekişme içine giren dönemin Başbakanı Fuad Sinyora'nın kabinesinde yer alan bir isim.

O dönem Hizbullah ve hükümet arasında güç paylaşımı nedeniyle kısa süreli çatışma yaşanmış, Hizbullah Beyrut'un bazı bölgelerini silahla ele geçirmişti. Bunun ardından Sinyora görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Paris, Riyad ve Washington'un yaklaşımı

Lübnan'daki cumhurbaşkanı seçimine ilişkin şubat ayında Paris'te ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır'ın katılımıyla bir toplantı gerçekleştirilmişti.

Taraflar arasında herhangi bir uzlaşıya varılmadığı için toplantının ardından ortak açıklama yapılmamıştı.

Fransa, Suudi Arabistan ve ABD'den de herhangi bir adaya henüz doğrudan veya dolaylı destek açıklaması gelmedi.

Şii partilerin desteğini alan Franciyye, 1-2 Nisan'da Paris'te Fransa Cumhurbaşkanı Emmannuel Macron'un Kuzey Afrika ve Orta Doğu Danışmanı Patrick Dorell ile görüşmüştü.

Arap ve Lübnan basınında yer alan haberlerde, Fransız yetkilinin görüşmede Franciyye'nin adaylığını desteklemek için bazı taahhütler istediği ileri sürülmüştü.

Ancak Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, 8 Haziran'da Lübnan Dışişleri Bakanı Abdallah Buhabib ile Riyad'da yaptığı görüşmede, cumhurbaşkanı seçiminde Paris'in desteklediği bir aday bulunmadığını açık bir şekilde belirtti.

Bununla birlikte Lübnan'ın bir an önce bu krizi aşmasını önemsediklerini kaydeden Colonna, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un, eski Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian'u Lübnan'a "cumhurbaşkanlığı seçimleri" için özel elçi olarak atadığını aktardı.

Fransa gibi Suudi Arabistan da Lübnan'daki seçim maratonunda herhangi bir adaya açık bir şekilde desteklediklerini ilan etmedi.

Cumhurbaşkanı adayı Franciyye, 18 Nisan'da yaptığı açıklamada, adaylığına yönelik Suudi Arabistan ve müttefiklerinden itiraz gelmediğini belirtse de kendisine destek niteliğinde bir açıklama da yapılmadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, 25 Mart'taki Beyrut ziyaretinde, Lübnan'da müstakbel cumhurbaşkanının kim olacağı hususunda görüş belirtmek istemediğini ancak ABD'nin Lübnanlıların seçeceği herhangi birini memnuniyetle karşılayacağını söylemişti.

Leaf, 31 Mayıs'ta yaptığı açıklamada ise Lübnan'da cumhurbaşkanının seçilmemesi ve Mecliste oturumun yapılmasının engellenmesi halinde ülkesinin bazı Lübnanlı siyasetçilere yaptırımlar getireceği tehdidinde bulunmuştu.

Eski Bakan ve finans uzmanı Azur

Mecliste yapılacak seçimin başlıca adaylarından Cihad Azur, Lübnan'ın kıyı kenti Biblos'ta 1966'da doğdu.

Azur, ekonomi alanında önce Lübnan'da, ardından Fransa ve ABD'de eğitim aldı.

Tamamen finans ve siyaset ekonomisi alanında kariyer yapan Azur, Başbakan Sinyora hükümetinde 2000-2004 yıllarında finans danışmanı, 2005-2008'de de Maliye Bakanı görevinde bulundu.

Hükümetteki görevinden sonra çeşitli uluslararası finans şirketlerinde yönetici pozisyonunda görevler alan Azur, 2017'den beri Uluslararası Para Fonu (IMF) Orta Doğu ve Orta Asya Direktörü olarak çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Adayı Azur, 10 Haziran'da Lübnan diasporası için düzenlenen bir programda yaptığı açıklamada, ekonomik krizdeki Lübnan'a yabancı yatırımcı çekmek için finans uzmanlığı ve bağlantılarıyla ülkeye yardımda bulunabileceğini söylemişti.

