Lübnan: Siyasi partiler Cumhurbaşkanı adayı için müzakerelere devam ediyor

Dürzi Demokratik Buluşma Bloğu anlaşma sağlanamadığı takdirde Azur’un adaylığını destekleyeceğini açıkladı

Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
TT

Lübnan: Siyasi partiler Cumhurbaşkanı adayı için müzakerelere devam ediyor

Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf
Cemayel’in Canbolat ile görüşmesine dair X uygulaması üzerinden yayınladığı fotoğraf

Lübnanlı muhalif güçler, (Maruni Hristiyan) Özgür Yurtsever Hareket (ÖYH) ve Teymur Velid Canbolat başkanlığındaki (Dürzi) Demokratik Buluşma Bloğunu da içeren müzakerelerde, Cihad Azur’un cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin ortak tutumda uzlaştı. Ortak tutum kararı, Meclis Başkanı Nebih Berri’nin başlattığı diyalog çağrısı konusunda çelişkilerin devam etmesine ve diyaloğun Lübnan Kuvvetleri Partisi, Ketaib ve Değişim Güçleri’ne mensup bazı milletvekilleri tarafından reddedilmesine rağmen alındı.

FOTO: Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai (Reuters)
Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai (Reuters)

Söz konusu tarafların Azur’un adaylığını destekleme yönündeki ortak kararı, Berri’nin ‘diyaloğun başlaması için tarih belirleyip bir süre beklemek’ şeklinde atacağı bir sonraki adımın başlangıcı olarak görülüyor. Ancak özellikle diyaloğu destekleyen Lübnan Katolik Doğu Kilisesi Maruni Patriği Beşara Butros er-Rai’nin tutumunun muhalefetten tamamen farklı olduğunu öne sürmek doğru değil. Maruni Piskoposlar Konseyi’nin aylık toplantısında yayınlanan bildiride, diyalog konusundan herhangi bir şekilde bahsedilmezken, yalnızca bir cumhurbaşkanı seçilmesi çağrısı yapıldı.

Lübnan cumhurbaşkanı adayı Cihad Azur (Reuters)
Lübnan cumhurbaşkanı adayı Cihad Azur (Reuters)

Şarku’l Avsat’a konuşan muhalefetteki kaynaklara göre Piskoposlar Konseyi’nin diyaloğa değinmemesi, ‘Rai’nin muhalefetten farklı duruşunun, kaçınılmaz olarak Bkerki ile Lübnan Kuvvetleri lideri Samir Caca arasında bir anlaşmazlığa yol açacağına’ dair bahse girenlerin yolunu tıkadı. Bu durum, Canbolat’ın da katılımıyla Demokratik Buluşma ile yaptıkları toplantıda Ketaib ve Lübnan Kuvvetleri temsilcileri tarafından dile getirilen memnuniyet durumu oluşturdu.

Ketaib Partisi Genel Başkanı Sami Cemayel ile Teymur Canbolat arasında başlayan ve daha sonra Lübnan Kuvvetleri Partisi, Yenilenme Bloğu ve Değişim Bloğu temsilcisinin katıldığı genişletilmiş bir toplantıya dönüşen toplantı, ‘Demokratik Buluşma tarafından desteklenmesi ve cumhurbaşkanlığı seçim oturumlarının ya da gerekli mevzuatla ilgili oturumların boykot edilmesine destek verilmesi’ nedeniyle Berri’nin diyalog çağrısını farklı bir açıdan ele aldı.

Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, diyalog çağrısında bulunduğu konuşmasında (Reuters)
Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri, diyalog çağrısında bulunduğu konuşmasında (Reuters)

Bu çerçevede Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre parlamento kaynakları, Teymur Canbolat’ın muhalif güçler ile Demokratik Buluşma arasında türünün ilk örneği olan toplantıya, ‘Eğer cumhurbaşkanını seçmek için bir oturuma çağrılırsak, Azur’u aday göstererek tavrımızı sürdüreceğiz’ ifadeleriyle başladığını belirtti.