Azur, Hizbullah'ın ve diğer partilerin kendisi hakkındaki "çatışması aday" ifadelerine karşılık 12 Haziran'da yaptığı açıklamada ise, "Adaylığım ile kimseye meydan okumuyorum. Aksine cepheleri kaldırıp birleştirici olmaya çalışacağım." ifadelerini kullanmıştı.

Suriye ve İran'a yakın Franciyye

Seçimin öne çıkan diğer adayı Süleyman Franciyye, Lübnan'da 1970-1976 yıllarında cumhurbaşkanlığı yapan dedesinin ismini taşıyor.

Hizbullah ve müttefiklerinin desteklediği Franciyye, ülkenin kuzeyindeki Zgarta bölgesinde 1965'te doğdu.

Babası Tony Franciyye, Lübnan iç savaşında Şam'a yakın bir politika izleyerek Marada Tugaylarını kurdu. Tony Franciyye 1978'de Hristiyan Ketaib milisleri tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Süleyman Franciyye'e Şam'a taşındı.

Franciyye, 1982'den 1991'ye kadar Marada milislerin komutanı olarak görev yaptı.

Şam'daki Esed ailesiyle bu vesileyle ilişkilerini geliştiren Franciyye, Suriye'ye ve dolayısıyla İran'a yakın bir isim olarak biliniyor.

Cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmesinden sonra Franciyye, birkaç defa ülkenin önemli sorunları arasında yer alan Suriyeli mültecilerin ülkelerine gönderilmesi hususunda elini taşın altına koyabilecek bir isim olduğunu, bunu da Şam'la iyi ilişkileri sayesinde yapabileceğini belirtmişti.



Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
TT

Emin Halife Fahime’nin ölümü: Lockerbie davasının giyotininden kurtulan Libyalının hikâyesi

Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)
Libya’nın merhum lideri Muammer Kaddafi ile beraatının ardından başkent Trablus’a dönüş yapan Emin Halife Fahime’yi (soldan ikinci) bir arada gösteren fotoğraf. Fahime, uçak bombalama davasından kesin olarak beraat etmesinin ertesi günü Trablus’a ulaşmıştı (1 Şubat 2001) (Getty)

25 Ağustos 2026’da Başkent Trablus’un sakin bir köşesinde, Libya vatandaşı Emin Halife Fahime’nin yaklaşık 70 yıllık hayatı sessizce sona erdi.

Fahime’nin ölümüyle, Doğu ile Batı arasındaki diplomatik ve istihbarat mücadelesinin tarihindeki en gizemli ve çarpıcı sayfalardan biri resmen kapandı. Böylece 1988 yılında Frankfurt’tan Londra üzerinden New York’a gitmekte olan Pan Am’ın 103 sefer sayılı uçağının İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde havaya uçurulmasıyla başlayan ve onlarca yıl boyunca uluslararası siyasetin seyrini değiştiren davanın canlı tanıklarından biri de hayata veda etti.

Havayollarında sıradan bir çalışan olarak başladığı meslek hayatının ardından yaklaşık on yıl boyunca Fahime’nin adı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi koridorlarında yankılandı. Fotoğrafı, 20. yüzyılın en korkunç hava terörü eylemlerinden biri olarak nitelendirilen saldırının “ikinci sanığı” sıfatıyla dönemin dünya televizyonlarında ve gazetelerinde geniş yer buldu.

Fahime, günlük yaşamının Malta’daki ayrıntılarının neredeyse bir ülkeyi sarsacak uluslararası bir suçlamanın temelini oluşturduğu benzersiz bir hukuk ve siyaset mücadelesinin istemeden de olsa merkezinde yer aldı. Hollanda’daki tarihi Camp Zeist Mahkemesi’nde kurşun geçirmez cam bölmenin arkasında İskoç adaletinin kendisi için söylediği “beraat” kararını bizzat duydu. Böylece ülkesine, siyasetin yıllarca kendisine veremediği bir beraat belgesiyle döndü.

cfrb
Libyalı vatandaş Emin Halife Fahime (Wikipedia)

Ölümü, uluslararası yaptırımların ve ağır ambargonun damgasını vurduğu dönemin acı hatıralarını yeniden gündeme getirdi. Fahime, kendisini yutmaya ramak kalan siyasi fırtınanın tam ortasında yaşayan, ancak hayatının son dönemini siyasetin gürültüsünden uzakta ve büyük ölçüde inzivada geçiren bir adam olarak tarihe geçti.

Unutulan başlangıçlar: Trablus’tan Luqa Havalimanı’na

Emin Halife Fahime, 1956 yılında Libya’nın başkenti Trablus’un çevresindeki Suk el-Cuma bölgesinde dünyaya geldi. Meslek hayatında ilerleyerek Libya Arap Havayolları’nda çalışmaya başladı. 1980’lerin ortalarında Malta’daki Luqa Havalimanı’nda şirketin istasyon müdürü, harekât ve sevkiyat sorumlusu olarak görevlendirildi.

scvfbg
Emin Halife Fahime, Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından (2 Şubat 2001) (Getty)

Genç çalışan açısından bu görev, Akdeniz’in ortasında rutin bir havalimanı işi gibi görünüyordu. Ancak söz konusu görev, dönemin Libya rejimi ile ABD ve Batılı müttefikleri arasında Akdeniz’in iki yakasında yürütülen yoğun istihbarat mücadelesiyle kesişti.

gtrbgtn
İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde bombalı saldırıya uğrayan ABD uçağının ardından oluşan yıkımdan bir görüntü (Arşiv – Şarku’l Avsat)

Fahime o sırada, bu Akdeniz havalimanında kargo belgelerine attığı imzaların ve vardiya çizelgelerinin, yıllar sonra Washington ve Londra’daki üst düzey soruşturmacılar tarafından hazırlanan uluslararası iddianamenin temel unsurlarına dönüşeceğini bilmiyordu.

Uçağın düşürüldüğü gece ve başlayan uluslararası fırtına

21 Aralık 1988’de Pan Am’a ait Boeing 747 tipi 103 sefer sayılı uçak, Frankfurt’tan New York’a giderken İskoçya’nın Lockerbie kasabası üzerinde infilak etti. Saldırıda 270 kişi hayatını kaybetti.

dfvfdbf
Uçağın İskoçya’nın Lockerbie kasabasına düşmesinin ardından çekilen görüntü (AFP)

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ile İskoç polisinin üç yıl süren kapsamlı ortak soruşturmasının ardından, Kasım 1991’de iki Libyalı resmen suçlandı: Abdülbasit el-Makrahi ve Emin Halife Fahime.

Dönemin Batılı soruşturmacıları, Fahime’nin Malta Havalimanı’ndaki görevinden ve bağlantılarından yararlanarak, içinde kayıt cihazına gizlenmiş zaman ayarlı bomba bulunan kahverengi bir Samsonite valizin geçirilmesini kolaylaştırdığını ileri sürdü. İddiaya göre bomba, Libya Havayolları’na ait bir uçakla Malta’dan Frankfurt’a, oradan da facianın yaşandığı Pan Am uçağına ulaştırılmıştı.