Parlamento kaynaklarının belirttiğine göre Canbolat, “Hiçbir partiye meydan okumayan, Lübnanlıları bir araya getirme yeteneğine sahip bir cumhurbaşkanının seçilmesini gerektiren bir çözüme varılamadığı sürece adayımız Azur’dan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü hiçbir taraf, adayını liderliğe ulaştırabilecek durumda değil. Ulaştırsa bile dikey bölünme nedeniyle ülke işlerini yönetmekte zorluk yaşayacak” açıklamasında bulundu.

Kaynaklar, Demokratik Buluşma’nın belirli bir siyasi gruba mensup bir başkan lehine tutumunu değiştirme niyetinde olmadığını vurgularken, toplantının Marada Hareketi lideri eski milletvekili Süleyman Franciyye’yi seçme konusundaki isteksizliğine atıfta bulundu ve “Diyaloğun başlaması için bir tarih belirlenirse bu tavrı sergileyeceğiz” dedi.

Havayı temizlemek

Kaynaklar, muhalefet ve Demokratik Buluşma’nın diyalog çağrısındaki tutarsızlıklara rağmen havanın temizlenmesine katkı sağladığına dikkat çekti. Kaynaklar ayrıca, oğul Canbolat’ın muhalefetin Berri’nin diyalog çağrısına daha az sert davranacağını umduğunu ve diyalogla ilgili bazı soruların açıklığa kavuşturulmasını herhangi bir şeyin engellemediğini söyledi. Parlamento kaynakları, bu soruların ise ‘Diyalogun sponsorluğunu kim üstleniyor ve oturumları ne kadar sürecek? Her taraf, kendi adayına sadık kaldığı sürece oturumları kısaltma imkânı var mı?’ olduğunu söylerken, “Bu durumda, rızaya dayalı bir başkan adayı üzerinde anlaşmaya varmadığımız sürece, birbirini takip eden seçim oturumlarında mevcut olacak tavırların kaydedilmesi yeterlidir” dedi.

Aynı kaynakların belirttiğine göre bazı milletvekilleri, diyalog için herhangi bir önkoşulun olmadığını söyledi. Milletvekilleri, “Biz de kendi açımızdan başkanlık seçeneklerimizi değiştirmeyeceğiz. Bu durum, Azur’un adaylığını destekleme konusundaki kesişmemizi açıklıyor” şeklinde konuştu. Milletvekilleri ayrıca, anayasanın ihlali olarak kabul edildiği ve gündeminin ‘Franciyye’nin nasıl cumhurbaşkanı olacağı’ ile sınırlanacağı için diyaloğun, cumhurbaşkanını seçmeye giriş noktası olmasını kabul etmediler.

Milletvekilleri, diyalog çağrısının siyasi ittifakın dışından bir cumhurbaşkanı arayışının arka planında gelip gelmediğini sorgularken, “Hizbullah bizimle yarı yolda buluşmaya hazır mı? Ya da Franciyye’yi seçmek için gereken sayıda milletvekilinin güvencesini almazsa seçimini kolaylaştırma niyetinde değil mi?” sorularını dile getirdi.

Söz konusu milletvekilleri, diyaloğun en fazla sayıda milletvekilini bir araya getirmeye dönüşmemesi için ikili diyaloğa itiraz etmezken, hiçbir ilerleme sağlanamayacağının bilincinde olduklarını da vurguladılar.

Bu nedenle milletvekillerinin söylediği gibi diyalog toplanırsa, Azur’un destekçileri ‘diyaloğa kimin katılmadığına bakmaksızın, pozisyonlarını değiştirmedikleri ve adaylarının, Franciyye karşısında avantaj elde edeceğine inandıkları sürece’ bu durum, pozisyon değişikliğine yol açmayacak.

Öte yandan aday olmamasına rağmen ordu komutanı General Joseph Avn’a verilen bölgesel ve uluslararası destek göz önüne alındığında, cumhurbaşkanlığı yarışını sadece Franciyye ve Azur ile sınırlamak doğru değil. Öyle ki Avn, geçtiğimiz günlerde Direnişe Sadakat bloğunun lideri Milletvekili Muhammed Raad ile görüşmede bulundu.

Toplantı, iki subayın ölümü dolayısıyla taziye amaçlı mı gerçekleşecek? Yoksa Milletvekili Cibran Basil’e, Franciyye’nin destekçilerinin arasına katılarak, Hizbullah ile arasındaki meseleyi çözmesi yönünde çağrıda bulunan bir mesaj iletmek için mi düzenleniyor? General Avn da Şii İkili ile ilişkilerinde olumlu bir normalleşme aşamasına girdi. Bu durum ise önceliği, onun cumhurbaşkanlığına ulaşmasını engellemek olan Basil’i endişelendiren bir mesele.

Kim, hangi adayı destekliyor?

Lübnan'da anayasaya göre cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, başbakan Sünni, meclis başkanı ise Şiilerden seçiliyor.

Ülkedeki üç büyük Hristiyan parti Lübnan Kuvvetleri Partisi, Özgür Yurtseverler Hareketi ve Ketaib Partisi, cumhurbaşkanı seçiminde Azur'u destekleyeceklerini açıkladı.

Hristiyan partilerin yanı sıra Sünni ve muhalif bağımsız bazı milletvekilleri ile Dürzi İlerlemeci Sosyalist Partisi de Azur'u destekleyen cephede yer alıyor.

Şii blokun iki önemli partisi, İran destekli Hizbullah ve seküler Emel Hareketi ile onların diğer müttefikleri ise Franciyye'yi aday gösterdi.

128 sandalyeli Lübnan Meclisinde seçim oturumunun yapılabilmesi için 3'te 2 oranında yani en az 86 milletvekilinin hazır bulunması gerekiyor. Bir adayın seçimi kazanması içinse salt çoğunluğu sağlaması gerekli.

Azur'un adaylığına karşı çıkan Hizbullah ve müttefikleri, Mecliste seçim oturumu için aranan toplantı yeter sayısını bloke edebilecek milletvekiline sahip.

Hizbullah: Çatışmacı ve meydan okuyucu aday istemiyor

Seçimde tek adaylarının Franciyye olduğunu ilan eden Hizbullah ve Emel Hareketi, başka bir aday çıkarmayı düşünmediklerini ve adaylarını da çekmeyeceklerini sıklıkla dile getiriyor.

Silahlı milisleri bulunan ve son olarak 21 Mayıs'ta Lübnan'ın güney bölgesinde askeri tatbikat düzenleyen Hizbullah, müstakbel cumhurbaşkanının kendileri ile çatışmama şartı koşuyor.

Hizbullah'a göre Hristiyan partilerin aday gösterdiği Azur çatışmacı bir aday. Azur, Hizbullah ile 2008'de ciddi çekişme içine giren dönemin Başbakanı Fuad Sinyora'nın kabinesinde yer alan bir isim.

O dönem Hizbullah ve hükümet arasında güç paylaşımı nedeniyle kısa süreli çatışma yaşanmış, Hizbullah Beyrut'un bazı bölgelerini silahla ele geçirmişti. Bunun ardından Sinyora görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Paris, Riyad ve Washington'un yaklaşımı

Lübnan'daki cumhurbaşkanı seçimine ilişkin şubat ayında Paris'te ABD, Fransa, Suudi Arabistan, Katar ve Mısır'ın katılımıyla bir toplantı gerçekleştirilmişti.

Taraflar arasında herhangi bir uzlaşıya varılmadığı için toplantının ardından ortak açıklama yapılmamıştı.

Fransa, Suudi Arabistan ve ABD'den de herhangi bir adaya henüz doğrudan veya dolaylı destek açıklaması gelmedi.

Şii partilerin desteğini alan Franciyye, 1-2 Nisan'da Paris'te Fransa Cumhurbaşkanı Emmannuel Macron'un Kuzey Afrika ve Orta Doğu Danışmanı Patrick Dorell ile görüşmüştü.

Arap ve Lübnan basınında yer alan haberlerde, Fransız yetkilinin görüşmede Franciyye'nin adaylığını desteklemek için bazı taahhütler istediği ileri sürülmüştü.

Ancak Fransa Dışişleri Bakanı Catherine Colonna, 8 Haziran'da Lübnan Dışişleri Bakanı Abdallah Buhabib ile Riyad'da yaptığı görüşmede, cumhurbaşkanı seçiminde Paris'in desteklediği bir aday bulunmadığını açık bir şekilde belirtti.