Tarihi teslim ve tarafsız ülkede yargılama

Trablus başlangıçta vatandaşlarını teslim etmeyi reddetti. Bunun sonucunda Libya, 1992’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından uygulamaya konulan ağır uluslararası yaptırımlar ve hava ile ekonomik ambargo altına girdi.

sdvedfv
Lockerbie saldırısının sanığı Emin Halife Fahime (ortada), Lockerbie saldırısı davasında beraat etmesinden bir gün sonra, 1 Şubat 2001’de Libya’nın başkenti Trablus’a gelişinde kendisini kahraman gibi karşılayan kalabalığa el sallıyor (Getty)

Libya, yaklaşık on yıl boyunca ağır bir izolasyon ve ekonomik felç yaşadı. Ancak Arap ve Afrika ülkelerinin yürüttüğü yoğun diplomatik çabalar sonucunda hukuki ve tarihi açıdan benzersiz bir uzlaşma formülü ortaya çıktı.

Bu kapsamda Libya, 1999 yılında iki sanığı, İskoçya’ya bağlı özel bir mahkemede yargılanmak üzere teslim etmeyi kabul etti. Duruşmalar, Hollanda’da Utrecht yakınlarında bulunan eski bir ABD askeri üssü olan Camp Zeist’te, tarafsız topraklarda ve İskoç ceza hukuku çerçevesinde gerçekleştirildi.

“Camp Zeist” şoku: Tarihi beraat ve dönüş

31 Ocak 2001’de dünya, milyonlarca insanın beklediği kararın açıklanmasını nefesini tutarak izledi. İskoç yargıçlar, Fahime’nin suçlandığı tüm suçlardan kesin olarak beraat etmesine karar verirken, ortağı Abdülbasit el-Makrahi’yi ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme ayrıca Fahime’nin kurşun geçirmez cam bölmenin arkasından derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

fdv
Uçağın bombalanması davasının başlıca sanığı, Libya vatandaşı Abdülbasit el-Makrahi (Arşiv – AFP)

Yargıçlar, Fahime’nin beraat kararını delillerin yetersizliğine ve tanık anlatımlarındaki önemli boşluklara dayandırdı. Özellikle Maltalı giyim tüccarı Tony Gauci’nin ifadelerinde ciddi çelişkiler bulunduğuna dikkat çekildi. Savunma ayrıca, bombalı valizin gönderildiği sırada Fahime’nin Malta’da bulunmadığını, iş seyahati nedeniyle İsveç’te olduğunu ortaya koydu.

Son nefesine kadar gönüllü inziva

Beraatinin ardından doğrudan Libya’ya dönen Fahime, Trablus’ta hem resmi makamlar hem de halk tarafından kahraman gibi karşılandı. Libya’daki çevreler açısından o, Batı’daki bir mahkemenin bizzat verdiği kararla Libya devletine yöneltilen Amerikan anlatısının bütünüyle sorgulanabileceğini gösteren canlı bir kanıt olarak görülüyordu.

sddfvf
Emin Halife Fahime (ortada), Libya’nın Trablus kentindeki Suk el-Cuma Camii’nde cuma namazının ardından cemaatle selamlaşıyor (2 Şubat 2001) (Getty)

Ancak yıllarca süren korku, belirsizlik ve tutukluluğun yorduğu Fahime, kesin biçimde kamuoyundan ve siyasetten uzaklaşmayı tercih etti. Hayatının geri kalanını Trablus’ta ailesinin yanında sıradan bir vatandaş olarak geçirdi ve o dönemin sırlarını anlatabilecek röportajlar vermeyi reddetti.

Ölümünün açıklanması ve resmi olarak taziye mesajlarının yayımlanmasıyla Fahime, Libya ile Batı arasındaki sancılı mücadelenin bir bölümünü de beraberinde götürdü.


Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
TT

Suudi Arabistan, SDG’nin Suriye askeri kurumlarına entegrasyonunu memnuniyetle karşıladı

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, Başkanlık Sarayı'nda Mazlum Abdi ile görüşmesi sırasında (AP).

Suudi Arabistan, Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Suriye Arap Cumhuriyeti'nin askeri kurumlarına entegre edilmesini memnuniyetle karşıladığını ve bu adımın Suriye'de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağını açıkladı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı tarafından bügün(Çarşamba) yapılan açıklamada, Krallığın, "Suriye hükümetinin Suriye halkının birlik ve kalkınma yolculuğunu sürdürme yönündeki beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla attığı adımlara desteğini yinelediği" belirtildi. Açıklamada ayrıca Suriye ve halkı için güvenlik, barış ve refah temennisinde bulunuldu.