Bununla birlikte Lübnan'ın bir an önce bu krizi aşmasını önemsediklerini kaydeden Colonna, Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un, eski Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian'u Lübnan'a "cumhurbaşkanlığı seçimleri" için özel elçi olarak atadığını aktardı.

Fransa gibi Suudi Arabistan da Lübnan'daki seçim maratonunda herhangi bir adaya açık bir şekilde desteklediklerini ilan etmedi.

Cumhurbaşkanı adayı Franciyye, 18 Nisan'da yaptığı açıklamada, adaylığına yönelik Suudi Arabistan ve müttefiklerinden itiraz gelmediğini belirtse de kendisine destek niteliğinde bir açıklama da yapılmadı.

ABD Dışişleri Bakanlığı Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Barbara Leaf, 25 Mart'taki Beyrut ziyaretinde, Lübnan'da müstakbel cumhurbaşkanının kim olacağı hususunda görüş belirtmek istemediğini ancak ABD'nin Lübnanlıların seçeceği herhangi birini memnuniyetle karşılayacağını söylemişti.

Leaf, 31 Mayıs'ta yaptığı açıklamada ise Lübnan'da cumhurbaşkanının seçilmemesi ve Mecliste oturumun yapılmasının engellenmesi halinde ülkesinin bazı Lübnanlı siyasetçilere yaptırımlar getireceği tehdidinde bulunmuştu.

Eski Bakan ve finans uzmanı Azur

Mecliste yapılacak seçimin başlıca adaylarından Cihad Azur, Lübnan'ın kıyı kenti Biblos'ta 1966'da doğdu.

Azur, ekonomi alanında önce Lübnan'da, ardından Fransa ve ABD'de eğitim aldı.

Tamamen finans ve siyaset ekonomisi alanında kariyer yapan Azur, Başbakan Sinyora hükümetinde 2000-2004 yıllarında finans danışmanı, 2005-2008'de de Maliye Bakanı görevinde bulundu.

Hükümetteki görevinden sonra çeşitli uluslararası finans şirketlerinde yönetici pozisyonunda görevler alan Azur, 2017'den beri Uluslararası Para Fonu (IMF) Orta Doğu ve Orta Asya Direktörü olarak çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Adayı Azur, 10 Haziran'da Lübnan diasporası için düzenlenen bir programda yaptığı açıklamada, ekonomik krizdeki Lübnan'a yabancı yatırımcı çekmek için finans uzmanlığı ve bağlantılarıyla ülkeye yardımda bulunabileceğini söylemişti.

Azur, Hizbullah'ın ve diğer partilerin kendisi hakkındaki "çatışması aday" ifadelerine karşılık 12 Haziran'da yaptığı açıklamada ise, "Adaylığım ile kimseye meydan okumuyorum. Aksine cepheleri kaldırıp birleştirici olmaya çalışacağım." ifadelerini kullanmıştı.

Suriye ve İran'a yakın Franciyye

Seçimin öne çıkan diğer adayı Süleyman Franciyye, Lübnan'da 1970-1976 yıllarında cumhurbaşkanlığı yapan dedesinin ismini taşıyor.

Hizbullah ve müttefiklerinin desteklediği Franciyye, ülkenin kuzeyindeki Zgarta bölgesinde 1965'te doğdu.

Babası Tony Franciyye, Lübnan iç savaşında Şam'a yakın bir politika izleyerek Marada Tugaylarını kurdu. Tony Franciyye 1978'de Hristiyan Ketaib milisleri tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Süleyman Franciyye'e Şam'a taşındı.

Franciyye, 1982'den 1991'ye kadar Marada milislerin komutanı olarak görev yaptı.

Şam'daki Esed ailesiyle bu vesileyle ilişkilerini geliştiren Franciyye, Suriye'ye ve dolayısıyla İran'a yakın bir isim olarak biliniyor.

Cumhurbaşkanı adaylığını ilan etmesinden sonra Franciyye, birkaç defa ülkenin önemli sorunları arasında yer alan Suriyeli mültecilerin ülkelerine gönderilmesi hususunda elini taşın altına koyabilecek bir isim olduğunu, bunu da Şam'la iyi ilişkileri sayesinde yapabileceğini belirtmişti.