SDG lideri Mazlum Abdi, salı günü yaptığı açıklamada, SDG ile Kürtlerin öncülüğündeki Özerk Yönetim ve buna bağlı askeri ve sivil oluşumların feshedildiğini ve Suriye devletinin kurumlarına entegre edileceğini duyurmuştu. Abdi'nin açıklaması, Şam'da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından gelmişti.

Söz konusu açıklama, Suriye makamları ile Kürtler arasında aylar süren müzakerelerin ardından geldi. Müzakerelerin yanı sıra taraflar arasında askeri çatışmalar da yaşanmıştı. Daha sonra varılan anlaşmayla, Özerk Yönetim'in kurumları ile SDG güçlerinin kademeli olarak Suriye devletinin kurumlarına entegre edilmesi kararlaştırılmıştı.

 


Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
TT

Suriye'nin eski Devlet Başkanı Haddam: Suriye'nin 12 milyar dolarlık rezervi Hafız Esad'ın adına kayıtlıydı

Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)
Hafız Esad, 1999'da Moskova ziyareti sırasında (AFP)

Suriye'nin eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdülhalim Haddam'ın anılarında para ve iktidar ilişkilerine ilişkin en dikkat çekici anlatımlardan biri, dönemin Suriye devlet rezervinin, kitapta yer alan bilgilere göre 12 milyar dolar tutarında olmasına rağmen devlet kurumlarının adına değil, eski Devlet Başkanı Hafız Esad'ın şahsi adına kayıtlı olduğu yönünde.

Haddam'ın kaleme aldığı, Al Majalla (Mecelle) Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan ve Suudi Araştırma ve Medya Grubu'na (SRMG) bağlı Raf Yayınevi tarafından eylül ayı başında yayımlanacak anılarında şu ifadeler yer alıyor:

“Hiç kimsenin, bu büyüklükteki bir meblağın devlet başkanının şahsi adına yatırılmasını düşünmesi mümkün değildi. Bu, onun değil, Suriye devletinin parasıydı.”

Haddam'ın anlatımına göre mesele bununla sınırlı kalmadı ve yurtdışında Esad'ın adına açılmış hesaptan bir miktar paranın çekildiğini bildiren belgenin cumhurbaşkanına ulaşmasıyla bir iç krize dönüştü.

grthyju
Kitabın kapağı

Hafız Esad duruma şaşırarak bankadan para transfer talimatının kendisine gönderilmesini istedi. Birkaç gün sonra talimatın bir kopyası ulaştı. İmzanın incelenmesi üzerine belgenin sahte olduğu ortaya çıktı. Bankaya, 65 milyon doların hangi hesaba aktarıldığı sorulduğunda, paranın dönemin Başbakanı Mahmud Zubi'ye ait bir hesaba gönderildiği belirlendi.

Haddam, Hafız Esad'ın öfkelendiğini ve güvenlik teşkilatlarından birinin başkanından Zubi'yi çağırmasını ve parayı geri vermemesi halinde idam edileceği konusunda kendisini uyarmasını istediğini anlatıyor. Para da bunun üzerine bankaya geri yatırıldı.