Somaliland, bölgesel muhalefete rağmen İsrail'e askerî üs seçeneğini gündeme getirdi

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Başbakanı ile yaptığı görüşmede. ("X" platformu)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Başbakanı ile yaptığı görüşmede. ("X" platformu)
TT

Somaliland, bölgesel muhalefete rağmen İsrail'e askerî üs seçeneğini gündeme getirdi

Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Başbakanı ile yaptığı görüşmede. ("X" platformu)
Somaliland Cumhurbaşkanı, İsrail Başbakanı ile yaptığı görüşmede. ("X" platformu)

Ayrılıkçı Somaliland Bölgesi Başkanı Abdurrahman Muhammed Abdullah (İrro), bölgede bir İsrail askerî üssü kurulması ihtimalinden söz etti. Bu açıklama, İsrail'in Afrika Boynuzu'ndaki nüfuzunu artırmasına yönelik Arap ülkeleri ve bölge devletlerinin artan tepkileri sürerken geldi. Uzmanlar ve analistler, söz konusu adımın doğrudan bir çatışma ihtimali düşük olsa da gerilimleri artırabileceği ve stratejik öneme sahip bölgenin nüfuz mücadelesi salanına dönüşebileceği uyarısında bulundu.

İsrail, 1991 yılından bu yana Somali Federal Hükümeti'nden fiilen ayrı yönetilen Somaliland ile ilişkilerini derinleştirdi. İsrail'in geçen yılın aralık ayında Somaliland'ı tanımasının ardından taraflar karşılıklı büyükelçi atadı. Son olarak Somaliland Başkanı İrro'nun birkaç gün önce İsrail'i ziyaret etmesi ve Doğu Kudüs'te bir büyükelçilik açılması, ilişkilerdeki yakınlaşmanın yeni aşamaları olarak değerlendirildi.

İrro, İsrail'de bulunduğu sırada çarşamba günü İsrail televizyon kanalı i24NEWS'e verdiği röportajda, "Gelecekte Somaliland'da bir İsrail askerî üssünün bulunması ihtimalini dışlayamam" dedi. Böyle bir gelişmenin "yakın zamanda gerçekleşebileceğini" de ifade etti.

Kızıldeniz'de Husilerden kaynaklanan tehditlerle mücadelede Somaliland'ın rol oynayıp oynayamayacağı sorusuna ise İrro, sahil güvenlik güçlerinin kapasitesini artırmak amacıyla uluslararası destek arayışında oldukları cevabını verdi.

Çelişkili açıklamalar

İrro'nun açıklamaları, Somaliland Savunma Bakanı Muhammed Yusuf Ali'nin Reuters'a yaptığı değerlendirmelerle dikkat çekici biçimde çelişiyor. Ali, çarşamba günü İsrail'den yaptığı açıklamada, "Bölgede herhangi bir İsrail askerî varlığı bulunmuyor ve İsrail üssü kurulmasına ilişkin herhangi bir görüşme de yürütülmüyor" diyerek, bu yöndeki iddiaları "söylenti" olarak nitelendirdi.

Bölge başkanı ile savunma bakanının çelişkili açıklamaları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın aynı gün yaptığı açıklamayla eş zamanlı geldi. Katz, ofisinden yayımlanan açıklamada, İsrail'in yıllardır Somaliland ile bir dizi "gizli faaliyet" yürüttüğünü söyledi. Açıklama, ayrılıkçı bölge lideri İrro ile yaptığı görüşme sonrasında yapıldı.

Öte yandan emekli İsrailli Tuğgeneral Amir Avivi de geçen mayıs ayında İsrail Savunma ve Güvenlik Forumu'nda yaptığı konuşmada, "İsrail Somaliland'da kapasite inşa ediyor... Şu anda orada bir üssümüz var" ifadelerini kullanmıştı.