Anılarda bu olay, Zubi'nin siyasi kariyeri ve görev süresiyle bağlantılı olarak ele alınıyor. Zubi, Kasım 1987'den Mart 2000'e kadar başbakanlık görevinde kalmış ve 1918'de kurulan Suriye devletinden bu yana en uzun süre görev yapan başbakan olmuştu.

cs
Hafız Esad ve yanında merhum Başbakan Mahmud Zubi (AFP)

Haddam, Zubi hakkında sert bir portre çizerek onun sadece yolsuzluğun kolaylaştırılmasına değil, bizzat uygulanmasına da sürüklendiğini belirtiyor. Zubi'nin, güven ilişkilerini Basil Esad ve Muhammed Mahluf'un çevresine kadar genişlettiğini anlatan Haddam, kendisinin ise 1989'dan itibaren Hafız Esad'ın önünde yolsuzluk dosyalarını gündeme getirdiğini söylüyor. Ancak Esad'ın buna, “Bu bilgileri nereden getiriyorsun? Gerçek, söylediğinden farklı” şeklinde yanıt verdiğini aktarıyor.

Haddam, Zubi'nin sonunu da içeriden anlatıyor. Mayıs 2000'in ortalarında, ölüm belirtilerinin belirginleştiği Hafız Esad, iktidardaki Baas Partisi liderliğinin bazı üyelerini evine çağırdı ve onlara, “Mahmud Zubi bana ihanet etti. Onu soruşturun ve hesap sorun” dedi. Ancak suçlamanın ne olduğunu açıklamadı.

Zubi partiden ihraç edildi ve hakkında soruşturma açılmasına karar verildi. Karar kendisine bildirildiğinde, “Ben ne yaptım?” diye tekrarlamaya başladı. Ardından Haddam'a, “Beni soruşturmaya çağırırlarsa intihar ederim” dedi.

24 Mayıs 2000'de Şam Emniyet Müdürü, iki subayla birlikte Zubi'yi soruşturmaya götürmek üzere evine geldi. Zubi, evinin ikinci katına çıktı ve başına ateş ederek intihar etti.

Haddam, sahtecilik olayı ve devlet rezervine ilişkin bilgiyi intiharın ardından “kısa süre içinde” öğrendiğini yazıyor.

Anılarda Zubi dönemine ilişkin başka dosyalara da yer veriliyor. Bunların başında, 1990'ların başında Airbus uçaklarının satın alınmasına ilişkin sözleşme geliyor.

Haddam'ın aktardığına göre başbakanın başkanlığında bir komite kuruldu. Ancak Ulaştırma Bakanı, Fransız şirketiyle komisyon almak amacıyla temasa geçmesinin ardından komiteden çıkarıldı. Hükümet, belgelenmiş itirazlara rağmen sözleşmeyi onayladı. Bunun, Zubi'nin hükümet üyelerine cumhurbaşkanının sözleşmeye onay verdiği izlenimini vermesinin ardından gerçekleştiği belirtiliyor.

dbrfgb
Hafız Esad ve solunda Abdülhalim Haddam, 1999 (Getty)

Haddam, Zubi'nin intiharından birkaç gün sonra Başbakan Yardımcısı Selim Yasin ile Ulaştırma Bakanı Müfid Abdülkerim'in gözaltına alınmasını ise dikkat çekici bir çelişki olarak kaydediyor. Söz konusu iki isim, Airbus sözleşmesine itiraz etmişti. Haddam'a göre, haksız yere gözaltına alınan Yasin ve Abdülkerim, 15'er yıl hapis cezasına ve uçakların değerini aşan bir para cezasına çarptırıldı.

Haddam aynı bağlamda, dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin, cumhurbaşkanının onayıyla görevlendirdiği uzmanların hazırladığı bir ekonomik reform çalışmasından da söz ediyor. Üç milyon dolara mal olan çalışmayı, hükümet ve parti liderliği üyeleri arasında “kendisinden başka hiç kimsenin okumadığını” belirtiyor.

Söz konusu banka belgelerinin bağımsız olarak doğrulanması mümkün olmadı. Dolayısıyla olayla ilgili anlatım, sahibinin sorumluluğunda bulunuyor. Olayın ayrıntıları, Zubi'nin başbakanlığı dönemindeki gelişmeler ve bu döneme eşlik eden yolsuzluk dosyaları, kitabın “Mahmud Zubi'nin intiharı” başlıklı bölümünde yer alıyor.