Somaliland bölgesi başkanı, İsrail Cumhurbaşkanı ile düzenlediği basın toplantısında (bölge başkanının "X" hesabı)Somaliland bölgesi başkanı, İsrail Cumhurbaşkanı ile düzenlediği basın toplantısında (bölge başkanının "X" hesabı)

Gerilimin artabileceği uyarısı

Somalili siyaset analisti Abdul Kamil Abşer, İsrail askerî üssü fikrinin hayata geçirilmesi halinde bunun bölgesel gerilimleri artırabileceğini söyledi. Abşer'e göre bunun nedeni, üssün askerî kapasitesinden çok, farklı aktörler tarafından İsrail ile rakipleri arasındaki daha geniş çaplı mücadelenin bir parçası olarak algılanacak olması.

Abşer, böyle bir gelişmenin bölgesel güçler arasındaki rekabeti artırabileceğini, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki askerî ve istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırabileceğini belirtti. Ayrıca bölgenin, bir yanda İsrail diğer yanda İran ve müttefikleri arasındaki nüfuz mücadelesinde daha stratejik bir konuma gelebileceğini ifade etti. Bunun da Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nin daha fazla askerîleştirilmesine, limanlar, deniz ticaret yolları ve altyapı tesisleri açısından ilave güvenlik riskleri doğmasına yol açabileceğini söyledi.

Bir diğer Somalili siyaset analisti Abdülveli Cama Beri ise olası üssün ikili ilişkilerin ötesinde güvenlik ve jeopolitik sonuçlar doğuracağını ifade etti. Beri, Afrika Boynuzu'nun Babülmendeb Boğazı, Kızıldeniz ve küresel ticaret yollarına hâkim konumu nedeniyle dünyanın en hassas stratejik bölgelerinden biri olduğuna dikkat çekti.

Beri, böyle bir üssün İsrail'e dünyanın en önemli deniz geçitlerinden biri olan Babülmendeb'e yakın bir askerî varlık kazandıracağını, bunun da Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki güvenlik tehditlerini artırabileceğini söyledi. Ayrıca bölgede ABD, Çin ve Türkiye gibi aktörlerin zaten etkin olduğu düşünüldüğünde, uluslararası rekabetin daha da yoğunlaşabileceğini ifade etti. Ancak mevcut koşullarda doğrudan bir çatışma beklemediğini ifade etti.

Arap dünyasından tepki

İsrail'in Somaliland'ı tanımasından bu yana Somali'nin yanı sıra Arap ve İslam ülkelerinden de güçlü tepkiler geldi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Arap Birliği geçen mayıs ayında yaptığı açıklamada, Afrika Boynuzu'ndaki gerilim alanlarının derinleşebileceği uyarısında bulundu. Birlik ayrıca birkaç gün önce uluslararası topluma çağrıda bulunarak, Somaliland'ın İsrail ile attığı adımların durdurulması için sorumluluk üstlenmesini istedi.

Daha önce 14 Arap ve İslam ülkesinin dışişleri bakanları ile Filistin Ulusal Yönetimi de ortak bir bildiri yayımlayarak ayrılıkçı bölgenin Kudüs'te "büyükelçilik" açmasını kınamıştı.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ise birkaç gün önce verdiği televizyon röportajında, İsrail'in geçmişte Mogadişu ile diplomatik ilişki kurmak için birçok girişimde bulunduğunu ancak bunların her seferinde dinî ve insani gerekçelerle reddedildiğini söyledi. Mahmud, İsrail'in Somaliland ile geliştirdiği ilişkileri "Somali'deki iç bölünmelerden yararlanmayı ve bölgeyi jeopolitik çatışmalara sürüklemeyi amaçlayan bir tuzak" olarak nitelendirdi.

Somali ve Arap ülkelerinin tutumunu değerlendiren Beri, İsrail'e ait bir askerî üs kurulması yönündeki girişimlerin Somali Federal Hükümeti ile Somaliland arasındaki ayrılığı daha da derinleştireceğini belirtti. Somali yönetiminin, Somaliland'ın yabancı ülkelerle yapacağı herhangi bir askerî anlaşmayı devlet egemenliğinin ihlali olarak göreceğini ifade eden Beri, bunun taraflar arasında olası diyalog süreçlerini de zorlaştıracağını söyledi. Ayrıca özellikle İsrail'e ait bir yabancı askerî varlığın, bölgeyi radikal örgütlerin veya karşıt bölgesel aktörlerin hedefi hâline getirebileceği uyarısında bulundu.


İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında 16 kişi öldü

İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 17 Haziran 2026 (EPA)
İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 17 Haziran 2026 (EPA)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında 16 kişi öldü

İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 17 Haziran 2026 (EPA)
İsrail'in güney Lübnan'a düzenlediği hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 17 Haziran 2026 (EPA)

İsrail ordusu, bugün yaptığı açıklamada, gece boyunca hava saldırıları düzenlediğini ve Güney Lübnan'ın çeşitli bölgelerinde Hizbullah mensupları ile örgüte ait altyapı unsurlarını hedef almaya devam ettiğini bildirdi.

Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre Ordu, saldırıların, İran destekli Hizbullah'ın ateşkes anlaşmasını defalarca ihlal etmesine karşılık olarak gerçekleştirildiğini belirtti.

Lübnan'ın resmi haber ajansı (NNA) ise dün gece düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 16 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Söz konusu saldırılar, bölgede çatışmaların yeniden tarttığı bir dönemde gerçekleşti.

Saldırılar, İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasında devam eden savaşın nihai çözümüne yönelik İsviçre'de yapılması planlanan görüşmelerin ertelendiği bir dönemde meydana geldi.

İsrail'in Güney Lübnan'daki varlığı ve Hizbullah'a yönelik süren operasyonları, söz konusu müzakerelerde ele alınan başlıca konular arasında yer alıyor.

Görüşmelerin ertelenmesi, İran'a yakın medya kuruluşlarının Tahran yönetiminin, İsrail'in Lübnan'da sürdürdüğü askeri operasyonlar nedeniyle İsviçre'ye göndermeyi planladığı heyetin ziyaretini ertelediğini bildirmesinin ardından geldi.


BM yetkilisi Gazze Şeridi sakinlerine "onurlarının" iade edilmesi çağrısında bulundu

Gazze şehrinde çadırının içinde yerinden edilmiş bir Filistinli, (Reuters)
Gazze şehrinde çadırının içinde yerinden edilmiş bir Filistinli, (Reuters)
TT

BM yetkilisi Gazze Şeridi sakinlerine "onurlarının" iade edilmesi çağrısında bulundu

Gazze şehrinde çadırının içinde yerinden edilmiş bir Filistinli, (Reuters)
Gazze şehrinde çadırının içinde yerinden edilmiş bir Filistinli, (Reuters)

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) yetkilisi dün yaptığı açıklamada, Gazze’deki insanların yalnızca hayatta kalmakla yetinmek zorunda bırakılmaması, “onurlarını yeniden kazanmaları” gerektiğini söyledi. Yetkili, İsrail’in insani yardım dağıtımını engellemesini de eleştirdi.

BM Güvenlik Konseyi’nde konuşan Tom Fletcher, 10 Ekim’de İsrail ile Hamas arasında yürürlüğe giren ateşkesin ardından Gazze’ye yönelik yardım akışında bir miktar iyileşme sağlandığını ve bölgeye günlük ortalama 100 yardım tırının giriş yaptığını belirtti.

Fletcher, bu gelişmeleri “kırılgan kazanımlar” olarak nitelendirerek, bunların Filistinlilerin ihtiyaç duyduğu ve uluslararası hukukun gerektirdiği asgari düzey olduğunu vurguladı.

Fletcher, “Hedefimizin ve irademizin, yalnızca çocukların hayatta kalmalarını sağlayacak kadar kalori alabildiği, aynı zamanda sürekli bombardımandan kaçındığı, açlık, fare ısırıkları, yerinden edilme ve eğitimden mahrumiyetle karşı karşıya olduğu bir dünya olması kabul edilemez” dedi.

BM yetkilisi, “Silahların susması yeterli değildir, onuru yeniden tesis etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Fletcher ayrıca Gazze’ye açılan bütün sınır kapılarının açılması ve tıbbi malzeme ile yakıt gibi ürünlerin girişine yönelik İsrail kısıtlamalarının derhal kaldırılması çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Oxfam Küresel İnsani Politika Sorumlusu Bushra Khalidi de Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada üye ülkelere “hızlı, cesur ve insani” hareket etme çağrısı yaptı.